PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 16 Mart Beyazıt Katliamı


heterodoks
15.03.2006, 02:50
Bir ölü yatıyor
Vurdular
Kurşun yarası
Kızıl bir karanfil açmış alnında
İstanbul'da Beyazıt meydanında.

Bir ölü yatacak
Toprağa şıp şıp damlayacak kanı
Silahlı milletim hürriyet türküleriyle gelip
Zaptedene kadar büyük meydanı.

Nazım HİKMET

16 Mart 1978'de İstanbul'da 7 üniversite öğrencisi öldürüldü. 16-17 Mart 1988'de Halepçe'de 5 bini aşkın Kürt, kimyasal silahlarla öldürüldü. 16 Mart 2003'de Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie'i, İsrail buldozerleri ezerek öldürdü...



1978'de bugün, İstanbul Üniversitesi'nden çıkan öğrencilere bombalı saldırı düzenlendi. Bu saldırı sonucunda, yedi öğrenci öldü, 31'i ağır olmak üzere 100'den fazla kişi yaralandı. Ölen öğrencilerin adları şöyle: Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Hamit Akıl, A. Turan Ören, Murat Kurt, Abdullah Şimşek.

Dava zamanaşımına gidiyor
Saldırının faillerinin cezalandırılması amacıyla açılan, "Beyazıt Katliamı" olarak anılan dava, aradan geçen 26 yıla rağmen, sonuçlandırılamadı.

Sanıkların tutuksuz yargılanmasına devam edilirken, dava avukatlarından Cem Alptekin "davanın zaman aşımına doğru taşınılmaya çalışıldığını" belirtti.

Faillerden Mustafa Doğan'ın yurtdışında kırmızı bültenle arandığını hatırlatan Alptekin, tutuksuz yargılanan sanıkların beraat kararının temyizde olduğunu söyledi.

Dönemin Ülkü Ocakları Derneği İstanbul Şube başkanı Orhan Çakıroğlu, yöneticilerden Mehmet Gül, dönemin Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Gençlik kolları başkanı Kazım Ayaydın, dernek üyelerinden Sıddık Polat ve Ahmet Hamdi Paksoy, saldırıyı planlayıp uygulamak suçundan İstanbul 1 nolu Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanıp delil yetersizliğinden beraat etmişti.

Olayın sanıklarından Zülküf İsot'un ablası Remziye Akyol, saldırıyı kardeşinin, Mustafa Doğan, Latif Aktı ve Sıddık Polat'la gerçekleştirdiğini söyledi ve emri Alparslan Türkeş'in verdiğini iddia etti. Avukatlar topladıkları delillerle 1992'de "iadei muhakame" talebinde bulundular. Bu talep 1995'te hayata geçti ve sanıklardan Mustafa Doğan hiçbir zaman sanık sandalyesine oturtulamadı.

Halepçe'de 5 bin Kürt öldürüldü
Irak ordusuna ait savaş uçakları, 16 Mart 1988 sabahı Halepçe ve çevresindeki Düveyde ile İnap kasabalarına kimyasal bombalar bıraktı.

Birkaç saat içinde 5 bini aşkın insanın yaşamını yitirdiği saldırıdan, uluslar arası kamuoyu ancak günler sonra haberdar oldu. Katliamın hemen ardından şehre giren gazeteci Ramazan Öztürk'ün çektiği ve "Sessiz Tanık" adı verilen fotoğraf, olayı tüm dünyaya duyurdu.

Katliamın sonuçları, sadece 5 bin ölümle sınırlı kalmadı. Çünkü kent hala, kimyasal saldırının izlerini taşıyor. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 1991-94 arasında bölgedeki kanser vakalarında yüzde 800 oranında artış görülürken, kadın doğumlarında düşük oranı dört kadına çıktı.

Rachel Corrie öldürüldü
2003'ün 16 Mart günü, Amerikalı barış eylemcisi Rachel Corrie, İsrail buldozerlerinin Filistinlilerin evlerini yıkmasına engel olmak isterken, buldozerler tarafından ezildi. Olayın ardından ne İsrail ne de Amerika Birleşik Devletleri (ABD), sorumluları cezalandırdı. Rachel, ABD'nin İsrail'e sattığı buldozerlerin altında kalarak yaşamını yitirmişti.

Rachel'in ölümü, İsrail'in yabancı barış eylemcilerine yönelik saldırılarından yalnızca birisi. Meksikalı Brian Avery, 5 Nisan'da öldürüldü. Yaklaşık 1 yıl komada kaldıktan sonra ölen İngiliz genç Tom Hundrall, 11 Nisan'da başından vurulmuştu. Ve yine bir İngiliz vatandaşı olan James Miller, Nisan ayında vurularak öldürüldü. Bunlardan sadece biri mahkemeye yansıdı. Tom Hundrall'ın ailesinin mücadelesinin sonunda, İsrail, bir askeri yargıladı. Ancak bu yargılama da, göstermelik kaldı.

Elizabeth Corrie, yeğeni Rachel Corrie'nin ölümünün 1. yılında, Amerikan vatandaşlarına şunu söylüyor:

"Amerikan vatandaşları kendilerine şunu sormalılar: Nasıl oluyor da silahsız bir Amerikan vatandaşı Amerikan halkının cebinden alınan vergilerle, askeri yardım yapılan bir ülkenin ordusu tarafından öldürülüyor ve bu suç cezasız kalıyor?

15 Ekim 2003'de üç Amerikalı ajan, Gazze Şeridi'nde öldürüldüğünde FBI 24 saat içinde soruşturma başlattı. Ama Rachel'in öldürülmesinin üzerinden bir yıl geçtiği halde ve katiller belli olmasına rağmen, ne FBI ne de Amerikan hükümeti hiçbir şey yapmadı. Bu çifte standartın sebebi ne?" (BB)

HER ŞEYİ ÖĞREN, HİÇBİR ŞEYİ UNUTMA!

Kolera
15.03.2006, 04:21
Birde Demiyorlar mi Irakda kimyasal silah yoktu bulunamadi.

haydargunel
18.03.2006, 00:56
adamlar o kadar eminlerki ıraktaki kimyasal silahların varlığından çünkü silahları kendileri verdiler.

heterodoks
18.03.2006, 03:37
Sabah’ın eski genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, artık yalnızca köşeyazarlığı yapıyor. Yayın yönetmenliğini bıraktığından bu yana yazılarında sözünü sakınmayan bir üslup tutturan Babahan, son olarak 16 Mart katliamına ilişkin medyada görmeye alışık olmadığımız bir yazı kaleme aldı. Yazıyı aynen yayımlıyoruz.



16 Mart katliamı

16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi’nden çıkmakta olan sol görüşlü öğrencilere yapılan bombalı ve silahlı saldırıda 7 öğrenci öldürüldü, 41 öğrenci yaralandı.
12 Eylül faşist darbesine giden sürecin planlanmış yol haritasında katliamlar sayfasını açan ilk olay buydu.
Faşist saldırıda Hatice Özen, Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Turan Ören, Abdullah Şimşek, Hamit Akıl ve Murat Kurt yaşamını yitirdi.
Katliam sonrası toplanan on binlerce kişi “Faşist katillerden hesap soracağız, anıları yaşayacak” şeklinde sloganlar attı.
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2’nci sınıf öğrencisi olarak o dönemi yaşayanlardan biriyim, biliyorum.
28 yıl sonra geriye dönüp baktığımızda, acıyla gördüğümüz şu: Katliamı gerçekleştiren faşist katiller bulunamadı. Bulunamadığı için hesap sorulamadı.
Bulunsaydı da sorulacağı çok şüpheliydi...
Maalesef, bir avuç arkadaşları ve aileleri dışında, katliamda hayatlarını kaybedenler toplumsal hafızadan silindi.
O zaman, sol görüşlü öğrencilerin sık sık tekrarladığı şu dörtlük vardı:
“Hain tuzaklarda
Kan uykularda
Vurulduk ey halkım
Unutma bizi...”
Ne acıdır ki, faşist darbecilerin lideri, bugün üniversitelerde, televizyonlarda, sosyete mekanlarında başköşelerde ağırlanıyor ama bu faşist darbenin gerçekleşmesi için planlanan katliamların ilki olan 16 Mart’ta silahsız, savunmasız biçimde öldürülen öğrenciler toplumsal hafızamızda kendilerine bir yer bulamıyor.
Daha da acı olanı katliamı gerçekleştiren faşist katillerin prototipleri televizyon dizilerinde ve o dizilerin oynatıldığı grupların gazetelerinde Polat olarak, Memati olarak, Doğubey olarak halkımıza kahraman kılığında takdim ediliyor.
Oysa, faşist katillerin acımasızca katlettiği o öğrencilerin elinde silah yoktu, bıçak yoktu, bomba yoktu...
Ellerinde ders kitapları ve üniversite yemekhanesinden alınmış soğuk yumurta ve tavuktan oluşan kumanya paketi vardı.
Çünkü faşist saldırılar nedeniyle üniversitede yemek yemeleri imkânsız hale gelmişti.
Bombalı saldırı sonrası yere serildiklerinde ellerindeki kitap ve kumanyalar akan kana karışmıştı.
12 Eylül faşist darbesi 17 yaşındaki solcu çocukları darağacına gönderirken 16 Mart katliamının muhtemel faillerini sorgudan bile geçirmedi.
Ve Türkiye binlerce masum evladının katledilmesi pahasına gerçekleştirilen faşist diktatörlükle, daha sonraki demokratik süreçte de yüzleşmedi, hesaplaşmadı.
Bu hesaplaşma yapılamadığı için, ülkemiz hâlâ daha ağır bir militarist kültürün, en ufak demokratik ve aykırı bir canlanmada galeyana gelen faşist ve katliamcı atmosferin etkisinden kurtulamıyor bir türlü.
Evet, biraz hüzünle de olsa, tekrarlayalım:
Hain tuzaklarda
Kan uykularda
Vurulduk ey halkım
Unutma bizi...


kaynak: [Only Registered Users Can See Links]
Yazının orjinali: [Only Registered Users Can See Links]