Anasayfa
Aleviweb Menü
Kimler Online
Bugünki Mesajlar
Oyunevi
Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu
>
Kültür-Sanat
>
Tarih
İnkâr, soykırım suçunun parçasıdır
Nickiniz
Beni hatırla
Şifreniz
Yardım
Üye Listesi
Ajanda
Arama
Bugünki Mesajlar
Forumları Okundu Kabul Et
Tarih
Tarihsel olaylar, kişiler, durumlar
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan
1
2
3
>
Sonuncu
»
Seçenekler
Arama
Stil
13.11.2008, 22:01
#
1
Yazar
Zazaya
Forumla Bütünleşmiş
Bilgiler
Üyelik tarihi: 31.05.2008
Mesajlar: 1.080
Memleket: ELAZIĞ
Cinsiyet:
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
19
İtibar Puanı: 156
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
İnkâr, soykırım suçunun parçasıdır
İnkâr, soykırım suçunun parçasıdır
AGBU Ermeni yardim kurulusuna bagli Feke Ermeni ilkoulu çocuklari 1912
Soykırım, insanlığa karşı işlenebilecek en ağır suçtur ve siyasidir. Bu suçu inkâr etmek de, soykırımın gerçekleştirilmesine katkı yapar ve onu meşrulaştırır. Bu yüzden soykırımın parçası olan inkârcılık suç sayılmalı
12/10/2006
Fransız avukatlar Didier Bruere Dawson, Christian Charriere-Bournazel, Alexandre Kuyumcuyan, Lef Forster, Alain Jakubowicz, Bernard Jouanneau, Charles Korman, Jean-Louis Lagarde, Pierre Mairat, Mario Stasi ve Gerard Çolakyan'ın imzaladığı metin:
"Tarih yazmak parlamentonun işi değildir." İlk başta insana makul gelen bu görüşten hareket eden bazı tarihçiler, Fransa'da Yahudi soykırımına itiraz etmeyi cezalandıran Gayssot yasasının lağvını talep ediyor ve Ermeni soykırımının inkârını cezalandırılmasını öngören yasa tasarısının da mecliste oylamaya sunulmasına karşı çıkıyor.
Bu, yerinde bir tartışma ve biz avukatları da görüş bildirmeye çağırıyor. Ancak söz konusu görüş insana ne kadar çekici gelirse gelsin, soykırım fenomeninin en büyük özelliğini gizlediğinden ancak bir yere kadar geçerli. Soykırım, basit bir tarihi gerçek olmanın ötesindedir.
Her şeyden önce, bir halkın ve kimliğinin yok edilmesinden oluşan siyasi bir suçtur. Dolayısıyla inkârı da aynı şekilde siyasi ve hukuki bir cevap gerektirir. İnkârcılığı basit bir tarihi görüş sınıfına indirgersek, onun soykırım işlendiği andan itibaren düşünülmüş, hazırlanmış ve yürütülmüş olduğunu unuturuz.
İnkâr izleri silmeye yarar
Oysa burada sapık, soykırım suçuyla ilişkili, onun beraberinde gelen, izlerini daha rahat silebilmek için onunla birlikte doğurulan ve 'çifte ihlal' diye nitelemekten kaçınmayacağımız bir söylem söz konusu.
Halbuki tarihçiler, suçu örtbas etmeye hatta kimi zaman evveliyatına dayanarak haklı çıkarmaya yönelik yalan iddialar oluşturulmasının aslında soykırımın temel öğelerinden biri olduğunu herkesten daha iyi bilir. Almanya'daki Auschwitz toplama kampının giriş kapısındaki 'Arbeit macht frei' ('Çalışmak özgürleştirir') yazan tabelayı unutmadık. Naziler bu sayede başkalarını bu ölüm kamplarının, tehcir edilenlerin çalışmak yoluyla özgürleşeceği toplama merkezleri olduğuna inandırmaya çalışmışlardı.
Niyetin suç olduğunu kanıtlıyor
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermeni nüfusun 'savaş alanının dışına tehciri'ne yönelik resmi emirse, eli ayağı tutan Ermenilerin derhal öldürülmesi, kadın, çocuk ve yaşlılarınsa Suriye çöllerine doğru mecburi bir ölümüne yürüyüşle yok edilmesi politikasını örtbas etmeyi amaçlıyordu. Suçun bu şekilde örtbas edilmesi hatta daha gerçekleşinden önce çürütülmesi, işlenmesine fiilen katkıda bulunuyor.
Hukukçu olarak bizler inkârcılığa baktığımızda, soykırımı gerçekleştiren iradenin ana öğelerinden birini görmekteyiz. Mizansenin bir parçası olduğundan inkârcılık hem suçun maddi öğelerinden biridir, hem de suçun önceden hazırlandığını ve suç niyetini ortaya koyan ilave bir delildir. Ceza sistemimiz bir yandan insanlığa karşı işlenebilecek en ağır suç olan soykırımı cezalandırıp, diğer yandan onunla bağlantılı ve onu soykırım niteliğinden çıkarmayı amaçlayan bir ihlali suç saymama lüksüne sahip değil.
İhlalin suçla bu şekilde bağlantılı olması bizim pozitif hukukumuza yabancı değil; burada bir suçlunun sorumluluklarından kaçmasına izin vermenin veya gerçeğin ortaya çıkmasına engel teşkil etmenin de bizzat suç sayıldığını hatırlatmak isteriz.
İnkârcılığın vahameti, hem kurbanları ve sonraki nesilleri öfkelendirmesinde, hem de kendisini basın hukuku gibi özel bir alana değil de genel ceza hukuku alanına, tarihe ilişkin 'düşüncelerin ifadesi' veya 'tarihin yazılması' alanına değil de, adaleti engelleyen fiiller alanına yerleştiren insanlığa verdiği hasarda yatıyor.
Meclis adaleti yerine getirmeli
'Tarihe özgürlük' ilkesini inkârcılığa müsaade ederek mutlak bir değer gibi savunmak, sonuçları söz konusu cemaati fazlasıyla aşan ve kamu düzenini derinden rahatsız eden gerçek bir ihlale göz yummamıza yol açacaktır.
Biz avukatlar, Fransız meclisinin Ermeni soykırımının inkâr edilmesine dair yasa tasarısını incelemesini istiyor; böylece inkârcılık üzerine tartışmasını ve konunun hukuki analizini, olayı gerçekte nasıl olmuşsa o şekilde, yani inkarcılığı soykırımla bağlantılı bir ihlal ve adaletin yerine getirilmesine engel gibi kabul ederek, devam ettirmesini diliyoruz.
Zira her ne kadar tarih yazmak üzerine düşmese de, kökünü soykırım suçundan alan bir ihlalin hukuki adını koymak, siyasi etkisini artırmak adına pekâlâ meclisin işidir. Bu bir cesaret meselesi ve adaletin yerine getirilmesi gerek. (10 Ekim 2006)
ÇAY SALONU SAYFASI
The Following User Says Thank You to Zazaya For This Useful Post:
Zazaya
Açık Profil bilgileri
Zazaya nickli üyeye özel mesaj gönderin
Zazaya - Daha fazla Mesajını bul
13.11.2008, 22:10
#
2
Yazar
bektaşksk
ÖLÜMÜNE KAFKAF
Bilgiler
Üyelik tarihi: 17.08.2008
Bulunduğu yer: izmir karsıyaka
Yaş: 23
Mesajlar: 1.631
Memleket: AMASYA
Cinsiyet:
Thanks: 1.803
Thanked 1.902 Times in 772 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
32
İtibar Puanı: 839
Thanks: 1803
Thanked 1902 Times in 772 Posts
Yazı boyutunu büyütmek için Azerbaycan`ın İstanbul Başkonsolosluğu ile Atatürkçü Düşünce Kulüpleri Federasyonu(ADKF) tarafından ``31 Mart Azeri Soykırımı Günü`` dolayısıyla düzenlenen ``Ermeniler`in Türkler`e Yönelik Soykırımları ve Türkiye-Azerbaycan İlişkilerinin Geleceği`` konulu sempozyum, Hyatt Regency Oteli`nde başladı. Toplantıda, saygı duruşunda bulunulması ve Türkiye ile Azerbaycan milli marşlarının okunmasının ardından Hocalı soykırımını anlatan bir sinevizyon gösterimi sunuldu. Sempozyumun açılışında konuşanAzerbaycan`ın İstanbul Başkonsolosu İbrahim Nebioğlu, 31 Mart`ı, Azerbaycan`ın merhum Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev`in, 1998 yılında ``Azeri Soykırımı Günü`` olarak ilan ettiğini anlattı. Nebioğlu, ``Azeri soykırımını dünya kamuoyuna anlatamadık. Bu bir Ermeni soykırımı olsaydı, tüm dünya ilgilenirdi`` dedi. 31 Mart`ın, Azerbaycan tarihi için çok kanlı bir sayfa olduğunu belirten Nebioğlu, ``Bu tarihin önemini genç nesiller bilmiyor. Bunu dünya kamuoyunun bilmesi gerek. Bu nedenle böyle bir sempozyum düzenledik`` diye konuştu. -``TÜRKLER`E YÖNELİK SOYKIRIMLAR``-
Daha sonra, Başkonsolos Nebioğlu`nun başkanlığını yaptığı ``Türkler`e yönelik soykırımlar`` konulu oturum gerçekleştirildi. Araştırmacı-yazar Hüseyin Adıgüzel, Ermeniler ile Türkler`in 1800`lü yıllara kadar aralarında önemli bir sorun olmadan yaşadıklarını, ancak batılı ülkelerin ve Rusya`nın Ermeniler`e devlet kurma vaadinde bulunmalarının ardından sorunların başladığını söyledi. Osmanlı İmparatorluğu`nun 1. Dünya Savaşı`nda cephe hattı dışında kalan Ermeniler`e zorla yer değiştirtmesinin ``soykırım`` olarak nitelendirilmesinin gerçek dışı olduğunu kaydeden Adıgüzel, ``31 Mart 1918 tarihinde Ermeniler Bakü`ye girdi. 2 gün hiç durmadan katliam yaptı. 12 bin Azeri`yi 2 günde yok ettiler`` diye konuştu. Azeri soykırımına Türkiye`nin de Azerbaycan kadar ilgi göstermesi gerektiğini belirten Adıgüzel, ``Bu, Türk soykırımıdır. Bunu dünya kamuoyuna anlatmamız lazım. Bunun için de Türkiye ile işbirliğine ihtiyaç var`` dedi. Emekli Büyükelçi Bilal Şimşir de Türkiye`nin AB sürecinde Ermenistan`la ilişkilerini düzeltmesi için baskı altında tutulduğunu ifade etti. Şimşir, Ermenistan`ın hem Türkiye ile hem de Azerbaycan ile sorunları olduğunu anlatarak, ``Ermenistan, hala Azerbaycan`ın yüzde 20`sini işgal altında tutmakta. ABD ve AB, bunu dikkate almadan Türkiye`ye `ilişkilerinizi düzeltin` diyor. Önce Ermenistan, Karabağ`dan çekilsin ve Türkiye ile ilişkilerini düzeltsin`` dedi. Türk diplomatlarını vuran teröristlerin Ermeniler`in koruması altında olduğunu kaydeden Şimşir, bunlar düzeltilmeden Türkiye`nin Ermenistan`la normal bir diplomatik ilişki kuramayacağını ve sınırlarını açamayacağını söyledi. Şimşir, konuşmasını şöyle tamamladı: ``Biz Türkiye olarak Türkiye üzerine yoğunlaştık. Azerbaycan sorunlarına eğilemedik. Azerbaycan`ın derdini kendi derdimiz ve acımız görmeliyiz. Ermeniler, devletleri olmadan kendi kendilerine organize oluyorlar. Biraz onlar gibi düşünelim. Her şeyi devletten beklemeyelim. Dernekler ve sivil toplum kuruluşları da harekete geçmeli. Eğer bu milli dava ise milletçe sarılmamız lazım, Azerbaycanlılar`la beraber.`` Marmara Vakfı Başkanı Akkan Suver de, ``Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin geleceği`` konusundaki görüşlerini anlattı.
bencede inkar soykırım suçunun bir parçasıdır 31 martı unutturmayalım
ÇAY SALONU SAYFASI
___________________İMZA___________________
Koyun beni hak aşkına yanayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Yolumdan dönüp de mahrum mu kalayım
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Kadılar müftüler fetva yazarsa
İşte kement işte boynum asarsa
İşte hançer işte başım keserse
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Bir gün mahşer olur divan kurulur
Suçlu suçsuz varsa orda bulunur
Piri olmayanlar anda bilinir
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
Pir Sultan'ım arşa çıkar ünümüz
O da bizim ulumuzdur pirimiz
Hakka teslim olsun garip canımız
Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan
pir sultan abdal
* ßizLer için dünya
Karşıyaka'dan
ißarettir. ßizLer için
Karşıyaka'da
yaşamak ßir ißadettir. ßizLer için
Kaf Sin Kaf'tan
ßaşka takımı tutmaksa ihanettir....!
__________________________________________________ ________
BİR İMZA DA SEN AT,
MADIMAK MÜZE OLSUN
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak için TIKLAYIN...
]
The Following User Says Thank You to bektaşksk For This Useful Post:
bektaşksk
Açık Profil bilgileri
bektaşksk nickli üyeye özel mesaj gönderin
bektaşksk - Daha fazla Mesajını bul
13.11.2008, 23:54
#
3
Yazar
Zazaya
Forumla Bütünleşmiş
Bilgiler
Üyelik tarihi: 31.05.2008
Mesajlar: 1.080
Memleket: ELAZIĞ
Cinsiyet:
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
19
İtibar Puanı: 156
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
DERSIM SOYKIRIMI
Ermeni Soykiriminda Suriye çolleri
Ali Ertem
70 yıllık zifiri karanlığın aydınlatılması, 70 yıldır çiğnenen insanlık onurunun kurtarılması için hatırlatma!
Dersimliler: İnsanlığın suç saydığı her türlü davranıştan uzak durdular. Sadece insana değil, tabiatta canlı olarak kıpırdayan ne varsa olara saygı duydular; hiçbirini incitmemek için ellerinden gelen her türlü özeni gösterdiler. Başlarını gök kubbeye uzatan bin bir kokulu dağlarını, cana can katan pınarlarını her mevsim bir başka renge bürünen tabiatlarını kutsadılar. Emek verdiler; bereketini buldular; aç kalmadılar; açık kalmadılar; muhtaç olanı ortada bırakmadılar. Hiçbir kavmi, hiçbir kimseyi, kılıç zoruyla, topla, tüfekle, tahakküm altına almayı, kendileri gibi inanmaya zorlamayı, akıllarının ucundan geçirmediler. Eğer ki, silah kuşandılarsa, mala, cana, ırza kasteden zorbalara karşı kendilerini savunmak mecburiyetinden kuşandılar. Görevleri, insanlık içinde barışı, insanlar arasında dostluğu, insan sevgisini yüceltmek olan rayberler, dervişler, ozanlar, yetiştirdiler. Kalpleri, gönülleri fethetmek için daima sevginin, aşkın sihirli gücüne güvendiler. Başları dik, gönülleri tok, özgürce, insanca yaşadılar ve hep öyle yaşamak istediler Dersimin Kızılbaş Alevileri.
Dersim, zulmün peçesinden kaçan mazlumu darda bırakmadı. Kapılarını sadece mazlumun izini süren zorbaların suratına kapattı. Bu nedenle kendine sadece dost değil, kanlı zalimleri de düşman kazandı. Seferler düzenlendi. Ağır bedeller ödendi; “Zulmet ki, tahtın yıkıla!” dedi Dersim’in Kamilleri de. Direndiler kadın erke, direndiler yaşlı genç teslim olmadı Dersim. “Dersim’e sefer olur, zafer olmaz dendi” bu yüzden.
Şöyle buyurmuştu bir fermanında insanlığını iktidar hırsına teslim etmiş Osmanlı sultanı Kanuni Süleyman: “Kızılbaş lekesi olanlar hapis iktifa edilmeli, bu gibiler isabetli tedbirlerle elde edilerek habis vücutları ortadan kaldırılmalıdır.”* Çok acı çektirdiler; çok cana kıydılar. Alevi, Hıristiyan, Ezidi, ayrım yapmadılar. Boşunaydı vicdan, merhamet aramak, zayıfı dize getirmeyi, başkalarının emeği ile yaratılana el koymayı, öz be öz kardeşinin varlığını bile kendisi için tehlike saydığından boynunun vurulmasını prensip haline getirmiş bir egemenlik geleneğinde.
Nihayetinde, sömürdükçe oburlaştı “ihtişamlı” imparatorluk; oburlaştıkça yozlaştı; başladı çürüyüp dökülmeye. Ayakta kalabilmek için en son çareyi, kendi gibi zalim, kendi kadar zorba Keiser Almanya’sı ile dünyayı ateşe vermekte aradılar.
Ölüm fermanı kesilmişti 1915’te, Anadolu’nun vefakâr, çalışkan halklarının. Savaşı fırsat, fırsatı ganimet bilen zalimler, talan ettiler masumun yurdunu yuvasını. Kanlı bir tuzağa düşürüldüler Anadolu’nun mazlum halkları (Ermeni, Süryani, Helen, Ezidi). Anadolu Hıristiyanları üzerinde zulmün kol gezdiği kara günlerde, yine Dersimli koştu komşusunun imdadına. Karar verdi Erenler Meclisi, canını kurtarmak için Dersim’e sığınan masumları soykırımcı katillere karşı savunmaya. Paylaştı ekmeğini aşını darda kalanlarla. Seferber oldu Dersimin yiğitleri, kuşandı silahlarını, kendilerine sığınan 30.000 canı Osmanlı egemenlik sahasından çıkararak, Doğu Ermenistan’ın yetkili makamlarına teslim etmeye. Onlar bu çetin sınavdan alınlarının akıyla çıktılar. Bu soylu davranışı, Ermeni halkı daima minnetle anarken, soykırımcı zihniyet de, Dersimlilere bunun bedelini, Anadolu’nun Hıristiyan halklarına uyguladıkları imha yöntemleri ile ödetmenin palanları peşindeydiler.
Mustafa Kemal hükümetinin, Topal Osman ve Kazım Karabekir komutasındaki Koçgiri seferi, bu planın ilk adımı idi. Girdikleri her yerde yine ellerini masumların kanına buladılar. Dersim’in her ne pahasına olursa olsun teslim alınması, o günün koşullarına uygun olmadığı için sadece ileri bir tarihe ertelendi. Çünkü, eski ittihatçı “yeni” Kemalistler için Anadolu’nun, önce Hıristiyan halklardan “arındırılması” çok daha önemliydi.
Her ne kadar kamuoyu, ikinci dünya savaşına saldırgan Faşist iktidarların (Almanya, Japonya, İtalya ve bu devletlerin gizli ve açık müttefikleri) sebep olduklarını bilse de, Hitler gibi bir Nazi’nin, İttihatçılığı ve Kemalizm’i örnek aldığından yeteri kadar haberdar değildir. “Yurtta sulh, cihanda sulh“ sloganı, Türkiye Cumhuriyetinin “komünist tehlike” önüne bir engel olarak dikilmesinden sonra, batılı büyük güçler için kullanılan içi boş bir söylemden ibaretti. TC için ne egemenliği atındaki halklarla, nede komşu halklarla “sulh”, hiçbir zaman mümkün olmadı. Ne ülke içinde nede komşu ülkelerle görünür ve görünmez savaş hali hiç ortadan kalkmamdı. Gerek Antakya’nın, gerekse Kuzey Kıbrıs’ın ilhakı, Ermenistan sınır kapılarının 20 yıla yakın bir süredir kapalı tutulması ve bu günde Güney Kürdistan için gündemde olan ilhak planları, TC “sulh” politikasının somut örnekleridir. TC’nin temeli bir halklar mezarlığı olduğu kadar, 74 yıllık icraatı da bir halklar hapis hanesi olma özelliğinden hiçbir şey kaybetmedi. Türk olmayan halkların zoraki asimilasyonu, hakları için direnenlerin imhası, hiçbir dönem uygulamadan kaldırılmadı. 1915 soykırımının devamı olarak Dersim harekâtı da, enine boyuna düşünülüp planlanarak uygulamaya konuldu. Bu harekât, çocuk, kadın, yaşlı, genç ayrımı yapmaksızın Dersim halkının bir bölümünün imhası ile sonuçlandı. Katliamın sonrasında uygulamaya konan program da (ana dilleri Zazacanın, Kurmancinin yasaklanması, toplu sürgünler, çocukların ailelerden koparılıp, kışla disiplini yatılı okullarda asimle edilmeleri, bölgenin cami ve kuran kurları ile donatımı vs.) bir soykırımın bütün özelliklerini içinde taşıdı.
Dersim halkı bir türlü bilincinden atamadı bu vahşetin acısını. Görgü tanıkları, kuşaktan kuşağa yüzlerce, binlerce kez aktardı şahit olduğu insanlık suçlarını. Hiç şüphesiz, sırf onlar değildi vahşetin tanıkları. Bu konuda sadece N.Fazıl Kısakürek’in aldığı haberleri ve o dönemin emniyet müdürü olarak Seyit Rıza’nın katledilmesinde önemli bir rol oynayan İhsan Sabri Çağlayangil’in anlatımları kamuoyuna yansıdı. Ne TKP, nede kendini devrimci, ilerici olarak tanıtan patilerin hiç biri, vahşeti mahkûm etme gereği duymadılar. Hem tanık hem fail olan on binleri (asker ve sivil görevliler) henüz kimse dinleyip kayda geçmedi. Hal bu ki, insanlığa karşı işlenen suçların bilince çıkarılıp kamu vicdanında mahkûm edilmesinde, sadece kurbanların değil, faillerin ve alet olanların, ifadeleri de önemli bir yer tutar. Bu açıklamanın çerçevesi, “öteki” tanıklardan sadece ikisinin anılarının birer özetine yer vermemize olanak tanımaktadır.
Birinci tanık, Şerefli Koçhisar’ın Demircili köyünden Kazım Yavuz, harekâtın süresi boyunca Dersim’de asker: “Oluk gibi kan akıtıldı, her taraf cesetlerle doldu.” diye başlardı söze. “Sağ kalanları sığınaklardan, mağaralardan, ormanların içinden topladık. Esir almak yasaktı. Defnedilecekleri çukurları kendilerine kazdırdıktan sonra, kadın, erkek, yaşlı, çocuk tümünü tek sıra halinde çukurların kenarına dizerdik. Sonra süngüler takılıp emir verildi mi, bir feryat bir inilti kaplardı her tarafı. Hiç biri Türkçe bilmezdi. Süngüyü vurduğum zaman, kurbanda boğazlanan öküzler gibi böğürüyorlardı.” – “Ama Kazım emmi sende hiç mi Allah korkusu yoktu, çocuklara nasıl kıydın?” diyenlere, “Olur mu olum, emir verildi, sona düşman düşmandır. Böyü, güççü olmaz. Yarın böyür gene karşına dikilir” derdi. Elleri kanlı veda etti dünyaya.
İkinci tanık, soyadını henüz öğrenemediğimiz Eskişehir’de demir yolu işçiliği yapmış Bilecikli Mustafa Amca, harekâtın süresi boyunca Dersim’de makineli tüfek kullanan bir asker: “Çarpışma bitti, ortalıkta askerden başka canlı namına bir şey gözükmüyordu. Saklananların aranmasına geçildi. Bir mağara tespit edildikten sonra içine gaz ve el bombaları atıldı. Korku ve dehşet içinde çocukları ile birlikte bir aile (anne, baba, en büyükleri 9 – 10 yaşlarında 3 kız, 2 oğlan) dışarı çıkarıldı. Esir almak yasaktı. Hemen yedisi de bir tümseğin üzerine dizildi ve komutan makinelinin başına geçmemi emretti. Çok yakın mesafede olduğum için o çocukların üzüm karası gözlerle bana bakışları, sanki beni can evimden vurdu. ‚-Onlar esir, yapamam komutanım!’ dedim. -,Emrediyorum!’ dedi komutan. -,O zaman beni de onların yanına dikin ve siz geçin makinelinin başına!’ diyerek ellerimi yüzüme kapattım. Sarf edilen küfürlerin hiçbirini duymak istemedi kulaklarım. Onları öldürmek için gönüllüler zaten sıradaydı. Utandım insanlığımdan. O çocukların bakışları hiçbir zaman haylimden çıkmadı.”
Böyle katledildi Dersimliler! Kapat ellerini yüzüne ey insanlık!
Frankfurt, 1 Aralık 2007
Verein der Völkermordgegner e.V. Frankfurt / Main
Soykırım Karşıtları Derneği (SKD); Kontakt: Ali Ertem Tel.: 0049/69/5970813; E-Mail:
skd@gmx.net
ÇAY SALONU SAYFASI
The Following User Says Thank You to Zazaya For This Useful Post:
Zazaya
Açık Profil bilgileri
Zazaya nickli üyeye özel mesaj gönderin
Zazaya - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 00:08
#
4
Yazar
VatanSever
alternatif
Bilgiler
Üyelik tarihi: 13.01.2008
Bulunduğu yer: mersin
Mesajlar: 2.354
Memleket: MERSİN
Cinsiyet:
Thanks: 7.434
Thanked 2.636 Times in 1.292 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
43
İtibar Puanı: 1025
Thanks: 7434
Thanked 2636 Times in 1292 Posts
Frankfurt, 1 Aralık 2007
Verein der Völkermordgegner e.V. Frankfurt / Main
sizce,kimin AĞZI......
ÇAY SALONU SAYFASI
___________________İMZA___________________
Ne SAĞ-Ne SOL,Ne ALEVİ Nede SUNNİİ,ATATÜRK ve CUMHURİYETİN yılmaz savunucusuyum.
Kemal Keser.
Ulusal bütünlüğümüzü TEHDİT eden tüm oluşumları NEFRETLE KINIYORUM.
ÖLMEM
Mavi gözlüm sana laf atanları
Gözümü kırpmadan vurmazsam ölmem
Sana uzanacak hain elleri
Tutup birer birer kırmadan ölmem
Senin için çıkmazmıyım dağlara
Gül ekmem mi bahçelere bağlara
Cumhuriyet yazmazmıyım çağlara
Silenin gözünü oymadan ölmem
İhanetin defterini dürmeden
Çalışırım gece gündüz durmadan
Diplomalı kara cahil olmadan
Diplomasız kamil olmadan ölmem
İhanetin bayrağını çekeni
İşbirlikçi sülalesi kökeni
Anadolum sana nifak ekeni
Köküne bir kibrit çalmadan ölmem
Tarihlerden almazmıyım gücümü
Düşmanlardan almazmıyım öcümü
Menemenden getirttirip sicimi
Hainin boynuna takmadan ölmem
VatanSever
Açık Profil bilgileri
VatanSever nickli üyeye özel mesaj gönderin
VatanSever - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 01:30
#
5
Yazar
Zazaya
Forumla Bütünleşmiş
Bilgiler
Üyelik tarihi: 31.05.2008
Mesajlar: 1.080
Memleket: ELAZIĞ
Cinsiyet:
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
19
İtibar Puanı: 156
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Ermeni Soykırımı'nda Alman etkisi
1915 Ermeni Soykirimi Almanya Ermeni Soykirimini 2005 yilinda resmen tanidi.
Sait Çetinoğlu tarafından 19. Eylül 2008 - 7:45 tarihinde gönderildi.
Her kademedeki Alman görevliler kırımdan haberdardır ve üstlerine sürekli raporlarla soykırımı belgelemektedirler. Üstlerinin örtülü planları ve amaçlarının farkında olmayan Alman devletinin bu alt düzeyli memurları, üst kurumlarını yayılan kitle katliamlarının ayrıntılarıyla ilgili olarak tam anlamıyla bir rapor bombardımanına tuttular
Von Sanders Ayvalık'ta Rumları görünce bu gavurları hala sürmediniz mi diyerek astlarını paylamaktan çekinmez. Katliam emrini veren komutanların yanında katliama iştirak eden Alman görevliler de vardır: Osmanlı Ordusu'nda görev yapan çok sayıda Alman askeri misyoner, Türk askerinin bu aksiyonuna [Soykırım] aktif olarak da katılmıştı
Titiz soykırım araştırmacısı Vahakn N. Dadrian** Belge Yayınları'nca yayınlanan 'Türk Kaynaklarında Ermeni Soykırımı' kitabında Osmanlı belgelerinden hareketle refleks halini alan inkara karşın, eski sivil ve askeri memurların itiraflarından, savaş zamanı heyeti vükela üyelerinin itirafları, tarihçi, siyaset yazarı ve diğer yazarların itirafları, ordu kumandanları ve diğer muvazzaf ve ihtiyat zabitan, Osmanlı Meclisi Mebusan mebusları ve üst düzey üç ittihatçının (Enver, Talat, Cemal) itirafları ve diğer belgelerden (Naim Bey-Andonian) ve yazışmalardan, soykırımı belgeler. Belgeleme ile birlikte Türk-Ermeni ihtilafına dair Rus generali Mayevski'nin raporunun Türk yazarlar tarafından çarpıtılmasını örneklemesinin yanında Türklerin, Ermeni Soykırımı'nın inkarındaki anahtar unsurlar olan saptırma ve yalanlama üzerine ayrıntılı bir incelmesini de içermektedir.
Belge Yayınları'nın yeni yayınladığı 'İttifak Devletleri Kaynaklarında Ermeni Soykırımı-Toplu Makaleler-3' kitabında Ermeni Soykırımı'nda Alman etkisi de tartışılarak, ittifak devletleri arşiv belgelerinden hareketle soykırım belgelenmektedir. Dadrian'ın sunduğu ve incelediği belgeler, kamuoyuna açıklanmak amaçlı değil, kurum içi dahili amaçlar güden raporlar olmasından dolayı önemli raporlardır; 'Almanya ve Avusturya 1. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'nin politik ve askeri müttefikleriydi. Bu devletlerin temsilcilerinin, çoğu sadece kurum içi amaçlarla yazılmış olan özel, gizli ve çok gizli raporları, mevcut başka kaynak ya da verinin boy ölçüşemeyeceği bir doğruluk ve yakınlığa sahiptir.' (s 109)
Albay Stange'nin raporu
Alman askeri misyonu görevlileri Osmanlı Genelkurmayı'nı uzun yıllardır kontrol etmektedirler, gerek elçileri, gerekse her düzeydeki komutanlarıyla Ermenilere yapılan muameleler bilgileri dahilindedir. Her kademedeki Alman görevliler kırımdan haberdardır ve üstlerine sürekli raporlarla soykırımı belgelemektedirler. 'Üstlerinin örtülü planları ve amaçlarının farkında olmayan Alman devletinin bu alt düzeyli memurları, üst kurumlarını yayılan kitle katliamlarının ayrıntılarıyla ilgili olarak tam anlamıyla bir rapor bombardımanına tuttular; benzer raporlar Türkiye'nin içinde görev yapan Alman subayları tarafından Almanların Türkiye Askeri Misyonu'na gönderildi. Avrupa'daki diğer devlet arşivlerine kıyasla, Bonn'daki Alman Dışişleri Bakanlığı arşivlerinin depoları, bu kitlesel katliamla ilgili birincil kaynakları yönünden kıyas kabul etmez.' (s.112-113) Üstlerinin planları ve amaçlarının farkında olanlarda, çok övündükleri Alman disiplini çerçevesinde üstelerine gönderdikleri raporlarla da soykırımı belgelemişlerdir. Almanların raporları kırıma ilişkin inanılmaz ayrıntılar içermektedir. Burada örnek olarak Teşkilat-ı Mahsusa kumandanı olan Albay Stange'nin raporundan söz edelim. Albay Stange'nin özel konumuyla birlikte raporu belgeleme de önemlidir: 'Onun bu uzun raporu, açık yürekliliği, olgusal temelleri, özgünlüğü ve geniş prespektifiyle dikkatleri kendisine çekiyor. Burada Stange, içinde fırsat, tasarlama, karar alma, gözetim, zulüm tipleri ve imhanın ölçü ve failleri gibi unsurların bir ilişki ağına oturtulduğu görünen bir soykırım sendromunun işleyiş hatlarını kendi askeri üslubuyla sunuyor.'(s 79)
Dadrian'ın soykırım konusunda Alman, Avusturya ve Bulgaristan arşiv kaynaklarında yaptığı incelemeleri öğreticidir. Dadrian, Alman etkisini iki kategoride inceler, biri tavsiye ve kolaylaştırma, diğeri de rıza ve icabet etme. Alman askeri misyonuna bağlı görevlilerin bir kısmı kararları verirken, bir kısmı verilen kararları uygulamışlar, bir kısmı Ermenilere yapılan muamelelere rıza göstererek göz yummuştur. Bir kısmının raporları karartmasının yanında soykırıma tavır alıp belgeleyenler de yine bu misyon görevlileridir. Osmanlı Silahlı Kuvvetleri Erkan-ı Harp Reisi, Seeckt: 'Ermenilere yönelik Hristiyanca tüm duygularımız ve politik kaygılar savaşın mecburiyetleri karşısında ortadan kalkmak zorundadır.' (s 78) demekten çekinmeyecektir.
Bu gavurları hala sürmediniz mi
Bir diğer Alman Erkan-ı Harbiye Reisi general Bronsart'ın sorumluluk temeli sağlayan bir emri vardır: Ermeni ahalini tehcir mukarrerdir. General silahsız ve izole edilmiş amele taburlarındaki Ermeni askerlere karşı sert önlemler alınması emrini de verir. Bir diğer örnek de Demiryollarında sorumlu Alman komutan yarbay Boettrich'in Bağdat Demiryolu inşaat ve tünellerinde çalışan Ermeni işçiler, mühendisler, idari ve teknik personelin tehciri emridir. (s 130-134)
Von Sanders Ayvalık'ta Rumları görünce bu gavurları hala sürmediniz mi diyerek astlarını paylamaktan çekinmez.
Katliam emrini veren komutanların yanında katliama iştirak eden Alman görevliler de vardır: 'Osmanlı Ordusu'nda görev yapan çok sayıda Alman askeri misyoner, Türk askerinin bu aksiyonuna [Soykırım] aktif olarak da katılmıştı. Örneğin 1915 yılında Musa Dağı'na saklanan Ermeni köylüleri kuşatan Türkler'i Alman komuta ediyordu. Ekim 1915'te Urfa'daki Ermeni semtinin kuşatılmasını Suriye'deki Alman Kurmay Eberhard Graf Wolfskeel von Reihenberg yönetiyordu. Mart 1915'te Türk birliklerinin Zeytun'a gönderilmesi emrini de bir Alman subay verdi. O zamanlar çok sayıda Alman için Ermeniler siyasi olarak güvenilmez, azılı düşman Rusya'ya sempati gösteren ve hatta onlarla pakt kuran bir halktı.' General Seeckt günlüğünde 'Çok sayıda Türkleşmiş (vertürkt) Alman subayından şikayet etme[si]' (s 46) boşuna değildir.
Diğer soykırımları da cesaretlendirmiştir
Büyükelçi Morgenthau bunlara, Alman Büyükelçisi Wangenheim, askeri Ataşe Binbaşı Haumann, Goltz Paşa, Amiral Usedom ve Amiral Shouson'u da ilave eder. 'Şu ya da bu biçimde Ermeni tehciri kararının alınmasında etkili olan danışma yada fikir oluşumuna katılan bu Alman subaylar, özellikle Harbiye Nazırı Enver Paşa'ya Türkiye'nin doğu vilayetlerindeki Ermenileri tehcir etme tavsiyesinde bulunduğunu kabul eden Mareşal Von der Goltz ve yarbay Feldman'a komplo ortaklığı suçlaması yöneltilmiştir'( s 152-153)
Batılı güçlerin 20. yüzyılın bu ilk soykırım karşısındaki duyarsızlığı, diğer soykırımları da cesaretlendirmiştir. 'Tüm olanlara rağmen bugün Ermenilerin imhasından bahseden kim kaldı' diyen Hitler'in, 1939 daki bu sözleri Ermeni Soykırımının cezasızlığından cesaret almaktadır. Hitlerin yanında Ermeni soykırımının tanıklarının da özel bir yeri olduğunu yeri gelmişken belirtelim ve bunlara örnek olarak Richter ve Dönitz den söz edelim: Birahane baskınında Hitlerin yanında yürüyen Erzurum Alman konsolosu Max Scheubner-Richter'in Soykırımdaki etkisi küçümsenemez.
Kafkasya'da görevli bir diğer Teşkilat-ı Mahsusa komutanı Albay Stange gibi, Richter'de, Teşkilat-ı Mahsusa elemanı olarak Ömer Naci ile birlikte İran operasyonlarına da katılan bir komutan olarak aynı zamanda bölgedeki kırımların da tanığıdır.
Danimarkalı Marcher, 'Harput Valisi Erzincanlı Sabit'in [Sağıroğlu], Erzurum Alman konsolosu Max Scheubner-Richter'e; 'Türkiye'deki Ermeni milletinin, yok edilmesi gerektiğini ve edileceğini söyledi. Egemen Türk milletini tehdit edecek derecede nüfus ve refah açısından büyüdüklerini anlattı; tek çare, onları yok etmekti', dediğini aktarmaktadır.' Richter'e Breslau'nun kaptanı Karl Dönitz'i eklemekle, Amirale saygısızlık yapmış sayılmayız. Amiral Hitler'in vasiyeti üzerine kendisinden sonra Alman Devlet Başkanlığına getirilmiş ve Nurenberg'de soykırım suçuyla cezalandırılmıştır.
Almanların Osmanlının kırım politikalarını onaylamalarının tarihi eskidir. Alman imparatoru ittihatçılarla dostluğunun yanında Sultan Hamit'le dostluğu eskiye dayanır ve Jöntürk devriminden de endişe duymamıştır. Jöntürk devrimiyle Alman çıkarlarının zedelenmeyeceğinin bilincindedir. 1896 Ermeni katliamlarından sonra 'hissizleşmiş Avrupa onlardan [Hamid ve ekibinden] nefret eder ve katliamların mimarı Kızıl Sultanı lanetlerken,imparatorluk çapındaki katliam dizisinin sona ermesinden yaklaşık iki yıl sonra,1898'de II. Wilhelm'in, Türkiye'ye yaptığı ikinci ziyarette büyük tantana ve törenlerle karşılanmasının Almanları memnun etmesi, onların bir teba milliyetinin boğazlanmasını affetme eğiliminde olduğunun işaretiydi. Bu hoşgörü için, imparator ev sahiplerince cömertçe ödüllendirilecekti. Fransız Büyükelçi Cambon'un dilinde, Sultan konuklarına paha biçilmez hediyeler vermekle tam bir sağmal inek olduğunu göstermişti[r].' (s118-119) Hamit İmparatoru hediyelere boğmaktan çekinmeyecektir. [bu gün yabancı resmi tarihçilerin ödüllendirildiği gibi] Alman imparatoru ile birlikte Osmanlı imparatorluğunu ziyaret eden politik papaz Naumann, Almanların yüksek çıkarlarının Türk imparatorluğundaki Hristiyanların ızdıraplarına politik olarak kayıtsız kalmalarının gerekli olduğunu söylemekten çekinmeyecektir.( s.120)
Ermeni Tehciri ve katliamlarıyla ilgili belgelerden bir seçkiyi hazırlayan dr.Lepsius da Alman devletini sorumluluktan kurtarmak için bazı belgeleri karartmaktan çekinmeyecektir.(s 114-115)
Almanların bölgedeki çıkarları, soykırımı görmezden gelmelerinin yanında kolaylaştırıcı bir etken olmuştur. Berlin-Bağdat Demiryolu hattının güvenliği ve Almanların Ermeni burjuvazisinin yerine geçme düşünceleri de Soykırıma giden yola döşenen taşlardan biridir.
Almanların Ermeni Soykırımına dahillerinden dolayı Ermenilere karşı bir en azından özür borcunu hala yerine getirmemişlerdir. Batılı güçlerin politik hesapları soykırıma dahil olan diğerleri gibi Almanların da bu suçtan dolayı sorumluluklarını gözden kaçırmışlardır.
Almanların Soykırıma dahilleri, Talat'ın savunmasında Erkan-ı Harbiye Reisi general Bronsart'ın suçlanması İttihad'ın sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
Ali Sait Çetinoğlu (*)
(*) Özgür Üniversite, Ankara. Humanite Dergisi Editörü
**Vahakn N. Dadrian, 'İttifak Devletleri Kaynaklarında Ermeni Soykırımı', 'Toplu Makaleler' Kitap 3, 412 Sayfa, Çev. Ali Çakıroğlu, Belge Y. 2006
ÇAY SALONU SAYFASI
Konu Zazaya tarafından (14.11.2008 Saat
01:33
) değiştirilmiştir.
The Following User Says Thank You to Zazaya For This Useful Post:
Zazaya
Açık Profil bilgileri
Zazaya nickli üyeye özel mesaj gönderin
Zazaya - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 01:50
#
6
Yazar
NEFER
kendi halinde
Bilgiler
Üyelik tarihi: 03.07.2008
Mesajlar: 1.608
Memleket: AFYON
Cinsiyet:
Thanks: 3.572
Thanked 3.583 Times in 1.238 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
44
İtibar Puanı: 2007
Thanks: 3572
Thanked 3583 Times in 1238 Posts
Ermenilerin RFA Tasnak ve diasporanin kaynak olarak gösterdigi kitaplar.
Mavi Kitap:
ingiliz gizli servisinin propaganda kitabi,iskallerini mesru göstermek için yazdiklari "Mavi Kitap"in bu amaçla yazildigini
zaten Yazar kendisi itiraf etti,
Paul Chack'in iddialari:
Bu Fransiz Nazi denizci zaten bir Müddet istambulda kalmisti sadece,hiç anadoluyu görmemis birisi olarak
ikinci dünya savasinda Nazilerle isbirligi yapip irkçi söylemleriyle ün yapmistir katliama ortak oldugu için kursuna dizilmis oldugu içinde Kimse bu adamin görüs ve söylediklerini dikkate almaz.(kisi hakkinda ayrintili bilgi vermistim)
Alıntı:
Paul du Veou : La passion de la Cilicie
Un militaire français très fier d'avoir combattu les Infidèles au nom du Christ roi.
Paul du Veou : Silisi Tutkusu
(silisi 1199-1375 yillarinda anadolunun güneyinde küçük ermenistan karalligi olarak bilinir.)
Bu kitabin yazari Fransiz Askeri olup Anadoluda Hz isa adina yoldan çikmis sapiklari öldürdügünü gururla yazar.
Ermenilerle bir olup Maras, Urfa ve gazi antepte Katliam yapan bir Fransiz askeridir.
Alıntı:
Emile Doumergue : L’Arménie, les massacres et la question d’Orient
Un théologie protestant inséré dans les réseaux de propagande antiturque, et qui, bien sûr n'était pas présent sur place au moment des faits.
Emile Doumergue: Ermenistan Katliamlar ve ortadogu sorunu.
Protestan teolojisyeni , anti Türk propagandasinda oldugunu gizlemez, hiç bir zamanda olaylari yerinde görüp incelemedigi gibide hiç anadoluda bulunmamistir.
Alıntı:
Peter Balakian : Le tigre en flammes
L'archétype du livre grotesque, par un soi-disant poète qui ne cache pas sa haine des Turcs.
Peter Balakian: Atesli Kaplan
Bayagi ve asagi kelimelerle dolu kitabinda Türk düsmani oldugunu gizlemez ,
Alıntı:
Henry Morgenthau : Mémoires
Une série de falsifications, fortement entachée de racisme, que la simple lecture du journal et de la correspondance de Morgenthau suffit à réfuter.
Heath Lowry, Les Dessous des Mémoires de l'ambassadeur Morgenthau, Istanbul, Les éditions Isis, 1991,
Henry Morgenthau: Anilar
bir sürü plitik çikarlar için irkçilikla yazilmis ani babinda yazilari var.
bunun yazilarini okuyan normal tarih bilen bir kisi bile yalan'larini meydana çikarmistir
Heath Lowry:1991'de isis yayinlari istanbul "büyük elçi Morgenthau'nun boyunu asanlar" kitabindan yalanlarini meydana çikarmistir.
Alıntı:
Johannes Lepsius : Archives du Génocide des Arméniens ; Rapport secret sur les massacres d’Arménie.
Militant proarménien, Lepsius a délibérément truqué les documents allemands en sa possession : suppression de passages, réécriture de phrases ou membres de phrase, ajouts. La comparaison systématique entre les originaux et la version de Lepsius, réalisée par Cem Özgönül, est une destruction totale (Der Mythos eines Völkermordes, Cologne, 2006).
Johannes Lepsius: Ermeni soykirimi arsivleri, Katliam'in gizliraporlari.
Ermeni Militani, Lepsius Eline geçirdigi Almanya tarihi arsivlerin üzerinde oynamalar yapmistir.
Belgelerin bir çogunu üzerinde oynamalarla silmis ve sahte belgeler sunmustur.
Cem özgür bu belgelerin hepsinin sahte oldugunu " Bir soykirim efsanesi" kitapinda 1991 kölün'de ispatlamistir
Alıntı:
Vahkn Dadrian : Histoire du génocide arménien
Ah ! le sociologue Dadrian, éjecté de l'université publique de New York suite à un scandale de harcèlement sexuel sur une étudiante (scandale qui venait s'ajouter à un autre, quelques années plus tôt). Même les proarméniens intelligents (Hilmar Kaiser, Donald Bloxham) ont démonté une partie de ses falsifications. Le reste du travail de démontage a été effectué par Guenter Lewy. Il est évident, pour toute personne informée, que V. Dadrian est l'un des derniers auteurs où il faut chercher des informations sérieuses.
Vahk Datrian: Ermeni soykirim'inin tarihi.
Ermeni sosyolugu, New York üniversitesinden bir ögrenciye cinsel tacizde bulundugu için atildi
yenicenek baska bir cinsel taciz skandal ile gündemde, üstelik Ermeni yanlisi Hilmar Kaiser ve Donald Bloxer bile bu kisinin sapik düsünce fantazilerini gün yüzüne çikardi.
Gerikalan yalanlarini ise Guenter Lewy meydana çikardi.
V.datrian ciddi bilgi diye basvurulacak en son kisi.
Alıntı:
Leslie Davies : La Province de la mort (Archives Américaines concernant le Génocide des Arméniens – 1915)
Ces même dépêches que les supérieurs de Davis et le Foreign Office britannique ont jugé non probantes, car fondées sur des impressions personnelles plutôt que sur des faits concrets.
Leslie Davies :ölüm eyaleti( Ermeni soykirimina dair Amerikan arsivleri 1915)
ingiliz askeri olan L. Davies'in aldigi kaynaklari kendi üst komutanlari gerçek olmadigini söylemislerdir.
sebep olarakta kaynak degil kulakdan dolma laf'lari gösterdigi için.
Alıntı:
Thierry Zarcone : Secret et Société secrètes en Islam (2002)
Thierry Zarcone, directeur de recherches au CNRS, ne soutient pas la thèse du génocide et laisse percer sa préférence pour les thèses de Justin McCarthy.
Thierry Zarcone : SIR , islam toplumunun sir'ri(2002)
T.Zarcone CNRS( bilim ve kimya arastirmalar kurumu müdürü) soykirim tez'ini savunmuyor ve üstelik Justin Mc Carthy'ye destek verip bu iddialari savunmadigini göstermis oluyor.
Alıntı:
Franz Werfel : les 40 jours du Musa Dagh
L'auteur a reconnu devant Erich Feigl qu'il s'était fait duper, mais qu'il ne pouvait pas le dire publiquement, car il craignait de se faire assassiner par des terroristes arméniens.
Franz Werfel : Musa daginda 40 gün
yazar Erich Feigl önünde kandirildigini itiraf etti lakin Ermeni teröristlerince öldürülme korkusuyla kamuoyuna
açikça itiraf edemiyor
Alıntı:
Henry Laurens : Comment l’Empire Ottoman fut dépecé
Henry Laurens, professeur au Collège de France, n'a jamais soutenu la thèse du génocide, et, au contraire, a manifesté son appui et sa grande estime à Gilles Veinstein.
Henry Laurens : Osmanli imparatorlugu nasil inceldi
H.Laurens Fransiz kolej'inde profesörlügüne devam ediyor, hiç bir zaman soykirim tez'ini savunmadi, aksine
Gilles Vienstein'in görüslerine katildigigini bildirdi, Gilles Vienstein Soykirim yalanina inanmayan bir tarihçi.
Alıntı:
Armin Wegner T : Photos et film (1919)
Wegner, démenti par son propre journal. Ah là là...
Armin Wegner T: Film ve fotograflar (1919)
Wegner, kendi gazetesi tarafindan yalanlanlandi.
Alıntı:
H. Katchaznouni : Le Parti Dachnak n’a plus rien à faire
H. Katchaznouni : Tasnak partisinin yapacagi bir sey yok
içinde geçerli arsiv bilgisi olmadigi gibi, tasnak partisinin propaganda kitabi.
Alıntı:
Aram Turabian : L’éternelle victime de la Diplomatie Européenne
la brave armée de Sa Majesté Nicolas II va entrer en ligne sur la frontière d’Arménie, pour débarrasser aussi l’Europe et l’Asie de ces sanguinaires Turcs, dont la présence sur les riantes rives du Bosphore n’était qu’une honte pour la civilisation et pour l’humanité toute entière, leur véritable place étant dans leurs tanières au fond de la Mecque et de Médine d’où ils n’auraient dû jamais sortir. »
Aram Tubanian, proclamation au nom du Comité d’organisation des volontaires arméniens, citée dans Aspirations et agissements révolutionnaires des comités arméniens, 1917
Aram Turabian: Avrupa diploasinin ezeli kurbanlari
irkçi ve fasist görüste olan Turabian,
kitabinda sunlari söylemekte,"Majesteleri Nicolas 2'nin kahraman ordusu avrupadan ve asyadan bu kan emici Türkler'den kurtarmak için Ermenistan sinirlarinda dizildiler, Bunlarin Bogaz içi sahillerinde olmasi Medeniyet ve insanlik için bir utançtir.Bunlari esas yerleri olan Mekke ve medine arkalarinda bir yere gömmek lazimki bir daha çikamasinlar"
Ermenilerin kaynak aldiklari Kendi yazarlari bunlari söylemekte ve Türklere karsi soykirim yapilmasini atesli bir sekilde savunmakta.
Aram Turabian bu sözlerini Ermeni gönüllüleri comitesi baskani olarak 1917'de yapmaktaydi.
diaspora fasistleri bu insanin Görüslerini delil diye sunmakta
ÇAY SALONU SAYFASI
___________________İMZA___________________
Zahid bizi tan eyleme
Hak ismi okur dilimiz
sakin efsane söyleme
hazrete varir yolumuz
Erenler yolun güderiz
çekilip hak'ka gideriz
gaza-i ekber ederiz
imam Ali'dir ulumuz
Tehvid eden deli olmaz
Allah diyen Mahsun kalmaz
her seher açilir solmaz
bahara erer gülümüz
Dilsizlere dil veren Muhyi-yi Gülseni
The Following User Says Thank You to NEFER For This Useful Post:
NEFER
Açık Profil bilgileri
NEFER nickli üyeye özel mesaj gönderin
NEFER - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 03:55
#
7
Yazar
Zazaya
Forumla Bütünleşmiş
Bilgiler
Üyelik tarihi: 31.05.2008
Mesajlar: 1.080
Memleket: ELAZIĞ
Cinsiyet:
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
19
İtibar Puanı: 156
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Mavi Kitap
Taner Akcam HyeTert
1915 Ermeni Soykirimi
Rezil Olmak!
Eğer 8 Mart tarihli Milliyet gazetesi haberi doğru ise, Türkiye kendisini rezil etmeye hazırlanmaktadır. Eğer, CHP lideri Baykal, Başbakan Erdoğan’ı, İngiliz Parlamentosuna resmi yazı yollama konusunda ikna ederse, gerçekten rezil olacağız. Bu yazım inşallah geç kalmaz ve yetkililer arasında bazı okuyanlar olur da Türkiye büyük bir skandaldan kurtulur.
Ben birşeyi anlamıyorum. Anlamakta gerçekten zorluk çekiyorum. Ortada tuhaf bir durum var. Tuhaf durum sayın Şükrü Elekdağ ile ilgili. Anladığım kadarıyla sayın Elekdağ Mavi Kitap hakkındaki, tamamiyle uyduruk (bu tanımı kullandığım için okuyucudan özür dilerim ama inanın tamamiyle uyduruk) görüşleriyle sayın Baykal’ı ikna etmiş gözüküyor. Ama ben bu noktada Baykal’ı anlamakta zorlanıyorum. Niçin mi? Çünkü, birisi bana Mavi Kitap hakkında bu tür iddialarda bulunsa, bir parti başkanı, sorumlu bir insan olarak ilk tepkim, “bulun şu kitabı bana” olur. Kendim okumayacaksam bile, danışmanlarımdan birisine, “bakın bakalım, durum nedir?”, diye sorar ve araştırma yapmalarını isterim.
Kitap hakkında ilk, basit ve sıradan bir araştırma ile, elde edeceğiniz bilgi şudur: The Treatment of Armenians in the Ottoman Empire, 1915-1916: Documents presented to Viscount Grey of Falloden by Viscount Bryce. Co-author ARNOLD TOYNBEE. Ed. with an introduction by ARA SARAFIAN. [Uncensored Edition]. Princeton [NJ], 2000. [Ermeniler’in Osmanlı İmparatorluğu’nda Karşılaştığı Muameleler, 1915-16 Vikont Bryce tarafından Falloden Vikontu Grey’e sunulan belgeler, Bir Önsöz ile Yayına Hazırlayan Ara Sarafian (Sansürsüz Baskı), Princeton, NJ, 2000]
Yani Kitabın 2000 yılında yapılmış bir yeni baskısı vardır ve bu baskı sansürsüzdür. Yani 1916 yılında çıkartılmış olan kişi ve yer isimleri bu baskıya konulmuştur. Zaten, bu kişi ve yer isimlerini içeren ek bir kitap daha 1916 yılında yayınlanmış bulunuyordu. Ara Sarafyan, 2000 yılında kitabı yeni baskıya hazırlarken bir de oldukça uzun bir önsöz yazmış. Şimdi siz, bu ülkenin ana muhalefet partisi başkanı olsanız, bu kitaba bakmak istemez misiniz? Veya danışmanlarınızdan bu kitabın önsözünü okumalarını istemez misiniz?
Eğer haber doğruysa, Türkiye Hükümeti veya Parlamentosu, İngiliz Parlamentosuna yazacağı mektupta, İngiliz Parlamentosunun “Mavi Kitap”ın, “asılsız propaganda malzemesinden başka bir şey olma(dığı)” yolunda açıklama yapmasını isteyecekmiş. Mektupta ayrıca Mavi Kitap hakkında şu iddilara yer verilecekmiş: “Mavi Kitap, görünürde kişileri Osmanlı misillemesinden korumak amacıyla, görgü tanıklarının gerçek isimlerini açıklamamakta ve bu kişilere kod adlarıyla atıfta bulunmaktadır. Kısa bir süre önce İngiliz arşivlerinde bulunan Mavi Kitap'taki kod adlarının kimlere ait olduklarını gösteren bir savaş propaganda bürosu belgesi, bu 150 kişiden, 59'unun misyonerlerin, 52'sini Ermeni aktivistlerin ve yedisini de isyancı Ermeni Taşnak liderlerin oluşturduğunu ortaya koymuştur. Geriye kalan 32 kod adına gelince, bunlar ya tamamen uydurma kişilere aittir, yahut da aynı kişinin başka bir kod adıyla tekrardan gösterilmesi sonucu Mavi Kitap'ta yer almıştır.” Sonuçta Mektupta, “kitabın savaş sırasındaki Tüm İngiliz vahşet propaganda etkinlikleri gibi uydurma ve yarı uydurma veya tarafgir rapor ve algılamalar üzerine bina edilmiş bir aldatmaca olduğu” tekrar edilecekmiş.
Eğer gerçekten Mektup’ta bu bilgiler tekrar edilirse ve bu mektup İngiliz Parlamentosuna yollanırsa, Türkiye rezil olur. Niçin mi? Çünkü söylediğim gibi, “kısa bir süre önce İngiliz arşivlerinden bulunan Mavi Kitap’taki kod adlarının kimlere ait olduklarını gösteren bir savaş propaganda bürosu belgesi” lafı tamamiyle bir palavradır. Mavi Kitap’taki yer ve şahıs isimleri çıkartılmış ve ama bu ek bir kitap olarak 1916 yılında basılmıştır. Yani bu ek kitap da piyasada ve kütüphanelerde onlarca yıldır mevcuttu. İsteyen istediği gibi bulabilirdi bunları. Ara Sarafyan, kitabı hazırlarken, bu şahıs ve yer isimlerini yerli yerine koymuştur o kadar. Ayrıca bazı ek bilgiler de vermiştir. Bunların başında, kitapta geçen belgelerin tümünün yeri yurdunun belli olduğudur.
Ara Sarafyan şu bilgileri verir: Bugün Kew’daki Devlet Arşivleri Ofisi’nde (Public Record Office) tutulan Toynbee Notları (Toynbee Papers) savaş zamanı yapılan bu yayının nasıl derlendiğine dair bilgilerle doludur. [F.O. 96/205-11 (Toynbee Notları, altı kutu), Public Record Office, Kew]. Bu notlar arasında Arnold Toynbee’nin yaptığı bu derlemenin orjinal kopyası, Toynbee’nin aracılardan ya da bizzat kaynaklardan bilgi istemek için yaptığı günlük yazışmalar ve başvurduğu gazete küpürleriyle broşürlerin bir dökümü de yer alır. Toynbee Notları her bir kaydın kaynağını ve nihai yayına dahil edilme kriterlerini de açıklar.
Toynbee’nin kullandığı belgelerin çoğunluğu Amerikan Belgeleridir. Raporların büyük bir kısmı Amerikan Dışişleri Bakanlığı’ndan geldiği için bu tür raporlar Washington D.C.’deki Ulusal Arşivler’de (National Archives) halen bulunabilir. Örneğin, Kayıt Grubu (Record Group) 57, Amerikan Dışişleri Bakanlığı Genel Arşivi, Türkiye’nin İç Meseleleri 1910-1929, Ulusal Arşivler (General Records of the Department of State, Internal Affairs of Turkey 1910-1929, National Archives), Washington D.C.; Henry Morgenthau’nun Notları, Kongre Kütüphanesi (Papers of Henry Morgenthau Sr., Library of Congress). Her iki koleksiyon da mikrofilme aktarılmıştır ve halihazırda araştırmacıların kullanımına açıktır. Ayrıca bu belgeler gene, Amerika’nın Yabancı Misyonları İdare Heyeti (American Board of Commissioners for Foreign Missions-ABCFM) arşivlerinde mevcuttur. Sözü edilen arşivler Washinton D.C.’deki Ulusal Arşivler (National Archives) ve Houghton Kütüphanesi’ndeki (Cambridge, Mass.) arşivlerdir.
Bu raporlar arasında, doğrudan Amerikan Dışişleri Bakanlığına ait olan belge sayısı 41’dir ve bunlar Ara Sarafyan tarafından tek tek gösterilmiştir. Bu 41 raporun 15 tanesi Amerikalı konsoloslar, 10 tanesi Amerikalı misyonerler, 8 tanesi de diğer ülke vatandaşları (ki bunların 4’ü Almadır) tarafından kaleme alınmıştır. Raporların 6 tanesinin kaynağı belirtilmezken 2 rapor Ermeniler’in bir siyasi partisinden gelmiştir.
Başka bir sayım esasına göre, yüzelli belgenin, 102 tanesi “tarafsız veya savaşa taraf olmuş ülkelerin vatandaşları” tarafından verilmiştir. Ermeni kaynaklı rapor sayısı çok azdır. Ayrıca bilinmesi gerekiyor ki, İngilizler tarafından Mavi Kitap’a konarak yayınlanan Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın ilgili kayıtlarının birçoğu 1915 yılında zaten yayınlanmıştı. Bu tür raporlar ilk defa, İngilizler’in yaptığı derlemeden önce, 4 Ekim 1915’te New York’ta bir basın bildirisi olarak yayınlandı. Amerikan diplomatlarının, konsoloslarının ve misyonerlerinin Osmanlı İmparatorluğu’ndan gönderdikleri raporlardan oluşan bu basın bildirisi Birleşik Devletler hükümetinin yardımıyla Misyonerler örgütünün başkanı Barton tarafından derlenmişti .
Bazı raporların misyonerlere ait olması nedeniyle, yanlış ve uydurma oldukları tezine gelince, bu ciddi bir ırkçılıktır. Yani, “misyoner olunca yalan söyler”, denmiş olunuyor. Peki bu misyonerlerin bazılarının günlük tuttuklarını söylesem ve bu günlüklerden birisinde, Enver Paşa’nın bu rapor sahibi misyonerlerden birisinin oğluna Osmanlı Ordusu şeref madalyası taktığını söylesem ne olacak? Çünkü sözünü ettiğim doktor, Türk hastalara bakarken yakalandığı tifus’tan ölmüştür. Enver Paşa’nın şahsen madalya vermesinin nedeni ise, misyoner hastanesinde Türk askerlerinin büyük bir özveri ile tedavi ediliyor olmalarıydı. Yine bu misyonerlerin 1918 sonrası, bazı Amerikan Ermeni örgütleri tarafından yoğun eleştiriye tabi tutulduklarını da bilgi olarak eklersem ne olacak? Eleştiri konusu ne biliyor musunuz? Bu misyonerlerin bağlı olduğu örgüt, Ortadoğu’da Müslümanlara da yardım etmektedir. Ve özellikle Osmanlı Devleti yıkıldıktan sonra Anadolu topraklarına yardım ulaştırmaya çalışmışlardır. Ermeni örgütleri, “katillere yardım etmek”le itham etmektedirler. Misyonerlerin faaliyetlerine, örgütlerinin çalışma tarzına vb. yüzlerce eleştiri yapabilirsiniz. Ama bu insanların gördüklerini yazdıklarına “misyonerdir bu nedenle yalan söyler”, derseniz, kimse sizi ciddiye almaz.
Tabii bir de Şükrü Elekdağ’ın, “misyonerler yalan söyler” teziyle, Yusuf Halaçoğlu ve Türk Tarih Kurumu ekibini de ikna etmesi gerekir. Çünkü malum, Halaçoğlu ve ekibi de, Elekdağ’ın, “uyduruk haber yazmışlardır” dediği bu misyonerlerin raporlarına dayanarak, ortada olanın soykırım olmadığını ispata çalışıyorlar da... Yani neresinden tutsanız tam bir rezalet ile karşı karşıyasınız.
Özetle söyleyeceğim şu: Türkiye kendisini rezil etmemelidir. Şükrü Elekdağ, Ermeni soykırımı meselesinde, tıpkı sayın Denktaş’ın Kıbrıs konusunda yaptığı gibi, tüm Türkiye’yi burnundan tutmuş biryerlere sürüklemektedir. Buna müsade edilmemelidir. Çünkü sadece Şükrü Elekdağ’ın ve dolayısıyla mektupta ileri sürülen iddiaların yalan, uydurma ve sahte olması nedeniyle rezil olmayacağız. Bir başka nedenle de rezil olacağız. Biz Mavi Kitap hakkında ulu orta konuştuğumuzda, İngilizler bizim karşımıza, 1917’da İttihat ve Terakki’nin yayınladığı Beyaz Kitap’ı çıkartacaklardır. [Dahiliye Nezareti, Ermeni Komitelerinin Amal ve Harekat-i ihtilaliyesi, İstanbul, 1917] Ve diyeceklerdir ki, “bakın biz bir kitap yayınladık ve buradaki belgelerin tümünün kaynağı bellidir, çoğu Amerikan belgesidir ve Amerikan arşivindedir. Merak ediyorsanız gidip okursunuz. Ama bunu yapmadan önce şu sizin Beyaz Kitap için de aynı şeyi yapsanız nasıl olur?” Yani, kaynaksız, mesnetsiz, belgesiz, palavralarla dolu kitap yayınlayıp, bu kitabı 90 yıl Ermeni meselesinde en ciddi kaynak diye piyasaya sürer, sonra da başkasının belgeli kitabına saldırırsak, adama derler ki, önce git kendi kitabını da benim kitap gibi yap, sonra gel konuşalım.
Akcam'ın bu yazısı 11 Mart tarihli BirGun gazetesinde yer almıstır.
ÇAY SALONU SAYFASI
The Following User Says Thank You to Zazaya For This Useful Post:
Zazaya
Açık Profil bilgileri
Zazaya nickli üyeye özel mesaj gönderin
Zazaya - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 05:24
#
8
Yazar
NEFER
kendi halinde
Bilgiler
Üyelik tarihi: 03.07.2008
Mesajlar: 1.608
Memleket: AFYON
Cinsiyet:
Thanks: 3.572
Thanked 3.583 Times in 1.238 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
44
İtibar Puanı: 2007
Thanks: 3572
Thanked 3583 Times in 1238 Posts
Fransız işgal yönetiminin Ermeni asıllı kaymakamı Karabet Çallıyan kendi soydaşlarının katliamlarını lanetleyen günlük not defteri tuttu.
1988 yılında Adana Fen Lisesi lojmanlarındaki evimi ziyaret eden emekli eğitimci ve araştırmacı sayın Mustafa Onar, " Haçin Kaymakamı Karabet ÇALLIYAN'ın günlüğü elimde bulunuyor" dedi. Sonraki bir günde de getirdi. Bir kopyasını aldım. Günlük olarak bahsedilen Osmanlıca yazılmış silinti ve kazıntılarla yer yer tahrip olmuş, yazılanlar okunamaz hale gelmiş, olaylar esnasında yazılan not defteri idi.
Haçin, Osmanlı döneminde Kozandağlarında bulunan bir yerleşim merkezi idi. 20-25.000'i bulduğu ileri sürülen Haçin nüfusunun büyük çoğunluğu Ermeni idi. Şehir merkezinde 500 kadar da Türk yaşıyordu.
Adana-Kayseri karayolunun geçtiği, Torosdağları vadilerinin kavşak yerinde bulunan Haçin'de KALEKİLİSE adında bir de kale vardı. İçinden akan Kirkot deresinde değirmenler vardı. Çok sayıda halı, kilim, çömlek, şarap imalathanesi vardı. Canlı bir ekonomiye sahipti. 1910'lu yıllarda Amerika dan gelen Ermeniler şehir içinde Marhasahane adıyla yedi katlı bina yapmışlardı. Bahar ayları geldiğinde Haçin'de karlar erimeye başlar, erik ve kiraz çiçekleri açar, Haçin cennetten bir köşe olurdu. Şehrin az ötesinde bulunan Amerikan Kız Kolejinde okuyan öğrencilerin sevimli halleri, güzellikleri, yürüyüşleri, konuşmaları görenlerin dikkatini çekerdi.
Torosdağları zirvesinde yer alan Haçin'de insanlık tarihinin unutamayacağı bir acı yaşandı, 1920 yılında. Fransızların Adana'yı işgaliyle birlikte başlayan huzursuzluklar Arşak Artin Cebeciyan, Aram Çavuş gibi silahlı komitacıların Haçin'e gelmeleri, sayıları 10.000'i bulan Ermeni'nin sürgünden dönerek kasabaya yerleşmesi, Türklere düşman gözüyle bakmaları her geçen gün huzursuzlukları artırdı. Mart ayı başları 1920'de başlayan savaş ile birlikte 400'ü aşkın Türk, Ermeniler tarafından esir alındı. Hükümet Binası'na yerleştirildi. Siperlere yerleşen Ermeniler, karşılarında kendi_lerini kuşatan Türk çetelerle çatışmalara başladılar. Fransızlar'ın Haçin'e Kaymakam olarak tayin ettiği Karabet ÇALLIYAN, bir yandan Türklere karşı silahlı mücadeleyi yönetirken, diğer yandan da şehir içinde kamu düzenini sağlamak durumundaydı. Savaşın en basit kuralı, kendisini savunma hakkı bu_lunmayan kadın, çocuk ve yaşlılara dokunulmazdı. Çallıyan’da bu düşünceden yanaydı.
Nisan ayı ortaları 1920... Haçin savaşları şiddetlendi. Kalekilise'den insan çığlıkları gelmeye başladı. Yırtılmış elbisesi ile kale burçlarına çıkarılan kadınlar, silah tehdidi altında oynamaya teşvik ediliyor. Karşı koyduklarında da süngü ve kurşun darbeleri ile uçurumdan aşağı atılıyorlardı.
Haçin savaşları aylar sürdü. 16 - Ekim 1920 günü sabahın ilk ışıkları ile birlikte Kadirli Müftüsü Osman Nuri Efendi'nin Kuran'dan okuduğu dua ve "vatanın kurtuluşu için ya şehit ya/da gazi olunmak gerektiği" konusunu içeren konuşması ile birlikte Allah, Allah sesleri ile hücuma geçildi. Sur du_varları aşıldı. Şehir içinde kurşun ve bomba sesleri birbirine karıştı. Direnişi kırmak için paçavralar tutuşturuldu. Evlerin üzerine atıldı. Dumanlar ve arkasından gelen alevler, rüzgarın da tesiriyle koskoca şehri alev yumağı haline getirdi. İnsan sesleri de duyulmaz oldu. Binalar enkaz yığını haline gelmiş, Haçin'in felaketlerle dolu tarihinin son sayfası da kapanmıştı. Şehirden kaçmaya çalışan Aram Çavuş'un yüzlerce kamavoru (milis gücü) Hamurcu gediği'ni tutan Gizik Duran ve adamları tarafından öldürüldü. Kaçabilenler, Bağdaş yaylası üzerinden, Kozan yakınlarındaki Tılan değirmeni'ne sığındılar. Milli kuvvetlerle yapılan çatışmalar esnasında bataklıktan kaçarak Ceyhan'a gittiler. ENKAZIN ALTINDAN ÇIKAN FERYATLAR
Haçin savaşları esnasında yüzlerce Türk tutsak içinde kadınlar da var_dı, ki Yarpuzizade Melek Hanım da bunlar arasında idi. Melek Hanım, esirlere yapılan vahşi uygulamalara dayanamamış, söylediği ağıdı bir kağıda yazarak bohçasının içine yerleştirmişti. Savaş sonrası bohça içinden çıkan ağıt okundu. Dinleyenler ağladı. Ağıt'ta "annelerinin kucağından zorla alınan bebek ve çocukların, Hükümet binasının yanında kurulan meydan kazanında kaynar su_larda pişirildikleri, pişmiş cesetlerin anneleri önüne konularak yedirilmek istendiği" açıklanıyordu.
Savaşın son gününün son anlarında odasında masası başında son kağıdı yazmakta olan Kaymakam Çallıyan'da sukılan kurşunlar ve atılan bombalarla öldü. Yazdığı ve bir cere içine koyduğu kağıt tomarı da bina enkazının altın da kaldı. Yıllar sonra, 1950'lerde, inşaat çalışmaları yapılırken, işçilerin toprağa vurduğu kazma "çatt" sesi verdi. Kırılmış bir cerenin için_den sararmış, yırtılmış, yazılı kağıtlar çıktı. Süleyman BAYTOK'a götürdüler Okunabilenler okundu. Yazılanların harb hatırası olduğu anlaşılıyordu. Ancak defteri ellerinde bulunduranlar, çok az bir kısmını okuyabilmişlerdi.
Ve ben, defterin bir kopyasını alıp, masamın üzerine koydum ve okuma ya başladığımda, elimdeki mercekle harfleri büyüttüm. Yazıların şeklini, yazılanları çözümlemeye çalıştım. Böylelikle Çallıyan'ın yazdıklarının büyük bölümünü okumayı başardım. Yazılanlara bakılırsa Ermeni asıllı bir kaymakamın, hukuktan ve insan haklarından yana olduğu anlaşılıyordu. Kendi soydaşı Ermeni kamavorların tutsaklara yaptığı işkenceleri önlemek için çaba harcadığı ve önleyemediği anlaşılıyordu. Yazılanlar dikkatlice incelendiğinde görülenler:
"Hükümet Konağı'na misafir olan İslam eşrafından Hacıağazade Ali Efendi ile Bekiroğlu Dede Ağa ve Mahkeme Başkatibi Nazır Efendi ve Ali Efendi'nin oğlu Zahit Efendi Jandarma Dairesine götürülüp hanelerinden silahlarını tes_lim etmelerini teklif ederler. Bunlar kendilerinde silah olmadığını ve hanelerinde şüpheleri var ise taharri etmelerini (aramalarını)... müteakip(daha sonra) derhal Ali Efendi'yi falakaya yatırırlar. Ayaklarından kan fışkırıncaya değin darp ederler. Bu kadarı ile iktifa etmeyerek hasbellüzüm (gerek görerek) sobanın içinde taş kızartarak merkumun (adı geçenin) koltukları altına koymak suretiyle Engizisyon işkencesine başlarlar. Bunlar, Aram Çavuş, Arsak Artin Çallıyan dahi Daire Hükümetten islamla_rı (Türkleri) getirerek her birine üçer-beşer yüz değnek vurmak suretiyle felç bir hale getirirler.
Artık bu kadar canavarlığa tahammül edemiyorum. Canileri bundan mesned (yaptıklarından dolayı) ve hempakerleri (işbirlikçileri) ile beraber tutup yeddi adalette (adaletin elinde) boğulmuş görmek istiyorum!"...
Ermeni Kaymakam Karabet ÇALLIYAN’ın savaş ortamında yazdıkları gerçek_ten de insan görünümlü vahşi canavarları lanetleyen bir yöneticinin itiraf_ları idi. Adaletin elinde boğulmuş olarak görmek isterken herhalde tarihin huzurunda sorgulanmasını istemiştir. Bu satırların yazarı Ermeni Kaymakamın hukuk anlayışına saygılı olarak "itiraflarını içeren" açıklamalarını Anadolu Ajansı kanalından dünya kamuoyuna açıkladı. Arkasından da devletin desteğiy_le, görgü tanığı Mehmet Baykal'ın da bilgisine başvurarak KALEKİLİSE (Hacin soykırımının dehşet yeri) isimli kitabını yayınladı.
ÇAY SALONU SAYFASI
___________________İMZA___________________
Zahid bizi tan eyleme
Hak ismi okur dilimiz
sakin efsane söyleme
hazrete varir yolumuz
Erenler yolun güderiz
çekilip hak'ka gideriz
gaza-i ekber ederiz
imam Ali'dir ulumuz
Tehvid eden deli olmaz
Allah diyen Mahsun kalmaz
her seher açilir solmaz
bahara erer gülümüz
Dilsizlere dil veren Muhyi-yi Gülseni
The Following 2 Users Say Thank You to NEFER For This Useful Post:
NEFER
Açık Profil bilgileri
NEFER nickli üyeye özel mesaj gönderin
NEFER - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 13:09
#
9
Yazar
Zazaya
Forumla Bütünleşmiş
Bilgiler
Üyelik tarihi: 31.05.2008
Mesajlar: 1.080
Memleket: ELAZIĞ
Cinsiyet:
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
19
İtibar Puanı: 156
Thanks: 242
Thanked 233 Times in 182 Posts
Kendi Topraginda yasayan Ermeniler hiç bir halin topragini Osmanli çapulcusu gibi isgal etmemis Ermeniler Fransa ile isbirligi yapmakla suçlayanlarin bakin Kore'de usalik yaptiklarina dahil bir yazi :
Kore'de Türk Birlikleri [değiştir]Türkiye Cumhuriyeti, başlangıçta Kore’ye topçu taburu takviyeli bir piyade alayı göndermeyi düşündüğü halde, sonradan bu birliğin bir tugay seviyesinde olmasına karar verdi. Kore Türk Silahlı Kuvvetleri adı verilen bu birlik; herbiri üç taburdan oluşan üç piyade alayı, bir topçu taburu, bir istihkam bölüğü, bir uçaksavar bataryası, bir ordudonatım bölüğü, bir ulaştırma bölüğü, bir tanksavar takımı ve bir depo bölüğünden oluşuyordu. Gönüllü olanlardan seçilmiş olan bu tugay 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4414 erbaş ve er olmak üzere 5090 kişiydi.[1] Tugay komutanlığına Tuğgeneral Tahsin Yazıcı seçilmişti.
Ankara’da oluşturulan tugay demiryolu ile İskenderun’a aktarıldıktan sonra Amerika’nın tahsis ettiği gemilerle Kore’nin Pusan limanına nakledildi. Burada bekletilmeden Taegu şehrine alınarak kışlaya yerleştirildi.
Taegu’da Türk Tugayı Amerikan malzemesi ile yeniden donatıldı. Eskimiş malzemeler ise geri gönderildi. Bu yeni malzemeyi kullanmak için eğitiminden geçen tugay 10 Kasım 1950’de cepheye hareket etti. Önce Seul’un 60-100 km kuzeyinde bölgenin emniyet sorumluluğunu üstlenen tugay daha sonra Kunuri bölgesine nakledildi.
Çin’in savaşa dahil olmasının ardından BM kuvvetlerinin cephesi yarılmıştı. 9. Amerikan Kolordusu’nun ihtiyat tugayı olan Türk Tugayı, Kunuri bölgesinde direnerek 8. Ordu’nun yok olmadan çekilmesini sağladı.
1. Türk Tugayı 16 Kasım 1951’e kadar Kore’de kalarak savaştı. Bu tarihte görevini yeni oluşturulan 2. Türk Tugayına devretti. 20 Ağustos 1952’de ise Üçüncü, 6 Temmuz 1953’te de Dördüncü Türk Tugayı bu görevi devraldı.
Kore Savaşı boyunca Türkiye toplam 741 şehit ve 2147 yaralı verdi[1]. Bunların dışında Türk birliklerinden 234 asker tutsak ve 175 asker yitik (akıbeti belli olmayan) sayılmıştır. Türk Tugayı Kunuri’de yaptığı başarılı savunma ile dünyanın takdirini topladı.
Türk Birliği, Kore de Chonchon nehri kenarında Kunuri civarında cephe önlerine ulaşmasıyla, sayıca çok üstün olan Komünist Çin Güçleri tarafından sarıldı. Ön cephedeki Türk Tugayı’nın bir tarafında 8 inci Ordu’nun doğu kanadı diğer tarafında ROC II birliği vardı. Ama ROC II ler Çin sürülerinin saldırısıyla şaşkın vaziyette bozguna uğrayıp çekiliyorlardı. Türk Birliği’nden hiç kimse kendilerinin izole olduğunu ve yalnız kaldığını bilmiyordu.
T.R.Fehrebach bu durumu “Bu tip savaş-Kore: Bir hazırlıksızlığın Çatışması” adlı kitabında şöyle anlatır: Bu belirsizlik ortamında ve olup biten herşeyi hesaba katmadan hareket eden 5000 kişiden oluşan Türk Tugayı, doğuya yöneldi. Wowan Köyü yakınında çarpışmaya girdiler. Ve çok geçmeden müthiş rapor geldi. Türkler düşmanı bozguna uğratmışlardı. Ve çok sayıda da esir almışlardı.
“Fakat daha sonra Çin’in ana kuvvetleri onların üzerine saldırdı. Olanların detayı muhtemelen rapor edilmeyecekti. Ama işin özü şuydu: “Türk Tugayı ağır hasar almıştı.”
“Uzun boylu, esmer yüzlü, kalın parke giymiş bu adamlar geri çekilmeyi reddetmişti. Bazı şahitlerin söylediğine göre subaylardan birkaçı geri çekileceklerini duyduğunda, şapkalarını çıkarıp yere vurarak tepkilerini göstermişlerdi.” Sonunda 28 Kasım’da geri çekildiğinde ve 38 inci Piyade Birliği ile bağlantıya geçtiğinde Türk Birliği çok kayıp vermiş durumdaydı. Bunlar o zaman Üsteğmen Erdönmez’in elde ettiği ilk elden bilgilerdi. Astsubay Hasting Vic’i ilk hangarda gördüğünde O, Wowan’daki katliamdan kurtulmuş bir piyade askeriydi. Telsiz ve ekipmanlarının bazılarını kaybettiği için, elinde kalan silahlarının ve mermilerinin kıymetini çok iyi biliyordu. Kore’nin soğuk, yüksek, karlı tepelerinde Çin’lilerle savaşırken Çin Komünistlerinden nefret etmeyi öğrenmişti.
Yaralanan ve şehit olanlardan başka esir düşen Türkler de vardı. Çin esir kamplarında Birleşmiş Milletler esirlerinin %50'sinin hayatlarını kaybetmelerine karşın, esir Türk’lerden bu kamplarda bir tek ölen olmamıştır.
ÇAY SALONU SAYFASI
The Following User Says Thank You to Zazaya For This Useful Post:
Zazaya
Açık Profil bilgileri
Zazaya nickli üyeye özel mesaj gönderin
Zazaya - Daha fazla Mesajını bul
14.11.2008, 15:39
#
10
Yazar
NEFER
kendi halinde
Bilgiler
Üyelik tarihi: 03.07.2008
Mesajlar: 1.608
Memleket: AFYON
Cinsiyet:
Thanks: 3.572
Thanked 3.583 Times in 1.238 Posts
Fikirler
Tecrübe Puanı:
44
İtibar Puanı: 2007
Thanks: 3572
Thanked 3583 Times in 1238 Posts
Amerikalı misyoner Rosa Lambert’in 1909 Adana olayları hakkında yazdığı anılar kitabına eklenen rapor ile 76 Ermeni din adamının Adana yakınlarında öldürüldüğü açıklanıyor. -Aslında böyle bir olay yaşanmamasına rağmen bir Ermeni kadınının anlatımına dayandırılan hikayenin yalan olmasına rağmen Ermeni diasporası aynı konuyu batı dünyasında tanıtmaya devam ediyor.
-Saygıdeğer Dr. Nejat Yaycıoğlu’nun çevirisini yaptığı Lambert’in hatıralarındaki “Katliamın Sonuçları” kısmını aynen sunuyorum:
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak için TIKLAYIN...
]
Amerikalı Misyoner Öğretmenler Haçin'e Geliyor
Askeri birliğin Haçına vasıl olmasından kısa bir zaman önce, Çukurovada vuku bulan katliamların korkunç haberlerini aldık.
Bir çok hrıstiyan köyleri tamamen silinip süprülmüştü ve tek bir Ermeni sağ bırakılmamıştı.Türkler ve Ermenilerin karışık olduğu yerlerde, Ermeni mahalleleri tahrip edilmişti. Fakat, şurada burada, hiç dokunulmamış yerler bulunuyordu bunun sebebi de yağmayı yürüten subayın, muvafık bulmamış olmasıydı, takdiri böyleydi.
Dul kadınlar ve yetim çocukların yüzlercesi, sürüler halinde, Çukurovadan ayrılarak Haçına ve bize yakın köylere döndüler.
Sevdiklerini kaybetmişlerdi ve bazılarının anneleri , babaları ve yakınları gözlerinin önünde insafsızca öldürülmüştü.Paraları pulları yoktu, Üstleri başları yırtık, ayak yalın, hasta, benizleri solmuş, ve hemen hemen tanınmayacak hale gelmişlerdi.Bunlar
ovaya inmiş olan , çalışmak için, üç bin Haçınlının, anneleri, eşleri, ve çocukları idiler.[1]
Hemen hemen hepsi misyon binalarına doluştular ve başlarından geçen felaketleri bizlere anlattılar. Bazılarının sağ kalmış bir tek erkek akrabası yoktu. Kadın cinsinin, aile içinde, korunmaya mutaç olabileceği, ve geçinebilmek için elinden tutabilecek kimse olmayabileceği , bir dayanağı bulunamayabileceği , akılda tutulursa, bu olayın
sonuçları daha iyi anlaşılır. Bir ailenin yakın akrabalarından 23 kişi öldürülmüştü.[2] Diğer bir 32 çocuk ve torun bulunan bir ailede ise, yatalak büyükbaba ve büyükanne ve bir çocuk ve bir torun kalmıştı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak için TIKLAYIN...
]
Haçin'de Türk-Ermeni Dostluğu
Bazıları aklını oynatmıştı ve diğer bazılarıda şiddetli bir sinir krizinin sınırında bulunuyordu.
Karısına ve çocuklarına neler olduğunu bilmeyen bir yaralı tek başına, Haçına döndü. Daha sonraları, karısının epeyce dolaştıktan sonra, bir köye sığınmış olduğu meydana çıktı. Küçük bir yavru, başka bir kasabada, bir çok , çaresiz ,yetimlerle beraber , sokakta bulunmuştu. Hayırsever kişiler tarafından başka bir kazadaki yetimhaneye gönderilmişlerdi. Bu aile, her tarafa yayılmış dağıtılmış ailelerden, sadece , birisiydi. Ancak , zamanla, belki, yaşamakta olup , kurtulabilenlerin , bir araya gelip gelemeyeceklerini zaman gösterecekti.
Türk köylülerine Haçın kasabasının katliamdan korunmuş olduğunu anlatmak mümkün değildi, Haçına dönüşlerinde, ürkek dul kadınlar ve yetimler önlerinden geçerken, yüksek sesle
teessüflerini haykırarak ifade etmişler ve bütün Haçını yer yüzünden silemediğiniz için utanmalısınız demiş ve geride daha çok sayıda gavur kaldığı için, katliam fikrini göze alamadınız , demişlerdi.
Bize sığınmış olan yoksul ve perişan kadınlar ve yetim çocuklar arasında, Saygeçitli tüccarların eş ve çocukları da vardı. Birbirleri arkasından sökün edip gelenler, papazların, delegelerin, ve papaz yardımcıları ve tüccarların ve bizim yetimhanenin kız bölümünün başöğretmeninin dahil
olduğu 76 kişinin nasıl öldürüldüklerine şahit olduklarını söylemeleri bizleri çok üzmüştü.
Kervandakiler, Sis resmi öneticilerle ( mutasaarıf ?) ile temas kurarak, yola devam etmelerinde bir mahzur olup olmadığını sorduktan sonra, onun muvafakatı ile yola devam etmişlerdi ki, bir veya iki saat sonra, Kozanlılara, Adanada , şehrin yanmakta olduğu ve hrıstiyanların katledilmekte olduğuna dair haber gelmişti.
Kilisenin , ruhani dernek üyelerinden birinin karısı, kervanla Adanaya doğru gidenlerden biriydi ve hemen damadını at sırtında süratle giderek kervana yetişmesini önerdi ve yola devam etmenin tehlikeli olduğunu , ve geri dönmeleri gerektiğini söylemesini istedi. Onlara , Saygeçitte, yükleri indirmişken yetişti. Maalesef o zamana kadar , Türkler , kervana el koymuşlardı.
Haberci de ayni akibeti paylaşmak üzere , kervandakilerin arasına sokuldu.
Yolcuların hepsi kirli ve rutebetli hanın içini dolduruldu. Gece karanlığında, çılgın Türk gürühu, hanı sarmıştı.Bütün gece, kendilerini bu kana susamış düşmanlardan kurtarması için Tanrıya yalvardılar. Tanrının takdiri öyle değilse, bekledikleri sırada kendilerini ölüme alıştımaları lazımdı. Şafak vakti daha sabah olmadan, papaz yardımcılarının eşi, sinir krizi geçirerek, elem ve keder içinde, başında yolunmadık saç bırakmamıştı. Nihayet güneş doğdu, meşin eğerli bir Türk atlı son sürat köye girdi, Adanadan dün gece yarısı geldiğini söyledi ve bir evrak çıkararak valiliğin istediği kadar hrıstiyanı eline geçirdiğini , o sebeble başkasına ihtiyacı kalmadığını ve yollarda kalaların getirilmemesini dağıtılmasını emrediyordu.
Hepsi esir alınmıştı ve akıllarından bir yığın kurtuluş çareleri geçirirken, kapı açıldı ve yönetici ( muhtar olabilir ?) içeri girdi. Müslümanların hiçbir kötü niyeti olmadığını, fakat Ermenilerin elinde silah bulunduğunun meydana çıkarıldığından dolayı bu heyecan ve gerginliğin başlamış olduğunu söyledi. Silahlarınızı, paralarınızı saatleriniz, ziynet eşyalarınızı, ve bavullarınızı bırakın,Bize teslim edin, ondan sonra beni takip edin, sizi , koruyabilmek için, kendi evime götüreceğim, dedi.
Her ne kadar, bizim işçilerimiz ve beraber çalıştığımız kişiler, bu yönetmenin sözlerine inanmadılarsa da, başka bir alternatifleri yoktu. Kervan yolcularının hepsi, bizim hepimizin ne gibi kıymetli eşyamız varsa alabilirsiniz, yeter ki, bizi koruyun, dediler ve bu konuda yöneticiye güvence verdiler.Türk soyguncular abdestlerini almışlardı ve şimdi cami içinde, silahları ellerinden alınmış ve yönetmenin evine götürülmüş, Ermenilere karşı, ölümcül planları konusunda Tanrının, kendilerine yardımcı olması için dua ediyorlardı.
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz.
Üye Olmak için TIKLAYIN...
]
Ermeniler Tarafından Öldürülen Kürt Genco Çavuş
Namaz bittikten sonra, camiden çıkanlar, kervan yolcularını korunmaya söz vermiş olan yönetmenin evine geldiler. Kapı açılınca, kervan yolcularının karşısına,kana susamış, fanatik
dinci kişiler ellerinde kılıç, bıçak, sopa, tüfek ve baltalarla çıktılar.Yüzlerinde canavarca bir ifade, zavallı yolcuların
çığlıklarıyla meydana getirdiklerinden çok daha fazla utanılacak bir manzara oluşturuyordu. Şehit namzetlerinin üstlerinde giyim eşyaları çıkartıldı sadece bir donları kaldı.Haçının First Church kilisesinin papazı, yolculara birkaç kelime söylemesine müsaade edilmesi için yalvardı. Onların adalet duygusuna ve merhametlerine sığınmak istedi , bundan bir fayda göremeyince, Allahtan korkun dedi, fakat bir Türk bir adım ileri attı, papazı sakalından yakaladı ve öne doğru çekti ve öldürdü.
Bundan sonra Haçının baş papaz yardımcısına sıra geldi.Karısı kurtarmak için arkasından koştu, fakat her ikisi de kurşunlandılar ve karısının vücudu ölen papazın üstüne yığıldı.
Bazıları ölünceye kadar sopalarla dövüldüler, bazıları kılıç darbesiyle can verdi, ve bazıları da baltalarla öldürüldü. Kervan yolcuları arasındaki kadınlar , her zaman olduğu gibi en sona bırakıldı.Bunlar , kibirleri kırıldıktan sonra tarif edilemeyecek kadar ağır rezalete tabi tutulup öldürüldüler.
Bir Türk kapıda bekledi ve birbiri ardından on altı kişiyi öldürdü.Çok yorulduğunu söyleyerek kendi yerine geçmesi için başka birini çağırdı.
Misyonerler toplantısına gidenlerin hepsi öldürüldükten sonra, sıra kervan yolcularından hrıstiyan tüccarlara ve eşlerine geldi.Son 2O seneden beri her yıl kış aylarını Haçında beraber geçirmişlerdi. Bu tüccarlardan biri, katillerin önünde diz çöktü ve her kolunda bir küçük çocuk olduğu halde ve Allah rızası için çocuklarımı yetim bırakmayın diye yalvardı. Katiller şu cevabı verdiler: Çocuklarını yere bırak, yoksa onları da öldürürüz. Tüccar çocuklarını söylendiği gibi yere bıraktı ; çocuklarının ve karısının gözlerinin önünde, tüccarı öldürdüler.
Ayakkabı tamircisi , henüz Türklerden biri için, bir çift ayakkabıyı bitirmek üzereydi ki,’’ hayatımı bağışlayın bu çift ayakkabıyı size vereyim,’’ diye yalvarmasına rağmen, ayakkabıya son dikişi geçirdikten sonra , ayakkabının sahibi tarafından öldürüldü.[3] İki düzineden fazla küçük çocuklar ve dul kalmış kadınların bazıları bu dehşet verici ve vahşet dolu sahneleri hayatları boyunca unutmamaları için canlarına kıyılmamıştı.[4]
Ölenlerin vücutları bir öküz arabasına yerleştirildi ve diğer bir kısmı atların arkasına bağlanarak sürüklenmek suretiyle , köpekler ve çakallar tarafından parçalanmak üzere, yolun kenarındaki çukurların içine atıldı.
Misyonerlerden biri hayretini şöyle ifade etti: ‘’ Şaşılacak bir şey ! Böyle büyük ve misafirperver bir ova olsun ve şehitlere mezar kazacak yeri bulunmasın !
Bu zavallı dul kadınlar, Haçını özlemişlerdi. Burası kendilerin vatanı , memleketi idi. İşitmişlerdi ki bir askeri müfreze, kendileri korumak için Haçına varmıştır. Günlerce yol yürüdüler ve ayakları kabarmış, bezgin, üstleri başları yırtık pırtık,, aç ve beş kuruşsuz, evsiz barksız, çaresiz ve ümitsiz,kasabaya girerken gördükleri manzara karşısında dehşete düştüler ve çığlık attılar:
Gördükleri ilk insanlar, kervan yolcularını öldüren , Haçına bizleri kurtarmak ve korumak için gönderilmiş olan müfrezenin trampetçisi ( borazancıbaşısı ) ve askerleriydi.[5] On altı kişiyi öldürenin de Haçındaki komşuları olduğunu şoklar içinde fark ettiler. Diğer katiller de, kocalarını ve kardeşlerini öldüren canilerdi.
Ölenlerin yığınları arasında,bir papazın karısı , bir tüccar ve bir de hizmetçi vardı ki bunlar ölmemişlerdi. Zamanla şuurları yerine geldi ve gece karanlığında emekleyerek kaçtılar ve günlerce aç susuz kaldıktan sonra bir köye vardılar. Orda da canlarına kıyılmamıştı ve biz de bu dehşet sahnelerinin hikayelerini onlardan dinledik”.
Lambert’in kitabında yer alan bu bilgilerin gerçek olması için,olayın tarafı olan Adana Valiliği, Sis Ermeni Kilisesi, Haçin’deki Amerikan Misyoner Okulu Arşivi, olaylar sonrası Adana’ya gelen Askeri Teftiş Heyetinin sorgulama raporları, Adana’daki yabancı ülke olay raporları içinde yer alması lazım. Ama bu bilgileri doğrulayacak hiçbir belgeye rastlanmış da değil. O zaman yalan üzerine dayalı karalama kampanyasının bir sonucu olan bilgiler bir tarihçinin mukayeseli eleştirisinden geçmediği için de hala yeni baskıları yapılarak dünya kamuoyunun “Ermeni Sorunu ve Soykırım” konusunda malzeme olarak kullanılıyor. Özetle Bayan Rahibe Lambert’in kitabında yer alan bilgiler “Bir Misyonerin Kin ve İntikam Dolu Bakışları” olarak görmek gerekir!..
Kaynak: Cezmi Yurtsever, SİS kitabı
ÇAY SALONU SAYFASI
___________________İMZA___________________
Zahid bizi tan eyleme
Hak ismi okur dilimiz
sakin efsane söyleme
hazrete varir yolumuz
Erenler yolun güderiz
çekilip hak'ka gideriz
gaza-i ekber ederiz
imam Ali'dir ulumuz
Tehvid eden deli olmaz
Allah diyen Mahsun kalmaz
her seher açilir solmaz
bahara erer gülümüz
Dilsizlere dil veren Muhyi-yi Gülseni
The Following User Says Thank You to NEFER For This Useful Post:
NEFER
Açık Profil bilgileri
NEFER nickli üyeye özel mesaj gönderin
NEFER - Daha fazla Mesajını bul
Sayfa 1 Toplam 4 Sayfadan
1
2
3
>
Sonuncu
»
Bookmarks
Facebook
Google
Digg
del.icio.us
«
önceki Konu
|
sonraki Konu
»
Konuyu Toplam 1 Üye okuyor.
(0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
Seçenekler
Arama
Yazdırılabilir şekli göster
Sayfayı E-Mail olarak gönder
Arama
:
Gelişmiş Arama Yap
Stil
Normal
Hybrid-Şeklinde gösterime geç
Ağaç şeklinde gösterime geç
Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz
Yok
Cevap Yazma Yetkiniz
Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz
Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz
Yok
BB code
is
Açık
Smileler
Açık
[IMG]
Kodları
Açık
HTML-Kodu
Kapalı
Hizli Erisim
Üye Kontrol Paneli
Özel Mesajlar
Abonelikler
Kimler Online
Forumları ara
Anasayfa
Aleviler ve Alevilik
Alevilik Genel
Alevilik Genel - Üyelere Özel
Alevi İnançları ve İbadetleri
Alevilik Tarihi
Alevi Katliamları
Alevi Araştırmaları
Alevilik Güncel
Alevilik Güncel - Üyelere Özel
Merak Ediyorum
Alevi Müziği
Alevi Kültürü
Tanıtım
Alevi Köyleri
Köylerinizden Fotoğraflar
Alevi Siteleri
Alevi Dernekleri
ABF
AABK
AVF
PSAKD
Alevi Kültür Dernekleri
Hacı Bektaş Vakfı
Cem Vakfı
HSAKD
Cemevlerimiz
Aydınlık Gençlik Meclisleri
Aşiretler / Ocaklar / Köken Araştırmaları
AW Giriş Salonu
Tanışalım
Yardım
Ben Kimim?
Benim Köyüm
Toplumsal Konular
Güncel Olaylar/Haberler
Yerel Haberler
Siyaset/Politika
Din
Etkinlikler, Duyurular, Tanıtımlar
İmza ve Yardım Kampanyaları
Eğitim - Öğretim
Ödev Arşivi
İnsan/Yaşam
Mizah, Komiklikler, Eğlence
Görüntü ve Ses
Resimler
Kozalak Aile Çay Bahçesi
Televizyon ve Radyo
Yol Tv
Su Tv
Cem Tv
Dem Tv
Düzgün Tv
Bilgisayar
Donanım
Photoshop
Linux
Program Arşivi
Program İstekleri
Slaytlar
Online Bilgisayar Destek Merkezi
Internet
MSN vb Sohbet Programları
Güvenlik
Web Tasarım
Forum Scriptleri (Vbulletin vb...)
IRC
Açık Meydan
Açık Meydan - Üyelere Özel
Spor
Beşiktaş
Fenerbahçe
Galatasaray
Anadolu Takımları
Milli Takım
Basketbol
Dünyamız/Çevremiz/Dostlarımız
Hayvanlar Alemi
İnsanları Tanıyalım
Müzik Adamları, Ozanlar
Fikir ve Bilim Adamları
Çeşitli Dallarda İnsanlar
Atatürk Bölümü
Dünyadan Devrimci Şahsiyetler
Sağlık
Genel Sağlık Yazıları
İlk Yardım (Acil Müdahale)
Sağlık / Soru - Yanıt
Alternatif Tıp
Ekonomi-İktisat
Bilim ve Teknoloji
Elektronik
Turizm ve Gezi Defteri
Askerlik Mekanı
Kültür-Sanat
Edebiyat
Sizin Şiirleriniz
Felsefe/Sosyoloji/Psikoloji
Tarih
Sinema ve Tiyatro
Müzik
Türkü ve Şarkı Sözleri
Klipler
Sanatçı Klip Arşivi
Müzik - Üyelere Özel
Bağlama
Bağlama Notaları
Güzel Sanatlar
Üyelerin Mekanı
Forum Oyunları
Oyunevi
Oyunevi Turnuvaları
Online Oyunlar
Bilgisayar Oyunları
Üye Günlüğü (Blog)
Üyelerimizin Makaleleri
Aw Üyesinin Hatıra Defteri
Aw Sözlük
Aleviweb Konukları
AW İlan Dünyası
İş/Eleman Arayanlar
Özel Ders Arayanlar/Verenler
Aleviweb
Duyurular
Forum Kuralları
Forum İstatistikleri
AW'den Açıklama ve Haberler
Öneriler ve Üyelik Sorunları
English
Ek Bölümler / Diğer Siteler
Radyo Aleviweb
Türkülerin Sesi Radyosu
AW Chat
Alevionline
Yılın Alevilik Ödülleri
Türkülerin Sesi Klipleri
Aw Grupları
AW Tokatlılar Grubu
Grup Tanıtımları
AW Dersimliler Grubu
AW Ankaralılar Grubu
AW İlericiler Grubu
AW İstanbullular Grubu
Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman:
22:08
.
-- English (US)
-- Turkce-3.5.3 (Eski)
-- Türkçe (Son Versiyon)
Bize Yazin
-
Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu
-
Arşiv
-
Yukarı git
Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.
-
Araç Takip GPS
-
Üyeler bu reklamı görmez. Üye olmak için
tıklayınız
.
1 dakika içinde kapanacak veya
Kapat