PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Cem İbadeti'nin Kur'an-i Dayanağı nedir?


Dede-baba
31.08.2008, 17:06
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

Kur'an-ı Kerim'in batıni yorumuna girerken...Hayırlar fet ola... Şerler def ola.. Hakk-Muhammed-Ali yardımcımız, yol göstericimiz... rehberimiz ola...

“....Ey İnananlar, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı zikretmeye koşun ve alım satımı bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır...."
( Cuma suresi 9)


Ey İman edenler, Cuma günü ibadet
İçin çağrı olunca size orada olun elbet

Tanrı'yı zikretmeye koşun alış verişi,
Bırakın. Buyruktur Tanrıyı ansın her bir kişi

Eğer, bilirseniz bu daha hayırlı size
Boş işleri bırakıp bir olunuz birlikte
(Cuma Suresi-9-)


Kur’an-ı kerimde genel anlamda namaz/Salat İbadeti için zaman ve mekan (cami yada mescid-cemevi) şartı yokken yani ibadet her yerde yapılabilirken…

Belli bir vakit tayin edilip toplu olarak cemaatle Tanrıyı anma Cuma Suresi 9. ayette vardır. Kur’an’da hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça Cuma namazını farz kılmıştır.

Cuma İbadetinin cemaatle farz kılınmasının sebebi Cuma hutbelerine dayanır.. Peygamber Cuma hutbelerinde İslamın ilkelerini anlatır.. kabilelerin başta kan davaları olmak üzere Probleriyle ilgilenir.. Herkesin birbirinden Rızalık alması ve hoşnut olması sağlanırdı. Böylece Toplumsal barış birlik ve beraberlik tahsis edilirdi..

Burada dikkat edilmesi gereken bir başka konu da Cuma namazının kadın erkek ayrımı yapılmadan tüm inananlara farz kılınmış olmasıdır. Ancak Sünni ve Şii Müslümanlar bu gerçeği göz ardı ederek Cuma namazı sanki sadece erkeklere farz kılınmış gibi hareket etmektedirler.

Ayet dikkatlice incelendiğin Cuma İbadetinin Tüm günü kapsadığı da anlaşılacaktır.. yani öğlen yada akşam gibi belli bir zaman şartı da yoktur. Sünni yada Şiilerin öğlen vakti Cuma ibadeti yapmaları sadece bir yorumdur.


ALEVİ-BEKTAŞİ İSLAM ANLAYIŞINDA CUMA İBADETİ


Kur’an’ın bu Tanrısal buyruğunu Aleviler, Bilindiği gibi Cuma günleri yani Perşembeyi Cumaya bağlayan gece kadın erkek ayrımı yapmadan zikir ve salatı birleştirerek Cuma namazı (halka namazı) kılarak yerine getirirler. Kur'ran da ibadettin gece yapılanının daha makbul olduğu belirtildiği için, Alevi- Bektaşiler İbadeti gündüz değil, Perşembeyi cumaya bağlayan gece yaparlar...

Eski takvimde ( Hicri ) yeni günün başlangıcının gün batımı olduğu gerçeği dikkate alındığında Perşembeyi Cumaya bağlayan akşamın Cuma günü içersinde yer aldığı görülecektir. Bu açıdan bakıldığında Alevilerce Cuma akşamları yani Perşembeyi Cumaya bağlayan akşam yapılan Cem ayinleri Kur’an’daki Cuma namazı buyruğunun yerine getirilmesi amacıyla gerçekleştirilen bir toplu dua etkinliğidir.

Hiç kuşku yok ki, Cem ayini, Kur’an’da buyurulan toplu tapınmanın yani namazın Türk / Türkmen toplumlarınca şekle dökülmüş halidir. Sünni ve Şii Müslümanlar Cuma namazı adı verilen toplu tapınmada kadınlara yer vermezken Aleviler bu konuda da ne denli doğru bir uygulama içerisinde olduklarını göstermektedirler.

Nitekim Hünkar Hacı Bektaş Veli şöyle buyurmaktadır.

‘‘Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakk’ın yarattığı her şey bakın yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın-erkek farkı yoktur
Noksanlık ve çirkinlik senin görüşlerinde...’’

Şimdi perşembeyi Cumaya bağlayan yapılan ayin-i cem hakkında bilgi verelim;


1-Sünni ve Şii islam ekolünde cuma günleri toplu ibadet anlayışı varken.. Alevi-Bektaşiler- Perşembeyi cumaya bağlayan gece ibadet ederlerdi.. Buna 48 perşembe " yada 48 Cuma ibadeti denir..

2-Ayin-i Cem de halka namazı (İki rekatlık peygamber namazı)kılınır.. Niyaz edililir… peygamber Efendimizin sünneti ve İmam Cafer sadık Efendilerimizn içtihatı üzre. Cuma ibadetinde Toplumun sorunları dinlenir.. birbirinden hakkı olanlar dile gelir.. suçlu olanlar dar-ı mansura durur... Rızalık alınır...

3-Kırk sekiz Perşembe İbadeti... halkın tümünün katılmak zorunda olduğu bir ibadettir...

4-Allah aşkına semahlar dönülür.. Ehli beyt’in isimlerinin zikredildiği, Duvaz imamlar okunur... İmam Hüseyin aşkına göz yaşı dökülür...

4-Nur Suresi emri gereği Hakk-Muhammed-Ali aşkına yakılan Çerağ'ın söndürülmesiyle...Ayin-i Cem biter.. ki genelde Cem ibadeti, sabahın ilk saatlerine kadar...sürer..

5-Kırk sekiz perşembe ibadeti bir yıl içerisinde yer alan 52 haftan 4 dört hafta içerisinde yani Muharrem ayında yapılmaz...

Allah Eyvallah Gerçeğin Demine Hû diyelim..

Joker
01.09.2008, 01:12
dede baba herzamanki gibi bizlere değerli bilgiler vermişsin ,aleviliğin islamla ilgisi yoktur diyenlerede son 5 maddeyi aklı selimce okumalarını tavsiye ediyorum ,saygılar....

Dede-baba
01.09.2008, 08:12
Degerli canlar...

Ayin-i cem de, Tekbir getirilerek Allah'ın birlendiği, Övgü ve senatların yapıldığı kısım tevhit kısmıdır...Ayin-i cem'in bu kısmında Yüceler yücesi Allah zikredilir... Ululanır.. Ve Erenlerin değişleri sunulurdu... Bu kısımdan sonra ise.. peygamber ve Ehl-i Beyt övüldüğü kısma geçilirdi...

Sünnilerin Haftada bir gün gündüz toplu olarak yaptığı Cuma ibadetinin karşılığı Ayin-i cem'dir... Kur'an-i bir farz olan Cuma ibedetini, Alevi-Bektaşi, ya perşembeyi Cumaya bağlayan gece yada Cuma aşkamı Toplanarak yapardı.. Tek farklılık Sünni itikat gün ortasını seçmişken.. Alevi-bektaşi geceyi tercih etmiş olmasıdır. Her ikisininde Hem Kur'ani olduğunu hem de Peygamber Sünnetine uyduğunu söylemek gerekir... Zira Alevi-Bektaşi de Cuma İbadetinde (ayin-i cem'inde)... 2 rekat namaz kılar... Rızalık alır.. varsa bir sorun dede-baba'nın huzurunda çözüme bağlanır.. ve Zikir yapılırdı...

Bu İbadete alevi-bektaşi terminolojisinde 48 Perşembe İbadeti denir.. Çünkü Muharrem hariç yılın bütün haftalarında her cuma yada perşembe Ayin-i cem yapılırdı...

Perşembe Akşamı yada Cuma akşamı yapılan ayin-i cem'e mazuru olmayan bütün canlar katılmak zorundaydı... Bununla ilgili bir değiş sunmak istedim...

Gelin ağlayalım hep yana yana
Dökelim göz yaşını Ehli Beyt soyuna
Lanet olsun ol yezidin canına
Onlar kast eyledi İmamların kanına

Girelim Hakk sırrına çıkalım meydan yerine
La İlahe ilallah, Şahım Eyvallah Eyvallah

Cumaya gelmeyen iblisin kulu
Geçirmiş ömrünü bilmez usulü
Ona şefaat kılmaz hem Hakk Resulu
Hem de Ol divanda oturan Ali soyu

Girelim Hakk sırrına çıkalım meydan yerine
La İlahe ilallah, Şahım Eyvallah Eyvallah

Cumaya gelip Ceme giresiniz
Boyunca nurlara batasınız
Ol meleklerden elasınız
Cümleniz ulu yoldasınız

Girelim Hakk sırrına çıkalım meydan yerine
La İlahe ilallah, Şahım Eyvallah Eyvallah


Cumaya gelenin tahtı yücedir
Burda yoksul olan orda yücedir
Mübarek günlerde ismi aziz gecedir
Cem'e gelmeyen ol Hakk'ın nesidir

Girelim Hakk sırrına çıkalım meydan yerine
La İlahe ilallah, Şahım Eyvallah Eyvallah

Yunus Emrem bunu böyle söyledi
İndi aşkın deryasını boyladı
Gör ki yedi yezit tekbiri neyledi
Cism-i özü gitti bir tek ismi kaldı

Girelim Hakk sırrına çıkalım meydan yerine
La İlahe ilallah, Şahım Eyvallah Eyvallah

Allah Eyvallah

Dede-baba
01.09.2008, 20:21
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme salli ala seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

"... Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerinedir. O halde, kim ahdini bozarsa yanlızca kendi alehine bozmuş olur. Ve kim Allah'a karşı taahüdüne uyarsa, Allah ona büyük bir ödül ihsan edecektir. ( Fetih Suresi 48/10)"


Ey Muhammed! Bil ki sana biat edenler aynen,
Tanrı'ya Biat etti. Gelip senin ile el tutan.

El tutarak sözleşenler senin elin üstündedir.
Hakk'ın eli ise, tüm cümle ellerin üstündedir.

Sözünü kim bozarsa ikrarından dönmüş olur,
De ki; Kendi öz nefsine yararı değil, zararı olur.

Yüce Hakk'ın andını kim yerine getirir
Büyük ödüller, sevap, o'na verilir.
(Fetih Suresi, Ayet10)


İkrara cemi, Tanrı buyruğu, Hz. Muhammed-Ali'nin Sünneti ve İmam cafer Erkanındandır...

Hz. Muhammed ve hz. Ali Efendinmiz.... Hakk-Muhammed-Ali yoluna girmek isteyenleri Bu biatı verdirerek kabul ederlerdi.. Sünni ve şii islam ekolünde (Akabe biatı olarak bilinir)

Peygamber ve hz. Ali, Rıdvan Ağacının altında İslam dinine girmeye gelenlere bu Biatı verdirir Sırtına "İkrarın Kabul oldu" manasında sırtına eliyle vururdu... Hz. Ali ise, Rıdvan ağacından bir dal (Alevi-bektaşi ocaklarındaki TARIK) ile taliplerin sırtına vururdu...

Bu ikrar, 12 İmam ve nesli aracılığıyla önce Horasan'a ve seyidler ile Anadoluya taşındı...

Şimdi İkrar cemi hakkında bilgi verelim..


Alevi-Bektaşi inancında Hakk-Muhammed-Ali yoluna..."İKRAR CEMİ" yapılarak girilir.. Bu cem, Can'ın dünyadaki heves ve nefsini öldürdüğü ayindir... Bu şekilde yola gelen can malından, varlığından vaz geçer.. Dünya hevesini bir yana bırakır...İkilikten, hasetten, cümle benlikten arınır.....

Hırstan kibirden arınmak... Her türlü dünyevi isteklerinden arınmak,. zordur... Bu nedenle Can'a yola girmeden telkinde bulunulur...

"GELME GELME.... DÖNME DÖNME!... GELENİN MALI, DÖNENİN CANI!...".

Sözü'nün manası budur....

Hakk-Muhammed-Ali yoluna kılıçla zorla cebirle değil.. Teslimi Rıza ile girilir... Bu nedene talip yola girmeden uyarılır.. hatta başaramayacaksa girmemesi söylenir..

Hakk-Muhammed-Ali Yolu için..

"DEMİRDEN LEBLEBİDİR YENİLMEZ....YÜCE DAĞDIR, AŞILMAZ...GELENİN MALI DÖNENİN CANI" denir... Bu cem Can'ın ölümü olarak kabul edilir... "ÖLMEDEN ÖNCE ÖLMEK" tabiri bu nedenle kabul edilir.....

Bu koşulları kabul eden Can.... Pir'ine, Hakk-Muhammed-Ali Yolundan dönmeyeceğine dair... Bağlılılğını sunar.. Pir'de Ceddi Muhamed-Mustafa adına... Bu canları Hakk-muhammed-Ali yoluna, Ehli-Beyt Kervanına kabul eder....

"EL ELE, EL HAKKA' Desturunun.. Sırr-ı manası budur...

İkrar Cem'inden önce TARİKAT ABDESTİ ALDIRILIR.....Can, daha önceki cümle günahlarına tövbe eder... AYİN-İ CEM BAŞLAR...Ayin-i cem bittiğinde... Can...Yeniden doğmuş ve dünyaya yeniden gelmiş kabul edilir.. Yani DİRİLMİŞ.. CAN Bulmuş sayılır... Böylece Can.. islam olmuş ve Mü'min olmuş sayılır...Nefsini öldürmüş.. hakikatler dünyasında gözünü açmıştır..

Eğer ki...Bu Can...yoldan düşerse...

Telkin edilen... "DÖNENİN CANI" gider yani..... Tarikatten düşen... Hakk-Muhammed-Ali yoluna asi olan.... Bir daha asla Tarikata giremez.. Bu kuraldır... Bu can için bir daha İkrar cemi yapılmaz.. Can artık ŞERİAT'nın ehlindendir...Bu makamdan yukarı çıkamaz...

Artık Bu Şeriat Ehlindeki bu can ölüdür... (gerçeğe gözünü açamayan anlamında... gözündeki sır perdeleri açılmamış manasında...) tarikat makamında, Nefsine uyan.. Ölü kabul edilir... Kimse Bu cana selam dahi vermez.. yeme ve içme ihtiyaçları dışında münasebet yasaktır... Can bazen toplumdan bile süreülebilir...

Yoldan düşen bu cana "YOL DÜŞKÜNÜ" denir...Alevi-bektaşilik içinde... yaptırımların en büyügüdür.. Çok büyük şuçlar işlenmedikçe... bu ceza verilmez...

Allah Eyvallah..

Tecer
04.09.2008, 15:18
dede baba :) normal şekilde şuna cevap ver :) normal şekilde ama tamam mı ?
yani gayet açık.

1. neden bütün islam mezhepleri 5 vakit namaz kılarda biz kılmayız ?

2. " Belli bir vakit tayin edilip toplu olarak cemaatle Tanrıyı anma Cuma Suresi 9. ayette vardır. Kur’an’da hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça Cuma namazını farz kılmıştır. " demişsin :) hangi cumayı kılmış aleviler ?

3. " 2-Ayin-i Cem de halka namazı (İki rekatlık peygamber namazı)kılınır.. Niyaz edililir… peygamber Efendimizin sünneti ve İmam Cafer sadık Efendilerimizn içtihatı üzre. Cuma ibadetinde Toplumun sorunları dinlenir.. birbirinden hakkı olanlar dile gelir.. suçlu olanlar dar-ı mansura durur... Rızalık alınır..." DEMİŞSİN DE :) İMAM CAFER BUYRUĞUNU KAST ETMİŞSİN. AMA BİZLER BİLİRİZ Kİ O BUYRUK İMAM CAFERE AİT OLAMAZ. NEDEN Mİ ? ÇÜNKÜ KENDİSİ TASAVVUFU TASVİP ETMEZ. BKNZ: ABDULBAKIY GÖLPINARLI: İSLAM MEZHEPLERİ VE ŞİİLİK KİTABI. DER YAYINLARI SA: 168. HEM İMAM CAFER TÜRKÇE Mİ BİLİYORDU ?

4. NEDEN ALEVİLERDEN BAŞKA HİÇ BİR Şİİ, ŞİA MEZHEBİ MÜZİKLE AİN YAPIYOR ? YAW SAZA İÇİNDE ŞEYTAN VAR DİYENLERLE BİZİ AYNI KALIBABI KOYUYORSUN İNSAN ?

DEDE MİSİN BİLMEM AMA? ÇOK ÇEKTİK DEDELERİN ELİNDEN? HAKULLAH TOPLAYIP ÇOK PARA KAZANDINIZ :) ÇOK EV GEÇİNDİRDİNİZ ? DAHA NELER NELER :)

İŞÇİ MİTİNGLERİNDE KENDİNİ PANZERLERİN ÖNÜNE ATAN KİŞİDİR BENCE HÜSEYİN. O KİŞİDİR DEDE. O KİŞİDİR PİR.

RAHAT KOLTUĞUNDA, GRAVATIYLA, KLİMALI ORTAMDA KOPYALA YAPIŞTIRAN KİŞİYE PAPUÇ VERMEZLER.

NOT: NORMAL YAZ, KOPYALAMA BİR ŞEY.

Dede-baba
04.09.2008, 17:14
dede baba :) normal şekilde şuna cevap ver :) normal şekilde ama tamam mı ?
yani gayet açık..

Normal ne demek sizin sözlüğünüzde bilemem ama.. ben Size Yüzyıllardır var olan.. bütün alevi-bektaşi kalsik eserlerinde yazılanları hatırlatarak cevap vereyim..


1. neden bütün islam mezhepleri 5 vakit namaz kılarda biz kılmayız ? .

1-Çünkü ne Kur'an da ne perygamber sünnetinde neden 12 İmam sünnetinde 5 vakit namaz yoktur... Kur'an bu ibadetleri HERGÜN yapın demez.. HERGÜN ibaresi Kur'anda geçmez..

2- Kur'an insanların çalışma saatleri dışında dinlenmeye geçtikleri zaman ve riyadan uzak bi şekilde sabah erken, gün ortası akşam ve gece yatınca ibadet etmeyi önerir yani insanlara kolaylık olsun diye bazı zamanlar önerir.. 5 vakit namaz sünni ve şii yorumudur Kur'anda yoktur..

3- Sonuç olarak insanların bireysel anlamda yaptıkları ibadetler sorgulanmaz.. isteyen günde 5 vakit isteyen 100 vakit namaz kılar.. ancak ben 5 vakit kılıyorum ve Kur'anı böyle anlıyor ve yorumluyorum deypte herkes 5 vakit hergün kılacak bu islamın emridir diyenlere lafımız elbette vardır..


2. " Belli bir vakit tayin edilip toplu olarak cemaatle Tanrıyı anma Cuma Suresi 9. ayette vardır. Kur’an’da hiçbir yoruma gerek duyulmadan açıkça Cuma namazını farz kılmıştır. " demişsin :) hangi cumayı kılmış aleviler ? ..

3. " 2-Ayin-i Cem de halka namazı (İki rekatlık peygamber namazı)kılınır.. Niyaz edililir… peygamber Efendimizin sünneti ve İmam Cafer sadık Efendilerimizn içtihatı üzre. Cuma ibadetinde Toplumun sorunları dinlenir.. birbirinden hakkı olanlar dile gelir.. suçlu olanlar dar-ı mansura durur... Rızalık alınır..." DEMİŞSİN DE :) İMAM CAFER BUYRUĞUNU KAST ETMİŞSİN. AMA BİZLER BİLİRİZ Kİ O BUYRUK İMAM CAFERE AİT OLAMAZ. NEDEN Mİ ? ÇÜNKÜ KENDİSİ TASAVVUFU TASVİP ETMEZ. BKNZ: ABDULBAKIY GÖLPINARLI: İSLAM MEZHEPLERİ VE ŞİİLİK KİTABI. DER YAYINLARI SA: 168. HEM İMAM CAFER TÜRKÇE Mİ BİLİYORDU ? ..[/QUOTE]

1- Yazımı tam okumamışsınız.. Cuma İbadetinin sadece öğlen değil... cuma gününün her hangi bir anıda olabileceğini.. alevilerin bu nedenle perşembeyi cumaya bağlayan gece ibadet ettiklerini Kur'an delilleriyle sunduk.... Aleviler camiye gidip cumazı kılıyor yada kılar demedik.. Ayin-i cemimizin Kur'ani dayanakjlarını sunduk.. YAZIYI TEKRAR OKUYUN...

2- Alevilerin Sünnet ve Hadis kitabı sadece İmam cafer Buyrugudur.. başka sünnet ve hadis kaynağı kabul edilmez.. ancak, Buyruk çelişmeyen 12 İmam aktarımlarıda kabul edilebilmektedir.

3- Dediğiniz gibi, Buyruk İmam cafer'den sonra derlenmiştir.. Ancak unutmayalım ki bugün ne şiilerin elinde nede başkalarında bizzat hz. Muhammed'den, yada 12 İmam 'dan kalan yazılı eser ve ve belge yoktur.. Onlara atfen söylenenler tümüyle rivayet ve aktarımlardan oluşur yani Buyru'ğun güvenilirliğine getirdiğiniz eleştiri sünni ve şii hadis ve rivayet aktarımları içinde geçerlidir...

4- Tasavvuf batıni Kur'an yorumuna dayanır.. İmam cafer ise, Bizzat Kur2anı yorumlayandır.. tasavvuf şii ve bir kısım Sünni ekollerinde yoktur.. tabiki şiilerin İmam caferide Tasavvufa karşı çıkar.. ama onları imam caferi acaba gerçekten İmam cafer mi* biraz önce aktardık onların 5 vakit namaz kılan, 30 gün oruç tutan, karısına türban taktıran hz. Ali'si İmam caferi sadık'ı ve 12 İmamları ve sözlerin rivayettir...

5- Alevi-bektaşi ne şii kaynaklarını tümüyle kabuleder nede sünni.. tabiki onlarda bizimkileri bu nedenle her inancı kendi içinde değerlendirmek gerekir... Alevilik sünnilik yada şiilik değildir. ve yüzyıllardır var olan bir islam ekolüdür.. üstelik Dini önderleri bizzat hz. Muhammed'İN SOYUNA 12 İmam 2a dayanır.. alevi- peygamber soyundan gelmeyene zaten tabi olmaz.. peki bu şiiler ve sünniler kime tabi? peygamber'in sünnetini 12 İmam 'ın sünnetini kendi nesli mi daha iyi bilir yoks Emevi sarayından yezidin yanından çıkan bir islam ekolü mü takdir sizin..


4. NEDEN ALEVİLERDEN BAŞKA HİÇ BİR Şİİ, ŞİA MEZHEBİ MÜZİKLE AİN YAPIYOR ? YAW SAZA İÇİNDE ŞEYTAN VAR DİYENLERLE BİZİ AYNI KALIBABI KOYUYORSUN İNSAN ?

DEDE MİSİN BİLMEM AMA? ÇOK ÇEKTİK DEDELERİN ELİNDEN? HAKULLAH TOPLAYIP ÇOK PARA KAZANDINIZ :) ÇOK EV GEÇİNDİRDİNİZ ? DAHA NELER NELER :)

İŞÇİ MİTİNGLERİNDE KENDİNİ PANZERLERİN ÖNÜNE ATAN KİŞİDİR BENCE HÜSEYİN. O KİŞİDİR DEDE. O KİŞİDİR PİR.

RAHAT KOLTUĞUNDA, GRAVATIYLA, KLİMALI ORTAMDA KOPYALA YAPIŞTIRAN KİŞİYE PAPUÇ VERMEZLER.

NOT: NORMAL YAZ, KOPYALAMA BİR ŞEY.

1- Biz sizi hiçbir kalıba sokmuyoruz asırlardır var olan, semahımızı Kırklar inancımızı, cem ibadetimizi,, ve aleviliği aktarıyoruz.. ne kendimizden birşey ekledik nede çıkardık.. sizde asırlardır var olan alevi-bektaşi klasiklerini alır okursanız yazılarımızda bir farklılık olmadığını göreceksiniz...

2- Müzikle ibadet islamın her ekolünde vardır.. ilahi tef ile söylenmiyor mu* yada mevlüt yada Kur'an bizzat kendine has melodisi yani ezgisi yok mu* ya ezan.. neyle söyşleniyor.. şimdi islamdam müzik yoktur demek cahillik değil mi*

3- Dahası Davut peygamber'in Ribabı yokmuydu...İlahileri bunlarla söylemezmiydi.. yani biraz araştıran görecektirki hem islamda hemde, başka dinlerde hem müzik hemde müzik aletleri vardır..

Bu manada alevi- arabın tef'ini almamışta kendi sazını bağlamasını almış ve söylemişse yanlış nerde, Tef ses çıkarmayan bağlamaya niye çıkarır tef kutsalda saz şeytan icadı mı, kuşkusuz.. zhire saplanıp kalanlar batını bilmeyenler görünüşte müslğman olanlar şekle takılır.. manaya hiçbir zaman eremezler...

4- Hakkullah ' Kur'an ayetine dayanır.. fakat sahte dedelerin yada pirlerin kendi nefsi için taliplerden para toplayıp zengin olması değildir.. zenginden alıp fakire yoksula evsize ve yolda kalana el-aman dileyipte Pir ocağına sığınana verilmek içindir.. aslı budur (kara kazanda toplanır Hakkullahlar)

5- Şunuda karıştırmayın İdeoloji farklı birşey din ve inanç farklı birşeydir.. Siz haksızlığa solculuk ile... lenin ile karşı duruken bir başkası ülkücülük ile Milliyetçilik yada bambaşka bir ideoloji ile karşı durabilir.. fakat bu farklı ideolojilerdeki insanlar aynı inanca sahip olabilirler yani sünni yada alevi..

6- Bir ideolojiyi bir inançla bütünleştirmek sadece bazı uyaınkların, kendi ideolojilerine insan kaynağı yaratmak için inancı kullanmalarıdır...

7- özellikle sol ile aleviliği bütünleştirmeye çalışanlarda görülür.. oysa sol dediğiniz kavram 100-200 yıl önce ortaya çıkmış bir ideolojidir.. evveli yoktur.. ama Alevilik yüzlerce yıllık bir geçmişi olan bir inançtır..

8- ideolojiler dine inanmaz zaten dinle ileride yoktur ayrı ayrı kulvarlarda iş görürler.. ancak ideolojilerin insan kaynağına ihtiyaçları vardır..ve inançları insan elde etmek için kullanırlar.

9- Türkiye aleviler üzeerinde bu oyunu oynayan sol akımlar oldu.. oysa solcular Ateisttir dine inanmazlar.. fakat bir inanç olan alevilik ile sol ideolojiyi birleştirmek.. zaman içerisinde dinsel ögeleri ortada kaldırarak, Aleviliği Atesitleştirme üzerine Toplum mühemdisliğine giriştiler..

Birçok dedeyi halkı sömütüyor diye öldürdüler, dini Allah'ı Kitabı red ettiler, Bunlar yasanan gerçekler

Tekrar edelim.. İdeojilerin inancı yada dini olmaz.. Dini ve inancı önce kullanırlar, sonra ortadan kaldırırlar yada dejenere ederler..

Burada en mantıklı duruş su olmalıdır.. ideoloji ile inancı asla birleştirmemek.. bir araya getirmemek.. çünkü unutmayalım sağ ideolojiler sünniliği kullandılar ve Şeriatı yarattılar.. sol ideojiler ise Aleviliği Kullanıp, alevileri önce ateistleştirmek sonra muhtemel bir sol mücadelede piyon olarak kullanmak amacındadır.

***Oysa elbetteki her insanın bir inaçsal kimliği bir ideolojik kimliği mutlaka vardır ve olacaktır.. ancak bu iki kimlik birbirine karıştırılmamalıdır..

Din manevi hayetla ve ruhsal dünya ile ilgili iken, ideoloji bu dünya ile ilgilidir ve siyasidir.. daha ideolojiler bugün var yarın yoktur yada değişime uğramış halleri vardır.. oysa inanç değişmez..

4- Yazılarım kopyala yapıştır değildir.. hepsi bana aittir..kendi cümlelerim ve kelimelerimdir... yani bir emek var içinde..

Hiçbir zaman bir başkasının yazısını (bu Forumda çok var) olduğu gibi blok halinde indirmedim... yaralandığım yazıların ise, kaynak ismini veririm

Saygı ve sevgilerimle

Tecer
05.09.2008, 12:12
hoca 3. soruma niye cevap yazmadın.
daldan dala gitmişsin
biz ne demişiz sen ne yazmışsın.
bugüne kadar kimden duyduk ki senden duyalım: tamam kardeş haklı olabilirsin bir düşüneyim dendiğini.

Dede-baba
05.09.2008, 20:49
“….. Ey iman edenler! İbadet etmeye niyetlendiğiniz zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz. (Maide suresi 6)…”

Degerli canlar...

Aleviliği kabul eden cana önce Tarikat Abdesti aldırılır...

Sonra İkrar cem-i düzenlenirdi...


a) Ellerini yıkatırken " Ey Talip! Ezelden bu ana gelinceye kadar Tanrı'nın yasak ettiklerine el sürdünse cümlesinden arı olmak için ellerini yumak Cenab-ı
Resul'un sünneti seniyesidir YIKA!

b)Burnunu yıkatırken "Ey Talip! Elest-i Bezmin'nden bu ana gelinceye kadar kokladığın iğrenç kokuların giderilmesi için burnuna su vermek Muhammed Mustafa'nın sünneti seniyesidir. YIKA

C) Yüzünü yıkatırken "Ey Talip! Ezelden bu ana kadar yüz kızartıcı işlerin cümlesinden arı ve beri olmak için yüz yumak Cenab-ı Hakk'ın Farzıdır. YIKA!

D) Kollarını Yıkatırken: "Ey talip! Bu ana gelinceye değin kol sarmış olduğun yasaklarının cümlesinden temizlenmek için kollarını yumak Cenab-ı Hakk'ın farzlarındandır YIKA!

E) Başını mest ettirirken: "Ey talip! Baş abanın en değerlisidir. Gövde insanı tasıyıcı, baş bilip anlayıcıdır. Akıl ve fikir başta gerekir. Bu ana değin akılsızca yaptığın işlerin, işlediğin suçların cümlesinden arı ve beri olmak için basını YIKA!... Bu dahi Cenab-ı Hakk'ın farzlarındandır.


F) Ayaklarını yıkatırken: "Ey talip! ezelden bu ana kadar Tanrı rızasına uymayan günah ve suça götürür yerlere vardın ise cümlesinden arı ve beri olmak için ayağını mest edesin. Bu dahi Cenab-ı Hakk'ın Farzıdır.

Rehber kurulanması için talibe havlu verirken: " Ey Talip! Ervah-ı Ezelden, Nahn-ü Kasemnadan bu yana gelinceye kadar işlemiş olduğun şirk ve hatadan, masiva çamurundan silinip pak olmak içindir. SİL!"

Ardından "Ey talip! Bu yıkanan yerleri temizlemekten maksat, bu uzuvların ile yapılmış suç ve başkaldırmaların var ise seni bunlardan temizlemek içindir. Bu abdest, İmam Cafer-üs Sadık Erkanındandır.

Cenab-ı Hakk Erenler Abdestinde Sabit, Kadem eyleye Allah Eyvallah.

HÛ DOST"

Maide Suresi’ni Sünni/Şiiler zahiri olarak yorumlarlar.. Onlara göre ibadet vakitlidir.. Allah belli vakitlerde anılır.. ve zikredilir... sonra insanlar Allah’ı bırakıp günlük koşuşturmacalarına ve işlerine dönebilirler...Dolayısıyla Allah'ın anılmadığı zamanlarda temizlik şart değil, kirli olunabilir.. Temiz olunmasına gerek yoktur…

Maide Suresi’nin Alevi-bektaşi Batıni yorumu ise,

Ayeti İslama giriş töreninde aldırılması gereken abdest olarak yorumlar, bu nedenle Alevi-Bektaşi erkânında İkrar ceminden önce Yola kabul edilen her Can’a Yukarda sunduğumuz abdest Pir Nezaretinde rehber tarafından aldırılır.

Alevi-bektaşi İslam ekolünde İbadet belli vakitlerde camide yapılan değildir. Mü’min yani Alevi-bektaşi DAİM Salat ve Zikir üzre olandır... Allah'ı 5 vakitte yada 3 vakitte zikreden değil, her an zikredendir..

Yukarıdaki cümlede bir sır saklıdır.. "DAİM" sürekli, kesintisiz anlamlarına gelir.. yani bir can İKRAR verdiği andan itibaren Mü'min kabul edilir...İkrar ceminden önce Bir kez abdest aldırılır.. Bu Kur'an daki Abdestir (Artık Birey Yola girmiş gelmiş geçmiş maddi ve manevi pisliklerden arınmış kabul edilir.. Artık Tarikat abdesti alan can her daim dilinde Hakk-Muhamme-Ali salatıyla (Duasıyla) yaşar...Yani her an temiz olmak gerekir... Her an temiz giyinmek gerekir.. Zahiri anlamda temizlik sadece cem’e gelince değil hayatın her anında şarttır artık...

Alevi-Bektaşi... Yaşamın her anında Allah iledir. Salât ve zikir devamlı olduğu için temizlikte devamlıdır... Temizliğin İmandan olması..." Bu anlama gelir. Hakk-Muhammed-Ali yolu, ibadeti belli zamanlarda değil kulun her nefes alışında, her hareketinde, ister. Bireyin yaşamının her safhasında Allah'ı anmak esastır. Şimdi salât ve zikir daimi ise temizlikte daimi olur... Belli vakitlerde temizlenmek diğer vakitlerde pis olmak Ayetin zahiri yorumlanması olur ki bu bizi yanlışa götürür.

Bu bağlamda Beden temizliği şart olmakla birlikte sadece, belli inanç grubundaki insanlara da (sadece Sünni /şii) ait değildir, aksine bütün inanç gruplarındaki insanlar tarafından da bedensel temizliğe önem verilir. Hakk aşığı Yunus’un şu sözleri buna güzel bir örnektir.

“Sanma ki herkes bunu bilmez değil
Yetmiş iki millet dahi elin, yüzün yumaz değil.”

Kuşkusuz Maide suresindeki Abdest esas itibariyle lin yüzün yıkanmasıyla ilgili değildir.. Bu zahiri yorumun ötesinde, Öz Önemlidir.. Yukarda ayet tefsirinden sonra gösterilen,Tarikat Abdest’in Batıni anlamı daha önemlidir. mana olmadan şeklen kılınan namaz/niyaz bir anlam ifade etmeyeceği gibi, Abdestinde şeklen alınması da mana aleminde bir şey ifade etmez…

HACI BEKTAS-I VELİNİN dediği gibi,

“…..Şu şişeyi görüyor musunuz? İnsan bir şişeye benzer; bu şişenin içi pislikle doluysa bunun ağzını kapatıp ta çeşmenin altında yüzlerce kere yıkasanız da bu temiz olamaz, o zaman yapılacak iş nedir?

Bunun kapağını açmak, pisliği dökmek, şişenin içini yıkadıktan sonra da dışını yıkamaktır….”

Saygı ve Sevgilerimle..

Tecer
05.09.2008, 20:55
yaw dede bir kaç dakika içinde bu kadar mesajı nasıl yazıyorsun :)
sen yazdıklarını okumuyorsun ama okuyanlar var :) aynı yazıları kopyalıyon bazen :)

biraz dikkat et ya :)

Dede-baba
06.09.2008, 01:39
yaw dede bir kaç dakika içinde bu kadar mesajı nasıl yazıyorsun :)
sen yazdıklarını okumuyorsun ama okuyanlar var :) aynı yazıları kopyalıyon bazen :)

biraz dikkat et ya :)

Sorular değişmiyor ki... doğrusu ne soracaklarını, ne düşündüklerini onlardan daha iyi biliyorum.. o yüzden bu kadar hızlıyım.

Ama ne yazıkki kendilerini hiç geliştiremiyoarlar. asılrladır sünnilerin şiilerin alevilere saldırdıkları kelimeleri buraya taşıyorlar.. sanki biz bunları yeni duyoruzda..

yaww siz ışık dini kelebeklerden önce biz bu sorularalra muhataptık zaten..:D Biraz kitap karıştırında yeni sorularla gelin..

bu nedenle yanıtı belli sorularla.. asılardır var aleviliği anlatıyoruz ve kafalarına iyice girene kadar tekrar edecez anlamıyolar.. ne yapalım..

Aynı konuları aynı soruları tekrar edip duruyorlar... Bozuk plak gibi .. bizde ne yapalım tekrar tekrar baskı yapıyoruz...

Oysaki verdiğimiz cevapları eleştirme yeteneği ve zeka kapasiteleri olsa devam edeceğiz.. oda tek cevap veremiyolarlar.. kendi çelişkileri içinde bocalayıp duruyorlar.

bir kaç tane ateist kitaptan alıntı.. bir kaç tane sünni ve şii kitalarından alıntı.. 24 saat aleviliğe küfrettip hz. Ali'ye ve 12 İmam'a saldırıp duruyorlar.. ve bunu ismi ALEVİ olan bir forum sitesinde yapıyorlar..

Benim onlara tavsiyem adlarını değiştirsinler ÇINARİYE DİNİ YADA aLUVİ yapsınlar..



Saygı ve sevgilerimle

HURUFİCAN-ERZİNCAN
06.09.2008, 14:57
Dede baba..


Öncelikle suni şii ve daha doğrusu olarak ta bizlere mezhepsel anlayış ve kuran yorumunda bahsetmişsin..

Bende yeri gelince mezhepsel İslam anlayışını törpüleyerek bir yere koymaya ve adam etmeye çalışıyorum..

Cuma süresinin ismini koyan ashap iştihatıdır…
Sırf tam anlamıyla gün –ay takviminin kabulü tarihe bakarsan ömer zamanı olduğunu görürsün ..


Çırağa süresi ışk zeytin ve incir sofu-sufi anlayışlarında çok farklı tefsirler edilmiştir..


Sizin Hitit Sümer sabi hint kökenli ibadet şekillerini incelemenizi tavsiye ediyorum size kuranı kerimde iniş sırasına göre olmayan ashabın ayarladığı yerde bulunan ve ismini de osmanın koyduğu Cuma süresi ayet 9 neler amaçladığını anlatacağım bir eşrari İslam bir kelam İslam birde felsefe yönündeki islamla karşılaştıracağız ama sizin söylediğiniz bazı toplumsal konular çözümsüzlüğü kutsi olan kişilerin karşısında arayan alevi toplumudur aslı olan bu değildir düşünen algılayan nefis muhasebesini yapanlar çoğu şeyleri bilir ve vicdan azabı duyar..

Ayrıca imam caferin buyruğu ali çekişmeleri ve Şiilik ekolüdür biz imamı caferden görmek istediklerimizin bir bölümünü aldık denile bilinir..


Sen gerçekten o kitabı okusaydın şii olmaz lazım gelirdi… Caferi buyruğu ile şii Caferi buyruğunu karşılaştırma fırsatın olur o zaman görürsün….

Alevilikle senin anlattığın konu sosyal olgular Anadolu halkının milattan önceden bu yana gelen inanış ve sosyal içerik li bir toplanma olayıdır imam hüseyinin mazlumluğu ve kakarlığı alınmıştır imam Hüseyin kerbelada bilinen şekilde namaz kılmıştır bunu her yerde okuya bilirsin…

Sana çok şeyler yazmak isterim şimdilik forumdan çıkıyorum yazacağız sende göreceksin

Tecer
06.09.2008, 15:08
dede bana yerin klimalı belli.
kopyalayıp yapıştırıyorsun.
ışık dini kelebekleri ısırsın seni :)
aleviliği ite ite islamın içine çekemeyeceksiniz.

hem ben ışık dini demiyorum. sevgi dini diyorum.

ya ali baba madem herşeyi çok iyi biliyorsun de bakem
imam ali nin kaç tane çocuuğunun adı ömer ebubekir ve osmandır
bu çocuklar kimlerdendir anneleri kimdir?

imam alinin kaç eşi vardır?
neden aleviler çok eşli değildir de imam ali çok eşlidir ?
ümmeye oğulları ile haşim oğulların iktidar kavgasını mezhepe dönüşmesi yalan mıdır ?


biz aliyi böyle bilmezdik.

bunları tek tek cevapla ama kopyalama yapmadan ha :) yoksa okumam.


alidir grevdeki işçi
alidir panzerin altına yatan teyzelerimiz
hüseyindir açlık grevinde ölenler

bana islam tarihi düzmeceleri ile gelmeyin.

HOYRAT
06.09.2008, 23:45
Tecer, sol görüşlü olabilirsin.Ancak ideoloji ve din farklı şeyler.Aleviliğin yerini sorgularken biraz daha araştır istersen.İster inan, ister inanma alevilik islamın içindedir.Kendi dünya görüşünü, gerçekmiş gibi yansıtma.Dede-baba, yolumuzu çok güzel açıklamış.Keşke böyle yol gösterenler çoğolsa.

Tecer
06.09.2008, 23:49
hoyrat kardeş
ben burdan tekrar ve bir çokuncu kez baştan açıklayım
ben alevilik islamın içinde değildir, yada islamın içindedir demiyorumki.
ben diyorum ki islamdan öz olarak farklıdır.
bir birinden çok bariz farklılıkları vardır.
kültürel bir meseledir. elbetteki etkilenmeler olmuştur.
bak bu konuda dertli divani çok güzel açıklar bu meseleyi ve derki: alevilik dinler üstü bir konumdadır.

yıllardır çağırdık; beklerim yolların gel e fendim gel dedik.
beklediğimiz insan haklarıdır, gerçek demokrasidir.

aleviliğin özüde bir dünya görüşüdür. mesele budur.

Amistofes
06.09.2008, 23:52
Makale yazarı: Ali Polat.akt.. Tarih, gün ve saat : 22. Nisan 2007 02:19:20:

Dedeler Evlad-ı Resul Değildir

Ali Polat

Dedelerin saf seyid soyundan olduğu veya olmadığı konusunda genel yaklaşımı din ve dinin içindeki çeşitli doğmatik söylem ve inançlara bağlı olarak aydınlatmaya yerine sosyal ve kültürel boyutlarından da bakmak gereklidir diye düşünüyorum.

Bu düşünce ile hareket ederek konuya sosyal, kültürel ve din bakarak değerlendirme yapmak gerekir.

İlk değerlendirme yapmamız gereken peygamber ve ehl-i beytin durumu ile Anadolu'da yaşayan seyid olduğuna inanılan/kabul edilen dedelerin sosyal ve kültürel olarak bulundukları durum.


Toplumları ve bireyleri ırk, kabile, soy ayrımları anatomik yani bedenin dış görünüşü ve fizyolojik yapısı ile alakalı olduğu kadar kültür ile de doğrudan bağlantılıdır.

Kültür genel anlamda içerisinde din ve inancı, gelenekleri, erkek-kadın ilişkilerini, günlük davranışları, miras ve aile toplumsal bakışını, bireysel davranışlar şekillerini, yerleşim şeklinden dile kadar bir çok alt katmanları içerisinde barındıran bir küredir.

Bireyin hangi ırk, millet veya ulustan olduğunu belirleyen bir kriter nasıl ki dış görünüşü, anatomik yapısı olduğu kadar en az bir o kadarda kültürüdür.

Bireyi doğumdan sonra farklı bir kültür ortamında yetiştirmeniz durumunda kültürel olarak gen bağı bulunan anne-babasından farklı bir kültürde yetişmesi sonusu yeni bir kültürel kimlik kazanır, ancak bu kazanım fizyolojik yapısı ile uygun mudur veya gerçekçi midir?

Bütün bunların ışığında Hz.Muhammed’e, Hz.Ali, Hz.Fatma, imam Hasan, İmam Hüseyin ve diğer imamların içinde bulundukları kültürel ve anatomik bağlarına bakıp ırksal açıklamayı yapmak gerekir.

Gerek peygamber gerekse imamlar doğal olarak Arap ırkının anatomik görüntüsünü taşımaktadırlar. Yani fizyolojik açıdan Arap'tırlar.

Kültürel açıdan baktığımız zamanda Arap ırkının kültürel özelliklerini taşıdıklarını çok rahat görürüz.

Gerek inanç, gerekse kültürün diğer kriterleri bakımından incelediğimizde peygamber ve soyu bütünü ile Arap olduğu yadsınamaz bir şekilde görülür. Bunu örnekleri ile sunmakta mümkündür.

Hz.İbrahim'İn oğlu Hz.İsmail ile birlikte Mekke şehrinde Kabe'yi inşa etmiş ve ibadet yeri olarak kullanmıştır. Kendilerini Hz.İsmail'den geldiğini kabul eden Araplarca da Kabe kutsal sayılmış, yılın belli dönemlerinde hac olayının gerçekleştiği merkez kabul edilmiştir. Bu duruma peygamberin bir itirazı karşı çıkması bir tarafa bizzat kendisi ve aile tarafından kutsal sayılmış, ibadetin merkezi kabul edilmiş, hac görevinin yapılacağı merkez olarak benimsenmiştir.

Diğer bir noktadan peygamber ve ailesi konuştuğu dil, kadın-erkek konusuna bakışı, miras ve aile olayına yaklaşımı gibi bir çok açıdan tipik Arap özelliklerini taşımaktadırlar.

Buraya kadar peygamberin ve Ehl-i beytin ırksal açıdan konumlarını gerek anatomik gerekse kültürel olarak kısaca açıklamaya çalıştım.

Genelde üzerinde özellikle durulan konu değerlendirme kısmı olan dinsel ve dogmatik bakış açısı ile değerlendirme çalışalım.

Bu konudaki genel tanımlama ve görüşlerden örnek vermek gerekir ise;
Irk,soy,boy,kabile bunlar toplumsal,sosyal içerikli kavramlardır.Olaya aşk boyutundan bakmak gerekir. Akıl aşk boyutuna ulaşamaz. Peygamberlerin soyları Adem’den sonra Şit peygamber ve onun eşi Naciye den gelmiştir. Adem her milletin atası ama sonradan Dünyaya nur olarak zuhur eden NACİYE'dir. İşte nurun ikinci kez tecelli ettiği ve ondan sonraki Peygamberlerin Velilerin hepsi bu nurdan gelmiştir. Yani bu nurun oluşturduğu kavim olan GÜRUHU NACİ kavminden gelmişlerdir. Dolayısı ile dedelerin Güruhu Naci soyundan olan Muhammed - Ali soyundan olması gerekir. Bunlara evladı resul de denir. Eğer dede soylu olup bilgisi yoksa zaten onun mürşid i yoktur. Mürşitsiz menzile varılmaz.
''73 MİLLETİN 72 si NARA YALNIZ GÜRUHU NACİ'YE ŞEFAATİM VAR'' Hz. Muhammed (sav) işte bu güruhtan Muhammed - Ali nuru aynı anda zuhur etmiştir. Dünya döndükçe o kavmin nuru (dedeler,seyidler) devam edecektir. Ve Aleviler bu kavime nur gözüyle bakıp hak bilmişlerdir.
Hz. Peygamber ve İmam Ali, Haşimi soyudur, bu soy yine Naci kavmine çıkar. Arap dünyasına bilerek zuhura geldiler ancak Arap değillerdir.
Bu noktada temel alınan vahyi kitapları olan Kuran, Tevrat ve İncil olmak aşıkların söz ve yazıları.

Güruhu Naci kavminin, Şit peygamber ve onun eşi Naciye'den kaynaklandığını, Adem her milletin atası ama sonradan Dünyaya nur olarak zuhur eden Naciye'nin nur olarak ikinci kez tecelli ettiği ve ondan sonraki Peygamberlerin Velilerin hepsi bu nurdan geldiğini beyan edilir.

Bu noktada değerlendirmemiz gereken diğer kavramlar ise vahdet-i vücut, vahdet-i mevcut, tenasüh, hulul/zuhur, devriye. Bu kavramlara kabaca bakarsak;

Vahdet-i vücut: Bu inanca göre her şeyi var eden, şeylere hayat veren "vücudu mutlak" yani Allah'tır. Bu inanca göre insan ruhu Tanrı'nın ruhunun bir parçasıdır, İnsan ve evren Tanrı'nın bir "tecellisi" , görüntüsüdür. İnsanla tanrı birlik içindedir. Yaratılış, Tanrı'nın evreni ve insanı yoktan var etmesi değil, kendisini görünür hale getirmesidir.

Vahdet-i mevcut: Buna göre Tanrı evrenin, bireylerin, doğanın birliğidir. Yaratmak ve yaratılmak edimleri Tanrı'nın "her şeyin birliği" olarak adlandırıldığı bu inanışta kaybolmuştur. . Tanrı göğün yedi katında değil, tüm varlıktadır. Tanrı’ya yakın olmak, Tanrı’yla bir olmak ve Tanrı- evren- insan üçlüsünden oluşan “birliği” Tanrı olarak algılamaktır.

tenasüh: Ruh göçü.

hulul: Tanrı ruhunun herhangi bir bedene girdiğine inanmak.

devriye: İnsan ruhunun asıl kaynağı olan gerçek varlıktan (Vücud-u Varlık) ayrılıp, tekrar ona dönünceye kadar geçireceği evrelerdir. İnsan baba beline ve ana rahmine gelmeden evvel, önce cansızlar, sonra bitkiler ve hayvanlar aleminden geçer. Bunlardan geçmeden önce dört kuvvetin içindedir. Bu dört kuvvet toprak, su, hava ve ateş'tir. İnsanın dört kuvvetten önceki hali ise NUR'dur (Işık'tır).

Baba ve anne'nin çocuğuna vereceği kromozomları, genleri ve fiziksel özelliğidir. Beden bir anlamda Can'ın üzerindeki elbiseden ibarettir, Can'ın görülen halidir, gözün görebileceği, algılayabileceği beynin şekilsen tarifini yapabileceği bir örtüdür.

Çocuk yani insan, babadan ve anneden kişi fiziksel yapısını, anatomik özelliğini, bedeninin şekillenmesini sağlayan genleri ve kromozomları alır.

Bedeni asıl yapan onu anlam katan Can ise ne annedendir ne babadandır.

Tenasüh, yani ruh göçüne ve buna bağlı olarak devriye kuramına ve bunların çıkış noktası olan vahdet-i vücut/vahdet-i mevcut'a inanıyorsak, doğru kabul ediyorsak bunların sonucunda Can'ın anne ve babadan özellik almayacağını da kabul etmemiz gerekmektedir.

Aksi halde ne devriye ne tenasüh ne de vahdet-i vücut/vahdet-i mevcut bir anlam ifade etmez.


21 asrın ilk çeyreğinde yer aldığımız bir dönemde erkek ve dişi'nin birleşmesi ile meydana gelen canlıda baba ve annesinden neleri alacağı bellidir.

Siz çocuğunuza ancak fiziksel yapı taşlarını verirsiniz, onun taşıdığı Can'ı veren, var eden veya oluşturan siz değilsiniz.

Siz çocuğunuza kültürünüzü verisiniz, eğitirsiniz, Can'ın kamil insan olması varlığa ulaşması ve onunla bütünleşmesinde asıl olan eğitimdir, taşıdığı fizyolojik genlerin hiç bir önemi yoktur. Çünkü Can gözün gördüğü beynin algıladığı değildir. O gerçek dolayısı ile mutlak varlık olan Tanrı'nın bir parçası, onun yansımasıdır.


Bedensel özelliğini anne ve babasından alan kişinin nasıl bir Can/ruh taşıdığını, devriyenin hangisinde olduğunu, hangi tenasüh ile bedende bulunduğunu kim bilebilir ki.

Asıl olan kişinin yani Can'ın kendisini eğitmesidir, kamil insan olmaya yönelmesidir, gerçeğe mutlağa ulaşmak için çabalamasıdır.

Kuran'da peygambere "sadece bir uyarıcı, elçi olduğu" vurgulandığı gibi, kendisini eğitmesi ile gerçeğe ulaştığı belirtilir. Buyruk'da yaşanmış bir olaya değinilerek Tanrı katında imamların bile soylarından dolayı üstün olmadıklarından bahsedilir.

Bütün bunların ışığında hangi bedenin sizin deyiminizle Güruhu Naci kavminden Can taşıdığını kim bilebilir ki?
Ancak hayır Can'ı veren, Can'ın özelliklerini belirleyen, Can'ı oluşturan babadır diyenlere elbette ki sözümüz olmaz. Bu da ne Kuran'a ne vahdet-i vücut’a/mevcut’a, ne devriyeye ne tenasühe uyar. Bu ancak kendinizi yaratıcının parçası görmek yerine kendinizi yaratıcı kabul etmek olur.

Av.Ali Güvercin'in "Yaratılış ve İnsan, Peygamberler ve Hz. Muhammed, Dinler ve Alevilik" isimli makalesinde yazdığı gibi "Tanrı'nın Nur’unun İnsan-ı kamil olan insanda tecelli etmesi" ve de "Kuran da söylendiği gibi, Tanrı yüzlerce nebi göndermiştir. Kitabı olmayan ve 4 adette kitabı olan peygamber gönderilmiştir. Bu cümlenin ışığında ve bilimin de yardımıyla, Buda Konficyus ve Brahmanin bu Nebilerden birileri olmuş olduklarını kabul etmemiz gerekir"

Görüleceği üzere nebileri, velileri, pirleri bir ırkın, bir soyun tekeline sokmak, belirlemek yanlıştır.

Kuran, Tevrat ve İncil'de ismi geçen bütün nebiler ve kişiler Ortadoğu, Arap yarımadası kökenlidir. Bu sadece bütün nebilerin bu bölgeye veya bu topluma geldiğini mi gösterir? Dünya'nın başka hiç bir toprak parçasına ve toplumuna nebi gelmemiş midir?

Vahyi gökten kelimelerin dökülmesi midir yoksa Can'ın ulaştığı noktada kelimelerin diline gelmesi midir?

Nebiler sırr-ı hakikat'e ulaşmış ve ulaştıkları bu noktada içinde bulundukları topluma sır'dan bir parça vermek ve de eğitmek amacı ile içlerindekini dışarıya yansıtmış Can değiller midir?

Ehl-i beyt kelimesi iki anlam içermektedir. Görünen yani zahiri anlamı ile ehl-i beyt Hz.Muhammed'in ev halkını, soyunu temsil etmektedir. Ancak Batıni anlamı ile ev halkı onun yolundan gidenleri temsil etmektedir. Onun kurduğu inşaa ettiği din ve inancı kabul edip layığı ile uygulayandır. Bu yolun esası ise ahlak, erdem ve tevhittir. Bu yol sadece peygamberin oluşturduğu bir yol'mudur yoksa kamil insan mertebesine ulaşan, vahdet-i mevcut olan, varlık birliğinde mutlak varlığa ulaşan bütün Can'ların yol'umudur?

Dedelerin kan ve ırk bakımından ehl-i beyt'en olup olmadığı konusuna bir bütün içerisinde sosyal, kültürel ve inançsal anlamda değerlendirmeye yeniden dönersek.

Ehl-i beyt soyundan Horasan bölgesine en büyük göç 18 erkek 19 kız çocuğu olan yedinci imam Musa-i Kazım ve akabinde sekizinci imam Ali Rıza döneminde yaşanmıştır. İmam Ali Rıza'nın mezarı da Horasan’ın Tus kentinin Senabad köyünde bulunmaktadır.

Bu büyük göç sosyolojik açıdan önemli bir olayıda peşi sıra getirmiştir, Ehl-i Şia/Şii ile Türkmen toplumu Horasanda karşılaşmış, bir araya gelmiş ve altıncı imam Cafer-i Sadık tarafından öğreti haline getirilmeye çalışılan Ehl-i Şia/Şii den etkilenilmiştir.

Dikkat ederseniz 9. asırda yaşanan bu olaylarla Türkmenlerin Horasanda bulunması, Türk-Türkmen boylarının Müslümanlığa yoğun geçişi aynı dönemlere yaklaşık denk gelmektedir.

Sizde kabul edersiniz ki sosyolojik terminoloji bakımından yedinci imam Musa-i Kazım'ın ve sekizinci imam Ali Rıza'nın aileleri soylu aile olarak kabul edilir.

Bu tür ailelerde geçmiş, kültür, dil, uygulama, inançların devamı ailenin sürekliliği ve kabulü açısından önemlidir. Bu nedenledir ki soyu bütünü ile Hz.Ali'ye dayanan bu ailelerin ve fertlerinin atalarının kültürlerini, inançlarını katı bir şekilde uyguladığı da kesindir.

Bundan ötürüde ailelerin Hz.Muhammed ve Hz.Ali'den beri hatta onlarından atalarından kendilerine miras kalan din ibadetlerini, kültürlerini, geleneklerini sürdürmesinden daha doğal bir şey olamaz.

Hz.Muhammed ve Hz.Ali'nin bugün Müslümanlığın genel ibadet şekillerini uygulamadıklarını, namazı (sayısı, içeriği ve zamanı bugün ki gibi olmasa bile) kılmadıklarını, Kabe'ye hac görevine gitmediklerini, Ramazan ayında oruç tutmadıklarını, dinsel ibadet şekillerinin Mekke'nin ve dolayısı ile Arap yarımadasının geçmişindeki gibi olmadığını söylemek büyük bir hata olur.

Aynı şekilde Kuran'da yer alan ve aslında Arap kültürünün ve geleneklerinin devam ve örneklemesinin verildiği erkek-kadın ilişkisi, evlilik, miras, toplumsal aln, kölelik, şahitlik gibi unsurlarda ibadet şekillerinde olduğu gibi aynen Hz.Muhammed ve Hz.Ali'nin yaşamlarında yer almaktadır.

Dikkat edersiniz ki Kuran da yer alan bütün örneklemeler, tasvirler, toplumsal kurallar, hukuksal görev tanımlamaları Arap kavminin geçmişinden, geleneklerinden, kabullerinden, ibadet şekillerinden kısaca kültür ve inançlarından izler taşımaktadır.

Ataerkil toplumlar (nerede ise bütün toplumlar ataerkildir) soyun devamı erkeğe bağlandığı gibi kültürün, inancın devamı da erkeğe bağlanmaktadır. Erkek evlendiğinde kendi kültür ve inancını gerek toplumsal gerek yerleşimsel ve gerekse yaşam alanı nedeni ile devam ettir ve bununla da mükelleftir.

Ancak kadın evlendiğinde ailesinden kendisine kalan kültür ve inancı devam ettirmez ettiremez. Evlendiği kişinin, girdiği ailenin kültür ve inancını öğrenir, benimser ve bunu sürdürür.

Bir anlamda toplumlarca kültür ve inancın devamı erkeğin sorumluluğuna verilmiştir. Kadının sorumluluğu girdiği ailenin kültür ve inancını almak ve uygulamaktır.

Bu nokta da bir tarihsel araştırmanın sonucunu vermek istiyorum.

İsmail Onarlı'nın "Horasan'dan Anadolu'ya Şeyh Hasan Ocağı ve Aşireti" isimli araştırma kitabında Şeyh Hasan ocağının kurucusunun hayatının ilk kısmını ve aile kökenin şu şekilde anlatmaktadır.
“Türkistan’ın Yesi şehrinin Üç-Kurgan yöresinde doğan Şeyh Hasan; Oguzlar’ın Bozok kolunun Günhanoğulların Bayat boyunun On-Er oymağındandır. Şeyh Hasan dünyaya geldiğinde dedesi Bahşi Han oymak beyidir. Abbasi zülmünden kaçan Hz. Muhammed-Ali soylu Musa-ı Kazım neslinden olanlar Bahşi Han’a sığınırlar. Bahşi Han oğlu Ahmed’i sığınmacı Musa-ı Kazım’ın oğlu Abbas’ın kız torunlarından Vedduha ile evlendirir. İşte, bu evlilikten Şeyh Hasan doğar.

Bahşi Han oğlu Ahmed, bir seyyide ile evliliğinden sonra kendini tasavvuf ve Alevi öğretisine verir. İlim ve irfan sahibi olan Ahmed, Şeyh ve Hâce ünvanıyla anılmaya başlar. Hz.Ali’nin oğlu Muhammed Hanifi soylulardan ve Hz.Hüseyin oğlu Zeyd soylu seyyidlerden; Kuran’ın batıni (içsel) özünü ve İlm-i Ledün konusunda feyz ve el alır. Batıni ve İsmaili örgütlenmelerde bulunur. Sufilik mahlasi olarak da “VERANİ” lakabı verilir.(4.d)

Bundan sonra “Şeyh Ahmet Verani” olarak ün salar. Şeyh Ahmed Verani’nin Şeyh Hasan’dan sonra Şeyh Ahmed adında bir oğlu daha olur.

Şeyh Ahmed Verani 10-12 yaşlarına gelen iki oğlunu amcazadesi olan Hâce Ahmet Yesevi (1103-1228) dergâhına eğitim ve öğretim için verir. Şeyh Hasan ve Şeyh Ahmed; Yesi’deki dergâh da; Türkçe tarikat erkânı ve sülük adâbını, İslami ilimleri ve Türk sufiliğini, ahlâki ve tasavvufi kaide ve kurallarını kısa zamanda öğrenerek Hâce Ahmed Yesevi’nin halifeleri arasına girerler.”
Türk-Türkmen boylarının inanç ibadet ve kültürlerinin Arap kavimlerinin ki ile aynı olması beklenebilir veya aynı mıdır?

Sanırım bu soruya verilecek cevap hayır aynı değildir olsa gerek.

Arap kavimden gelen ve soylu aile kabul edilebilecek olan inanç ibadet ve kültürüne sıkı sıkıya bağlı Ehl-i beyt soyundakilerin Türk-Türkmen inanç ibadet ve kültürünü benimsemeleri kabullenmeleri olabilir mi?

Horasan da Türk-Türkmen boylarından ailelerin kızları ile evlilik yapan Ehl-i beyt soyundan olan erkeklerin kendi kültür inanç ve ibadet şekillerini terk etmesi mümkün müdür?

O halde Horasan da gerçekleşen evliliklerde kültürel inaçsal ve ibadetsel değişiklikler meydana gelmemiş, ataerkil toplum geleneğini sürdürülerek erkeğin kültür, inanış ve ibadet şekli hakim olmuştur.

Bütün bu tespitlerin bilgilerin verilerin ve bilimin ışığında şu söylemek yanlış olmaz; Horasan da yapılan evliliklerde kültür ve ibadet değişimi olmamış, Ehl-i beyt soyu ile bağlantı evlilik yolu ile kurulmuş ve Türk-Türkmen kültür ibadet ve inanışı Ehl-i beyt'en kız alan ailelerce sürdürülmeye devam etmiştir.

Kısaca ehl-i beyt soyuna bağlı olma, seyid olma durumu erkek tarafından değil kız tarafından olup kız almak sureti iledir.

Peki bunun bir önemi var mıdır?

Eğer ki seyid'lik, dede'lik, Evlad-ı Resul’lük ve Ehl-i beyt soyundan olma koşulunu "soy erkekten devam eder" diye kabul edersek vardır. Bu durumda Anadolu da yaşayan seyid kabul edilen hiçbir dede’nin, hiç kimse’nin soyu bu bağlamda seyid, evlad-ı resul, soyu ehl-i beyt'e dayanmamaktadır.

Buna karşı olacakların öncelikle Arap yarımadası, Ortadoğu gibi bölgelerde yaşayan evlad-ı resul, seyid, Ehl-i beyt soyundan olanların kültürlerine, ibadet ve inanışlarına bakması gerekir.

Yukarıda da açıklamaya çalıştığım gibi önemli bir soy olan Ehl-i beyt’en gelen kişilerin 9. asır ile 11. asır arasındaki 200 yıl içerisinde kendilerini önemli kılan ve atalarından miras kalan kültürlerini, dillerini, ibadet şekillerini, ritürllerini v.b. değiştirdiklerini bütünü ile Türk-Türkmen kültürünü, dilini, ibadet şeklini, ritüellerini benimsediğini söylemek bilimsel olmadığı kadar mantıksızdır da.
Bir konuda en önemli örneklemenin yapılacağı bir hususta Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin Türk-Türkmen oluşu ancak aynı zamanda erkek soyuna dayalı Evlad-ı Resul olması, Ehl-i beyt soyundan gelmesi, seyid olmasıdır. Bu konuda da genel veya bir kısım görüş şu yöndedir;
Hacı Bektaş, İmam Musa-i Kazım'ın soyundan gelmekte ve kendine ''PİRİ TÜRKİSTAN' demekte, yani Türklerin piri. Bununla beraber 80 bin rum eri, 90 bin horasan piri, yine Türk olduklarını beyan etmişlerdir. Anadolu’yu da Türk - İslam sentezinde irşat etmişlerdir.


Hacı Bektaş Veli Türk olduğu için Hz. Ali’de Türktür. Tıpkı Şah Hatayi, Pir Sultan, Yunus Emre, Fuzuli’nin Türk olduğu gibi.
Hünkar Hacı Bektaş Veli olmak üzere Şah Hatayi, Pir Sultan,Yunus Emre ve Fuzuli elbette ki Türk’tür Türkmen’dir.

Zaten Türk-Türkmen oldukları için dilleri, gelenekleri, inançları, ibadet biçimleri, kültürleri, kadın-erkek yaklaşımları, topluma bakışları Arap kavminden dolayısı ile Hz.Muhammed Hz.Ali kısaca Ehl-i beytten farklıdır.

Eğer ki Arap veya Arap kavminden gelmiş olsalardı, eğer ki soyları erkek tarafından Arap kavmine ve dolayısı ile Ehl-i beyte bağlı olmuş olsaydı yazdıkları, eserleri, düşünceleri çok farklı olurdu.

Ben Hünkar Hacı Bektaş Veli'yi Arap görmüyorum. Görmediğim içinde soylarının erkek soyuna bağlı olarak Evlad-ı resul, seyid, Ehl-i beyt'e dayanmadığını söylüyorum.

Bir yandan soy erkekden devam eder deyip diğer yandan buna bağlı olarak Hünkar Hcı Bektaş Veli'yi erkek soyuna bağlı olarak Ehl-i beyte dayandıran Evlad-ı resul kabul eden bir anlamda onu Araplaştıranlara itiraz ediyorum.

Asıl Araplarla arası iyi olanlar öyle sanırım ki bir yandan soy erkekden gelir deyip diğer yandan Hünkar'ı erkek soyu tarafından Ehl-i beyte bağlandıranlardır.

Hünkar'ımın güzel bir sözü vardır bilirsiniz; "İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır"

Makala-ı Hacı Bektaş-ı Veli'yi okuduğunuzda, Vilayetneme'yi okuduğunuzda Hünkar'dan miras kalan sözleri incelediğinizde Hz.Muhammed'in Hz.Ali'nin yaşayış tarzını, ibadet şeklini, inanç ritüellerini, kültürünü görüyorsak ancak o zaman Hünkar gerçekten erkek soyu tarafından evlad-ı resul'dür, o zaman Ehl-i beyt soyundan gelmedir diyebiliriz.

Bütün bu olguların ve bilimin ışığında dedelerin erkek soyuna dayalı olarak Evlad-ı Resul, Ehl-i beyt soyundan olduğunu iddia etmek veya öne sürmek, karanlığa yürümektir

HOYRAT
07.09.2008, 00:11
Tecer kardeş, sen diyorsunki alevilik dünya görüşüdür.Bende sana diyorumki, asıl olarak inanç temelli bir akımdır.Bu çok uzun zamandır böyle.Alevilikte islamiyetten etkilenmiş ama ondan ayrı bir şey diyorsun.Bende sana eğer islamiyetten ortodoks sünniliği anlıyorsan evet haklısın ancak genel olarak bakıldığında mesela şiilikle ortak birçok şeyimiz olduğunu görürsün.Onların kıldığı gibi namaz kılmamamız yada oruç tutmamamız islamiyetin dışında olduğumuzu göstermiyor.Şimdi çıkmış bazıları Alevilik ışık dinidir diyor bende insaf diyorum.Tutulan Muharrem orucunun, Cem ayinlerindeki Allah, Muhammed, Ali methiyesinin ışıkla ne alakası var.İnsanlarımız böyle şeyler görünce alevilikten uzaklaşıyor.

Tecer
07.09.2008, 00:29
ya googleye yaz bulursun.
dertli divani bu meseleyi çok güzel anlatıyor.
ben diyince kişisel algılanıyor kardeş.

dertli divanenin dediklerini de kopyalamayacam o zamanda kopyaldı yapıştırdı oluyoruz :)

ayrılılçı oluyoruz :) sonra efendime söyleyim misyoner oluyoruz :) maaş alıyor muşuz :) daha neler neler.

yaz googleye oku abi. ne demiş dertli divani. hatta güzel bir forum çıkacak karşına isim vermeyecem. bu seferde yönetimle derdin ne diyorlar :)

bende şaşırdım ne diyeceğimi :) sanırım son sözlerim bunlarda :)

HOYRAT
07.09.2008, 00:40
Yazdım ama benim google'da iş yok.Neyse ben yinede Aleviliğin islam içinde olduğunu, yakın zamana kadar kimsenin bilmediği ışıkla hiç bir alakasının olmadığını düşünüyorum.Bunca yıllık hayatımdada Kuran,Allah, Muhammet ve Ali dışında büyüklerimin en ufak bir şey anlatmadığını biliyorum Aleviliğimiz hakkında.Aleviliğin bin parçaya bölünmesinin nedeni sanırım okulumuzun olmadığından.Herkes yolu kendine göre tanımlıyor. Eğitim şart...

Amistofes
07.09.2008, 00:44
Makale yazarı: Hidir Yergezen Tarih, gün ve saat : 10. Nisan 2006 22:31:

Yunus Emre ve Namaz, Abdest,kabe, Secde

Asagidaki siir Alevilere camiyi gösterenlere verilebilecek en güzel cevaptir.

Gayrudur her milletten bu bizüm milletimiz
Hic dinde bulunamadi din ü diyanetümüz
Bu din ü diyanetde dünya ve ahiretde
Yitmis iki milletde ayridur ayatumuz


Aciklama:

Bizim inancimiz yetmis iki milletin inanci ile bir degildir.Kulluk anlayisini benimseyen milletlerden ayridir.
Diger var olan dinlerin ve onlarin ayetlerinin ayetleri ile bir tutulamaz o inananlarin dinindeki, diyanetindeki, dünya ve ahiret inanis sekilleriyle bir degildir onlardan ayridir bizim inancimiz.
(Neden yetmis iki milletle bir degildir? Cünkü aleviler yetmis ücüncü milletten sayarlar kendilerini. Güruhu naci’ye özlerini baglarlar. Bu inancin savunuculari canlilarin su’dan üredigini kabul edenler olarak bilinir.


Zahir suya yunmadin el ayak deprenmedin
Bas sucuda varmadin kilinur taatumuz
Ne ka’ be ve ne mescid ne rüku’u ne sücud
Hakk’ila daim becid olur münacatumuz

Göstere göstere aciktan suyla yikanmadan el ve ayak kipirdamadan, basimiz secdeye degmeden, Ne ka’be ye ne mescit’e girmeden ne egilip nede secdeye yatmadan ibadet ederiz. Bizim tanri ile olan iliskimiz icin bunlara gerek yoktur. Cünkü biz tanriyla her zaman biriz, onunla özdeslesmisiz diyor Yunus Emre.

Gerek ka’be’ye varlum gerek mescide girlüm
Gerek suyla yunalum cün bile illetümüz
Su ne kadar arida cün yavuz huyun bile
Meger bizi pak ide Hak’dan inayetümüz

Ka’ be yede gitsek, camiye de gitsek, suylada yikansak pisligimiz,yanlisligimiz icimizde olduktan sonra kötü huylardan arinmak mümkün degildir. Oysaki biz hakkla bir olanlardaniz.Bizim hakki aramamiza gerek yok.

Bu son cümlenin icerisinde enel hakk kavramida yatmaktadir. Alevilerin göstermelik el gördü amacli tapinmalara ihtiyaci yoktur.Onlar hakk ile hakk olan enel hakk diyen inanci benimsemis olanlardir. Sagda solda hakk aramazlar. Hakk insandadir, insan da hakkin kendisidir.

Kimün sözin kim bile akil irmez bu hale
Yarin anda bellü ola Müslüman mürtedümüz
Yunus canun yinile kim dostligun anila
Ansuzun bir ün gele bilesin kudretümüz.

Bunlari kim anlayabilirki kim akil edebilirki ama ileride anlasilacak neden müslüman olmadigimiz. “Müslüman mürtedügümüz – islam inancindan döndügümüz demektir.“
Yunus sen canini sikma tazele, birgün kuvvetimiz kudretimiz bilinecek dost oldugun anlasilacak.


SONUC

Yunus Emre alevi inancindaki yedi ulu ozandan bir tanesidir.13.yy. yasamistir.

Ister Yunus Emre, islam inancina inanip sonradan terk etmis olsun , ister hic inanmamis kabul edilsin. Sonucta bu siirinde acik ve net bir sekilde bir gercegi su yüzüne cikartmaktadir.

Aleviler „alevi islam, alevi hiristiyan vs, vs, olamaz.“ Aleviler hic bir dine kendisini baglayamaz.

Aleviler arasindaki tartismalara nokta koyabilmek acisindan cok önemli bir kaynaktir.

Aleviler, Kabe ye gitmez, camiye gitmez, yere secde etmez ,abdest almaz, el, kol hareketleri ile egilip dogrularak namaz kilmaz.

Bu gercek cemlerde yere kapanip secdeye yatanlar icinde gecerlidir. Yatan sehitler uyansin diyerek, ikide bir insanlarimizi cem de secdeye yatiran dedelerimize de Yunus Emre gerekli cevabi vermektedir.

Alevilerin inanaclari, ibadetleri, ayetleri diger kitaplarda aranilamaz.

Ne bu dünya nede öteki dünya denilen ahiret inanci ile bagdastirilamaz.

Sözlük
Zahir : acik
Deprenmeden : kimildamadan
Sücud : secde
Rüku’u : egilme
Taatumuz : ibadetimiz
Münacat : iliski
Cün : cünkü
Bile : beraber
Illetümüz : pis huylarimiz
Becid : devamli
Yavuz : yaman, fena, kötü
Pak : temiz
Müslüman mürted : islam dinininden dönmek

Kaynak kitap Yunus Emre Divani, Faruk Timurtas sayfa 64. siir 94.

candacan
07.09.2008, 04:37
“....Ey İnananlar, Cuma günü namaz için çağrı yapıldığında, Allah'ı zikretmeye koşun ve alım satımı bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır...."
( Cuma suresi 9)


Ey İman edenler, Cuma günü ibadet
İçin çağrı olunca size orada olun elbet

Tanrı'yı zikretmeye koşun alış verişi,
Bırakın. Buyruktur Tanrıyı ansın her bir kişi

Eğer, bilirseniz bu daha hayırlı size
Boş işleri bırakıp bir olunuz birlikte
(Cuma Suresi-9-)
"... Sana bağlılıklarını bildirenler, Allah'a bağlılıklarını göstermiş olurlar: Allah'ın eli onların elleri üzerinedir. O halde, kim ahdini bozarsa yanlızca kendi alehine bozmuş olur. Ve kim Allah'a karşı taahüdüne uyarsa, Allah ona büyük bir ödül ihsan edecektir. ( Fetih Suresi 48/10)"


Ey Muhammed! Bil ki sana biat edenler aynen,
Tanrı'ya Biat etti. Gelip senin ile el tutan.

El tutarak sözleşenler senin elin üstündedir.
Hakk'ın eli ise, tüm cümle ellerin üstündedir.

Sözünü kim bozarsa ikrarından dönmüş olur,
De ki; Kendi öz nefsine yararı değil, zararı olur.

Yüce Hakk'ın andını kim yerine getirir
Büyük ödüller, sevap, o'na verilir.
(Fetih Suresi, Ayet10)
“….. Ey iman edenler! İbadet etmeye niyetlendiğiniz zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi, başlarınızı meshedip, topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp oldunuz ise, boy abdesti alın. Hasta, yahut yolculuk halinde bulunursanız, yahut biriniz tuvaletten gelirse, yahut da kadınlara dokunmuşsanız (cinsî birleşme yapmışsanız) ve bu hallerde su bulamamışsanız temiz toprakla teyemmüm edin de yüzünüzü ve (dirseklere kadar) ellerinizi onunla meshedin. Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size (ihsan ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz. (Maide suresi 6)…”

Kurandan delillere bakın.
Başka yok mu? Bula bula sadece bu sure ve ayetleri mi buldun? Bunların neresinde alevilik var?
Sayın dede-baba,
Boşuna zorlama kendini. Zoraki yorumlarla bu iş olmuyor. Ne kadar zorlasan da kurandan alevilik çıkmıyor. Kurandan çıkacak tek şey islamdır. O da sünnilik ve şiiliktir.
Ayrıca; aleviliğin öz islam olduğunu savunup kuranın değiştirildiğini iddia edenlere duyurulur.
Bakın; o değiştirilmiş dediğiniz kurandan nasıl örnekler veriliyor.

candacan
07.09.2008, 04:48
Bu arada kapitalizmin yemi olmadığını sanan sayın jokerin imzasına takıldım.
kapitalizmi reddedenlere sesleniyorum kapitalizm ayak uydurulup YÖNLENDİRİLİR yoksa kapitalizme yem olunur!!!Kapitalizme ayak uydurup yönlendirdiğini sanmak; zaten kapitalizmin yemi olmaktır.

Dede-baba
07.09.2008, 11:47
Öncelikle Kimsenin İnancına, yada dinsizliğine diyecek lafımız olmaz, herkes ister ışığa tatar ister güneşe ister aya,

Biz aLUVİlerin inancını sorgulamıyoruz.. onların dini onları ilgilendirir..

Ancak Alevilik, Horasan kaynaklı olup 1000'li yıllardan sonra Horasan Erenleriyle Anadoluya gelen bir inanıştır.. Eğer Aleviliği kabul etmeyen Pirlere ve dede'lere inanmayan kişiler varsa İslamdan, Ulularımızdan ve cem İbadetimizden tamamen ayrılmaları, dularında, ibadetlerinde islamın Ulularını anmamaları gerekir..

Doğrusu bundan 6000 sene önce yaşamış ve ortadan kalkmış bir uygarlığ heykellerine bakıp inancını aramak oldukça zor.. unutmayalımki 6000 sene evvel dünya taş devrindeydi ve insanlar daha medeniyetle tanışmamıştı.. tabiki isteyn taş devrinin inasanlarının inancına yada 1500 tanrısına inanabilir..

Benim yazıların Bu aLUVİ inanıncıyla ilgili değil.. Horasan dan gelen, 12 İmam efendilerimizn neslinden seyid dede ve babalarımızn yolundayım ve kendi inancımı anlatıyorum..

Unutmaylım ki Anadolunun her yerinde insanlar <cem yapmakta.. Başta Fatiha, İhlas, Nur Suresi olmak üzere Kur'an ayetleri okumakta, Hz. Muhammed'in 12 İmam 'ın simlerini zikretmekteler

Bunları kimse inkar edemez... Benim anlatlarım işte bu yaşanan cemlerimizden alıntıdır.. başkada birşey değildir..

Dede baba..


Öncelikle suni şii ve daha doğrusu olarak ta bizlere mezhepsel anlayış ve kuran yorumunda bahsetmişsin..

Bende yeri gelince mezhepsel İslam anlayışını törpüleyerek bir yere koymaya ve adam etmeye çalışıyorum..

Alevilik mezhep değildir.. Bizzat İslamın özüdür.. Mezhep dediklerinizi 12 İmam nesli dışında kalanlar oluşturdu.. Alevilik ise bizzat Ehl-i Beyt tarafından sistemeleştirildi.. bu neden biz islamın özüyüz..

Şimdi sizi mantığa davet ediyorum.. Musahiplik, Kırklar inancı, cem İbadet, semeh, bunları kabul eden sünni yada şii kur'an tesfsirleri varmı? olmadığına göre siz nasıl benim yazılarımı sünnilik yada şiilikten alıntı dersiniz...

Tekrar edelim ki islamı törpülemek, yada benzeri kelimleri kınıyorum.. Biz Buna izin vermeyiz.. Kur'anın gerçek sahipleri ve koruyucuları Kıyamate kadar taşıyıcıları Biz Alevileriz.. 12 İmam nesli olan seyid dede ve babalardır.. Kur'anın gerçek yorumu bizleriz.. Bu peygamber efendimizin hadisiyle sabittir.. Peygamber'in Kur'an ve Ehl-i Beyt Kıyamete kadar birbirinden ayrılmaz.. sözünü size hatırlatırım...

Esasında sizden beklenen kendinizi alevilerden ayırmanızdır.. ALUVİ dinini inanlar artık ayrı bir din olduklarını söylemeliler.. çünkü sizin Alevilikle en ufak bir alakanız yok.. ne cem ibadetini bilirsiniz.. ne Cem dezikredilen isimleri tanırsınız.. nede Cem de Yüzyıllardır okunan Kur'an ayetlerini biliyorsunuz*. sizin 1500tanrınıza yada güneşe aya tapmanıza bir diyeceğimiz yok.. ister maymuna tapın. ister puta

Ama sizden istediğimiz Alevi demeyin kendinize biz hitit dinindeniz.. uzaydan geldik peygamberimiz Mr. Spak.. falan diyin.. (bakınız Erdoğan çınar, Uzaylı olduklarını iddia ediyor)

İnanın bu samimi itirafları yaptığınıza sizi Aleviler koruyacaktır.. artık sakmanıza ve gizlenmenize gerek yok..:D Biz her inancı olduğu gibi kabul eder. ve kimseyi ayırmayız..



Cuma süresinin ismini koyan ashap iştihatıdır…
Sırf tam anlamıyla gün –ay takviminin kabulü tarihe bakarsan ömer zamanı olduğunu görürsün ..


Çırağa süresi ışk zeytin ve incir sofu-sufi anlayışlarında çok farklı tefsirler edilmiştir..

Şimdi degerli can.. anlamadığın şey su bizi başkalarının hele ateistlerin, sünnilerin yada şiilerin Kur'an yorumları ilgilendirmeyor.. biz hadis kaynağı olarak sadece İmam cafer Buyruğuna tabiyiz.. ve Erkan olarakta Hacı bektaş-ı veli'nin 4 kapı 40 makamına uyarız.. başkarının Kur'anı nasıl yorumladığı, nasıl inandığı zerre kadar bizi ilgilendirmez

Biz inancımızda şüphe taşıyanlar değiliz.. Hakk-Muhammed-Ali yoluına 4 kapı Kırk makam düsturuna gönülden inanalarız.. 72 Millete bir gözle bakarız, ibadet olarak cem ibadetini biliriz Niyaza vararız, semah döner, Musahip tutar, Hızırı ve Muharremi biliriz.. başkasının neye inandığı bizi ilgilendirmez..

isteyen Kur'an yoktur desin, isteyen inanmasın, isteyen yalanlasın.. isteyen kendini islam dışı görsün, Biz yolumuzdan erkanımızdan memnunuz. şüphesi olan başka Tanrılar dinler ve inançlar kendine arar.

Asırlardır tabi olduğu Pirlerini dede'lerini bırakıp, ateistlerin, inançsızların safsatalarına kendini teslim edr. sözümüz yok

Biz ssadece Aleviliği dejenere etmelerine karşıyız o kadar.. Aleviliğe saldıracaklarına kendi dinlerini anlatsalar bi sorun çıkmayacak, ama işleri güçleri Aleviliğe saldırıp yüzyıllardır var kadim yolumuzu yozlaştırmak, Buna izin vermeyiz...

Aluvilere Ahret soruları diye 16 ayrı soru sorduk çelişklerini görsünler diye ama gözlerini kapattılar çünkü onlarda biliyorki çelişki ve aymazlık içindler.


Sizin Hitit Sümer sabi hint kökenli ibadet şekillerini incelemenizi tavsiye ediyorum size kuranı kerimde iniş sırasına göre olmayan ashabın ayarladığı yerde bulunan ve ismini de osmanın koyduğu Cuma süresi ayet 9 neler amaçladığını anlatacağım bir eşrari İslam bir kelam İslam birde felsefe yönündeki islamla karşılaştıracağız ama sizin söylediğiniz bazı toplumsal konular çözümsüzlüğü kutsi olan kişilerin karşısında arayan alevi toplumudur aslı olan bu değildir düşünen algılayan nefis muhasebesini yapanlar çoğu şeyleri bilir ve vicdan azabı duyar..

1- Şimdi bazı hitit ve sümer heykellerinde 10 15 kişi bir araya gelmiş diye bu cem ibadeti mi demek,

2- unutmayın hiti dedikleriniz bundan 6000 sene önceki yaşamlar.. yani taş devri insanları, Şimdi ne alaka diye sorarlar adama

3- hadi aradaki bu tarih farkınıda geç, Horasan erenleri Anadoluya ne zaman geldi Milattan sonra 1000 li yıllar değil mi? ne bu aluviler aradaki 5000 yılda.. ve niye aleviler içine saklandılar..Horasan erenlri de kendilerinde 5000 sene evvel hitit ve sümer heykellerine bakıp, Aluviliği öğrendiler..

Bu aluvilerin pirleri ve şeyhleri Anadolu halkından yani yerli halktan olması gerekmez mi? niye Horasan Pirlerine muhtaçlar Bunların önderleri pirleri nerede?

Şimdi o kadar çok çelişki var ki.. yani bu çlişkileri görmek ve Aluviyim demek, büyük cesaret..

4- Ve neden Horasan erenlerinin hepsi birden Horasandaki nançlarına ihanet edip başka bir inancı benimsemişler dahası yaymaışlar.

5- Ahmet yesevide mi Aluvi idi. ve Hacı bektaşIn inancı ile, Ahmet yesevinin İnancı arasındaki fark nedir..

6- 1000 Yüzyıldada Horasan erenlerin 12 İmam zikrini söylüyor şimdide.. Fark nerede?


Ayrıca imam caferin buyruğu ali çekişmeleri ve Şiilik ekolüdür biz imamı caferden görmek istediklerimizin bir bölümünü aldık denile bilinir..


Sen gerçekten o kitabı okusaydın şii olmaz lazım gelirdi… Caferi buyruğu ile şii Caferi buyruğunu karşılaştırma fırsatın olur o zaman görürsün….

1- bakın gerçekci olun, semah, cem ibadeti, Kırklar inancı, halka namazı, nasıl şiilik yada sünnlik oluyor.. bunları kabul edecek bir şii getirin,

2- Ha şunu söylemebilirisniz sizin inandığınız İmam cafer acaba gerçekten İmam Cafer mi? bende sana derim ki Nasıl İmam Cafer Buyruğu sonradan kaleme alınmışsa, Şiilerinde sünnilerinde bütün kaynakları sonradan oluşturuldu, yani bizzat 12 İmam 'dan kalan ne yazılı bir belge ne kitap vardır,, hepsi aktarım ve rivayettir..

3- Şimdi soralım acaba kimin rivayeti ve akrarımı güvenilirdir.. Acaba bizzat 12 İmam 'ın neslinden gelen aktarımıma güvenilir yada ne olduğu belirisiz insanların 12 İmam 'dan aktardıklarına mı?

4- Şimdi sen sünni 12 İmam rivayetlerini açarsan hz. Ali'yi ömer osman diye çocukları olan biri olarak tanırsn.. yada şii kaynaklarını açarsan, 5 vakit namaz kılan, türban ve şeriatı tem sil eden hz. Ali'yi görürsün.. her İnanç kendi içinde değerlendirilir kendi kaynaklarından öğrenilir..

Tabiki kişi istediğine inanır..

5- Unutmayın Yavuzdan önce İranın hakim inancı İsmaililer ve Ehl-i haklardır.. yani şiiler ıraktan, ve Lübnandan sonradan geldi.. yine İrabdadi Alevi ocaklarının yavuz tarafından dağıtılıp yerine nakşi ve şafii şeyhlerin konulduğunu tarih yazar, bunun dışında baskılara dayanamayan İsmaililer ve Ehli haklar dağlık alanlara kaçtı ve ordalar hala günümüzde bakın ibadetleri bizimle aynıdır..


Alevilikle senin anlattığın konu sosyal olgular Anadolu halkının milattan önceden bu yana gelen inanış ve sosyal içerik li bir toplanma olayıdır imam hüseyinin mazlumluğu ve kakarlığı alınmıştır imam Hüseyin kerbelada bilinen şekilde namaz kılmıştır bunu her yerde okuya bilirsin…

Sana çok şeyler yazmak isterim şimdilik forumdan çıkıyorum yazacağız sende göreceksin

1- Şimdi siz nasıl cem ibadetini yada musahipliği anadolunun 6000 sene öncesine bağlarsınız.. şaşkınım doğrusu.. peki Horasanı ne yapacaksın ordada var ibadetler, bugün anadoluya hiç glmemiş irandaki Ehli haklardada var aynısı Hindistandaki kakailerlede var aynısı, Onlarda mı anadoluya gelip 5000 sene önceki dini heykllerden öğrenip yayıyorlardı..

2-ve siz kendinize nasıl 6000 sene önce ortadan kalmış bir ulustanım diyebiliyorsunuz* yani Luvililiyim, tam bi kafa tasçılık ve ırkçılık örneği, faşizmin bu kadar geçmişi olabilir mi diye soruyorum...Şimdi Luvi Faşisti diyeceğim size komik olacak..:D

3- İmam Hüseyin'in Kıyamı,, ve İbadeti tabiki vardır.. Ama siz niye Hz. İsa'yı Musayı yada diğer birçok kahraman Anadolu insanını Önder almadınız<da İmam Hüseyini aldınız* ve İslamın Pirlerinden Ulularından başka neden hiçbir ulunuz Piriniz önderiniz yok?

4- Şu bir gerçek ki Alevilerin bütün Pirleri ve dedeleri Uluları orta asyadan Horasan diyarından geldi Anadolulu bir tane bile yok..

Gerçeği görmeniz dileğiyle

Saygı ve sevgilerimle

Tecer
07.09.2008, 13:41
dede bana bu soruların cevabını verir misin ?

1. hangi mezhepde kadın erkek beraber ibadet ediyor ?
2. neden imam ali nin bir den fazla eşi varda alevilerin hepsi tarih boyu tek eşli?
3. neden imam cafer türkçe buyruk yazıyor, yada yazdırıyor ?
ki biliyoruz ki imam cafer tasavvufa karşı ( abdülbakıy gölpınarlı - islam mezhepleri ve şiilik. sayfa: 168 der yayınları 6. baskı ) ki abdülbakıy gölpınarlı asla benim düşündüklerimi düşünmeden vermiştir bu bilgiyi.
4. neden aleviler haca gitmiyor? benim kabem insandır demek yetiyor mu islama. islamın kuralları var ve şart koşmuş.
5. neden bütün islam alemi bismilllah derken aleviler bismişah diyor yada bismisah ?
6. bütün müslümanlar hemen hemen aynı ibadet ederken alevilerin cemleri bir birinden farklılık gösteriyor? her köyde farklı semahlar var mesela. nerdeyse her yörenin semahı farklı?


şimdi canım kardeşim, bana bu soruların cevabını veremediğin zaman ben de oturur düşünürüm: acaba alevilik islamdan önce vardı da hayatta kalabilmek adına takiye mi yaptı derim.

ama şunu demem işte; alevilik islamın içinde mi dışında mı? bu konuyu basite indirgemek olur. kültürel bir konudan bahsediyoruz etkileşim kaçınılmazdır. ayrıca bahsi geçen konuda binlerce yılların konusu değişim kaçınılmazdır, etkileşim olmuştur.

ve kesinlikle şu tarihte bizler artık özgürce kendi kültürümüz üzerine düşüp yorum yapmalıyız. asla dışardan bizi asimile edemez kimse. yenilir. bakın eskiden cem tv yi severdi insanlar şimdi yüzüne bakan yok. izettin sevilirdi ama şimdi anladı insanlar ne amaç güttüğünü. değişiyoruz, öğreniyoruz. çünkü düşünüyoruz.

HOYRAT
07.09.2008, 13:51
Gerçekten, Dede-Baba'nın görüşlerine % 100 katılıyorum.Bugün Aleviliği önce islam dışı gösterip, sonrada onu yoketmeyi planlayan öyle kişiler varki? Bizimde maalesef yol göstericilerimiz olmadığı için ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyoruz.Alevilik tabiki başka kaynaklardanda etkilenmiştir ama özü islamdır.Bakın sünni islamın kendisi bile başka dinlerden ( Yahudilik,Hristiyanlık ve hatta Zerdüştlük)ten etkilenmemişmi? Ama kimse çıkıpta biz asıl Yahudi yada Zerdüştüz demiyor.Alevliğin içinden Allah, Muhammed, Ali sevgisini, oniki imam sevgisini çıkarın.Bakın ne kalıyor?

Tecer
07.09.2008, 13:56
ya arkadaşlar meseleyi hala idrak edemediniz
mesele şudur. alevi tarihi incelendiğinde öyle noktalar karanlıkta kalıyor ve islamla o kadar çelişen yanları var ki insanlar da isteristemez düşünüyor. bu neyin nesi diyor.

acaba diyoruz, islamdan önce alevilik var mıydı? mesele bu. kimse islamın içinde veya dışında demiyor. kültürel bir meseledir bu. elbetteki etkileşim olmuştur. ki bahsi geçen konu binlerce yılın meselesidir. değişim kaçınılmazdır.
dede baba arkadaş nasıl bir dededir bilemem. yalnız kendisinden cevap alamadığımız çok soru vardır.

bu soruları tekrarlamak istiyorum bir kez daha.
bu sorulara cevap veremeyen biri ile bu konuyu daha fazla tartışmayacağım. çünkü anlamı kalmadı. uzadıkça uzuyor konu daldan dala atlıyor mesele.

cevap beklenen sorular :

1. hangi mezhepde kadın erkek beraber ibadet ediyor ?
2. neden imam ali nin bir den fazla eşi varda alevilerin hepsi tarih boyu tek eşli?
3. neden imam cafer türkçe buyruk yazıyor, yada yazdırıyor ?
ki biliyoruz ki imam cafer tasavvufa karşı ( abdülbakıy gölpınarlı - islam mezhepleri ve şiilik. sayfa: 168 der yayınları 6. baskı ) ki abdülbakıy gölpınarlı asla benim düşündüklerimi düşünmeden vermiştir bu bilgiyi.
4. neden aleviler haca gitmiyor? benim kabem insandır demek yetiyor mu islama. islamın kuralları var ve şart koşmuş.
5. neden bütün islam alemi bismilllah derken aleviler bismişah diyor yada bismisah ?
6. bütün müslümanlar hemen hemen aynı ibadet ederken alevilerin cemleri bir birinden farklılık gösteriyor? her köyde farklı semahlar var mesela. nerdeyse her yörenin semahı farklı?


şimdi canım kardeşim, bana bu soruların cevabını veremediğin zaman ben de oturur düşünürüm: acaba alevilik islamdan önce vardı da hayatta kalabilmek adına takiye mi yaptı derim.

ama şunu demem işte; alevilik islamın içinde mi dışında mı? bu konuyu basite indirgemek olur. kültürel bir konudan bahsediyoruz etkileşim kaçınılmazdır. ayrıca bahsi geçen konuda binlerce yılların konusu değişim kaçınılmazdır, etkileşim olmuştur.

ve kesinlikle şu tarihte bizler artık özgürce kendi kültürümüz üzerine düşüp yorum yapmalıyız. asla dışardan bizi asimile edemez kimse. yenilir. bakın eskiden cem tv yi severdi insanlar şimdi yüzüne bakan yok. izettin sevilirdi ama şimdi anladı insanlar ne amaç güttüğünü. değişiyoruz, öğreniyoruz. çünkü düşünüyoruz.

candacan
07.09.2008, 17:39
Gerçekten, Dede-Baba'nın görüşlerine % 100 katılıyorum.Bugün Aleviliği önce islam dışı gösterip, sonrada onu yoketmeyi planlayan öyle kişiler varki? Bizimde maalesef yol göstericilerimiz olmadığı için ne diyeceğimizi, ne yapacağımızı bilmiyoruz.Alevilik tabiki başka kaynaklardanda etkilenmiştir ama özü islamdır.Bakın sünni islamın kendisi bile başka dinlerden ( Yahudilik,Hristiyanlık ve hatta Zerdüştlük)ten etkilenmemişmi? Ama kimse çıkıpta biz asıl Yahudi yada Zerdüştüz demiyor.Alevliğin içinden Allah, Muhammed, Ali sevgisini, oniki imam sevgisini çıkarın.Bakın ne kalıyor?
Mantığa bak!
Kimse biz hiristiyanız, yahudiyiz, zerdüştüz demiyormuş. Elbette demezler. Bu ülkenin resmi dini o dinler değil ki. Bu ülkede her yönüyle hegomanyasını kabul ettiren din, o dinler değil ki. Bu ülkede tüm eğitim kurumlarında bilimsel gerçeklikmiş gibi öğretilen din o dinler değil ki.Alevliğin içinden Allah, Muhammed, Ali sevgisini, oniki imam sevgisini çıkarın.Bakın ne kalıyor?
Çıkaralım bakalım ne değişiyor?
Aleviliğin hangi ilkesi değişiyor? Eline, diline, beline sahip olma ilkesi mi değişiyor? Çalışmanın en büyük ibadet olması ilkesi mi değişiyor? Sevgi, saygı, hoşgörü ilkesi mi değişiyor? Cemler mi, cemlerdeki on iki hizmet mi, dara durmalar mı, lokmalar mı, semahlar mı değişiyor? Aleviliğin "insanı Hakk, bilimi yol, sevgiyi din" bilen, inancı mı değişiyor?

HOYRAT
07.09.2008, 19:49
Candacan hocam, mantık olarak seninle kesinlikle uyuşmuyoruz.Ne demek istediğini tam olarak anlamadım bile.Siz kendinize bir yol çizmişsiniz , benim gibi düşünenler bir yol çizmiş.Aleviliğin içinden Hz.Ali'yi atıp, 12 imamları çıkarın, kendinize göre yaşayın aleviliğinizi.Benim yolum sizden farklıdır.Kendimi dün müslüman görüyordum, bugünde görüyorum , yarında göreceğim.Etrafımda biz müslüman değiliz diyen bir alevide görmedim.Ne annem söyledi bana ne babam nede hiçbir akrabam. Dediğim gibi, yollarımız farklı.

Tecer
07.09.2008, 19:54
canlar şunu idrak ediniz
alevilik islamın dışında diyen yok. islamdan öteydi diyen var. islamdan önceydi diyen var.
zaten islamın dışında demekle konuyu basite indirgemiş oluruz.
kültürel bir meseledir bu binlerce yılın göcebe bir toplumundan bahsediyoruz. bir kalıba koymak elbetteki zordur.

candancan hocaya notum: hocam şeriat ehline tarik çalmak zormuş.
eyvalah dost.

HOYRAT
07.09.2008, 22:16
Tecer, bu konuda anlaştık sonunda :) Evet, bende Alevilik saf islam diyemem ama özü Hak, Muhammed, Ali sevgisine dayanır.Hangimizin evinde 12 imamın resmi yok ki? Ama başka ritüellerden etkilenmesi kaçınılmaz tabiki. Ama tüm anlayışlar böyle değilmi? 30 sene önce kaç tane türban takan vardı ki? Arap aleminden ithal edilen anlayış yüzünden insanlar takmaya başladı.

Tecer
07.09.2008, 22:36
kardeş kesinlikle haklısın ancak şimdiki tehlike emin ol aleviliğin arap islamı içine çekilmesi. ılımlı islamın içine çekilmeye çalışılması.

bütün bahsi geçen araştırmaların amacı aleviliğin özüne dönüktür.
ve 4 dinden ötedir alevilik.

bu aleviliğin sırrıdır. ayan olmuştur artık.

Tecer
08.09.2008, 00:11
cem olduk bade içinde
sır olduk katre içinde
çıktık geldik bin yıl oldu
işte merdane içinde
tcr

beni benden caydırmayın
hak yoluna yandırmayın
bıçak kemiktedir ağa
çilelerden çıkarmayın
tcr

Tecer
08.09.2008, 00:23
dede babaya.... doğaçlama...

konuşsana bre baba
sitemin kimedir kime
beni uyandırdın boşa
alırım nefesin dede
tcr

Tecer
08.09.2008, 01:06
konuşsana dede baba
beni mi kaldırmayın boşa
bin yıl olmuş uykudayım
narım narlardan yana

vayda bre vayda bre
çok laf ettin yere göğe
çok belli ki yularlı ağa
kimse çekmemiş dara

er olandan erlik sor
avcılardan keklik sor
gözündeki ışık ise
gir meydana beklik sor
tcr _ 01:43 _

HURUFİCAN-ERZİNCAN
10.09.2008, 22:31
Dede baba-
Ancak Alevilik, Horasan kaynaklı olup 1000'li yıllardan sonra Horasan Erenleriyle Anadolu ya gelen bir inanıştır.. Eğer Aleviliği kabul etmeyen Pirlere ve dede'lere inanmayan kişiler varsa İslamdan, Ulularımızdan ve cem İbadetimizden tamamen ayrılmaları, dualarında, ibadetlerinde islamın Ulularını anmamaları gerekir..


Öncelikle Alevilik senin değiminle 1000 yıllı değil senin anlayışına hitap ederek yaser bin ammar, defci ozan ebuzer, İranlı düşünür salma ve miktad,acaba 1000 yıllarında mı yaşadılar öncelikle Aleviliğin temelini görmek istiyorsan biraz daha okumanı tavsiye ederim Mevlana nur ışk- daha yaratılışa dayandırırken sen 1000 yıllara dayandırdın yazık lokman paredendeler 7 yüzyıl Alevileri Asya ya gelen Yusuf hamediler senin için 1000 yıl yapmayın

ademe ilm bilim gerek
bilmiyorsan sukut gerek..


Aleviliğin İslam mi aslında Arabi olmadığı kendi ana dilleriyle ibadet yapan canlarla ilişkisini iyi kurmanızı dilerim senin anlatımındaki islamda Arapça şarttır.Arap kaynakları ve şii-ehli Sünni kaynaklarda bu açıktır.Arapca bilmezsen kuranıkerimi nasıl tefsir yaparak halka amlatacaksın buda derin bilimler gerektirir. Arap İslam açısı böyledir…

Senin İslam uluların dediğin nedir fuzuli nesimi eflatun okullu ve el Yusuf kindili hatayi ve nur ışıkta düşünen ammar ve salmanı anlamamışsın, İranlı salman kendi ana dili olan Farsça ile kendi yöresindeki gönülleri fetih etti ama şimdi senin gibi Araplaşma manasında düşünenler sonraki yıllarda Arapçıyı kutsal kıldılar..
Ama bu gerek kişilerin ırkında dolayıdır Alevilikte kişi değil yol sürme ve bu yola hizmet edenlere saygı sevgi vardır…

Buda mazlumluktur mazlum alan herkes burada kutsidir heleki birde toplum için makamı parayı her şeyini elinin tersi ile itiyorsa…

Senin yazdıklarını kısa, kısa cevaplarken konuları manasızlık ola bilir ama dede-babanın yazdıklarına kısa cevaptır bu….

Bak bende Arapça kaynaklar mevcut ben bazen şii-ehli Sünnilerin görüşlerini yumuşatma adına burada onların farklı bakacak şekilde karalamalar yapıyorum..

Alevi canlar git İslam sitesinde yaz diyorlar ama benim amacım şii-ehli Sünnileri düşündürmektir böyle yazılarımla aktarımlarımla..…



Senin İslam uluları dediğin insanlık ulularıdır bunların çoğuda kölelikten gelenlerdir hepsinin ırkına baktığında Arap olmadığını görürsün bundaki olay hümanist ululardır mazlumluk yatar…
İşte imam şahı evelihat-ı fütüvvet-i Aliaba ve mazlumların şahı doğruluk abidesi onurlu mücadele haksız güçlere yıkıcı güçlere dur diyen hümanist öğretili hak Muhammed yolu gereği imam şahı Hüseyin ..

Yani ikinci adem olan güruhu naci dediğimiz nuh u veliyat-ı evlatlarıdır…
Bu yüzdendir ki Muhammed Mustafa ahmedi muhrar şöyle dedi…
Ehlibeyt nuhun gemisi gibidir binen kurtulur… aktarımını iyi incelemek gerekir….


Şunu unutma kardeşim gerçeği belli olmayan akıl çerçevesinden dışarı çıkmış manasız idraksiz,mantıksız rivayetlerden masallar bir aleviye göre değildir teslimiyetçilik Arap İslam anlayışında vardır alevi anlayışında teslimiyet barışa sevgiye ilime mantıgadır bu yolda hak rabb-i alaya çıkar…
İşte biz o yüzden aleviyiz yoksa aliden değildir bu mantık alide aşina olmuş yer yüzünde sır-ı hakikat farş olmuştur..

İnşallah Allah ekber bizi bu mazlumlar ile haşır eğlesin…

Ayrıca siz taş devri dediğiniz olayı şöyle bakmak lazım şimdi size göre ilim çağı öğlemi insanlar öldürülüyor güçlü devletler sömürüp garipleri yok ediyor,hastalıklar çoğalmış insanlık ölmüş sen şimdi taş devrinin deki yaşayanlarla karşılaştırma yapalım canlar bir birlerine saygılı savaşlara dur dürüst yaşamı seçenler mi ilerde ..

Ayrıca dinsel ilerleme ile insanlık ilerlemesi ve bilim ilerlemesi farklı şeylerdir karıştırmışsın…
Arif olmak ise başlı başına bir ayrı iştir….


Ben sana şöyle söyleyeyim uygarlıklar o kadar ileriki bu günkü piramitleri yapamayan teknikten daha iyi bunlar elleriyle yaptığı putlara tapacak kadar salaklardı değimli ne dersin…

Bence sen bunu da bir araştır ve düşün…

İnsanlık dindir buda Aleviliktir…….

Çünkü gelen tüm elçiler bunu emir eğledi bunu yapmaya çalıştı….

Dede-baba-ne demişsin…
Benim yazıların Bu aLUVİ inanıncıyla ilgili değil.. Horasan dan gelen, 12 İmam efendilerimizn neslinden seyid dede ve babalarımızn yolundayım ve kendi inancımı anlatıyorum..

Demişsin..

Sen iranda ki seyitlerden ıraktaki şii seyitlerden safavi soyunda Alevilikten Şiiliğe dönenlerden bi habersin anlaşılan…..

Nehc'ul Belağa kim aktarmış bir seyyid değimli peki Anadolu Aleviliğinden çok Şiilik kokan bu aktarıma ne demeli..

Seyyid Razi hem anne ve hem de baba tarafından Peygamber ( s.a.a)'in soyundan gelmektedir.


Ha şimdi şöyle diyelim sen cem-i ayini ve İslam uluları diyorsun horasandan gelen 12 imam efendilerimizi gelen seyyidleri …

Sen ya ne demek istediğini bilmiyorsun yada çelişkiler havuzundasın….

Can kardeşim…
Ne dediğini ne yapmak istediğini tam oturtamamışsın…

Cemdeki imamlarla ilgili olarak ta imamların isimleri neden vardır bunu da idrak eğlemeni dilerim Yahudilikte Hıristiyanlıkta Hint ve teodaki 12/7 sayıları huruf-i aşk meselesi ve ezoterik bir meseledir ve görünürü sır- ali başkadır…

DeDe-baba yazdığın konulara cevaptan dolayı bazı aktarımlarım manasını senin sorunlarınla cevaplar okursak anlaşılır olur…

Canım kardeşim kuranda geçen süreleri ne dir ne anlıyorsun içini biliyormusun acaba merak ettim ben bir iki ayeti ehli sünnet ve şii dışında ama açıklamaya çalıştım acaba sen ne açıklayacaksın bilmiyorum… görelim bakalım can..


uzun konu bu ara, ara bu forumda böyle yazılar var bende yazdım ayrıca…

kim Aleviliğe mezhep dedi onu anlamadım….

Aziz kardeşim sen cem i ayini de kardeşliğin tarihini de bilmiyorsun …


"Peygamber ilk kez misyonu ve propaganda eylemine Hatice ile başladı, sonra vasisi Ali, dostu Ebubekir, Malik, Abuzer, Şuayp, Bilal, Salman, Mikdad, Cubeyr, Ammar, Basir ve diğerleriyle, bir kadın 39 erkekten oluşan bir topluluk (Alevi inanç geleneğinde bu sayı 19 kadın 21 erkek olarak gösterilmektedir) oluncaya kadar sürdürdü. Peygamber, ya Abu Cehil'in ya da Ömer'in din değiştirerek İslamın güçlendirilmesi için Tanrıya yalvardı ve kırk kişi oldular: o zaman yüce davayı açığa vurdular (izharu d-dava)..." (kaynak Yves Marquet, La Philosophie Des Ikh wan al-Safa, etudes et documents, Alger, 1973, s.373)


Mekkeli muhacirler için Hz. Peygamber bir genel toplantı tertipledi. Bu toplantıda her çalışan, eli iş tutan Medineli Müslümanın (Ensar), bir Mekkeli Müslümanı (Muhacir) 'kardeş edinmesi' teklifinde bulundu (Muahat Anlaşması). Buna göre iki tarafın aile mensupları, bu suretle ortaklaşa çalışacak, kazanacaklar ve hatta öz kardeşler, yeğenler ve başka akrabalar bertaraf etmek suretiyle birbirlerinin mirasçısı olacaklardı. Bulunan bu çare, bu usül senelerce devam,etmiş…"

kaynak Muhammed Hamidullah, Çev. Salih Tuğ, Resulullah Muhammed, 1992, s. 102-103

Sen gerçek ışk hak Muhammedlere bakarsan hepsinde vardır kardeşlik egemen güçler bunu yok etmişse ne yapalım yani….

İnsan sosyal varlıktır değişime açıktır ilke değişmeyen tek şey değişmemedir…


Canım kardeşim mezhepler islamı törpülemiş toplumlar kendilerine göre inanışları sosyal ekonomik ve eğitimleri müzikleri foklörleri vb. bunu yapmıştır sen 6 yy. kaldın bak değişiyor görmüyor musun hala neden gözlerini kapatıyorsun…senin bir şeyi kabul edip etmemem ne bir Sünni ne şii nede başka türlü inançlar ve aleviler için pekte önemli değil..

Kuranın dediği gibi.. senin inancı sana benimki bana…

Bak ne demişsin dede-baba

Ama sizden istediğimiz Alevi demeyin kendinize biz hitit dinindeniz.. uzaydan geldik peygamberimiz Mr. Spak.. falan diyin.. (bakınız Erdoğan çınar, Uzaylı olduklarını iddia ediyor)


İran da kaç çeşit alevi var mısırda ispanyada Pakistan da Afganistan da Azerbaycan da Türkmenistan da ,Hatay da,Lübnan da,Suriye de,ırakta,yemende,vb. bunlar hep kendilerine alevi derler acaba bu kişiler sana alevi derler mi bilmem….

“Sen anlaşılan dogmaları seviyorsun bir ara unutma sana Alevilikle alakası olmayan ama Alevilerin hoşuna giden rivayetler anlatayım biraz ruhunu rahatlar ama aklın rahatlamaz çünkü hak yolu bunu anlatmaz…:))))))))))”


Sana tüm dinleri okumanı tavsiye ederim birazda başka kaynaklara bak sadece siyah beyaz yok işte o zaman emevi zihniyetinden çıkarsın…

Devam edelim.. İslam kavramıyla söyle diyelim sizin deyiminizle 1000 yıllarda Dar-ül harp bölgesinde bulunan Anadolu erenleri islamla tanışmasıyla iyi bir insan olma savaşını verme zamanları farklıdır.

Kuranıkerim enfal süresi:9/5 islamda ki” zimma “ve bunun gedirdiklerin de bir bakın..

İslam yaşantılarında “hagganada” önermesi ile yoksa ”halaka”(bağlayan emirler) ayrı bir araya getirilen İslam aktarımları ne kadar doğrudur veya egemen güçleri sayesinde icma ne kadar kime göre doğrudur ve sünnetlerde tabi ki..

O zaman söyle soru sormazlar mı 1000 yıllarında önce yaşayan ayin cem Anadolu da kendiliğindeni çıktı eğer bu cem ayini resul sünnetine bakılırsa ”halaka”ve icmalar da bunu neden göremezsin…

Buna mukabil ayin cemde söylenen isimler resuller ve imamlar hangi zaman kuşağında girdi bu bağlamda ön Asya (horasan) kim neyi sünnet nasıl öğretti .

Yine 1000 yıllarında ilk tefsir yapan ölm.923 tabariye baktığımızda ne kadar cem ayin ile ilgili bu günkü Sünni namaz anlayışı çıktığını görürsün..
İmamlarda bu yolu sürmüşlerdir aktarımları açıktır bizzat imamların öğrencileri şii öğretisi ile namazlarına devam etmiştir.

Arap İslam öğretisi 1000 yıllarda çok net ve kayıt altında olduğuna göre yoksa aziz kardeşim sen İslam mahkemesinde istifa edip “mazalim” mahkemelerinde ancak bu anlatılanları belki düzeltirsin sözüm mecazda anlayana…


Hatta en eski 630 yıllarına dayanan tabara tarihinde Cuma salatı resulün daha kabile anlayışlarının sosyal durumlarından dolayı bir mahkeme bir müracaat bir okul vs. İslam toprakları ve topluluk türleri çoğalınca bu anlayışta yerini göstermelik olarak devam ederek yerini ,iktidarı bir halle yol almıştır..

Yani resul döneminde sahabe Alevilerce Sünnilerce kutsal sayılan sahabelerin Cuma hutbelerindeki duruma iyi bakmak lazım ben sırf bu yüzden tekrar sahi buhari aktarımlarını gözden geçirdim….

Siz ya Aleviliği bilmiyorsunuz yada emevi Arap islamını….

Ayrıca Anadolu erenleri ile ilgili toprakları horasanı demişsiniz bakın burada biligi size lazım erenler geldikleri değil eğitim aldığı yerleri söylemişlerdir genelde…
Ermeni den Arnavut a mekodonyalıya ,mısırda fatimi ve memnükler,lüblanlılara vs. kadar

Ayrıca bir alevi Bektaşi İsa aleysalamı çok iyi bilmesi lazım bu büyük sırdır sanırım bu konuda çok bilgi alman gerekir avamın anlayacağı mazlumluk olgusu isa devamı imam hüseyindir gören ve idraki aç derim…


Biz demişiz
HURUFİCAN-ERZİNCAN´ Ayrıca imam caferin buyruğu ali çekişmeleri ve Şiilik ekolüdür biz imamı caferden görmek istediklerimizin bir bölümünü aldık denile bilinir..


Sen gerçekten o kitabı okusaydın şii olman lazım gelirdi… Caferi buyruğu ile şii Caferi buyruğunu karşılaştırma fırsatın olur o zaman görürsün….

Dede-baba sen ne demişsin…
bakın gerçekci olun, semah, cem ibadeti, Kırklar inancı, halka namazı, nasıl şiilik yada sünnlik oluyor.. bunları kabul edecek bir şii getirin,


ya sen bizi anlamadın yada ne yazacağını bilmiyorsun…

işte bizde onu diyoruz sana sen imam caferi el yazmalarının çoğalmasını imam rıza kütüphanesi ve imam Caferi nin takipçileri öğrencilerinden ne öğrendin imam cafer nasıl namaz kılıyordu biliyormusunuz ….

Bunlardan öğren….

Komik duruma düşme… kardeşim….

Yesevi imam ali soyuna dayanan şeceresi vardır diye anlatılmaktadır ama herkeste ayrı bir anlayışla yesevi nakşiler ide yetiştirdiğini biliyoruz….


Yesevilik anlayışı çok felsefesi geniş Hint ,teo ,Budist, pers Helen Hitit Arap İslam Süryani vb. oluşumu ortaya çıka bir anlayış ve sonuç olarak Anadolu Aleviliği buradaki yolu hacı bektaşında devam ettirdiğini Hindistan a Afganistan a oradan iran a Bağdat a, Anadolu ya geldiğini biliyoruz yani ışığı alıp ta geldi bu toplumlarda sonra süzgeç yaptı ve süzgeçten güneş ışığını geçirdi sıcaklığı bize deyip yakmasın diye bize en yalın en kısa hakka varmayı ve kendi kültürümüzle oynayarak yanlış olanları düzelterek toplumun yararlandığı ve saygı duyduğu örflere saygı duyarak hem kendini büyüttü hem de yeni oluşumunu meydana getirdi…



Dede-baba demişsin ki…
3- Şimdi soralım acaba kimin rivayeti ve akrarımı güvenilirdir.. Acaba bizzat 12 İmam 'ın neslinden gelen aktarımıma güvenilir yada ne olduğu belirisiz insanların 12 İmam 'dan aktardıklarına mı?



Sen iranda ki seyitlerden ıraktaki şii seyitlerden safavi soyunda Alevilikten Şiiliğe dönenlerden bi habersin anlaşılan…..

Nehc'ul Belağa kim aktarmış bir seyyid değimli peki Anadolu Aleviliğinden çok Şiilik kokan bu aktarıma ne demeli..

Seyyid Razi hem anne ve hem de baba tarafından Peygamber ( s.a.a)'in soyundan gelmektedir.



Sen ne söylüyorsun yazık etme bu insanlara Aleviliği bir yere koyacaksan “Alevilik elden gidiyor deme”” kalbine koy ki elinden kaçmasın derim”


Bence sen her şeyi bir birine karıştırmışsın Cuma ayetini ve 9 ayeti de iyi analiz et…

Ayrıca Kuranıkerim ibadetlerindeki anlayış arap anlayışına bakılırsa sessiz sedasız yapılır..

Sadece ayinlerde ağlamak ah çekmek toplu şekilde ibadet etmek eski ahit anlayışı ile Yahudilikte var olduğunu görürüz işte sen nuh aleyysesselam anlasaydın naci-naciyeyi ve nuh-u adem in ,gemisine tabutu konan ilk ademi biraz anlasaydın cem ta ki tarihini idrak ederdir..

Alevilik güruhu nacidendir..

Tanrı öğrenebildiğimiz ve üzerinde kuşku ve ayrım duymadığımız gerçekleri mistik yollarla değil binlerce yıldan beri insanlığın yorulmaksızın yaptıkları zihinsel ve deneysel çalışmalar ile öğrenmiştir tüm öğrendiklerini

Kuranıkerim 13:39 rad süresi buradaki asıl kitabın manasını belki san bir şeyler ler öğretir.

39. Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.
Bu ayeti kelimedeki levh-ül-mahfûza bir çıkışı manasını anlasan..
TÜM SIR MUHAMMED ALİ BUDUR….

İş çözülür….

HURUFİCAN-ERZİNCAN
11.09.2008, 12:22
Anadolu, Balkanlar ve Kuzey Suriye'de bu kelime yerine daha çok 'Ali Yanlısı' anlamına gelen alevi sözcüğü kullanılır. Uygurlar'da ve Horasan'da Alevi sözcüğü sadece Ehlibeyt'i ifade etmek için kullanılırdı (bknz.kutadgu bilig)

Şiilerin kaynağı olan külliyatı Kuleyni'nin "Al-Kafi"si hiç okudun mu…..

Şimdi İranlı Caferi veya Yemenli şii(takipci) (alevi)Anadolu Aleviliğini kabul eder mi….

Safavi Anadolu ön asya Aleviliği değişim süreci egemen güçler arasında kalışı ilim bilim adamlarının sonradan dönüşleri Şiiliğe gecen safavi veliahtları göç eden Alevilik…

Şah İsmail hatayi Safevi Devleti'ni kurduktan sonra sonra, kuruluşta büyük rol alan iki tane temelde etnik grup arasındaki çok büyük görüşlerde ve yaşam tarzlarında ayrılmış ayrılığının ne şekilde uzlaştırılabileceği çok karmaşık sorunla yüz yüze kalmıştır.
Bir tarafta hatayii büyümesine güçlü olmasını askeri becerileriyle klasik İslam toplumunun ehl-i kılıçı (Seyfiyye) Kızılbaş - Türkmenler, öte tarafta yüzyıllardır İran'ı yöneten Arap, kalamiye anlayışı

Kızılbaş Türkmenlerin göçer olduğundan bunun getirdiği ekonomik sosyal toplumsal yapıda olması geleneksel o dönemdeki fars sınıflı yapısı ile uzlaşabilir. durumda henüz tam olarak görünmüyordu. Bundan dolayı ki İran topraklarında kurulmuş büyük Selçuklu devletinin çöküşündeki etkende aynı olmuştur.

Şah İsmail bundan dolayı Farslı vezirler yönetime getirse de Kızılbaşlar tarafından kabul edilmedi ve çoğu öldürüldü(Maveraünnehir')…

Kızılbaş Türkmen devleti zamanla asimle olup safavi fars karakterine dönüşmüş sonrada yıkılmıştır….

Buda bilgi olsun….

Yani Alevilik ne, ne kadar gerekiyorsa akılca almış örfü adeti her şeyi ile geçmişleriyle de ilgili karma bir inanış oluşturmuş ve tek ilahına böyle varmıştır bunun temeli de sevgi ilahi aşk buda ademden geçtiğini görmüş,emek mazlumluk nerde varsa orda alevi var olmuştur…

Alevi asidir munzur gibi, hırçın hakkını aramakta soru sormakta,nedenlere niçinlere bakmakta,akıldan bilimden yana dogmadan masaldan yana değil ruhu- Allah ile iç içe çünkü bilirki Allah kendisini kendinden yarattı ve halk etti….

Bilim açıkladı çoğalmanın bir erkek ve bir dişiden olduğu bunuda can bildi ve nuh adem babamızdır onuda bildi…

Eğildi kendine secde etti(secde akıl etme düşünme varlığı bilme)

Birazda alıntıladığım bazı konulara bakmanızı araştırmanızı rica ederim….


İmam Cafer Sadık İslam hukuku, öğretisi ve ibadetine ilişkin konularda herhangi bir kitap yazmadi; fakat Asmaa’ul Mu’aliufeen’de belirtildiği üzere; 1.) Taqseemi-Ru’ya, 2.) Jami’atu fil-Jafr, and 3.) Kitabul-Jafr adlarını taşıyan üç kitap İmam Cafer tarafindan yazılmıştır. Jafr sözcüğü “dört aylık kuzu” anlamındadır. Bilimsel terminoljide ise ‘jafr’, gelecekteki olayları önceden görme, yani kehanette bulunmayla ilintili bir daldır. Kamusul- A’lam’da, bu bilimle(jafr) ilgili ilk kitabın, iki yüzü Tanrıya dönük, bilimin kapısı Abu Talip oğlu Ali tarafından yazıldığı anlatılır. İmam Cafer’in hazırlamış olduğu üç kitaptan ikisi kuzu derisinden parçalar üzerine yazılmış olduğu için, bu kitaplar içindeki bilimin adına ‘Jafr’ denilmektedir.”




Ebû Hanife, imam Mâlik ve Süfyân-i Sevrî gibi büyük bilginler Câ'feri Sâdık'tan ilim öğrenmiş ve hadis rivayet etmişlerdir. Câ'fer-i Sâdık fazla konuşmazdı. Süfyan-i Sevrî, Câ'fer'i ziyarete gitmiş; uzun süre sustuğunu görünce konuşmasını rica etmiş; bunun üzerine Câ'fer söyle demiştir: ‘Allah’ın nimetine şükret; şükür, nimetin artmasına vesîle olur. Nimet verildiği zaman da istiğfara devam et. Devletin zulmüne karşı da Lâ havle velâ kuvvete illâ billah de.’ Ebû Hanife de, Hicaz'a gidip, iki yıl Câ'fer'in yanında kalmış, ondan çok seyler öğrenmis ve bu iki yil için ‘Eğer bu iki yıl olmasaydı Nûman mahvolurdu’ demiştir (Ebû Zehra, s. 37-39).



sâlim olduğu inancındadır. Her biri yıldızlar gibi olan ashab-i kiram'ın bile görüş ve ictihadlarında zaman zaman hata ettikleri olmuştur. Sahabeden sonra gelen imamlarin ilham dışındaki sözlerinde yanılmasi mümkündür. Câfer-i Sâdık da insandır, masum değildir. (Çünkü Tanrının arzusu budur; Kur’an’da (33,33)“Ey Peygamberin ev halkı (Ehlibeyt)! Tanrının arzusu sizden günahları uzaklaştırma ve sizi tertemiz kılmaktır”diye buyurur. İmamlar da Ehlibeyt soyundan gelen kutsal kişilerdir. Sünni din bilginleri Kuran’ın bu ayetini görmek istemiyorlar İ.K.) Çünkü ismet (masumluk) sıfatı yalnız peygamberlere mahsustur. Câ'fer-i Sâdık, ahlâk, fazilet ve takvada ileri idi. imam Mâlik onun hakkında söyle der: ‘O, üç halde bulunurdu: Ya namaz kılar, ya oruç tutar, veya Kur'an okurdu. Hiç bir zaman temiz olmadan Allah'ın Rasûlü'nü ağzına almazdı. Boş yere konuşmazdı. Kendisini her gördüğümde kalkar, altındaki minderi bana verirdi.” (Ebû Zehra, s. 77).



Bu iki imamın gayretleri sonucunda ilim ve marifet ağacı her yere köklerini ulaştırmayı başardı. Bundan dolayı görüyoruz ki dönemin bütün büyük alimleri, fakihleri, muhaddisleri, kelâmcıları, filozofları ve hatta tabiat bilginleri bile, İmam Sadık (a.s)'ın yüce ilmi karşısında saygıyla eğilmiş ve onun ilimdeki yüce mevkiini itiraftan kendilerini alamamışlardır.”


Şunu da belirtmeliyiz ki İmam Sadık (a.s), kendi görüşüyle hareket eden bir müçtehit değildi, o sadece Peygamber (s.a.a)'in ve Ehl-i Beyt'in Allah Resulü'nden aldığı ilim mirasını taşımaktaydı. Müslümanlar, ondan fetva alıyor ve görüşlerine ittiba ediyorlardı. Onun mektebi, Peygamber'in sünnetlerinin devamı ve vahyin muhtevasının keşfi niteliğindeydi. İmam Sadık (a.s)'ın döneminde, birçok fıkhî ve itikadî mezhepler ortaya çıkmıştı ki, İmam (a.s)'ın bunlar karşısındaki tavırları, fikrî yönlendirme, ilmî tartışma ve şer'î eleştiri niteliğini taşımaktaydı.

caferi Şiiler Oniki İmamın din konusunda yaptıkları açıklamaların, onların kendi içtihatları, çalışma ve uygulamaları sonucunda verdikleri şahsi fetva ve yorumlarına değil de, bizzat Tanrının Muhammed Peygamber aracılığıyla indirdiği dinsel öğretinin özü olduğuna inanır.” Zaten bu okula ‘caferi mezhebi’ ismini veren de okulun kendi mensupları değil, İslam camiasında her hangi bir müçtehidin fetvalarına uyan diğer islami fırkalardır. Onlar, kendi yöntemlerine mezhep ismini verdikleri gibi, bu mektebin öğretilerinin daha çok İmam Cafer Sadık'tan geldiğini ve onun da kendilerinin bağlı olduğu müçtehitlerden biri gibi olduğuna inandıklarından, kendi mezheplerine kıyasla bu mektebe de Caferi mezhebi demişlerdir

Görüldüğü gibi herkes kendi inanç ve görüşlerine uygun kaynaklara ve hayal güçlerine dayanarak düşünce belirtiyorlar. Oysa gerçekte Pir-i Aşkı Safevi’nin açıkça belirttiği gibi Caferi okulu ya da mezhebi mensuplarının inancına göre, Oniki İmamın, on ikisi de aynı statüye sahiptir ve hepsinin öğretileri aynı olup, Tanrının ve elçisi Muhammed’in söyledikleridir. İmamların açıklamaları, Sünni müctehitlerininki gibi İslam üzerinde yapılan yorumlar ve oluşturulmuş kişisel kurallar değil, bizzat Kuran ve hadise dayanan İslamın kendi öğretileridir. Konuya oldukça hakim durumda olan Safevi soylu genç bilge, Muhammed Bakır Maclisi’nin (1628-1699) Bihar al Anvar (Cilt II, s. 172-178)

Buyruk hakkında….


Abdülvahid Hanifa Kadiri’nin Türkçe adıyla “İmam Caferi Buyruğu”ndan sözetmesi, İran’da bu kitabın nüshalarına rastlamış olduğunu gösteriyor. Ancak kitabın içeriği Türkçe olsaydı, yazar bunu açıklamak ve belki Şiilerle karıştırarak Türkiye’deki Alevi inançlı toplumdan da sözetmek zorunda kalacaktı.


Türkçe “İmam Cafer ya da Şeyh Safi Buyruğu” adı altında derlenmiş buyruk metinlerinde en azından bazı bölümlerin “Farsçadan Türkçeye çevrildiği ya da anlaşılsın diye Türkçe söylendiğini” belirten cümlelere rastlanmaktadır. Örneğini “İmam Cafer-i Sadık Buyruğu”, (Derleyen: Ali Ocaklı, İstanbul, 1989, s. 235): ‘Naadı Ali’ bölümünün son paragrafında, “…Ali Aba’nın silsilenamesidir. Bunu Farisi lisan üzere buyurmuştu. Horasan erenleri Rum’a kadem bastıklarında, Farisiden Türkiye tercüme eylemişlerdir. Ve bunu tarikat erenleri canı gibi aziz saklayalar…” denilmektedir. Buradaki Horasan erenleri nitelemesi, Safevi Kızılbaş yönetiminin Anadolu’ya gönderdiği görevlilerdi, yani hadim dedikleri hizmet sahiplerinden başkası değildir. Ayrıca “Erdebilli Şeyh Safi ve Buyruğu”, (Der. Mehmet Yaman, İstanbul, 1994, s.53): “Farsça bilmeyen talipler için üstat Hatayi buyurmuştur ki; ‘Hatayi hal çağında/Hak gönül alçağında/Yüzbin kabe yapmakta/Bir gönül alçağında’.



Hanife Kadiri’nin İmam Cafer Buyruğu’nun, Cafer adlı iki Şii yazarın yazılarından derlendiği ve Şiilerin bu kitapların İmam Cafer tarafından yazıldığını ileri sürerek kendilerine Caferi adını taktıkları savı doğru değildir. Üstelik yazarın birinci Cafer olarak bildirdiği, Kitab al-Makalat ve’l- Firak’ın yazarı al-Kummi, Sad bin Abdullah al Aşari’dir; Abu Cafer Muhammed bin Yakup al-Kolayni (ö.940-41) ile karıştırmıştır. Ancak Caferilik ya da Caferi mezhebi deyiminin kullanılışı ile İmam Cafer Buyruğu’nun sıkı ilişkisi vardır ve bize göre ikisi de Safevi Kızılbaş siyasetinin ürünüdür.

Buyruk’ta “ Eğer sorsalar, ikrar-ı tercüman nedir?” sorusuna şu yanıt verilmektedir: ‘Cevap: Şah-ı Merdan kuluyum, Al-i aba nesliyim, İmam Cafer Sadık mezhebindenim. Rehberim Muhammed, mürşidim Ali’dir.”( İmam Cafer-i Sadık Buyruğu, Der. Ali Ocaklı, s.225) İmam Cafer Buyruğu’nun elde bulunan Farsçasını görmediğimiz için, Türkçe mevcut metinler dikkatlice incelendiğinde, bu kitabın hazırlanmasınıda Abu Cafer Muhammed Kolayni(940-41) ve Abu Cafer Muhammed bin al-Hasan al-Tusi’nin(1067-8) kitaplarından, başta İmam Cafer Sadık olmak üzere İmamların Kuran ayetlerinden yorumları, hadis nakilleri ve kendi sözlerini seçkiler yaparak yararlanıldığı anlaşılır.

Ayrıca erken Türkçe Buyruk metinlerinin içinde Ortodoks Şii ögelere rastlanmaz ve bunlardaki Caferilik de batıni anlamdadır; Caferi Aleviliktir Aşağıda daha ayrıntılı anlatacağımız gibi 17. yüzyılın ortalarından itibaren, İran’da Şii ulemanın usuli ve akhbari tartışmaları sonucunda Ortodoks Caferi Şiilik resmileşmiş. 10.yüzyıldan sonra İmamiye ya da İsna aşariye (Oniki İmamcılık) mezhebi olarak kurumlaşmış olan ortodoks Şiiliğe, Caferilik adı altında dönüş yapılmıştır. Bu dönemden sonra Anadolu’ya gönderilen Buyruk’larda şeriat ağırlığını hissettirmeye başladı.




Ancak Safevi soylu Şahların siyaseti gereği, Anadolulu Kızılbaşları kendilerinden tamamıyla uzaklaştırmamak için kitaptaki batıni ögeler atılmamıştır.



Sonuç olarak ta:
Buna karşılık İran içlerinde Horasan’da kızılbaş katliamı ve kovuşturmalar sürdürülmüş. Kızılbaş Türkmenler, İsmaililerle birleşerek yeraltına çekilmiş ve onlar da Caferi Şii takiyesi uygulamak zorunda kalmışlardır.

Allah tüm Alevileri korusun


biz vardık adem ile havada
biz vardık nuh-i güruhu nacide
biz vardık iyilere ilimle
bizim ibadetimiz şekle sayı olmaz
bizim ibadetimizde kadın erkek olmaz
bizim ibadetimizde gönül vardır hak vardır
Bizim ibadetimizde Muhammed ali vardır.
Kızılbaş’ım erenler.
Hak kelamını bilenim
okudum ademden buyana
4 kitabı 72 milleti hak bilirsen
hakka gidersin iyi mazlum isen
semah dönerim dilimde vahtet-i vucud
söylerim her yerde tanrı tek tanrı yüce
Muhammet’tir lideri yardımcısı imam Ali
bakmam şekilciler rivayetcilr
masalcılara yalancılara
Bakarım ruh-i akılda
İçimdeki eren evliya
Muhammed aliye.

Amistofes
11.09.2008, 14:29
Sevgili Hurifi Erzincanli.
desenize her önüne gelen farkli paradigmalarin bakisi ile degerlendiriyor.
Kavramlar , yerine oturtulmali.
Tarih yeniden yazilmali.
Felsefik aciklamalar yeniden anlamlandirmali.
Teolojik olgular yeniden aciklanmali.
Inanc sistemi sorgulanmali
Ibadetler yeniden sosyal /kültürel kosullara göre aciklanmali
Dil=Lengüstligi iyi irdenlenmeli.
Yani etmolojik/etnolojik olgular yeniden incelenmeli.
Erdogan Cinarda kendi anlayisi ve calismalarina göre birseyler yapmaya calisiyor.
Kisi kendi mentiksal, ekinli, bilgisine göre degerlendirir.
Konulara hakim olan Insanlarin nasil bir tutum sergileyecekleridir.
Bakiniz burada bile!
Bir cok Insanlarimiz, bir gerceklik pesinde caba harcamaktadirlar, saniyorum coguda kendi toplumunu aydinlatma amacli yapmaktadir, yoksa piyonluk gibi bir cabalarini zannetmiyorum,olaylara sahsen positiv gözle bakarim.
Simdi asil sorun bakalim bunca analiz ve aciklamalarinizdan sonra , kendilerince ben bilirim veya dogru budur düsüncelerinin , nasil aciklacagidir,


Saygilarim ve insan sevgilerimle Amistofes

Tecer
11.09.2008, 14:50
safavilerin aleviler üzerindeki politikası şah ismaille başlamadığı gibi onlada bitmemiş.

şah ismailin dedesi ve babası cüneyd ve haydar bu konu ile anadoluda epeyce uğraşmışlar hatta akkoyunlu devletinden kız almışlardır.
şah ismailin annesi akkoyunludur.

dedesi cüneyd, sultan muratdan çok destek istemiş alamamış. konyaya gitmiş ordada tutunamamış vs.

imam cefer ise tasavufa ve felsefe karşıdır. aleviliğe sonradan yamanmış olduğu kesindir.

ilgili tarihlerde aleviler içinde bir çok iranlı yakalandığı osmanlı kayıtlarında mevcuttur.

Dede-baba
13.09.2008, 12:43
"....Kâfirler, sen peygamber değilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve kitap bilgisine sâhip olan (Yani Ali) yeter." Ra'd Suresi 43..."



Küfre sapanlar der ki; "Sen gönderilmiş elçi değilsin.
Ey Muhammed sende onlara Şöyle söyle ki

Sizin ile Aramızda tanıklık için,
Tanrı, ve Kitabı hakkında Bilgisi olanlar yeter. Ra'd Suresi 43




İki Cihan Sultanı Muhammed Mustafa Buyurdu ki...

"... Kitabın (Kur'an-ı Kerim'in) bilgisi, kendi yanında olan Kardeşim Ali'dir..."

"...O'nun Ruhu Benim Ruhumdur.. O'nun cismi benim Cismimdir, O'nun Kanı benim kanımdır.. "

Ra'd Suresinde, geçen "Bilgisi Olanlar" Hz. Ali ve O'nun Kıyamete kadar var Olacak Soyudur ki bu Nurlu Soy, Seyid Pir, Dede ve Babalarımızdır..

Alevi-bektaşi islam Ekolünde, Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere Seyidlerimizde İnsan-ı kamil Erenlerimizde olduğuna inanılır. Tasavvufi derinlik ve Kur'an'ın batın anlamı ve sırlarının ancak Allah'ın Fatiha suresinde işaret ettiği "Dosdoğru Olanlar" ile tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunur...

Bu kimseler ise, Tabiki yine Peygamber'in Kıyamete kadar izinden ayrılmayın dediği, Ehl-i Beyt'tir.

Nitekim Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve O'na Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. O'nu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir.

Kuşkusuz Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in yerine vasi tayin ettiği bir kişiden daha iyi hiç kimse yorumlayamaz. Bu nedenledir ki, Hz. Ali, “E'ne Kur’an - u natık “ yani “ Ben konuşan Kur’an’ım.” Demiştir.

Alevi / Bektaşi inancına göre Hz. Ali, Kur’an’ın ta kendisidir. Bugün Kur’an’dan anlaşılan yazılı bir belgedir. Ancak Hz. Ali o yazılı belgenin konuşan, cisimleşmiş ve muşahhas halidir. Alevi / Bektaşilerin Hz. Ali’yi gerçek Kur’an / mücessem ve müşahhas Kur’an olarak gördüklerinin en edebi ifadelerinden biri Virani Baba’ya aittir:

“ Ali İncil, Ali Tevrat,
Ali Zebur, Ali Kur’an,
Ali Fazl’ur - Rahman,
Ali’dir sümme vech’ul-lah.”

Hz. Ali Sıffın savaşında mızrakların ucunda ki mushaf sayfaları için

"....Bu bir hiledir, kanmayınız. Bunların yaptığı şey, Kur'an'ı Kur'an'la vurmaktır. Kur'an'ın kendisi karşısında Kur'an sayfalarının yazılı olduğu şu kağıt parçalarının ne değeri kalır ki? Bunlar, mana ve hakikati ortadan kaldırabilmek için o kağıtlardan medet umuyorlar aslında! "Onların Kur'an dedikleri kağıt parçalarıdır. Asıl, gerçek Kur'an benim. Ben Kur'an-ı Natık'ım...." dermiydi?

İmamların her biri zamanlarının Kur'an-ı Natık'ları idiler. Onlardan sonraki Kur'an-ı Natık'lar zamanlarının Velileri-Evliyalarıdır. Yani Pir'leri, Sultanları, Abdallarıdır. Alevi inanç ve öğretisinde ve Hakikatte Pir'lik yediler, Sultanlık ve Abdallık ise kırklar ile üçyüz altmış altıların makamıdır. Bundan dolayıdır ki, bu makam sahibi kimseler Alevilerce ulu kabul edilerek sözlerine koşulsuz itibar edilir.


Allah Eyvallah

Kul Seyyid
13.09.2008, 19:06
"....Kâfirler, sen peygamber değilsin derler; de ki: Sizinle aramda tanık olarak Allah ve kitap bilgisine sâhip olan (Yani Ali) yeter." Ra'd Suresi 43..."



Küfre sapanlar der ki; "Sen gönderilmiş elçi değilsin.
Ey Muhammed sende onlara Şöyle söyle ki

Sizin ile Aramızda tanıklık için,
Tanrı, ve Kitabı hakkında Bilgisi olanlar yeter. Ra'd Suresi 43




İki Cihan Sultanı Muhammed Mustafa Buyurdu ki...

"... Kitabın (Kur'an-ı Kerim'in) bilgisi, kendi yanında olan Kardeşim Ali'dir..."

"...O'nun Ruhu Benim Ruhumdur.. O'nun cismi benim Cismimdir, O'nun Kanı benim kanımdır.. "

Ra'd Suresinde, geçen "Bilgisi Olanlar" Hz. Ali ve O'nun Kıyamete kadar var Olacak Soyudur ki bu Nurlu Soy, Seyid Pir, Dede ve Babalarımızdır..

Alevi-bektaşi islam Ekolünde, Kur’an’ın gerçek yorumunun ve içsel anlamının başta Hz. Ali olmak üzere Seyidlerimizde İnsan-ı kamil Erenlerimizde olduğuna inanılır. Tasavvufi derinlik ve Kur'an'ın batın anlamı ve sırlarının ancak Allah'ın Fatiha suresinde işaret ettiği "Dosdoğru Olanlar" ile tasavvufi derinliği olan kişilerce keşfedildiğini / keşfedilebileceğini savunur...

Bu kimseler ise, Tabiki yine Peygamber'in Kıyamete kadar izinden ayrılmayın dediği, Ehl-i Beyt'tir.

Nitekim Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ilim şehrinin kapısı olarak nitelemiş ve O'na Kur’an’ı anlamak noktasında en yüksek payeyi vermiştir. O'nu kendi yerine vasi tayin etmesi de bu nedenledir.

Kuşkusuz Kur’an’ı, Hz. Muhammed’in yerine vasi tayin ettiği bir kişiden daha iyi hiç kimse yorumlayamaz. Bu nedenledir ki, Hz. Ali, “E'ne Kur’an - u natık “ yani “ Ben konuşan Kur’an’ım.” Demiştir.

Alevi / Bektaşi inancına göre Hz. Ali, Kur’an’ın ta kendisidir. Bugün Kur’an’dan anlaşılan yazılı bir belgedir. Ancak Hz. Ali o yazılı belgenin konuşan, cisimleşmiş ve muşahhas halidir. Alevi / Bektaşilerin Hz. Ali’yi gerçek Kur’an / mücessem ve müşahhas Kur’an olarak gördüklerinin en edebi ifadelerinden biri Virani Baba’ya aittir:

“ Ali İncil, Ali Tevrat,
Ali Zebur, Ali Kur’an,
Ali Fazl’ur - Rahman,
Ali’dir sümme vech’ul-lah.”

Hz. Ali Sıffın savaşında mızrakların ucunda ki mushaf sayfaları için

"....Bu bir hiledir, kanmayınız. Bunların yaptığı şey, Kur'an'ı Kur'an'la vurmaktır. Kur'an'ın kendisi karşısında Kur'an sayfalarının yazılı olduğu şu kağıt parçalarının ne değeri kalır ki? Bunlar, mana ve hakikati ortadan kaldırabilmek için o kağıtlardan medet umuyorlar aslında! "Onların Kur'an dedikleri kağıt parçalarıdır. Asıl, gerçek Kur'an benim. Ben Kur'an-ı Natık'ım...." dermiydi?

İmamların her biri zamanlarının Kur'an-ı Natık'ları idiler. Onlardan sonraki Kur'an-ı Natık'lar zamanlarının Velileri-Evliyalarıdır. Yani Pir'leri, Sultanları, Abdallarıdır. Alevi inanç ve öğretisinde ve Hakikatte Pir'lik yediler, Sultanlık ve Abdallık ise kırklar ile üçyüz altmış altıların makamıdır. Bundan dolayıdır ki, bu makam sahibi kimseler Alevilerce ulu kabul edilerek sözlerine koşulsuz itibar edilir.


Allah Eyvallah

Sevgili Cami imamı Hz.leri!

Kurandan cem çıkardında acaba bunları niye gözardı ediyorsun..?


Bakara 25:
İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızk olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.

Cennette eş, huri yok deniyordu.

Bakara 39:
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar.

Ayetleri başka inanca uydurmak ve o inancı o dindenmiş gibi göstermek için kendi eksik yorumlarıyla yazı yazmak, kuranı çarpıtmak, yalanlamaktır.

Bakara 43:
Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.

Hani namaz yoktu, zekat yoktu. Secde yoktu.

Bakara 43:
Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.

Bakara 43:
Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.

Bakara 110:
Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evimi temiz tutun, diye emretmiştik.
Bakara 153:
Ey iman edenler! Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Çünkü Allah muhakkak sabredenlerle beraberdir.

Bakara 183:
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.

Hani oruç yoktu. Savm demek nedir? Savm susmak demekmiş. Susalım. Ağız var dil yok diyip hiç konuşmayalım! Bu nasıl bir çarpıtmadır?

Bakara 185:
Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.

Bu ayette yalan değil mi? Biz ayetlere dokunmuyoruz. Siz ise Müminiz deyip Tanrı kitabını çarpıtıyorsunuz. Kendinize uydurmaya çalışıyorsunuz. Bence şimdiden tövbe edin.

Bakara 219:
Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.

Şarap, içki biz Kızılbaş Alevîlerde yasak değildir. Ne olacak? Günahımız çok desene!

Bakara 238:
Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın!

Al-i İmran 19:
Allah nezdinde hak din İslâm’dır . Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.

Al-i İmran 7:
Sana Kitab'ı indiren o’dur. Onun (Kuran'ın) bazı âyetleri muhkemdir ki, bunlar Kitab'ın esasıdır. Diğerleri de müteşâbihtir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki mütesâbih ayetlerin peşine düşerler. Hâlbuki Onun tevilini ancak Allah bilir. İlimde yüksek payeye erişenler ise: Ona inandık; hepsi Rabbimiz tarafındandır, derler. (Bu inceliği) ancak akliselim sahipleri düşünüp anlar.

Maide 90:
Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

Şarap yani içki şeytan işi pisliktir diyor Tanrı. Yandık.

En’Am 2:
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.

Alevîlikte var diye tenasuhu devriyeyi islama monte edenler ne olacak? Çamur demesine rağmen insan nurdan yaratıldı diyenler, çarpıtanlar ne yapıyor? Yeni İslamiyet, çarpıtılmış İslamiyet yaratmıyorlar mı? Yazık yapmayın.

NUR 35:
Allah, göklerin ve yerin nurudur . O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (iŞte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

NUR 36:
(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah aksam O'nu (öyle kimseler) teşbih eder ki;

NUR 37:
Onlar, ne ticaret ne de alış-verisin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.


NUR 56:
Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz.

Sevgili cami imamı anladım alevileride namaz kılmaya hazır hale getirmeye çalışıyorsun. ama boşa uğraşma aleviler senin gibilerin ardından gitmez..:ok:

Namazını kıl, orucunu tut (bak mübarek ay) merhamet göresin biz Alevî'yiz anlamayız senin cami, oruç, kadın sünneti, içki yasağı, çok evliliğinden......

Sevgiler imam efendi...

Dede-baba
13.09.2008, 20:20
Sayın Allahsız kitabsız peygambersiz.. sümerlerin 1500 tanrısına inanan putperest pagan kardeşim..

Sizin Aluviliğinizi bilmem ama bilmediğiniz bir bir konu hakkında hele hele alevilik hakkında peşin hükümlerde bulunmayın önce araştırın..

bana cami hocası diye hitap ederken ne hikmetse sünnilerdin cami hocalarının Kur'an yorumlarına sarılıyor onlar gibi Kur'anı anlamlandıryorsunuz... ve hiçbir itirazınız olmuyorda

Asırlardır var olan Pirlerimizin ve dedelrimizn batın Kur'an yorumlarına ise burun kıvırıyor... yalanlıyorsunuz...

kendi putperesliğinizi acizliğinizi ispata çalışıyorsunuz...


Sevgili Cami imamı Hz.leri!

Kurandan cem çıkardında acaba bunları niye gözardı ediyorsun..?


Bakara 25:
İman edip iyi davranışlarda bulunanlara, içinden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele! O cennetlerdeki bir meyveden kendilerine rızk olarak yedirildikçe: Bundan önce dünyada bize verilenlerdendir bu, derler. Bu rızklar onlara (bazı yönlerden dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Onlar için cennette tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada ebedî kalıcılardır.

Cennette eş, huri yok deniyordu.


[/B][/COLOR]

Şimdi Sorulanıza cevap verelim...

1- Kur'an-ı Kerim'deki, Cennet kavramı ruhsal bir alemdir.. Bu dünya ile alakası yoktur... sadece misal vermek, için cennet hakkında betimlemelerde bulunulur..

2- Elbetteki, Tanrı iyi olan Kullarına lutuflarda ve ihsanda bulunacaktır.. en büyük ihsan, Tanrı'nın mevcudiyetinde tekrar ulaşma, Nurumuzun tanrı ile bir olmasıdır...

3-Hz. Ali Efendimiz, İmanı üç türlüdür dedi... Kimisi cehennemden korktuğu için, kimi cennet ümidiyle kimi de Tanrıyla birleşmek için İman etti der..

Cehennem korkusuyla iman kölelerin, cennet ümidiyle iman tücrarların, Hakk sevgisiyle İman Ariflerin ve insan-ı kamillerin İmanıdır..



[/SIZE][/FONT]
Bakara 39:
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir, onlar orada ebedî kalırlar.

Ayetleri başka inanca uydurmak ve o inancı o dindenmiş gibi göstermek için kendi eksik yorumlarıyla yazı yazmak, kuranı çarpıtmak, yalanlamaktır.[/B]

1- Allah Kur'an'ın da, Allah'ın sünnetinde değişiklik olmadığınıu söyler.. yani hz. Ademden hatemm-i Enbiya'ya, Dişn emir ve yasaklar tekdir.. değişmez..

2- Bu bağlamda Allah'ın ayetleri İnkar edilemez.. yalanlanamaz.. Her kim yalanlarsa, Şirke girer, İnanmayanlardan olur..

3- Yüce tanrı üç günahın bağışlanmayacağını bildirdi.. Ana-baba 'ya asi olma, Kul hakkı ve Şirk (Allah'ın ayetlerini inkar, ve başka ilahlar edinme)

4-Ayet Yorumlarını ise yapan ben değilim.. asırlardır var olanları bir araya getiriyorum derliyorum o kadar.. Ben Seyid Pirlerimizin ve dedelerimizn söylediklerinin üzerine bir şey eklemedim.. sadece aktarıyorum... hatırlatıyorum..

5- Sizlerde, Bu mesajlarımız.. Açtığım konu başlıklarında yer alan, Aleviliğin temel kanakları adlı Forum konumdaki kitaplardan takip edebilirsiniz..



[
Bakara 43:
[/SIZE][/FONT] Namazı tam kılın, zekâtı hakkıyla verin, rükû edenlerle beraber rükû edin.

Hani namaz yoktu, zekat yoktu. Secde yoktu.[/B][/COLOR]


1- Biz namazı yalanlayan olmadık.. biz aleviler günlük beş vakit namazın Kur'an da olmadığını.. söyledik.. var diyen gelsin..

2- Ruku, secde ve kıyam ise bizim cem İbadetlerimizde zaten vardır...Bunlara yok diyen kim..

Sizin gibi putperest pagan Aluviler.. Sizin dışınızda Kur2anı Cem ibadetini peygamberi yalanlayan var mı*

Ömründe bir kere ceme gitseydin secde Ruku ve kıyam var mı yokmu görürdün..

3- Zekat kazancın bir bölümünün fakirlere verilmesidir.. Alevi bektaşi bu anlamda sünni ve şiiler gibi köpeğe kemik niyetine malından şu kadar altın yada gümüş veren değil... her daim fakirin yoksulun yardımına koşandır.. dahası Alevi-bektaşilikte bırakın malının bir kısmını fakirlere vermek, mal biriktirmek dahi kınanır..





[
Bakara 43:
[/SIZE][/FONT] Sabır ve namaz ile Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz o (sabır ve namaz), Allah'a saygıdan kalbi ürperenler dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir.

Bakara 43:
Namazı kılın, zekâtı verin, önceden kendiniz için yaptığınız her iyiliği Allah'ın katında bulacaksınız. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızı noksansız görür.]

1- namaz'ın bir manası da Duadır... Bu anlamda alevi-bektaşi Daim salat ve dua üstüne olandır.. alevi islam inancında sünnilik gibi ibadet zaman ve mekan fetişizmine hapsedilmemiştir yani camide 5 vakit namaz Kur'andaki ibadet olarak algılanmaz. ve yorumlanmaz..

2- bu anlamda, Nmaz tabiri Dua olarakta adlandırılır ve her işin başında, her zaman Allah'a yönelmek, dua etmek hz. Peygamber'e 12 İmam'ı anmak O'nların şefatineni istemek namaz'ın ta kendisidir.

3- Yüce Allah kalbinden sıd ile kendisine yönelenlerledir... o herşeyi bilendir... görendir.





[
Bakara 110:
Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evimi temiz tutun, diye emretmiştik.

1- Bugün sünni ve şiilrin haccı ne Kur2anidir nede peygamber'in sünnetinde vardır..

2- Yüce allah Kur'an'ında beytullah'ı ziyereti farz kıldı, Beytullah Allah'ın evi demektir... Alevi İnancında Allah mekandan Münezzehtir.. yani mekke'deki kabe Allah'ın evi değildir (haşa).. O'nun makamı lamekandır.. Aleviler bu anlamda gönülleri tavaf ederler.

3- hac Ayetinin başını okusaydın.. ziyaretin kabeyi değil Allah'ın hac ibadetiyle bizzat hz. Muhammed'i ziyereti farz kıldığını anlardın.

4- peki Yüce Allah haccı neden farz kıldı, Peygamber haclarda ne yaptı.. peygamber sünneti nasıldı.. ve bugünkü arabistanı turustik gezi hacc mı?

3- Peygamber hacc'da her kabilenin söz sahibi (zengini) ile yılda bir kez (hacc'da) Allah emriyle bir araya geldi.. böylece tüm inanların bürün kabilelerin sorunları problemleri konuşuldu, sorunlara problemlere çare bulundu.. işte hacc'ın anlamı buydu..

5- Sünnilerin her ibadeti gibi haccıda zahişridir. batından bi haber, olan düşünmüyen bir islam ekolü elbetteki ne haccı anlar ne hacctaki hikmeti..

6- Bu Anlamda alevi-bektaşi batını bilendir..




Bakara 183:
Ey iman edenler! Oruç sizden önce gelip geçmiş ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz.

Hani oruç yoktu. Savm demek nedir? Savm susmak demekmiş. Susalım. Ağız var dil yok diyip hiç konuşmayalım! Bu nasıl bir çarpıtmadır?

Bakara 185:
Ramazan ayı, insanlara yol gösterici, doğrunun ve doğruyu eğriden ayırmanın açık delilleri olarak Kuran'ın indirildiği aydır. Öyle ise sizden ramazan ayını idrak edenler onda oruç tutsun. Kim o anda hasta veya yolcu olursa (tutamadığı günler sayısınca) başka günlerde kaza etsin. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bütün bunlar, sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık, Allah’ı tazim etmeniz, şükretmeniz içindir.

Bu ayette yalan değil mi? Biz ayetlere dokunmuyoruz. Siz ise Müminiz deyip Tanrı kitabını çarpıtıyorsunuz. Kendinize uydurmaya çalışıyorsunuz. Bence şimdiden tövbe edin.]

1- yani bukadar saçma yazı ve ön yargı anca sizde olur..

2- size kim dedi aleviler orucu red ediyor diye.. yada hangi alevi ulusundan pirinden oruç yoktur u duydunuz..

3- Aleviler ne orucu ne ramazanı inkar eder.. oruç vardır ve tutulur hızırı muharremi, ve 3 gün ramazanı unutmayın aleviler bu oruçları tutar..

4- Aleviler sadece ramazanı 3 ila 10 arası tutar yani 30 gün tutmaz.. bu bakarar suresinin batın yorumuna dayanıur.. Çünkü ramazan orucu Kur'anın bu ay inmesi nedeniyle kutsaldır ve oruç tutulur.. Ayet Kur'anın indiği zamanı tarif eder. ve nefsine zor gelmeyen kulların Bu zaman içinde oruç tutmalarını önerir.. Bu zaman ise 3 gündür.. yani dolunay vakitleridir.

Şimdi bakara süresindeki aywetin Alevi batıni yorumunu verelim..

2:185 "...YAKAN, Kavuran Günün dolunay vakti; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an... İşte o vakit indirilmiştir. O halde kim dolunaya TANIK OLURSA onu oruçlu geçirsin.... Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.... BAKARA SURESİ AYET 185"





Bakara 219:
Sana, şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür.

Şarap, içki biz Kızılbaş Alevîlerde yasak değildir. Ne olacak? Günahımız çok desene![FONT=Arial][SIZE=4]]

1- okuduğunu da idrakten yoksunsan ne diyelim sana.. ayet açık açık içkiyi yasaklamıyor.. bir takım faydalarınında olduğunu söylüyor.. bunu damı göremiyorsun..

2- Elbetteki, içki de aşrıya kaçıldığında, ailenin rızkını içkiye verildiğinde, konu komsuya etrafa zarar verildiğinde içki bağımlısı olunduğunda, ve kişi içki içtiğinde aklına vücüduna zarar verdiğinde, bu haramdır..

Ama edebiyle içenlere yani Ehline helaldir...

senin günahını ben bilemem ama edebinle içmesini bilmyorsan ve içemiyorsan sanada haramdır..


Devamı var...

Dede-baba
13.09.2008, 20:53
[SIZE=4]Sevgili Cami imamı Hz.leri!

Bakara 238:
[/FONT] Namazlara ve orta namaza devam edin. Allah'a saygı ve bağlılık içinde namaz kılın!]

1- Yüce Allah Kur'an da İbadet için zamanlar tavsiye eder. bu zamanlar, insanların çalışmadığı dinlenmeye çekildiği vakitlerdir.. örneğin sabah erken, gün ortası, ve akşam yatma vakitleri..

2- ancak söz konusu ayetler incelendiğin bunların HERGÜN yapılması gerektiğine dair emir yada istek yoktur.. kuşkusuz allah İbadetin çokluğpunu değil.. riyadan arınmışını ister.. çok namaz kılan çok oruç tutan cennete gidecek diye bir ayet yoktur.. aksine riyadan arınmış sıd ile Allah2a yönenilmiş ibadetler ve bu ibadetlerin insanı kamil mertebesine ulaştıran dular ve ibadetler istenir..



[

Maide 90:
Ey iman edenler! [B]Şarap, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.

Şarap yani içki şeytan işi pisliktir diyor Tanrı. Yandık. ]


1- Bakara Suresi'ndeki ayetin paralelinde bu ayet değerllendirilir yani Bakara 213. ayetin devamıdır.. içkinin kötü sonuçlarına işaret eden ayet.. içki de aşırıya gidilmemesini, aşırının haram olduğunu açıklar..

2- pek tabikidir ki küfelikj olana kadar içilen içkiyi hiçbir kimse onatylamaz.. bu içki aileleri dağıtan, hem kişinin kendine hem çevresine zarar veren aşırı bir içkidir ki bu şeytanın işi ve pisliktir..

Alevi-bektaşi bu tür bi içkinin içilmesini savunmaz.. Edebiyle içki içilebileciğini savunur..

"Oturduğun gibi kalkacaksın.." masadan.. Eğer bunu yapamıyorsan sana içki haramdır..



En’Am 2:
Sizi bir çamurdan yaratan, sonra ölüm zamanını takdir eden ancak O'dur. Bir de O'nun katında muayyen bir ecel (kıyamet günü) vardır. Siz hâla şüphe ediyorsunuz.

Alevîlikte var diye tenasuhu devriyeyi islama monte edenler ne olacak? Çamur demesine rağmen insan nurdan yaratıldı diyenler, çarpıtanlar ne yapıyor? Yeni İslamiyet, çarpıtılmış İslamiyet yaratmıyorlar mı? Yazık yapmayın. ]

1- Nurdan yaratılan, Ruhtur.. beden değil.. tenasüh ve devriye Ruh için geçrlidir...

2- devriye inancı beden ile ilgilenmez.. Ruh ile ilgili bir kavramdır..

3- Fakat hemen söylenmesi gerekir ki esasında bedende devriye esasına uyar.. çünkü ölen kimsenin bedeni toprağa yani özüne döner.. burada çürür otlara, cümle bitkilerin vucuduna karışır.. buralardan diğer canlıların vücütlerında devriyesine devam eder..

4- fakat bedenin doğa içindeki devriyesi Dinin yani Kur2anın konusu değildir Kur2an ve hakk-muhammed-Ali inancı Ruh'un devriyesiyle ilgilenir.. ve Ruhun Yüceltilmesi, İnkan-ı kamil makamına erişilmesiyle ilgilidir.





NUR 35:
Allah, göklerin ve yerin nurudur . O'nun nurunun temsili, içinde lamba bulunan bir kandillik gibidir. O lamba kristal bir fanus içindedir; o fanus da sanki inciye benzer bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispet edilemeyen mübarek bir ağaçtan, yani zeytinden (çıkan yağdan) tutuşturulur. Onun yağı, neredeyse, kendisine ateş değmese dahi ışık verir. (Bu,) nur üstüne nurdur. Allah dilediği kimseyi nuruna eriştirir. Allah insanlara (iŞte böyle) temsiller getirir. Allah her şeyi bilir.

NUR 36:
(Bu kandil) birtakım evlerdedir ki, Allah (o evlerin) yücelmesine ve içlerinde isminin anılmasına izin vermiştir. Orada sabah aksam O'nu (öyle kimseler) teşbih eder ki;

NUR 37:
Onlar, ne ticaret ne de alış-verisin kendilerini Allah’ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamadığı insanlardır. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.


NUR 56:
Namazı kılın; zekâtı verin; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz.

Sevgili cami imamı anladım alevileride namaz kılmaya hazır hale getirmeye çalışıyorsun. ama boşa uğraşma aleviler senin gibilerin ardından gitmez..:ok:

Namazını kıl, orucunu tut (bak mübarek ay) merhamet göresin biz Alevî'yiz anlamayız senin cami, oruç, kadın sünneti, içki yasağı, çok evliliğinden......

Sevgiler imam efendi...



1- putperets sümer inancından olan, Aluvileri hiç bilmem ama alevi-bektaşiler.. perşembe akşamları cem ibadetinde, halka namazını kılar.. biz bunun dışında ibadet tanımıyoruz ve yapmıyoruz da..

2- Biz aleviyiz deme.. sen aLUVİ sin aslına dön zaten hz. Ali ... 12 İmam ve cem ibadetimiz'den.. hızır orucumuz'dan muharremiz'den sana ne..

sen git sümer hitit heykellerine tap.. senin aslın o.

sana ne alevilikten.. kendi inancını araştır 1500 tane tanrın varmış... artık hergün bir kaçına inanır önünde secde edersin....

senin tanrın 1500 tane.. peygamberin hz. erdoğan Çınar.. sana ne alevilikten.. sana ne Cem'den sana ne çerağdan... semahtan.. hacı bektaş'tan.. Kur'andan..

HURUFİCAN-ERZİNCAN
17.09.2008, 12:38
sayın dede-baba..


evet kimse erdoğan çınarın haklı doğrudur demiyor bir yorumdur senin yaptığın gibi konu nerden nereye geldi ayetlerin açılımlarına ve tevil-yoruma kadar geldi çok çeşitli ayetler var hepsinin manası çok farklıdır ama sizinde doğmalarınız var bu şeriat kapısında normaldir hakikat kapısı marifet kapısı 4 kapıya eş anlamla sufi düzenine göre ayarlanan geçişleri iyi idrak ediniz....

ayetleri analiz edecekse baştan bir ayet getir tartışalım konuşalım..
çok ayetki bu ayetleri bazıları çilt doldurulmuş olaylarla gebe doğurganlığı olmuştur..


çok şey zamana göre farklılaşır(dini anlayış terimler felsefesi-ilim-hilim) ismi anlayışı bile değişir ve buda ilimsel kuransal gerçeklerdir..


cem olgusu yani düşünmek paylaşmak olgusu farklıdır... heleki cuma salatı arap bedevi anlayışında çok farklıdır senin söylediğin cuma süresindeki bir durum değil erkal tepesinde suffan okulu diyeceğimiz ilk inananlarla beraber bir açılım söz konusu ile doğruluga gidilir feodal yapılarla devletleşme ve yönetim sosyalleşme kültürleşme ve yeni topraklar ile beraber her şey çok hızlı değişmiştir.

namaz-salat oruç içki alevilerde senin algıladığın gibi olmadığı tarihide acı çekenlerde (alevi bektaşi hurufi-haydari kalenderi ismaili sabahi)belli olmakla beraber sözde alimler hızır paşalarda tarihe molladan daha çok alevilerin yok olmasına bölünmesine neden olmuştur..

saygımla..

bildiğin bir şey varsa konumuşalım bir ayet varsa yaz anlayalım ...
ordan burdan alma ile bu iş olmaz....

Dede-baba
17.09.2008, 19:12
Evvel Emirde Allah İlallah diyelim, Muhammed Mustafa ve Ehli Beyti'ne salavat getirelim...


Erkan-ı İmam Cafer'i Sadık Divan'ın da Talipler'den bir er sual eyledi?

---Ya İki Cihan Sultanı Muhammed nesli.. Ali-ül Mürteza nesli, Ol Tarikat kapısında secde nedir? manası nedir?

İmam Cafer-i Sadık Efendimiz, Şöyle cevap eyledi..

---Ya İlahi!!!, Başımı Hakk-Muhammed-Ali yoluna koydum, benim değil senindir, er meydanına gözümü açtım, yok meydanı değil var meydanıdır, Secde eyleyenin hali nicedir? diye sual eylersen,

Özünü secdeye eyleyen can, Hakk divanında gözlerini açar, içine bir ürperdi düşerde, gözlerinden yaşlar akar, Ve hem dahi kendi özünü meydanda köle eyleyip serinden canından geçer...

İmdi dinle ey ulu yolun yolcusu, bir kimse, kendini Hakk'a teslim kılıp, ve dahi başını secdeye koyduğu anda perdeler kalka, Hakk'ı o anda özünde bulmuş ola ki, âyin-i erkan yerini ala...anlam bula, Eğer ki bir kimse, nefsi için elalem için, riya içinde secdeye varırsa, Cümle hizmetleri berbat olur, üzerinden nur kalkarda, boşa yere abes yere kapanmakla kalır...

Alemin Efendisinin ismini zikredip Allah diyerek inin secdeye, arıtın kalp evinizi... cümle yaradılana bir nazarla bakınki, ikilikten birliğe ersiniz ve dahi gerçeklere ermek hasıl ola,, özünüzü dara çekinki, mahsere sual kalmaya,, Muhammed-Ali'nin ipine sarılınki, Men aref'de, yüzü kara olunmuya...

Mürşid-i Kamile Varmayınca Olmaz


Gönül ne durusun sende varsana
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Varıp eşiğine yüzün sürsene
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Mürşidin arayan gitti arayı
Arayanlar buldu derde çareyi
Yüzbin okur ise seçemezsin ada karayı
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Bu dünya durdukça dursanda
On dünya dolusu kitap görsende
Her harfine binbir mana versende
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Hatayi sözün manasın ver imdi
Yar ile ettiğin ahde dur beli
Cebrail, Musa'ya Hızıra var dedi
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Şah Hatayi.

Allah Eyvallah Şeyhen İlallah

candacan
17.09.2008, 21:53
Sayın dede-baba,
Gene aynı teraneler. Gene aynı olmayan zoraki yorumlar.
Ayetler gayet açık ve net. Okuyan herkes de gayet net olarak anlıyor ve yorumluyor. O ayetler islamı, islamın beş şartını, namazı, zekatı, içikinin haram olduğunu anlatıyor. O ayetlerde ne cem var ne de alevilik.
Artık senin ve senin gibillerin amacı gayet açık ve net olarak ortaya çıkmıştır. Aleviliği islamın içine hapsedip asimile etmek, görevini üstlenmişsiniz.
Başaramadanız, başaramayacaksınız.
Buralarda boşa nefesinizi tüketmeyiniz. İtibar ve takdir göremezsiniz.
Şu mübarek ramazanda gidin camilere, teravihlere. Bak nasıl seni el üstünde tutuyorlar, müslümalığı kabul ettin diye. Orda çok takdir ederler seni. Ayrıca beklemediğinden fazla itibar da görürsün.

Dede-baba
18.09.2008, 20:52
Gel!! Ey anlam denizine dalanmaya gelen kişi... söylenenleri anlaki... özüne eresin...O Yüceler Yücesinin Ululuğunu büyüklüğünü kavrayabilesin....

Tanrı'nın gizlerine istekli olan kişi işit!... Herşeyi olduğu gibi öğren!...Bilki O Ulular Ulusunun.. Yüceler Yücesinin.. Sırrının.. Yüceliğinin sonu yoktur.. Kimse O'nu hakkıyla bilemez... Niteliklerine vakıf olamaz... O'nun nitelikleri bilinen hiçbir şeye benzemez...Varlığının temelini bindebir kişi bilemez.... Yedi kat yer.. Yedi kat gökler...Arş-ı Ala... ve dahi 18 bin âlem O'na bağlıdır... O'nun buyruğundadır...

Hû dedikte girdik meydana, perdeler aralandı, nice sırlar verildi ehline...

ol vakit senden Sual olunsaki Hû nedir?

Ey zahid deki:

---Ol Yüceler Yücesinin Biri Gizli biri Aşikar iki ismi vardır.. Aşikâre adı ERRAHMANİRRAHİM ' esirgeyen ve bağışlayandır... Gizli adı Hû 'dur... Aşikare adı şeriat ehline geldi.. Gizli adı Tarikat ehline aşıklar zikrene farz oldu...

Ey zahid, nimet dahi iki türlüdür... Biri gizli biri aşikaredir. Aşikar olan nimet, mal nimeti, mülk nimeti, oğul ve kız nimetidir ki görünendir..

Amma Gizli Nimet o'dur ki... şevk ile zevki terk eyleyip, varını Hakk-Muhammed-Ali yoluna vermektir.. birinci nimet burda kalır.. ikinci nimet canla gelendir ve ölümsüzdür.. İman gibi marifet gibi.. hakikat gibi...

Ol Hakk'ın kimseler bilmez... binbir adı vardır.. her dilde, her millette dualar O'nadır.. ve Ol Hakk nice Sıfatlarıyla kainata hükmeder ki, Kimi zaman ademi bir damla sudan halk eder, Ayı güneşi ateşi aşkına semaha döndürür...

Ol Yüceler yücesi Hakk, Lamekandadır... bilinenlerin dışındadır amma Ademin gönlüne mesken eyleyendir... Ol sebebten Cümle kainat Ademe secde eyledi... Ol sebebten gönülden sıdk ile yapılan zikir ve dua Hakk'a ulaştı...

Ve dahi..

Muhammed Mustafa Efendimizden Rivayettir ki...

"... Mü'minin olanın zikri kabul ve kalbi Beyt-ül Şeriftir..."

Hakk'ı zikretmek ise yedi Türlüdür...

Birincisi... Evlad-ı Resul Seyidin Ve dahi Ehl-i Beyt'e asi olmamak, hizmetini bilip işletmektir.

İkincisi, Hakk-Muhammed-Ali ikrarında olan bir kimse ile Musahip olmak

Üçüncüsü, Hakk-Muhammed-Ali yolunu Erkanını.. şeriatını bilmektir..

Dördüncüsü, Tarikat makamına ermek, ve sürmektir...

Beşincisi, Maarifet makamına ermek ve sürmektir..

Altıncısı, İlim öğrenmek, öğretmektir,

Yedincisi, Edeb haya sahibi olmak vevdahi sürmektir..


Allah Eyvallah, Gerçekler demine Hû diyelim..

HURUFİCAN-ERZİNCAN
19.09.2008, 23:21
dede baba--

buyruk aktarımını(çok çeşitli aktarımlarıda vardır) ikide bir yazıp durma buyruk hakkında çok sayıda var ..
buyruk hakkında bilgi verdik ayrıca neden ikide bir ne alıntı yapıyor duruyorsun..





alemin iki çihan olgusu ademe göredir ama tarikat ve sufilikte böyle değildir sen caferiliğin batın yorumunu hap kaçırıyorsun..

görünen alem tektir sen ya alevi değilsin ya şilikle alevilik arasında karar veremiyorsun...

dede baba demişsinki...
Hakk'ı zikretmek ise yedi Türlüdür...

Birincisi... Evlad-ı Resul Seyidin Ve dahi Ehl-i Beyt'e asi olmamak, hizmetini bilip işletmektir.

İkincisi, Hakk-Muhammed-Ali ikrarında olan bir kimse ile Musahip olmak

Üçüncüsü, Hakk-Muhammed-Ali yolunu Erkanını.. şeriatını bilmektir..

Dördüncüsü, Tarikat makamına ermek, ve sürmektir...

Beşincisi, Maarifet makamına ermek ve sürmektir..

Altıncısı, İlim öğrenmek, öğretmektir,

Yedincisi, Edeb haya sahibi olmak vevdahi sürmektir..
6/7 çöz her şey biter aslını görürsen...


ayrıca çok çeşitli hz çafer rivayetleri buyrukları mevcuddur farsca ve rapca biliyorsan al oku gör..

bulmuşsun bir iplik çekip duruyorsun..

meraklanma tutduğun alevi ipide değil söküleçek emekçi asi hırcın munzur gibi pir sultanlar gibi mazlımu koruyan alevileri söküp atamaz bence sen ya şilere ya sunnilere doğru git orda puan alırsın..

belki ama..

reha çamuroğlunu biliyorsun hızırıda öyle olma
tanrının kendisi müstesna olmak üzere her şey tanrıydı:

bossuet..

rahman süresi ayet:31
31. Ey ağırlıklı ve onurlu iki toplum/ey insan ve cin toplulukları! Sizinle de meşgul olacağız.

sen

Dede-baba
20.09.2008, 13:15
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

Hayırlar Fet ola... Şerler def ola.. Hakk-Muhammed-Ali yardımcımız, yol göstericimiz... rehberimiz ola...

"..Yaradan Rabbinin adıyla oku!/çağır.. İnsanı, ilişip yapışan bir sudan yaradan Allah'ın adıyla oku!... Alak Suresi 1-2..."

Ya Muhammed! Oku! Alemleri Yaradan'ın adıyla
Varlıkları yokdan var eden, Oku! Tanrı'ın adıyla

İnsan oğlu gel Oku! Ulaşasın sende Hakk'a
Yaradan Tanrı'nın ismini oku şevkle, aşkla (Alak Suresi 1-2)


Degerli canlar,

Hem sünni hem şii teolojiside bu ayet şöyle tefsir edilmekte, onlara göre Peygamber ümmi yani okuma yazma bilmeyen cahil biridir. Melek Cebrail gelmiş.. Peygamber'in boğazını sıkmış bu şok vesilesiyle Peygamber okumayı yazmayı bir anda sökmüş...

Dolayısıyla ayet Peygambere nasıl Allah'ın okuma yazmayı öğrettiğini anlatmaktaymış...Oysaki Peygamber zamanın en büyük Tüccarlarından biriydi.. Mekke'nin en büyük kervanlarını yöneten, değişik coğrafyalara giden gelen ve ticari zekası çok yüksek güvenilir bir kimseydi.. Böyle bir kimsenin okuma yazma bilmeyen ümmi ve cahil olması düşünülebilir mi?

Tabiki gerçekler bunlar değildi..ilgili Sure bize şunu açıklar, Yüceler yücesi Allah, Ayetlerinden (delil ve Kanıtlarından) bir kısmını Cebrail Aleyhisselam aracılığyla Peygamber'e gösterdi.. okunan ayetler Allah'ın gizli sırları ve batın ilmiydi...

Kur'an evvel ahir olandır.. Kur'anın her ayeti bütün zamanlara hükmeden anlam ve manalar içerir.. Elbette bu manayı ancak Peygamber'in yolundan gidin dediği ve Tüm müslümanlara emanet ettiği soyundan gelen Ehl-i Beyt nesli dede ve babalarımız bilir... Bu nedenle Bu büyük Ayeti Allah'ın peygambere okuma yazma öğretmesi şeklinde algılamak ve algılatmak.. ne Kur'ani ve nede Sünnete uygundur...

Denebilir ki...

Hem Kur'an-ı Kerim'in hem İslam Dininin ilk ve en temel ibadeti okumaktır, okumak kavramını burada genişletmek gerekir. Ne okumak? ve nasıl okumak?

Özel anlamda yani Dini literatürde Kur'an okumak olarak algılanan bu emir, Esasında Bilim, irfan, ve Hakk'ın sırlarına erme anlamında da okuma manasına gelir, peki islam Alemi İslamın ve Kur'an'ın Oku emrini gereğince anlayabiliyor mu?

Kur'an'ın en temel İbadeti okumak iken, malesef önce ibadet sadece namaza, oruca hapsedildi, sonra arapça Kur'an okumak ile Oku emri yerine getirildi sanıldı... camilerde, mescitlerde, sadece Kur'an ezberletiliyor, pozitif ilimler dışlanıyor oldu, halk başına gelenleri sorgulamıyor, Kur'an dışı ve islam dışı bir Kader anlayışıyla masallala rivayetlerle, tüm islam alemi Adeta koyunlaştırılıyor, sürüleştiriliyordu...Böylece mantık fukarası şeyten ayetullahtan moladan medet uman ayaklarının suyunu içen Kur'an la aldatılan islam dışı bir islam oluşuturuldu..

İslam alemine anlamadığı yabancı bir dilde arapça tekerlemeler ezberliyor, adeta papağanlarla yarışırcasına kim daha çok arapça kelime ezberleyecek yarışına giriyordu.. Oysa ne kimse okuduğu Kur'an-ı Analıyordu, nede anlayanlar, yorumlama ve akıl yürütme ilkelerini ayetler üzerinde yürütüyordu... çünkü halkı sömüren semiren adı halife, ayetullah, molla, hoca hacı olan şarlatan takımın işine gelmiyordu...

Elbette bu soytarı takımına karşı çıkanlar oldu.. 12 İmam lar ve onların aziz soyu, dahası hakk aşıkları dedeler Pirler, babalar ve tabiki Hakk-muhammed-Ali yoluna serini koyan Nesimiler, Halacı Mansurlar, Pir Sultanlar... Ne Yazıkki Kimisi asıldı.. kimisinin derisi yüzüldü.. kimi sürüldü... hakk'ın gerçek sesini cümle evliyaların kelamını duymadılar.. . Çünkü dünyalıklarını ve nefislerine ters geliyordu Hakk kelamı

Bu nedenledir ki islam alemi tam bir geri kalmışlık, ve ilkellik içerisine sürüklendi.. Bu çıkmazdan hala çıkılabilmiş değil,

Oysa ki Allah'ın "Oku!" emri, "Namaz Kıl!" emrinden hem daha öncedir hem daha önemlidir,Bu bir yorum değildir Kur'an'ın açık beyanıdır....

Yüce Allah.. yunus Suresi 100. ayetinde şöyle Buyuruyor..

"... Allah Aklını işletmeyenler üstüne pislik İndirir.. Yunus suresi Ayet 100..."

HURUFİCAN-ERZİNCAN
20.09.2008, 15:56
aziz dede baba
"ben resul ümmimi "diye 4 tane başlık altında çok net değerli bilgiler verdim..

ne anlatmışsınız yine..

lütfen kendinize gelip daha net ilimsel alıntısı az olmakla beraber kendi fikirleriniz görelim....

biz ne diyoruz sayın dede baba siz ne çalıyorsunuz lütfen artık silkilenerek kendinize gelin bilgilerinizi ilim ve akıl süzgecinden gecirerek bu sofraya koyun net ..

insanlar faydalansız doğmalar rivayetlerle bir şeye biryere varılmaz..

alak -ıkra (oku) manasını resul ümmimi diye 4 ana başlıkla yazdım inşallah faydalanırsınız..

hz.muhammed ve hz.Ali efendimizi akıl mantık ilim ve beynimizin bize verilen aşamasıyla önce anlayalım anlamadıklarımız hakkında fazla yoruma gerek duymayalım demiyorum ama fazlada ummana açılmayalm diyorum...

muhammed ali akıldır akıl olmasa nehz. Allah ne HZ. muhammed ne HZ.ali olur...


SİZE TAVSİYEM RESUL ÜMMİMİ önce okuyun... bu 4 şık makaleyi başka bir alevi sitesindede yazmıştım..

Allah muhammed ali doğru ilim hilim adil emniyet emekçi hümanistlerin yardımcısı olsun...

Dede-baba
20.09.2008, 22:33
İsmişah! Bismişah Allah Allah...

Hakk, Dost, Zahir, Batın, Hazır, Gaib. Sırr-ül Sır Erenlerinin Gülcemallerine aşk...

Ber-Cemal-i Muhammed, Kemal-i İmam Hasan, İmam Hüseyin, Ali ra Bülende salavat...

Allahümme Salli Ala Seyyidina Muhammed-in ve ala Ali Muhammed...

Hayırlar Fet ola... Şerler def ola.. Hakk-Muhammed-Ali yardımcımız, yol göstericimiz... rehberimiz ola...


"...Kitap'tan sana vahyedileni oku! salat ve zikrini tamam eyle! Çünkü salat ve zikir, çirkinliklerden ve kötülükleden alıkoyar. Elbette ki Allah'ın zikri daha büyüktür. Allah neler yaptığınızı biliyor... Ankebut Suresi 45 "

Habib'im vahiy olan kitabı tamam oku
İbadetini dahi tamam eyle dosdoğru.

Çünkü ibadet seni kötülüklerden alıkor
Yüzünü kızartacak her işlerden geri kor

Yüce tanrı'yı anmak en büyük ibadettir
Her yaptığınız işi Ulu tanrı hep bilicidir.
(Ankebut suresi 45)


Kur'an-ı Kerim de... İnsan-ı Kamil seviyesine ulaşmak için kulların herşeyin yaratıcısı olan Tanrı'ya ibadet etmeleri buyrulur

İBADET ise, orjinal haliyle Kur'an da iki şekilde yer alır. Bunlar; SALAT yani... "bedenen yapılan ibadetler" ki buna alevi-bektaşi islam anlayışında NİYAZdır.... Diğeri ZİKİR "dil ile yapılan ibadetlerdir....

Ankebut suresi açıkça, hiç bir yoruma gerek olmaksızın "Zikrullah'ı" yani ZİKRİ, salattan yani NAMAZ'dan üstün tutmuştur...

Zikir Dil ile yapılan ibadet .. yani Duadır..Aynı zamanda Kur'an'ın diğer adıdır... Ve Bu manada Kur'an okumak, ama anlayarak kendi dilinde, namazdan daha değerlidir....

Sadece Kur'an okuyup Dua eden zikir ile Allah'a yönelen'in ancak namaz kılmayanın durumu, sadece namaz kılanan ancak Kur'an okumayanın ve zikir yapmayanın durumundan daha iyidir...

Burada Kur'an okumada yada Zikiride açıklamak gerek, Kur'an okumak yada Dua ile zikir yapmak anlamını bilmediği arapça tekerlemeler ezberlemek değildir.. anlamını bilerek Derin derin ayetler üzerinde düşünmek yaradana sığınmaktır...

Bu manada alevi-bektaşiler.. Kendi dillerinde İbadetini yapar kendi dillerinde zikir ederler... Kur'an ayetlerini değişlere yansıdır..

Şevkle aşkla Allah'ı ve Peygamberi 12 İmam'ı ayin-i cemde zikrederler...Kendilerinden geçer Hakk-Muhammed-Ali meydanında Hakk ile Bir olurlar..

Allah Eyvallah

HURUFİCAN-ERZİNCAN
21.09.2008, 19:43
belli sana laf söylememeliyiz..

Anlaşılan sen deve kuşu misali başını kuma gömmüssün neyse seni mutlu ediyorsa böyle kal...

biz ne demişiz sen nerden dem vuruyorsun

Allah aşkına ne anlatıyonsen..

sen salatıda niyazıda karışrırmışsın..

salatlu -niyaz ilimsellik emekçi hümanist yolu için bireyin kendini bişirmesidir.

bunları ariflerde kamillerde zaten görrüz şeriatı-yekte ise ademin yolu uzundur sen her ayeti-belge-delili ne zannediyorsun seninkide binlerce yorumlardan bir yorumdur..

HURUFİCAN-ERZİNCAN
21.09.2008, 20:38
Resule vaht edilen kitap düşüncedir ve zaman içinde gelen delil-ayetlerde resulün düşünüp hareket etmesi kamil insan olması çevresini tanıyıp insanlara öyle davranmasını düşmanı dostu bilmesidir. Zaten Arapça da ankebut örümcek demektir yani bu anlamda müşriklerin türlü ,türlü planları iç içe geçmiş budan kurtulmanın yolu düşünme dostu düşmanı ayırma sabır etme ile olacağına dairdir.

Salatı tamam eğle kuranda salat çok eş anlamda kullanılmakta olup salat enbiya süresinde çoğalma olarak salavat anma hac ve Araf süresindeki gibi düşünme idrak etme gibi manalarda kullanılır.
Aziz dede baba..

Bir ara yorulup resul ümmi mi 4 maddelik yazımı oku …

Böyle oradan buradan ayet yorum alarak bazı şeyleri yazmak sakız gibi çekiştirip durma bende buraya yığınla Arapça tefsirli Şiilerce ve bazı tarikat yorumları ile kuran ayetleri yazarım ama önemli olan bunu alevi tarihi sürecinin de yerini düşünerek bulup yazmaktır…

Ben ayetleri açıklama yaptım ama mezhepçilerin bakışlarını hafifletip Alevileri anlamaları manasında oda bu forumda var…

Ama kesinlikle aleviler için değildir..

Alevi akılcıdır hümanisttir,ilimi bilimi sever, birey olmuştur kadın erkek ve ırk ayrımı yapmaz,okuyan okumaktan zevk alandır tüm inançlara eşit yaklaşır…

Ayrıca ankebut süresinin 45 ayetten önceye bakılınca bize anlatmak istenilenin yukarıda açıkladığım gibi olduğunu görüyoruz.

Bu konuyu da fazla didiştirmenin manası yok ayrıca burada Caferi buyruğu ve diğer konuları yorum yaptık yorumları okumuyorsunuz galiba görünen o…

Siz bu konuları şii ve şii anlayışlı Alevilerle mezhepçilere söylerseniz belki size teşekkür ederler çoğuda zaten aynı şeyleri yazıyor.

Gerçek eren evliyaların yolunda Olanlara akıldan bilimden insanlıktan aştan işten emekten bahsederler can dede baba..

Anladın..

İnşallah bismi şah

Anlamıştır sın..

İsmişah…

Akıllar fet ola akılsızlar mat ola …

Ankebut:

41. Allah'tan başka dostlar edinenlerin durumu, örümceğin durumu gibidir. Örümcek bir yuva edinir; halbuki yuvaların en çürüğü şüphesiz örümcek yuvasıdır. Keşke bilselerdi!
42. Allah, onlar'ın kendisini bırakıp da hangi şeye yalvardıklarını şüphesiz bilir. O, mutlak güç ve hikmet sahibidir.
43. İşte biz, bu temsilleri insanlar için getiriyoruz; fakat onları ancak bilenler düşünüp anlayabilir.

49. Hayır, o (Kur'an), kendilerine ilim verilenlerin sînelerinde apaçık âyetlerdir. Âyetlerimizi, ancak zalimler bile bile inkâr eder.

HURUFİCAN-ERZİNCAN
21.09.2008, 21:33
sebe süresi..
Sizi yanımızda değerli kılacak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak imân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir”

Sebe’ Sûresi: 37


dede baba bana bunlardan bahset...

Ya Rabbi!
Bizim halimize bakarak muamele etme. Kendi ikram ve ihsanına göre bize muamele eyle..

annemizi babamızı ve sevdiklerimizi koru ey ilahi senin yanında olanları bağışla.
hastalarımıza şifa bakanlara kuvvet ver..
çoçuklarımıza zihin açıklığı ve edep erkan ver...
bizi doğru insanlarla haşır eğle...
aklımızı kullandır kötülüklerden bizi men eğle..
dilimizle elimizle belimizle bize kötü günah işlamememiz için, aklımızı tercübemizi ve temiz kalnimizi kullandır...

yarab..

açlık kötüdür...

kalbimizi katnımızı doyur..
vucudumuzu içimizi dilimizi yıka temizle...

edep erkan için elbisemizi başımızı sokaçak evimizi bize nasip eğle..

biz sende geldik ançak sana döneriz....

senin yarattıklarına bilgimiz ışığında idrak ederiz..

günahlarımızı sen bağışla başka kapı yok ki dayanalım...

ya rap du bizi....

HURUFİCAN-ERZİNCAN
21.09.2008, 21:37
düzeltmedir...


sebe süresi..
Sizi yanımızda değerli kılacak olan ne mallarınız, ne de evlatlarınızdır. Ancak imân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir”

Sebe’ Sûresi: 37


dede baba bana bunlardan bahset...

Ya Rabbi!
Bizim halimize bakarak muamele etme. Kendi ikram ve ihsanına göre bize muamele eyle..

annemizi babamızı ve sevdiklerimizi koru ey ilahi senin yanında olanları bağışla.
hastalarımıza şifa bakanlara kuvvet ver..

çoçuklarımıza zihin açıklığı ve edep erkan ver...

bizi doğru insanlarla haşır eğle...

aklımızı kullandır kötülüklerden bizi men eğle..

dilimizle elimizle belimizle bize kötü günah işlemememiz için, aklımızı tercübemizi ve temiz kalbimizi kullandır...

yarab..

açlık kötüdür...

kalbimizi karnımızı doyur..
vucudumuzu içimizi dilimizi yıka temizle...

edep erkan için elbisemizi başımızı sokaçak evimizi bize nasip eğle..

biz senden geldik ançak sana döneriz....

senin yarattıklarına bilgimiz ışığında idrak ederiz..

günahlarımızı sen bağışla başka kapı yok ki dayanalım...

ya rap duy bizi....

Dede-baba
23.09.2008, 19:54
Alevi bektaşi terminolojisinde her harfin batın bir anlamı vardır.. bunun ile ilgili bir Değiş sunmak istedim



HURUFAT



(ELİF) Allah diye söyler mısraları yazarsın,
(BE) Bismillah sözlerini inci gibi dizersin
(Te) temiz tut kalbin yıka neden kendin üzersin
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası.

(Se) Servetin Ehl-i beyt'tir güzellerin hasıdır,
(Cim) Cemalin nura benzer Abî Kevser tasıdır,
(Ha) hakikat bahçesinde çiçeğin âlâsıdır,
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası

(Hı) halika bağla belî güzele baş olasın,
(Dal) Didarın Hakk'a kat ki rahmetlerle dolasın,
(Zal) Zelillik yapma sakın kendin Hakk'ta bulasın
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Re) Ricamız Hakk'a gel ki giresin dost içine,
(Ze) Zamanı dosta geçir, sende gel bir biçime
(Sın) Seni severim Hakk'sın sevenlerin suçu ne?
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Şın) Şay etme sırrımızı, Farşa rahmet olur mu?
(Sad) Sadakatla sarılan, asla mahrum kalır mı?
(Dat) Delalette olanın bir an yüzü güler mi?
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Tı) Tahir ol ki, temizlene ölmeyesin
(Zı) Zalimlik yapma sakın belki Hakk'ı göresin,
(Ayın) Ummanlara karış ki deryayı bulasın
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Gayın) gamzelerin güzel deliyor hep sinemi,
(Fe) Firkatin ile yaktın, yakıp yandırdın beni,
(Kaf) Kametin görenlerin hemen bükülür beli,
(Kef) Kerem eylesin bize ol insanlık sedası
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Lem) Lutufu arar isen hep insanda bulmalı
(Mim) Muhammed Miracın'a varıp Arslan olmalı
(Nun ) Nübüvvet Mührünü Kırklar ile almalı,
Hak Muhammed Mürteza'nın Kur'andadır sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Pa) Ça: ja: Ga bir rumuzdur bunu her can bilemez,
(Ça) Çarnaşır olmayınca onsuz vucut olamaz,
(Ja) Diyende çözen çözer her can bunu çözemez,
Pa,Ça;ja;Ga manası var, Onikiimam manası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası


(Vav) Vahdette Vaktidolu söyledi bu sözleri,
(He) Hidayet olmayanın Hakk'ı görmez gözleri,
(Lamelif) dedi okudu iki cihan Serveri
(Ye) Yevmül kıyamet mevcut bizde hakk'ın sedası,
Ehl-i Beyt'en gelir cümle âşıkların gıdası
(yazan :Adil Ali ATALAY VAKDİDOLU)

Dede-baba
26.10.2008, 01:22
Degerli Canlar,

Bir takım forumlarda Alevilik islam dışı gibi gösterilmeye Salat'n da (namaz) , abdestinde alevilikte olmadığı konuşulmaktadır....

Şimdi namaz yada alevi- bektaşi terminolojisiyle Niyaz konusundaki gerçekleri sunalım..

Öncelikle Namaz kelimesinden başlayalım; "Namaz" kelimesi türkçedir. Bize farsça dan "NEMAZ" KELİMESİNDEN geçmiştir. Dolayısıyla Kur'ran da "namaz" kelimesi yoktur.

Kur'an da... İnsan-ı Kamil seviyesine ulaşmak için kulların herşeyin yaratıcısı olan Tanrı'ya ibadet etmeleri tavsiye edilir (bu ayetlerin genelde sonunda BUNU YAPMANIZ HAYRINIZADIR DER)

İBADET ise, orjinal haliyle Kur'ran da iki şekilde yer alır. Bunlar; SALAT yani... "bedenen yapılan ibadetler" ki buna alevi-bekataşi islam anlayışında NİYAZdır.... Diğeri ZİKİR "dil ile yapılan ibadetler....

Peygamber Efendi'miz salatın sadece bir çeşidi olan Namazı göstermiştir.(İbadetin sadece namazdan ibaret olmadığını; salat yada zikirin birbirine üstünlüğü bulunmadığını bunların Allah'a ulaşmak için birer vasıta olduğunu dile getirmiştir)

Kur'ran da salatın bir çeşidi olan namaz da üç unsurun mutlaka...(kıyam, secde ve rukü) bulunması gerektiği belirtilmiştir. Yani bizim Ayin-i Cemlerde kıldığımız namaz gibi, (Ayin-i Cem'lerde tevhid kısmında...

Peygamber'in mihracını (Miraçlama kısmı da denir) anlatan değiş-Nefes'lerde.. Dede-baba ile birlikte Bütün Cemaat ayağa kalkar.. Rukuya eğilir.... Sonrasında secdeye varır... (her perşemde saaat 20. 00 civarında CEM Tv 'dede bu vardır... izleyin) Dede-baba Cemate izin verdiğinde... Tekrar eski konuma gelinir.. Bu iki rekat sünni namazıyla aynıdır...

Namazın zamanı konusuna ve mecburiyeti konusuna gelince, Allah ibadetin şirkten uzak ve tam teslimiyet içinde riyadan ayrılmışını kabul eder... Kur'anda namaz için açık olarak sabah erken.. gün ortası... ve gece.. vakti önerilir.. (Bahsedilen zamanlar ibadet için arab yarım adasında en uygun vakitlerdir.

Şöyleki sabahın erken vakti insanın zihni boş olur. Kendini tamamen ibadete verebilir ki... Gün ortası.... Arap yarım adasında sıcaklıktan dolayı günümüzde bile bütün işlerin bırakıldığı insanların tamamen dinlenmeye çekildiği andır. Gece vaktide insanlar artık işlerini ve güçleini bırakmışlar evlerine dönmüşlerdir kendilerini ibadete verebilirler. Yine bu konuda da...Kur'ran ibadet için en uygun zamanın gece olduğunu ve hatta yanlız basına yapılanının daha makbul olduğunu söyler.

Yani Kurran İbadetin bu saatlerde yapılmasını tavsiye etmiştir. AYETTE HER GÜN BU SAATLERDE İBATEDİN YAPILACAĞI İBARESİ YOKTUR. AYRICA AYET ARAP YARIMASI KOŞULLARINDA İNDİĞİ İÇİN ZAMANLARDA ORAYA GÖREDİR. AYET DEĞİŞİK COĞRAFYALARA GELENEKLERE VE GÖRENEKLERE GÖRE GÜNÜN KOŞULLLARINA GÖRE YORUMA AÇIKTIR...

Alevi -Bektaşi islam anlayışı Namazı Zikirle Birleştirmiştir. Farz olan namaz.. Riyadan.. şekilcilikten uzak olarak tam bir teslimiyet içinde.. Ayin-i Cemlarde kılınır.... Ayin-i cemler ise Genellikle Hafta da en az bir kez (perşembeyi Cumaya bağlayan akşamları= Buna 48 perşembe ibadeti denir.. Sünniler bunu cuma günleri ve öğle namazıyla birlikte kılarlar ) farzdır..


Bu, topik bu iddialara yanıttır.

Saygılarımla, Degerli Canlar

Dede-baba
26.10.2008, 01:22
Degerli canlar..

Çoğu bilinenin aksine Alevi-Bektaşi erkanında da namaz vardır.... Namazı bilenler ise bu seferde.. Neden halka namazında sizler birbirinizin yüzüne bakarak namaz klıyorsunuz? der...veya kabeye neden dönmüyorsunuz?

Bu suallere Kur'ani cevaplar vererek.. başlayalım.. ama önce namaz (Niyaz) ın Alevi-Bektaşilikteki anlamı üzerinde duralım..

Alevilerin Ayin-i cem de kıldıkları namaz, iki rekat olup, sadece farzlar vardır. sünni namazındaki sünnetler burada yoktur. Alevi namazında şekilden ziyade öz önem taşımaktadır. Alevi namazında secdenin nasıl olması konusunda bakınız İmam Caferi Sadık'n buyruğunda neler deniyor?

Alevi, ayini cem de namaz esnasında baş secdede iken, kendi kendini dara çeker, o ana değin yaptıklarını ölçer, yargılar kendi özü ile yüzleşir, hiç kimsenin tanıklığı olmadan, şikayeti bulunmadan özünü yargılar, ve de kendi suçunu kendi gözü ile görür. Secde bir çeşit aynadır. Çünkü secde de sadece tanrı ve kişinin kendi vicdanı vardır. O Tanrı ki her şeyi görücü ve bilicidir. Bu nedenle Alevi ölmeden ölür, hesabını burada verir ve öle gider öte tarafa, yine bu nedenledir ki ayin-i cem başlarken pir herkesin birbirinden razılık almasını şikayeti suali olanı olup olmadığını cemaate sorar.

Alevi namazında kıble cemal cemaledir ( yüz yüzedir). Hakkın evi gönüllerdir. Çünkü Alevi anlayışında, aynı Mekke de... hacıların birbirinin yüzüne bakarak kadın erkek karışık kıldığı namaz gibi, yada Aynı kırklar ceminde İki cihan sultanı Muhammed Mustafa'nın kıldığı gibi..... Niyaz cemal cemaledir (yüzyüze)

İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, hayırlar fet ola, şerler def ola Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine hu diyelim...

" Ben size şah damarınızdan daha yakınım" ( Kaf Suresi 16. ayet)

" Üç kişi bir araya gelirse, dördüncüsü benim. Dört kişi bir araya gelirse, beşincisi benim." ( Mucadile Suresi 7. ayet)

Degerli Canlar.... Alevi Bektaşi İnancında Tanrı İnsandan ayır değildir... Bu nedenle Ayin-i Cemlerde cemal cemal'e Niyaz olunur...


" İnsanlardan aklı , idraki olmayanlar diyecekler ki:

" Bunları yöneldikleri kıbleden döndüren sebep de nedir?

Ey Muhammed, Allah'a yönelenleri kıblesinden çevirenlere de ki

Doğu da Allah'ındır Batı da .

O, Dilediğine doğru ve düz yolu buldurur...:".
Bakara Suresi 142


Doğuda Tanrı'nındır Batı da Tanrı'nın.
Her ne yöne baksan.. Gör Tanrı cemalin

Ne Tarafa dönersen bil ki.. Hakk'ı görürsün
Tüm varlıklarda O vardır. Doğru bakarsan görürsün

Şüphe yok ki Tanrı'nın Rahmeti bol. Lütfu Bol
O her şeyi Bilendir. yeter ki sen kutlu ol.
(Bakara suresi: ayet 115)


Yüce Allah hepinizin kıldığı namazı
Kırklar namazı niyetine kabul ve makbul eyleye ,
Allah Eyvallah, şeyhen İlallah.
Hu diyelim gerçekler demine...

Saygı ve Sevgilerimle Degerli Canlar...

HURUFİCAN-ERZİNCAN
26.10.2008, 15:54
yine bir bir oraya bir buraya ..

hayu dede baba hiç düzgün bir şey yazmayacakmısız merak ediyorum..

kıyam-ruku-secde..

secde ayetleri irdelersen batında düşünmek demek idrak etmek demek,kıyam ilimsel her şeyi bulup var olma şavaşı ayakta durma adem için, ruku ahlaklı edepli birey ve toplum olma sosyal kültürel olmadır.. arafin gönlünde yazıp durmuşsun yazık yorulmuşsuzn yiye ayetlerden örnekler vemişsin bu iş öğle değil be dede baba.. yeter fazla uzattın bence...

Dede-baba
26.10.2008, 17:54
yine bir bir oraya bir buraya ..

hayu dede baba hiç düzgün bir şey yazmayacakmısız merak ediyorum..

kıyam-ruku-secde..

secde ayetleri irdelersen batında düşünmek demek idrak etmek demek,kıyam ilimsel her şeyi bulup var olma şavaşı ayakta durma adem için, ruku ahlaklı edepli birey ve toplum olma sosyal kültürel olmadır.. arafin gönlünde yazıp durmuşsun yazık yorulmuşsuzn yiye ayetlerden örnekler vemişsin bu iş öğle değil be dede baba.. yeter fazla uzattın bence...

Mürşid-i Kamile Varmayınca Olmaz


Gönül ne durusun sende varsana
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Varıp eşiğine yüzün sürsene
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Mürşidin arayan gitti arayı
Arayanlar buldu derde çareyi
Yüzbin okur ise seçemezsin ada karayı
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Bu dünya durdukça dursanda
On dünya dolusu kitap görsende
Her harfine binbir mana versende
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Hatayi sözün manasın ver imdi
Yar ile ettiğin ahde dur beli
Cebrail, Musa'ya Hızıra var dedi
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Şah Hatayi.

Allah Eyvallah Şeyhen İlallah

Kimbilir
26.10.2008, 18:03
ben bu hurufi neyi savunuyor anlamadim.ne yazsak elestiriyor ama...

elmali95
26.10.2008, 22:26
ben bu hurufi neyi savunuyor anlamadim.ne yazsak elestiriyor ama...


Elestiriye acik olmayan yazin yok ki!!!

DersiMVataN
27.10.2008, 11:36
Aleviliği kuranla açıklama gafletine düştünüz ya ne diyeyim .

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 12:34
dede-baba alıntıda...
Mürşid-i Kamile Varmayınca Olmaz


Gönül ne durusun sende varsana
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Varıp eşiğine yüzün sürsene
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Mürşidin arayan gitti arayı
Arayanlar buldu derde çareyi
Yüzbin okur ise seçemezsin ada karayı
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Bu dünya durdukça dursanda
On dünya dolusu kitap görsende
Her harfine binbir mana versende
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz

Hatayi sözün manasın ver imdi
Yar ile ettiğin ahde dur beli
Cebrail, Musa'ya Hızıra var dedi
Mürşid-i Kamile varmayınca olmaz
Şah Hatayi.

Allah Eyvallah Şeyhen İlallah



şimdi öğle havada asılı sözler diyorki hataiden verdiği bu örnek konu nerden nereye getirdi her satırı ayrı ayrı tartışma konusu zahir ve batın yorumu ile dolu...

bende sana şunu ayeti söylerim ..

"innallahe la ma bigavmin hatta yüğayyiru ma biefüihim

" manası siz kendinizi değiştirmedikçe Tanrı sizi değiştirmez...


Allah yardımcın olsun...

dede-baba.. kardeşime...

bu hatayi mahlasındaki sözleri idrak eğleyesin.
hak yolun bilen mürşidi doğru secesin
yazdığını önce sen bilesin
varıp sukut eğleyesin
bilmiyorsan aldığını bu sözleri
mürşit sana neylesin
hedi harfi dünyadaki tüm heceleri bilesin
Allah mürşid ile değil göresin
akılda başlar bunu önce sen göresin
akıl yoksa mürşid ne eğlesin
var git akla..


derman aradım derdime
derdim bana derman imiş
burhan aradım aslıma
aslım bana burhan imiş
ben taşrada sanırdım
ol can icinde can imiş.

Niyazi mısri

Zulfikar24
27.10.2008, 15:13
aleviliği illa kuran la ilişkilendiricek misiniz ya. kuran la ne işimiz var. kuran yerine gider leman falan okurum zamanımı değerlendiririm.

Dede-baba
27.10.2008, 15:52
şimdi öğle havada asılı sözler diyorki hataiden verdiği bu örnek konu nerden nereye getirdi her satırı ayrı ayrı tartışma konusu zahir ve batın yorumu ile dolu...

bende sana şunu ayeti söylerim ..

"innallahe la ma bigavmin hatta yüğayyiru ma biefüihim

" manası siz kendinizi değiştirmedikçe Tanrı sizi değiştirmez...


Allah yardımcın olsun...

dede-baba.. kardeşime...

bu hatayi mahlasındaki sözleri idrak eğleyesin.
hak yolun bilen mürşidi doğru secesin
yazdığını önce sen bilesin
varıp sukut eğleyesin
bilmiyorsan aldığını bu sözleri
mürşit sana neylesin
hedi harfi dünyadaki tüm heceleri bilesin
Allah mürşid ile değil göresin
akılda başlar bunu önce sen göresin
akıl yoksa mürşid ne eğlesin
var git akla..


derman aradım derdime
derdim bana derman imiş
burhan aradım aslıma
aslım bana burhan imiş
ben taşrada sanırdım
ol can icinde can imiş.

Niyazi mısri

1- ne aslımı kaybederim.. nede seyid atalarıma ve ceddime ihanet ederim.. yüzlerce yıldır cem bağlayan.. ve binlrerce talibi olan bir nesildenim.. kendimi bildim bileli Alevi inancıyla yattım alevi inancıyla kalktım.. sadece Kur'an-ı değil dört kitabı da bilirim...

2- kibir ve kendini beğenmişlikten..Şanı yüce Yüce Allah'a sığınırım... ben kendimden ne yola bir şey aklerim neden sizin gibi yoluma erkanıma ihanet eden ikrarını bozanlardan olurum..

Hakk-Muhammed-Ali yolu... İmam Caferi Sadık Efendilerimizin ve cümle 12 İmamın yolu üzerindeyiz.. perşembe akşamları Hakk-Muhammed-Ali aşkına çerağımızı uyandırır... cemimizi yapar... yolumuzu... erkanımızı süreriz

Seyidlerden başkasına kulak asmayız.. başkalarına tabi olan seyidlerini dedelerini pirlerini bırakanlar iki cihanda ikrarsız ve dönek olmuşlardır... Asla itibar edilmez... hele bir sünniden ateisten alevilik öğrenilir mi*

Yoluna bağlı olan.. erkanını yürüten.. Hak-Muhammed-Ali yolu üzre olur.. dinimize... inancımıza.... cem ibadetimize... semahımıza laf atanlara.... inkar edenlere karşı DURUR.. ELİNDEN HİÇBİR ŞEY GELMİYORSA YÜZÜNÜ çevirir İKRARINI BOZMAZ...

İmam hüseyin aşkına göz yaşı dökeriz... hz. Ali'nin yoluna serimizi veririz.. boz atlı hızır diye elimize semaya açar.. yüzü suyu hürmetine rabbimize sığınırız...

dinsiz imansız allahsı kitapsız.. döneklerle ne işimiz olur.. Allah uzak eylesin.. cümlesi yol düşkünü.. ve dönektir..

DÖNEN DÖNSÜN BİZ YOLUMUZDAN DÖNMEYİZ..

Aleviliği islam dışı görenler.. gerçekten siz sunlara inanıyormusunuz*

1- Aleviler uzaylıdır..

2- aleviler atlantisten gelmiştir..

3- alevilik sümer ve hitit dinidir

4- alevilerin 1500 tanrısı vardır.

5- alevilerin asıl ibadeti sümerlerin fahişelerle yaptıkları gurup sex partileridir...

6- alevilerin cem ibadeti sümerlerin 1500 tanrılarına bakire kız kurban ettikleri ayinlerden gelir..

bakın sayın erdoğan çınar ve alevilik islam dışı görenler alevilik budur diyor.. siz alevilik burdur mu diyorunuz?


Ya Allah!!! Ya Muhammed!!!! Ya Ali !!!!.. ya Boz Atlı Hızır....

Bizleri ikrarını bozmuş.... yolundan dönmüş sapıklardan emin eyle.. cümlemizi Hakk-Muhammed-Ali yolu üzre olanlardan eyle..

Allah Eyvallah..

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 16:16
dede-bab anlaşılan sen odunum illa benim odunum diyorsun hala yazdık çizdikgörmedin..

yahu sümerliler ne mısırlılar ne.....

sana yazdığımı tekrar söylüyorum...

çünkü yoruldum yazmaktan...
Muhammenden çok önceleri eşiya peygamber zamanında bir inanç ibadet şekilleri ile tanrının birliği ve ibadeti nasıldı acaba biliyormusun ha bilmiyorsun bunlar zamanla tarihsel gelişmeler sosyal kültürel sanatsal ve benzeri tüm mistik gelişmeleride soyut somut gelişmelere eklenince devam arz eden ibadet anlayışı çıkar toplumlardaki önderler tabiki vardır bunlara M.Ö. zamanlarda topraklarda toplumlar saygı duymuştur.Çıkarcı gruplar beyinsizler kendi çıkarlarına göre dünyayı şekillendirmeye çalıştıkça Allah tekrar unuttuklarını hatırlatmak için peygamber veli göndermiştir. Bunu anlamayacak ne var illa sana şu isimi demeli yani tarihi kalıntıları olan atalarımızı(insanoğlu) senin Muhammed ali diye sıfır saydığın başlangıçtan başlayacağız öğlemi yahu bunu bir yobaz ulama söylerse neyse de ne diyeyim üzülüyorum bu asimle hallerinize…

sen ne batın-da Muhammedi nede ali 12 imamı tanımadığın açık Şiiler gibi düşünmüşsün…
Nesimiyi yüzenler şii(kısmen sünni) anlayışlı bir örgütlenmedir ayrıca iranda azerbaycanda Nesimi pir değil şair olarak bilirler.Nesimiyi pir bilenler sır-ı Batıniler ona saygı duyar….

içim parçalanıyor her geçen gün canlarımızı asimle olduklarını görünce erimemize….

Sırları çözmedi pirler
Gitti kimi iranda oldu şii
Kimi oldu sunni
Kimi oldu düşkün
Ben bir batin-i-yim
Pirim Nesimi Kendim HURUFİ
Arife din dört kitap
Ne gerek ey adem şekle şemaya
Ne varsa kendinde ara
İnsana hizmette kendini parala
Kapandı batin-okullar anlayışlar
Soy-a kaldı mana kısıtlı
Gel ey derviş sır-ı çöz çözebilirsen.

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 17:11
Öncelikle dinsel dönmek ile insani anlamda dönek olmayı ayırt..
hiç kimse doğduğunda bu din şu din değildir hünkar hacı bektaşın dediği gibi iyiler her dilde her renkte iyidir.

Muhittin arabinin dediği ise kamilin dini olmaz sırrını çöz öyle laf söylemeni dilerim…

Saygınlık soydan değil fiildendir…..

Bu bütünlüğü sağlamayana da saygı gösterilmez…

Tek saygım olur yaratandan gayr-i


Neyse ben sana senin anlayabileceğin bir iki şey anlatayım can kardeşim…



Bir gün pir-i batini oturup halkla muhabbeti ayinde bulunuyormuş zaman biraz geçince sohbet hoşlaşmaya başlamış ve pir..

-canlar şunlar bunlar kalka bilir müsaade ettim

kalkanlar muhabbeti ayrılan ilk zümre (şeriat zümresi)

derken sohbet daha güzel hal alır ve pirin sesi tekrar duyulur .

-canlar şunlar bunlar kalka bilir müsaade ettim

kalkanlar muhabbetten ayrılanlar ikinci zümre(tarikat zümresi)

sohbet devam eder

pir tekrar şunlar muhabbetten ayrıla bilir üçüncü zümre(marifet zümresi)

sonra sohbet, sohbet ile muhabbet Muhammed olur ,olur ki miraç eğlerler 40 lar sırrına..

ama diğer kapılarda önce çıkan müritler taliple hakikatte çıkan bir iki kişiye

-ya can pir-i batini ne dedi diye sorarlar ne yaptınız söyleye birimisin sır-ı

-hakikat kapısı piri derki…

ben ona o bana baktı cemallerimizi süzdük..
sır- oldu bu bende pirimde anlayan herkes

fena fillah olmalı önce kendine dönmeli sırları bilip bilgisini arttırmalı ..

yoksa anlamadığın sır-ı hakkında konuşur durursun.

Bende sizle bu konu ile ilgili konuşmayı

bu kapıda susmakta buldum..

Kimbilir
27.10.2008, 17:49
aleviligin asli siiliktir.siilikten farki ancak bazi yorumlarin girmesidir.siilesmek assimilasyon degil asla donmektir.

assimile olmayalim diye ateist mi olacagiz yani...gelin imam caferin yoluna.adini andiginiz on iki imamin yoluna.

Alinin siasi taraftari olmaya.

Amistofes
27.10.2008, 17:56
Alevilgin asli siilikmi?. Yo canim sende!
Agzi olan konusuyor,.
Saygilarimla.

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 20:48
kimbilir kardeş....

imam cafer ve 12 imam öğretilerinin içsel bölümünde (batini) manada olgularını şiilerden öğreneçek değiliz asılona aleviliği unutup sunnileşme ile alevilik ortasında kalatrak şiileşenlere gelin demek lazım...

Şii Buveyh Oğuları’nın Bağdad’da iktidarı ele geçirmeleriyle İmamiye daha da güçlendi. İmam Cafer Sadık’ın gizli yürüttüğü Batıni Şiilik tamamıyla yeraltına çekilmiş, yaşama mücadelesi verirken; Caferin takiyesi, yani görüntüdeki açık dinsel uygulamaları İmamiye mezhebi olarak İslam tarihinde yerini aldı.

Oniki İmamcılığa düşünsel çehresini verenler, bir devlet adamı olan Abu Sehl İsmail bin Ali en-Nevbahti (ö.923) ve aynı aileden Kitab Firaku’ş-Şia’nın yazarı al-Hasan bin Musa en-Nevbahti olmuştur. (Prof. Dr. W.Montgomery Watt, İslam Düşüncesinin Fikri Teşekkülü, Çev.Prof.Dr. Ethem Ruhi Fığlalı, 2.Basım, İstanbul, 1998, s.338-343)


İmam Cafer Sadık İslam hukuku, öğretisi ve ibadetine ilişkin konularda herhangi bir kitap yazmadi; ...

fakat Asmaa’ul Mu’aliufeen’de belirtildiği üzere; 1.) Taqseemi-Ru’ya, 2.) Jami’atu fil-Jafr, and 3.) Kitabul-Jafr adlarını taşıyan üç kitap İmam Cafer tarafindan yazılmıştır. Jafr sözcüğü “dört aylık kuzu” anlamındadır. Bilimsel terminoljide ise ‘jafr’, gelecekteki olayları önceden görme, yani kehanette bulunmayla ilintili bir daldır. Kamusul- A’lam’da, bu bilimle(jafr) ilgili ilk kitabın, iki yüzü Tanrıya dönük, bilimin kapısı Abu Talip oğlu Ali tarafından yazıldığı anlatılır. İmam Cafer’in hazırlamış olduğu üç kitaptan ikisi kuzu derisinden parçalar üzerine yazılmış olduğu için, bu kitaplar içindeki bilimin adına ‘Jafr’ denilmektedir.”


Amoretti bu satırları, Şah Tahmasp’ın ilk yıllarında, onun sarayını ziyaret etmiş olan Venedik Cumhuriyeti elçisi Michele Membre’in günlüğünden (Relazione..s.48) almıştır. Görüldüğü gibi Kızılbaş-Alevi-Bektaşi, yani Batini sufiliği sözkonusudur. (Geniş bilgi için bkz. B.S. Amoretti, “Pre-Safavid religious Topography” The Cambridge History of Iran Vol. VI, yeni basım, Cambridge-1993, s.632 ve 637’den aktaran İ.Kaygusuz, Görmediğim Tanrıya Tapmam,İstanbul 1996,s.204-208; 260-278)


biz hakkı ile batiniyiz ezelden beridir varız var olduk... nübüvette fütüvette hep bizle geldi bizle gitti...

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 20:54
ayrıca batinilerin katli başlamıştır..


Şah Abbas I’nin ölümünden sonra Sufilerin toplumsal itibarı düşmeye devam etti. Oysa Sufi coşkusu/gayreti ve inancı (aslında Kızılbaşlık, yani batıni sufiliği demesi gerekiyordu İ.K.) Safevileri iktidara taşımıştı. Sufilik, 17. yüzyılda müctehid (ayet ve hadisten kıyas yoluyla hüküm çıkaran) Muhammed Bakır Maclisi tarafından, murdarlık ve cehennem kötülüğünün büyümesi olarak suçlandı.”

Şah Safi (1629-1642) ve Şah Abbas II’ın (1642-1666) saltanat yıllarında sufiler her köşede araştırılıp ortaya çıkarıldı ve (devlet) din servislerinin bir eylemi olarak ölümle cezalandırdı. Nimetullahçı Sufiler dahi bağışlanmadı ve Horasan ve Kirman’da Ataullahiler adıyla tanınan İsmaililerin katliamından önce, İmamları Sayed Ali Şah (1628-1660) onlara, kıyım belasından uzak kalsınlar diye krallık ordusuna katılmalarını buyurdu. Böylece Horasan ve Kirman’da oluşturulmuş olan İsmaili birliği Safevi ordusu içinde küçük bir Ataullahi alayı olarak tanındı.

şimdi ben niye şii olayımmm..


yol tekdir dünya kuruldu kurulalı ...

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 21:11
dede baba..

bak sana kurandan batiniliğin tarihi hakkında ayet veriyorum oku...

bakara
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 21:57
dede-baba kar
Bakara süresi:
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.

Yunus süresi:
19. İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).

ali-imran

3-O, sana Kitap'ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat'ı ve İncil'ide,indirmişti.

4-Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan'ı da indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah'ın ayetlerini örtüp inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Azîz'dir hem intikam alıcı...

Kuranıkerim:
nisa-süresi:
126-Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. Allah Muhît'tir, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

3-Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Âhir'dir O, sonu yoktur; Zâhir'dir O, her şeyde belirir; Bâtın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir o.

5-Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O'nundur. İşler ve oluşlar Allah'a döndürü
Bu ayetlerden anlıyoruz ki insanlar başlangıçta tek ümmetti Allahın hükmünü görüyoruz yani batin başlangıcı başlangıç çok eskidir.

Bazı sorular soruyoruz neden Allah bizi tek bir millet olarak bırakmadı anlaşmazlıklara ayrımlara düşürdü neden Kendisine inanan bir halk yaratmak istememiştir..

Demek ki insanlık Allah a karşı gelecek sonra resullere uyacak kadar özgürlerdi


Ya tanrı başlangıçta hiçbir buyruk ve yasağa ve şer-i kanunlara bağımlı olmayan sürüler halinde yaratmış yaşatmıştır yada kendiliğinden bunları kavrayabilecek bir zihin vermiştir…


Eğer birinci ihtimal doğruysa tanrı insanlar arasında kutsal bir şeriatın(yol kanunu) hüküm devamını sonradan istemiştir,

ikinci varsayım doğru ise insanlar arasında anlaşmazlıklara neden olmayacak ebedi ve değişmez kanunlarla bunları değiştirme gereksinme ve eğilimizden yoksun zihinler de yaratabilirdi sonra her gelen peygamber az çok farkla aynı şeri savunduğu halde peygamberlerin de kendi aralarında bir ayrılğa düşmemiş olmaları lazım gelir

demek ki zihin ve akıl yani her şey düşünmede….

İnsanlık Allah a karşı gelecek sonra resullere uyacak kadar özgürlerdi nerde kaderciler şimdi sorarım..işte akıl çok önemli burada akıla ilgili ayetlerde yazabilirdim ama o kadar yazdık çizdik ki ..

özellikle dede baba nikli arkadaş..

Hititlere Sümerlerle Aleviliği M.Ö. inanç meselelilerini zor kavradığından dolayı bu makaleyi hazırladım..

Diğer konu başlıklarında detaylı bilgileri de ayrıca verdim….


İnsan beyninin özgürlüğü ile ilgili olarak ta zeka ve akıl

Şeyh Bedrettin “özgürlük diyor içsel ve dışsal bazı nedenlerin bir araya gelmesiyle bir takım mertebe ve suretlerin ürünü olan zorunlu hareketlerdir bu itibarla yapmak yada yapmamak da birey eylemidir ki her ikisinden birini seçmek bir takım zorunlu nedenlerin ürünleridir. Biz yalnız yaptığımızı veya yapmadığımızı biliriz işte irade ve elindelik ancak bu bilgiden ibarettir Tanrı iradeside eşyanın yeteneği üzerine yürür ve ona uyar yani Tanrı bir şeyin yeteneği neyse onu bilir yoksa karşıtlar birleştirme gücüne sahip değildir.O yeteneği olmayan şeyi dilemediği gibi işlemez de.Tanrının dilediği işi işlemeside zorunludur.(varidat)

Ve her şeyi akıl çerçevesinde idrak edebileceğimiz kadar anlar ve çözmeye çalışırız..
Tarihi kalıntılarda bize bizden öce atalarımızdan kalan birer delillerdir bunları yk sayamayız….
deşe...

HURUFİCAN-ERZİNCAN
27.10.2008, 21:59
Harfleri düzelterek tekrar gönderiyorum….
Dede baba kardeşe..
Bakara süresi:
213. İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenlere, üzerinde ihtilafa düştükleri gerçeği izniyle gösterdi. Allah dilediğini doğru yola iletir.

Yunus süresi:
19. İnsanlar sadece bir tek ümmetti, sonradan ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili) Rabbinden bir söz (ezelî bir takdir) geçmemiş olsaydı, ayrılığa düştükleri konuda hemen aralarında hüküm verilirdi (Derhal azap iner ve işleri bitirilirdi).

ali-imran

3-O, sana Kitap'ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat'ı ve İncil'ide,indirmişti.

4-Daha önce insanlara bir yol gösterici olarak Furkan'ı da indirdi. Şu bir gerçek ki, Allah'ın ayetlerini örtüp inkâr edenler için şiddetli bir azap vardır. Ve Allah hem Azîz'dir hem intikam alıcı...

Kuranıkerim:
nisa-süresi:
126-Göklerde ne var, yerde ne varsa Allah'ındır. Allah Muhît'tir, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

3-Evvel'dir O, başlangıcı yoktur; Âhir'dir O, sonu yoktur; Zâhir'dir O, her şeyde belirir; Bâtın'dır O, gözlerden gizlenmiştir. Her şeyi en güzel biçimde bilendir o.

5-Göklerin de yerin de mülkü ve yönetimi O'nundur. İşler ve oluşlar Allah'a döndürü
Bu ayetlerden anlıyoruz ki insanlar başlangıçta tek ümmetti Allahın hükmünü görüyoruz yani batin başlangıcı başlangıç çok eskidir.

Bazı sorular soruyoruz neden Allah bizi tek bir millet olarak bırakmadı anlaşmazlıklara ayrımlara düşürdü neden Kendisine inanan bir halk yaratmak istememiştir..

Demek ki insanlık Allah a karşı gelecek sonra resullere uyacak kadar özgürlerdi


Ya tanrı başlangıçta hiçbir buyruk ve yasağa ve şer-i kanunlara bağımlı olmayan sürüler halinde yaratmış yaşatmıştır yada kendiliğinden bunları kavrayabilecek bir zihin vermiştir…


Eğer birinci ihtimal doğruysa tanrı insanlar arasında kutsal bir şeriatın(yol kanunu) hüküm devamını sonradan istemiştir,

ikinci varsayım doğru ise insanlar arasında anlaşmazlıklara neden olmayacak ebedi ve değişmez kanunlarla bunları değiştirme gereksinme ve eğilimizden yoksun zihinler de yaratabilirdi sonra her gelen peygamber az çok farkla aynı şeri savunduğu halde peygamberlerin de kendi aralarında bir ayrılğa düşmemiş olmaları lazım gelir

demek ki zihin ve akıl yani her şey düşünmede….

İnsanlık Allah a karşı gelecek sonra resullere uyacak kadar özgürlerdi nerde kaderciler şimdi sorarım..işte akıl çok önemli burada akıla ilgili ayetlerde yazabilirdim ama o kadar yazdık çizdik ki ..

özellikle dede baba nikli arkadaş..

Hititlere Sümerlerle Aleviliği M.Ö. inanç meselelilerini zor kavradığından dolayı bu makaleyi hazırladım..

Diğer konu başlıklarında detaylı bilgileri de ayrıca verdim….


İnsan beyninin özgürlüğü ile ilgili olarak ta zeka ve akıl

Şeyh Bedrettin “özgürlük diyor içsel ve dışsal bazı nedenlerin bir araya gelmesiyle bir takım mertebe ve suretlerin ürünü olan zorunlu hareketlerdir bu itibarla yapmak yada yapmamak da birey eylemidir ki her ikisinden birini seçmek bir takım zorunlu nedenlerin ürünleridir. Biz yalnız yaptığımızı veya yapmadığımızı biliriz işte irade ve elindelik ancak bu bilgiden ibarettir Tanrı iradeside eşyanın yeteneği üzerine yürür ve ona uyar yani Tanrı bir şeyin yeteneği neyse onu bilir yoksa karşıtlar birleştirme gücüne sahip değildir.O yeteneği olmayan şeyi dilemediği gibi işlemez de.Tanrının dilediği işi işlemeside zorunludur.(varidat)

Ve her şeyi akıl çerçevesinde idrak edebileceğimiz kadar anlar ve çözmeye çalışırız..
Tarihi kalıntılarda bize bizden öce atalarımızdan kalan birer delillerdir bunları yok sayamayız….

NEFER
27.10.2008, 22:14
ABD'li ünlü tasavvuf uzmani Prof. Dr. William C. Chittick, "Ibn Arabî’nin savundugu düsünülen Vahdet-i Vücud, kendisinden çok çok sonra sözkonusu olmus bir husustur" dedi

New York Stony Brook Üniversitesi'nde Karsilastirmali Edebiyat ve Kültürel Arastirmalar profesörüdür. Amerika Birlesik Devletleri, Milford, Connecticut dogumlu olan William C. Chittick, lisansini Ohio Wooster Koleji'nde tarih alaninda tamamladiktan sonra, doktorasini Seyyid Hüseyin Nasr’in talebesi olarak 1974'te Tahran Üniversitesi'nde Fars edebiyati alaninda tamamladi. Tahran'da Aryamehr Teknik Üniversitesi'nde Beserî Ilimler bölümünde Karsilastirmali Dinler dalinda hocalik yapti. Iran Devrimi'nden önce Iran Kraliyet Felsefe Akademisi'nde yardimci doçentti. 1979'da Amerika Birlesik Devletleri'ne döndü ve Dinî Arastirmalar sahasinda hocaligini sürdürdü. 25 kadar telif yahut tercüme eserinin yaninda, Islam düsüncesi, tasavvuf, Siilik ve Fars edebiyati sahalarinda 150’den fazla makalesi bulunan, ancak bilhassa Muhyiddin Ibn Arabî ve Mevlânâ Celâleddin Rumî gibi mutasavvif müellif ve sairlerin eserlerini Ingilizceye tercüme edip yorumladigi eserleriyle taninan Chittick, hâlen Tasavvuf ve Islam felsefesi üzerinde çesitli arastirma projelerinde çalismakta ve Islâm klasikleri, Hinduizm, Dinî Arastirmalar, Arabça ve Farsça dersleri vermeye devam etmektedir.

Soru- Ibni Arabî Hazretlerinin sizin için belirttigi ehemmiyet nedir?
Sorumuza en genis çerçevede cevab vermeye çalismayin lütfen, kisaca belli bir bahis üzerinde de yogunlasabilirsiniz.
W. Chittick: Çerçevenin genisliginden dolayi, sorunuza nasil cevab verebilecegimden tam emin olamiyorum su ân.
- O hâlde biraz daha daraltalim dilerseniz. Ibn Arabî’nin tasavvuftaki rolü, mevkii ve ehemmiyeti nedir sizce?

W. Chittick: Bilirsiniz, Seyh-i Ekber, en büyük seyh olarak da bilinir Ibn Arabî. Bununla kastedilen mânâ itibariyle bu tesbit tamamen dogrudur. Söyle ki, nazarî tasavvufun en büyük muallimi, ögreticisidir. Sadece nazariye, teori itibariyle degil elbette, ayni zamanda, tasavvufun dünyaya, tatbikata, pratige bakan yönleri itibariyle de bu büyüklük tesbiti geçerlidir. Yani, tasavvufun Allah’a dönük veçhesiyle beraber, tatbikatin farkli sahalarina yönelik olarak tasvir ettikleri bakimindan da, pratigin teorisini arz edisleri zâviyesinden de en büyük seyhtir bana göre. Aslina bakarsaniz, bizzat tasavvuf tatbikî bir hususiyet belirtir zaten. Bu mânâda, mutasavvif, yasayan bir muallimdir, bir ögretmendir, böylesi “yasayan bir ögretmen” ihtiyacinin karsilanmasina dairdir. Iste Ibn Arabî de budur. Böyle bir “yasayan ögretmen” ihtiyacini hem izah etmis, hem de ögretmenligin ne demek oldugunu bizzat ve bilfiil temsil etmistir.Görüyoruz ki, Ibn Arabi, kendisine sorulan her soruya cevab vermistir; kâinat hakkinda, Yaradan hakkinda, insan ruhu hakkinda, insanin kaderi hakkinda, hayatin gayesi hakkinda, Kur’ân’in rolü hakkinda, Peygamberin rolü hakkinda ve bu çizgide ne varsa hepsi hakkinda kendisine tevcih edilen sorulari cevablamistir. Üstelik, bu sorularin her birine, yalnizca tek bir zâviyeden degil, her bakimdan, çok yönlü ve çok çesitli cevablar sunmustur. Çok farkli anlayis seviyelerinden hareketle kendisine yöneltilen tüm bu sorulara, yine bu anlayis seviyelerine tekabül eden en münasib cevablari takdim etmistir. Çok yönlü bir fikir adamidir o. Klasik bir sistem kuruculugu tavri degildir onunki. Sistem, malûm, sinirlamak demektir bir bakima.
- Belli sinirlar ve mevzular çerçevesine hapsedis…
W. Chittick: Evet. Bu nevî bir sinirlama ve bu anlamda bir sistem yerine, o daha ziyade açar, bir dizi açilis yapar, zaten “Fütuhât” da bu demek degil midir, açilislar… O, insanlari hikmete açar. Sizin için hikmete açilan yolu, sizi hikmete götürecek yolu gösterir. Fert fert içinizdeki hikmete açilan yolu bulmanizi saglayan bir rehber, bir ögretmendir o.
- Insanlar, kâinati, hikmeti, çogu disimizda olan bir sey imisçesine degerlendiriyor, cevablari orada, kendi disinda ariyor. Oysa onun yolu, içimizde, ruhumuzda.
W. Chittick: Elbette.

- Bildiginiz üzere, Imam-i Rabbanî Hazretleri “müessir”de derinlesirken, Muhyiddin Ibn Arabî Hazretleri “eser”de derinlesiyor. “Vahdet-i Vücud”çular “Her sey O’dur” diyor, buna mukabil “Vahdet-i Suhud”u öne süren büyükler “Her sey O’ndan” demekteler. Son Islâm asrinin yenileyicisi kabul ettigimiz, muhtelif sahalarda 50 küsur eserin müellifi, fikir ve aksiyon adami Salih Mirzabeyoglu ise, “Her sey O degil O’ndan; bu yüzdendir ki O” diyerek, bu iki ekolü “telif” ediyor ve asirlardir birbirinden ayri seylermis gibi mütalaa edilen bu iki anlayisin mahiyetlerinin aslinda ayni oldugunu bu formülasyonla isbatliyor. Bu hususta siz ne düsünüyorsunuz?

W. Chittick: Vahdet-i Vücud meselesi, çokça tartisilmakla beraber, dayandirildigi temelin bizzat kendisinden kopartilarak gündeme getirilmekte ve anlasilmaktadir. Her seyden önce, Ibn Arabî’nin savundugu düsünülen Vahdet-i Vücud, kendisinden çok çok sonra sözkonusu olmus ve bilâhare kendisine atfedilmis bir husustur. “Fütuhât”in bizzat kendisinden hareketle böyle bir neticeye varmamizi gerektirecek hiç bir sebeb yoktur. Çünkü, Vahdet-i Vücud ibâresi aynen bu lafizla Fütuhât’ta geçmedigi gibi, Ibn Arabî de böyle bir Vahdet-i Vücud’tan bahsetmemektedir bize. Ayni sekilde, aslî takibçilerinden herhangi birisi de bu sekilde bir ibâre kullanmamistir. Sayet buna benzer ifâdeler kullanilmissa bile, su sekiller içinde rastlariz: Ibn Arabî daima “Vahdet”ten, “Vahdet-ül Hakk”tan, “Vücud”tan, “el-Vücud el-Hakk”tan bahseder. Bazen de Sadreddin Konevî, “Vahdet-ü Vücud-ül Hakk”tan söz eder.Dilerseniz size biraz tarihçe arzedeyim: “Vahdet-i Vücud” mefhumu, ne Ibn Arabî, ne onun aslî takibçileri, ne de arada vasitalik vazifesi gören bir veya iki nesil tarafindan, Ibn Arabî’nin mektebini, onun fikir sistemini isaret etmek için bu lafiz zikredilerek kullanilmistir. Bu ifâdeyi ilk kullanan ve Ibn Arabî’nin takibçilerinden olan kisi ise, Saîdüddin el-Ferganî’dir. Ferganî, Sadreddin Konevî’nin talebesidir. Iste Ferganî bu ifâdeyi kullandiginda da, bunu Ibn Arabî’nin Vahdet-i Vücud’a inandigini belirtmek için degil, baska bir sâikle dile getirmistir ki, söyle: Allah’a bakista iki veçhe, iki zâviye sözkonusudur; biri Vahdet-i Vücud, digeri Kesret-ül Ilm. Allah, varlik itibariyle bir, ilim itibariyle ise çokluktur. Kâinatin asli, esyânin birliginin kaynagi, varligin birligidir, Allah’in varligidir. Esyanin çesitliliginin kaynagi, Allah’in ilminin çesitliligidir. Allah her seyi bilir. Ferganî der ki, bir yanda Vahdet-i Vücud görüsü, diger tarafta Vahdet-i Suhud görüsü, yani iki bakis, iki görüs mevzubahistir. Ve, Vahdet-i Suhud ifâdesini kullanan yine ilk kisi de odur. Üstelik, bu lafizlari da yerli yerince hatira geliveren mefhumlar tarzinda kullanir, yani simdiki gibi teknik anlamda degildir kullanisi.

- Yani bugünkü anlayisimiz çerçevesinde bir sinifi, bir kategoriyi tesbit anlaminda kullanmamistir diyorsunuz.
W. Chittick: Evet, simdi anlasildigi tarzda bir kategori anlaminda degildir. Tamam, bir tartisma yahut böyle bir ifâde mevcuttur. Ancak Ibn Arabî’nin düsüncesine dönük bir tahsis, teknik bir vasiflandirma degildir bu.Ibn Arabî’nin Vahdet-i Vücud’a inandigini ilk söyleyen sahsa gelince, bu, Ibn Teymiyye’dir. Odur Ibn Arabî’nin Vahdet-i Vücud’a inandigini, böylece küfre ve ilhada saptigini ilân eden. Ibn Teymiyye için “Vahdet-i Vücud”, küfür, ilhad ve sirkle es anlamli bir kelimedir. Bu mevzuda kaleme alinmis bir makale okudum ve tüm kaynaklarin tetkiki de ayni seyi söyleyecektir size. Ibn Teymiyye, büyük bir muhalifi ve tenkitçisidir Ibn Arabî’nin, yine ayni sekilde Sadreddin Konevî’nin. Der ki Ibn Teymiyye: “Ibn Arabî Vahdet-i Vücud’a inanmaktadir. Bu, korkunçtur!” Ibn Teymiyye’den önce baska hiç kimse, Ibn Arabî’nin Vahdet-i Vücud’a inandigini söylememistir. Ancak Ibn Teymiyye’den, Ibn Arabî’yi kâfirlikle itham eden Ibn Teymiyye’den sonra böyle bir vasiflandirma konusulur ve tartisilir olmustur.
-Inanilmaz!
W. Chittick: Bu hadisenin aslini ögrenmek isterseniz, biraz arastirmaniz kâfidir.
- Ibn Teymiyye’nin ithamlarini zaten biliyorduk, fakat onun Muhyiddin Ibn Arabî Hazretlerini Vahdet-i Vücud’a inanmakla ithami yaninda, böyle bir tavsifte bulunan ilk kisi oldugunu sahsen bilmiyorduk.
W. Chittick: Evet, aynen söyledigim gibidir. Simdi, bir baska nokta: Ibn Arabî’nin Vahdet-i Vücud’a inandigini ifâde eden ilk Ekberî, yani Ibn Arabî’nin mektebinden olan ilk kisi, Abdurrahman Câmî’dir. (Molla) Câmî, 1492’de vefat etmistir, 15. yüzyilda. Ibn Teymiyye’nin malûm ithamindan çok sonra, Abdurrahman Câmî çikar ve “Ibn Arabî elbette Vahdet-i Vücud’a inanir, lâkin bilinen anlamda degil,” der ve Ibn Arabî’nin buna “bambaska bir mânâ” verdigini ifâde eder.
-Tevil ve tefsir eder.
.W. Chittick: Tefsir eder, serh eder, yorumlar. Evet, Abdurrahman Câmî’nin “Ibn Arabî, Sadreddin Konevî ve takibçileri Vahdet-i Vücud’a inanirlardi,” demesinden sonra, ki kendisi Ibn Arabî’nin Hindistan’daki en büyük taniticisi, talim ettiricisi, ögretmenidir, iste Imam-i Rabbanî ve digerleri de böylece ve Câmî kanaliyla Ibn Arabî’yi tanir. Câmî, büyük bir sârihtir. “Füsûs”u serheder, “Naks-ül Füsûs” adli eserinde özlestirir, “Nakd-ün Nüsûs” adli eserinde bu kez Farsça olarak serh eder. O devirde Hindistan, Imam-i Rabbanî’nin bizzat yazdigi üzere, Heme Ost (Her sey O’dur) diyen Sufîlerle doludur. Bu, umum nazarinda, madem Her sey O’dur, o hâlde iyi, kötü, günah diye bir sey de yoktur, imana da gerek yoktur, Seriat’a uymak da yine gerekli degildir tarzinda algilanabilecegi için, Imam-i Rabbanî, hemen diger tarafta Heme ez Ost (Her sey O’ndandir) bakisini ön plana çikarir. Yani, Imam-i Rabbanî’nin Vahdet-i Vücud’u bu nevî algilayanlar için söyledikleri, Ibn Teymiyye’nin söyledikleri gibidir.
-Imam-i Rabbanî Hazretlerinin bu bahiste söylediklerini, alelâde insanlarin Vahdet-i Vücud mevzuundaki sözkonusu yanlis yorumlarina bir sed çekmek ve hakikati yerli yerine oturtmak tarzinda degerlendirebiliriz degil mi?
W.Chittick: Kesinlikle öyle. Basit insanlarin bakisini düzeltmek içindir bunlar. Zaten gerek Ibn Teymiyye’nin çaginda yasayan tasavvuf erbabi, gerekse Imam-i Rabbanî devrinde Hindistan’dakiler, tek kelimeyle muhtesemdir ve Vahdet-i Vücud’a dönük böylesi yanlis bir yaklasimlari yoktur. Bunlardan, meselâ Seyh Muhibbullah, Ibn Arabî’nin Hindistan’daki en büyük talimcisidir. Fevkalâde bir anlayisi vardir Ibn Arabî üzerine. Ve yine diger birçoklari da söz konusudur. Gerçi bunlar pek bilinmiyor artik. Imam-i Rabbanî taniniyor daha ziyade ve saniyorum bunun arkasinda çok çesitli içtimaî, siyasî ve tarihî sebebler mevcut. Neticede, dedigimiz gibi, Seriat karsitliginin gerekçesi olabilecek tarzda beliren kimi yanlis Vahdet-i Vücud algilamalarina karsi Imam-i Rabbanî, “Her sey O degil, O’ndandir” demistir. Yine bu çerçevede, bir de, “Her sey O’nun Yoluyladir” denmistir.Ibn Arabî’yi okursaniz, elbette ki, “el-Vücud el-Hakk vel-Vahid” demistir. Çünkü Tevhid’e inanir o. “De ki: O, Allah Bir’dir” (Ihlâs, 1)
-Allah’in Varligi ve Birligi önünde, kul için “ben!” demek nasil bir cürettir diye de düsünmek lâzim.
W. Chittick: Tabiî ki. Toparlarsak, Ibn Arabî, Hakk’in Vücuduna ve Birligine inandigi için tüm bunlardan söz etmis, fakat Vahdet-i Vücud ifâdesini ayniyle kullanmamistir. O yalnizca “Tevhid”i savunur eserlerinde.
- Gerçi alelâde insanlar sadece Ibn Arabî Hazretlerini degil, hemen her seyi yanlis anliyorlar ya, neyse. Bu noktada hatirimiza gelen bir incelik: Hafizamiz yaniltmiyorsa, bir Naksî büyügü olsa gerek, Vahdet-i Vücud telâkkisi karsisinda Vahdet-i Sühud’u savunuyor, ancak bu bâbda serdettigi hususlar Vahdet-i Vücud’u dogrular bir mahiyet arzediyor. “Hâl” meselesi…
W. Chittick: (Tebessüm ediyor) Ayni durum Imam-i Rabbanî için de cârîdir. Eger okursaniz, Imam-i Rabbanî Ibn Arabî’nin söylemedigi bir seyi asla söylemiyor. Ibn Arabî’nin “Vücud”la ilgili söylediklerini kendi kelimeleriyle aynen tekrarliyor. “Suhud” için de ayni husus geçerli. Imam-i Rabbanî yalnizca, kendi zamanindaki Hindlilerin, “Heme Ost” (Her sey O’dur), demek ki Seriat’e de gerek yoktur yollu, böylece Seriat’i zedeleyecek tarzda algilayabildigi Vahdet-i Vücud’a dair yanlis anlayislarini dogrultuyor, bu nitelikteki sorularini cevabliyor. Hayir, böyle degil, diyor ve meseleyi izaha kavusturma ve ifâde etmenin bir baska yoluna ihtiyaç duyuyor
-Ibn Arabî’nin Bati düsüncesi üzerindeki tesirleri nelerdir? Bu tesirleri isimler, eserler ve ekoller etrafinda degerlendirebilir misiniz? Çünkü biz, Bati’nin Ibn Arabî’nin eserlerini kaynak belirtmeksizin yagmaladigini düsünüyoruz.
W. Chittick: Bunun dogru oldugunu düsünmüyorum. Burada tarihî bir problem söz konusu: Ibn Arabî Bati tarafindan nasil olup da bilinmis olabilir ki? Su ân bildigimiz kadariyla, Ibn Arabî Ortaçag’da Latinceye tercüme edilmemistir. Elimizde buna dair herhangi bir kaynak, herhangi bir iz yoktur, bu noktada söyleyebilecegimiz sey, Ibn Arabî’nin yüzlerce yil Bati’da bilinmedigidir.-Fakat bu nasil olur? Ibn Arabînin fikriyati yüzyillar önce Endonezya’ya kadar gidiyor fakat hemen yani basindaki Bati’ya ulasmiyor?

-Kendine has ve baska lisanlarda karsiliginin gösterilmesi çok zor bir terminoloji elbette.
W. Chittick: Hiç sübhesiz. Ezcümle, Ibn Arabî ile Bati arasinda, kayitlara geçmis, sizin belirttiginiz nitelikte bir iliski yok. Zaten, sayet böyle bir iliski var olmus bulunsaydi, Bati düsüncesi çok daha Hiristiyanî bir nitelik tasir, lâik olmaz, Allah’tan yüz çevirmezdi. Bugünkü Bati düsüncesi budur, çünkü Ibn Arabî taninmamaktadir, onun yaklasimi bilinmemektedir. Profesör Henry Corbin’in altini çizdigi bir düsüncedir dile getirdigim
-Bati düsüncesi üzerinde en ziyade taninmis ve etkili olmus Müslüman bilginler kimlerdir sizce?
W. Chittick: Ibn Rüsd, Ibn Sina…
-Peki, Imam-i Gazalî?
W. Chittick: Az önce saydiklarim kadar etkili degil. Imam-i Gazalî’nin Bati’da Latinceye tercüme edilen ilk eseri, “Mekâsid-ül Felâsife”dir; felsefenin maksatlari, gayeleri. Felsefecilere menfi bir tenkit yöneltmez burada. Hatta, sonrasinda felsefeyi tenkid edecegi eseri “Tehafüt-ül Felâsife”, yani felsefenin tutarsizliklari Latinceye tercümeye edilene kadar, Bati’da bir filozof zannedilir Gazalî. Böylece, ilk yazdigi kisa eserinde felsefeyle güdülen gayeleri anlatir, bakin felsefe bu der, bilâhare yazdigi ikinci eserindeyse, iste felsefe bu yüzden yanlistir diye açiklar.Ibn Rüsd’e gelince, büyük bir Aristocu filozoftur, Bati’da tercüme edilmis ve gerçekten çok etkili olmustur. Üstelik, dinî niteligi bulunmayan bir felsefeci olarak algilanmistir orada. Oysa ayni zamanda, Islâmî sahada da büyük bir fikihçi ve ilim adamidir o. Fakat, Ibn Rüsd’ün bu tarafi artik unutulmustur.
-Almayi arzuladigimiz cevablar bunlar degildi aslinda, her neyse.
W. Chittick: Sizi hayal kirikligina ugrattigim için üzgünüm ancak, Ibn Arabî’nin 20. yüzyilin basina kadar Bati’da bariz bir tesiri söz konusu degildir. Derken, Ispanyol ilim adami Asin Palacios öncülügünde, yine bir diger Alman ilim adaminin da katkisiyla, azar azar, yavas yavas Ibn Arabi’nin bazi eserleri, eserlerinden bazi bölümler tercüme edilerek Bati’ya tanitilmaya baslanmistir. Henry Corbin 1950’lerde “Creative Imagination in the Sufism of Ibn 'Arabi”yi yayinladi ki, çok önemlidir. Bu eser, Ibn Arabî’yi felsefe dünyasina tanitmistir, hassaten Varolusçu felsefecilere ve bu tür insanlara. Kisacasi, Ibn Arabî, Bati düsüncesinin ana cereyanini temsil eden çerçeve dahilinde tesir edici bir mevkide bulunmamis, ancak çok kenarda kalan birtakim küçük gruplarin alâkasina hedef olmustur.
-Son olarak, Türk tasavvufu veya Türkiye’deki tasavvuf tatbikati hakkindaki görüslerinizi yahut intibâlarinizi alabilir miyiz?
W. Chittick: Türkiye hakkinda çok fazla sey bildigimi söyleyemem. Bildigim bir sey varsa, tasavvuf bahsinde Türkiye’nin geçmiste çok ama çok güçlü oldugudur.
-Hangi yönlerden?
W. Chittick: Tasavvufun tüm biçimleri, nazariye yahut tatbikat bakimindan. Hassaten, Fatih Sultan Mehmed, Sadreddin Konevî’nin kayda deger bir talebesidir. Fatih, bazi ilim adamlarina, Sadreddin Konevî’yi Arabça’dan Farsça’ya tercüme etmelerini emretmistir. Çünkü Sadreddin Konevî, eserlerini Arabça yazar, oysa Sultanin kendisi çok iyi Arabça bilmez, ancak Farsça’yi iyi bilir ve okur. Bu yüzden eserlerin Farsça’ya tercüme edilmesini taleb etmistir. Yine Fatih Sultan Mehmed, görüstügü bir âlimden, Sadreddin Konevî’nin “Miftahul Gayb” isimli en önemli, en zor ve nazariye bakimindan da en agir eserini kendisine Farsça açiklamasini, serh etmesini istemistir. Iste böylelikle, bu âlim mezkûr eseri Arabça’dan Farsça’ya tercüme eder, ayrica uzun bir serh kaleme alir ve bu serhi de Sultan’a ithaf eder. Ben bu serhi okudum. Okudugunuzda görüyorsunuz ki, metinde anlasilmasi güç bir noktaya gelindiginde söyle bir not düsüyor âlim: “Bu kismi yazarak izah edemem, bunu Sultan’a bizzat kendim izah edecegim.” Hemen anlasilacagi üzere, bu sirf bir formaliteden, resmî bir vazifeden ibaret degildir. Ve, Sadreddin Konevî’nin Süleymaniye Kütübhanesi’nde bulunan çogu kitabi, Fatih Sultan Mehmed’in sahsî kütübhanesinden buraya nakledilmistir. Üzerlerinde bununla ilgili bir mühür mevcuttur. Mânâsi sudur ki, Osmanli Devleti’nin dünya üzerinde kurulusunun söz konusu oldugu yerde, Sadreddin Konevî de mevcuttur. Sadreddin Konevî’nin oldugu yerde, elbette Ibn Arabî de mevcuttur. Bu çizgide, Osmanli entellektüelleri üzerinde Ibn Arabî’nin nüfûzu bir yana, Osmanli Devleti’ni nazar-i dikkate aldigimizda, bu vesileyle Ibn Arabî’nin Bati ve dünya üzerindeki nüfûzuna da bir geçit bulabiliriz.


-Çok tesekkür ediyoruz.
Röportaj: Hayreddin Soykan

Kuran Ehli
27.10.2008, 23:19
“Vakit olur ki kul Rabb olur, şüphesiz, vakit olur ki kul kul olur şeksiz.”
Kaynak: ( Muhyiddin İbn Arabi, Fususu'l-Hikem, 90. Bosnevi, 1, 433 )

"Bizler Allah'ın zahiri suretleriyiz, O'nun tecellisiyiz. Alem ve kevn aslında bir hayal olduğu için biz O'yuz."
Kaynak: ( Muhyiddin İbn Arabi, Fususu'l-Hikem, 159. Bosnevi, 345. )

“Halık (yaratıcı) ile mahluk bir tek şeydir.”
Kaynak: ( Muhyiddin İbn Arabi, Fususu'l-Hikem, 78 )

“O’ bana hamdeder, be de O’na, O’ bana ibadet eder, ben de O’na. Bir hal içinde O’nu ikrar eylerim, a’yanda ise O’nu inkar eylerim.”
Kaynak: ( Muhyiddin İbn Arabi, Fususu'l-Hikem, 83. Bosnevi, 1, 384-385 )

NEFER
28.10.2008, 00:52
sayin Mezhebsiz arkadas
cidden biraz anlamaya çalis
Biz O'yuz degil Biz ondaniz
peki sen ondan degilde kimdensin ?
seni Allah yaratmadimi ?
Biz O'ndan oldugumuz için O'nun tecellisiyiz
O degiliz O'ndaniz
Mana itibariyle Birdir
ilim itibariyle (tecellisi ) ilede çoktur
ama bütündür ,Bir dir
O'nun tecellisi olan Her sey O'ndan degilde kimden ?
biraz daha gayret et düsünceni genis tut sende anlarsin, O'ndan baska bir sey tasaffur etmek sirk'tir iyi düsün
iste Bunun için her sey O'ndan diyoruz.
insan tasidigi Ruh itibariylede O'ndan degilmi ?
Kuran-i Kerimde Allah Hazreti Peygambere mana itibayiyle ben kendi Nur'umdam yarattim demiyormu ?
Ayni Nur'dan ve Ruh'tan yaratilan O'ndan degilde Kimden ?

KızıLLbas
20.11.2008, 18:42
Seriâtçilar Kur'ân'in emsalsiz, kusursuz ve en mükemmel bir "bilim" kaynagi oldugunu ve günümüze dek her ilmin bu kitapta yattigini iddiâ ederler. Bu iddiâlara sarilanlar, her seyden önce Muhammed'in:“En hayirli amel nedir?” seklindeki bir soruyu: “Ilim'dir” diye yanitladigini ve bu yanitini üç kez israrla tekrarladigini animsatirlar ve: “Iste Islâm'in yüceligi de buradan kaynaklaniyor” diyerek yüksekten konusurlar. Bunu yaparlarken bir de Kur'ân'da geçen "Ilm" sözcügünü ele alip Kur'ân'in "ilim" olmak üzere gönderildigini öne sürerler. Verdikleri örneklerden bir kaçi söyle: "Ey Muhammed! Sana ilim geldikten sonra, onda seninle kim tartisacak olursa de ki:...." (K. 3 Imrân 61). "Eger sana gelen ilimden sonra onlarin heveslerine uyarsan..." (K. 2 Bakara 145). "Ancak kendilerine kitap verilenlerden, kendilerine ilim geldikten sonra... ayriliga düstüler" (K. Imrân 19; Sûrâ 13-15) 1.




Dikkat edilecegi gibi bu âyet'lerde yer alan “ilim” sözcügü, “müspet ilim” karsiligi olarak (yani akilci ve deneyci bilim olarak) kullanilmamistir; “ilim” sözcügü, esas itibariyle hep “Kur'ân” karsiligi olarak kullanilmistir 2. Iste buna dayanarak Islâmci'lar: "Kur'ân demek ilim demektir, ilim demek Kur'ân demektir" diye kestirip atarlar. Hem de onlara göre Kur'ân öyle bir “ilim kitabi”dir ki evrende "ilim" olarak ne varsa herseyi kapsar; hiç bir seyi eksik birakmamistir. Çünkü yine onlara göre, Tanri: "Kitab'ta Biz hiç bir seyi eksik birakmadik" (K. 6 En'âm 38) diye konusmustur. Onlara göre “Ilm” sözcügünün en eski kullanilisi, esasen “Tanri” ve “Peygamber” sözlerini bilmek dogrultusunda idi.




Ve iste bu nedenledir ki Islâmci'lar Kur'ân disinda ilim olmadigini ve Kur'ân'in "ilim" dolu âyetleri disinda ilim aramaya kalkmanin Kur'ân'i inkâr, hattâ Tanri'ya hakâret olacagini ileri sürerler. Böyle bir davranisin Tanri tarafindan cezalandirilacagini anlatmak üzere su âyet'i sunarlar: "Ayetlerimizi inkâr edenler, yoldan çikmalarindan ötürü âzaba ugrayacaklardir" (K. 6 En'âm 49). Ancak ne var ki bunun söylerlerken, ilim yapma caba'larinin kökünü kazidiklarini bilmezler. Çünkü bir kere Kur'ân'i, rehber olarak aklin önüne geçirmekle her türlü bilimsel arastirmayi, ve özellikle “tez” ve “antitez” diyalogu ile “sentez”e ulasma olasiligini baltalamis olurlar. Nitekim daha önce de degindigimiz ve biraz ilerde tekrar deginecegimiz gibi, 1400 yillik Islâm tarihi boyunca, Kur'ân'dan yararlanma yolu ile ilim yapilmis degildir. Islâm uygarligi diye bilinen sey Kur'ân'a dayali olarak ortaya çikmis degildir. Öte yandan eger “ilim” denen sey, seriâtçi'larin iddiâ eder olduklari gibi, Tanri'nin Kur'ân'a koydugu seylerden ibaret ise, ve Kur'ân disinda ilim aramak Islâm'a aykiri bir sey ise, bu takdirde insanlik âlemi, ilmin büyük bir bölümünden yoksun birakilmis demektir. Su bakimdan ki Kur'ân'da, Islâm dini'nin tamamlandigina dâir bir âyet var ki orada Tanri'nin: “... Bugün size dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladim ve sizin için din olarak Islâm'i begendim...” (K. Mâide sûresi, âyet 3) diye konustugu yazili. Yorumcularin bildirmesine göre bu âyet, Muhammed'in ölümünden bir kaç ay önce inmis olup Tanri'nin, “ilim” olmak üzere gönderdigi Kur'ân'da, insan yasamlariyle ilgili (siyasal, sosyal, ahlaksal, ekonomik, vs...) her alanda bütün söyliyeceklerini söyledigini, Islâm dini'nin bütün buyruklarini bildirdigini ve artik bunlara eklenecek bir sözü olmadigini, baskaca bir “tebligat'ta” bulunmayacagini, ve koymus oldugu verileri ortadan kaldirmayacagini, bunlarin insanlar tarafindan dahi kaldirilamayacagini anlatmaktadir. Ve yine yorumcularin bildirmesine göre, bu tarihten sonra Tanri, yeni bir âyet indirmedigi gibi, indirmis oldugu âyet'lerden de hiçbirini kaldirmamistir. Bundan anlasilmak gereken su ki Kur'ân, ilmin sadece sinirli bir bölümünü kapsamaktadir, çünkü Muhammed'in söylemesine göre Tanri söyle konusmustur: “(Ey Muhammed!) De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilâve getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir” (K. 18, Kehf sûresi, âyet 109). Yorumculara göre bu sözlerle anlatilmak istenen sey Tanri'nin “ilim ve hikmeti”nin sonsuz ve sinirsiz oldugudur. Öylesine sonsuz ve sinirsizdir ki, denizlerin suyu mürekkep olsa bu sözleri yazmak için yetismez3. Simdi eger durum bu ise, bu demektir ki Kur'ân, Tanri'nin, derya'lar kadar mürekkeb'in yetismeyecegi sözlerinin, yâni “sonsuz ve sinirsiz ilmi'nin” sadece bir kismidir. Nitekim Muhammed bile, bir gün kendisine: “Ilimde senin bilmedigin var mi?” diye soruldugunda, Tanri tarafindan kendisine çok ilim verildigini, ve fakat hepsinin verilmedigini söylemis, söyle demistir: “Allah tealâ bana bir hayli kesîr ihsan etti, mamafih hiç sübhe yok ilimde öylesi vardir ki, onu Allah'tan baskasi bilmez” 4. Bu sözlerden anlasilan o ki Tanri Muhammed'e, “bir hayli kesir” ihsan etmistir, ama etmedigi de olmustur ve bunlari O'ndan baskasinin bilmesine imkân yoktur! Güzel ama, Allah'tan baskasinin bilemeyecegi ilmin kime ne hayri olabilir? Ve neden Tanri ilmin bir kismini gizleyip kendine saklasin?

KızıLLbas
20.11.2008, 18:43
Her ne kadar Imâm Gazalî gibi "üstadlar" ilim denen seyin “ser'i” olani ve olmayani oldugunu ve “ser'i” ilimlerin peygamberler araciligiyle geldigini, oysa “ser'i” olmayan ilimlerin "hesap" gibi akil ile, "tababet" gibi tecrübe ile ve "lügât" gibi isitmekle bilinen ilimlerden olustugunu söylemekle beraber5, yine de Kur'ân disinda hiçbir gerçek bulunmadigini eklerler, ve böylece yaptiklari ayirimin geçersiz oldugunu ortaya vurmus olurlar.




Ve yine her ne kadar Islâmci'lar, “Ilim” deyimini, Tanri buyruklarini bellemek ve uygulamak anlaminda olmak üzere “Ilm amalî” karsiliginda kullanip, bunun disinda esya'nin bilgisini kapsayan bir “ilm nazarî” oldugunu, ve düsün yolu ile bilgiye varmanin mümkün bulundugunu söylerlerse de bu tür bilgiyi, Kur'ân'daki verilere uygun düstügü ölçüde geçerli, ve ters düstügü ölçüde de geçersiz sayarlar. Bundan dolayidir ki Kur'ân disinda “ilm” olmadigini öne sürerlerken aklin “vahy'e”, yâni Kur'ân'a, tesliminden gayri bir çözüm bulunmadigini anlatmis olurlar. Böyle bir teslimiyetin akli islemez hâle getirip gerçek anlamda ilm yapma olasiligini yok edecegini hesap etmezler. Çünkü gerçek anlamda “ilim” denen seyin “akilci” ve “deneyci” usul'lere dayali bulundugunu bilmezler. Onlara göre “ilim”, Tanri ve ”Peygamber” sözlerinden ibarettir. Bundan dolayidir ki her ilmin Kur'ân'da bulundugunu kanitlamaga çalisirlarken güç, durumlarda kalirlar. Örnegin göklerin ve yerin yaratilmasiyle ilgili bilgilerin (ve bu arada dünya'nin günesten kopmasi olayinin) Kur'ân'da yazili oldugunu anlatmak üzere Hacc sûresi'nin: "... buyrugu olmaksizin yere düsmemesi için gögü (Tanri'nin) tuttugunu görmez misin?" (K. 22 Hacc 65) seklindeki âyetini, ya da Enbiya sûresi'ndeki: "Inkâr edenler, gökler ve yer karisikken onlari ayirdigimizi... bilmezler mi?" (K. 21 Enbiyâ 30), ya da En'âm sûresi'ndeki: "Gaybin anahtarlari (Allah'in) katindadir... düsen yapragi, yerin karanliklarinda olan tâneyi, yasi kuruyu-ki apaçik kitab'dadir- ancak (Allah) bilir" (K. En'âm 59)6 seklindeki satirlari gösterirler ve bunlari Laplace nazariyesinin temeli oldugunu ve Laplace'den yüzyillarca önce Kur'ân tarafindan ortaya kondugunu iddia ederler. Daha baska bir deyimle çekim (cazibe) kanunlarinin kökeninin Kur'ân'da yattigini ileri sürerler. Oysa Laplace nazariyesinde çekim (cazibe) kanunlarinin, uhreviyetle ilgisi yoktur. Öte yandan Laplace, ve onun gibi uygarlik yaratan bilginlerin hiçbiri Kur'ân'i okuyarak ilim yapmis da degillerdir; onlar ilahî kanun'lara göre degil, fakat akil kanunlari'na ve deney usullerine dayanarak ilim yapmislardir. Kur'ân'i okumadan ilim yapabilmislerse, ve örnegin Islâmci'larin Kur'ân'da var oldugunu söyledikleri nazariyeler dogrultusunda is görebilmislerse, bu takdirde Kur'ân olmadan da ilim yapilabilecegini kabul etmek gerekmez mi? Su durumda Bati'li bu ilim adamlarini “Tanri” kertesinde olarak mi benimseyecegiz?




Yine bunun gibi Islâmci'lar, Muhammed döneminde bilinmeyen tank, uçak, tren, bilgisayar vs.... gibi pek çok seylerin, Kur'ân'da öngörüldügünü iddiâ ederler ve su tür âyet'leri örnek verirler: “O söz baslarina geldigi (kiyamet yaklastigi) zaman, onlara yerden bir canli mahluk (dâbbetü'l-arz) çikaririz da, bu onlara insanlarin âyetlerimize kesin bir iman getirmemis olduklarini söyler” (K. 27 Neml 82). Yine ayni sekilde Hûd sûresi'nde Nuh'un gemisiyle ilgili olarak yer alan: ”Nuh gemiyi yapiyor, kavminden ileri gelenler ise, yanina her ugradikça onunla alay ediyorlardi... Nihâyet emrimiz gelip de sular cosup yükselmeye baslayinca...” (K. 11 hûd, 38-40) seklindeki âyet'leri, buharli gemi insaatinin Nuh dönemine inen kökeni olarak görürler. Bu âyet'lerde geçen “sular cosup yükselmeye baslayinca” sözlerinin “tandir (tennûr) kaynayinca” seklinde anlasilabilecegini, ve “tandir kaynadi” deyiminin de “vapurun ocagi yandi ve harekete hazir duruma getirildi” demek oldugunu, ve su hâle göre Nuh'un gemisinin yelkenli bir gemi olmayip “buharli bir vapur” oldugu sonucuna varilabilecegini savunurlar7. Yine ayni sekilde, En'âm sûre'sinin: “Allah kimi dogru yola iletmek isterse onun kalbini Islâm'a açar; kimi de saptirmak isterse, göge çikiyormus gibi kalbini iyice daraltir. Allah inanmayanlarin üstüne iste böyle bir murdarlik verir” (K. En'âm 125) seklindeki âyet'inde geçen: “...göge çikiyormus gibi kalbini iyice daraltir...” seklindeki satirlarin, doga kanunlarindan birine isâret oldugunu söylerler. Göge yükseldikçe basinç azalacagindan o oranda tenefffüs'ün güçlestigini, hattâ yirmi-bin metre'yi geçince özel cihazlar olmadan nefes almanin mümkün bulunmadigini, ve iste yukardaki âyet'de bu doga kanunu'nun belirtilmek istendigini belirtirler. Güyâ Tanri, Islâm'a girmeyenlerin gögüslerinin göge yükseliyormus gibi dar ve sikintili olacagini bildirmistir8! Oysa bunu söylerlerken, ilmin kaynagi imis gibi gösterdikleri bu âyet'in, akli sasirtici sekilde çelismeli oldugunun farkinda degillerdir. Bunu yaparlarken Tanri fikrini zedelediklerini dahi bilmezler. Çünkü âyet'e göre Tanri, hem dilediginin gönlünü kapatip kâfir yapiyor ve hem de kâfir yaptigi bu kisileri cehenneme atiyor durumdadir. Akilciliga ve Tanri'nin yüceligi ve adâleti fikrine böylesine ters düsen bir âyet'i müspet ilmin dayanagi olarak benimsemek mümkün müdür?

KızıLLbas
20.11.2008, 18:43
Öte yandan Islâmci'lar, Kur'ân'i her türlü ilmin (özellikle modern ilim'lerin) kaynagi olarak göstermek hususunda öylesine bir abartma siyaseti izlerler ki, deniz alti olaylarini inceleyen J. Cousteau gibi çagimizin en ünlü bilim adamlarindan birinin: “Modern ilmin 14 asir geriden takip ettigi Kur'ân, ben sahadet ederim ki Allah kelamidir” diyerek Müslüman oldugunu söyleyecek kadar ileri giderler. Oysa birazdan görecegimiz gibi J. Cousteau, ne Kur'ân'da öyle yazilidir diye müslüman olmustur, ve ne de Kur'ân'da oldugu söylenen gizli ilmi ortaya vurmustur. Bütün ilmini ve kesiflerini, Kur'ân'dan habersiz olarak, ve sadece akilci verilere ve deneylere göre ortaya koymus ve Hiristiyan olarak ölmüstür.




Yine tekrarlayalim ki çagdas uygarligi yaratanlardan hiç biri Kur'ân'i okumus olarak is görmüs degillerdir. Kur'ân'dan habersiz olarak, yâni sadece akilci usûllerle ilim yapabildiklerine göre, aklin Kur'ân'a ihtiyaç duymamasi kadar dogal ne olabilir ki?




Hemen ekleyelim ki, Islâmci'larin örnek verdikleri yukardaki (ya da benzerî) âyet'leri, bilimsel kaynak (yâni modern ilm'in temeli) olarak öne sürebilmek için akilciligi gerçekten terketmek gerekir. Bu iddiâ'da bulunanlara, her seyden önce sunu sormak uygun olur: Madem ki Tanri, müslüman kullarina “ilim” ögretmek istemistir, örnegin cazibe kanunlarini, ya da buharli gemi insaatini vs... belletmek niyetindedir, o halde neden bu isi onlarin anlayabilecegi ve belleyebilecegi sekilde yapmamistir da, bilmece sunar gibi konusmustur; örnegin “yere düsmemesi için Tanri gögü tutar!” demis; ya da “tandir kaynadi”, ya da “göge çikiyormus gibi gögsünü dar kilar” gibi laflar etmistir? Ya da hiçbir bilim adaminin anlayamayacagi sekilde hükümler koymustur? Bilimsel verileri açikca ve her kesin anlayabilecegi tarzda ortaya koysa, örnegin “fizik” ve “doga” kanunlarini akilci usullerle açiklasa da insanligi bir an önce gelisttirip mutluluga ulastirsa daha iyi olmaz miydi? Bati dünyasinda cazibe kanunlarini kesfedenler, ya da Tank, uçak, buharli gemi insaatina girisenler, ya da uzay'la ilgili bilimsel gerçekleri sergileyenler, ve daha saymakla bitmez nice bilimsel verileri kesfedenler, Kur'ân'dan (ya da Tevrat'dan, ya da Incil'den) yararlanmislar da öyle mi basari saglamislardir? Elbetteki hayir! Biraz önce dedigimiz gibi, Kur'ân'i okumak degil, fakat Kur'ân'in varligindan bile habersiz kalmislardir. Ve gerçek su ki pek çogu, gökten indigi söylenen seyleri (örnegin Tevrat'i, Incil'i vs...) dahi inkâr etmisler, her seyi akil ve deney yolu ortaya vurmuslar, her seyin bilimsel açiklamasini yapmislardir. Akil ve deney yolu ile bulduklari bilimsel verileri, anlasilir bir sekilde ortaya vurup insanliga en büyük hizmetlerde bulunmakla, olumlu bir is görme alaninda rakipsizliklerini kanitlamislardir. Bunu yaparlarken de: “Kutsal bilinen ve Tanri'dan geldigi söylenen kitaplarla ilim yapilamaz” demekten geri kalmamislardir9. Nice örnekten biri olarak Ingiltere'ye göz atacak olursak görürüz ki bu ülkeyi akil çagina eristirenler arasinda, çekim kanunun bulucusu Newton gibi, Incil'in en önemli ilkesini (teslis fikrini) inkâr edenler vardir10. On yedinci ve on sekizinci yüz yilin büyük kesifler yapan bilim adamlarinin genellikle yöneldikleri fikir su olmustur ki Incil, ne Tanri sözleridir, ne Kutsal nitelikte bir kitap'tir ve ne de ilim yapmaga yararli bir kaynaktir

KızıLLbas
20.11.2008, 18:44
Öte yandan sunu da belirtmekte yarar vardir ki Islâmci'larin “bilim kaynagidir” diye örnek verdikleri âyet'ler, degil bilimle ve fakat akilciligin hiçbir sekliyle bagdasamaz niteliktedir; bagdasmak söyle dursun fakat çogu bâtil inanislara yer verir nitelikte seylerdir. Bir kaç örnekle yetinmek üzere, her seyden önce Kur'ân'in evren'le ilgili hükümlerine söyle bir göz atalim.




Kur'ân'da, çesitli sûre'lerde Tanri'nin gögü ve yeri ve bu ikisi arasindakileri yarattigi bildiriliyor (Örnegin Enbiyâ 16; Duhan 38; Kehf 51, vs...). Göklerin ve yer'in alti günde yaratildigi belirtiliyor (Örnegin, A'raf 54; Yunus 3; Hûd 7' Hadîd 4; Furkan 59 vs...). Bu alti günlük çalismanin iki günü'nün yer'in yaratilip, üzerine sabit daglarin yerlestirilmesine, ve dört günü'nün de yeryüzündeki bereket ve gidalarin yaratilmasina harcandigi anlasiliyor (Örnegin, Fussilet 9-10 vs...). Sonra Tanri duman halinde bulunan göge yöneliyor, ona ve yeryüzüne, her ikisine birden: “Isteyerek veya istemiyerek buyruguma gelin” diyor ve her ikisi de “isteyerek” geliyorlar. Bunun üzerine Tanri, iki gün içinde yedi gök var ediveriyor. Gökleri direksiz yarattigini söyliyerek övünüyor (K. Lokman 10); Her gögün isini kendisine bildiriyor, sonra yakin gögü isiklarla donatiyor (K. Bakara 29; Fussilet 11-12, vs...). Anlasilan o ki gökleri isiklarla donattigini söylerken yildizlari kast ediyor. Ancak ne var ki: “Üstünüze yedi saglam yapi yapip kurduk. Ve parlayan bir kandil (günes) astik” (K. Neve' 12-13) derken, yer'i yarattiktan sonra gök katlarini ve sonra da günes'i var etmis oldugunu vurguluyor. Bu sözlerden (özellikle Fussilet sûresi'nin 9-13 âyet'lerinde yer alan hükümlerden) anlayoruz ki, yer küre yaratildigi zaman yedi kat gök ve yildizlar diye bir sey yoktu, ve Tanri evreni dünya merkezli olarak, günes sistemini de, dünya merkezli olarak degil fakat günes merkezli olarak yaratmistir. Oysa akilci bilimsel arastirilar, evren'in dünya merkezli olmadigini, ve günes'in yeryüzünden sonra olusmayip yeryüzünün günesten kopan ve günesin yörüngesinde dönen gezegenlerden biri oldugunu ortaya vurmuslardir12. Bu dogrultuda olmak üzere, Kur'ân'daki verilerin bilimsellikten yoksun oldugunu kanitlayici daha nice örnek vermek mümkün.




Öte yandan Islâmci'larin “ilim'dir” diye öne sürdükleri âyet'ler, Tanri'nin “ilim” olmak üzere degil, fakat kendi azametini ve insanlari kendisine kul etme gayretlerini dile getirmek üzere gönderdigi kanisini yaratici nitelikte seylerdir. Bu tür âyet'ler, Kur'ân'in ilim kaynagi oldugunu degil, fakat aksine, Kur'ân olmadan ilmin yaratilabilir oldugunu kanitlamaga yeterlidir. Yine bir iki örnek vermek üzere biraz önce degindigimiz J. Cousteau olayindan baslayalim. Islâmci'larin söylemesine göre J. Cousteau adinda Fransiz bilgini, Cebelitarik Bogaz'inda birlesen Akdeniz ile Okyanus'u incelerken bu iki denizdeki sicakligin ve tuzlulugun farkli oldugunu, ve fakat buna ragmen birbirlerine karismadiklarini görmüs, ve daha sonra kendisine Kur'ân'da, Rahman ve Furkan sûre'lerinde sözü edilen iki deniz'le ilgili âyet'ler okununca: “Modern ilmin 14 asir geriden takip ettigi Kur'ân, ben sahadet ederim ki Allah kelamidir” diyerek Müslüman olmustur. Ancak ne var gerçek bu degildir; çünkü ne J. Cousteau bu sekilde konusarak muslüman olmustur, ve ne de Kur'ân'da denizden söz eden âyet'lerin fizik, jeoloji vs... gibi ilimlerle ilgisi vardir. Su bakimdan ki, bir kere J. Cousteau Müslüman olarak degil ve fakat ömrü boyunca hiç degistirmedigi Hiristiyan dininde ölmüstür. Öte yandan Kur'ân'da sözü edilen iki denizden ne anlasilmak gerektigi hususu bugüne kadar çözümlenmis degildir: kimi yorumculara göre iki deniz'den maksat, Sap denizinde Nil, ya da Basra körfezinde Dicle ya da Firat nehirleridir; bununla beraber “iki deniz” deyiminin “Müslüman”lar ve “Kâfir”ler anlamina geldigini söyliyenler de vardir. Söyle ki:




Kur'ân'in Furkan sûresi'nde Tanri'nin Muhammed'e hitaben, kâfirlerle savasmasi için söyle dedigi yazili: “(Ey Muhammed!) Mâdamki yalkniz seni gönderdik, o halde kâfirlere itaat eyleme de bunun (Kur'ân'la) onlara cihad et, büyük cihad. O'dur ki iki deryayi birbirine salmis´: su tatli, yürek tazeler, su tuzlu çorak, aralarina da bir berzah ve bir de 'hicrî mahcûr' koymustur...” (K. 25, Furkân sûresi âyet 52-53) 13.




Dikkat edilecegi gibi burada Muhammed'e, kâfirlere karsi savasmasi için emir verilmekte ve verildikten sonra, birinin suyu tatli ve tuzsuz, digerininki ise tuzlu ve aci olan iki “derya”dan (deniz'den) söz edilmekte ve bunlar arasina Tanri tarafindan “berzah” (yâni iki sey arasindaki aralik) ve bir de “hicrî mahcûr” (yâni “nefret” ve “ziddiyet”) konuldugu belirtilmekte. Bu dogrultuda olmak üzere Rahman sûresi'nde de su var: “Salmis iki deryayi demâdem çatisirlar. Beyinlerinde bir berzah bagyeylemezler bir ân. Simdi Rabbinizin hangi eltafina dersiniz yalan?...” (K. 55, Tahmân sûresi, âyet: 19-20) 14.




Görüldügü gibi burada da Tanri'nin, iki denizi birbirine kavusmak üzere saliverdigi ve fakat aralarina koydugu engel (berzah) sayesinde bunlari birbirlerine karistirtmadigi bildiriliyor, ve bunun yalanlanilamayacak bir nîmet oldugu ekleniyor. Ayet'de geçen “iki derya” (yâni iki deniz) deyimiyle, tatli (tuzsuz) olan Nil nehri'nin tuzlu ve aci nitelikteki Sab denizi'ne (ya da Dicle nehri'nin Basra körfezi'ne) karismasi olayina atif yapildigini kabul edenler yaninda, sulari tuzsuz ve tatli olan Nil ve Furat nehir'lerinin sukari tuzlu ve aci olan Sab ve Umân deniz'lerine aktiginin anlatilmak istendigini söyliyenler vardir. Güyâ Tanri, nehir ile deniz'in arasina “berzah” (engel/ kara parçasi) koymak sûretiyle “ziddiyet” ve “nefret” siniri (“hicri mahcur”) çizmistir, ve böylece nehrin tatli ve tuzsuz suyu ile deniz'in tuzlu ve aci suyunun, siniri asip birbirlerinin alanina girmemelerinin saglamistir. Yorumculara göre, bu âyet'lerle anlatilmak istenen sey, esas itibariyle “inançlilik” (iman'lilik) ile “inançsizlik” (imansizlik)tir. “Nil” ve “Furat” (ya da “Dicle”) gibi tatli ve tuzsuz su, hararet söndürür, tipki mü'minler (“ehli iyman”) gibi. Buna karsilik “Sab” ve “Umân” gibi tuzlu ve aci su “kâfir”ler gibidir. Ve iste Tanri, nasil ki tatli ile tuzlu'nun (yâni nehir ile deniz'in) birbirine karismiyarak yan yana bulunmalarini saglamak üzere bir “berzah” (cografî anlamda “dil seklinde uzanan kara parçasi”) koymus ise, “ziddiyet” ve “nefret” halinde bulunan “ehli iyman” ile “Kâfir”ler arasina da bir “berzah” (engel) koyup kendi kudretinin yüceligini ortaya vurmustrur.

KızıLLbas
20.11.2008, 18:45
Bununla beraber yorumcular arasinda “Iki deniz” deyiminin baska anlamlara geldigini söyliyenler de vardir. Kimine göre söz konusu iki deniz, “Hint denizi” ile “Akdeniz”dir. Kimine göre iki deniz'den maksat, “Bahri sema” (bulutlar) (gökyüzü) ile “Bahri arz”dir (yer küresi'dir). Kimine göre yukardaki âyet'lerle anlatilmak istenen sey yer küre'yi çepeçevre kusatan “dis deniz” ile, Yerküre'nin kit'alari arasindaki iç denizdir ve Yerküre bu iki deniz arasinda “berzah” isini görür, yâni tasmalarini engeller. Kimine göre ise “iki deniz” deyimi, “cismanî âlem” (maddî âlem) ile “ruhan^i âlem” demek olup, aralarindaki “berzah” ise “hayal ve zilâl (gölgelikler) âlemi'dir ki onlari birlestirir ya da birlestirecektir16.




Kisaca özetledigimiz bu hususlardan anlasilacagi gibi Kur'ân'in “iki deniz”le ilgili yukardaki âyet'leriyle “müspet” ilmin hiç bir dalinda is görme olasiligi yoktur. Nitekim 1400 yil boyunca hiç bir müslüman bilim adami, Kur'ân'a dayali olarak deniz'lerin suyu konusunda herhangi bir kesifte bulunmus degildir. Söylemeye gerek yoktur ki, eger Kur'ân'da “ilim” olarak öne sürülen bu seyleri müslümanlardan hiç kimse 1400 yil boyunca kesfedememis, ve fakat buna karsilik J. Cousteau gibi bir kisi, Kur'ân'i hiç okumadan ve sadece akilci bilim verilerine ve deney'lere dayali olarak denizlerdeki sirri çözebilmis ise, bu demektir ki ne Kur'ân ile ilim yapma olasiligi vardir ve ne de ilim yapmak için Kur'ân'a gerek bulunmaktadir. Bu vesileyle sunu da ekleyelim ki, yukarda elestiri konusu yaptigimiz âyet'lerde sözü geçen “iki deniz”le ilgili hususlar, ilim ve arastirma araci olmak üzere konmus degildir; konmalarinin tek nedeni Tanri'yi “yüce” olarak göstermek oldugu kadar ayni zamanda mü'minlere nîmet'ler saglayan, onlari “kâfir”lerin kötülügünden koruyan bir “güç” olarak tanimlamaktir.




Bu dogrultuda verilebilecek bir diger örnek su: Kur'ân'in baslangiç sûresi olan, “Fatiha” sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili: “Bismil'llâhi'r-Rahmâni'r-Rahîm, Hamd (övme ve övülme), âlemlerin Rabbi, merhametli olan, merhamet eden ve Din günü'nün sâhibi olan Allah'a mahsustur. (Allah'im) Ancak Sana kulluk eder, ve yalniz Senden yardim dileriz...”. Görülüyor ki övünmesini seven ve kul olarak yarattigi insanlara kendi yüceligini anlatmaga çalisan bir Tanri var karsimizda! Nitekim bütün Kur'ân boyunca Tanri, bu dogrultudaki sözlerini, çesitli sekillerde, tekrar edip azametini, bilginligini, essizligini, “Evvel” (ilk) ve “Ahir” (son), “Zâhir” (Dista-Açik) ve “Bâtin” (Gizli) oldugunu, gökleri ve yeri ve bütün evren'i yarattigini, kul olarak yarattigi insanlari diledigi gibi dogru yola sokup diledigini saptirdigini (kâfir yaptigini), canliyi ölü ve olüyü canli hale getirdigini vs... söyleyip kudretini dile getirir. Bu arada “(Tanri) yeryüzüne sabit daglar yerlestirdi... Sonra duman halinde olan göge yöneldi, ona ve yerküreye: ‘Isteyerek veya istemiyerek, gelin!'- dedi. Ikisi de ‘isteyerek geldik' dediler” (K. 41 Fussilet 11) seklinde konusur. Ancak ne var ki bu sözlerde ilim diye bir sey yok; fizik ya da cografya ilimleriyle ilgili bir sey yok: sadece Tanri'nin, kendisini putlara üstün buldugunu kanitlama cabasi var. Daha dogrusu Tanri, gök'lerin ve ve yerküresi'nin kendisine gönül rizasiyle boyun egdiklerini öne sürerek putlardan güçlü oldugunu belirlemektedir: azametli imis gibi görünüp insanlari kendisine boyun egdirtme hevesindedir. Nitekim daha önceki âyet'lerde: “... -Gerçekten siz, yeri iki günde yaratani inkâr edip O'na ortaklar mi kosuyorsunuz?...” (K. Fussilet 9) diyerek bu hevesini belli etmistir. “...göge yöneldi, ona ve yerküreye: ‘Isteyerek veya istemiyerek, gelin!'- dedi ...“ derken, cansizlari, tipki canlilar gibi, isitme, görme, düsünme vs... gibi niteliklerle tanimlar sekilde göstermek sûretiyle azametini daha kolaylikla ortaya vurabilecegini düsünmüs olmalidir. Bütün bunlari yaparken, kendisini dinleyen kul'larinin kalkipta: “Pek güzel ama Ey yüce Tanri, seni kim yaratti?” diye soru sormayacagini bilir, çünkü genellikle soru sormayi yasakladigi gibi özellikle bu konuda her hangi bir tartisma olmasin için: “...Allah dogurmamis ve dogmamistir...” (K. el-Islâs 112) deyip isin içinden çikmistir.




Yine tekrar etmek gerekir ki, bu yukardaki sekillerde konusan Muhammed'tir. Tanri'yi sinirsiz sekilde güçlü, ve “ilim” sahibi, ve yüce ve essiz bir “Yaratan” olarak gösterip insanlari O'na, ve onun “elçisi” olarak kendisine bas egdirtmek düsüncesindedir.




Bu konuda bir örnek daha olmak üzere En'âm sûresi'nin, daha önce degindigimiz âyet'ini tekrar birlikte okuyalim: “Allah kimi dogru yola koymak isterse, onun kalbini Islâmiyete açar; kimi de saptirmak isterse, göge çikiyormus gibi, kalbini dar ve sikintili kilar. Allah inanmayanlari küƒür batakliginda birakir” (K. En'âm 125). Biraz yukarda degindigimiz gibi Islâmcilara göre bu âyet'de geçen: “...kimi de saptirmak isterse, göge çikiyormus gibi, kalbini dar ve sikintili kilar...” seklindeki sözler, gök yüzündeki basinç azligini anlatmakla ilgili bilimsel bir gerçegin ifadesidir, ve güyâ, göge yükseldikce nefes alma güçlügü oldugunu anlatmak için söylenmistir. Her ne hikmetse Tanri, gökyüzündeki basinç azligini anlatmak için böylesine anlasilmaz yollari yollari seçmis gibidir! Oysa birakiniz bilimsel gerçegi ortaya vurmak ve fakat bu âyet, Tanri'nin yüceligiyle, adâletiyle dahi bagdasir nitelikte degildir. Su bakimdan ki âyet'e göre Tanri, diledigini dogru yola sokup “müslüman” kilmakta, diledigini de saptirip “kâfir” yapmaktadir. Ancak ne var ki “kâfir” yaptigi kimseleri cezalandirmaktadir! Daha baska bir deyimle, hem kisileri suçlu durumda kilmakta ve hem de cezalandirmaktadir! Kuskusuz ki ilm'e, akla ve insafa sigmayan bir çeliski bu! “Yüce” oldugu söylenen bir Tanri'dan beklenmeyen bir sey bu! “O halde nasil olmus da böyle bir âyet Kur'ân'da yer almis?” diye sorulacak olursa cevabi kolay. Bu âyet, Muhammed'in amucasi olan ve ayni zamanda kendisine babalik yapan Ebû Tâlib'in Islâm'a girmemesiyle ilgili olmak üzere Kur'ân'a girmistir; söyleki:




Mekke'nin etkili kisilerinden biri olan amucasi Ebû Talib'i müslüman yapmak, Muhammed'in baslica amaçlarindan biriydi. Çünkü bunu saglayacak olursa, Mekke'lilerden pek çogunu, özellikle Kureys esrafini, kolaylikla kazanacagini bilmekteydi. Ancak ne var ki bütün cabalarina ragmen Ebû Talib'i müslüman yapamamistir; zirâ Ebû Tâlib: “Ben atalarimin dininde ölmek isterim” diyerek ve putperest kalarak gözlerini hayata kapamistir. Kuskusuz ki bu basarisizlik Muhammed'i, kendi taraftarlari indinde: “Amucasini bile müslüman yapamayan bir elçi” durumunda kilmaga yeterli idi. Ve iste bu damgayi yememek için Kur'ân'a, müslüman olup olmamanin Tanri isi olduguna dâir âyet koymanin yararli olacagini hesaplamis ve öyle yapmistir. Yâni demek istemistir ki Ebû Tâlib'i müslüman yapmayan dogrudan dogruya Tanri'dir. Bu itibarla yukarda sözü geçen âyet'i, yâni En'âm sûresi'nin 125.ci âyet'ini, Islâmcilarin dedikleri gibi, ilim kaynagi niteliginde bir sey sanmak yanlistir.

KızıLLbas
20.11.2008, 18:45
Öte yandan Islâmci'lar, Kur'ân'in en basit sorunlarla ilgili âyet'lerini bile, sanki derin anlamlar, ve derin bir felsefe ile dolu imis gibi gösterirler; bu nedenle Kur'ân'i "emsalsiz" bir ilim kitabi imis gibi tanimlarlar. Örnegin Lokman sûresi'nde geçen: “(Tanri) gökleri görebildiginiz bir direk olmaksizin yaratti, sizi sarsmasin diye yere de ulu daglar koydu...” (K. Lokman 10) seklindeki sözlerde fizik ilminin temel esaslarinin (çekim kanunu'nun) yattigini söylerler17. Oysa âyet, “çekim kanun”lariyla degil fakat yine Tanri'nin övünmesiyle ilgili olup fizik ilmiyle uzlasmaz bir nitelik tasir. Su bakimdan ki Kur'ân'daki anlatima göre Tanri, yerküre'yi bir “dösek” yapmis, ya da uzatip dösemis ve daglari da birer çivi yapmistir ki yer oynamasin ve sarsilmasin diye (örnegin bkz. K. Nebe' sûresi, âyet 6-7; Ra'd sûresi, âyet 3)! Bu vesileyle Kalem Sûresi'nin ilk iki âyetinde yer alan “Nun” sözcügüne ve bu sözcükle ilgili hadîs'lere göz atmak sûretiyle seriât'çilarin bilimsellikle ilgili iddiâlarinin ciddiyetle ne kerte bagdasmaz oldugu hususunda fikir edinmek mümkündür. Gerçekten de bu âyet aynen söyle: "Nûn; kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki, ey Muhammed! Sen Rabbinin nîmetine ugramis bir kimsesin, deli degilsin" (K. 68 Kalem 1-2). Görüldügü gibi burada Tanri, Muhammed'in deli olmadigini anlatmak için: “Nûn; kalem ve onunla yazilanlara and olsun ki...” diyerek yeminler etmekte! Burada geçen “Nûn” sözcügünün ne oldugu bilinmez. Tanri adlarindan biri oldugunu söyleyenler yaninda “kalem'dir”, ya da "balik'tir" diyenler vardir18. Güyâ bu büyük bir baliktir ki yerküre (arz) onun üzerine oturtulmustur! Ibn-i Cerîr Ibn Abbas'tan rivâyete göre, güyâ Tanri'nin yarattigi ilk sey “kalem”dir, ve kalem yaratilinca bütün olacak seyler olusmustur, sonra buhar yükselmis ve ondan da gökler yaratilmis ve “yerküre” (arz) onun sirtina dösenmistir; sonra yerküre hareket etmis, derken iztirab ile çalkandigi için daglarla tutturulmus (tesbit olunmus)tur, ve bundan dolayidir ki daglar yerküre'ye karsi hep övünür olmuslardir! Yine Muhammed'in söylemesine göre (ki Ibn Abbas'tan rivâyet'tir), güyâ Tanri ilk olarak “Kalem”i yarattiktan sonra ona “Yaz!” diye emretmistir ve Kalem de Kiyamet'e kadar olacak seyleri yazivermistir. Ve sonra Tanri su üzerinde “Nun”u “halk etmis”, onun üzerine de yerküre'nin kabugunu örtmüstür! Bazilari da Muhammed'in söyle dedigini rivâyet etmislerdir: Tanri Nun'u yarattiktan sonra onun üzerine yerküre'yi (arz'i) yayip dösemistir, ve fakat Nun, bundan iztirab ile deprendigi için yerküre çalkanmaga baslamistir, ve bu sûretle daglar oturtulup onlarla tutturulmustur. Bazi yorucular bunu, üzerinde yerküre'nin bulundugu “Hut” (büyük balik) olarak tanimlamislardir. Yine benzerî bir rivâyet'e göre, güyâ Tanri önce yerküre'nin kabugunu (ve canlilardan gayri yarattiklari), “Nun” maddesi'nin üzerine kabuk halinde yayip dösemis ve bu suretle yerküre ortaya çikmistir. Fakat her taraftan bu sekilde sarilmis olan “Nun”, nefes alamayinca, tipki nefesi tikanmis bir balik gibi iztirab ile deprenmege baslamistir; bu deprenme yüzünde zelzele'ler husûle gelmis ve bu yüzden yerküre'nin sathi çalkanip yarilarak volkanlar olusmustur; volkanlar yüzünden etrafa saçilan yerküre dalgalarindan daglar yaratilmis ve bu suretle daglar oturdukça yerküre, oturulabilecek bir yer haline gelmistir! Yâni dag'lar, yerküre'nin deprenmesini, oynamasini, sarsilmasini önleyecek nitelikte bulunduklari için birer ”çivi” isini görmüslerdir19. Ve iste Kur'ân'in ilim kaynagi oldugunu söyliyenlere göre Tanri: “Biz yer'i (arz'i) bir dösek, dag'lari da birer çivi (evtâd) yapmadik mi?” (K. Nebe sûresi, âyet 6-7) demek sûretiyle bunun böyle oldugunu bildirmistir! Öyle bir bildiri ki, akilciligin hiçbir sekline olanak tanimamakta!




Yine bunun gibi Islâmci'lar, Isrâ sûresi'nin 44cü âyet'inin: “Yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes (Allah'i) tesbih eder. O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir sey yoktur. Ne var ki siz onlarin tesbihini anlamazsiniz. O, halîmdir, bagislayicidir” (K. Isrâ, 44) seklindeki sözlerinde atom ilminin temel verilerinin yattigini eklerler20. Oysa âyet, Tanri'nin, kendi kullari tarafindan yüceltilmesini, övülmesini saglama amacini gütmektedir.




Yine Islâmcillar, Neml sûresi'nin 88ci âyet'inin: “Sen daglari görürsün de, onlari yerinde durur sanirsin. Oysa onlar bulutlarin yürümesi gibi yürümektedir. (Bu) her sey sapa saglam yapan Allah'in sanatidir. Süphesiz ki O, yaptiklarinizdan haberdardir” (K. 27, Neml, âyet 88) seklindeki sözlerini, dünya'nin dönmekte oldugunun delili olarak görürler; bu sözlere göre, daglarin hareket etmesinin, yer yüzünün hareket etmesi demek oldugunu bildirirler21. Oysa âyet'in son tümcesi olan “... Süphesiz ki O, yaptiklarinizdan haberdardir” seklindeki sözlerden de anlasilacagi gibi, âyet'in anlatmak istedigi sey, kul'un bilmedigi seylerin Tanri'nin bildigi, ve bu itibarla kul'un her yaptigi sey'den Tanri'nin haberdar oldugudur. Daha baska bir deyimle bu âyet'lerin dünya'nin dönmesiyle ve akilci bilim ile hiçbir ilgisi yoktur.




Yine ayni sekilde Hadîd sûresi'nin 2.ci âyeti'nde su var: "Göklerin ve yerin hükümranligi O'nundur; diriltir, öldürür. O her seye kâdirdir" (K. 57 Hadîd 2). Seriâtçi'nin söylemesine göre Tanri bu sözleriyle kendisinin putlardan üstün oldugunu ve çünkü putlarin öldürüp diriltme güçünden yoksun bulunduklarini, böyle bir güc'ün sadece kendisinde oldugunu anlatmistir. Bu sözlerin altinda sanki derin bir felsefe yatiyormus gibi göstermek üzere seriâtçi'lar Kur'ân'in su âyet'lerini sergilerler: "Kisinin cani bogaza dayaninca ve siz o zaman bakip kalirken, Biz o kisiye sizden daha yakinizdir, ama görmezsiniz. Siz de ayni kanuna tâbi degilseniz, ve eger bu sözünüzde samimi iseniz, o çikmak üzere olan cani geri çevirsenize! " (K. 56 Vâkia 83-87). "Sizin yaratilmaniz ve tekrar dirilmeniz tek bir nefsin yaratilmasi ve tekrar diriltilmesi gibidir (K. 31 Lokman 28). Hemen belirtelim ki, felsefî hikmetlerle dolu imis gibi görünen bu satirlarin altinda felsefe diye bir sey yatmaz; bu satirlar aslinda: "Ölene siz engel olamazsiniz ama Ben dilersem ölüyü canli yaparim" anlamina gelir ki, güyâ Tanri'nin insanlara ve putlara üstünlügünün ifâdesidir. Söylemeye gerek yoktur ki Tanri'nin, kendi yarattigi insanlarla, ya da putlarla yukardaki sekilde “üstünlük” ya da “güçlülük” yarismasina girismesi, ve bu yüzden sürtüsmesi bile sasirtici ve Tanri fikrini zedeleyici bir seydir. Kusku edilemez ki bütün bunlar sadece Muhammed'in sözleridir ki bilimsel uslullerle, örnegin mantik ve deney yolu ile kanitlanmasi mümkün olmiyan seylerdir.

KızıLLbas
20.11.2008, 18:46
Öte yandan Kur'ân'da, gögün yükselisinden, daglarin dikilisinden, yeryüzünün yayilisindan söz edilirken ayni zamanda deve'nin yaratilisi olayina yer verilir. Örnegin Gasiye sûresi'nin 17-20 âyet'leri söyle: “(Insanlar) devenin nasil yaratildigina, gögün nasil yükseltildigine, daglarin nasil dikildigine, yeryüzünün nasil yayildigina bir bakmazlar mi?” (K. 88 el-Gâsiye, 17-20). Görüldügü gibi, yer yüzünde nice hayvan varken burada deve'nin yaratilisi ele alinmakta, ve hani sanki gögün, daglarin ve yer yeryüzünün ve daha dogrusu bütün evren'in yaratilisi kadar önemli bir seymis gibi tanimlanmakta! Hemen animsatalim ki deve, Arap yasamlarinda son derece önemli bir yer isgal ettigi içindir ki Kur'ân'in pek çok âyet'lerinin konusu olmustur (Bkz. Mâide 103; A'raf 40, 73, 77; Yusuf, 65, 72; Hacc 36; En'âm 1142-144; Mürselât 32; Tekvîr 4; Hûd 64; Isrâ 59; Suarâ 155; Kamer 27; Sems 13).




Yine Kur'ân'dan ögrenmekteyiz ki Tanri, deve kadar olmasa bile at, katir ve esek gibi hayvanlarin yaratilmasi konusunu da önemli saymis ve bu nedenle: “Atlari, katirlari ve esekleri binmeniz ve (gözlere) zinet olsun diye (yaratti). Allah su anda bilemeyeceginiz daha nice (nakil vasitalari) yaratir” (K. Nahl, 8) seklinde konusmustur. Yorumculara göre güyâ bununla Tanri, gerek çesit ve gerek sürat bakimindan günümüzdeki akil durdurucu modern tasit araçlarinin gelisimini saglama amacini gütmüstür!22 Evet ama bin dört yüz yil önce binek isini görsün ya da gözlere zinet olsun diye at, katir ve esek yaratmanin günümüzdeki uçak, tren, otomobil vs... gibi tasit araçlarini icâd etmekle ne ilgisi var? Eger Tanri kendi kul'larinin rahatini düsünüyor idiyse, at, katir, esek verecek yerde hazir cinsten uçak, tren vs... verse daha iyi olmaz miydi? Her seye kâdir bir Tanri için bunu yapmak çok mu güç olurdu?




Kur'ân'in Ra'd sûresi'nde Tanri'nin söyle konustugu yazili: “Bizim, yeryüzüne gelip, onu uçlarindan eksilttigimizi görmediler mi? Allah (diledigi gibi) hükmeder. O'nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O hesabi çabuk görendir” (K. 13, Ra'd, 41). Yâni Tanri yeryüzüne iniyor ve onu uçlarindan, daha dogrusu etrafindan eksiltiyor! Bazi yorumculara göre bu âyet, “erozyon” ilmiyle, yâni toprak kaymasi, ya da yer küresinde olusan olaylar sonucu küre'nin hacminin noksanlasmasi gibi hususlarla ilgilidir!23. Bazi yorumculara göre ise bu, “medd ü cezr” dedigimiz deniz suyunun yükselip kabarmasi ve çekilmesi konusu ile ilgilidir; ya da Tanri bununla “Arz üzerinde yasadiklari o genis topraklari etrafindan kudretimizle sarip tenkis ve tazyik etmiyor muyuz?” demek istemistir.24 Söylemeye gerek yoktur ki bu sözlerin konu doga bilimleriyle, (örnegin “erozyon”, ya da “medd ü cezir” ile) ilgili hiç bir yönü yok. Olmus olsaydi Tanri bunu bilim agziyle ve herkesin anlayacagi bir sekilde ortaya vururdu. Kaldi ki bu âyet, Tanri'nin “inkarcilara” hitaben konustugunu gösteriyor; kendilerine hitap edilenler Tanri buyruklarina karsi gelenlerdir. Tanri, onlara “erozyon” dersi vermek için, ya da yer küre ile ilgili bilgiler belletmek için konusmuyor; sadece kendi kudretini kabul etmek istemeyen inkârcilara hitaben: “Ey inkârcilar! Sizin ayaklariniz altina serdigimiz arzi (yer'i) ayni halde birakiyor muyuz? Bu yer azaltip çogaltmiyor muyuz? Çesitli yollardan onu asindirip parçalamiyor muyuz? Ya da yasadiginiz topraklari, fetih yolu ile azaltmiyor ve müslümanlarin topraklarini çogaltmiyor muyuz?” seklinde konusarak güçlülügünü kanitlamaga çalismaktadir25.




Bu konuda verilebilecek diger ilginç bir örnek Cehennem'deki “Muhafiz Melekler” Sayisi'nin “19” Olusundaki Kerametle ilgili olarak Kur'ân'da yer alan âyet'lerdir. Gerçekten de Kur'ân'in Müddessir sûresi'nde, Tanri'nin söyle konustugu yazili: “Ben onu sekara (cehenneme) sokacagim. Sen biliyor musun sekar nedir? Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir sey birakmaz) hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o. Insanin derisini kavurur. Üzerinde ondokuz (muhafiz melek) vardir... “ (K. 74 Müddessir sûresi, âyet: 26-30).




Seriâtçi'lar ve onlara inanan kimi saf “aydin'larimiz”, bu âyet'lerde yer alan “19” sayisinda “mucizevî” bir anlam yattigini, ve çünkü bununla Kur'ân'in, Tanri sözleri oldugunun kanitlandigini söylerler; yüzyillar boyunca insanlarin bu “19” sayisi konusunda tartistiklarini, fakat bir türlü gerçege varamadiklarini, ve nihâyet bugün artik bilgisayar sayesinde bir çözüm saglandigini iddiâ ederler. Ve çünkü Kur'ân'da 114 sûre bulundugunu ve bunun “19” sayisi'nin tam kati oldugunu belirtirler; ya da Kur'ân'daki bazi deyimlerin “19” sayisi ile es deger sagladigini söylerler. Söylerken de, bilerek ya da bilmiyerek, Kur'ân'in içeriginden habersiz görünmek bir yana fakat bir de akilci düsünceye ters tutumlarini bir kez daha ortaya vurmus olurlar. Su bakimdan ki, bir kere Kur'ân'da 114 sûre oldugunu ve bunun “19” sayisinin tam katindan olustugunu öne sürerlerken, sûre'ler sayisinin kesinlik arzetmedigini, ve nitekim bu sayi'nin 112, ya da 113, ya da 116 oldugunun öne sürüldügünü düsünmezler. Gerçekten de, Süyûtî'nin yapitlarinda belirtildigi gibi, Enfal ve Beraet (Tevbe) sûre'lerini bir sayarak Kur'ânda 113 sûre oldugunu söyleyenler yaninda, Felak sûresi ile Nâs sûresi'ni Kur'ân'dan saymayip sûre sayisinin 112 oldugunu öne sürenler (Ibn Mes'ud'un Mushafi'nda oldugu gibi), ya da iki “kunut” duasi'ni Kur'ân'dan sayip bunlari birer sûre olarak ekleyerek Kur'ân'in 116 sûre'den olustugunu söyleyenler (Übeyy Ibn Ka'b'in Mushafi'nda oldugu gibi) vardir. Kur'ân'daki âyet sayisina gelince, bunun da alti bin oldugunu söyleyenler yaninda 6666 oldugunu söyleyenler de vardir, ki “19” sayisinin tam kati olmakla ilgisi yoktur. Fakat her ne olursa olsun, cehennem'deki muhafiz melekler sayisinin “19” olarak saptandigini belirten Müddessir sûresi'nin ilgili âyet'lerini dikkatlice okuyup akil süzgecinden geçirdiginiz takdirde, “19” sayisi'nda “mucize” ya da “keramet” yattigini kabul etmek söyle dursun, ve fakat söylenenlerin akli dislayan verilerden ve çeliskilerden olustugunu görmekle saskina döner ve muhtemelen kendi kendinize sorarsiniz: “Acaba bu sözler, Kur'ân'in Tanri'dan gelme oldugunun kaniti sayilabilir mi?”. Söyleki:




Her seyden evvel sunu belirtelim ki, Beyzavî, Zemakserî ve Süyutî gibi en saglam Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre Müddessir sûresi'nin yukariya aldigimiz âyet'leriyle Tanri'nin, cehennem'de 19 muhafiz melek bulundugunu belirterek “Ben onu sekara (cehennem'e) atacagim” dedigi kisi Velîd b. Mugire'dir. Çünkü güyâ Velîd, Muhammed'i “sihirbazlik”la suçlayan, onun hakkinda “deli'dir” diyen kisidir. Biraz yukarda gördügümüz gibi Kur'ân'in Kâlem sûresi'nin 10-15.âyet'lerinde “alçak zorba” ve “soysuzlukla damgalanmis” deyimleriyle tanimlanan kisi, bu ayni Velîd b. Mugire'dir. Anlasilan o ki Muhammed, Kâlem sûresi'ndeki bu tanimlamayi yeterli bulmayip bir de Müdessir sûresi'ne söz konusu ettigimiz âyet'leri koymustur. Bu âyet'lerin tamami aynen söyle:

KızıLLbas
20.11.2008, 18:46
“Ben onu (Velîd b. Mugire'yi), sekara (cehenneme) sokacagim. Sen biliyor musun sekar nedir? Hem (bütün bedeni helâk eder, hiçbir sey birakmaz) hem (eski hale getirip tekrar azap etmekten) vazgeçmez o. Insanin derisini kavurur. Üzerinde on dokuz (muhafiz melek) vardir. Biz cehennem islerine bakmakla ancak melekleri görevlendirmisizdir. Onlarin sayisini da inkârcilar için sadece bir imtihan (vesilesi) yaptik ki, böylelikle, kendilerine kitap verilenler iyiden iyiye ögrensinler (inansinlar), iman edenlerin imani artsin; hem kendilerine kitap verilenler, hem müminler süpheye düsmesinler, kalplerinde hastalik bulunanlar ve kâfirler de -Allah bu misalle ne demek istemistir?- desinler. Iste Allah böylece, diledigini sapiklikta birakir, diledigini dogru yola eristirir. Rabbinin ordularini kendisinden baskasi bilmez, Bu ise, insanlik için ancak bir ögüttür” (K. 74, Müddessir sûresi, âyet: 26-31)




Görülüyor ki, bu âyet'lere göre Tanri, cehennem meleklerinin sayisini “19” olarak saptamistir, çünkü istemistir ki bununla hem inkârcilar “imtihan edilmis” olsun, hem Kitapli'lar (yâni Yahudi'ler ve Hiristiyan'lar) Kur'ân'a inansin, hem müslüman'larin imanlari artsin, hem de “kitaplilar” ile “müminler” kuskudan uzak kalsinlar! Ve yine istemistir ki Velîd gibi “kalplerinde hastalik bulunanlar” ve “kâfirler”: “Allah bu misalle ne demek istemistir ki?” diye kendi kendilerine sorsunlar!




Pek güzel ama, nasil oluyor da “19” sayisi, Tanri'nin bütün bu isteklerini saglayabiliyor? Yani nasil oluyor da “Kitapli”larin ve “mümin”lerin imanini arttirirken, “kâfir”lerin soru sormalarina vesile yaratiyor? Daha baska bir deyimle, cehennem'de “19” muhafiz melegi vardir diye neden dolayi “Kitapli'lar” Kur'ân'a inansinlar, ya da “mümin”lerin imani artsin da, is kâfir'lere gelince onlar: “Allah bu misalle ne demek istemistir ki?” diye kendi kendilerine sorsunlar? “19” sayisindaki sir ve anlam açiklanmadigina göre, pek dogal olarak “kitapli'lar” ve “mümin'ler” dahi ayni soruyu sormak zorunda kalmayacaklar midir? Elbetteki kalacaklardir; nitekim 1400 yil boyunca herkes bu soruyu sorup durmustur! Imdi mümin'ler bile, kendi kendilerine: “Allah bu misalle ne demek istemistir ki?” seklinde soru sormakla, kâfir olmus sayilmayacaklar midir? Yoksa acaba Tanri, mümin'lerden, her seyi gözü kapali sekilde kabul edip, hiç soru sormadan kendisine boyun egmelerini mi beklemektedir? Eger böyle ise, bu takdirde insan varligini “akil” ile yaratmis olmasinin anlami nedir?




Öte yandan yukardaki âyet'lerde, “19” sayisi'nin, inkârcilari sinamak için seçildigi belirtildikten sonra, söyle deniyor: “... Iste Allah böylece, diledigini sapiklikta birakir, diledigini dogru yola eristirir....” (K. Müddessir, 31). Bu sözler Velid b. Mugire'nin, gerçek bir müslüman olmayisiyle (ve onun gibi davranan diger kâfirlerlerin tutumlariyle) ilgilidir. Ancak dikkat edilecegi gibi, Kur'ân'in bu hükmüne göre Tanri, diledigini sapiklikta birak yâni “inkarci” yapan, ya da dogru yola sokandir. Yâni Tanri, hem diledigi gibi kisileri (ki olayimizda bu Velîd b. Mugire'dir) sapiklikta birakip “kâfir”lerden yapiyor, ve hem de “kâfir”dirler diye lânetleyip cehenneme atiyor! Böylece kendi kendisiyle çeliskiye düsmüs oluyor!




Hemen ekleyelim ki çeliski niteligindeki bu tema, Kur'ân'in çogu âyet'lerinde devamli sekilde islenmistir. Örnegin En'âm sûresi'nin 125.ci âyet'inde, Tanri'nin, diledigi gibi insanlari müslüman yaptigi, ve diledigini de “kâfir” kildigi, ve kâfir kildiklarini da cehennemlik saydigi yazili. Zirâ âyet aynen söyle: “Allah, kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islâmiyet'e açar; kimi da saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir” (K. En'âm 125; Zümer 22-23; Mâide 41, 49, vs...). Bunun gibi, yine Kur'ân'da, “müsrik”leri, yâni “puta tapanlari” (ki Tanri'nin en büyük düsmanlari olarak damgalanmislardir) “müsrik” yapanin bizzat Tanri oldugu yazili: “Allah dileseydi, (onlar) puta tapmazlardi...” (K. En'âm sûresi, âyet 107). Ra'd sûresi'nde: “Allah dileseydi, bütün insanlari dogru yola sevkederdi” (K. Ra'd sûresi, âyet 31). Secde sûresi'nde su var: “Biz dilesek herkese hidayet verirdik...” (K. Secde, hayet 13). Örnekleri çogaltmak mümkün. Ancak anlasilmasi güç olan su ki, müsrik'leri “müsrik”, ve kâfir'leri “kâfir” yapan bu ayni Tanri, onlarin cehennemlik olduklarini ilân edip öldürülmelerini emretmekten geri kalmiyor; örnegin: “... müsrikleri buldugunuz yerde öldürün, onlari yakalayin, onlari hapsedin, ve onlari her gözetleme yerinde oturup bekleyin...” diyor (Bkz. Tevbe sûresi, âyet 5). Bunu dahi yeterli bulmiyor, bir de insanlari birbirleriyle savastirip bogazlastira'nin kendisi oldugunu açikliyor: “... Allah dileseydi... milletler, kendilerine açik deliller geldikten sonra, birbirleriyle savasmazlardi... Allah dileseydi onlar savasmazlardi (birbirlerini öldürmezlerdi); lâkin Allah diledigini yapar” (K. Bakara sûresi, âyet, 253). Buna benzer daha nice örnekler var. Anlatmak istedigimiz su ki, Muhammed'in Kur'ân'a yerlestirdigi âyet'lere göre Tanri, insanlari diledigi gibi müslüman yapip cennet'e sokuyor, ya da diledigi gibi “müsrik”, “kâfir” yapip cehennem'e atiyor. Kuskusuz ki bu da bir çelisme!




“Neden dolayi Tanri insanlari kâfir yapip cehenneme atiyor?” diye sorulacak olursa bunun yanitini yine Kur'ân'da ve Muhammed'in günlük siyâseti'nin gereksinimlerinde bulmak mümkün! Gerçektende, Kur'ân'da yazilanlardan ögrenmekteyiz ki Tanri, cehennemi insanlarla dolduracagina dâir kendi kendine söz vermistir. Örnegin Secde sûresi'nde su var: “Biz dilesek herkese hidâyet verirdik. Fakat cehennemi cin ve insanlarla dolduracagima dâir Benden söz çikmistir” (K. 32 Secde sûresi, âyet 13). Yani Tanri, eger dilemis olsa herkese hidâyet verebilecek iken vermiyor, çünkü vermis olsa, cehennemi insanlarla doldurmak hususunda kendi kendine verdigi sözü tutamamis olacaktir. Ve iste sözünü yerine getirmek içindir ki Tanri, insanlarin tümünü hidâyete erdirip tek bir ümmet yapmak imkânina sahip bulundugu halde, böyle yapmayip kimini “mümin”, kimini “müsrik” (putperest) ve “kâfir” kiliyor. Bunun böyle oldugunu da, Hûd sûresi'nde, apaçik bir sekilde söylemekten geri kalmiyor: “Eger Rabbin dileseydi insanlari tek bir ümmet kilardi. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hâlâ ayriliktadirlar; esâsen onlari bunun için yaratmistir. Rabbinin: -And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracagim- sözü yerine gelmistir” (K. 11 Hûd sûresi, âyet 118-119).

KızıLLbas
20.11.2008, 18:47
Dikkat edilecegi gibi Tanri burada “...esâsen onlari bunun için yarat(tik)...“ diyerek amacinin insanlari “ayriliklar”, “düsmanliklar” içinde yaratmak oldugunu, ve bunu yapmakla cehennemi insanlarla dolduracagina dâir kendi kendine vermis oldugu sözü tuttugunu bildirmekte. Böyle olunca cehennemi doldurabilmek için yeteri kadar “kâfir” bulmak ihtiyacindadir, çünkü cehennem, âdeta doymak bilmeyen bir ejderhadir; su bakimdan ki Tanri'nin: “Ey cehennem! Doldun mu?” diye sordugu her def'asinda, cehennem Tanri'ya: “Daha var mi?” diye karsilik vermektedir (K. Kaf sûresi, âyet 30). Oysa Tanri için, cehennemi doldurabilmek üzere dilediginin gönlünü darlatip onu “kâfir” kilmaktan (örnegin bkz. En'âm sûresi, âyet: 125), ve “kâfir” kildiklarini cehenneme atmaktan daha kolay ne vardir ki? Hattâ Kur'ân'dan ögrenmekteyiz ki Tanri, bazi hallerde kisilere, günahlari artsin da biraz daha kâfir olsunlar diye, mühlet dahi tanimaktadir. Örnegin Imrân sûresi'nde söyle yazili: “Inkâr edenler, kendilerine vermis oldugumuz mühletin sakin kendileri için hayirli oldugunu sanmasinlar. Biz onlara ancak, günahlari çogalsin diye mühlet veriyoruz...” (K. Al-i Imrân, âyet 178). Burada geçen “inkâr edenler” deyimi, Tanri'nin gönüllerini kapayip “kâfir” kildigi kimseler için kullanilmistir. Tanri onlara “mühlet” veriyor ama, bu mühlet'i onlarin hayrina olmak üzere vermiyor; sadece günahlarinin biraz daha artmasini saglamak için veriyor. Böylece cehennem'e atacagi insanlarin sayisini biraz daha arttirip, cehennemi doldurmak hususunda kendi kendine vermis oldugu sözü tutmus oluyor!




Bu yukarda söz konusu olan âyet'lerin ortaya vurdugu bir husus daha var ki o da su: Her gizli seyi bildigini söyleyen Tanri, cehennem'in dolup dolmadigini bilmez görünmekte! Bilemedigi içindir ki, dolup dolmadigini anlamak maksadiyle cehenneme sormak ihtiyacini duymakta. Nitekim biraz önce degindigimiz gibi, Kur'ân'in Kaf sûresi'nde Tanri'nin, cehennem'e: “(Ey Cehennem!) Doldun mu?” (K. 50 Kaf sûresi, âyet 30) diye sordugu yazili. Ancak cehennem öylesine aç gözlü ve öylesine insanlari yakmaga heveslidir ki, Tanri'nin bu sorusuna: “Daha var mi?” (K. Kaf sûresi, âyet 30) diye karsilik vermekte (Bu konuda ayrica bkz. Sahih-i Buharî Muhtasari, Cilt II, sh. 826). Böylece cehennem, Tanri'yi biraz daha fazla sayida “kâfir”i atese atmaga zorlamis gibidir. Bu zorlama altinda Tanri, ille de cehennemin açligini giderecegim diye, diledigi gibi insanlari “sapik” yapar, “kâfir” kilar; tipki “muhafiz meleklerin” sayisi'nin “19” oldugunu bildiren yukardaki âyet'de “... Allah diledigini sapiklikta birakir, diledigini dogru yola eristirir...” (K. Müddessir 30-31) dedigi gibi!




Söylemeye gerek yoktur ki saglikli bir insan akli, Tanri'nin bu yukarda belirttigimiz sekilde is görebilecegini kabul edemez. Edemedigi içindir ki “19” sayisi'nin, “mucizevî” nitelikte oldugu dogrultusundaki seriâtçi iddiâlarini ciddiye alamaz.

Gerçekten de, örnek olmak üzere verdigimiz yukardaki seriât verilerini tekrar gözden geçirerek, söyle bir düsünecek olursak su sorulari sormaktan kendimizi alamayiz: “Yüce” ve “her seyi yapmaga kâdir” oldugu söylenen bir Tanri, bütün insanlarin gönlünü açip müslüman yapma olasiligina sahip iken, onlari, sirf cehenneme atmak için “kâfir” yapmis olabilir mi? Ya da kendi kendisine: “Ben Cehennemi kâfirlerle dolduracagima söz verdim!” deyip, “kâfir” yaptiklarini cehenneme atar, ve attiktan sonra da: “Doldun mu, ey cehennem?” diye sorabilir mi? Ya da hiç insan akli, Cehennem'in (sembolik nitelikte bile olsa) dile gelip Tanri'ya: “Daha var mi?” diye soracagini kabul edebilir mi? Elbette ki bütün bunlar akli dislar nitelikte, ve dolayisiyle aydin kisilerin havsalasi disinda kalan seyledir.




Pek iyi ama, neden acaba Kur'ân'da, Tanri'nin, diledigi gibi insanlarin gönüllerini açip müslüman yaptigi, ya da dar ve sikintili kilip “kâfir” ya da “müsrik” (“putperest”) kildigi yazilmistir? Bunun nedenini, biraz önce degindigimiz gibi, Muhammed'in yasam siyâsetine egemen olan gereksinimlerde aramak gerekir. Su bakimdan ki Muhammed, kisileri ve özellikle önemli ve etkili kimseleri (örnegin kendi amucasi Ebû Tâlib'i) müslüman yapmaga çalisipta yapamayinca, kendisini, çevresindekilere ve taraftarlarina karsi, güç durumda hissederdi. Bir yandan “peygamber” oldugunu söylerken, diger yandan, kendisine en yakin olan kisileri dahi müslüman yapabilecek kudretten yoksun görünmenin, kendi prestij ve otoritesi bakimindan yikici oldugunu bilirdi. Özellikle Mekke döneminde, yâni daha henüz güçlenmedigi ve insanlari zorla, kiliçla Islâm'a sokma olasiligindan yoksun bulundugu dönemde, bu tür bir basarisizlik, onun peygamberlik iddiâlari bakimindan pek tehlikeli sonuçlar yaratabilirdi. Nitekim bunun ilginç örneklerinden biri, kendisine babalik etmis bulunan amucasi Ebû Tâlib'i müslüman yapamamasiyle ilgili olaydir. Biraz yukarda belirttigimiz gibi Ebû Tâlib, Kureyslilerin çok saydigi ve sevdigi bir kimse oldugu için, Muhammed sunu hesaplamisti ki, eger Ebû Tâlib'i müslüman yapacak olursa, onun sayesinde Kureysli putataparlardan pek çogunu Islâm'a kolaylikla sokabilecektir. Ancak ne var ki Ebû Tâlib, kendi atalarinin dininden, yani putataparliktan ayrilmak istememistir. Son derece hosgörülü bir insan oldugu için, Muhammed'in inançlarina saygi göstermis, hattâ onu pek çok tehlikelerden korumus, fakat bununla beraber ölünceye kadar inançlarini terketmemistir. Ölüm döseginde iken dahi, Muhammed'in kendisini son bir def'a olmak üzere Islâm'a çagirmasina ragmen, atalarinin dininden dönmemis, ve “kâfir” olarak ölmüstür. Söylemeye gerek yoktur ki bu, Muhammed bakimindan büyük bir basarisizlikti. Bunu örtbas etmenin tek yolu, “müslüman”, ya da “kâfir” olmanin dogrudan dogruya Tanri'nin dilek ve keyfine bagli bulunduguna dâir Kur'ân'a: “Allah, kimi dogru yola koymak isterse onun kalbini Islâmiyet'e açar; kimi de saptirmak isterse... kalbini dar ve sikintili kilar. Allah, inanmayanlari küfür batakliginda birakir” (K. En'âm, 125) seklinde âyet'ler koymakti. Böylece Ebû Tâlib'in müslümanligi kabul etmemesinin sorumlulugunu kendi sirtindan atip Tanri'ya yükleyivermis ve bir bakima: “amucam'in müslüman olmasini Tanri istemedi! Benim yapabilecegim bir sey yoktu” demek istemistir.




Sadece bu olay vesilesiyle degil, fakat Islâm'a sokmak isteyipte sokamadigi, ve bu yüzden düsmanlik besledigi diger kimseler vesilesiyle de Kur'ân'a, yukardakine benzer daha nice âyet'ler koymustur ki, bunlardan biri, “19” sayisi ile ilgili ve simdi üzerinde durdugumuz Müddessir sûresi'nin 30 ve 31.ci âyet'leridir. Yukarda degindigimiz gibi, Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre bu âyet'leri, Kureys esrafindan Velîd b. Mugire vesilesiyle konmustur. Söylendigine göre Velîd, önceleri Muhammed'e yakinlik göstermis, ve hattâ bir def'asinda Muhammed'in okudugu Kur'ân‘i dinleyince fevkalade etkilenmis, ve etkilendigini de etrafa hissettirmistir. Onun bu sekilde etkilendigini gören Kureysli müsrik'ler telasa düsüp kendi kendilerine: “Eyvah!” demisler “Velid dininden dönüp müslüman olacak; artik ona bakarak bütün Kureys dininden dönecektir” . Ve iste güyâ bunu önlemek için Velîd'in yegeni Ebû Cehil devreye girmis, ve bir gün yanina giderek bir sürü kandirmalarla onun Islâm'a girmesini önlemistir. Hattâ onu yanina alip müsriklerin yanina getirmis ve onlarin önünde konusturmustur. Güyâ Velid onlara, Muhammed'in, “yalanci”, “mecnûn”, “kâhin” ya da “sair” gibi lakaplardan ziyâde “sihirbaz” lakabiyle çagirilmasinin uygun olacagini söylemis ve söyle demistir: “Olsa olsa, o (Muhammed) bir sihirbazdir. Görmüyor musunuz: kisi'yi ailesinden, evlâdindan, kölesinden ayiriyor”. Onun bu sekilde konusmasi üzerine Kureysli müsrikler Muhammed'i “sihirbaz” olarak çagirmaga baslamislardir (Bu konuda Diyânet Vakfi'nin, Müddessir 21-25 âyet'leriyle ilgili açiklamasina bakiniz). Yine hatirlatalim ki Velîd, cömertligiyle ve halk'a karsi adâletiyle, halk'in çok sevdigi bir kimse idi. O kadar ki, Islâm kaynaklarinin bildirmesine göre, kendisini vahiy gönderilmege layik bilir, ve biraz yukarda degindigimiz gibi: “Kureys'in reisi olarak ben varken, nasil olur da vahiy bana degil fakat Muhammed'e gönderilir?” seklinde konusurdu. Söylemeye gerek yoktur ki bütün bunlar, Velid b. Mugire'nin cehenneme atilacagini ve cehennem'de “19”muhafiz melek bulundugunu bildiren Müddessir süresi'nin, yukarda belirttigimiz 30. ve 31.ci âyet'lerinin Muhammed tarafindan Kur'ân'a alinis nedenlerini anlatmaga yeterlidir.

KızıLLbas
20.11.2008, 18:47
Yukardan beri belirttiklerimizden anlasilacagi gibi, Müddessir sûres'nin söz konusu âyet'lerinde yer alan “19” sayisinin, seriâtçilarin pek yanlis olarak sandiklari gibi, “bilimsel” ya da mucizevî bir niteligi yoktur. Bu sayi, Kur'ân'in Tanri sözleri olmaktan ziyâde, olsa ola, yine Kur'ân'da yazili oldugu gibi, Muhammed'in sözleri (ya da hiç degilse Kur'ân'i derleyenlerin sözleri) olduguna kanittir ki, el-Hâkka sûresi'nin 40.ci âye'inde ifâdesini söyle bulmus olmaktadir: “Hiç süphesiz o (Kur'ân) çok serefli bir elçinin sözüdür” (K. 69, Hâkka sûresi, âyet 40) .

Joker
30.11.2008, 14:32
verilen emek için tesekurlerde bide su yazıları daha az ve öz yazsak daha iyi olmazmı

DEVRI_ALEM_99
09.12.2008, 03:14
Sorular değişmiyor ki... doğrusu ne soracaklarını, ne düşündüklerini onlardan daha iyi biliyorum.. o yüzden bu kadar hızlıyım.

Ama ne yazıkki kendilerini hiç geliştiremiyoarlar. asılrladır sünnilerin şiilerin alevilere saldırdıkları kelimeleri buraya taşıyorlar.. sanki biz bunları yeni duyoruzda..

yaww siz ışık dini kelebeklerden önce biz bu sorularalra muhataptık zaten..:D Biraz kitap karıştırında yeni sorularla gelin..

bu nedenle yanıtı belli sorularla.. asılardır var aleviliği anlatıyoruz ve kafalarına iyice girene kadar tekrar edecez anlamıyolar.. ne yapalım..

Aynı konuları aynı soruları tekrar edip duruyorlar... Bozuk plak gibi .. bizde ne yapalım tekrar tekrar baskı yapıyoruz...

Oysaki verdiğimiz cevapları eleştirme yeteneği ve zeka kapasiteleri olsa devam edeceğiz.. oda tek cevap veremiyolarlar.. kendi çelişkileri içinde bocalayıp duruyorlar.

bir kaç tane ateist kitaptan alıntı.. bir kaç tane sünni ve şii kitalarından alıntı.. 24 saat aleviliğe küfrettip hz. Ali'ye ve 12 İmam'a saldırıp duruyorlar.. ve bunu ismi ALEVİ olan bir forum sitesinde yapıyorlar..

Benim onlara tavsiyem adlarını değiştirsinler ÇINARİYE DİNİ YADA aLUVİ yapsınlar..



Saygı ve sevgilerimle


SEVGİLİ BABA DEDE: burda yolunu soyunu bilmeyen çok ateist vede kimleirin sözcülüğünü yaparlar zavallılar burda neredeyse.
alevilik. denince.
dinsizlik.
ateistlik. şirklik.
hiç bir kitaba inammayan.
vs vs bir yığın yol düşkünleri var . onlar neyin peşindeler ama bilemiycem yazık aleviyim deyipde buralarda sapkınlık yaparcasına. neyin peşindeler ama çok yanlış şeyleirn peşndeler. ALEVİ'LİĞİ bu kadar ayağa düşürmeye çalışmalarınında boş ve beyhude olacağını umarım çok geç olmadan,farkına varırlar.

bukadar basıtmi aleviyim deyeceksin hiç birşeyi kabul etmeyeceksin. nasıl oluyormuş böyle alevilik. bunlargibi düşünelerde inan alevileri yolana bağlı olan avlevileride sünnilerin gözünde hep aynı olarak görmelerine yardımcı oluyorlar. çok yazık ediyorlar güzelim yolumuza.


ayrıca KUR'AN-DAN ayetleri yadığın içinde TŞK edrim. burdaki cahilerin çokğu KUR'NI Bile kabul etmiyenler var. acaba GENAZE'LERİ OLDUĞU ZAMAN BU tür düşünenler bir MARŞ felanmı söyleyerek yapmayı düşünüyorlar onuda yazsınlarda bileim.
Sevgiyle kalın

Dede-baba
11.12.2008, 21:18
SEVGİLİ BABA DEDE: burda yolunu soyunu bilmeyen çok ateist vede kimleirin sözcülüğünü yaparlar zavallılar burda neredeyse.
alevilik. denince.
dinsizlik.
ateistlik. şirklik.
hiç bir kitaba inammayan.
vs vs bir yığın yol düşkünleri var . onlar neyin peşindeler ama bilemiycem yazık aleviyim deyipde buralarda sapkınlık yaparcasına. neyin peşindeler ama çok yanlış şeyleirn peşndeler. ALEVİ'LİĞİ bu kadar ayağa düşürmeye çalışmalarınında boş ve beyhude olacağını umarım çok geç olmadan,farkına varırlar.

bukadar basıtmi aleviyim deyeceksin hiç birşeyi kabul etmeyeceksin. nasıl oluyormuş böyle alevilik. bunlargibi düşünelerde inan alevileri yolana bağlı olan avlevileride sünnilerin gözünde hep aynı olarak görmelerine yardımcı oluyorlar. çok yazık ediyorlar güzelim yolumuza.


ayrıca KUR'AN-DAN ayetleri yadığın içinde TŞK edrim. burdaki cahilerin çokğu KUR'NI Bile kabul etmiyenler var. acaba GENAZE'LERİ OLDUĞU ZAMAN BU tür düşünenler bir MARŞ felanmı söyleyerek yapmayı düşünüyorlar onuda yazsınlarda bileim.
Sevgiyle kalın

Alevilik Alevilerden öğrenilir..

Alevilik ceddi muhammed nesli Ali'el Mürteza.. seyid dede ve Pirlerimizden ömğrenilir..

Bugün aleviliği islam dışı olarak görenleri bir inceleyin.. hiçbirinin alevi dahi olmadığını hattabir çoığunun sünni olduğunu dahası ateist olduklarını göreceksiniz..
Oyuna gelmemek gerekir..

uyanaık olalım

Allah eyvallah

elmali95
13.12.2008, 23:34
Yukardan beri belirttiklerimizden anlasilacagi gibi, Müddessir sûres'nin söz konusu âyet'lerinde yer alan “19” sayisinin, seriâtçilarin pek yanlis olarak sandiklari gibi, “bilimsel” ya da mucizevî bir niteligi yoktur. Bu sayi, Kur'ân'in Tanri sözleri olmaktan ziyâde, olsa ola, yine Kur'ân'da yazili oldugu gibi, Muhammed'in sözleri (ya da hiç degilse Kur'ân'i derleyenlerin sözleri) olduguna kanittir ki, el-Hâkka sûresi'nin 40.ci âye'inde ifâdesini söyle bulmus olmaktadir: “Hiç süphesiz o (Kur'ân) çok serefli bir elçinin sözüdür” (K. 69, Hâkka sûresi, âyet 40) .


Sevgili kardesim...alinti yaptigin ve yorumumlarinin savundugun Emevilerin ve Osmanlinin bize yaptiklari belli..düne kadar Sivas otelreinde bizi yaktilar...Devletin hic bir Polisi,,hic bir Itfiyacisi derdimize derman olmayarak seyir ci kaldi... Sen o devletin Diyanetinin Kuran yoruma bas vuruyorsun...Allah isini rast getire..Emevi ve Abbasi yalanlarina kanan karedes..san ki Kurani yorumlayacak bilgiye sahipsin...Sen kim sin...ne sin.. Kuranin ilmini sorguluyorsun...Insan bilmedigi anlamadi bir kitabi yandaslarinin seytan olan kisiden ögrenirmi.....Ögreniyor iste bilgisiz Seyatan sümresi..akil ediyor ilsaydi kendi ögreinir kendi yorumlardi.....

pLayChiLd
14.12.2008, 05:54
Hocam Eline sağlık... Bilmediğim bir şeyi sayende öğrenmiş oldum.

Lulan1956
15.12.2008, 21:14
dede baba herzamanki gibi bizlere değerli bilgiler vermişsin ,aleviliğin islamla ilgisi yoktur diyenlerede son 5 maddeyi aklı selimce okumalarını tavsiye ediyorum ,saygılar....

Sağol biz almayalım. Dedebaban seni irşad etsin, yeter.

elmali95
15.12.2008, 21:43
Sağol biz almayalım. Dedebaban seni irşad etsin, yeter.

Seni irsad eteden var mi???