PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : KÜba


alzer
20.08.2006, 04:16
KÜBA
Mayıs ayında 2 hafta Küba’da bulundum. Bugüne dek çeşitli kitablardan ve araştırmalardan Küba üzerine bilgi edinmiştim. Tabi orada bizzat bulunmak farklı izlenimlere ve düşüncelere yol açtı. 2 hafta süresince -kısa da olsa- hoş süprizlerle karşılaştım. Kübalılarla tanıştım ve sohbet ettim.

Çok saydığım/sevdiğim bir forum üyesinin önerisi üzerine alttaki yazımı kaleme aldım.

Küba tarihi:
15. yüzyılda „İpek Yolu“ adı verilen Çin’in en uç noktasından başlayıp Türkiye üzerinden Avrupa’nın çeşitli ülkelerine ulaşan ticaret yoluna alternatif bir yol arayışı için Kristof Kolomb (1451 – 1506) Ispanyol bayrağı altında gemisi ile yola çıkmıştır. Kolomb’un amacı deniz yoluyla Hindistanı bulmaktı.
15. yüzyılın ikinci yarısında ‘’Ipek Yolu’’ avrupalılar için pek güvenilir değildi, ancak önemi çok büyüktü. (Türkler o dönemde ’’İpek Yolun’’nun parçası olan ‘’Karadeniz’’i yabancı gemilere kapatmışlardı.)

1492’de Kristof Kolomb’un demir attığı Karayip adaları arasında Küba adası da bulunuyordu. Kolomb, bu adayı ilk kez görünce şu sözü zikretmiş: „Cenneti buldum“. Keşfetmiş olduğu adalar halkına da „Indian (Kızıldereli)“ demiş. Kolomb, o adaların Hindistan (India) olmadığının daha sonra farkına varmış. Güya cenneti buldular ama cennetin sahiplerine çok kötü tavırlar takınıldı, Küba halkı yaklaşık 100 yıl kadar bir zaman içinde Ispanyol sömürgesi altında yok edildi (yaklaşık 200.000 kübalı). Ispanyol sömürgesi o dönemden itibaren 500 yıl boyunca zulüm, işkence ve köleliğin en acımasız şekillerini ortaya koydu. Ispanyol sömürgesi altında Küba’da kölelik yapacak insan azalmaya yüz tutmasıyla, Afrika’dan köle ithalatçılığı başladı.
16. yüzıldan başlayarak zaman zaman kölelerin başarısız ayaklanmaları oldu. Bu ayaklanmalar Ispanyol kraliyeti tarafından bastırıldı. Ancak 1890'larda Jose Marti önderliğinde başlayan ve efsaneleşen direnişi, Ispanyollar önleyemediler. O dönem Küba nüfusunun yüzde 5'i olan 100 bin kişi bu direnişler sırasında öldürüldü. Jose Marti de 1895'te savaş alanında şehit düştü. Nitekim zayıflamış Ispanyol sömürgesi Amerika karşısında basit bir av oldu. Ispanyol sömürgesine karşı açılan savaş sonrası amerikanlar Küba’yı ele geçirdi. Ve 1898’den itibaren amerikan hükmü sürdü. Yine kölelik devam etti, Küba Mafia’nın ve Amerika’nın oyuncağı/kuklası haline dönüştü.
Ticari açıdan o zamanlar şekerkamışı, tütün ve kahve en önemli ürünleri oluşturuyordu. 20. yüzyılın başlarından itibaren Küba toprakları ve halkı turizm, eğlence, fuhuş, alköl vb. konular için kullanıldı. Bu dönemde tarım ve hizmet sektörü çoğu ABD'li ve diğer yabancı sermayeli şirketlerin elindedir.

Küba’nın yerli halkı çoktan yok edildiği için, Küba’da çeşitli milletlerden insanlar bulunmakta. Bunların en çoğunu Afrikalılarla, İspanyollar oluşturur. Diğerleri Canada, Fransa ve Çin milletindendir.

1956’dan bugüne KÜBA

Che Guevara: (14 Haziran 1928 - 9 Ekim 1967), doktor, sosyalist devrimci ve Küba devriminin önderlerinden biridir. Arjantin doğumlu olan Che Guevara, Küba'da yönetimi 1959'da ele geçiren Fidel Castro'nun ''26 Temmuz Hareketi''ne katıldı. Yeni yönetimin bakanlar kurulunda önemli görevlerde bulunduktan sonra, muhtelif ülkelerde devrimlere katkıda bulunmak amacıyla 1966'da Küba'dan ayrıldı. İlk gittiği Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nden sonra geçtiği Bolivya'da, CIA'nin düzenlediği öne sürülen bir eylem sonucu yakalandı ve öldürüldü.

Fidel Castro: 13 Ağustos 1926 doğumlu. Castro ülkesinin ABD’ye karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinin önderidir. Castro, ABD’ye ve yerli işbirlikçilerine karşı verdiği mücadeleyi bir genç Küba’lı avukat olarak; “Tarih Beni Berat Ettirecektir” adlı kitabında detaylı olarak anlatıyor. Castro bir Atatürk hayranı ve Havana’da bir Atatürk heykeli bulunmakta. Atatürk ile ilgili bir sözü: “Bu kadar büyük bir devrim yaptım ama Atatürk’ün yaptıklarını başaramazdım. Asıl devrimci Atatürk’tür!“
Fidel Castro ve arkadaşları ilk olarak 1956’da o zaman ki “Batista Hükümeti”ni devirmeyi ve devrimi gerçekleştirmeyi denemişlerdir. Başkaldırı başarısız sonuçlandı ve Castro cezaevinde bir kaç yıl geçirdikten sonra Meksika’ya eksile gitti. Meksika’da Che Guevara ile tanıştı ve 1959’da Castro, Che ve arkadaşları Küba’da başarıyla devrimi gerçekleştirdiler. 1961 yılında Castro Küba’da marksist sistemin egemenliğini ilan etti. Küba, devrimden sonra Sovyetler Birliği’nin iktisadi açıdan uzun süre etkisinde kaldı.
Halkın büyük çoğunluğu Castro’yu bir baba, bir ata gibi görüyor. Küba’da kime sorduysam Castro’yu anlatırken gözleri ışıldıyor ve duygulanıp heyecanlanıyor. Havana’da bir tane Castro heykeli görmedim, Castro’nun sanki ruhu tüm ülkeye dağılmış gibi bir his kaplıyor insanı. Zaten bu ülkenin insanı heykel değil vizyon ve amaç peşinde. Ve anlatımlarından belli ki sisteme ve ülkeye olan sevgileri olağan üstü.
Castro’ya tam 600 defa suikast girişiminde bulunulmuş. Bunların çoğu ABD destekli yapıldığı da kanıtlanmıştır. Bu yıl 80 yaşına girecek olan Castro halen enerji dolu, Küba halkının da büyük çoğunluğu inançlı bir şekilde sistemin ve Castro’nun peşinde.

Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle 90’lı yıllarda yoksulluk ve ekonomik/siyasal sorunlar yaşandı. Bu yıllarda ABD’nin de katkılarıyla kargaşalar yaşandı, işsizlik doruk noktalara ulaştı. O yıllarda turizme açılımla ve belli dış sermaye katkısıyla sorunlar hızla aşıldı. Gene halkın büyük çoğunluğu sisteme ve Castro’ya olan sonsuz inancıyla bu sorunlara göğüs germesini bildi. ABD ambargosu her yıl biraz daha ağırlaşıyor, farklı ülkelere de Küba’ya ambargo uygulanması ABD tarafından dayatılıyor. Ancak son yıllarda Kanada, Fransa, Venezuela, Bolivia ve Çin gibi ülkelerle çok başarılı ticari işbirlikleri doğuyor ve 90’lı yılların izleri yavaşca siliniyor. Tabii bilhassa batılı iş ortakları marksizmle bağdaşmayan bazı kolaylıkları bekliyorlar. Bu beklentiler karşısında ödenecek faturanın ağır olmamasına dikkat edilmesi gerekir.
Küba’ya en fazla gelir getiren ürünler arasında; tütün, şeker, petrol ve turizm sektörü bulunmakta. Bu sektörlerin yanı sıra tıp, sağlık ve eğitim hizmetleri dünyaca en başarılılar arasında yer almaktadır. Sağlık ve eğitim sisteminden halk bedava yararlanıyor. Küba latin amerikanın muhtelif ülkelerine bedava tıp hizmeti sunuyor. Her kübalı 10 yıl okul eğitiminden geçmek zorundadır. Küba yüzde yüz okuma yazma oranıyla tekden bir ülke sayılabilir. Ayrıca Küba çoğrafyası, doğası, dansları ve neşe dolu insanlarıyla çok özel bir konumdadır. Sömürgeciliğe ve emperyalizme karşı olmak halkın yüreğine işlemiş olduğu her an fark ediliyor. Işsizlik oranı yüzde 2 de, 34 öğrenciye 1 öğretmen düşüyor ve halkın yüzde 85’i kira ödemiyor. Küba’da devlet karneyle herkese temel ihtiyaç maddelerini sağlıyor/dağıtıyor. Her gün çocuklara süt, yoğurt ve her aileye kişi başı şeker, yağ, ekmek vb. dağıtılıyor. Lüksleri belki yok ama buralarda açlıktan hiç kimse ölmüyor! Küba’nın İMF’ye bir kuruş borcu da yok! Herkesin buz dolabında et’i ve rum içkisi bulunur.
Bence Küba’da sosyalizmi tehdit eden tek şey; hızla gelişen turizm sektörü ve turizmden gerekenin çok üstünde faydalanan küçük bir halk kesimi. Ve turizmle birlikte Küba’ya kapitalist ülkelerden gelen örf/adet davranışları da kübalıların gözünden kaçmıyor. Umarım Kübalılar şu anki yegane sistemin değerini bilirler.

Frankfurt/15.06.2006

candacan
20.08.2006, 04:37
Umarım Kübalılar şu anki yegane sistemin değerini bilirler.
Sevgili alzer,
Verdiğin bilgiler için çok teşekkürler.
Şu anki yegane sistemin değerini sadece kübalılar değil, umarım hepimiz biliriz.