PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : *** Serbest Köşe-4... Tüm dünya emekçi kadınlarına itafen... ***


alev_2005_2005
07.03.2008, 18:09
8 Mart Dünya Kadınlar günü...

Tüm dünya emekçi kadınlara itafen...

Kadın mücadelesinin ilk fitil 8 Mart 1908 yılında Amerikalı kadın işçiler, erkeklerle eşit ücret ve doğum izni için kendilerini fabrikaya kilitlemişlerdi ve içeride çıkan yangınla 129 kadın yaşamını yitirmişti.

Cumhuriyet devrimleri sayesinde geçiş yapmıştır, seçme seçilme hakkına ilk kez sahip olmuştur. Ve ülkemizde ilk kez seçme ve seçilme hakkı 1934 yılında kadına tanınmıştır.
İşte kadının ilk kez adı 1934 yılında resmi olarak varlığını göstermiştir. Ve 01 Mart 1935 yılında 18 kadın milletvekili ile mecliste yer almıştır.

2007 seçimlerine göre ise meclis de yer alan kadın millet vekili sayısı 50 evet 550 milletvekili içinde bu sayı sadece 50 ki buda yüzde olarak 9.1’e denk geliyor dünya sıralamasında ise 107. sıradayız...!!!
Kadın erkek eşitliği dünya sıralamasında 112. sıradayız bu bizim ne kadar gelişmiş olduğumuzu !!! En güzel göstergesi

Bu ülkede kadın olmak hakikatten zor. İşkence gören kadınlar, dayak yiyen kadınlar, namus ve töre adı altında işlenen cinayetler. Çıkış noktası eğitimsizlik olsa da ‘’dayak cennetten çıkmadır’’ sözü ile dinle dayağın desteklenmesi...!!!

İnsanları, bireyleri cinsiyetine göre ayırmak yapılabilecek en büyük hatadır.
İş gücü anlamında bazen bu ayrımı yapmayı doğal karşılamak gerek bedensel güç anlamında yapamayacağı iş vardır kadının, Ama zihinsel anlamda bir ayrıma tabi tutulması en büyük geri kalmışlık örneğidir kadını ikinci sınıf olarak görmek.

Oysaki kadın cinsel bir objeden yada kölelikten birey olma mücadelesini vermiştir, uzun yıllar Türkiyede ve dünyada...

Ama nedense kadını yönetici olarak görmek istemez birey, ve çalışanı
Trafikte gerçekleşen kazalarda çoğunlukla ‘’kadın şoför değil mi kaza doğal’’ Cümlesini hepimiz mutlaka duymuşuzdur. Oysa kadınının adı çok yeni bu ülkede ama korkarım ki alınan hakları da yavaş yavaş yok etmeye çalışıyorlar...

Kimi zaman onu bir bez parçasının arkasına hapsetmek tamamen karşı cinsin bencilliği ve egosunu tatmin etme arzusu belki de...
Ve namusu kapalı kutular ardında arama arayışı...!!! Ne kadar benciliz değil mi insanoğlu olarak...

Kadına değer kıymet vermemek onun içindeki duygusallığı, hissiyatı görememek.

Kadınlara da söylenecek bir iki sözüm var, kadın yani analar değil midir dünyaya nam salmış yöneticileri doğuran, Kadın değil midir gelecek nesli yetiştiren. Erkek egemenliğine hapsolmuş bir dünya istemiyorsak çocuklarımızı yarınlarımızı daha duyarlı bireyler olarak yetiştirmeliyiz.



Gelin cümlelerimi bitirirken Nazım Hikmet’ e kulak verelim....


Kadın...

Kimi der ki kadın,
Uzun kış gecelerinde yatmak içindir..
Kimi der ki kadın,
Yeşil harman yerinde
Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir..
Kimi der ki ayalimdir..
Boynumda taşıdığım vebalimdir
Kimi der ki, hamur yoğuran,
Kimi der ki, çocuk doğuran..
Ne o, ne bu, ne köçek, ne ayal, ne vebal!
O benim kollarım, bacaklarım, başımdır..
Yavrum, annem, karım, kız kardeşim
Hayat arkadaşımdır...

Tüm kadınların dünya emekçi kadınlarının günü kutlu olsun bu satırlarımı okuyan herkesin...



Alev_2005_2005 (D&D)

arascan
09.03.2008, 21:32
her insanın KININDAN çekilmemiş sözleri olmalı hayata dair....
yükleminde, kendi öz düşüncesini taşıyan her cümleye ve emeğe saygı duyuyorum..
her zamanki gibi güzel bir makale alev can..

alev_2005_2005
10.03.2008, 10:18
Teşekkür ederim arascan :)

**Yorum**
10.03.2008, 11:49
Eline,Emeğine sağlık can. Yolun açık olsun yazmaya devam.

alev_2005_2005
11.03.2008, 16:02
Şiirin tamamını yazayım :)


KADINLARIMIZ

Toprak öyle bitip tükenmez, /dağlar öyle uzakta,
sanki gidenler hiçbir zaman hiçbir menzile erişemeyecekti.
Kağnılar yürüyordu yekpare meşaleden tekerlekleriyle
Ve onlar ayın altında dönen ilk tekerlekti.
Ayın altında öküzler
başka ve çok küçük bir dünyadan gelmişler gibi
ufacık kısacıktılar ve pırıltılar vardı

hasta kırık boynuzlarında
ve ayakları altından akan
toprak, toprak, ve topraktı.
Gece aydınlık ve sıcak
ve kağnılarda tahta yataklarında
oyu mavi humbaralar çırılçıplaktı.
Ve kadınlar birbirlerinden gizleyerek bakıyorlardı ayın altında
geçmiş kafilelerden kalan öküz ve tekerlek ölülerine.
Ve kadınlar

bizim kadınlarımız:

korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle,

anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,bizim kadınlarımız
şimdi ayın altında kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehriban başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı, aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve onbeşlik şaraplenin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon`a doğru.



NAZIM HİKMET

munzurca
11.03.2008, 20:23
Ne yazık ki kadın mücadelesi ülkemizde baya geri...
Eşitliğin yakın olduğu umuduyla!

Alev can emeğine sağlık!

alev_2005_2005
09.04.2008, 09:07
1- Turbana, bir yasaklama araci oldugu için karsiyim.
Turban bir yasaklama aracidir, cunku her seyden once kadin sacina yasak getirmektedir. "turbana ozgurluk" demek, "kadina yasak getirin" demek oldugu icin turbana karsiyim.

2- Turbana, kadina bir hakaret oldugu icin karsiyim.
Cunku türban, kadinierkekten asagi goren, kadini ikinci sinif insan kabul eden, kadini bir gunah sembolu olarak aşagilayan erkek egemen, çagdisi, arkaik bir anlayisin semboludur.

3- Turbana, erkege bir hakaret oldugu icin karsiyim.
Kadin turban takmazsa, erkegin sehvet duygularina esir dusecegini varsayan ve erkegi gelismemis, ilkel gudulerinin esiri bir yaratik olarak kabul eden bir zavallı anlayisa karsiyim.


4- Turban serbestisine, laik demokrasiye karsi oldugu icin karsiyim.Demokrasinin temel diregi laikliktir. Laik bir ulkede ise dinsel amac veya gereksinimlere gore yasa cikarilamaz. Turban serbestisi bu temel ilkeyi cignemekte, laiklige dolayisiyla demokrasimize büyük bir darbe vurmaktadir.

5- Turban serbestisine, hukuk devletine karsi oldugu icin karsiyim.
Soz konusu duzenlemeye, tum yuksek yargi kararlarina karsi bir kafa tutma anlamina geldigi icin karsiyim.


6- Turban serbestisine, yalnizca ulusal degil uluslararası hukuk kararlarina karsi oldugu icin de karsiyim.
Avrupa İnsan Haklari Mahkemesi kararlarina ve dolayisiyla evrensel degerlere de kafa tuttugu icin karsiyim.

7- Turban serbestisine, dinsel ve/veya siyasi her turlu sembolun kamusal alanda kullanimina karsi oldugum icin karsiyim.
Cunku bu tur semboller ayristirici bir islev görecek ve gruplasmalara, bolunmelere, kaosa neden
olacaktir.

8- Turbana negatif degil, pozitif ozgurluk yanlisi oldugum icin karsiyim.
Dinsel, ailevi ve benzeri baskilarla turban takmak zorunda birakilmis bir kizimizin, kendi ozgur iradesiyle bu secimi yaptigi aldatmacasına karsiyim. Turban takarak (veya taktirarak) belirli bir ideolojiye teslim olmus bulunan bir insanin, kisisel gelisimini tamamlamasi mumkun olamayacagi icin turbana karsiyim.

9- Turbanın üniversitede serbest birakilmasina, üniversite ruhuna
aykiri oldugu için karsiyim.
Su veya bu sekilde dinsel inancin girdigi bir üniversitede akil, orayi terketmek zorunda kalacaktir. Dinsel dogmalarin degil akilci dusuncenin egemen olmasi gereken, laik dusuncenin en gerekli oldugu üniversitelerde böylesi bir uygulama dusunulemez.

10- Turbanin "yalnizca" üniversitelerde serbest birakilacagi iddialari bir
kandirmaca oldugu icin bu duzenlemeye karsiyim.
Cunku bu uygulama bir domino etkisi yaratacak ve sonunda her kademedeki ogretim kurumuna ve kamusal hizmet alanina yayilacaktir. Bunu gormemek için insanin ya aptal ya da kotu niyetli olmasi gerekir.

11- Bu serbestiye, bizi cagdas uygarliktan uzaklastiracagi ve ulkemizi ilkel ortacag zihniyeti yorungesine oturtarak tüm kazanimlarimizi yok edecegi icin karsiyim.

12- Din devletine karsi oldugum için turbana karsiyim.
Gunumuzde artik bir vicdan meselesi olmasi gereken dini, semboller vasitasiyla topluma dayatan, bu ugurda anayasal düzenlemeler yapabilme curetini gösteren ve bugüne kadar yaptiklariyla artik desifre olmus bu iktidarin nihai amacinin bir din devleti oldugu artik anlasilmalidir.


13 Bu duzenlemeye,emperyalizmekarsi oldugum için karsiyim.
BOP ve ilimli islam projelerinin bir uzantisi olan bu serbesti, emperyalizmin
Türkiye'yi islam ulkelerine bir model ulke olarak sunma (bir baska ifadeyle laikligi sulandırma) projesinin bir sonucudur.

14- İstismara karsi oldugum icin bu duzenlemeye karsiyim.
Bu duzenleme, yillardir acimasizca turbani bir istismar araci olarak kullanan, halkin din duygularini somuren siyasetcilerin onaylanmasi anlamina gelecek ve sömürü daha da ivme kazanacaktir.

15- Ve son olarak bir Ataturk'cu olarak turbana karsiyim.
Turban serbestisine laik cumhuriyetimizin kurucusu buyuk Ataturk'e ihanet anlamina geldigi ve bu ihaneti kabullenemedigim icin karsiyim.


Prof.Dr.Oguz iNEL
Emekli Ogretim Uyesi

alev_2005_2005
07.06.2008, 17:39
Türk kadını, yasal haklarından çok önce kendi alanında ‘‘ilk’’lere imza atıyordu. Sanat ve bilim alanında çok büyük başarılar elde ediyor, birçok açıdan erkekleri geçiyordu.

İşte Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki ilk kadınlar:

İlk alfabenin yazarı: Melahat Uğurkan
İlk avukat: Süreyya Ağaoğlu
İlk bakan: Prof.Dr. Türkân Akyol
İlk başbakan: Prof.Dr. Tansu Çiller
İlk belediye başkanı: Müfide İlhan
İlk danıştay başkanı: Füruzan İkincioğulları
İlk danıştay üyesi: Şükran Esmerer
İlk diş hekimi: Ferdane Bozdoğan Erberk
İlk doktor: Safiye Ali
İlk eczacı: Rukiye Kanat Arran
İlk emniyet müdürü: Feriha Sanerk
İlk büyükelçi: Filiz Dinçmen
İlk heykeltraş: Sabiha Bengütax
İlk pilot: Sabiha Gökçen
İlk hakim: Suat Berk
İlk hemşire: Esma Deniz
İlk hesap uzmanı: Müşerref Çallılar, Güzide Amark
İlk hazine genel müdürü: Aysel Öymen
İlk hukukçu: Beraat Zeki Üngör
İlk jet pilotu: Leman Altınçekiç
İlk karakol amiri: Nevlan Kulak
İlk kaymakam: Özlem Bozkurt
İlk kimyacı: Remziye Hisar
İlk makinist: Seher Aytaç
İlk milli eğitim müdürü: Güler Karakülah
İlk dünya güzeli: Keriman Halis
İlk milli maç hakemi: Lale Orta
İlk muhtar: Gül Esin
İlk müzeci: Seniha Sami
İlk orman mühendisi: Binnaz Zehra Sert
İlk otomobil yarışçısı: Samiye Markaya
İlk petrol mühendisi: Halide U.Türktan
İlk polis memuru: Betül Diker
İlk opera sanatçısı: Semiha Berksoy
İlk profesör: Dr.Fazıla Şevket Giz
İlk radyo spikeri: Emel Gazimihal
İlk savcı: Tüzünkan Koçhisaroğlu
İlk sayıştay üyesi: Ferhunisa Etmen
İlk senatör ve elçi: Adile Ayda
İlk sendika başkanı: Dervişe Koç
İlk subay: Ülkü Sema Toksöz
İlk TBMM başvekili: Neriman Neftçi
İlk vali: Lale Aytaman
İlk Türkiye güzeli: Feriha Tevfik
İlk TV spikeri: Nuran Devres
İlk veteriner:Sabire Aydemir
İlk yargıtay üyesi: Melahat Ruacan
İlk yüksek mahkeme başkanı: Firdevs Menteşe
İlk yüksek mimar: Münevver Gözeler
İlk yüksek mühendis: Sabiha Ecebilge

alev_2005_2005
01.07.2008, 09:45
DÜNYADA KADININ ADI YOK...!!!


BANGLADEŞ:

Bangaldeş'li erkekler, kocalarına, sevgililerine veya herhangi bir erkeğe 'hayır' diyen kadınların yüzüne kezzap atıyorlar. Bu ülkede kezzap kadınlara karşı kullanılan en yaygın 'silah' haline gelmiş durumda. Polisin bildirdiğine göre sadece geçen yıl 180 kadın sülfirik ve hidroklorik asitle saldırıya uğramış. Kadınların yüzüne kezzap atılmasının en büyük iki sebebi tacize izin vermemeleri ve iyi bir çeyiz getirmemeleri!


SUDAN:

Sudan'da dini sebeplerden ötürü kadın sünneti çok yaygın. %82 Sudan kadınına sünnet uygulanıyor. 5 yaşındaki kız çocuklarını uyuşturmadan sünnet ediyorlar. Ülkedeki 114 milyon kadına sünnet uygulanmış. Anestezi yapılmamasının yanı sıra, hijyenik koşullara uyulmadan yapılan sünnet sonrasında travma, kanama, hemeroid, stres, acı, ölümcül olabilen şok ve enfeksiyonlar, cinsel konularda isteksizlik, güçlük çekme, doğumda güçlük ve psikolojik travmalar yaşanıyor.


ÜRDÜN:

Her yıl ortalama 25 kadın veya gençkız babaları veya ağabeyleri tarafından, erkek arkadaşlarıyla ilişki kurdukları şüphesiyle öldürülüyor. Herhangi bir dedikodu, bir erkekle telefon konuşması yapması bile kızların öldürülmesi için yeterli sebep. Ürdün'de de tıpkı Türkiye'de olduğu gibi 'namus cinayetleri' çok yaygın, İnsan Hakları Gözlem Raporu, 2001 yılında enaz 19 kadının namus cinayeti adı altında öldürüldüğü belirtiyor. Ayrıca, bu cinayetlerde ceza indirimi var!.


KUVEYT:

Kuveyt'te kadınlar insan yerine bile konulmuyorlardı. Kadınların seçme ve seçilme hakları 2007 yılına kadar yoktu.


İRAN:

Humeyni ile birlikte laik yönetim yerle bir edildi, başını örtmeyi redden kadınlar yakalanıyor, akılalmaz işkenceler yapılıyordu, başlarında 'ben fahişeyim' yazılarıyla dolaşmak zorunda bırakılıyorlardı. Sokaklarda kadınların tesettüre uygun giyinip giyinmediklerini kontrol eden özel polisler dolaşıyordu, zina yapan kadınlar taşlanarak öldürülüyorlar. Bisiklete bindiği, kot pantolon giydiği için saldırıya uğrayan kadınlar var. Tırnakları ojeli kadınların elleri içi böcek dolu poşetlere sokuluyor, Azer Nefisi, başı açık ders verdiği için üniversiteden kovuldu, sonunda İran'ı terketmek zorunda kaldı. Şeriat kurallarına göre yönetilen İran'da kadınlara mirastan erkek kardeşlerine nispeten daha az pay düşüyor. Kocaları birden fazla kadınla evlenebiliyorlar ve boşanırlarsa otomatik olarak çocukların velayeti de kocalara veriliyor. Laik rejimde 18 olan evlenme yaşı, Humeyni rejiminin gelmesiyle 9'a indirilmiş. Muhammet Hatemi sayesinde evlenme yaşı 13'e çıkartılmış! Kadınların hakim olması yasak. Bu yüzden Nobel Barış ödülü sahibi İran'lı hakim Şirin Ebadi'nin yargıçlık mesleğine son verilmiş.


MISIR:

Bir kadın kocası tarafından dayak yer ve polise giderse, polis hiçbir şey yapmıyor. Kızların büyük çoğunluğu 8 – 9 yaşında okuldan alınıyorlar.


KAŞMİR:

Hindistan'ın Keşmir eyaletinde, burka giymeyen, peçe takmayan kadınlar cezalandırılıyor, yüzlerine kezzap atılıyor.


HİNDİSTAN:

(Yarısı Müslüman, yarısı Hindu dine sahip)Büyük çoğunluğu okur-yazar olmayan kadınlar, çocuk yaşta genelevlere satılıyor. Çocuk yaşta fahişelerin ençok olduğu ülkelerden biri Hindistan. Çocuk fahişeler karşı gelirse aç, susuz bırakılıyor. Fahişe kadınlar hayvanat bahçelerindeki kafeslere benzer kafeslerde teşhir ediliyorlar. Hayat süreleri çok kısa, hastalık, yetersiz beslenmeden ötürü erken yaşta ölüyorlar.


AFGANİSTAN:

Savaş yüzünden 40.000'in üzerinde dul kadının bulunduğu Afganistan'da kadınların çalışması yasak olduğundan bu kadınlar dilenmek veya fahişelik yapmak zorunda kalıyorlar. Kadınların çarşaf - peçeye benzeyen 'burka' giymesi gerekirken, topuklu ayakkabı giymeleri bile 'erkekleri tahrik ettiği' gerekçesiyle yasaklanmıştı.
Afganistan'daki kadınların hapisten beter hayatlarıyla ilgili New York Times gazetesinde Amy Waldman'ın bir makalesinden alıntılar:
Burkanın AltındaSüheyla Helal, 120 kişilik kız öğrencisi için okul açmış. Normalde bir kadın olduğu için çalışmaması, kızların da okumaması gerekiyor. Dersten sonra dikkat çekmemek için küçük gruplar halinde dağılıyorlar. Süheyla Helal'in kocası ölmüş ve üç çocuğuyla yalnız başına kalmış, başlarda intihar etmeyi düşünmüş, yanında bir erkek akrabası olmadan sokağa çıkamıyormuş, manavdan sebze meyva almaya kalkışmak din polisi tarafından sopalanmayı gerektiren bir suç. Şimdi İsmail Han'ın yönetimindeki bölgelerde bu baskı sona ermiş, İsmail Han, kadınların yeniden okula ve çalışma hayatına dönebileceklerini söylemiş. Komşusu Rana Enterazi kadın olduğu için doktorluk yaptığı hastaneden kovulmuş. Yaraların iyileşmesi zaman alacak ama geleceğe yine de güvenle bakıyorlar. Bir sığır sürüsü gibi değil de, bir insan gibi muamele edilecekleri günleri umut ediyorlar. Herat sokakları hala burkalı kadınlarla dolu. Vaktiyle kadın olduklarını belli etmeleri, seslerinin duyulması bile kırbaçlanmalarını gerektiriyormuş. Eczacı olan Zeyti isimli kadın Pakistan'a gidip ilaç aldığı için bir ara tutuklanırken, 13 yaşındaki kızını da polis yüzünü örtmediği için dövmekle tehdit etmiş. Tüm bunlara karşın asla pes etmeyi düşünmüyor, mücadeleye devam etmeye kararlı. Kadınların çoğu en azından yüzlerini açıkta bırakacak şekilde giyinmeyi istiyor ama Taliban'ın geri döneceğini düşünerek korkuyorlar. Bir başka kadın ise 'başa kim gelirse gelsin fark etmiyor, açız' diyor. (Makalenin tamamını 19 Kasım 2001 tarihli New York Times'da okuyabilirsiniz)


IRAK:

Kadınlar ya İslami kurallara uygun giyinecek ya da ölecek!Polis kayıtlarına göre Basra'da geçen yıl, kimi boğularak, kiminin kafası kesilerek öldürülen kadın sayısı 133. Bu kadınların 79'u uygun giyinmedikleri için, 47'si ise 'namus' yüzünden öldürülmüş. Basra polis şefi Abdul Halil Kalaf, 'cinayetler için pekçok kılıf, sebep uyduruyorlar, kiminin kolları, bacakları kesiliyor. Bir yıl önce Basra'ya geldiğimde bir kadın iki çocuğunun gözü önünde öldürüldü, kadının akan kanlarını gören çocuklar ağlıyorlardı, başka bir kadın 6 ve 11 yaşlarındaki oğullarının gözünün önünde öldürüldü, bir tanesi ise hamileydi, öldürülen kadınlara işkence de yapılıyor' diyor. Irak'ta duvarlara kırmızı yazılarla 'örtünün ve makyaj yapmayın yoksa Allah şahidimizdir ki, sizi öldürürüz, bu size bir uyarıdır' yazıları yazıyormuş. Eylül ayında İngiliz birliklerinin bölgeyi terketmesinden sonra kadınlara karşı işlenen cinayetlerin sayısı artmış. Yapanları yakalamak da çok zormuş. Bazen sadece bir kadının başörtüsünün rengi bile 'dikkat çektiği' için cinayet sebebi sayılabiliyor. Gri, siyah, kahverengi gibi dikkat çekmeyen renklerde başörtüsü kullanmak gerekiyormuş. Sawsan adındaki kadın 'Saddam'dan sonra özgürlük ve demokrasi gelecek, kadınlara hakları verilecek sanıyorduk, bize söz verdikleri hiçbir şey gerçekleşmedi, sadece korku ve şiddet var. ' derken. Safana ismindeki sanatçı ve üniversite profesörü kadın 'Kimden korkacağımızı bilmiyoruz, bir arkadaşınız veya öğrenciniz olabilir, güvenliğimiz yok, kimden korkacağımı bilemiyorum' diyor.


Kaynaklar: Dünya İnsan Hakları Gözlem raporları; Amy Waldman New York Times(19 Kasım 2001); Xin Li, Washington Post (8 Mart 2008); CNN.com; CNN. com; Arwa Damon, 8. Şubat 2008)
alıntı



.

arascan
01.07.2008, 11:31
Şimdi hatırlamıyorum ama bir yerde okumuştum;
Kadınlar dünyadaki bütün işlerin %70'ini yapmalarına karşılık, dünyadaki toplam gelirin sadece %35'ine sahipmiş..

alev_2005_2005
30.10.2008, 17:21
30 Ekim 2008

Bekir COŞKUN
bcoskun@hurriyet.com.tr


***

Yokmuş gibi kadınlar...(2)


GAZETELERİN sayfalarını çevirdikçe, o başı örtülü kadınların görüntüleri sanki beynimin bir yerinde toplanmaya başlıyor.

Önce bir-ikisi bir araya geliyor, sonra başkaları gözüküyor. Köşelerden çıkıp çıkıp geliyorlar, sessizler...

Bir uğultu var.

O kadar...

(.........)

İşte birisi; bir aracın direksiyonunda, başı örtülü, yüzünde acı bir gülümseme...

14 yaşındaki bir kıza cinsel istismardan tutukluyken tahliye edilen Hüseyin Üzmez’i, cezaevinden çıkışında almaya gelen karısı...

(.........)

Öbür sayfadan bir başkası da çıkageliyor:

Bir başörtülü kadın...

AKP Milletvekili Recep Koral’ın yanında... Elinde makas, bir yerin açılışında kurdeleyi kesiyor. Kocasından gurur duyduğu ve mutlu olduğu belli bu eski fotoğrafta... Ama şimdi AKP milletvekili sekreteri ile evlenmeye karar verince boşuyor onu.

(..........)

Bir türbanlı kadın...

O gözükmüyor.

Zaten fotoğraf, gözükmemenin fotoğrafı. Cumhurbaşkanı’nın "hanımı" Cumhuriyet Bayramı törenlerinde yok.

Çünkü başındaki türban yanında duramadığı erkeğinin ideolojik savaşının simgesi.

Cezayı o çekiyor, yokmuş gibi yaparak...

(...........)

Bir tesettürlü kadın daha...

Başbakan’ın "hanımı"...

Arkadaki salonlardan birisine saklamışlar adeta. Belki kapıyı dinliyordur, belki delikten bakıyordur, belki fısıldaşarak konuşuyordur.

Yokmuş gibi..

*

Sayfaları çevirdikçe tesettürlü kadınların sayıları artıyor, kalabalıklaşıyorlar, yüzlerce, binlerce, on binlerce...

Ben ise onların; din-iman adına oynanan bu zalimce ve kötü niyetli oyunun aleti olmaya ne zaman isyan edeceklerini düşünüyorum...

Ama sadece uğultu var...

Sonra boyunlarını büküp, zulme razı olup, evlerine dağılıyorlar.

Yokmuş gibi kadınlar...

HazaL*
08.11.2008, 11:54
Kadın olmak çok zor Dostum ; hele ki seven bir kadın olmak, bağışlayıcı olmak.Onun uygun olduğu saatlerde kalmak,
kırılmak ve o kırgınlıkların kabuk bağlamasını sağlamak.

Kadın olmak çok zor Dostum ; suskunluklarla boğarlar, boğulduğumuzu ve nefessiz kaldığımızı görmezler.
Oysa ki bir el bekleriz tükenmemek için; bu derinlikte dibe doğru çökerken.

Kadın olmak çok zor Dostum; sevince tam severiz. Çünkü,kaybetmek istemeyiz.Bir bumerang gibi fırlatırlar olmadık zamanlarda.
Aynı hızla geri döneriz.Çünkü sevmek bizim özelimiz.Sevince kolay kolay vazgeçemeyiz.

Kadın olmak çok zor Dostum ; düşünmek çoğunlukla bize düşer.Oysa sevdiğimizin bizim yerimizede düşünmesini isteriz.
Bizi çekip alsın, sahip çıksın, inadına “gitme” desin, “sen benimsin” desin isteriz.

Kadın olmak çok zor Dostum ; kesin kararlı yürekler olsun yüreklerimizde deriz,bitmeyen sevdalar isteriz.
Şarkılara sığınırız şarkılar bize sarılır -durduk yere “seni seviyorum” demeyi özleriz-.

Kadın olmak çok zor Dostum; sadakat çoğunlukla bize düşer.Hep bizi sarar beklemeler. Kimse anlamaz beklemekten yorulduğumuzu
-belki de anlatamayız- oysa sancılı bir acıdır göğsümüzde kabaran.Sesimizi duyuramayız.

Kadın olmak çok zor Dostum;sorular sorarız cevaplar alamayız ama yinede cevapları ısrarla bulmaya çalışırız.
Sitem ederiz -bazende çok kıskanırız-ama bunların hepsinin sevgiden olduğunu bir türlü anlatamayız.
Ekmeğimizi suyumuzu paylaşırız bir tek sevdiğimizi paylaşamayız hep TEK olmak isteriz .

Kadın olmak çok zor Dostum; biriken acıları atmaya çalışırız, -düşük yapmak ister gibi -, ama bu o kadar kolay olmaz
canımız yanar, canımız kanar tüm beden kan içinde, iyileşmeye çalışırız.

Kadın olmak çok zor Dostum; dudaklarımızdan çıkan kelimelerin sorumluluğunu biliriz. Biz sevince yüreğimizi açıp da severiz.
Ve üşümesin diye içine aldığımız, kendimiz üşür onu hep sıcak çorbalarla besleriz.

Kadın olmak çok zor Dostum ; bildikleri ve bilmedikleri kadar.Bildiğimiz ve bilmediğimiz kadar.
Ama artık öğrenmemiz lazım, hak edene hak ettiği kadar.......

aLıntı

alev_2005_2005
17.02.2009, 12:29
Sadece 1 gün için kadın olmayı düşündünüzmü ?‏

Lütfen izleyin !...

[Only Registered Users Can See Links]

arascan
18.02.2009, 14:06
Bu yazımı genç sanatçı ve genç yazarlar için kaleme alıyorum. Konusu, küçük kasabalar ve suç örgütleri ya da aynı şekilde, kapalı ideolojiler ve suç örgütleri.

Onlarca kasaba seçkininin tecavüz ettiği Remziye adlı kızcağımızın hazin ölüm hikayesini okudunuz. Buna can dayanmaz. Bu sütunlardan, bu nasıl vahşettir, bu nasıl canavarlıktır diye bağırmanın faydası yoktur. Sorun, bizim, kendi içimizdedir. Biz, kendi içimizdeki ahlaki sorunlarımızı çözmeye yanaşırsak, Remziye ve Remziyeler'e karşı toplumsal sorumluluğumuzu yerine getirmiş oluruz.



Remziye öldü ve o kasabada birileri artık mutlu olmalı. Çünkü suç delili ortadan kalktı. Artık konuşamayacak. Kasaba böyledir. Binlerce küçük trajedi, arkadaşlık, akrabalık, namus, diyerek örtbas edilir. Kasabada herkes birbirine sarılarak saklanır. Herkesin birbirine bir işi düşmüştür ve işi düşenler gün gelir birbirlerini aslanlar gibi korur, zırhtan duvar. Tek bir itirafçı çıkmaz. Hesabımız, toplumadır, kasabaya değil diyen çıkmaz. Hesabım Allah'adır diyecek vicdan kasabalarda çok zor oluşur. Sımsıkı bağlıdır arkadaşlıklarına. 13 yaşındaki kızın sahibi ise yoktur. Arkadaşlıkları olacak kadar yaşamadı zaten. Ya da 'acı çekiyorum' gibi bir cümleyi kuramayacak yaştaydı. Çırpındı, tekmelendi, suçlandı, ortaya atıldı, taşlandı, küfredildi. Top yerine fare leşiyle oynanan mahalle maçı gibiydi. Ayaktan ayağa, duvara yapıştırıldı leşi.. Kanları kasaba duvarına yapıştı..

Ve sonuç, bir tarafta kasabanın namusu, diğer tarafta o zaten orospuydu laflarıyla fare leşini duvardan temizlemeye çalışan seçkin kasabalı.

Mutludur şimdi o seçkin kasabalı. Belki de yine okey masası etrafında laf açıldıkça, 'ya boş ver, orospunun tekiydi, takma kafanı' diyerek birbirlerine güç veriyorlardır.

Ancak, 'orospuydu zaten' diyerek de kendilerini bir ömür koruyamazlar. Arkadaş grubudur bu. Dayanışmadır, sadakattır, gizliliktir. Başkasına karşı yan yana gelmelidir, kasabanın namusudur.

Bir zaman sonra bu arkadaş grubu 'alaycılığa' başlamak zorunda. Yani, orospuydu zaten lafları yetmeyecek, küçücük kızın, kendi özel tecavüz anlarındaki hallerini ayrıntılarıyla birbirlerine anlatıp, espriler, fıkralar işin içine girecektir. Yani, arkadaşlıklarını 'alaycılıkla' koruyacaklardır.

Alaycılık parlak bir ışıktır. Suçu, kederi, kasveti, günahı, sorumluluğu, her şeyi unutturur ve alayı döndürüp döndürüp çeviren grubu korur.

Kasabadaki bu suç örgütünün içine girip onlara şöyle güç verenler de çıkar, 'ya kardeşim, Hüseyin ağbi gibi kaymakama yapılır mı, onun bu kasabaya hizmetleri çoktur, turizme, tarihi eserlere düşkündür, o zaten küçük bir orospuydu, bir orospu bakın kasabanın ahlakını bozuyor...'

Yani, 13 yaşındaki kızı küçük bir kasaba seçkini, fare leşi gibi dışlayıp suçlayıp ciğerlerini, beynini ayaklarıyla çiğneyip yoketmeye devam edecek, çünkü Remziye'nin sadece kendisi öldü, suç kasabada yıllarca yaşayacak.

Suç, kasabada yaşıyorsa bizler bu örgütlü arkadaş çetesinin suçunu tanımamız lazım.

alev_2005_2005
06.03.2009, 16:07
08 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü tüm dünya emekçi kadınlarına şimdiden kutlu olsun...