PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Komünizm: “Su Katılmamış Vatanperverlik”


boikot
05.06.2006, 21:37
“(...) Komünistim çok şükür(...) Her komünist gibi de su katılmamış vatanperverim/ hem de bir tarih/ bütün bir devir/ bir insanlık merhalesi boyunca daha gerçek/ daha ileri...” (Memleketimden İnsan Manzaraları-YKY /Syf: 526)

Nazım’ın bu dizeleri de diğer bir çoğu gibi, komünizmin “vatanperverlik”ten sonra terfi edilmiş bir rütbe değil, vatanperverliğin en alası, “su katılmamışı” olduğunun altını çiziyor. Nazım’ın Bakü’de aldığı karar, kuşkusuz bir dönüm noktasıydı. Ama bazen zannedildiği gibi komünizmi tercih etmek, başkalaşıma uğramak değildir. İnsanlığın tarih boyunca biriktirdiği tüm ilerici değerleri, -vatanseverlik dahil- çıkarsız ve sağlam temellere oturtmaktır komünizm.

Nazım’a haksız olduğunu, “vatanperverlik” gibi kavramların komünist ideolojide yeri olmadığını söylemeye cesaret edebilir miydiniz? Evet edenler var. Sonuçta sol sekterizmin, burjuva liberalizmiyle aynı kulvarda buluştuğu pek çok örnekten biridir vatan kavramının inkarı.

Bu noktada önemli olan, Nazım’ın şiirini evrensel kılan şeyin vatan ve halk sevgisi olduğu gerçeğidir. Kendi vatanına, toprağına ayaklarını sımsıkı basabildiği içindir ki, Nazım sesini tüm dünyaya ulaştırabilmiştir. Aynı şey tüm dünya şairleri için de geçerlidir. Mayakovski’den Lorca’ya; Eluard’dan, Neruda’ya dünya şairleri, büyüklük ve ustalıklarını, kendi ülke ve halklarının tarihiyle yoğrulmuş vatanseverliklerinden, insanlığın büyük kurtuluş idealini bu temelde dile getirebilmiş olmalarından aldılar. Vatanlarını inkar ederek değil! Yalnızca şunun altını kuvvetle çizdiler: “Başkasının sırtından geçinenlerin değil/ çalışan insanların vatanperverliği”dir bu. “Su katılmamış vatanperverlik.” için böyle bir ayrım noktası koyar Nazım ki, milliyetçilikle vatanseverliğin özdeki farklılığına işaret eder. Gerçek vatanseverler sosyalistlerdir...

Nazım’ın şiirindeki vatan temasının sürekliliği de bu özgüvene dayanır. 19 yaşında ulusal kurtuluş savaşına katılma çağrısı yaptığı şiirlerden birinde, gençliğin vatansever damarına basmak için, “o satılmış vezire o satılmış hünkara/ o satılmış kullara sizde mi katıldınız/ siz de mi satıldınız, siz de mi satıldınız?” diye soran Nazım ile neredeyse 40 yıl sonra “Bu Vatana Nasıl Kıydılar” şiirinde, “İnsan olan vatanını satar mı?/ Suyun içip ekmeğini yediniz/ Dünyada vatandan aziz şey var mı?/ Beyler bu vatana nasıl kıydınız?” diye soran Nazım aynı Nazım’dır. Nazım yine ve her zaman vatanseverdir; ancak tek farkla ki, “...bir insanlık merhalesi boyunca(...) daha gerçek, daha ileri” bir vatanseverlik mertebesine erişmiştir. “Sevdalınız komünisttir” der, Yatar Bursa Kalesi’nde şiirinde: “Memleket toprağındadır kökü/ Bedrettin gibi taşır yükü(...)”...

Bu nedenle de vatan şairi kimliğini hiçbir güç alamamıştır Nazım’dan. Ne komünist olduğu için kendisini hain ilan edip komplolarla onlarca yıl hapis yatıran Kemalist iktidar, ne aynı sebeple kendisine yüz çeviren egemen edebiyat çevreleri, ne de dünden bugüne “sol”dan sağdan yöneltilmiş hiç bitmeyen karalama, çarpıtma, iki yüzlülük ve içini boşaltma, evcilleştirme çabaları... Çünkü Nazım halkı, halkı da onu sonsuzca sevmiştir.

“...Emperyalizmi Vuran/ Yarını Kuranlarız...”

Nazım’ın her biri birer vatanseverlik manifestosu olan birçok eseri arasında Kuvayi Milliye Destanı’nın kuşkusuz özel bir yeri vardır. Kemalizm önderliğindeki ulusal direniş hareketini tüm görkemiyle destanlaştırmıştır Nazım. Destanda hikayeleri eşliğinde savaşı canlandırdığı kişiler ise halktır, Anadolu’nun çileli insanlarıdır. Nazım’ın bu destanında milliyetçiliğe övgü arayan, boşuna arar.

Daha girişte “Onlar” şiiri ile Nazım bu ulusal kahramanlığın sahiplerini belirtir: “”Onlar ki toprakta karınca/ suda balık/ havada kuş kadar/ çokturlar/ korkak/ cesur/ cahil/ hakim/ ve çocukturlar/ ve kahreden/ yaratan ki onlardır/ destanımızda yalnız onların maceraları vardır(...)” Ve işte destanın başlıca kahramanları; Karayılan, Kambur Kerim, Arhaveli Laz İsmail, Öğretmen Nurettin Eşfak, Manastırlı Hamdi Efendi, Reşadiyeli Veli oğlu Mehmet, Kartallı Bahçıvan Kazım, Süleymaniyeli fioför Ahmet, İzmirli Tornacı Ali Onbaşı ve elbette ki kadınlar. “...harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi/ aynı yürek ferahlığı aynı yorgun alışkanlık içinde...” cepheye mermi taşıyan kadınlarımız... Ulusal cephe içinde yer almasına hatta önderlik etmelerine karşın ne paşaları, mebusları, ne de ağaları, beyleri, eşraftan “büyükleri”, mollaları anlatmıştır Nazım. “Kuvay-i Milliye”, vatansever bir halk destanıdır ve bu yüzden Türkçe’nin en güzel ve seçkin eserleri arasında parıldar durur.

Nazım’ın tüm destan şiirleri belirgin ve tutarlı bir anti-emperyalizmi yansıtır. “Benerci Kendini Niçin Öldürdü?” adlı eserinde insana ve kavgaya dair ele aldığı konuları, İngiliz emperyalizmine karşı Hint halkının kahraman direnişini güçlü bir fon gibi değerlendirerek anlatır. “... Emperyalizm aleyhine yazılan ve emperyalizmi temellerinden yıkmak için nefislerini feda edenlerden bahseden bu kitap...” denilerek amaç açıkça ortaya konur. Sakand ile Si-Ya-U da, yine aynı şekilde, ele aldığı “sanatın kendini halkların kurtuluşuna adaması gerekliliği” temasını Çin halkının İngiliz emperyalizmine karşı direnişi temelinde işler. Taranta Babu’ya Mektuplar, Habeşistan halkına saldıran İtalyan faşizmi ve Mussolini nezdinde emperyalizmin etkili bir teşhirini yapar. Zengin anlatım tekniği, etkili söylemiyle faşizme karşı halkların direnişine sahip çıkan dünya çapında yazılmış en büyük eserlerden biridir bu destan da...

“Çok Uzaklardan Geliyoruz”

Tarih bilinci, Nazım şiirinde emperyalizme karşı savaşımın güç alacağı kaynak olarak görülür ve gösterilir. Öyle der Nazım; “çok uzaklardan geliyoruz/ çok uzaklardan/ kaybetmedik bağımızı çok uzaklarla/ Bize hala konduğumuz mirası hatırlatır/ Bedreddini Simavni’nin boynuna inen satır/ Engürülü esnaf Ahilerle beraberdik/ biliriz/ hangi pir aşkına biz/ sultan ordularına kıllı göğüslerimizi gerdik...”(Kablettarih)

Nazım kitlelerin tarih bilincini çarpıtmak, geçmişlerinin onur duyulacak sayfalarını zihinlerden silmek ve kimliksizleştirmek için emperyalizmin ne denli ciddi bir uğraş içinde olduğunun bilincindedir. Dolayısıyla cepheye sürdüğü şiirleri, bu gerçeği göz önünde bulundurarak, tarih bilinci ve ulusal onur ile yoğurmayı açık bir misyon olarak kabul etmiştir. Nazım’ı okumak bu yüzden her an tarihi duyumsamak ve belli bir gurur ve sevinç ile dolmaktır...

Örneğin ABD Dışişleri Bakanı’nın Türk askeri hakkında verdiği “Bize 23 cente maloluyor.” beyanatına, bu meşhur aşağılamaya en güzel yanıtın Nazım’dan ve yine tarihsellik içinde gelmiş olması tesadüf değildir: “(...) Dahası var Mister Dallas/ sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz/ zulüm gibi/ hürriyet gibi/ kardeşlik gibi sözlerin/ dövüştü zulme karşı o/ ve istiklal ve hürriyet uğruna/ ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek/ ve yarin yanağından gayrı, her yerde/ her şeyde/ hep beraber/ diyebilmek için/ yürüdü peşince Bedreddin’in...”

Nazım’ın Amerikan emperyalizmine karşı öfkesi gerçekten büyük ve samimidir. Bazen ağız dolusu küfürle dile gelecek kadar hem de: “(...)Bacımınkiler gibi gök gözlü şehrim/ İstanbul’um/ seni düşünüyorum/ Oturmuşum deniz kıyısına/ bakıyorsun limana giren Amerikan zırhlısına/ Hastasın, açsın, öfkelisin/ O da bakıyor sana/ hem de nasıl/ efendinmiş/ patronunmuş/ sahibinmiş gibi itoğlu it(...)”

fiiirde estetik arayışlarına denecek sözümüz olamaz ama Nazım şiirinden tarih bilinciyle yoğrulmuş duygu açıklığı ve samimiyet anlamında dersler çıkarmak belki daha elzemdir günümüzde.

“Milli Gurur”

Simavna Kadısı Oğlu fieyh Bedreddin Destanı, Nazım’ın tüm yapıtları içinde tarihselliği, Anadolu’nun isyancı geleneğini coşkuylu kucaklayışı yanıyla özel, ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

1936’da destanın yayınlanmasından sonra, TKP içindeki “ultra-sol” unsurların “Bu şiir enternasyonalizmin reddidir.” şeklindeki ithamlarına maruz kalışı ise günümüzde devrimcilerin “ulusal gurur”, “vatan” gibi kavramları sahiplenmeleri karşısında “küçük burjuva milliyetçiliği”, “proleter devrimin reddi” gibi eleştirilere(!) maruz kalmasıyla bir çok benzerlikler gösteriyor.

Vatanseverliği bir paye olarak, gerek siyaset, gerekse edebiyatta burjuvazinin insafına bırakanların, ulusal gurur duygusunu da proleter enternasyolizmi adına reddetmeleri normaldir.
fiair, işte o günün “sol züppelik”lerine destana yazdığı bir “zeyl”(sonradan eklenen yazı) ile yanıt verir.

“Milli Gurur” başlığı altında yazdığı bu ek bölüm, enternasyonalizmin ulusal gururu dışlamadığını tersine bu gurur olmaksızın enternasyonalist olunamayacağının altını bizzat Lenin’e başvurarak çizer:

“Evet, biraz da milli gurur duyuyorum. Tarihinde Bedreddin hareketi gibi bir destan söyleyebilmiş her milletin şuurlu proleteri bundan milli bir gurur duyar. Evet Bedreddin hareketi aynı zamanda benim milli gururumdur. Milli gurur! Sözlerden ürkme! İki kelimenin yanyana gelişi seni korkutmasın. Lenin’i hatırla. Hangimiz Lenin kadar beynelmilelci olduğumuzu iddia edebiliriz?”
Ardından konu üzerine Lenin’in “ulusal gurur” makalesinden uzunca bir alıntı aktarılır. Makalede Lenin, “biz milli gurur duygusuyla meşbuuz. Çünkü Rus milleti de inkılapçı bir sınıf yaratabildi” demekte ve Rus halkının tarihte kalmış isyancılarına, “Bizim göğsümüzü kabartır.” diyerek sahip çıkmaktadır.

Nazım’ın Bedreddin Destanı ve destana yazdığı “zeyl”, yüksek bir tarih bilinci ve ulusal gurur duygusunun ürünüdür. Destanın isyancıların yenilgisini betimlediği 9. bölümünün sonuna düştüğü, “Marksist bir ‘Makine-adam’, bir robota değil, etiyle, kanıyla, sinir ve kafası ve yüreğiyle tarihi, sosyal, konkre(somut bn.) bir insandır.” notu da yine evrensel bir uyarıdır.

Evet Marksistler yeri gelir kahreder, yeri gelir çocuk gibi sevinir, yeri gelir tarife gelmez öfkeyle dişlerini sıkarlar. Soğuk akıl yürütme, duygulardan arındırılmış analitik bir maddecilik değildir devrimci olmak.
“(...) ve teker teker/ bir an içinde/ omuzlarında dilim dilim kırbaç izleri/ yüzleri kan içinde/geçer çıplak ayaklarıyla yüreğime basarak/ geçer Aydın ellerinden Karaburun mağlupları...”

Bedeli Ödenen Dizelerden...

Nazım 13 yıllık tutsaklıktan sonra 1951’de iç ve dış kamuoyunun yoğun baskısıyla hapislikten kurtuldu. (Daha önceki tutsaklıklarıyla birlikte toplam 18 yıl hapis yatmıştır.) Ona vatanında özgürlüğü çok görmüşlerdi. “Ağır” bir bedeli alnının akıyla ödemesini bildi. Tutsaklık yılları boyunca dünya ilerici edebiyatının en seçkin eserlerini yaratarak ve burjuvaziye karşı durmaksızın savaşan ölümsüz dizeler yaratarak verdi kendi karşılığını...

Vatan, Nazım için eviydi(...) Bursa’da havlucu Recebe/ Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman/ fakir köylü Hatçe kadına/ ırgat Süleymana düşman/ düşünen insana düşman/ vatan ki insanların evidir/ Sevgilim onlar vatana düşman...(9 Ekim 1945)

Vatan, uğruna hapis yatılandı: (...) sen Rus/ ben Türk/ ama ikimiz de komünistiz/ seni astılar memleketini sevdiğin için/ ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim (Memleketimden İnsan Manzaraları)

Vatan, en yakın insanı gibiydi: (...) en yakın insanınmış gibi seversin memleketini/ günün birinde mesela Amerika’ya ciro ederler onu/ seni de büyük hürriyetinle beraber/ hava üssü olmak hürriyetiyle/ hürsün (Bir Hazin Hürriyet)

Vatan, kan ile sulanmayı bekleyendi: (...) insanın yurdu bir kat daha kendinin olur/ toprağına suyuna karıştıkça kanı(...) (İstiklal)
Ve Nazım, “(...)vatan Amerikan üsleri Amerikan bombası Amerikan donanması topuysa/ vatan kurtulamamaksa kokmuş karanlığınızdan/ ben vatan hainiyim/ yazın üç sütun üstüne kapkara haykıran puntolarla/ Nazım Hikmet vatan hainliğine devam ediyor hala” diyebilecek kadar cesurdu. Bu denli bir güç ve öfkeyle haykırabilmek içinse Nazım bir büyük hasrete sahip olmalıydı;

“(...)Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın/ yok edin insanın insana kulluğunu bu davet bizim/ yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşcesine/ bu hasret bizim...”

Sonuç Yerine

Nazım’ın hasretini paylaşanlar, bugün yine “namus nedir, vicdan nedir” diye düşünerek hem şiirlerini yazıyor hem de “vatanın toprağına suyuna kanlarını karıştırmaya” devam ediyorlar.

Halktan yana olma iddiasındaki tüm sanatçılar açısından Nazımca sorular sormak ve Nazımca dürüst yanıtlar vererek tercih yapmak, bizce kalıcı olabilmenin tek yolu, çünkü ancak cesur olabilenler özgür olabilir...
TAVIR DERGİSİ

Nazım Hikmet Şiirinde Vatan Sevgisi
YAZININ TAMAMI İÇİN
[Only Registered Users Can See Links]

EŞİTLİK PARTİSİ
10.06.2006, 19:39
Sevgili boikot...

Bu güzel paylaşımınız için teşekür ederiz...
Bize,sizin paylaştığınız HAYATTAN örnekleri yaşayan evrensel ve ulusal önderlerimiz elbette bu günleri görüyorlardı...
SOLCULUĞU yakaya ROZET takmak kadar kolay zanneden,zannetmekten öte
bu hareketinin ne anlama geldiğini ''İYİ'' bilenleri gözlemliyoruz bu günlerde...
Mesele,MARKSIN insanlığa yol gösterdiği aşamaların ters yüz edilmesiyle ilgili...
Öyle ters yüz edildiki,kerameti kendinden menkuller,DEVRİM adına,DEVRİMCİLİĞİ katletmeye kalktılar ama,bu DEVİRDE bitti...
Ha bire ENGELLEME yöntemi arıyorlarda,bulacakları başka yalan kalmadı...
ABD İKİNCİ baş ajanını yani ZERKAVİYİ öldürdüğüne göre,KAÇACAK demektir...
Bunun bir değişiğini VİETNEMDA yapmış ve arkadan pılını pırtısını toplayıp tüymüştü...
Saygılarımla

Bektaş ÇELEBİ

boikot
07.08.2006, 14:50
Komünistiz su katılmamış vatanseverleriz.