PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gerici ve işbirlikçi


yurtsever
21.04.2006, 22:39
Eskiden, mürteci denilirdi; mürtecinin yaptığına ya da bağlandığı akıma da irtica. Bu ikincisi, resmi konuşma ve bildirilerde bugün de tercih edilen sözcük durumunda. Her ikisi de "geri dönme" anlamındaki rücu sözcüğünden türetilmiştir ve bizdeki ilk kullanılışlarının 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarına rastladığı söylenebilir.

İşbirlikçi ise daha çok ‘60'lı yıllardan bu yana dilimizde yaygınlık kazanmış bir sözcük. O anlamında sözü edilen, herhangi bir işbirliği değildir; özellikle ya da sadece emperyalizm ile işbirliği içinde olanlar kastedilmektedir.
Başlığa çıkardığımız bu iki sözcüğü bugün neredeyse birbirinin yerine kullanmakta, çoğu durumda, önemli bir sakınca kalmamış görünüyor. Bunun tarihsel kökenleri de var elbette. Çok eskiye gitmeden, ilk sosyalist ülkeyi güneyinden bir "yeşil kuşak" ile kuşatmayı gözeten emperyalist projeyi ve o doğrultudaki gelişmeleri hatırlatmakla yetinebiliriz. Buradaki kuşağın rengi, ağırlıklı olarak Hıristiyan nüfusa sahip emperyalist dünyanın sosyalizme saldırısını Müslüman nüfuslu ülkelerin gerici rejimlerini kullanarak destekleme planını anlatıyordu. Ayrıca, ülkemizdeki sosyalist hareketin daha önce görülmemiş bir kitlesellik ve yaygınlık kazandığı ‘60'lı yıllarda karşı karşıya kaldığı saldırıların, düzenin yasal kuruluşlarınca yapılanlar bir yana, bugünkü gericilerin izlerinden gittikleri o günün mürtecilerinden geldiğini, yaşı tutanlar yaşayarak öğrenmişlerdir, tutmayanlarsa okuyup dinleyerek… Sözgelimi, bunların ilk vahşi örneklerinden birinde,

16 Şubat 1969'da İstanbul'da yapılan gösteriye saldırarak iki devrimciyi katleden ve 200'ünün de yaralanmasına yol açan güruh, camilerde toplanmış ve tekbirlerle harekete geçmişti. Tarihimize "Kanlı Pazar" adıyla yazılmış bu olayda söz konusu olan gösteri ise, o sıralar ülkemiz limanlarını sık sık kirleten Amerikan 6. Filosu'nu protesto amacıyla yapılıyordu.

Şimdiyse, sosyalizmin çözülüşünden bu yana, emperyalizmin dizginlerinden boşanmış saldırganlığı, bölgemizin Müslüman halklarında geçmişte görülenlerden çok daha büyük bir nefrete yol açmış durumda. Baştan beri işbirlikçi olan Suud hanedanı ve birkaç şeyhlik dışında çok geniş kitleler doğrudan doğruya canlarına kasteden emperyalist saldırganlığa karşı direniyorlar. Dinin sömürülen ve ezilen yoksul insanların acılarını hafifletici bir uyuşturucu işlevi görebildiğini öğrenmiş olanlar açısından, böyle bir dönemde, herhangi bir kafa karışıklığına yer olmasa gerek.

Bununla birlikte, sosyalist mücadele tarihimizin öğrettiklerini hatırlayarak, iki noktada uyanık olmakta yarar var. Biri, "işbirlikçi" sözcüğünün hemen akla getirdiğini yukarıda belirttiğimiz emperyalist dünyada var olan farklı odakların bir "ehveni şer" yaklaşımını haklı çıkarmaması ile ilgili. Zaten, onlar da durumun anlaşılabilirliğini kolaylaştırıcı biçimde davranıyorlar; pazarlığı sıkı tutsalar bile, sonunda anlaşıp hep birlikte saldırıyorlar.

İkinci nokta ise şu: Eskiden beri işbirlikçilerin "bir avuç" olduğunu söylemek bir alışkanlıktı. Onların emekçi halkla karşılaştırıldığında sayıca pek az olduğunu anlatmak bakımından yanlış değil belki; ama, ülkemizde kapitalizmin ve onun egemen sınıflarının bir bütün olarak emperyalizm ile bütünleşme arayışı ve işbirliği içinde olduğunu, bu yüzden o bir avucun çok da az sayılamayacağını unutmamak koşuluyla.

Sözcük seçimindeki titizlikten vazgeçmemek için, gerektiğinde, dinci, ırkçı ve benzeri birtakım açıklayıcı sıfatlar eklenebilir kuşkusuz. Ancak, şu cümleyi yazıp söylemek, hiçbir karışıklığa yol açmıyor; tam tersine, büyük bir açıklık sağlıyor: Bütün işbirlikçiler gericidir; dolayısıyla, gericilikle mücadele işbirlikçiliği hedef almadıkça tutarlı ve başarılı olamaz.