PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tahtacı aleviler buraya bir slm


benim_kabem_insandır
11.05.2008, 03:07
mrb canlar mersinli bir tahtacı alevisiyim.sitemize üye diğer tahtacı canlardan bir slm bekliyorum! bakalım ne kadar tahtacı var sitemizde:) :ok:

Tezcan07
13.07.2008, 20:37
Bende ısparta tahtacılarındanım gözüm....

hulyyaa
07.08.2008, 02:58
benimki karışık yaw:Dannem mersin in mut ilçesinden baban izmir in torbalı ilçesinden.ama ben muğla da doğdum büyüdüm.

derail
07.08.2008, 14:04
ne demek tahtacı?? merak ettim yoksa bir mahzuru öğrenelim.varsa bir gizlilik zaten yanıt alamayız.

gülşah06
07.08.2008, 14:07
ne demek tahtacı?? merak ettim yoksa bir mahzuru öğrenelim.varsa bir gizlilik zaten yanıt alamayız.
formda araştırırsan yazıyor sevgili dost

Amistofes
07.08.2008, 14:19
Tahtacilar (Agaceriler) Kimligi ve Yasami

--------------------------------------------------------------------------------

Özellikle ağaç işleriyle uğraşan bu topluluğun Horasan'dan Anadolu'ya gruplar halinde geldiği de bilinmektedir.

Bugün K.Maraş'ın güneybatısı ile Gaziantep'in batısından başlayan bir hat üzerinde Adana, İçel, Antalya, Isparta, Burdur, Denizli, İzmir, Manisa ve Çanakkale illerinin dağlık bölgelerinde yaşayan bu Türkmen toplulukları Tahtacı adıyla anılıyorlar. Aslında Tahtacı tanımlaması onların kendilerini ifade etmekte kullandıkları bir isim; Tahtacılar'ın dışındaki bölge halkı onları Alevi veya Kızılbaş olarak adlandırıyorlar.

Tahtacılar'ın çok eski dönemlerden günümüze ağaç işleriyle uğraşmaları onları ister istemez dağlık ve ormanlık bölgelerde yaşamaya zorunlu kılmıştır. Kendileri ise bu durumu sünni kökenlilerin baskı ve zulmünden kaçan halkın zorunlu olarak dağlara çıktığı biçiminde yorumlamaktalar.

Tahtacılarda Sosyal Yaşam

Tahtacı Türkmenleri'ne grup kimliğini veren uğraştıkları meslek (ağaç işleri) gibi gözüküyorsa da, asıl belirleyici olan onların Alevilikleridir. Alevi öğretisi ve töresinin aktarılmasında etkin rol oynayan Dedeler, Tahtacılar'ın dinsel lideri konumundadır. Tahtacı dedeleri "ocak" adı verilen ve kutsal saygınlığı olan başlıca iki koldan gelirler. Bunlardan biri merkezi İzmir Narlıdere'de olan Yan Yatır Ocağı, diğer merkezi Aydın yakınlarındaki Hacı Emirli (Emir Beyli) Ocağı'dır. Tahtacı dedelerinin Anadolu'daki diğer Ocaklı Alevilerle bağları hemen hiç yoktur. Bu arada Bektaşi tarikatı ile de direkt bir bağları bulunmamaktadır.
İlk başlarda konar-göçer bir itoplum yapısına sahip olan Tahtacılar bugün artık yerleşik düzene geçmişlerdir.

Günlük yaşamda kadın-erkek eşit derecede aktivitelere sahiptir. Kadın evde ve çalışma yaşamında eşinin yardımcısıdır.

Tahtacılar'ın yemek kültürleri, düğün, ölüm adetleri çevrelerindeki Türkmen topluluklarından çok farklı değildir.

Ayin-i Cem adı verilen toplantılar işlevlerine göre her Cuma akşamı veya yılın belirli günlerinde yapılır. Tahtacı erkanı Anadolu'daki diğer ocaklı Alevilerle büyük benzerlik gösterir. Başlıca cemler şunlardır: Abdal Musa Cemi, Nevruz Cemi, Hıdırellez Cemi.

Tahtacılarda Müzik Ve Danslar

Yaşamın çeşitli aşamalarındaki (düğün, asker uğurlama vs.) törensel pratiklerde Tahtacılara özgü bir müzikten söz edilemez. Bir tür din dışı müzik diyebileceğimiz müzik icrasını Abdal veya Çingen adı verilen profesyonel gruplar yaparlar. Tahtacılar'ın bu anlamda müzik uygulamalarını göremiyoruz.

Dinsel yaşamdaki müzikte ise Ayin-i Cemlerde uygulanan bir Tahtacı stilinden söz edilebilir. Bu müzik de asıl olarak yöresel bir kimlik taşır. Antalya Tahtacıları ile Narlıdere Tahtacıları'nın müzik karakterleri birbirinden farklıdır. Ancak tören içerisindeki müziğin işlevi her yerde aynıdır.

Nefesler en yaygın müzik türü olarak karşımıza çıkarlar. Birçok doğal ve sosyal olayı yarı-dinsel bir üslupla işleyen nefeslere bazıTahtacılar Deyiş diyorlar. Ayin-i Cem başlangıcında ve Muhabbet toplantılarında icra edilen bu nefes ve deyişlerden sonra en yaygın tür Duvaz-ı İmamlar'dır. Duvazlar'da Alevi-Bektaşiler tarafından kutsal sayılan oniki imamların isimleri geçtiğinden bu tür Tahtacılar arasında da önemli bir yere sahiptir.

Alevi-Bektaşi toplulukları içinde Tahtacıları diğerlerinden ayıran temel özellik onların Semahlarıdır. Gerek ezgi yapısı, gerekse oynayanların konumu itibariyle semahlar çeşitlenir:Kırklar Semahı, Abdal Musa Semahı, Turnalar Semahı en çok bilinenlerdir. Tahtacı semahlarında oyuncu sayısı 2, 4, 7 ve daha kalabalık olarak belirlenir. Anadolu Alevileri ile köy Bektaşileri arasında görülmeyen ikişer ve dörderli grupların semah dönmeleri, Tahtacılar'da ve trakya Bektaşileri'nde görülen bir özelliktir.

Semah havalarının sözleri Kul Himmet, Pir Sultan, Kul Mustafa, Abdal Musa, Kaygusuz Abdal gibi ozanlardan ve kutsal kişilerden seçilir. Bazı Tahtacılar semahların özellikle Hatayi'den okumazlar.

Tüm bunların yanında Mengi adı verilen bir çeşit semah türü daha vardır. Daha çok güney illerinde yaygın olan bu türün, gençleri cemin genel ortamına ve öbür semahlara hazırlayıcı bir işlevi vardır. Bu işlevine bağlı olarak dinsel özelliğini yitirerek bir çeşit halk oyunu niteliği kazanmıştır. Çanakkale ve Balıkesir civarında bir deBengi adlı bir oyun vardır ki bu oyunun Mengi'lerle olan ilişkisi bugüne kadar aydınlatılamamıştır. Tahtacılar Ayin-i Cem sırasında cura, bağlama ve bozuk adlarıyla anılan çeşitli ebatlardaki bağlamaları çalarlar. Bazen bu sazlara diz üzerinde çalınan Keman da eşlik eder. Cem esnasında müzik işlerini çoğu kez Dede yönlendirir. Bazen ; Zakir adı verilen kişiler de bu görevi üstlenirler.

Tahtacı müziğinin en tipik özelliği belirgin bir motifin sazlar tarafından ısrarla çalınmasına karşın, sesin (vokal) farklı melodik kalıplarda ezgiyi icra etmesidir. İster nefes, ister semah çalınsın bu özellik yerine getirilir. Bir tür çift seslilik diyebileceğimiz bu uygulama Tahtacılar'ın Ayin-i Cem dışı müziklerinde görülmez.

Semahlar ve Mengiler daima 9 zamanlı usulle çalınıp okunurlar. Daha çok 2+2+2+3=9 düzümü kullanılır. Bazen 2+3+2+2=9 biçimine de rastlanmaktadır.

Ezgilerin melodik örgüleri genellikle sade, fakat ısrarlı vurgulamalarla doludur. Ses genişliği bir oktavı pek geçmez. Bu sebeple herkes tarafından rahatlıkla okunabilir.

Amistofes
07.08.2008, 14:22
Cevap: Tahtacilar (Agaceriler) Kimligi ve Yasami

--------------------------------------------------------------------------------

Ölümden Önce İşareti Gelir

En dikkat çekici ölüm ritüelleri Tahtacı Tükmen-lerinin yaşadığı Alevi köylerinde gerçekleştiriliyor. "Dirilişe" değil, "biçim değiştirmeyle hayatın devamına" inandıkları için "ölüm" sözcüğünü bile kullanmıyorlar.

Ölüm "kalıp değiştirmek", tabut "sal ağacı" olarak çıkıyor karşımıza. Tahtacı Türkmenlerinde ölen erkekse, pijama, gömlek, şapka ve çorabıyla, kadınsa yeni dikilen elbisesiyle uğurlanıyor. Diğer birçok yerde "kıyamet köyneği"ni giydirmek yeterli oluyor. Alevi köylerinde bir de kına yakılıyor ölüye, "öbür dünyaya gelin gitsin" diye.


HER ayrılık hüzünlüdür ama "can bedenden ayrılırken" farklı yaşanır hüzün. Giden "bilinmeyen"e göç ederken, kalan, bunun bir "son" değil, "başlangıç" olduğu inancıyla avunur. Ayrılığın "soğuk" yüzünü örtmektir maksat belki de. Bedenden ayrılan ruh, kimine göre "arşı alaya" çıkar, "Yaradan"a kavuşur; kimine göre "kelebek, sinek, arı ve güvercin olarak geri döner" ya da "yeni doğan bir bebekte vücut bulur." "Ölüm günüm, düğün günümdür" diyen Mevlana gibi düşünenler için "yokluk, ayrılık" değil "kavuşmak"tır ölüm.

TUĞBA AĞACI YAPRAĞI
Özellikle küçük yerleşim merkezlerindeki inanışa göre, ölümden önce, "işareti" gelir. Ay ve güneş tutulması, büyük adamlardan birinin öleceğine işarettir. Her yıldız kaymasında, birinin yıldızının düştüğü, yani öleceği inancı yaygındır. Başka bir inanışa göre herkesin öteki dünyada "tuğba" denilen ağaçta bir yaprağı vardır. Her doğumda, bu ağaçta bir yaprak biter; her ölüm bir yaprağı düşürür.

HAYVANLARIN SESLERİHayvan hareket ve sesleri, düşlerdeki görüntüler, eşyaların durumu, hastadaki fizyolojik ve psikolojik değişiklikler de ölümü çağrıştırır. Başta İç Anadolu olmak üzere birçok bölgede köpeğin sabaha karşı ya da geceleyin, uzun, acı ve sık uluması kötüye yorulur. Uluyan köpek ya kovalanır ya da "Başını ye, denilerek önüne ekmek doğranır". Bazılarına göre, horozun vakitsiz ötmesi, ayakkabının ters dönmesi, beklenmedik anda kapının çalınması, ayna kırılması da bir işarettir; yakında birinin daha "üçüncü eşiği" geçeceğine.

CAN BİÇİM DEĞİŞTİRİR
"Anadolu’nun Renkleri: Doğum-Düğün-Ölüm" belgeselinin fikir babası Prof. Dr. Alemdar Yalçın’a göre Anadolu’da en iyi korunan, en dikkat çekici ölüm ritüelleri, Tahtacı Tükmenlerinin yaşadığı Alevi köylerinde gerçekleştiriliyor. 13. yüzyılda gemi yapımı ve kereste ihracatında önemli rol oynadıkları için bu adla anıldıkları düşünülen Tahtacı Türkmenleri, "dirilişe" değil, "biçim değiştirmeyle hayatın devamına" inanıyor. "Canlar" öteki dünyada "hesapsız, sualsiz" devam ediyor hayatlarına. "Ölüm" sözcüğü de şekil değiştiriyor dillerinde bu nedenle. Ölüm, "Hakka yürümek, kalıp değiştirmek, kalıbı dinlendirmek, don değiştirmek, emaneti teslim etmek" deyimleriyle, tabut "sal ağacı" olarak çıkıyor karşımıza.

SON YOLCULUK EŞYASI
"Kalıp değiştiren", "öteki dünyada çıplak kalmasın" diye en sevdiği elbisesiyle konuluyor "sal ağacına". Erkeğe, pijama, gömlek, şapka ve çorabı; gençse takım elbisesi giydiriliyor. Kadına pijamanın yanısıra yeni bir elbise dikiliyor; gençse gelinliği hazırlanıyor. Anadolu’daki Alevi köylerinin büyük bölümünde ise "kıyamet köyneği" (gömleği) yetiyor. Ancak bu kez, sevdiği kişilerin eşyalarından konuluyor yanına. Çocuğunun gömleği, eşinin fotoğrafı eşlik ediyor son yolculuğunda.

Ölüye kına yakılması da ilginç bir ritüel olarak çıkıyor ortaya. Gençliğinden beri ölü yıkayan Sivas Divriği Güneyevler Köyü’nden 85 yaşındaki Elif Küçük’e göre, başına ve ellerine yakılan kınayla bu dünyadan ayrılan, öbür dünyaya "gelin" olarak gidiyor.

SON BULUŞMAYA ÇAĞRI
Bazen beklenmeyen zamanda gelen bu "ayrılık", geride kalan ve belki de yıllardır görüşmeyenleri bir araya getiriyor "veda buluşmasında". Bazen cami aracılık ediyor randevu saatini duyurmaya; bazen küçük bir gazete ilanı. O gün geldiğinde ise, hem bu dünyadaki son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlar "can"larını, hem de onunla geçirdikleri günleri anarak, birbirlerinin acılarını hafifletiyorlar. İmamın "Razı mısınız" sorusuyla helalleşiliyor hep bir ağızdan. Ne alacak kalıyor artık bu dünyada, ne borç.

Yakınını kaybeden insanın şaşkınlık, isyan ve acısı çoğu yerde "yas" törenleriyle dindirilmeye çalışılıyor. Kaybedilen kişinin yaşına göre, üç günden birkaç yıla kadar uzayan bu süreçte ne müzik dinleniyor, ne radyo-televizyon açılıyor, ne de düğün yapılıyor. Bazı yerlerde erkek yakınları tıraş bile olmuyorlar. Giysiler için "siyah renk" tercih edilirken, özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde kadınlar bir ay süreyle ters giyiyorlar elbiselerini. Gaziantep dolaylarında, yakın kadın akrabalar saçlarını kesiyor.

Kırk gün sönmeyen ışık
Ruhun gelip dolaştığı inancıyla, kolayca bulabilmesi için üç gün, dokuz gün hatta kırk gün boyunca, açık bırakılıyor ışığı evin. Kürt Alevi köylerinde ise cenazenin arkasından üç gün boyunca ateş yakılıyor. Yeni doğmuş bebeğin kırkı çıktıktan sonra özgürlüğüne kavuşması gibi, "çizgi ötesi"ne geçenin de kırkının çıkması bekleniyor yası kaldırmak için. Çoğu yerde eşe dosta, ilk gün ve yedinci günde olduğu gibi, kırkıncı gün de verilen "can aşı", "kırk hayrı" yemeğiyle tamamlanıyor yas töreni.

Urfa, Kayseri, Erzurum, Sivas gibi yerlerde ise "yas hamamı" düzenleniyor. Taziyeler günlerce sürüyor. Kimi yağ, un, bulgur, çay, şeker götürüyor taziye evine, kimi koç gönderiyor gitmeden önce.

Iğdır ve çevresinde ise her nevruzda, "ölü bayramı" adıyla devam ediyor bu tören. Kaybedilen yakınlar için toplu mezarlık ziyaretlerine gidiliyor. Kimisi elindeki küçük taşlarla mezar taşına vurarak sesleniyor yakınına, kimisi yanında getirdiği yiyecekleri, kaybedilenin hayrına, geride kalanlara "yardım" için, mezarın üzerine koyarak anıyor. Ancak "ne giden geri geliyor", ne de "ölenle ölünüyor". Çünkü hayat yeni döngülerle devam ediyor yoluna.

Ters dönen ayakkabı hemen düzeltilir

Araştırmacı Bircan Kalaycı Durdu, "Anadolu’da ölümle ilgili adet ve inanışlar" çalışmasında, ölüm getireceğine inanılan olaylara karşı alınması gerektiğine inanılan davranışları sıralıyor. Bazıları şöyle:

Horoz gibi öten tavuk kesilir. Öten baykuşa ’hayırsan öt, şersen git’ denir, uluyan köpek kovalanır ya da önüne ekmek konulur.

Ters dönen ayakkabı hemen düzeltilir, ağzı açık olarak yere düşen makasın ağzı kapatılır.

Kötüye yorulan rüya ertesi gün kimseye anlatılmadan akan bir suya anlatılır ya da o rüyanın işaret ettiği belayı savmak için sadaka verilir.

Kimi yerlerde başka ölüm olmasın diye oklava kırıldığı olur, cenazenin yanında. Odada bulunan ayna ya da fotoğraflar ters çevrilir ya da üzeri kapatılır.

Yıkama suyunun ısıtıldığı kazan, iş bitiminde ters çevrilir, kazanın üstüne taş konur.

Gece, evden dışarı süt, yoğurt, tuz, maya, soğan-sarmısak, kara kazan verilmesinden kaçınılır. Süt, yoğurt verilecekse üzerine kömür, yaprak konur.

Gece tırnak kesilmez, aynaya bakılmaz, aksi halde ömrün kısalacağına inanılır.

Veda buluşmasıDostları, bu dünyadaki son yolculuğunda yalnız bırakmıyorlar "canlarını". İmamın "Razı mısınız" sorusuyla helalleşiliyor hep bir ağızdan. Hakkı olan da helal ediyor, olmayan da. Sonra hep birlikte dualar eşliğinde mezara yerleştiriyorlar

[Only Registered Users Can See Links]

VatanSever
07.08.2008, 15:25
mrb canlar mersinli bir tahtacı alevisiyim.sitemize üye diğer tahtacı canlardan bir slm bekliyorum! bakalım ne kadar tahtacı var sitemizde:) :ok:

Gözleri canlı
Çekmis kafayı
Yürüyor sokakta bir delikanlı
Bakışları mahsun ama belalı
Hayata küsmüs ama dostlarına sevdalı
Çünkü O, bir DALAKDERELİ.......



VATANINI EN ÇOK SEVEN,İŞİNİ EN İYİ YAPANDIR.