PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Sol nedir,kime sol denir?


gnost
09.06.2015, 11:04
Sol nedir,kime sol denir?

Devrim nedir, Devrimci kime denir?

-1-

''Deniz Gezmiş'in mezarına gittim...'' diyen CHP genel başkanı solcumudur?

''Yol gidenindir''

Konuyu bir yazı kaleme alarak açıklamak gereğini neden hissettim ve neden bu kavramların arkasındaki yığınsal anlamları bir kez daha somutlama gereği hissettim.

Çünkü sap ile samanı ayırmanın sıradan bir insan için karıştığı bir dönemdeyiz.Sadece bu yönden bakılsa dahi bu kavramların yerli yerine oturması şart.

Dünya'daki tüm ideolojiler, insanların Sosyolojik soru, sorun, çelişki, çıkar, ilişki, durum biçimlerinin bir sonucudur.İdeolojiler dünden bu güne aniden oluşmuş birer olgu değillerdir.Tarih, ilerleyişinde durmak bilmeyen bir akış yaratmış ve bu akışın biçimlediği kıyılarından kopardıklarını bilinç deltalarımızda biriktirerek eşsiz bir miras bırakmıştır.Bilgi taneciklerinden herbiri o deltanın düzlüklerinde incelemeye değer saflıkta ve önemdedir.O düzlüklerdeki her tanecik,başı göklerde bir dağın bize ulaşan yaşanmışlığıdır.Bilgidir, belgedir, değerlidir.Sadece bu nedenle dahi olsa sol bilimsel bilgiye dayalı bir temele dayanır.O yada bu tarihteki konjektürel bir kazanım için bilgiyi kirletmek, kaybetmek, tahrip etmek, çarpıtmak sola yapılacak kötülüklerin en tehlikelisidir.Olaylar ve yaşanmışlıkların tamamı yerine kesitlerden yada taneciklerden birinin arkasına gizlenmek ve oradan fikriyat üretmek olsa olsa popülerlik sağlar.Popüler olmak kalıcı olmak değildir.Sol bir konjektürel durum, yanlızca o çağın yada durumun değil tüm zamanların bilgi ve bilinç yükünü taşır.Bu yük ağırdır, bedel ister ki üşengeçler ve uyuşuklar için sıkıcıdır da.

Ülkemde şu günlerde fırtınalar estirilerek ''sol lazım'' ''sol birliğe ihtiyaç var'' ''birleşik sol muhalefet'' gibi temcit pilavına dönmüş bir yaklaşım, temcitliğinden olsa gerek, tekrar tekrar gündeme sokuluyor.Bu tartışmaları yürütenlerin benzer tartışmaları yada gayretleri farklı zaman ve zeminlerde yaptıklarını biliyoruz.Kitle mücadelesine giden yolda attıkları her adımda tökezleyen bu ve benzeri popülist çabaların sol olmadığı, tarihin deltalarında biriktirdiği bilgiden yoksun olduğu ve bu mirası değil günün rantiyesini temel aldığı kesinliği sonuca sirayet ediyor.Hezimmet, dağılma, siliklik.

Solu ele alan ezber yazılarını okuduğunuzda Fransız ihtilali sonrası oluşan parlamentonun sol tarafta oturanlarına verilen isimlendirme ile başlayıp, Sanayi Devrimiyle,Sovyet, Çin,Küba..deneyimleriyle devam eden bir kısırlık göze çarpar.Oysa sol birikim, insanlık ve evrenin tüm birikimlerini referans alan bu birikimlerden kendi doğrularını oluşturan, geçmiş ile bu gün arasındaki bağı bu bilimsel yol ile bağdaştıran Diyalekt bir ideolojidir.Ancak yine ne yazıkki günümüzde hala o yada bu bilgi, olay, durum üzerinden referans yaratarak ''solculuk'' yapmak heveslisi insanlar görüyorum.

''Gezi'' ''Gezi ayaklanması'' '' Gezi direnişi'' isimlemeleriyle son bir yıldır ''sol'' cenahta tartışılan, bu alanı referanslarına katıp hatta tek referansı olarak gören bir anlayış işte bu sığ ve konjektüre göre biçim almanın en temel örneğini vermişlerdir.

Yetmeyince Ortadoğu da geliştirilen gerici terör karşıtlı üzerinden bir referans üretmeye çalışmışlar ve hatta esen rüzgara göre yelken pozisyonunu ayarlayarak yelkenlerine milliyetçilik, saldırı, yandaşlık, katliam, dezenformasyon, müzakere adıyla ihanet, eylem adıyla kirlenmişlik doldurdular.Tüm bunlar benim ülkemde oldu.Ancak sol bir ülkenin ulusal ve konjektürel ''solcuları'' ile sınırlanabilecek kadar basit bir denklem hiç olmadı.

Daha dün CHP genel başkanının ''Deniz Gezmiş'in mezarina gittim...' diyerek solculuğuna kanıt bulma anlayışı iflas etmiş bir fikriyatın ayakta kalma telaşı değilmidir.Adama sormazlarmı ''Denizler idam sehpasına Chp nin de desteklediği bir kararla gitti sen bu tarihsel mirastan sıkılmadınmı utanmadınmı da gittin o partiye başkan oldun.'' ''Mezarına gideceğine Deniz ol'' demezlermi?

Peki ülke ekseninde HDP nin son seçimlerde ''sol'' dan aldığı oylar ile çıtayı yüksektmesinden mi koptu bu fırtına? Evet büyük oranda söz konusu olan bu konjektürel duruma dayanıyor.Koparılan fırtına Ethem Sarısülük'ün iş arkadaslarının sigortasız sendikasız oluşlarından kopmuyor.Oy ''solcuları'' da diyebilirsiniz.

Öte yanda içinden çıkılamaz bir sarmalı barındıran Kürt milliyetçilerini ve onların ardinda emir eri pozisyonunu alan liberal, oportünist sol tandanslılar ve sol adına yarattıkları tahribatı ise bu yazının onarması mümkün değildir.

O halde solun referansı olan tarihsel deltalarda birikmiş bilgiyi irdelemek yerine kolaya kaçanlara bir önerim olacak.Giyindiğiniz Che t shirt ü, bıyığınızdaki büklüm, montunuzun yeşili,lafazanlığınızdaki cüret, yazınızdaki kararlılık, rakı sofranızdaki meze değildir sol. Sol, sabah erkenden kalkıp ailesinin yaşamını idame etmek isterken soluduğu egzos dumanıyla barışmamaktır.Sol, doğduğu yerde doyamayanların büyük göçlerinde geride bıraktıkları, buralara taşıdıklarıdır.Milyonlarca savaşta milyarlarca insandır.Berkin Elvan ın eve ekmek getirmek için çıktığı sokaklardan beslenir ve o ekmek kadar temizdir.

Devam edecek..

gnost

gnost
09.06.2015, 11:08
Sol nedir,kime sol denir?

Devrim nedir, Devrimci kime denir?

-2-

Bir alıntı ile, özetlenmiş bir fikri (katılmadığım yanları olsa da)paylaşmak isterim.

İnsanlığın Bilinen Geçmişi

'' İnsan olarak anılan canlı varlık, üzerinde yaşadığımız Dünya gezegeninin ve güneş sistemimizi oluşturan tüm gezegenlerin en akıllı canlısıdır. İnsanı diğer canlılardan farklı kılan en önemli özelliği aklı ve yetenekleridir.İnsan, bilinen geçmişi süresince çevresinde oluşan hareketleri ve bunların nedenlerini, üzerinde yaşadığı dünyayı, güneş sistemini, kendi galaksisini ve tüm evreni algılama yolunda süre_li çaba sarf etmiştir. Et ve kemikten oluşan vücudu ile yapamayacağı işleri, yarattığı âletlerle yapabilmek için çalışmıştır. Bir bakış açısı ile sanki yapısının derinliklerinde, yani genetik enfor_masyonunda, "Varoluşunun Keşfedilmesi" görevi yatmaktadır.Bilinen ya da tahmin edilen insanlık tarihi MÖ 50.000 yılı_na kadar uzanır. Bu döneme ilişkin fosil kalıntılar, yazılı yapıtlar ve efsaneler günümüze kadar gelmiştir. Bilindiği gibi canlıların ve insanların yeryüzünde varoluşlarına ilişkin çeşitli yaklaşımlar ve dogmatik inanışlar vardır. Skolâstik yaklaşıma göre tüm canlılar sembolik bir anlatımla ilâhi bir güçle bir günde yaratılmışlardır. Evrim teorisine ve genel bulgulara göre ise Homo Erectus günümüzden 200 ile 500 bin yıl önce denizlerden karalara çıkarak iki ayağı üzerinde dikilmiş, sürecin devamında ise düşünebilen insan yani Homo Sapiens oluşmuştur. Günümüzden 200 bin yıl önce düşünebildiği varsayılan insan, günümüzden sadece 6.000 yıl önce dev adımlar atmaya başlamış ve yeryüzünde geçmişi bilinen bir insanlık tarihi oluşmuştur. İnsanlığın son 6.000 yıllık geçmişinden önceki dö_neme ilişkin ise çeşitli düşünceler vardır. Bu düşüncelerin temelinde, tüm kutsal kitaplarda ve semavî dinlerin ortaya çıkışından önceki dönemlere ilişkin tarih kitapları ve sanatsal yapıtlarda anlatılan olaylar yatmaktadır. Bunlardan "Büyük Tufan Efsânesi", "Kıyamet Tanımlanışı" geçmişe yönelik düşün_celerin ve insanlığın varoluşu olgusunun büyük bir merakla araştırılmasına neden olmaktadırlar. Bir diğer yaklaşıma göre tüm canlıların yeryüzüne içinde yaşadığımız galaksinin kıyamet sonucu yok olan bir gezegeninden gelmiş oldukları da düşünülmektedir.Bilindiği gibi dünya gezegeni Samanyolu olarak adlandırılan gezegenler topluluğu içinde bulunmaktadır. Samanyolu galaksisi Evrende bulunan milyarlarca galaksiden sadece biridir. Samanyolu galaksisi de kendi içinde milyarlarca güneş sisteminden oluşmaktadır. İçinde bulunduğumuz güneş sistemi belki de Samanyolu galaksisinin en ücra köşesinde kalmış, belki de en unutulmuş parçalarından biridir.İnsan, bizim bildiğimiz kendini tanıma ve bilme zamanından bu yana sürekli olarak varoluşunu irdelemiş, yaşadığı günün gailelerinden bir an uzaklaşıp tefekküre dalarak "nereden gelip ne_reye gidiyoruz" sorusunu kendi kendine sürekli sormuştur. Du_varları ve sınırları olmayan bir uzayda ara sıra sanki bir tefek_kür hücresine girmiştir. Bu sorgulamayı aklını bildiğimiz anlam_da kullanmaya başladığı dönemlerde sembolik anlamda da gerçekleştirmeye devam etmiştir. Naacal tabletlerinden öğrendiğimiz kadarı ile Mu uygarlığında bu sorgulamayı tefekkür hücrelerinde kendi kendine yapmıştır. Mu uygarlığının devamı olarak kabul edilen Mısır uygarlığının yarattığı Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerinin (MÖ 3000) altında bulunan hücrelerde de ara sıra tefekküre dalarak çözemediği bu soruya cevap bulmak için çaba sarf etmiştir. Binlerce yıl sonra da keşfedilen onca bi_linmeyen olmasına rağmen halâ aynı soruyu kendi kendine sor_makta ve sembolik anlamda tefekkür hücresine girmektedir.İnsan bu araştırma sürecinde, hedefine ulaşabilmek için ya_şamını kolaylaştıracak âletleri yaratma, icat etme yolunda iler_lemektedir. Geçen binlerce yıllık süre içinde sarf edilen sürekli çabalar nicel birikimler oluşturmuş, bu birikimler bazı zaman_larda parlatılan kıvılcımlarda nitel dönüşümler yaratmışlardır.Yeryüzündeki insan yaşamını tümü ile etkileyen bu büyük dönüşümler çağ olarak adlandırılmışlardır. Çağ kavramı insan_lık tarihinde yaşanan kültürel gelişmelerde elde edilen büyük aşamaları belirlemektedir. İlkçağ, Ortaçağ, Yeniçağ derken, "çağ" kavramı bu anlamda kullanılmaktadır.Yaşamın bilinen ilk çağında insan dünyanın zor doğal koşul_ları içinde yaşam mücadelesi vermekteydi. Bu döneme ilişkin bulgular yaşanılan dönemleri Taş ve Maden devirleri olarak adlandırmamıza neden olmaktadır. Yontma Taş ve Cilâlı Taş dönemlerinde insan dünya üzerindeki yaşam mücadelesini sürdürebilmek için yararlanabileceği diğer canlıları öldürebilmek amacı ile taştan silâhlar yapmıştır. Sürecin devamında ateşi kullanarak madenleri işlemiş, gelişimini ve doğa ile mücadele_sini sürdürmüştür.Âlet yapma yeteneği, insanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerinden biridir. İnsan, bildiğimiz başlangıç döne_minden bu yana teknoloji üreten bir varlıktır. Bu bakış açısı ile de teknolojinin tarihi insanlığın tüm evrimini içerir. Teknoloji insanlığın ilk dönemlerinde zanaatkarlar tarafından üretilmek_tedir. Eski Yunanlılar teknoloji kavramım "Techno" yani "zanaat" ve "logos" yani "söz" sözcüklerinden oluşan bir tanımlama ile ifade etmekteydiler.İnsanlık tarihi içinde doğanın zor koşullarına karşı verilen yaşam mücadelesi binlerce yıl sürmüştür. Yapılan âletlerin ya_şamı kolaylaştırıcı özelliklerinin kullanılması ve bu sürecin ar_tarak hızlanması ile teknolojik ilerlemeler yaşamı belirlemeye başlamıştır.İnsanın evrim süreci içinde, bilginin, bunu değerlendirerek ve yargılayarak sonuç elde eden aklın, akıl ve mantığın sonucu ortaya çıkan teknolojinin, birbirini etkileyen ve ilerleme kayde_den bir süreç olduğu görülür. Bilgi bir süreç ve birikim ile elde edilmiş,akıl ile değerlendirilmiş, elde edilen sonuç yeni keşif ve icatların yani yeni âletlerin yapılmasını sağlamıştır. Bunların kullanımı ile yeni güzellikler ve yeni bilgiler elde edilmiştir. RÖNESANSBilinen tarihte ilkçağ, insanın doğa ile yoğun mücadelesi ile geçmiştir. Bu çağın devamındaki antik çağ olarak adlandırılan MÖ 700 - MS 500 yılları arasında araştırıcılık, felsefe, keşifler ve icatlar ön plândadır.Tarih boyunca insanların sürekli sorguladığı "Varoluş" olgu_su antik çağda da yoğun bir şekilde araştırılmıştır. Gerçek bili_min henüz varolmadığı bu dönemde düşsel tasarımlara bilim denilmektedir. Tanrıların, Evrenin ve insanın yaratılışı üzerinde felsefî anlamda düşünce üretilmektedir. Yunan filozofları Evre_nin oluşumunu tabiat olayları ile araştırmışlardır. Evreni oluş_turan ana maddeyi Thales "Su" olarak tanımlamıştır. Anaximenes buna "Hava", Herakleitos "Ateş" Anaximandros "Sınırsız ve Vasıfsız Bir Madde" demiştir. Demokritos ise Evreni "Boş Uzaydaki Atomlar" olarak tanımlamıştır. Antik çağ boyunca araştırılan "Nereden Geliyoruz" sorusuna tek tanrılı dinlerin or_taya çıkması ile bir cevap bulunmuştur. Bu olgu belki de araş_tırmaktan yorgun düşen insanın bir teslimiyeti olmuş ve ortaçağ boyunca düşünce, yerini inanışa bırakmıştır.Ortaçağ, bireysellik bilincinin bastırıldığı, insanların din bir_liği içinde toplumsal bir kimlikle yaşadığı bir dönemdir. Özel_likle batı ülkelerinde yaşamın ve devlet yönetiminin temel un_suru kilise teşkilâtıdır. Kilisenin dogmalarına dayalı yönetimi altındaki halk, yaratma özgürlüğünün tanrılara özgü bir etkin_lik olduğuna inanmakta ve bu dünyadaki yaşamını öteki dünya_ya hazırlık için sürdürmektedir. Dogmalara dayalı bu karanlık yaşam uzun sürmemiştir. Kilise dışında etkin bir güç olan derebeyleri barutun Çin'de icadı, batıya gelmesi ve teknolojinin ge_lişmesi sonucu etkinliklerini kaybetmeye başlamışlardır. Tek_nolojik gelişme ile batı toplumunda bireysellik bilinci de uyan_maya başlamış, atölyeler bazında yapılmaya başlayan üretim, zamanla, sermaye birikiminin oluşmasını da beraberinde getirmiştir. 15. yy'ın sonlarında yani Dünyada büyük coğrafya keşif_lerinin yapılmaya başlandığı sırada önce İtalya'da başlayan sonra da diğer Avrupa ülkelerine yayılan edebiyat ve sanat ala_nındaki yeniliklere Rönesans denilmektedir. Ortaçağın din top_lumuna dayanan toplumsallık bilincinden bireysellik bilincinin filizlenmesi Rönesans'la birlikte olmuştur. Bilindiği gibi bu dö_nemde özellikle sanatçıların bireysel çabaları ile dogmalara dayalı düzen çökmüş ve dünya bugünkü medeniyetin başlangıcı olan aydınlanma çağını yaşamaya başlamıştır.Devamı

Ortaçağ araştırmaktan yorgun düşen insanın batıl inançlara teslim olduğu bir dönemdir. Teslimiyetin sorunları çözeme_yeceği zamanla anlaşılmış ve insanı karanlığa iten bu teslimi_yetçi anlayış ile mücadele başlamıştır. Rönesans la birlikte doğayla ilgili her türlü araştırmanın gözlem ve deneye bağlı olması gerektiği savunulmaya başlanmıştır. Yani olaylara bilim_sel yöntemle bakılmaya başlanmıştır. Bu olgu teknolojik dev_rime, teknolojik ilerleme de yeni buluşlara yol açmıştır. İnsan_lık hızla kendini doğanın sınırlamalarından soyutlamaya baş_lamıştır. Doğa artık insanın, sadece parçası olduğu bir şey ol_muş, insan doğayı kullanmaya, ondan faydalanmaya başlamış_tır. Bu bağlamda Rönesans insanlık tarihi için çok önemli bir dönüm noktasıdır.Batı toplumunda bilimsel düşüncenin alabildiğine gelişmeye başladığı, serbest girişimciliğin gelişmeye açık ortamında bir sü_re sonra sermaye birikimi de oluşmuştur. Ortaçağın sonlarına doğru para ekonomisine ve banka sistemine dayalı, el sanatları ve ticaretin canlı bir şekilde var olduğu kentler oluşmaya başlamıştır. Böylece o zamana kadar sadece kilise ve derebeylerinin elinde bulunan servet ve sermayenin yanında, kendi birikimlerini oluşturmaya başlayan bir burjuva sınıfı ortaya çıkmıştır. Bu du_rum yaşam için gerekli olan maddelerin parayla satın alınabilme_sini sağlamıştır. Yaşanan gelişme, bireylerin çabalarını, hayal gücü ve yaratıcılıklarını destekleyen bir gelişmedir. Böylece insan yepyeni şeyler üretmeye başlamıştır.Bu sürecin devamında atölyeler bazında yapılmakta olan bir üretimden yavaş, yavaş fabrikalara doğru geçilmiştir. Teknolojik gelişim dev adımlarla ilerlemiş, kurulan büyük işletmelerde kısa zamanda büyük sayılarda ürünün standart ve düşük maliyetlerle üretimi sağlanmıştır. Büyük işletmelerde bir araya gelen insanlar kendi dallarında uzmanlaşmaya başlamış ve büyük bir iş bölümü ortaya çıkmıştır. Endüstri devrimi olarak isimlendirilen bu oluşum ile batı toplumu bilinçlenmeye başladığı bir çağı da yakalamıştır. Bu çağın insanı, orta çağ insanından farklı olarak öte dünya yerine bu dünya için yaşamakta, din kardeşi olarak değil insanca yaşama hakkını arayan bir birey olarak topluma katılmaktadır.



ENDÜSTRİ DEVRİMİ

İnsanlık tarihinde iki büyük aşama vardır:Bunlardan birincisi insanın göçebelikten kurtulup yerleşik dü_zene geçmesi, avcılıktan, tarıma ve hayvancılığa yönelmesidir.İkinci aşama ise topraktan koparak teknik dünyanın yaratıl_ması olmuştur.İnsanın tüketicilikten üreticiliğe geçişi binlerce yıl sürmüştür. Yerleşik düzene geçiş kalıcı eserlerin oluşmasını sağlamış ve sosyal, kültürel ve teknik alanlarda birikimler elde edilmiş_tir. Bu süreç endüstri devrimine kadar devam etmiştir.Teknik dünyanın yaratılmaya başlandığı 18. yüzyıl "Endüstri Çağı" olarak tanımlanıyor. "Endüstri Çağı" batı kültüründe teknolojinin gelişmesi ile başlayan bir süreçtir. Ancak bu süreç sadece batı toplumu ile sınırlı kalmamış, tüm insanlık tarihinin büyük sonuçlar getiren bir aşaması olmuştur.Batı' da doğan ve dünyanın her bir yanını sarmaya başlayan endüstri dünyasının kuruluşunda, işveren, işçi, iktisatçı, işletme_ci, mimar, mühendis, teknisyen, sanatçı, bilim adamı, düşünür vb. çeşitli uzmanlık dalından gelen sayısız insanın emeği yatmaktadır. Yeni bir düşünce bu toplulukları bir araya getirmiş ve tarihte görülmemiş olan bir işbirliği ve buna bağlı bir işgücü ortaya çıkmıştır.Yaşam 19. yy başında Avrupa'da yaşanan endüstri devrimin_den bu yana olağanüstü hızlı gelişen değişimlere uğramıştır.İnsan kaynağına dayalı, ağırlıklı olarak elle yapılan ve dar kapsamlı bir kitleye ulaşan bir üretimden, makinelerle milyon_larca ürünü çok kısa zamanda üreterek geniş kitlelere yayılma_yı sağlayan bir üretim tarzına dönüşülmüştür.19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında gelinen bu noktada sa_natsal alanda da büyük gelişmeler yaşanmaktadır. Batının ka_fasında altı yüzyıl kök salan bireysellik bilinci yerini, yavaş ya_vaş, endüstri dünyasının eşitliği ön plâna çıkartan yaşam üslu_buna bırakmaya başlamıştır. Endüstri dünyasının en önemli özelliği olan standartlaşmaya doğru gidiş sonucu oturulan ev_ler, kullanılan eşyalar giderek standart ölçü ve örneklere dayan_dırılmaya başlanmıştır. Bu dünyada dostluk, sevgi gibi en yüksek değerlerde bile sosyal normların etkisi hissedilir olmuştur.Endüstrileşme ile birlikte toplumsal yaşamda da büyük de_ğişiklikler oluşmuştur. Büyük kitleler tarımsal alandan koparak kentlere göç etmişler, büyük yığınlar merkezlerde toplanmaya başlamıştır. Endüstrileşmiş yörelere kırsal kesimden göç yüzyıl_lar boyu devam etmiştir. Toprağa bağlı yaşamaya alışmış top_luluklar kentlerde yapay bir dünyada yaşamaya zorlanmışlar_dır. 19. yüzyıl sonlarına kadar süren tarımcılık kültürü yerini kent kültürüne bırakmaya başlamıştır. Sürekli toprağa basan insanlar artık asfalt, cam, taş ya da sunî malzemeden oluşan zeminler üzerinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

TEKNOLOJİNİN İNSAN YAŞANTISINA ETKİLERİ

Teknolojinin oluşturulması ve kullanılması insan yaşamına olumlu ve olumsuz birçok etkiler yapmıştır.İnsanın kendini tanıma yolunda dur durak bilmeyen çabala_rı ile birçok keşif ve icatlar gerçekleşmiştir. Elde edilen bu ye_ni değerler ilk aşamada lâboratuar ortamında kullanılırken da_ha sonra günlük hayatın da parçası olmuştur. Bu teknolojik ge_lişim tarih boyunca yaşanılan ölçekleri sürekli büyütmüştür. Bunlar insanlığın gelişimi için yararlı olmakla beraber bir kıs_mı da zarar anlamında kullanım bulmuşlardır.Teknolojik gelişmelerle yaşam koşulları gittikçe iyileşirken diğer taraftan da dengeler değişmeye başlamıştır. Örneğin, in_sanlar küçük topluluklar halinde yaşarlarken, kullandıkları ba_sit silâhlarla ancak yerel boyutta kalan savaşlar yapabiliyorlar_dı. Bu savaşlarda da kayıplar az oluyordu. Teknoloji ile birlikte bölgesel ve hatta tüm dünyayı saran boyuta geldiler. Nükleer başlıkla yüklenmiş füzeler, bunlara enerji sağlayan atom sant_ralleri, füzelere kumanda olanağı tanıyan radyo frekansı, laser kontrol devreleri, bilgisayar kontrollü savaş sistemleri ve buna benzerleri ile artık savaşlarda yüzlerle ölçülen kayıplar milyon_larla ölçülmeye başlanmıştır.M.Ö. 5000 yılında saatte 2 - 3 kilometre hızla gidebilen kı_zaklarla taşımacılık yapılmaktaydı. 20. yüzyılda jet motorunun yapılması ile saatte 1000 km’ lik hızın üzerine çıkılmıştır.Teknolojinin gelişmesi ile doğadan ve dünya nimetlerinden daha çok yararlanılmış, ancak denetlenemeyen denge değişik_likleri sonucu aynı oranda da kirlilik ön plâna çıkmaya başla_mıştır. Yani doğal gelişim hızının aşılması ile doğal denge bozulmuş ve yaratılan atıkların kendi kendini temizleyemediği, mutlaka insan müdahalesinin gerektiği bir yapı oluşmuştur. Ekolojik denge kontrol dışı bir şekilde bozulmaya başlamıştır. Belirtildiği gibi Rönesans’la birlikte insanların aya kadar gi_debilmesini sağlayan bir süreç başlamıştır. Bu sürecin, teknolo_jinin kötü ve kötüye kullanımları sonucu içinde yaşadığımız dönemde Hiroşima ve Çernobil'e de vardığı düşünülmektedir.Teknolojik gelişme, çıkrık makinesi ile beraber işsizliğe, ilâç_larla beraber yeni hastalıklara, tarımın modernleşmesi ile bera_ber toprağın fakirleşmesine, çamaşır - bulaşık makinesi, buzdo_labı gibi yaşamı kolaylaştıran cihazlarla beraber çevre kirliliği ve endüstriyel atıkların oluşmasına yol açmıştır.Teknolojik iler_leme sonucu doğal bir dünya ve yaşamdan, yapay bir yaşama ve sanal bir dünyaya geçiş olmaya başlanmıştır.

Endüstri devrimi ile bilimin tüm alanlarındaki gelişmeler de ivmelenmiştir.Canlı varlıkların denizlerden karalara, sürünmekten ayağa kalkışa geçirdiği evrim, yazının bulunuşundan endüstri devri_mine kadar geçen süredeki gelişmeler ile son yüzyıldaki, hatta 1950 yılında elektronik ve bilgisayar teknolojisinde transistö_rün bulunmasından bu yana geçen süre içinde insanlığın elde ettiği gelişmeler karşılaştırıldığında eksponensiyal bir hızdaki gelişme görülmektedir.Günümüz insanı teknolojinin bu baş döndürücü gelişmesi içinde iletişim olanaklarım sonuna kadar kullanabilmekte ve üzerinde yaşadığımız gezegenin tüm yerleşim noktalarına evinde kurulu bir bilgisayar aracılığı ile gidebilmekte, yerkürenin öbür ucundaki bir olayı canlı olarak izleyebilmektedir. Bu hızlı gelişme ve Evrenin gizemlerinin keşfedilmesi yönündeki bu olağanüstü yarış, insanları belirli kalıplar içinde kalmaya ve bu hızlı akışa ayak uydurmaları için de hızlı yaşamaya zorlamaktadır. Endüstri toplumunun insanı önceki yüzyılların insanı ile karşılaştırıldığında, yaşam biçimi, sanat ve kültür anlayışı, dış görü_nüşü ve alışkanlıkları ile farklılıklar gösterir. Duyguya hitap eden bir klâsik müzik ya da halk müziği, yerini yaşamın hızlı akışını ifade eden pop müziğe, underground, rock vb. müzik akımlarına bırakmıştır. Giyimde renk ve estetik kavramları, yerini marka kavramına bırakmaktadır.Fotoğraf tekniğinin bulunmasıyla gözleme dayalı bir sanat anlayışı yerini düşünmeye, gözlem ötesindeki hayal gücünü ön plâna çıkartan bir sanat anlayışına terk etmiştir. Empresyonizm yerini ekspresyonizme, o da soyut sanat anlayışına ve daha sonra da per_formansa bırakmaya başlamıştır. Güneşin batması ile uykuya yatan insan elektrikli aydınlatma düzeninin kuruluşu ile artık 24 saat yaşamakta, üretmekte ve var olan tüm sınırları hızla aşmaktadır.Üretimin hızlı temposu ile teknolojinin insan üstü yeteneklerini kullanan insan, günlük yaşamın kısır döngüsü içinde duygularından uzaklaşmış, daha çok başarı, daha hızlı yaşam, daha çok üretim gi_bi bir yarışa girmiştir. İnsanın hızlı yaşamı teknolojideki gelişme hı_zını arttırmakta, teknolojik gelişmeler de yaşamı daha da hızlandırmaktadır. İnsan ve makine yarış halindedir. İnsan makineleşmekte, duygusallığından uzaklaşmaktadır. Duygusal, dünyanın değerlerini, yani insanî değerleri doyasıya yaşayamayan insan, yerini robotlaşmış bir nesneye bırakmaktadır.Endüstriyel üretim monoton bir düzende olup, disiplinsizlik ve sistemsizliği kabul etmemektedir. İşlerin otomatik olarak ya_pılması, kişileri monoton bir yaşamın içine itmektedir. Endüstri_leşmenin dayattığı robotlaşmış yaşam insanların bireyselleşmesine de neden olmuştur. Bu yaşam insanların duygusal iç yaşamlarını da etkilemiş, onları kullandıkları makinelere benzeterek, günden güne yetkinleşmesine, ancak aynı oranda da sosyal yaşamdan uzaklaşmasına neden olmuştur. Toplumsal ve bireysel değişimler hızlı iletişim ile geniş kitlelere anında ulaşmaktadır. Toplumun değer verdiği çoğu şey önemini yitirmeye başlamıştır. İdealizm yavaş, yavaş misyonunu tamamlamakta, rasyonalizm hızla ön plâna çıkmaktadır. Günümüz endüstri toplumu in_sanı, içinde yaşadığı bilimsel ve teknolojik yaşam düzenini tüm başkaldırmalarına karşın benimsemek zorunda kalmıştır. SONUÇ21. yüzyıla girerken teknoloji inanılmaz hızla gelişerek ilerliyor. İnsanın kendi “Beni” ni keşfetmesi ve bireysel yaratıcılığının önündeki sınırları yıkması ile artık önü kesilemez gelişmeler başladı. 1950 yılında transistorun bulunması ile endüstri devriminden bu yana oluşan nicel birikimler bir nitelik dönüşümü yarattı. Yaşam çizgisi hızla değişmeye başladı. O döneme kadar kol gücünün yerine geçerek yaşamı kolaylaştıracak âletler yapan insan, bu tarihten sonra beyin emeğinin yerine geçen akıllı âletler üretmeye başladı. Elektronik teknolojisinin hızlı gelişimi ve lâboratuar ortamından günlük yaşantıya inmesi ile de hayal gücünü zorlayan gelişmeler elde edilmeye başlandı. Teknolojik ürünlerin çok ucuzlaması sonucu, teknolojinin sade_ce onu kullanma şansını elde eden insanlara verildiği bir yapıdan, onun herkesin kullanımına sunulduğu bir düzene geçildi. İletişim olanakları olağanüstü arttı. Böylece, elinde, bireysel yeteneklerini aklı ile ön plâna çıkartabileceği âletleri olan mil_yonlarca yaratıcı insan, her alanda üretmeye başladı. Dünya üzerine kurulan geniş iletişim ağları ile de bilgi paylaşılmaya başlandı. İnsanlığı 21. yüzyılda olağanüstü etkileyecek olan bir büyük sinerji sistemi olan INTERNET hızla yaşamın önemli bir parçası oldu. 20. yüzyılın son elli yıllık döneminde elde edilen gelişmeler aslında 21. yüzyıl ve sonrası için sadece bir işaret veriyor. 1950 yılından bu yana elde edilen gelişmelerin insanlığın bilinen tarihinden bu yana elde edilen gelişmelerin yüzlerce kat ötesinde olduğu düşünülürse geleceğin çok farklı olacağı anlaşılmaktadır.21. yüzyılda bir siber çağın yaşanacağı görülmektedir. İletişim teknolojisindeki gelişmeler ve teknolojinin bu alanda sunduğu olanakların geniş kitlelere yayılması ile dünyada, ortak bir dilin kullanıldığı, aynı kültürün yaşandığı ve millî sınırların kalktığı global bir düzene doğru hızla ilerlenmektedir. Bugün bile eldeki olanaklarla bir bilgisayar aracılığı ile dünyadaki bil_gi kaynaklarına erişerek hızla işlem yapmak mümkündür. Bu olanağı kullanarak yetişen yeni gençlikten sahip oldukları yeni değer yargıları nedeni ile "Global Gençlik" olarak bahsedilmeye başlanmıştır.Elektronik ve bilgisayar teknolojisindeki olağanüstü geliş_meler diğer bilim dallarına da hızla erişmektedir. Bu teknoloji_lerin tıp alanında kullanılmaya başlanması ile yüzyıllarca am_pirik ve yüzeysel yöntemlere dayanarak çözümler sunan tıp bi_limi insanın temel öğesi olan genetik programına erişmeye ve onu etkilemeye başlamıştır. 21. yüzyıl ve sonrasında yeni tek_nolojilerin kullanımı ile yaşamın sırları da hızla çözümlenmeye başlanacaktır. İlk çağda 25 yıl olan insan yaşamı, 20. yy' da 80 yıla ulaşmıştır. 21. yy.da 100 yıl civarındaki bir yaşam süresi_nin normal olarak kabul edilebileceği görülmektedir. Bugün elektro mekanik robotları yaratan insan, bilginin hızla değerlen_dirildiği makineleri kullanarak yavaş, yavaş canlı varlıkların da yaratıcısı olma yoluna gitmektedir. Bugünden sinyallerini al_makta olduğumuz bu gelişme önümüzdeki yüzyılda varolan de_ğer yargılarının önemli oranda sarsılacağını ve değişeceğini göstermektedir. Bu anlamda kökeni_ni Rönesans’tan alan tüm aydınlanma hareketleri 21. yy'a dam_gasını vuracaklardır.1500'lü yıllarda 500 milyon olan dünyadaki insan nüfusu 20. yy'da 5 milyarı aşmıştır. Buna karşılık dünya üzerindeki birçok canlı türü de kaybolmaktadır. 21. yy ve sonrasında üzerin_de yaşadığımız dünyada az sayıdaki canlı türünden biri insan olacaktır.20. yy.'ın son elli yıllık dönemi insanlık tarihi için bir ivmelenme sürecinin başlangıcıdır. Milyonlarca yıllık birikim sonucu insanlık Bilgi Çağına girmiştir. Bu çağda insan içinde yaşadığımız güneş sisteminin tüm gezegenlerine egemen olma yolunda dev adımlar atacaktır.Aklı ile nereden geldiğini ve nereye gitmekte olduğunu keşfetme yolundaki insan, kâmil insan olma yolunda ilerlemektedir. Evrendeki her şeyin Yaratanın bir parçası olduğunu bilmekte, kendi de eriştiği mertebe ile onun bir parçası olmaktadır.Nadir olarak bulduğum boş zamanlarımda geçmişi düşündüğüm de oluyor. Babamla yaptığım sohbetlerde bana hep ne kadar çok çalışmam gerektiğini anlatırdı. Arada sırada da çocukluk ve gençlik yıllarından bahsederdi. İçinde bulunduğumuz gün ile Cumhuriyetin ilk yıllarında kendi çocukluğunu karşılaştırarak örnekler verirdi. Aklımda kalanları bugün topar_lamaya çalışıyorum. Ancak bir elin parmağı kadar farklı konuyu konuştuğumuzu düşünüyorum. Sonra kendimi babamın yerine koyuyorum ve ben de oğlumu bir gün karşıma aldığımda kendi gençliğimde yaşadığım konuları anlatmaya başladığımda son yirmi yıldaki teknolojik gelişmeleri sıraladığımda, konuların çokluğundan bu sohbetin saatler süreceğini görüyorum.İnsan denen bu akıllı yaratık, yarattığı teknoloji ile Evrenin sırlarını algılama yolunda önemli adımlar atmaktadır. İçinde yaşadığı sonsuz büyük Evrenden, tutarak hissettiği maddenin sonsuz küçük atomlarına kadar her şeyin varlığının bilincindedir. Büyük emeklerle geldiği bu noktada elde ettiği bilgilerin daha bir başlangıç olduğunu bilmekte, bilinmeyenlerin sonsuz kadar çok olduğunu algılamakta, ancak bilinmeyeni keşfetme azmini koruyarak araştırmasına devam etmektedir.

Mehmet Kurtoğlu
04.10.2001 ''

[Only Registered Users Can See Links]

gnost
09.06.2015, 11:09
Sol nedir,kime sol denir?

Devrim nedir, Devrimci kime denir?

-3-

Ulusalcılık, Milliyetçilik,Turancılık...gibi ideolojiler Sosyalistleri, Komünistleri açıkca düşman ilan etmekle kalmamış, kitle katliamlarıda dahil olmak üzere her türden yoketme üzerine kurulu bir metodu acımasızca uygulamışlardır.Mustafa SUPHİ'den bu güne değin bu anlayış isim değiştirmiş olsa da muhtevası değişmemiştir.İP, MHP, CHP, HEPAR, HDP, BDP, TURKSOLU,gibi partiler ve gruplar bu kirli mirası paylaşamayanların adı duyulmuş olanlarıdır.

Osmanlı'nın yıkılış sürecinde filizlenen İttihatçılık, ve zaman zaman uyandırılan Kürt milliciliği,Kürtçü,Türkçü-Turancı düşünceyi kendisine doktrin edinmişti.Nihayi noktada doktrin olarak yıpranan ve eylemleri itibarı ile itibarsızlaşan İttihatçılar sahneyi ardıllarına bıraktılar.(Kürt milliciliği ise daha sonra tasviye edilecekti. )İşte o ardıllardır ki halkın sindirilmesi ve tümüyle toplumun taleplerinin ve eylemlerinin kırılması için yaptıkları terörün üzerini örterken genellikle toplumun duyarlılığı olan kavramları kullandılar. En çok kullanılan milliyetçilik, vatanperverlik, ülkücülük, Atatürkçülük, Hak, özgürlük, demokrasi gibi ön ünvanları kullandılar.

Soma'da,Rezidans inşaatında işçiler katledilsede onların gündemi asla halkın gündemi olmamıştır.Onlar, ''bölünüyoruz, vatan elden gidiyor...''söylemleri ile bu olayları örtmeye, halkı ''terör'' ile sınava tabi tutarak karşıtlık yaratmaya, yine bu yolla taraftar bulmaya çalıştılar.Ne garip bir tesadüftürki Anadolu'da yeşeren Kürt ve Türk milliciliği kendilerini var etmenin yolunu birbirlerinin varlığı üzerinden biçimlemekteler.Biri olmasa diğerinin siyaset yapamaz duruma gelmesi gibi bir ortam bu.

Ülkemizdeki Kürt sorunu da dahil olmak üzere pek çok sorunun altında-üstünde, sağında-solunda bu anlayışları bulabilirsiniz.Daha açık ifade ile Kürt sorununun temeli bu iki sağ zihniyetten kaynaklıdır.

Peki, Vatanseverlik, yurt sevgisi, bağımsızlık, eşitlik, özgürlük anlayışı bu zihniyetlere teslim edilebilir değerlermidir.Onlar bu kavramları kullanarak nihayi emelleri olan ABD nin ve bölgedeki yerli yabancı sermayenin bekçiliğini yapadursunlar...Bizler, ülke cezaevlerinden, sokaklarından, fabrikalarından, iş yerlerinden, inşaatlardan, maden ocaklarından sesleniyoruz.Alnımızdan akan her damla ter ve damarlarımızdaki her damla kan sizin oyunlarınıza alet edilemeyecek kadar temiz, saf ve uyanıktır.Tutsak alabilirsiniz ancak,Teslim alamazsınız.

Devrimci ve Sosyalist olmanın Turnusolu, kavramların içini ne ile doldurduğunuzdur.Halka saldırmak ve halkın öncüsü Devrimcileri tutuklamak, işkencelerden geçirmek, cezaevlerinde katletmek ile olsa olsa vatan haini olursunuz.Kürtçeyi yasaklamak için ''ya Türkçe ya hiç'', dışlayıcı olan ''ya sev ya terket'' kampanyaları gibi Faşist yüzünü dışarı akıtan bu zihniyet siyasi bitmişliğini yeniden örmeye çalışıyor.Özellikle AKP karşıtliğını ve Gezi'deki heyecanı kendi kanalına akıtmak istemektedirler.

Diğer yanda Turk milliyetçiliğinin tüm sembol ve değerlerini kameralar önünde parçalarken Kürt milliciliğini ortaya koymak ve şiddeti pervasızca her kesime karşı kullanmak gibi başka bir bitmişliktir Kürt milliciliği.

Bir yanda gerici tahakküm, diğer yanda Nasyonaller-Ulusalcılar.Emperyalizm ise bölgesel hedefleri için yeni Savaşlar icat etmekte.

''Devrimci nedir, kime Devrimci denir?'' buyurun siz de katkı koyun.

gnost

haziran_AW
09.06.2015, 11:33
deniz gezmiş ve arkadaşları kendilerini her zaman Mustafa Kemalin izinde yürüyen,hareketlerinin anayasal bir hareket olduğunu savunan yurtseverler olarak tanımlamışlardı.öyle görülüyor ki kendileri "sol" değilmiş.öyle ya kendilerini yurtsever ve Atatürkçü olarak tanımlayan devrim önderleri bu söylemlerini "halkın sindirilmesi ve tümüyle toplumun taleplerinin ve eylemlerinin kırılması için" yapmışlar.öyle diyor zatı şahaneleri.

gnost
09.06.2015, 13:29
İp-Vatan çetesinin,


O dönemki partilerinin adı SP (Sosyalist Parti)’dir. Şubat 1988’de kurmuşlardır bunu. Aşağıda aktardığımız yazının başlığı da 15 Eylül 1991 tarihli 2000’e Doğru’nun 29. sayısının kapak haberidir.

“SOSYALİST PARTİ’DEN KÜRT SORUNUNA ÇÖZÜM: DEMOKRATİK FEDERAL EMEKÇİ CUMHURİYETİ

“1. Kürt milleti, kendi kaderini tayin hakkına kayıtsız şartsız sahiptir. Eğer, isterse ayrı bir devlet kurabilir.''

Lafını arkasında TGB yi düşünün. _

gnost
09.06.2015, 14:06
Şimdi de yoldaşlar,_“TİİKP (Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi) 1. Kongre Belgeleri”_adlı 1977’de yayımlanan kitaplarından birkaç aktarma yapalım:

“KÜRT MİLLİ MESELESİ ÜZERİNE KARAR

I.

“KÜRT MİLLİ MESELESİNİN PROLETER ENTERNASYONALİZMİ BAYRAĞI ALTINDA MİLLİ DEMOKRATİK DEVRİMLE ÇÖZÜMÜNÜ SAVUNUYORUZ''


Bu gün bu lafın arkasında PKK bile yok.

Ya sen TGB??

gnost
09.06.2015, 14:14
İlkin 1974’te kaleme alıp yayımladıkları_“Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi Davası Savunma”_adlı kitaplarından yapalım aktarmaları. Bu savunmayı başta Doğu Perinçek gelmek üzere toplam 141 PDA Avanesi imzalamıştır. Tamamının ortak görüşüdür burada yazılanlar. Görelim:

“TÜRKİYE İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ KÜRT MİLLETİNİN KENDİ KADERİNİ TAYİN HAKKINI KAYITSIZ ŞARTSIZ SAVUNUYOR

“Yarı sömürge, yarı-feodal bir ülke olan Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde Kürt milliyetinden bir halk yaşamaktadır. Türk hakim sınıflarının, Kürt halkı üzerinde yüzyıllardan beri devam eden sömürü ve zulümleri, bu bölge halkının daha da yoksul ve geri kalması sonucunu doğurmuştur. Türk hakim sınıfları, Kürt halkı üzerindeki sömürü ve tahakkümlerini sürdürebilmek için, bu geriliği korumaya daima özen göstermişlerdir. Uyguladıkları azgın sömürü ve talan politikasıyla, bölgeler arasındaki eşitsizliği gittikçe derinleştirmişlerdir.”_(agy, s. 398)

“Kemalist burjuvazi, emperyalizm ile adım adım uzlaştıkça ve toprak ağalarıyla birleştikçe, Kürt halkı üzerindeki baskı ve sömürüsünü de arttırdı. Kürt milletinin varlığını ve milli haklarını inkar etti. Dilini ve kültürünü baskı altına aldı. Irkçı-şoven fikirleri yaydı. Türk ve Kürt halkları_arasında düşmanlıkları körükledi. Kürtlerin yaşadığı bölgelerde jandarma baskısını arttırdı. Kurtuluş Savaşı’nda kurulan dostluk ve kardeşlik bağları tahrip edilmeye çalışıldı.”_(agy, s. 418)


Kaynak HKP

gnost
09.06.2015, 14:15
Tayyip bile bu denli dönmedi.

gnost
19.07.2015, 12:35
“Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Marksizm-Leninizm! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun emperyalizm!” Deniz GEZMİŞ

eniz Gezmiş ve onun Marxist Leninist fikriyatını Kemalizm ile sinırlayamazsınız.

Deniz in İdam sehpasındaki son sözleri mirasıdır.

Denizlerin Avukatı Halit Çelenk in ''İdam Gecesi Anıları'' kitabi bu mirası bize aktarak en objektif belgedir.

Gerisi saptırma ve dezenformasyon.Ayrıca 68 liler birliğinin çıkardığı bekgesellerde burebir Denizlerin arkadaş-yoldaş larından da dinleyebilirsiniz.

haziran_AW
19.07.2015, 13:08
Ya sen TGB??"demek saptırma ve dezenformasyon.iyi de bunu kim yapıyor acaba.onun bunun anlattıkları bir tarafa denizin kendi sesine kulak verelim ve hayatını inceleyelim yeter.yorumlarınız sizi bağlar.denizi ve ideolojisini değil.vatan diyor,millet diyor,Türk Halkı diyor,Atatürk diyor.orduya karşı silah kullanmadım diyor,kullanmam diyor.gelecek nesile kullanın diye bir miras bıraktığını da görüp işitmedik.deniz sizin bahsettiğiniz kürt meselesinin çözümü denizin ilkeleri ile bağdaşmıyor malesef.amerika ve ingilterenin elinde kukla olmuşsunuz.kimin kucağında oturduğunuz belli değil.kimden talimat aldığınız belli değil.7 kocalı hürmüz gibisiniz.bir gün amerika ile yatakta,bir gün almanya ile,öbür gün osloda mitle,diğer gün nakşi camiinde imamla.bari ölüye saygınız olsun.cücük hareketinize denizin adını karıştırmayın." diyor TGB.


[Only Registered Users Can See Links]

haziran_AW
19.07.2015, 13:14
Deniz Gezmiş'in THKO davasında savunması


Türkiye'nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.
Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye'nin bağımsızlığını temin edemedik.
Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı'nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı'nı yapmak için Samsun'a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı'na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul'da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.
1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960'da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs'ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü'yü düşürdü, Demirel'i iktidara getirdi.
Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz.
Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye'de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit'in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu'ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye'de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa'ya Bağlılık Mitingi'ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu'na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20'ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa'yı paravan yapanlar "önceden Atatürkçü geçinirken O'nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı." suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.
Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.
Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz
İddianame'de bizim Anayasa'yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa'yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.
İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı'na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.
Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız
Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel'in Anayasa'yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika'ya satmasına ses çıkarılmadı.

Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik
Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir
Dediğim gibi Türkiye'yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.
Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa'nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.
Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa'yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.
Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.
Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz
Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.
Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.
Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.
21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar
Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.
Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa'nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.
Türkiye'nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye'nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.

haziran_AW
19.07.2015, 13:22
deniz savunmasında sizi bile tarif etmiş.en büyük düşmanımız bu vatan hainleridir demiş.benimde en büyük düşmanım bu vatan hainleridir.vatanı parsel parsel amerikaya satan,bölücü kürtçü vatan hainleridir.denizin bıraktığı yerden devam ederiz hiç şüpheniz olmasın.kürt millet değildir ki milli davası olsun.sorunu çıkarıp bunca insanın ölümüne sebep olan eli kanlı kürtçü faşist katiller sizlersiniz.inançsız,milletsiz,vatansız bayraksız gömüleceksiniz.deniz ve arkadaşları bizim onur bayrağımızdır.Mustafa Kemal gibi 1000 sene de geçse adları unutulmayacaktır.30 yıldır geberen leşlerinizi kimse hatırlamıyor,hatırlamayacakda.belki bir tek apo koynuna aldığı 15-16 yaşındaki kızların çeteresini tuttuysa aponun haremi diye onlar anılabilir.siz ve gerisi tarihe gömülüp gideceksiniz.hadi ikile şimdi bekleme yapma.

hüsamkuzu
19.07.2015, 14:31
deniz savunmasında sizi bile tarif etmiş.en büyük düşmanımız bu vatan hainleridir demiş.benimde en büyük düşmanım bu vatan hainleridir.vatanı parsel parsel amerikaya satan,bölücü kürtçü vatan hainleridir.denizin bıraktığı yerden devam ederiz hiç şüpheniz olmasın.kürt millet değildir ki milli davası olsun.sorunu çıkarıp bunca insanın ölümüne sebep olan eli kanlı kürtçü faşist katiller sizlersiniz.inançsız,milletsiz,vatansız bayraksız gömüleceksiniz.deniz ve arkadaşları bizim onur bayrağımızdır.Mustafa Kemal gibi 1000 sene de geçse adları unutulmayacaktır.30 yıldır geberen leşlerinizi kimse hatırlamıyor,hatırlamayacakda.belki bir tek apo koynuna aldığı 15-16 yaşındaki kızların çeteresini tuttuysa aponun haremi diye onlar anılabilir.siz ve gerisi tarihe gömülüp gideceksiniz.hadi ikile şimdi bekleme yapma.

Denizi de sana verdik haydi hayrını gör. Yalnız Kürtlerin değil, senin gibi olmak ve görünmek istemeyenlerin leşlerini yere serme yetkisini de sana verdik hayrını gör.

Gardaş gerçekten faşistliğin sana ne kazandırdığını merak ediyorum. Çok leşten söz ettiğine göre kesin bol miktarda kelle kazandırmış sana ama bu kellelerin maddi varlığını merak ediyorum.
Yanlış anlama seni kınamıyorum faşistlik büyük erdemdir biliyorsun. Benim lafım başkasınadır, sen faşıtliğine devam et.

Merak ettiğim hususlardan biri de, Aleviweb yöneticilerinin içtenlikle bir faşiste ihtiyaç duymalarıdır. Her nedense faşistlere aşrı zaafları görülmektedir. Aleviweb forumunda Alevilik değil bol bol faşizmin propagandasına önayak olunuyor ve yazılan üç bininci mesajına da teşekkürler ediliyor.Ey Aleviweb teşekkür edilen bu üç bin mesajın kaç tanesinde, Aleviliği ilgilendiren kaç sözcük vardır? Çok ulvi bir demokrasi anlayışınızın olduğu kesindir. Ah bir anlayabilsem şu demokrasi anlayışınızı?

**Yorum**
19.07.2015, 23:05
Sayın hüsamkuzu


3 bin mesaja teşekkür ederiz çünkü o veya bu şekilde verilen emeğe saygı duyarız. Bahsettiğiniz arkadaşımız 10 Yıldır burada, bizimle beraber, ideolojik olarak benimle kuzey ve Güney gibi ters olmasına rağmen tahammül diye bir Erdem vardır. Her üyeye tahammül gösteririz, forum ve ahlaki kurallar doğrultusunda. Sizde o Erdem olmayabilir, OLMASINA da gerek yok, o Erdem bizlere gereklidir. Nasıl olsa o arkadaşa tahammül ediyoruz ardından onun tersi düşünenlerede tahammül edeceğiz ya o açıdan.

Sizin şu yazdıklarınızı en az 10 bin kez yazanlar olmuştur, bizlerde 10 bin kez aynı şekilde erdemli-erdemsiz cevap vermek zorunda kalmışızdır. Biliyorum ki sizden sonra da 10 binlerce kez daha bu mesajlardan yazanlar olacaktır. Ne yazık ki biz yine erdemli olmak zorunda olacağız. Gördüğünüz gibi mesele böyle, kimin işi zor sizce? Demokrasi denen zahmeti taşıyanın mı yoksa demokrasinin ardından her daim laf Ata'nın mı? Biz sizin Yazdığınız gibi mesajlara aynı dik duruşla cevap vermeye Ömrümüz yettiğince cevap vereceğiz. Siz ve sizin gibi yazanlar ne zaman anlayacaklar merak ediyorum aleviweb demokrasi anlayışının bu OLDUĞUNU.....


Say'ın haziran

Deniz gezmiş i anlamıyorsunuz, vatan diyecek elbet, yurtsever diyecek, millet diyecek, ama sizin anladığınız vatan ile onun dediği aynı değil. Sizin yurtseverliğini ile onun anlattığı zıt. Siz milliyetçisiniz, dahası Türkçüsünüz, sizin Denizi anlamamanız gayet normal, sizin bugünkü zihniyetiniz Denizi asan zihniyetin ardılıdır. Ötesi yoktur. Ayrıca hadi şimdi ikile ne demek? Size yakışmayan bir Yazım tarzı olduğu kanısındayım.

haziran_AW
20.07.2015, 00:28
Say'ın haziran

Deniz gezmiş i anlamıyorsunuz, vatan diyecek elbet, yurtsever diyecek, millet diyecek, ama sizin anladığınız vatan ile onun dediği aynı değil. Sizin yurtseverliğini ile onun anlattığı zıt. Siz milliyetçisiniz, dahası Türkçüsünüz, sizin Denizi anlamamanız gayet normal, sizin bugünkü zihniyetiniz Denizi asan zihniyetin ardılıdır. Ötesi yoktur. Ayrıca hadi şimdi ikile ne demek? Size yakışmayan bir Yazım tarzı olduğu kanısındayım.kusura bakmayın anlayışımız biraz kıt.vatan,millet kaç farklı anlamda kullanılıyor,tüm dünya da vatan,millet denince akla kaç farklı şekil beliriyor bunu da bilemiyorum.deniz adına sadece şunu tahmin edebilirim.hareketinin anayasal hareket olduğunu söyleyen,gücünü atatürkün bursa nutkundan aldığını iddia eden,kemalist olduğunu söyleyen,devrim mücadelesini atatürkün yarım kalan devriminin devamı olduğunu belirten,milyon metrekare vatan toprağından bahseden 24 yaşındaki bir genç olsa olsa bölünmez bütünlükten,misakı milliden,kuvvadan ve bizim de hep bahsettiğimiz içindeki tüm etnik unsurları ile kenetlenmiş türk milletinden bahsediyor olabilir.türk milleti diye de üstüne basa basa belirtmiş ki ilerde yanlışlıkla endonezylılardan bahsettiği sanılmasın diye.

sonra diğer devrimcilere bakıyorum.atatürk diyen,kuvayi milliye diyen,misakı milli diyen uğur mumcuya,atilla ilhana.thkpc savunmasında biz sapına kadar atatürkçüyüz diye haykıran mahire bakıyorum.şimdi siz beni milliyetçi olmakla suçluyorsunuz.ben onur duyuyorum.mahirde milliyetçiliği takdir ediyor olmalı ki fransız emperyalizmine karşı mücadele eden cezayirli milliyetçileri saygıyla yadediyor."Kemalizm, emperyalist boyunduruk altında olan yarısömürge ülkelerin devrimci milliyetçilerinin bir kurtuluş bayrağıdır." diyor.

şimdilerde ülkemizde malesef kürtçü bölücüler vatan adına kutsal saydığımız her simgeyi faşizmle eşdeğer tutup bizlere saldırıyorlar.siz de anlaşılan bu maksatlı yönlendirmenin etkisiyle milliyetçi olmayı faşist olmakla aynı kefeye koyup mesajlarımı değerlendiriyor olmalısınız.benim açımdan sorun yok.ben zaten bunu övünç kaynağı sayıyorum.ne derseniz diyin.ama yukarda örnekleriyle izah ettim.kendinizi bir kez daha sorgulayın.türk devrim tarihinin önderleri kemalizmden,milliyetçi devrimcilikten bahsederken siz hangi devrimcilikten bahsediyorsunuz.bana göre de sizlerin devrimcilikle,solculukla uzaktan yakından alakanız yok.ama iki de bir suçunuzu yüzünüze vurmuyorum.biraz da forum kurallarına saygımdan dolayı bir kaç kendini bilmez gibi üyelerimize sıfatlar takıp kürtçü amistofes,bölücü gnost,vatan haini bilmem kim diye mesajlar da yazmıyorum.düşük viteste solculuk oynayanlara karşı dikkatinizi çekmeye çalıştım onu bile yanlış anlamışsınız.gereği yapılmış zaten.için rahat olsun.umrumda değil :)

not:bu arada mesajımda bir kaç yerde mahirden bahsettim.kastım mahir çayandır.karadayının mahir karasından bahsetmiyorum.:)

hüsamkuzu
20.07.2015, 00:55
Sayın hüsamkuzu


3 bin mesaja teşekkür ederiz çünkü o veya bu şekilde verilen emeğe saygı duyarız. Bahsettiğiniz arkadaşımız 10 Yıldır burada, bizimle beraber, ideolojik olarak benimle kuzey ve Güney gibi ters olmasına rağmen tahammül diye bir Erdem vardır. Her üyeye tahammül gösteririz, forum ve ahlaki kurallar doğrultusunda. Sizde o Erdem olmayabilir, OLMASINA da gerek yok, o Erdem bizlere gereklidir. Nasıl olsa o arkadaşa tahammül ediyoruz ardından onun tersi düşünenlerede tahammül edeceğiz ya o açıdan.

Sizin şu yazdıklarınızı en az 10 bin kez yazanlar olmuştur, bizlerde 10 bin kez aynı şekilde erdemli-erdemsiz cevap vermek zorunda kalmışızdır. Biliyorum ki sizden sonra da 10 binlerce kez daha bu mesajlardan yazanlar olacaktır. Ne yazık ki biz yine erdemli olmak zorunda olacağız. Gördüğünüz gibi mesele böyle, kimin işi zor sizce? Demokrasi denen zahmeti taşıyanın mı yoksa demokrasinin ardından her daim laf Ata'nın mı? Biz sizin Yazdığınız gibi mesajlara aynı dik duruşla cevap vermeye Ömrümüz yettiğince cevap vereceğiz. Siz ve sizin gibi yazanlar ne zaman anlayacaklar merak ediyorum aleviweb demokrasi anlayışının bu OLDUĞUNU.....


Sayın Yorum,
Hazirana yakıştıramadığınız yazım tarzı “hadi şimdi ikile” dediği midir? Ve bu tarzı anlayıp sabrettiğiniz için erdemli mi oluyorsunuz? O halde anlamadığınız veya görmezden geldikleriniz için kendinizi nasıl biri olarak tanımlıyorsunuz. Şimdi sıralayacağım.

Haziran diyor ki, “deniz savunmasında sizi bile tarif etmiş.en büyük düşmanımız bu vatan hainleridir demiş.benimde en büyük düşmanım bu vatan hainleridir.”
Sayın Yorum, bu cümleyi anlamadınız mı yoksa erdemli olmak için buna tahammül mü gösteriyorsunuz? Sana da vatan haini dediğini henüz anlayamadınız mı? Oysa Türkiye halklarının elemeği göz nuruna göz diken emperyalistlere karşı Denizler mücadele verdikleri için bu emperyalist uşakları Denizlerin boynuna imleği takmışlardı ve komünisteler Moskova’ya diye slogan atıyorlardı. Ama efendileri kuyruklarına basınca ağız değiştirip farklı sloganlar atmaya başladılar. Atılan bu farklı sloganlar sizi duygulandırmış olmalıdır.

Haziran diyor ki; “vatanı parsel parsel amerikaya satan,bölücü kürtçü vatan hainleridir.” O halde bölücü Kürtçüler henüz ortada yokken vatanı parsel parsel Amerikaya satanlar vardı demektir, kimlerdi bu vatan hainleri? Haziranın mensubu olduğu zihniyet değil midir? Hal böyle iken, hain birinin gelip de mazlum tarafını hainlikle suçlamasına göz yummak erdemlilik midir?

Haziran diyor ki, “kürt millet değildir ki milli davası olsun.” Tek millet olan kafatasçı Haziran mıdır? Haziran diyor ki, “sorunu çıkarıp bunca insanın ölümüne sebep olan eli kanlı kürtçü faşist katiller sizlersiniz.” Sayın Yorum bu ne demek oluyor? Burada eli kanlı katil faşist Kürt kimdir? Burada kim olduğunu bilmiyorum ama Türkiye cumhuriyeti devleti eli kanlı katil bir devlet olduğunu rahat söyleyebilirim. Cumhuriyet tarihi katliamlarla dolu bir tarihtir. Hal böyle iken suçluyu mazlum göstermek erdem ise eksik olsun diyorum.

Haziran diyor ki, “inançsız,milletsiz,vatansız bayraksız gömüleceksiniz.” Ne ala, kim gömecek? Bu cümlenin sahibine olan tolerans erdem midir?

Haziran diyor ki, “deniz ve arkadaşları bizim onur bayrağımızdır.Mustafa Kemal gibi 1000 sene de geçse adları unutulmayacaktır.” Mustafa Kemal daha yüz sayısını beklerken, Haziran onu bine çıkarmış, neyse çok sevdiğinden olmalıdır. Ama Deniz ve arkadaşları onur bayrağımızdır dediği sahtekarca bir oyundan başka bir şey değildir. Geçmişte ketlettiklerini bu gün onur bayrağı yapmaları sence de sahtekarlık değil mi? Eğer sahtekarlık olarak düşünüyorsan bu kadar hoşgörü bir gaflet değil midir?

Haziran diyor ki, “30 yıldır geberen leşlerinizi kimse hatırlamıyor,hatırlamayacakda.” Sayın Yorum bu cümleye tahammül etmek senin vicdanını rahatsız etmiyor mu? Kuyruğuna basıldığı zaman 30 yılda olup bitenlerin sorumlusu Apo tutuluyorken, neden burada 30 yıldır geberen leşlerimizi bizlere hatırlatırlmaktadır? Bu zattı muhterem, 30 yıldır katlettikleri insanları hatırlanmayan gebermişlere olarak ifade etmekle sizlerin erdemini sorgulamış olmuyor mu?
Kimse “hatırlamıyor,hatırlamayacakda belki bir tek apo koynuna aldığı 15-16 yaşındaki kızların çeteresini tuttuysa aponun haremi diye onlar anılabilir.”miş.
İşte bu şahısın bu foruma olan emeğinin özeti budur. İnandığı Mustafa kemalin aşk hikayelerini çok iyi bildiği kesin, bu şahıs anlaşılan inandığı Muhammedin aşk ilişkisini hiç öğrenmemiş. Aponun 15-16 yaşındaki kızların çetelesini tutuyorsun da Muhammedin 9 yaşındaki Ayşe’sini bilmemen ne garip.
Sayın Yorum işte sana üç bin mesajlık emeği olan şahısın özeti budur. Benden ziyade siz yöneticiler kin, nefret suçu işleyen bu şahısı eleştirmeniz gerekir. Madem görev verdiniz kendisine çeki düzen de vermelisiniz. Veremiyorsanız benim erdemimi sorgulayacak durumda olmayacaksınız. Başkasının erdemini sorgulayacak biri erdemli olmalıdır.
Erdem sözcüğünü kullanmamın sebebi sana ait tükettiğin bir kavram olduğu içindir. Benim ve senin erdemini kıyaslamanı diliyorum.

Önemli olan bir foruma abuk subuk yazılar asmak değildir. Bu asılan abuk subuk yazıları ve yazılan kin, nefret dolu mesajlara emek verildi olarak düşünülmez. Bir forumda asılmış olan yazıların ve yazılan yazıların hakka ulaşması önemli olandır. Gördüğüm kadarıyla bu forumun işlevi, Alevi adı kullanılarak faşizmin propagandasına payende olmasıdır.

haziran_AW
20.07.2015, 01:09
vatan hainlerinin tanımını da ben yapmıyorum.mahir çayan bizzat kendisi yapıyor.okumayan bir toplum olduğumuzdan olsa gerek yaklaşan bölücü kürtçü tehlikeyi gelecek nesillere anlatmış ama anlayan kim.neyse dedimya ben mahirin yolundayım bahsettiği vatan hainleri ile mücadelem devam edecek.

“…Son olarak solcu kemalist arkadaşlarıma diyorum ki; özgürlükçü, liberal, Kürtçü tavır takınan… Atatürk’ü burjuva ve şoven diye eleştirmeye kalkan vatan hainleriyle kol kola giden komünist ve tehlikeli oluşumlardan uzak durun… Bir kemalist kesinlikle vatansever, milliyetçi olmalıdır. Kemalist olmasa bile kemalizm’e hayranlık veya saygı duymayan bir solcu; işbirlikçidir, haindir. Bunu unutmayınız…”(mahir çayan)

**Yorum**
20.07.2015, 02:35
Sanırım telefondan anlatmak, anlaşılmak zor oluyor, biraz sabredin tam anlamıyla anlaşılacak mesajlarımızı yazalım. Taşınma hadisesinden dolayı internetim yok, buradan yazmak çok zor, belliki mesajlar tam anlamıyla sorulara cevap veremiyor. Beni biraz bekleyin...

SahtePeygamber
05.08.2015, 05:49
Ben Tanri adami By Bunyemin

Bugun seherin dogusunu izlemek icin erken kalktim! Ufukta Vatan diye birsey yok! Cunku Rab onu yerle bir etti!

Insan kendini hapsettike, Tanri ozgurlesmek isteyenleri kafesini kiracaktir!

Vatan varsa uzerine bastigim dunyadir benim!

Dunyayi parcalamayin diyor Rab!

Ey Haziran dunyama gel! Sana lezzetli sofra kurayim! Seninkine benzemez!