PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Fadike'nin makaleleri


fadike
21.01.2008, 15:58
Türbansal Bölünme

AKP'nin çağdaşlaşmak, demokratikleşmek ve ülkeye refah getirmek gibi bir hedefi yoktur. Bunlar zaten İslam devletine giden yolda kullanılacak birer araçtır. Kendisinden önceki dinci partilerden farkı emperyalizmle dengesiz bir işbirliği içinde olması olan AKP'nin, amacı da zaten emperyalizm desteğiyle sömürüye açık bir İslam devleti kurmaktır.

Son seçimlerde aldığı %47'lik oy ile toplumun geri kalanını, anayasal kurumları, meclis içi-dışı, sendikal muhalefeti yok sayarak aldığı ya da dayattığı kararlar, yasalar ile parti, devlete egemen olmuştur. Demokratik bir seçimle işbaşına gelen AKP ne yazık ki, kendisine oy vermeyen çoğunluğu kendi ideolojisi ile zorla uzlaştırmaktadır; bunu yaparken de ayrıştırma, kamplaştırma araçlarını sakınmadan kullanmaktadır da.

Cumhurbaşkanını, meclis çoğunluğunun, hükümetin AKP'li olması, sermayenin ve devlet kadrolarının da dinci, tarikat-cemaat ekseninde şekillenmesi ile devlete laik Cumhuriyetçi rejimle kavgalı, toplumsal yaşamın ve devletin din kurallarınca şekillenmesini isteyen bir ideoloji egemen olmuştur.

Son “sivil anayasa” girişimi ile öncesinde yapılan yasalar, tasarılar, hukuk tanımazlık, laikliğin içini boşaltan, ulus devlet yapısını ve bağımsızlığı yok eden eylem ve söylemler de bu sayede kitabına uydurulacaktır. Devletin kimliği artık AKP'dir. Tıpkı suçlanan tek parti dönemi gibi.

Son dayatma ise zaten emperyalist Batı'nın dayatmalarıyla etnik ve bölgesel bir ayrışmanın eşiğinde olan ülkemiz bu kezde din, mezhep ve inanç eksenli bir kamplaşmanın, çatışmanın içine çekilmek istenmektedir. Savunulan ise son derece akıldan yoksundur: türbanın özgürlüğü kadının özgürlüğüdür, yaşama katılmasıdır.

Binlerce yıllık bir geçmişi olan, kadınlarımızın hiçbir dinsel ya da ideolojik yaklaşıma bürünmeden taktıkları tülbent ve başörtüsünden farklı bir üniforma biçiminde olan türban ısrarla türben ve başörtüsünün anlamında kullanılmaktadır. Burada yaratılan anlam karmaşası, bilgi kirliliği ile toplumun kafasının karıştırılmasıdır. Oysa türban, insanların saf ve temiz duygularını, inançlarını siyasete alet edip oy uğruna kullanan dinci, şekilci Müslüman politikacıların laik rejimi yıkmak için kullanageldikleri bir silahtır. Dahası Anadolu kültüründe ve Kuran'da sözlüklerde ne yazarsa yazsın yer almaz. Kuran'da yer alan cilbaptır; türban değil.

Tamamı ile kadını köleleştiren, yok sayan, çağdaş dünyanın dışına itip erkeklerin adeta malı yapan türban erkek egemenliğindeki İslamcılığın bir dayatmasıdır. 1500 yıllık İslam dininde ve 700 yıllık o medeniyet denilen Osmanlıda hatırlanmayan, dahası kullanılmayan kadının başını sımsıkı kapatan türban ne oldu da Cumhuriyetin son 25 yılı, üstelik İran İslam Devrimine paralel bir şekilde anımsandı?

Atatürk Devrimlerinin sayesindedir ki, bu topraklarda onlarca yüzyıl kadının adı hatırlanmıştır. Ne olduysa 1923 Anadolu Aydınlanması ile kadına ve tüm ulusa tanınan haklar sayesinde kadın denilen bir varlığın olduğu anımsandır. Bugün şapka devrimiyle, lakap ve unvanların kaldırılmasıyla, çağdaş giyinmenin teşvikiyle dalga geçen aydınımsı, satılmış yazar-çizer-gazeteciler çağdaş Türk kadınının yaşama katılmasını bu devrimlere, yazılı olmayan atılımlara borçludur.

Ancak ülkenin geleceğini şekillendiren altmış yıllık düzen partilerinin sonuncusu olan dinciliği sabit AKP iktidarının dediğimiz gibi çağdaşlaşmak, ilerlemek gibi hedefleri yoktur; geçmişi ve kimliği buna asla izin vermez.

AKP'nin artık gizli bir ajandası yoktur. Özellikle de %47 ile önündeki tüm engeller kalkmıştır, çünkü bunun adı demokrasidir. Üstelik güçler ayrılığı ilkesinin tüm tarafları da AKP kimliğini taşıdıktan sonra ne önemi var kendisine oy vermeyen ve muhalefet eden çoğunluğun? Başbakan Erdoğan'ın tüm siyasi geçmişi ve geleceği laik rejimin yıkılması ve emperyalizmin desteğinde bir İslam devleti kurulması üzerinde inşa edilmiştir. Geçmişte yaptığı açıklamaları anımsamak yeterli sadece.

Bugün ısrarla savunulan türban tam bir bölücü silahtır. Öncelikle üniversitelerde türbanın serbest bırakılması taşıdığı ideolojik anlamdan soyutlanmadan ardından da peçe, kara çarşaf, cübbe ve takkenin de üniversiteye girmeyeceği anlamına gelmez. Kaldı ki madem kılık kıyafet serbestliği var, mayo ile ya da diğer siyasi simgelerle de okula girilebilir. Mesela bölücü terör örgütünün simgesi, renkleri ve bayrağı ile, puşi ile, boynunda haç ile. Neden olmasın ki? Madem ki özgürlükler genişletilecek, bu sadece türbana tanınan bir özgürlük olmamalı, tüm inanç, ideolojileri de kapsamalıdır.

Türbanın demokrasiyle, kadının özgürleşmesiyle, yaşama katılmasıyla uzaktan yakından bir alakası yoktur. Eğer kadının bugün çağdaş yaşam içinde var olma mücadelesi sürüyorsa hala bunun suçunu çağdaşlaşmayla düşman dinci-sağcı partilerin uygulamalarında, dini kendi tekellerine almalarında aramak gerekmektedir. Kaldı ki, türbana özgürlük isteyen güruhlar nedense erkek egemen toplumu eleştirmezler, dinsel gericiliği, dinci-faşist yapılanmayı dile getirmezler ama laik Cumhuriyetçi yapımıza ki, bizi bir arada tutanda budur; saldırmayı kendilerine görev bilirler.

Türban bugünkü haliyle, arkasında bulunan kadını yok sayan erkek egemenliği ve dinsel gerici güçler ile bölücü, ayrıştırıcı ve kamplaştırıcı bir niteliktedir. Bu gerçeğin görülmesi ve bu gerçeklerden soyutlanması gerekmektedir; ama işbaşında dinsel gerici güçlerin ve emperyalizmin yerli şubesi bir iktidarın, ideolojinin olmadığı zaman ancak bu mümkün olabilir.

Türkü
21.01.2008, 16:11
Makalenizi dikkatle okudum.Gerçekten türbanlı türbansız,dinli,dinsiz ayrımına doğru hızla yol alıyoruz.Temas ettiğiniz noktalar ne yazık ki çok yerinde.Demokrasilerde sadece bir yönde özgürlük anlayışı olamaz.Tek partili bir dönem yaşıyoruz,kendileri yazıp kendileri oynuyorlar.Bu durumun sonunda iç savaş çıkarmı çok merak ediyorum.

alev_2005_2005
21.01.2008, 16:34
Demokratik bir seçimle işbaşına gelen AKP ne yazık ki, kendisine oy vermeyen çoğunluğu kendi ideolojisi ile zorla uzlaştırmaktadır; bunu yaparken de ayrıştırma, kamplaştırma araçlarını sakınmadan kullanmaktadır da.

İşte asıl tehlikede burada baş gösteriyor. Toplumu kamplaştırmak bireyleri oncu buncu şuncu şeklinde sınıflandırmak...
Ve toplumun bu gerçeğinin farkına varamaması... Vardığında ise yada varacak olduğunda ise derin yaralar alacak olduğunu görememesi...
Zor günler bizi bekliyor...

arascan
21.01.2008, 16:49
sayın fadike yazdığınız makale sadece fikir olarak değil, edebi olarak da
(''giriş_gelişme_sonuç'') cok iyi, elinize sağlık

fadike
21.01.2008, 17:14
Arascan, Türkü, alev_2005_2005 üçünüze de ayrı teşekkürler yazımı beğendiğiniz için.

Türbanın silah olarak kullanılması, hatta türban üzerinden dinsel rejimin içselleştirilmesi çabalarını görmemek için kör olmak gerek ya da satın alınmış.

fadike
21.01.2008, 17:16
AKP'nin ya da tek lider Erdoğan'ın topluma dayattığı anayasa ile topluma son günlerde kadını “insandan saymamakla” eşdeğer türban tartışmalarında takındığı üsluba bakılırsa yasama ve yürütmeyi tek elde toplayıp, partinin devlete egemen olmasının önünü açacağı gibi yargının denetiminden de uzaklaştırma amacındadır. Bu tutum ise rejimin hukuk devleti olma ilkesine de terstir.

Dinciliği sabit AKP'nin anayasa değişikliği ile asıl hedeflediği laik Cumhuriyet ile hesaplaşmaktır. Bu yolda ise önüne çıkabilecek tüm engelleri ki, başta anayasal kurumları, üniversiteler ve öğrencileri, sendikalar ve emekçiler ile solu, bağımsız yargıyı, meclis içi-dışı muhalefeti saf dışı etmek, işlevsizleştirmek, boyalı basın gibi uydulaştırmak amacındadır.

Özellikle de “hiçbir kimse veya kurumun kendisini yasama ve yğrğtmenin üstünde göremeyeceği vurgusu ve kanun biziz, kanun AKP'dir, zorluk çıkartan olursa kanun yaparız” türünden açıklamaları ise başbakanın topluma ve ülkenin geleceğine karşı sorumlu olan yasama ve yürütme erklerini sorumsuzlaştırmakta, denetim dışına çıkartma amacını ifşa etmektedir. Bilindiği gibi demokrasi güçler ayrılığına dayanır ve yasam ile yürütme, idare bağımsız yargının kararlarına uymak, aynı zamanda rejimi tehlikeye sokacak eylemlerden, belli ideolojik tutumlardan kaçınmalı, attığı her adımı anayasaya göre atmalıdır.

Ancak kendisini devlet sayan AKP ve padişahı Erdoğan yasama, yürütme ve bağımsız yargı erklerinin dengesini ortadan kaldırıp tek elde toplamak amacındadır; bunun adı diktatörlüktür, sivil darbedir. Hedef ise İslam devletinin kurulması.

AKP'nin, dinsel gerici güçlerin, egemenler ile emperyalist Batı'nın topluma dayattıkları anayasa değişikliği gerçek bir hukuk devletini, güçlü bir emekçi sınıfını, örgütlü sendikaları, kadın-erkek eşitliğini sağlayan, özgürlükçü, bütünleştirici, laik, bağımsızlıkçı ve bunları içeren devrimci demokrasiyi kapsamaktan uzaktır. Hatta saydıklarımız tüm özgürlükleri egemenlere tanıyan, hakları geriye götüren bir çalışmadır ki, şimdiden başlatılan hukuk tanımaz, insanlığa ters türban gerilimi içeriğini yansıtmıyor mu?

Her şeyden önce kadını yok sayan, akıl ve bilimi, laikliği reddeden bir ideolojinin anayasası egemenliği ve yönetimi insanın aklına değil gökyüzüne, tanrıya devrecektir. Çünkü bugün işbaşındaki AKP iktidarı kendisini adeta tanrının yeryüzündeki gölgesi sanmaktadır.

**Yorum**
23.01.2008, 13:33
Yüreğine sağlık Fadike.

Yazılarını takip ediyorum ve sürekli okuyorum. Devamını da sabırsızlıkla bekliyorum yolun bilim yolu olsun can.

Forum üyelerimizin makale yazmaya ilgi göstermesi çok güzel ve hoş bir durum, düşünen bir gençlik oluşturmak adına atılan bu olumlu adımları gönülden destekliyorum.

fadike
23.01.2008, 13:37
Yolumuz hem rıza yolu, hem de akıl ve bilim. Zaten akıl ve bilimi terk edenler değil midir ki, bana sayfalar dolusu bunca yazıyı yazdıran?

Anck akıl ve bilim ile laikliğin egemenliğinde sanılmasın ki, yazılarım duracak; aksine bu sefer akıl ve bilimi, laikliği nasıl daha da yüceltebilir, toplum olarak içselleştirebiliriz diye düşüneceğim.

Teşekkürler alideniz.

**Yorum**
23.01.2008, 13:40
Yolumuz hem rıza yolu, hem de akıl ve bilim. Zaten akıl ve bilimi terk edenler değil midir ki, bana sayfalar dolusu bunca yazıyı yazdıran?

Anck akıl ve bilim ile laikliğin egemenliğinde sanılmasın ki, yazılarım duracak; aksine bu sefer akıl ve bilimi, laikliği nasıl daha da yüceltebilir, toplum olarak içselleştirebiliriz diye düşüneceğim.

Teşekkürler alideniz.
Yolun açık olsun dost

fadike
24.01.2008, 00:45
“Ulus-devlet öldü”, “tek belirleyici piyasadır”, “bireysel özgürlükler” gibi sözleri söyleyen emperyalizmin ses yayarları özgürlük ve demokrasiyi, bağımsızlığı sadece kendilerine isteyen anamalcı düzenin savunuculuğunu yapan işbirlişçilerdir.

Oysa, dile getirdikleri sözler ne kadar cilalı ve cezbedici değil mi? “Bireysel özgürlükler, demokratik açılımlar”, “bölgesel özerklik”, “türbana özgürlük kadına özgürlüktür”, “azınlık hakları”... Peki, neden emperyalizm bütünsellikten değil de bölüntüden, en küçüğüne dek ayrımcılıktan yana ve nden çekirdek aileden yana?

Çünkü emperyalizmi, yenecek güç ulusal birlikten geçer. Türki, Kürdü, Lazı, Zazası, Çerkezi, Süryani ve Ermenisi; Sünnisi, Alevisi, dinsizi hep birlikte ancak örgütlenerek emperyalizmin iktisadi, siyasi, kültürel ve sosyal alanlarda bağımsızlığımız elimizden almasına; ulusal kaynaklarımızı denetleyip sömürerek bize ait olan her türlü zenginliğimizi çalmasına karşı koyabiliriz. Kitle halinde masaya yumruğumuzu koyup “biz meperyalizme karşıyız” dediğimiz anda ulusal gücümüzü gösteririz.

Ulus olma bilinci, birliktelik olmaz ise sömürüye dur diyemeyiz; isterse savunulan sosyalizm olsun, isterse devrimci demokrasi, isterse insanlığın refahını savunan. Bugün fiilen üçe bölünmüş Irak'ta Arap ulusundan bahseden yalan söylemiş olur. Sünni, Kürt ve Şii ekseninde bölünmüş Irak'ta örgütsüz direnişler örgütlü ve de güçlü emperyalizme küçük kayıpar dışında ne yapabiliyor ki? Her bir bölüntü sadece kendi çıkarlarının peşinde ve emperyalizmin kucağında. Kuzey Irak'ta Kürtler Amerikan emperyalizminin kucağında iken, Bağdat'ta keza öyle.

Ya bölündükçe bölünen ve kan deryası haline gelen Yugoslavya, ya Hamas-El Fetih ekseninde bölünmüş Filistin, ya emperyalizmin gölgesinde özgürlük düşleri kuran “işgalci T.C'ye” karşı savaşan bölücü terör örgütü... Hangi birine özgürlük ve demokrasi geldi; ya bağımsızlar mı?

Bölgesel, etnik, din ve mezhep ekseninde ulusun bölünmesini özgürlük adına savunmak emperyalizmin ekmeğine yağ sürmektir. Batı'nın bunca demokratikleşmesi, siyasi, iktisadi, kültürel bir güç olması aynı zamanda özgürlük mücadelesi adıyla kandırılıp bölünerek sömürülen uluslar sayesindedir.

Dünyanın batısına gidildikçe etnik, mezhepsel ve bölgesel eksende bölünen herhangi bir Batı ülkesi görülmezeken, doğuya doğru ilerledikçe yoksulluk, sömürü arttığı gibi bölünen, parçalanan uluslarsın sayısı artmaktadır. Çünkü sömürünün devamı ile Batının zenginleşmesi ulusların bölünüp yönetimine talip olunmasıyla mümkündür. ABD ve İngiltere neden Irak'ı işgal ettiler, demokrasi için mi? Öyle ise petrol varil fiyatlarının 100 doları aşması ile kimler zengin oldu?

Oysa peşinden takınılıp gidilen “ulus-devlet öldü, yaşasın piyasalar, özgür birey” söylemleri hiçbir ulusu tam bağımsız bir devlet yapmadığı gibi aksi gerçekleşmiştir. Özgürlük için yola çıkanlar emperyalizmin kucağına düşmüştür. Çünkü bağımsızlık ulus-devletin reddedildiği noktada ölür. Her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkı vardır Lenin'in dediği gibi, ama günümüzde ne yazık ki uluslar bu hakkı kendi elleeri iel emperyalizme devretmektedirler.

Her daim suçlanan Atatür ise Türkiye Cumhuriyeti'ni “bizi mahvetmek isteyen emperyalizme, bizi yok etmek isteyen kapitalizme karşı” ulusça savaşarak kurmuş; “istiklal-i tam, hürriyet-i tam” Cumhuriyetin egemenliğini “kayıtsız şartsız” ulusa devretmiştir. Ya şimdikler, egemenliği emperyalizme devretmişlerdir.

Yazı 23 Ocak 2008 Çarşamba günü yayımlanmıştır.

venge hak
24.01.2008, 21:57
hemşehrim aydın can,
paylaştığın düşüncelerin için teşekkürler...başarılar dilerim sana...

fadike
24.01.2008, 23:24
Teşekkür ederim Hakkı abi, sağo olasın var olasın.

fadike
25.01.2008, 00:25
Tam bağımsız “özgürlükler” için umut dolu yazılar yazan Uğur Mumcu'nun anısına...

Özgürlüklerin serbestliği toplumsal barışı ve halkların kardeşliğini sağlar mı yoksa kardeş kavgasını, ulusların birbirilerine düşmanlığını körkler mi? Sınırlandırılmalı mı özgürlükler demokrasinin içselleşmesi adına yoksa geliştirilmeli mi?

Bugün Türkiye'de demokrasi denilen “şey” dinci-faşistlikle bölücülük üzerinde yükselmektedir. Doğal olarakta özgürlükler bu iki unsura tanınmakta: Türban, din eğitimş, özgür Kürdistan, soykırımın, işgal altındaki doğu...

Demokrasimizi gelişiyor diye kandırılırken toplum asıl gelişen sermayedir ve bri avuç elite, işbirlikçiye tüm özgürlükler sunulur, demokrasi ve devlet aygıtı emirlerine amade edilirken toplumun geri kalanına, yani tüm emekçilere darbe demokrasisi ve sömürü pay edilir. Öyle bir özgürlükler dünyasıdır ki bu, sermayedarlara, siyasetçilere, işbirlikçi basına, aydınımsı satılık kalemlere, eleştirel yanı olmayan sanatçılara, jet sosyeteye, starcıklara ait. Kapıda ise söz hakkı dahi tanınmayan sandığa kömürü kim dökmüşse kapının önüne ona oy veren mücadeleden kopartılmış, sindirilmiş işçiler, emekçiler.

Oysa demokrasi çok seslilik, katılımcılık ve çoğulculuktur; salt sandığa gidip sömürü düzenini aklamak değil. Doğru ya da yanlış fikirler katılımcı demokrasiyle çaığa çıkarlar. Bizde ise yalnızca egemenlerin topluma dayattığı doğrular ile çıkarlarını zedelemeyecek özgürlükler var.

Kısaca demokrasisi ve özgürlüklerinin sınırlarının emperyalist karar merkezlerince belirlendiği bir ülkeyiz. Bugün türbanın AİHM tarafından yasaklanması ve geçit verilmemesi Avrupanın laik yapısından dolayıdır ve dinci görünümlü, kadınları köleleştiren görünümdeki bir Türkiye AB'nin dışında tutulmak için geçerli bir nedendir. Keza iktidardaki dinci AKP'nin türbanı bu denli savunması ise kafasında yatan İslam devletine giden yolun taşlarını döşeyeceği içindir; ayrıca laik Cumhuriyetle hesaplaşmanın yoludur da. Ancak yeni azınlıklar yaratmakta üstüne olmayan AB bugün Alevileri dahi azınlık yapıp, yıllar yılı Kürt, Ermeni kartını oynamakta ve bu kesimlere özgürlük istemektedir. Kürtler ise bu durumdan hoşnut, kaderlerinin tayinini emperyalist bir merkeze bırakmış, Kemalist devleti suçlamakta elinden alınan özgürlükler için ama dinsel gerici güçler ile buna göz yuman sağcı-dinci iktidarlar serisini ise durmadan her seçimde aklamakta.

Demokrasi ve özgürlükler doğru ya da yanlış düşünceleri insanlığın geleceği ve refahı için ayırt edebilen aydınlanmış, akıl ve bilimin izinde, sömürüye karşı bireylerin omuzlarında yükselir, gelişir. Yoksa cemaatleşerek birey olmaktan uzaklaşıp dogma ve dayatmaları kabullenen ve bu sayededir ki, ümmetleşerek huzuru, istikrarı kendi aklında, ellerinde aramak yerine dinde, gökyüzünde ve din şarlatanlarında arayan bilinçsiz kitlelerin omuzlarında değil.

Bugün iktidarca, düzeni benimsemiş yazar çizerlerce, aydınlarca, Kürtçülerce, kurtuluşu piyasada bulanlarca savunulan özgürlükler ne demokrasiyle bağdaşmakta ne de aynı çizgide olmayanların düşüncelerine saygı göstermektedir. Tamamı ise ayrılıkçı, bölücü çizgideki özgürlükler çözüm değil yıkım getirir. Şiddetle savunulan türban, özgür Kürdistan hiçbir şekilde emperyalizmden soyutlanmamıştır. Bugün öne sürülen özgürlükler eşitlikçi olmadığı gibi demokrasi yok edici, toplumu kamplara ayırıcı ve bölücüdür. Çünkü kimyasında emperyalizm vardır, sınırlarını emperyalist karar merkezleri belirlemiştir.

fadike
25.01.2008, 15:28
Türkiye'de gericilik, dinci-faşizm, “Türk ve Kürt İslam sentezleri”, etnik bölücülük emperyalizme sırtını dayayarak palazlanmış, solun ve emek mücadelesinin darmadağın edilmesiyle iktidarını daha da sağlamlaştırmıştır.

İçinde bulunduğumuz demokrasi ve özgürlük cennetinde sermaye piyasası her şekilde örgütlenebilir, kar ve çıkarlarını korumak için gerekirse devlete ve siyasete dahi müdahale edebilirken emekçiler ise çıkarları için bırakın örgütlenmeyi siyasete dahi katılamazlar. İşçiler, memurlar, esnaflar, sanatçılar, aydınlar ve öğrenciler emek mücadelesini sürdüremedikleri gibi en doğal hakları olan söz ve örgütlenmek hakları da engellenir.

Eğer bir mağduriyet varsa ortada bu, türbandan önce, “özgür Kürdistan'dan" önce, azınlıklardan önce o da emeğin kendisini piyasada hak ettiği değerden kendisini pazarlamasına karşı yapılan engellemelerdir kah devlet, kah sermaye eliyle ve asıl özgürlük mücadelesi budur.

Bugün özgürlük diye türban adına el sıkışan siyasiler özgürlüğü laiklikten soyutlamıştır. Ancak yoksul ve eğitimsiz (bıraktırılmış), geleceği seçeneksiz, önüne sürülen dogmalara ve din şarlatanlarına teslim kitlelere sunulan türban özgürlüğü yine diğer özgürlüklere kısıtlamalar getirirken bu sayede siyasiler de amaçlarını ortaya koymuşlardır. Egemenler için özgürlük oy getirecek, tarikat-siyaset-ticaret üçgenini güçlendirecek, toplumun gözünü boyayıp aynı zamanda sömürüyü perde gerisinden sürdürecek ve emperyalist karar merkezlerinden “aferin” alacakları şekildedir yalnızca.

12 Eylül ve sonrası uygulanan sindirme politikalarıyla iktidarını bu muhalefetsiz, soldan yoksun ortamda pekiştiren dayanak noktası “Türk-Kürt İslam sentezi”, dinsel gerici güçler, emperyalizm ve gayri milli sermaye çevreleri olan dinci-faşist yapılanma karşısında emekten yana sınıfsal bir temele dayalı devrimci demokratik sol bir parti, oluşum, kitle hareketi sömürü düzenini yıkacağı gibi özgürlükleri de emperyalizm ve onun “böl ve yönet” politikasından soyutlar, içeriğini doldurarak Türkiye'yi etnik, dinsel ve mezhepsel ayrışmaların, bölünmenin dışında tutar.

Ancak solcularımız, romantik devrimcilerimiz, teori yüklü gençlerimiz emeği sermaye karşısında güçlendirmek ve işçileri örgütlemek yerine bir birilerini bölmekte ve de yemekte.

Üstelik kapitalist demokrasinin dışsallıklarından yararlanıp parti bazında meclise girip, siyasette yer alıp emek mücadelesini sürdürecek, güçlendirecek yerde, kapitalist tekellerin sömürüsü karşısında emeğin kendisini piyasada hak ettiği değer ve fiyattan pazarlamasını yapacak yerde ezber cümlelerle sağa-sola geçmişin ölçüsünü de kaçırıp saldırarak ezber bölmeye çalışmakta.

Oysa olaylara sınıfsal ve ekonomik temelden bakacak, emeği sermaye karşısında iktidara getirerek laik, demokratik rejim üzerinde ayrılıklara, bölüntülere yer vermeden bir düzen kuracak siyasi güç Türkiye'Nin yalnızca bugün değil, gelecek içinde umudu olacaktır. Şimdiden solcularımızın toparlanıp örgütlemeye çalıştıkları işçilere dahi ters gelen ve emperyalizmden soyutlanmamış bölücü özgürlükleri, fikirleri bırakmaları ve mücadeleye başlamaları gerekmektedir.

**Yorum**
25.01.2008, 15:43
Fadike iyi hızlı gidiyorsun can. Ben sana yetişemem :) Emeğine sağlık

venge hak
25.01.2008, 17:03
Türban Özgürlüğü Emeğin Özgürlüğünden Önemli mi?

türban yorumuna bişey demiyecem ama türban özgürlüğü sözcüğüne derim ...
türbanı veye burka yı veya karar çarşafı serbest hale getirmek rejimi şeriata yedeklemek demektir...
şeriat kanunları doğmatiktir ve özgürlük kelimesini yakıştırmak doğru değildir.
türbana özgürlük isteyenler neyi kabül eder sormak gerekir:
"Bir erkeğin dört kadınla evlenmesini mi istiyorsun?"
Kadına kalan mirasın, erkeğe kalanın yarısı kadar olmasını mı istiyorsun?"
"Köleliğin yasal olmasını mı istiyorsun?"
"Kocanın üç kez 'boş ol' demesiyle karısından boşanmasını mı istiyorsun?"
"İki kadın tanığın bir erkek tanıkla eşdeğer sayılmasını mı istiyorsun?"
"Siyasal partiler dine aykırıdır, yasaklanmalıdır" görüşünü mü savunuyorsun?"
Liste böylece uzar gider...
evet bunlar özgürlükse buyursun onların olsun özgürlükler...
ama türban yasalaşarak şeriata yedeklendiğini ve laikliğin kalkarak rejimin sarsılacağını görüyoruz...
işimiz zor...

fadike
25.01.2008, 17:19
Fadike iyi hızlı gidiyorsun can. Ben sana yetişemem Emeğine sağlık

Her gün devamlı yazan biri olarak bu övgüyü sanırım hakettim uzun bir süreden beri. Önceleri de yazmaktaydım ama bu genellikle üniversitedeki arkadaşlarım ile oluyordu, bunun yanı sıra dağınık bir şekilde yazdıklarımda vardı. Ne olduysa 31 Aralık 2006 akşamı oldu, yazmaya koyuldum: "Tüketim çılgınlığının yılbaşı ağacı" ve bütün bir yıl boyunca askerde dağın başında bile yazdım da yazdım.

türban yorumuna bişey demiyecem ama türban özgürlüğü sözcüğüne derim ...
türbanı veye burka yı veya karar çarşafı serbest hale getirmek rejimi şeriata yedeklemek demektir...
şeriat kanunları doğmatiktir ve özgürlük kelimesini yakıştırmak doğru değildir.
türbana özgürlük isteyenler neyi kabül eder sormak gerekir:
"Bir erkeğin dört kadınla evlenmesini mi istiyorsun?"
Kadına kalan mirasın, erkeğe kalanın yarısı kadar olmasını mı istiyorsun?"
"Köleliğin yasal olmasını mı istiyorsun?"
"Kocanın üç kez 'boş ol' demesiyle karısından boşanmasını mı istiyorsun?"
"İki kadın tanığın bir erkek tanıkla eşdeğer sayılmasını mı istiyorsun?"
"Siyasal partiler dine aykırıdır, yasaklanmalıdır" görüşünü mü savunuyorsun?"
Liste böylece uzar gider...
evet bunlar özgürlükse buyursun onların olsun özgürlükler...
ama türban yasalaşarak şeriata yedeklendiğini ve laikliğin kalkarak rejimin sarsılacağını görüyoruz...
işimiz zor...

Tamamı ile doğru bir tesbit. Asıl özgürlük istedikleri toplumsal yaşamın ve devlet örgütünün laik, akıl ve bilim temellinden çekilerek Şer'i esaslara göre düzenlenmesidir ki, türbanın şimdilik serbest bırakılması bu yol giden yolun taşlarını döşemektir sadece.

İlhan Selçuk'un da Pencere'de sıklıkla vurguladığı gibi şekilci müslümanlar topluma sorsunlar bakalım yukarda alıntılanan özgürlükleri serbest bıraklısın mı diye?

rayber özgür
27.01.2008, 14:09
güzel paylaşımların için teşekkürler arkadaş.

**Yorum**
27.01.2008, 14:25
Her gün devamlı yazan biri olarak bu övgüyü sanırım hakettim uzun bir süreden beri. Önceleri de yazmaktaydım ama bu genellikle üniversitedeki arkadaşlarım ile oluyordu, bunun yanı sıra dağınık bir şekilde yazdıklarımda vardı. Ne olduysa 31 Aralık 2006 akşamı oldu, yazmaya koyuldum: "Tüketim çılgınlığının yılbaşı ağacı" ve bütün bir yıl boyunca askerde dağın başında bile yazdım da yazdım.


Tabiki övgüyü hakkediyorsun yolun açık olsun can

fadike
28.01.2008, 00:30
Küreselleşme sürecinde emperyalist karar merkezlerinin Türkiye'yeden beklentisi, dahası dinci, ama çağdaş görünümlü batıcı AKP iktidardan beklentisi ulus-devlet yapımızı ve onun ilkelerinin korunması değil, küreselleşmeye ve çağdaşlaşmaya eklemlenmek adına küresel sömürü önünde bir engel olmamasıdır.

Emperyalist karar merkezlerinin (IMF, DB, Davos, G-8...), batılı küresel tekellerin ve sermayenin, AB ve ABD'nin ülkemizde laik rejimin yıkılıp yerine din temelleri üzerinde yükselen bir yönetim kurulması umurlarında değildir. Sömürünün sürmesi için sahte demokrasi ve özgürlükler yeterlidir. Çünkü onlar hukukun ve toplumsal düzenin kendi çıkar ve karlarının sürekliliğine engel olmayacak bir yapıda olmasını isterler.

Sömürünün sürmesini engelleyen, dahası yola gelmeyen; emekten, ulusal çıkarların korunmasından yana olup sömürüye geçit vermeyen iktidarlar devrilmeye mahkumdur.

Keza 11 Eylül 1973 Şili'de sosyalist devlet başkanı Allende'nin darbeyle alaşağı edilip öldürülmesi, petrol kaynaklarının denetim ve yönetimini enerji tekellerinden alıp tüm gelirleri ulusal çıkarlar için kullanan Chavez'e girişilen darbe, Küba Ambargosu, 1961 Anayasası'nın özgürlükçü ve kısmende olsa emekten yana duruşunun önce 12 Mart 1971, sonra 12 Eylül 1980 ile yok edilmesi...

Bugüne bakacak olursak küresel sermayenin yerli uzantısı gayri milli sermaye çevrelerinin, laik elit sınıfın “türban ile değil ekonomik krizle, küresel dalga ile uğraşın” anlamındaki geçmiş yıllarda göremeyeceğimiz çeşitli uyarı mesajlarının nedeni eylem ve söylemleri ve arkasına aldığı %47'lik oy ile her şeyi yapabileceğini sanan tek parti diktatörlüğüne, tek adam rejimine doğru ülkeyi sürükleyen dinci AKP iktidarının kendisine destek veren yeşil sermayesini oluşturup, iktidara gelene dek çıkarlarını koruyup kaynaklarını genişlettiği gayri milli sermayeye artık ihtiyacı kalmamış olmasındandır.

Bu yüzdendir ki, gayri milli sermaye gözden çıkartıldığını anlamış feryat etmektedir çıkarları için.

Yoksa Türkiye'deki yapı laikmiş değilmiş, dinciymiş umurlarında olmaz; ta ki çıkarları tehlikeye girdiği zamana dek. Kendileri değil miydi “istikrar için değil AKP, DTP'yi bile destekleriz” diyen? O an ise gelmiştir. Ancak türbana dolanmış demokrasi çoktan egemenleşmiş ve türban ekonomis parsayı kapmıştır.

fadike
28.01.2008, 00:38
Küreselleşme sürecinde emperyalist karar merkezlerinin Türkiye'yeden beklentisi, dahası dinci, ama çağdaş görünümlü batıcı AKP iktidardan beklentisi ulus-devlet yapımızı ve onun ilkelerinin korunması değil, küreselleşmeye ve çağdaşlaşmaya eklemlenmek adına küresel sömürü önünde bir engel olmamasıdır.

Emperyalist karar merkezlerinin (IMF, DB, Davos, G-8...), batılı küresel tekellerin ve sermayenin, AB ve ABD'nin ülkemizde laik rejimin yıkılıp yerine din temelleri üzerinde yükselen bir yönetim kurulması umurlarında değildir. Sömürünün sürmesi için sahte demokrasi ve özgürlükler yeterlidir. Çünkü onlar hukukun ve toplumsal düzenin kendi çıkar ve karlarının sürekliliğine engel olmayacak bir yapıda olmasını isterler.

Sömürünün sürmesini engelleyen, dahası yola gelmeyen; emekten, ulusal çıkarların korunmasından yana olup sömürüye geçit vermeyen iktidarlar devrilmeye mahkumdur.

Keza 11 Eylül 1973 Şili'de sosyalist devlet başkanı Allende'nin darbeyle alaşağı edilip öldürülmesi, petrol kaynaklarının denetim ve yönetimini enerji tekellerinden alıp tüm gelirleri ulusal çıkarlar için kullanan Chavez'e girişilen darbe, Küba Ambargosu, 1961 Anayasası'nın özgürlükçü ve kısmende olsa emekten yana duruşunun önce 12 Mart 1971, sonra 12 Eylül 1980 ile yok edilmesi...

Bugüne bakacak olursak küresel sermayenin yerli uzantısı gayri milli sermaye çevrelerinin, laik elit sınıfın “türban ile değil ekonomik krizle, küresel dalga ile uğraşın” anlamındaki geçmiş yıllarda göremeyeceğimiz çeşitli uyarı mesajlarının nedeni eylem ve söylemleri ve arkasına aldığı %47'lik oy ile her şeyi yapabileceğini sanan tek parti diktatörlüğüne, tek adam rejimine doğru ülkeyi sürükleyen dinci AKP iktidarının kendisine destek veren yeşil sermayesini oluşturup, iktidara gelene dek çıkarlarını koruyup kaynaklarını genişlettiği gayri milli sermayeye artık ihtiyacı kalmamış olmasındandır.

Bu yüzdendir ki, gayri milli sermaye gözden çıkartıldığını anlamış feryat etmektedir çıkarları için.

Yoksa Türkiye'deki yapı laikmiş değilmiş, dinciymiş umurlarında olmaz; ta ki çıkarları tehlikeye girdiği zamana dek. Kendileri değil miydi “istikrar için değil AKP, DTP'yi bile destekleriz” diyen? O an ise gelmiştir. Ancak türbana dolanmış demokrasi çoktan egemenleşmiş ve türban ekonomis parsayı kapmıştır.

fadike
28.01.2008, 13:50
“Başka Türkiye yok”, “Türkiye laiktir, laik kalacak”, “Atatürk gelecek AKP gidecek”, “Tayyip iktidarını al da git...” diyen, alanlarda bayrak seli olup akan, geçen senenin toplumsal haykırışı, kitlesel muhalefeti dinci AKP'ye düşman, laik Cumhuriyeti savunan bir görüntü çiziyordu.

Ancak bu milyonlar AKP'yi iktidardan uzaklaştırdıktan sonra nasıl bir yönetim arzusundaydılar?

AKP'siz, ama kapitalizmin egemen demokrasisiyle mi yol devam edeceklerdir? Aynı soru laik Cumhuriyetten yana olanlar içinde geçerlidir. Düzeni benimsemiş sol partiler nereye kadar emekçilerin haklarını, iktidarını savunabilir ki, geçmişlerinde bu görülmüş şey değildir. Yoksa emekten yana, ulusal politikalar ile toplumu bütünleştiren, sömürünün her türlüsüne karşı çıkan bir yönetim mi istiyorlar?

Eğer kapitalist egemen demokrasisi sürecekse bu sömürünün de sürmesi ve devletin hala patronların, sermayenin elinde olması demektir.

Emekten yana, bir siyasal güç yoksa ve alanlarda toplananlar böyle bir güç için birleşmezlerse ulusal birlik ve ulusal çıkarlar sağlanamayacağı bigi toplum yeniden bir kutuplaşmanın içinde olacaktır. Hatta bölünmeyi kabullenebilecektir de. Eğer ola ki, egemen demokrasisi solu işbaşına getirmeye karar verirse tüm hakları kullandırtmayacak, dahası onu kendisine göre evcilleştirecektir. Sonra da “laiklik, sol, Kemalizm karın doyurmuyor, emekçileirn sorununu çözmüyor” denilerek küresel oyuncular ve yerli işbirlikçileri, boyalı basınca alaşağı edilecektir.

Ardından da kapitalizme tam uyumlu bir İslam devrimi göreceğimiz kesindir. Hem de en renklisinden. Alanlarda toplananlar, soldan, emekten yana olanlar, ulusal çıkarları düşünüp bölünmeyi değil gerçekten bütünleşmeyi düşünenler önce bu soruya yanıt vermelidirler: Nasıl bir yönetim istiyoruz? Emperyalizmden bağımsız ve ona karşı mı, yoksa kurulu düzeni tasfiye etmeden ad değişikliği mi?

fadike
28.01.2008, 13:51
Bugün ülkemiz bölünmenin, kamplaşmanın eşiğindedir. Yaratılan bu yapay tartışmalar ise ülkenin emperyalizm bataklığında boğulması gerçeğini toplumdan kaçırmaktadır.

Emperyalizmin kucağında büyüyen siyasal İslam ile etnik milliyetçilik bütünleşitiricilikten uzak olduğu gibi yoksul, cahil, okumayan, tarikat-cemaat sarmalında birey olmaktan uzaklaşıp ümmetleşen insanlara özgürlük adıyla pazarlanmakta. Öyle ki, bu insanlara başta siyasi liderlerden yoksulluğun, açlığın sona ermesi ve istikrarın sağlanmasının tek koşulu olarak türbanın her alanda serbest bırakılması ile ülkenin emperyalizmin gölgesinde bölgesel, etnik temelli bölünmesiyle mümkün olduğu telkin edilmektedir.

Medya ise bu noktada patronlarının yağma-talan düzeni kaynaklı çıkarları gereği toplumu, iktidarların, dinsel gerici güçlerin ve emperyalist karar merkezlerinin sınırlarını belirlediği “özgürlüklerin” anlamlarını kaydırarak bu yönde imal etme görevini üstlenmiştir. Dahası özgürlükleri sınırlayan sahte özgürlükleri pazarlamaktadır. Örnek mi? Israrla “radikal ve taraf” kimi gazeteler ve yazarları Anadolu'nun kültürel mirası ve İslamla alakası olmayan başörtüsünü siyasi ağızlarla elbirliği etmişçesine türban yerine kullanmakta ve bir siyasi üniforma olan türbanı masumlaştırmakta. Emperyalizmin beslediği bölücü terör örgütü PKK'nın saldırılarını ve şehitleri “toplu asker ölümleri”, direnişçi Kürt halkı, gerillalar diye aklamakta; ama terörün kaynağını es geçip emperyalizmi de görmeyerek faşist ilan ettikleri T.C'ye yüklemekte.

Medyada son yıllarda yaşananlar ile faşist ve tekelci yapılanma arttığı gibi, iktidarla olan kaçınılmaz ilişkiler ağı nedeniyle de halkın doğru, güvenilir ve yansız haber alma özgürlüğü de kısıtlanmakta. Kaldı ki medya, bugün kitleleri bilgilendirmekten çok kapitalizmi meşrulaştıran, tüketim çılgınlığını gençlere iyi bir şeymişçesine pompalayan, üretimin değil de tüketimin iyiliklerini anlatan, güncelden uzak, sorgulamayan bol magazin soslu, kültür emperyalizmi yapımları ve haberleriyle uyşturmaktadır. Hem de halk bunu istiyor edebiyatı ile.

Kendi zenginlerini, yeşil sermayesini, kadrolarını, imam memurlarını yaratan AKP, elbet türbana dolanmış demokrasisini destekleyecek faarklı alanlarda anlam karmaşası, bilgi kirliliği yapacak, “iktidar aydını”, “iktidar medyası”, “aydınımsı yazar-çizer-gazeteci”, “demokrasi havarisi STÖ'ler”, “özgürlükçü akademisyenler”, “piyasa bilim adamları”, “muhafazakar enteller” yaratmıştır.

Bu sayededir ki, boyalı medyaca el üstünde tutulan bu güruh dinci AKP'nin laik Cumhuriyet rejimi ile ulusal devlet yapısını bir İslam devletine sürükleyen eylem ve söylemlerini; emperyalist sömürüyü devam ettiren, sermayeyi takip eden siyaset çizgisini, kadını çağdaş köleliğe mahkum eden türban özgürlüğünü, din temelli eğitim ve demokrasisini aklamak için var güçleriyle çalışmaktadır. Doğal olarak da paylarına düşeni de almaktadırlar. Kimisi iktidarca el konulan gazetelerde köşe yazarı olmakta, kimisi iktidara danışman, kimisi bürokrat, kimisi belediyelerin işlerini, kimisi ise PTT'nin, THY'nin çalışanlarını giydirmekte...

Korkarım ki, sonları İran'da molllara inanıp Şah'ı devren İranlı komünistler, aydınlar, ilericiler gibi olsun!

Türbana özgürlük diye el şıkışan politikacılar aslında laik Cumhuriyetle hesaplaşmanın gururunu yaşamaktadırlar ve açıkça biz emperyalizmin bizi iktidara gelmemiz için koştukları şartları yerine getiriyoruz diyemedikleri için önce türbanla adım atıyorlar. Nereye ülkenin tam anlamıyla sömürgeleşip, Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde bölünüp uydulaşmasına. Yol zaten emperyalis Amerikaca çizilmiş olup bugün uygulayanda AKP'dir ki, bu oyun kadınlarımız üzerinden oynanmaktadır ve kadınlarımız bu oyundan bir haberdardır.

Türbanala özgürleşeceğini, toplumsal yaşama katılacağını sanan etrafı dogmalarla çevirili, akılları erkek egemenliğindeki özünden uzaklaşmış İslam dinine teslim kadınlar ise farkında değiller çoktan köleleşip ev hapsi yaşantısının başladığının.

alev_2005_2005
28.01.2008, 14:41
Sevgili Fadike teşekkürler katılmamak için üç maymunu oynamak gerekir.

Bugün sabah tv de dinledim yine türbanlı bir belediye başkanıda olması gerek açıklaması yapılmış akepe li ısparta belediye başkanı Hasan Balaban...

ve ben bu açıklamaları duydukça Türbanın bu kadar şovenist bir şekilde yaygınlaştırılmasına tahammül edemiyorum...!!!

Siyasi simgelerin bu kadar alenen kullanılmasına ve meşrulaştırılmasına tahammül edemiyorum...!!!

Bazılarının konu ile ilgili bu kadar vurdum duymaz olmasına tahammül edemiyorum...!!!

fadike
28.01.2008, 20:08
Toplumsal belleğin magazinler ile zayıflatılması ve gençlerin tüketim çılgınlığına hapsedilmesi; birde yanına 12 Eylül ile darmadağın edilen sol ile toplumun siyaset dışına itilmesinin eklerseniz dinci-faşist yapılanmanın ve emperyalizmin ne denli kök saldığını anlayabileceksiniz.

Yakın tarihimizde bakın Zonguldak Kömür İşçilerinin yürüyüşü ve bayrak Mitingleri dışında kitlesel bir eylem olmuş mu?

fadike
29.01.2008, 18:55
Özgürlükler adına ayrımcılıkların pazarlandığı tezler ne yazık ki toplumsal barış ve refahı sağlayacak nitelikte değildir. Çünkü sağcısından dincisine, milliyetçisinden komünistine dek savunulan özgürlüklerin içeriği emperyalizme hizmet eder niteliktedir. Kaldı ki, bu savunulan ve “faşist T.C'den”, zorluk çıkartan Anayasa'dan beklenen özgürlüklerin sınırlarını da kapitalist egemen demokrasi belirlemektedir.

Türbanın özgürlükler adına, demokratikleşmek adına, kadının toplymsal yaşama karşıması adına serbest bırakılması için el sıkışan düzen partileri (ki, dinci AKP ile kapıcısı milliyetçi MHP) laik toplum yaşantısı iel devlet yapısını dinamitlerken temelden, ileride kendilerini dahi yutacak bir azgınlığa erişecek dinci-faşist yapılanmayı büyüttüklerinin farkında değildirler. Çünkü bizim demokrasimize özgü geniş görüşlülükten yoksun düzenin parti ve liderlerinin tüm planları gelecek seçimler içindir.

İşçi sınıfının iktidarı ve sömürüsüz bir düzen mücadelesi veren, örgütlenmeye çalışan solcular, komünistler ise türban sorununa dinciler gibi bakmasalarda destek olmaktadırlar. “Türbanlı komünist neden olmasın” gözüyle bakılınca türban sorununa aslında sınıf mücadelesine ve örgütlenme çabalarına da zarar verilmektedir. Çünkü, Kuran'da yeri olmayan ve erkek egemen özünden uzaklaştırılmış İslamcılığın kadını köleleştirmesi, daahası sömürmesinin aracı olan türban örgütlülğe darbe vurmakta; insan aklını körelten, yaratıcı ve eleştirel, bilimsel düşünceyi boğan dinsel gerici güçleri sömürü araçlarını aklamaktadırlar. Türban özgür bireylerden oluşan, hakkını bilen örgütlü bir toplumu değil aklı dogmalara tutsak, düşünemeyen ümmet oluşturur.

Aynı şekilde dinsel gerici geri güçler ile emperyalizmin Kürt ulusu üzerinde süren egemenliği sonlandırılmadan elde edilecek bir özgürlük, Kürtleri enerji kaynaklarının Ortadoğuda'da bekçisi yapacaktır. Tıpkı İsrail gibi.

Türkiye'deki topal demokrasinin ve sınırlandırılmış özgürlüklerin nedeni olarak “militer yapıdaki Cumhuriyet” ile laiklik ilkesi olduğunu ileri sürüp kapitaliat egemen demokrasisinin sermaye odakları olmasını görmezden gelen ikinci cumhuriyetçiler ise bireysel özgürlükleri dinci-faşist yapılanmayı överek, hatta AKP'yi gelmiş geçmiş en demokrat hükümet ilan ederek savunmaktadılar.

Ancak bunu yaparken de ne sınıf, ne kapitalist sömürü, ne de demokrasiyi araç olarak kullanan dinci AKP'nin toplumu geren ve Şer'İ düzene sürükleyen eylemlerine değinirler. Demokrasi bülbülü ikinci cumhuriyetçiler, iktidar aydınları ve kalemi satılık yazar-çizer-gazeteciler sanıyorlar ki, orduyu eleştirmekle, yerden yere vurmakla, laikliği esnetmekle demokratikleşeceğiz, özgürleşeceğiz, çağdaşlaşacağız.

Özgürlük adına bugün ülkeyi ve toplumu dinsel gerici güçler üzerinden bilerek, bilmeyerek emperyalizmin kucağına atanlar yarın emin olun ki, bu özgürlükleri arayacaklar.

karayazı1983
31.01.2008, 16:46
Yazılarını zevkle okuyorum Fadike arkadaş. Bu yüzden fikirlerimi paylaşmak istedim; Türban bence temelde özgürlük meselesidir. Yani cemaatlerin midahaleleri, dincilerin bunu kullanması farklı bir olay. Yıllarca T.C. insanları zorla modernleştirmeye çalıştı, kılık kıyafetine müdahale etti, laik olduğunu söylemesine rağmen Sünni-islamdan yana taraf oldu. Önce bunu sorgulamamız lazım. İnsanlara zorla elbise dikmek ne olursa olsun meşru değildir ve kimse istediği kılık kıyafeti giymekten alıkoyulmamalıdır. Bu çarpıklık Cumhuriyetle birlikte süregelmiştir ve bugünde başta AKP bunu kullanmaktadır. Biz ilerici insanların görevi, insanların özgürlüğünü savunmaktır. Kendimizi resmi ideolojiye yaslamakla bir çözüme ulaşamayız diye düşünüyorum.

fadike
31.01.2008, 23:06
Laik Türkiye Cumhuriyeti, Batı uygarlığını hedeflerken onun sömürgeci yanlarını almamıştır. Ancak kendisinden sonra gelen sağcı-dinci ve emperyalizmin kucağındaki iktidarlar silsilesidir ki, Batının sömürgesi olmayı kabul ederken içerdeki Anadolu halkını da emperyalizm adına sömürmüşlerdir.

Dinin de burada kitleleri aydınlıktan uzaklaştırmak ve dinsel gerici güçlerin bataklığında sömürüye duyarsızlaştırmak amacıyla kullanıldığı bariz açıktır.

Kılık kıyafetlerin özgür olması deniliyor; peki kim bunun esaslarını belirliyor? Madem Atatürk Devrim ve İlkeleriyle Türk insanı istemediği halde zorla Batılı görünüme kavuşturuldu; erkekler fötr şapka, kadınlar da etek, gömle ile, o zaman bugün dinciliği sabit AKP'nin yaptığı anayasal örtme biçimi türban nedir? Yasa zoruyle dayatılmamakta mıdır kadınlara ki, köle olmaları yolunda.

Evet bir ayrım var ise Atatürk'ün zorla Anadolu halkını bir elbiseye sokup üniformalaştırması ile dinci AKP arasında o da Atatürk insanını çağdaşlaştırıp, aklını özgür bırakmaya çalışırken AKP ise yaratıcı aklını dogma ve kutsallarla çevirip köleleştirmekte ve sömürüye karşı duyarsız hale getirmektedir.

karayazı1983
01.02.2008, 12:36
Senin özgürlük anlayışın birilerinin, birileri adına onları batılılaştırıp kafalarını örümcek ağlarından kurtarması mıdır? Halka dayanmayan devrimleri ne kadar yaşar sence ( en fazla 85 yıl)? Bunun yerine ülkede dinin etkisi kademe kademe azaltılamaz mıydı? İnsanlar pozitif bilimlerle eğitilemez miydi? Herşeyi "Atatürk ölünce diğer yönetimler ülkeyi mahvetti" mantığına sıkıştırıyorsun. Şüphesiz Atatürk büyük bir liderdi; fakat bir süre devletleşme politikası uygulandıktan sonra ( o da zorunluluktan) bizzat Atatürk'ün isteğiyle ülkenin kapıları yabancı sermayeye zonuna kadar açılmadı mı? Atatürk'ün kurduğu askeri bürokrasi sistemi halen yaşatılmıyor mu? 11 cumhurbaşkanı içinde sadece iki tanesinin sivil kökenli olması bundan değil midir? Derdim Atatürk'ü eleştirmek değil ama, her eleştiriye de "Atatürk erken öldü, ondan sonrakiler yaptı" demek de siyasetin bilimselliğine pek uygun düşmüyor. Siyaset birikimli bir şekilde ilerler.Öncekilerden bağımsız değildir...Saygılar

fadike
03.02.2008, 23:16
30 Ocak'tan beri ekleyemedim yazılarımı, en ksıa zamanda kapatacağım arayı. Bugün yazısı ise;

Çankaya'daki partiler üstü olması gerekentarafsız, ama dinen feci taralı AKP'li Kayseri ziyaretinde buyurmuşlar ki “Üniversiteler, aynı zamanda düşüncelerin serbestçe ifade edildiği, inançların serbestçe yaşandığı, siyasetin kısı çekişmelerine girmeyen, lüzümsuz ideolojik tartışmalara sahne olmayan yerler olmalı.” Özetle cumhurbaşkanına göre üniversitede siyaset değil, inanç özgürlüğü olmalı.

Bu sözleri normal karşılamalı. Çünkü ne de olsa dinci AKP'nin toplumsal yaşama, devlet düzenine, kadına ve önemlisi eğitime bakış açısı sabit ve din temelli.

Bugün türbanı üniversitelerde kadınların, türbanlı kızların okuması, yaşama katılabilmesi için özgürlük adına topluma “kim ne derse desin” anlayışıyla dayatan ve anayasada bu çağdaş köleliye, İslam devletine gidişin başlangıcına yer veren dinci AKP ile bu dinci-faşist yapılanmaya destek olanlara anımsatmak görevimizdir üniversitelerin işlevini:

Üniversiteler bilim yapılan ve her zaman yanlışlanabilecek bilgiler üreten, gerçeği ne olursa olsun yılmadan, deneyerek, yanılarak arayan, dogmalara karşı eleştirel ve yaratıcı aklı yücelten yerlerdir.

Üniversiteleri akıl ve bilimden soyutlamak, dinci çizgiye çekebilmek için elinden geleni -gerek maddi, gerekse bürokratik- yapan AKP, sonunda üniversitelerden kapı dışarı edilen, asıl yeri vicdan ve tapınaklar olan din, dogma ve kutsalları bu kez anayasa zoru ile; dahası çoğunluk diktası ile; bacadan içeri sokmak niyetinde.

Üstelik inançları özgürce tartışmaktan bahseden bu kafalar siyaseti, ideolojileri -ki, anarşizmle bir tuttukları insancıl, emekten yana sosyalizmi- kapı dışarı etme çabasında 12 Eylülden beri. Umutsuz, siyaseti oy kullanmak sanan, alanlarda haklarını savunmak, sömürüyü sonlandırmak için toplanmak yerine dev alışveriş merkezlerinde tüketim için toplanan, tükettikçe mutlu olan, insanlaştığını sanan üniversite gençleri tabii ki, siyasetten bahsetmeyecek, ideolojilere yabancı kalacak.

Aynı zamanda bu düzende onlara göre üniversiteler sürekli gerçeği arayan, bilgi üreten, bilim yapan, “aklı hür, vicdanı hür, fikri hür”, sorgulayan, eleştiren gençler yetiştirilen yuvalar değil kapitalist sömürü ekonomisinin arka bahçesi olmalı. Ürettiği bilgiler, yetiştirdiği gençler ve sahip olduğu akademisyenler ile! Ve asla bilgi üretmemeli, eleştirel ve yaratıcı aklı sınırsızlaştırmamalı; hele dogma ve kutsallara karşı savaş açmamalı!

Türban sadece başlangıç. Hem kadınlarımızın köleliğinin, hem ülkenin rejiminin, geleceğinin ve bağımsızlığının yitirilmesinin, hem de eleştirel, yaratıcı aklın sınırsızlığının sınırlandırılmasının ve dogmaların istilasının başlangıcı.

karayazı1983
04.02.2008, 14:21
Yine entellektüel içeriği güzel bir makale yazmışsın Fadike can. Benim de ekleyeceklerim var izninle


Çankaya'daki partiler üstü olması gerekentarafsız, ama dinen feci taralı AKP'li Kayseri ziyaretinde buyurmuşlar ki “Üniversiteler, aynı zamanda düşüncelerin serbestçe ifade edildiği, inançların serbestçe yaşandığı, siyasetin kısı çekişmelerine girmeyen, lüzümsuz ideolojik tartışmalara sahne olmayan yerler olmalı.” Özetle cumhurbaşkanına göre üniversitede siyaset değil, inanç özgürlüğü olmalı.
Nasıl da solcuların söylemlerini çalmışlar. Solcular kendilerini ulusalcılara yedeklediklerinden, bazıları da politika üretemediklerinden dolayı bütün savunduğumuz değerler bu gericilere geçmiş durumda. Hata bizim mi onların mı?


Bugün türbanı üniversitelerde kadınların, türbanlı kızların okuması, yaşama katılabilmesi için özgürlük adına topluma “kim ne derse desin” anlayışıyla dayatan ve anayasada bu çağdaş köleliye, İslam devletine gidişin başlangıcına yer veren dinci AKP ile bu dinci-faşist yapılanmaya destek olanlara anımsatmak görevimizdir üniversitelerin işlevini:
Peki bu dediğini bu güne kadar neden cumhuriyetçi eğitim sistemi yapmadı?Üniversitelerin hali ortada, dünya çapında doğru dürüst makalelerimiz yayınlanmıyor, bilim adına hiçbirşey yapamıyoruz, intihal skandalları almış başını gidiyor. Bu kadar sorun varken meydanlara neden çıkmadı insanlar? Ata'nın huzurunda neden "Atam, sen Türk milleti zekidir dedin ama, üniversiteler meslek okullarına döndü, gelişmiş ülkelerin lisesi gibi olduk" diyemedi, madem bu kadar ilericiler?
Üniversiteler bilim yapılan ve her zaman yanlışlanabilecek bilgiler üreten, gerçeği ne olursa olsun yılmadan, deneyerek, yanılarak arayan, dogmalara karşı eleştirel ve yaratıcı aklı yücelten yerlerdir.
Sen de üniversite okumuşsun. Samimi olarak bu dediğine kendin inanabiliyor musun?

Üniversiteleri akıl ve bilimden soyutlamak, dinci çizgiye çekebilmek için elinden geleni -gerek maddi, gerekse bürokratik- yapan AKP, sonunda üniversitelerden kapı dışarı edilen, asıl yeri vicdan ve tapınaklar olan din, dogma ve kutsalları bu kez anayasa zoru ile; dahası çoğunluk diktası ile; bacadan içeri sokmak niyetinde.
O kadarına Türkiye toplumunun iç yapısı da izin vermez. Yani bunu amaçlıyor olabilirler ama o kadarı da olmaz.

Üstelik inançları özgürce tartışmaktan bahseden bu kafalar siyaseti, ideolojileri -ki, anarşizmle bir tuttukları insancıl, emekten yana sosyalizmi- kapı dışarı etme çabasında 12 Eylülden beri. Umutsuz, siyaseti oy kullanmak sanan, alanlarda haklarını savunmak, sömürüyü sonlandırmak için toplanmak yerine dev alışveriş merkezlerinde tüketim için toplanan, tükettikçe mutlu olan, insanlaştığını sanan üniversite gençleri tabii ki, siyasetten bahsetmeyecek, ideolojilere yabancı kalacak.
Pardonda bunu yapan dinciler miydi yoksa, mesela, İstanbul Üniversitesinde soruşturmalara kağıt yetiştiremeyen ( en çok da devrimci öğrencilere uygulandı bu) şu anda Chp'de milletvekili olan rektör ve dekanlar mıydı? Yapma Fadike, sen de biliyorsun gerçeği.
Aynı zamanda bu düzende onlara göre üniversiteler sürekli gerçeği arayan, bilgi üreten, bilim yapan, “aklı hür, vicdanı hür, fikri hür”, sorgulayan, eleştiren gençler yetiştirilen yuvalar değil kapitalist sömürü ekonomisinin arka bahçesi olmalı. Ürettiği bilgiler, yetiştirdiği gençler ve sahip olduğu akademisyenler ile! Ve asla bilgi üretmemeli, eleştirel ve yaratıcı aklı sınırsızlaştırmamalı; hele dogma ve kutsallara karşı savaş açmamalı!

Öyle birşey yapmalarına gerek yok. Zaten üniversiteler o halde. Sürücü belgesi alır gibi mezun veriyor Türkiye üniversiteleri.
Türban sadece başlangıç. Hem kadınlarımızın köleliğinin, hem ülkenin rejiminin, geleceğinin ve bağımsızlığının yitirilmesinin, hem de eleştirel, yaratıcı aklın sınırsızlığının sınırlandırılmasının ve dogmaların istilasının başlangıcı.

İnsanları özgürleştiren bir yönetim uygulayabilirsek, bunlar olmaz zaten . İslamiyet zamanlar üstü değildir. Günümüze birebir uygulanamaz. Reform süreci geçirse de olmaz. Bugün bu türban sorununun sebebi bugüne kadar uygulanan yasakçı politikalardır. İnsanları zorlamazsanız isyan da olmaz. Mesela bugün birçok türbanlı sosyal hayatında çok aktif. Birçoğu erkeklerle konuşmaktan çekinmiyor, hatta bir çoğunun sevgilisi var ve elele tutuşuyor ( istisnalar vardır). Yani zaman değişiyor, dünya değişiyor, kimse 1400 yıl önceki gibi yaşamaz, yaşayamaz, yaşayanlar da zamanla yok olmaya mahkumlar. Yeter ki biz onlara karşı olarak zorla kalıba sokmayalım. "Herkesin inancını yaşamasına evet, dini baskıya karşı kolektif mücadele" * diyorum.Bu şiarla hareket etmeliyiz.
Son olarak; Türkiye'de yeni bir kesim iktidarı ele geçiriyor ve sermaye el değiştiriyor. Asıl sıkıntı bu. Yıllarca birkaç milyonluk kesim şehirleri istediği gibi dizayn etti, oralarda istediği yaşamı gördü ve yaşadı, şehre gelenlerin kendisi gibi olmasını istedi, olmayınca da hor gördü, onu şehrin uzak kesimlerine attı ( Bu durum yavaş yavaş değişiyor olsa da , şehir merkezlerinde hep başı açık, laik, maddi imkanları daha iyi insanların olması, buna karşılık asfaltsız, alt yapısız mahallelerde daha muhafazakar, yoksul insanların yaşaması bundandır). Şimdi o uzak kesimdekiler şehre geliyorlar, fakat şehre alışmış olanlar, aynı akıbetle karşılaşacaklarını, yani kenar mahallelere atılacaklarını sanıyorlar ve sancılılar. Ama gerek yok bu korkuya, artık herkes şehirde. Türkiye hızla burjuvalaşıyor ve kenar mahalleler azalıyor. Bırakalım şehirdeki bir kafede türbanlıda otursun biz de...
Yazınla bana da yazma olanağı yarattığın için teşekkürler Fadike can.

**Yorum**
04.02.2008, 14:32
"Herkesin inancını yaşamasına evet, dini baskıya karşı kolektif mücadele" * diyorum.

İyi demişsin

fadike
04.02.2008, 23:29
Eleştiridir yazarı var eden, eleştiridir kervanı yolda dizen.. Üniversitelerimizin hali meydanda: seri üretimle öğrenci yetiştirdiği de. Ancak bunu ilk 500'e girememem ile değil, üniversitelere diyanetten fazla pay ayırmayan her hükümette de suç vardır.

Özellikle de 12 Eylül ve sonrası düşleri çalışan, yok edilen genç yığınlar yetiştiren üniversiteler tıpkı Stalin Sıvyetleri gibi "bürokrasizme" bürünmüştür Türkiye'de.

Her aykırı düşünceye soruşturma açıldığı doğrudur, bunlardan biri de benim.Ancak bu özünde üniversitelerin bilgi üreten yerler olduğu ve bir gün asıl işlevini kazanacağı anlamına gelmez.

Eleştiriler için teşekkürler karayazı1983

fadike
04.02.2008, 23:31
İnanç ve etnik bölücülük ekseninde yapılan siyaset,n toplumu ayrıştırdığı, yapay bölünmelerle birbirine düşürüldüğü artada. 1960'lar, 70'ler böyle geçmemiş miydi? Sağ-sol, Sünni-Alevi, Maraşlar, Çorumlar, Sıvaslar... Bugün ise aynı oyun türbanlı-türbansız, inançlı müslüman-inançsız laik adı ile yeniden sahnede.

12 Eylül ve sonrasında uygulananlar ile siyasetin dışına itilen, sindirilen, kimliksizleştirilen toplum, gençler, emekçiler, solcular, laikler ne kitleleri örgütleyebilmekte ne de iktidara gelebilmek için kapitalizmin dışsallıklarından yararlanıp kendi sermayesini oluşturabilmekte. Aslında solcuların, laikleirn Atatürkçülerin ömrü ya da 28 yılı birbirilerini suçlamakla, suçladıkça da bölünmekle geçmiştir.

Biri Kemalizmi “faşist, burjuva, işgalci, tepeden inme, Jakoben” ilan ederken, diğeri sosyalistleri “ütopya dünyası şekeri satıcısı” olarak tanımlamakta. Bu şekilde zarar verilen ortak düşman emperyalizm değil bu ülkenin insanı, geleceğidir.

Atatürkçülerin açmazı laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti istemeleri, Atatürk devrim ve ilkelerinin yaşatımlası; ama bu istenilenler emperyalizme ve sömürüye karşı, emekten ve ulusal politikalardan yana, tam bağımsızlıkçı, faşizan bir demokrasinin özgürlüklerini sunmayan bir düzende mi olacak yoksa bugünün kapitalist egemen demokrasisinde mi? Ya da Atatürk heykelleri her yerde olsun ama iktidarda ne olursa olsun mu? Üstüne birde laikliğin bekçiliğini orduya havale etmeleri ve kendi güçlerini kullanmamaları da bir diğer etken.

Sosyalistlerin belası ise aşırı uçlarda gezinenlerin gerçekten sosyalizmi savunanların önüne geçip fikirleri sis bulutunun ardında görünmez kılması. Bu aşırı uç fikirler ise toplumu kucaklayacak eylemler yerine örgütlülüğü de zedeleyen, altyapıyı oluşturmadan, toplumu biçimlendirmeden gerek silahlı mücadeleyle, gerekse terör ile “bu kış komünizmi” getirmek yurda; devrim yapmak.

Bunca bölünmüşlük, kararsızlık ve alanlarda toplananından geceleri gizli gizli afiş yapanlarına, aydın ve ulusalcı duruş sergileyenlerinden konuşmalarla, yazılarla, kitaplarla kahvelerde, işyerlerinde öğle molalarında emekçileri örgütlemeye çalışanlarına dek umut, aydınlık, sömürüsüz tam bağımsız bir devlet isteyenleri ne yazık ki, ardından örgütlenecekleri bir güçten mahrum etmektedir. Bir bakıma dinsel gerici güçlerin ve emperyalizm bu denli kökleşmesi ve devleti ele geçirip dinci ideolojiyi damarlarına zerk etmesi ve yılgınlık, miskinlik bu güçten mahrum olmanın nedenidir.

Üstelik bu mahrum bırakılma sürerken meydanı boş bulan emperyalizm ve onun kucağında palazlanan dinsel gerici güçlerle, etnik bölücülerle, kapitalist özgürlükleri savunanlar da hızla ilerlemekte, kaleleri birer birer ele geçirmekte.

karayazı1983
07.02.2008, 16:09
Fadike can. Birşey soracağım, iktisatçısın galiba, eğer açıklayabilirsen sevinirim.
SORU: Atatürk devrimin ilk yıllarında hızlı bir devletleşmeye gitti ; fakat daha sonra ülkeye yabancı sermaye davet edildi. Hatta bunu bizzat Atatürk konuşmalarında bir "gereklilik" olarak söyler. Acaba en azından Atatürk ölümüne kadar devletleşmeyi gerçekleştirseydi bugün daha iyi olmaz mıydı?
Eğer zamanın olursa kısaca cevaplayabilirsen sevinirim. Şimdiden teşekkürler...

fadike
07.02.2008, 20:11
Yabancı sermaye değiol. Olsaydı eğer tam bağımsızlık ile Atatürk'ün dediği gibi meclis kürsüsünden "bizi mahvetmek isteyen kaptializme, bizi yok etmek isteyen emperyalizme" karşı gelinemezdi.

Devletçilik ve karma ekonomi modeli benimsenmiştir; doğru. İzmir İktisat Kongresi bu amaçla yapılmıştır. O zamana dek sermaye ve üretim araçlarının tümü gayri müslümlerde olan Osmanlıdan miras kalan da zaten çökmüş ve yabancıların eline geçmiş bir ekonomiydi.

Ekonomi toplumlara yön verir. Savaştan çıkmış ve sırtında redd-i miras yaptığı bir yıkıntı devletin savaş borçları olan bir devlet elbetteki sermaye birikimini sağlama zorundaydı.

Ancak bu tümüyle özel teşebbüse devredilmemiş, devlet kontrolü altında yapılmıştır. Bankacılık, dokuma fabrikaları, zirai donatım tesileri ile kurumları, köy enstitüleri ile de aydın insan yetiştirilmesi, ilk uçak fabrikası... İlk yıllarında cumhuriyet adeta bir şantiye gibidir: Anadolu şantiyesi.

Yurtiçinde kalan varlıklı gayri müslümlerin ise sürgüne gidip de tüm paralarını eritmemek uğruna Cumhuriyeti desteklediği ve bu şantiyeleşme süreci içinde yatırım yapıp kar ettiği bir gerçek. Aynı zamada nasılsa ki, Demokrat Parti iktidara geldi "demiryolu komünist işidir" diyenlere destek verenlerde ilk onlardı.

Zaten bu sermayenin tipik özelliğidir: nerede kar varsa oraya yönelirler. Anımsatırım daha 22 Temmuz 2007 seçimlerinden önce bir holdingin yönetim kurulu başkanı şu sözleri sarf etmiştir: "İstikrar için değil, AKP, DTP'yi bile destekleriz."

karayazı1983
08.02.2008, 15:22
Açıklamaların için çok çok teşekkürler.Söylediklerini anladım ve katılıyorum.Birşey soracağım:Mesela Köy Enstitüleri ya da Halkevleri kapatıldığında ordu engel olamadı mı Fadike can?Gerçi Demokrat Parti kapatıldı; ama ülke nasıl bu kadar dışa bağımlı hale geldi?

fadike
10.02.2008, 16:18
Köy Enstitüleri'nin kapatılmasına ne ordu ne de İnönü karşı çıkmıştır. Çünkü geçilecek olan çok partili demokrasi sisteminde İnönü toprak ağalarının oylarını kaybetmek istemediğinden ve dinciliğin de sağlayacağı oylardan vaz geçmemek ve Köy Enstitülerini savunmanın DP'ye oy kazandıracağı düşüncesiyle hareket etmiştir.

DP'nin ve liderlerinin Köy Enstitülerine yaklaşımı baştan belliydi ki, çıkartılmasına engel olunan toprak reformu yasası süreci bunu kanıtlar.

fadike
10.02.2008, 16:19
Gözüme bir reklam takıldı: gazete ile birlikte şık bir zarf içinde kuşe kağıda basılmış yarım metre kadar bir kağıt. Bir yüzünde yemyeşil çimler ve bir yazı arkasında ise toplu bir konut projesi filan var. Bir yazı var ki, bir hayli düşündürdü beni:

“Çocukluğunuzdaki misket oyununu mu özlediniz? Oynanacak açık alan nerede mi diyorsunuz? 2 seçeneğiniz var! Ya bu posteri salonunuza açar ve çocukluğunuzu hayal edersiniz. Ya da ... Kent'e gelir ailenizle özlediğiniz hayatı yaşarsınız. Seçim sizin! İlk misketlerinizde ... Kent'ten hediye.”

Hep derler ya reklamlarda mantık aranmaz. Eğer aranırsa bu sefer sorulayacaktır insan ve yaratıcı süreç eleştirel düşünmeyle başlayacaktır ki, bu insnaları sömürmek için gelişmiş ülkelerde tüketim afyonunu, azgelişmiş ve geri ülkelerde ise hem tüketim, hem kültür, hem de din afyonunu kullanan kapitalizmin sorgulanması demektir.

İnsanların sömürünün farkına varması demektir; yani kar ve çıkarların sınırlanması hatta sonlanması ki, istenmeyen durumdur bu kapitalizmce.

Şimdi sormak gerekir doğası gereği kar etmek ve çıkarlarını genişletmek, sürdürmek için kapitalizm soyut, somut ne varsa paketler, satar. Yani doğayı yağmalar, insan emeğini sömürür ve bunları yaparken de müsrftir.

Aynı fayda seviyesindeki milyonlarca ürünü binlerce çalışan ile pazarlar; yarattığı rekabet ise sömürü içindir, insanlık ve doğa yararına değil. Savaşlar çıkartan kapitalizm doğanın bu denli dengesinin bozulmasında, iklimlerin değişmesinde de baş etkendir, hatta tektir.

Reklamımıza geri dönersek, vaat edilen yeşil alan doğal bir ortam değil, aksine doğal bir alanın üzerine kondurulan betonlar üzerinde yaratılan bir yeşillik sadece. Üstelik bu yapay yeşillendirme belirli bir maliyete katlanılarak insanlara aslının sağladığı fayda seviyesinin de altında bir tatmin duygusu, haz değil de doğalı ile eşit ölçüdeymişçesine pazarlanmaktadır. Kısaca insan yok edilen bir şeyi şık ambalaında satın almaktadır, bilerek cinayete ortak olmaktadır.

Üstelik kapitalizm bunca teknolojik ve bilimsel ilerlemeyi de ardına almasına karşın haz duygusunu dahi pazarlaması göstermektedir ki, yeşil doğa temasıyla karşılanmaya çalışılan mutluluk, doğal çevre de kapitalizmin yok edip sonrasında şık ambalajlar içinde pazarladığı gerçeğini saklayamamakta.

Asıl çelişkinin merkezi ise özlem duyulan yeşile, doğaya, mutluluğa ulaşabilmek için gerekli alanın kendilerinde olduğunu savunan “... Kent” reklamları için bir yığın kağıt kullanılmıştır, ulaşım maliyetleri ile doğa kirletilmiştir ki, bu sağlanacak yeşil alan için başka yerde doğanın kat be kat yok edilmesi anlamına gelmektedir.

Son olarak sözü Karl Marx'a bırakıyorum hani o lise felsefe kitaplarında genç beyinlere “başaşağı duran Hegel'in felsefi sistemini ayakları üzerine oturtmuştur” gibi saçma sapan içeriği belirsiz ezber bir tanımla geçiştirilen büyük insana:

“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.”

fadike
10.02.2008, 16:19
Eğitim sistemimiz yasalarda laik ve bilimin, Atatürk devrimleriin izinde çağın gereklerine göre insan yetiştiriyor gibi gözükse de akılcılık ve bilmselliğin dışlandığı, felsefenin de taşlandığı, ama dinciliğin de kutsandığı bir çizgiye çekilmiştir. Kimlerce? Son altmış yıldır tüm Türkiye'ye emperyalizmle yatıp kalkarak ihanet eden düzen partilerince ve sağcı-dinci partilerce.

İlköğretimden üniversiteye dek yetiştirilen sorgulamayan, soru-dahi soramayan, düşünemeyen, kendisine verilenlerle yetinen, kuşku ve merak duyguları köreltilen insanlar ki, hepsinin ortak noktası sömürünün her türlüsüne kayıtsız olmaları, ama tüketim dünyasına anında uyum sağlamaları.

Atatürk laik bir devlet kurdu, ama en büyük eserim dediği Cumhuriyei emanet ettiği gençler ise laik bir toplum yaratmak yerine emperyalizmle işbirliğine giderek toplumun odak noktasına dini yerleştirip laikliği, akıl ve bilimi kapı dışarı ettikleri gibi bunun adına da demokrasi dediler.

Üstelik bugün gelinen noktada dinsel eğitim veren okullarda aklı dogmalara şartlanmış, aklı esir şeyhlerin, şıhların, din bezirganlarının ağızlarına kabıp kaderlerini dinsel gerici güçlere emanet eden insnalar için sayılara ve de sandığa indirgenmiş demokrasimiz de özgürlük istenmektedir.

Türbanın; ki, kadının eşitlikten ve dünya nimetlerinden mahrum bırakan, kendi aklını kullanmasını engelleyen, erkek egemenliğini ve sömürülmeyi kabul etmesi gerçeği ortadayken yok sayıp bunu özgürlük adına sunmaları da bu eğitm sisteminin ve demokrasinin çarpıklığının sonucudur. Var olan gerçek demokrasi ve özgürlük değil, türbana dolanmışlıktır.

alev_2005_2005
17.06.2008, 12:54
Sevgili fadikenin o güçlü kaleminden çıkacak yeni makaleleri merakla bekliyoruz. :ok:

fadike
17.06.2008, 21:45
Arkadaşlar hepinizden özür dilerim. Yazılarımı günlük olarak hala yazmaktayım ama yoğun iş yaşantımdan dolayı bilgisayar ortamına aktaramıyorum. En yakın zamanda bu iş yapacağım ve sizlere de söz veriyorum.

fadike
30.07.2008, 22:45
Kapanmayacağı önceden belliydi AKP'nin ki, Anayasa Mahkemesi ağır baskı altına alınmıştı hem içerden hem de dışardan ki, sağlı sollu gelen açıklamalarda AKP'nin tüm sabit dinciliğine rağmen demokrasi yıldızı ilan edilmesi, hatta eşitlenmesi; kapatılırsa devletin de kapatılcağı savlavrı etkili oldu karar merciinde.

Artık laikliğe karşı, Cumhuriyein temel niteliklerine karşı dinsel gerici güçlerin ve emperyalizmin yaptıkları meşrulaşmıştır. Aynı oranda demokrasi de yaralanmıştır sanıldığının aksine kimilerinin gelişip korunduğunu söylemelerine karşın.

Ancak esas olan partilerin kapanmasından medet ummak değil. Asıl önemli olan demokratik tavrı koyarak aklın yolunu seçmektir ki, geçmiş kapatma tecrübeleri de bunu doğrular nitelikte. Kapananlardan ne gördük ki? İrtica tehlikesi dindi mi? Kesinlikle hayır; aksine artarak geldi.

Önemli olan devrimci, Cumhuriyetçi ve Atatürkçülüğü, sosyalizmi omuzlayacak gençlerin yetişmesidir. Ama bu yol çoktan kapanmıştır. Gerçeği ise milli eğitimin artık tarikatçı, cemaatçi dogmalarla kafası örülü insanlar yetiştirmesidir: ilköğretiminden yükseköğretimine dek

Gelecek düşünen örgütsüz ama cesaretli binlerin elleriyle inşaa edilecek. Unutulmamalıdır ki, aydınlık, karanlığın en koyu olduğu anda söker ve o vakit şimdi yakındır. Umudumuzu sadece ampulün patlatılmasına bağlarsak eğer bu bizim ne kadar da çaresiz ve güçsüz olduğumuzu gösterir.

alev_2005_2005
17.02.2009, 13:07
“Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser.”

Ne kadar da doğru bir söz, günümüzde örnekleri bu sözü doğruluyor.

fadike
26.02.2009, 22:38
AKP'nin Eleştirilere Hiç de Eleştirel Olmayan Yaklaşımı

AKP'nin ve temsil ettiği ideolojinin; yani dinsel gericiliğin, Siyasal İslamın ne eleştiriye tahammülü var ne de bugün soldan dönme yeni liberallerin sıkça dile getirdikleri "bireysel hak ve özgürlüklere", eşitliğe.

Özellikle de kendilerinden önceki tüm iktidarları ve de Atatürk dönemini suçlamaları, küçük düşürmeleri, ne kadar şey yapılmışsa salt kendi hükümranlık dönemine mâl etmeleri; en ufak bir eleştiri ya da muhalefetle karşı karşıya kaldıkları zaman devletin gücünü de kullanarak saldırganlaşmaları dillerinden düşürmedikleri "özgürlükleri biz geliştirdik" söylemi ile çelişmektedir; hatta yerle bir etmektedir.

Güncel örnekler verirsek eğer; 2007 ve 2008, 1 Mayıslarında yaşanan polis terörü her ne kadar sümenaltı edilse de hem hükümet ve kurumlarınca hem de oluşturulan yandaş baınca hâlâ akıllardadır ki, işçiler alanlara sadece "eşit işe eşit ücret, kardeşlik, barış ve birarada yaşama, sömürüye son verilmesi" istekleriyle emperyalizme karşı olduklarını haykırmak için çıkmışlardı.

Bunun yanı sıra kendisine muhalefet eden ve ne gariptir ki, soldan dönme birçok liberal kalemi de bünyesinde barındıran gezetelere sahip Doğan Holding'e verilen vergi cezası da AKP'nin eleştiri ve muhalefete olan anlayışını gözler önüne sermektedir.

Kaldı ki, türbanı da "kadının kimliğini 'yeniden' bulması", kadının özgürleştiğini olarak savunmaları da söylediklerimizi desteklemektedir.