Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Siyaset/Politika

Siyaset/Politika Ulusal ve uluslararası politika ile ilgili tartışmalar burada yapılır

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 05.11.2007, 18:24   #11
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Atinalı Yorgo’nun emekli maaşını “İzmirli Emel ablam” ödüyor...

Birkaç gün önce çok ilginç bir elektronik posta aldım. Bazı bölümlerini aynen aktarıyorum; “Sevgili Yiğit, ben İzmirli Emel ablan. Sana bu mesajı çok yakın gördüğüm ve özellikle ekonomik gerçekleri açıkça bizim anlayabileceğimiz gibi ortaya koymaya çalıştığın için yazıyorum. Ben hayatını kamuya adamış ve bu yolda yıllarını vermiş bir insanım...”
Yazının gerisini yer olmadığı için sizlere aktarmayacağım; özü çok açık ve net; yıllarını kamuda avukat olarak çalışarak geçirmiş bir okuyucum “nasıl oluyor da her yıl yüzde 5 üstünde genleşen Türkiye’de, mucize olduğu iddia edilen ekonomik büyüme Türk Halkına yansımıyor” sorusunu soruyor.
Bu sorunun İzmir’den gelmiş olması ayrıca önemli. İzmir ve çevresinde “yaşlı” insanlarımızı dinlerseniz, size genelde “Yunanı nasıl denize” döktüklerini anlatırlar.
Döktünüz amcacım, döktük teyzecim ama bugün; “sen İzmir’de çalışıp vergi mükellefi olarak, Atina’da oturan Yorgo’ya bakıyorsun!”
Nasıl mı? “Emel ablamın” sorusuna da “cevap olacak şekilde” konuyu “çok kısa ve net bir şekilde” ortaya koyacağım.
İki hayat var; İzmir’de yaşayan ve ödeyeceği vergi daha kaynaktan kesilen “Emel abla”. Ve Atina’da oturan “emekli” olmuş Yorgo.
Yorgo “bir emeklilik” şirketinden emekli olmuş. O şirket de “birikimleri” fonlarında değerlendiriyor. Bu fon yani Yunan Emeklilik Fonu, 2003 yılında “emeklilerine getiri” sağlamak amacıyla, Türkiye’ye 100 milyon dolar sokuyor. Bu parayı kademeli olarak 1.50-1.77 arasında TL’ye çeviriyor ve Türk Hazinesi’nin borçlanma kağıtlarına yatırıyor yani hazine bonosu alıyor...
Emel ablam İzmir’de oturuyor. Kamu görevlisi olarak çalışıyor ve “döviz-faiz-borsa” üçgeninden herhangi bir kazanç sağlamıyor.
Aylık kazancının yüzde 30’u üzerinde bir kısmı kaynağında kesiliyor, devletimize vergi veriyor.
Bu noktada Yunan Emeklilik Fonu’na dönelim. Yorgo’nun parasını değerlendiren fon, 2003 yılında açtığı pozisyonu kapatmaya karar veriyor ve 2007 yılı içinde hazine bonolarını satıp yeniden dolar alarak operasyonu tamamlıyor...
Şimdi sıkı durun; koyduğu 100 milyon dolara karşılık geri aldığı para tam 225 milyon dolar...
Hemen soralım; aradaki 125 milyon dolar yani yıllık yüzde 30’un üzerindeki dolar bazındaki net kazanç nereden geldi ?
Cevap çok zor değil; Emel ablamın ödediği vergiden...
Sonuç: Yukarıdaki “olay” hem bana sorulan soruya cevap, hem de “bir Türk vatandaşının var olan ekonomik yapı içinde sıcak paracılara alın terini nasıl kaptırdığına verilebilecek” en güzel “örnek”...
Siz de yukarıda anlatmaya çalıştıklarımı lütfen defalarca sorgulayın. O zaman “5 yılda yüzde 30’dan fazla büyüdü” denen bir ekonomide “çalışmanıza rağmen” elde edemediğiniz “katma değerin” nereye transfer edildiğini çok daha iyi anlayacaksınız...
Not: “Emel ablam” mektubunda “çocuklarımızı da” eleştiriyor ve “sisteme hiç kafa yormuyorlar” derken “bunlar Susam Sokağı çocukları” diyor. Susam Sokağı gibi “çocuklara yönelik psikolojik harekatın” bütün unsurlarını içeren “yabancı yapımlar” ayrıca sorgulanması gereken bir konu olmakla birlikte, üstünde durmamız gereken net bir gerçek var:
Öyle bir eğitim sistemimiz var ki; yabancı hayranı sorgulamayan gençler yetiştirmek üzerinde kurgulanmış... Bu da içimi yakan ayrı bir başlık... İleride açmak üzere...


YİĞİT BULUT

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 11.11.2007, 14:26   #12
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Mustafa Kemal imparatorluğun ömrünü uzatabilirdi

Hiç unutmamamız gereken bir gerçek var: Mustafa Kemal, bir Osmanlı aydınıydı.
Çöken bir imparatorluğun cepheden cepheye savurduğu ve içleri “vatanı kurtarma” ihtirasıyla yanıp tutuşan aydın subaylardan birisiydi.
Fransızca’sının iyi olduğunu, hatta Auguste Comte’dan çeviriler yaptığını, pozitivist görüşlerin etkisi altında kaldığını, Tevfik Fikret şiirlerini ezbere okuduğunu, iyi dans ettiğini biliyoruz.
Bu bilgiler, karşımıza yoksul bir aileden gelmesine rağmen yetenekli, iyi eğitim almış, yurtsever ama hayatın ince zevklerine de düşkün bir aydın portresi çıkarıyor.
Bu da imparatorluğun hanesine bir artı olarak yazılmalı.
Çünkü imparatorluğun, en düşkün, en zayıf döneminde bile Mustafa Kemal gibi birikimli subaylar yetiştirebilmesi neredeyse bir mucize.


Mustafa Kemal’in, veliaht Vahideddin ile birlikte yaver sıfatıyla Almanya’ya gittiğini biliyoruz.
Bu seyahatin ince ayrıntıları Atatürk’ün Falih Rıfkı Atay’a verdiği ve sağlığında yayınlanmış olan mülakatta gizli.
Berlin’de Adlon Oteli’nde kaldıklarını ve orayı çok sevdiğini anlattığı bu mülakatta Mustafa Kemal, birlikte seyahat ettiği Vahideddin’i çok zayıf, hatta basiretsiz buluyor. Bu göz kapakları kapanan, uykucu adamın Fatih’in, Yavuz’un torunu olduğuna inanamıyor.
Buna rağmen bir gün padişah olacak veliahdı düşünceleriyle etkileyerek, imparatorluğun kaderinde söz sahibi olabileceği bir sorumluluk makamına gelmek istiyor.
Çünkü bu zeki ve bilgili subay, ülkenin mahva doğru gittiğinin farkındadır ve kurtuluş çarelerini bilmektedir.
Ne var ki ona hiçbir zaman sorumluluk ve yetki verilmemektedir.
Nihayet Vahideddin padişah olduğu zaman, içini aydınlatan bir umuda kapılmıştır. Hatta saraydan bir davet aldığı zaman bu umut, neredeyse bir inanca dönüşür.
Ama padişah Vahideddin sarayda “Suriye’ye tayin edildiği” müjdesini (!) verir. Mustafa Kemal epeyce kızgın bir tavırla huzurdan çıkar ve Enver Paşa’nın orada olduğunu görür. Yanına giderek “İstediğinizi yaptınız, beni uzaklaştırma başarısını elde ettiniz” der ve ayrılır.
Bütün bunları kendisi anlattığı için birinci dereceden kaynaktır.
Eğer ülkenin içine sürüklendiği harbin sonuçları bu derece vahim olmasa ve her şey, yeniden dirilişi gerektirecek kadar parçalanmasa, bu ülke Mustafa Kemal adını hiç duymayacaktı.
Daha doğrusu eğer saray, bu subayın olağanüstü yeteneklerinin ve görüşlerindeki isabetin farkına varıp onu Harbiye Nazırı yapabilseydi belki de Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılışı gecikecek ve geçiş daha yumuşak olacaktı.
Onun kıymetini bilemedikleri için bu hallere düştüler; ama sonunda ülkeyi işgalden ve yok oluştan yine o kurtardı.
Albert Einstein onu “En büyük lider, ondan büyüğü yok” diye selamlamıştı.
Bir dahinin, başka bir dahiyi anlaması kolaydır.
Bunu bir de bizim içimizdeki fanatiklere kavratabilsek!


zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 07.12.2007, 17:56   #13
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart



Kırık gururlar...


HER şey yerli yerinde duruyor; borsa çökmedi, dolar-euro aynı, yabancı sıcak para kaçmadı.

Ekonomi tıkırında.

İşler yolunda.

Kasalar ve cüzdanlardan eksilen bir şey yok.

Sadece bir şey eksildi yüreklerimizden:

Gurur...

*

Olsun...

Sizler taa başından beri cüzdanlarınız ve kasalarınız için, borsa-euro-dolar hatırına, yabancı sıcak para uğruna birçok değerimizi çöpe atmıştınız.

Türkiye'nin adının "ılımlı İslam devleti" olması sorun olmadı.

Ne devlet kurumlarının bir "Nakşibendi tarikatına" geçmesi... Ne de ülkenin tepeden tırnağa "siyasi İslam'a" teslim edilmesi canınızı sıkmadı.

Atatürk devrimleri olmadan da "olur" dediniz.

Laiklik, cumhuriyetçilik, çağdaşlık gibi değerlerden kolayca vazgeçebildiniz.

O zaman "gurur" olmadan da yapabilirsiniz.

O "gururu" size armağan eden tüm değerleri silip attığınıza göre, ne yapalım, gurursuz da olunur.

*

Bu yazı yazıldığı saatlerde Washington'da neler olacağı henüz belli değildi.

Sonuç ne olursa olsun:

Koca Türkiye, Afrika ülkeleri gibi ABD'nin elinde oyuncak olmuşsa...

Türk parlamenterler daha dün PKK'nın karşısında hazırola geçmiş, üzerinde Apo'nun posteri olan masada eşkıya ile anlaşma imzalıyorlarsa...

Başbakan; Beyaz Saray'a koşmuş, üç paralık eşkıyaya karşı kendini savunmak için "Başkan Bush"tan izin istiyorsa...

"Gururun" lafı mı olur?

*

Ne yapalım?

O gururu size veren Atatürk'ten, laik cumhuriyetten, bağımsızlıktan, egemenlikten, çağdaşlık yolundan vazgeçtiğinizde... Borsa, dolar, euro, sıcak para, yabancı sermaye diye diye en değerli kavramları çöpe attığınızda...

Birçok şeyi kaybetmekte olduğunuzu anlamadınız.

Şimdi anlıyor musunuz bilemem:

Gurursuz nasıl yaşanır?..

Nasıl?..


Bekir coşkun

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.12.2007, 23:26   #14
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bekir COŞKUN


’Değişik’ bir yazı...


"DEĞİŞİK" bir halk olduğumuzu kabul etmelisiniz.

Hani birisini methederken, iyi bir yanını bulamadığımızda "Değişik birisi" deriz ya...

Bu "döneklik" anlamına gelmez. "Tutarlılık" anlamına da gelmez. "İyi" anlamına da gelmediği gibi "kötü" anlamına da gelmez.

Kısacası "değişik", değişik bir deyimdir...

*

Diyelim ki Şarkıcı Gülşen’in irili ufaklı tüm gazetelerin birinci sayfalarında yer alan, kocaman gülücüklü seksi dekolte fotoğraflı "Kurşunlandı" haberini çok değişik buldum.

Kurşun değmiş mi, değmemiş.

Tabanca kurusıkı, zaten kurşun da yok...

O zaman bu "değişik" bir kurşunsuz kurşunlanma...

Toplumun başına bela olan hırsızlıkları, cinayetleri, felaketleri gazetelerin arka sayfalarında dahi aramadan ve "Şarkıcı Gülşen"in fotoğrafındaki bacaklardan gözümü asla ayırmadan "Memlekette asayiş yok yani..." diyorum, değişik olarak...

*

AKP’nin hukuka sıktığı kurşunu protesto eden hukukçuların haberi birinci sayfalarda yer almazken, Samsun’da Adalet Bakanlığı Müsteşarı’nın geçeceği yola kırmızı halı seren hukukçular da değişik bence.

Sosyal demokrat geçinen işçi temsilcilerinin bir AKP yanlısını Türk-İş’e başkan seçmesi de...

Genelkurmay Başkanı’nın Fenerbahçe’nin galibiyet sevinciyle düğünde kalkıp oynaması da...

İnsanların en çok gıdadan zehirlendiği İstanbul’un "Yemek başkenti" seçilmesi de...

Devlet Bahçeli’nin PKK ile diyaloğun mimarı Abdullah Gül’e meydanlarda infaz ipi atıp sonra onu Cumhurbaşkanı seçmesi, şimdi de PKK’ya af getirilmesine kızması...

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bundan böyle imamlarda "iman" şartını arama kararı alması...

Kuşların göç yolu üzerine yapıldığı için, Hatay Havaalanı’nda tarifelerin kuşlara göre ayarlanacağının Ulaştırma Bakanı tarafından açıklanması...

AKP’ye geçip bakan olan ünlü solcu Ertuğrul Günay’ın, 37 aydının yakıldığı Madımak Oteli’nin altındaki kebapçının yerine "çiçekçi dükkánı" açılması kararı...

Tümü "değişik" geliyor bana.

Gözümü, kurşunsuz tabanca ile yaralanmadan kurşunlanan "Şarkıcı Gülşen"in koca birinci sayfa fotoğrafındaki bacaklarından ayırmadan bunları düşünüyorum, "Değişik" gibiyim sanki...

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
venge hak Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 12.12.2007, 01:29   #15
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevi gence yapılanlar ve din dersleri

Bir öğretmenin Alevi gence yaptığı zulmü TV'lerde hüzünle izledim. Din derslerini bugünkü biçiminde okutursanız böyle sivriliklerin ortaya çıkması kaçınılmazdır.
Okullarımızda din derslerinde İslam anlatılıyor ve sanki İslam'ın tek yorumu Sünni-Hanefi Müslümanlık olabilirmiş gibi anlatılıyor. Bunun böyle olmadığı gerçeğini okullarda anlatmazsak nerede anlatacağız.
Yurttaşlarımızın büyük çoğunluğunun Hanefi-Sünni Müslüman olduğu doğrudur. Ama Şafi Sünniler de vardır. Milyonlarca yurttaşımız ise Alevi-Bektaşi Müslümanlığa inanırlar. Caferi-Şii Müslümanlarımız da az değildir. Güneyde Nuseyri denilen Müslümanlarımız da kendilerine özgü bir İslam anlayışına bağlıdırlar. Ayrıca tasavvuf yollarına göre Müslümanlığı anlayan ve yaşayan çok sayıda Müslüman vardır. Bütün bu Müslümanlar temel inanışlarda birbirinden farklı olmayan insanlardır. Ayrım, ayrıntılardadır.
Diyorum ki, evet okullarda din dersi zorunlu olmalı ve yurttaşlarımız İslam'ın temellerini ve akımlarını, ayrıldıkları ayrıntıları yansız bir şekilde öğrenmelidirler. Sonra yine herkes kendi yoluna gider ama birbirlerine sevgi ve hoşgörüyle bakmayı da öğrenirler. Ya da İslam'la ve hiçbir dine inanmayan yurttaşlarımız da inananların neye inandıklarını doğru olarak öğrenmiş olurlar.
Dahası var... Ülkemizde Müslüman olmayan yurttaşlarımızın da neye inandıklarını Müslüman yurttaşlarımız bilmelidirler. İnsanlar bilmediklerinden korkarlarmış... Kimse bilgiden korkmamalıdır...
Böyle olursa ve din dersleri ciddiye alınırsa Sünniler, Şiileri ve Alevileri Ali'ye tapanlar ya da Ali'ye peygamber diyenler, ya da mum söndürenler sanmak cahilliğinden kurtulurlar. Aleviler ve Şiiler de Sünnilerin Yezitçi ve Muaviyeci olmadığını öğrenirler. Yezidiler de şeytana tapanlar aşağılanmasından kurtulurlar. Yezidlerin taptıkları Melek Tavus'un öteki dinlerdeki şeytan anlayışından farklı olduğunu öğrenmek kötü mü olur...
Din dersine ne gerek var der misiniz?
Derseniz yanıldınız! Aydın olmanın şartlarından biri de içinde yaşadığı toplumun temel kurumları hakkında bilgi sahibi olmak değil midir. İnanan neye inandığını, inanmayan da inanmadığının ne olduğunu doğru dürüst bilmeli değil midir?

Namık Kemal Zeybek

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 14.12.2007, 15:32   #16
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Nurlu ufuklara koşan millet

Türklerin gözü masallarla çok kolay boyanır.

Durun, hemen itiraz etmeyin.

Bu sözü söyleyen ben değilim, Mevlânâ.

Büyük bilge, Mesnevi’sinde bununla ilgili çok güzel bir hikâye anlatıyor.

Kendi deyimiyle Hitaylı Türk’e ait bir hikâye bu.

(Hitay, Orta Asya Türkçesinde Çin’e verilen addır.)


***

Bir dönemde, terzilerin çok hile yaptığından, insanın gözünün önünde kumaş çaldığından yakınılmakta.

Bir Türk geliyor ve “Beni kandıracak terzi henüz anasından doğmadı” diyor.

“Peki” diyorlar “İşte terzi şurada, git bakalım.”

Türk, çok değerli bir kumaş alıyor, dayanıyor terzinin kapısına.

“Bundan bana çok güzel bir savaş elbisesi yap!” diyor. “Üstü dar olsun yakışsın, altı ise savaşta harekete imkân verecek kadar geniş olsun!”

“Hay hay!” diyor terzi. Ölçü alıyor ve başlıyor kumaşı kesip biçmeye.

Bu arada da güzel bir hikâye anlatıyor.

Türk, -Mevlânâ’ya göre- küçük gözlerini kısarak gülüyor bu hikâyeye. Çok hoşlanıyor.

Terzi bu arada kumaşın bir parçasını keserek saklıyor.

“Hadi” diyor Türk. “Deminki gibi bir masal daha anlat.”

“Peki” diyor terzi ve bir masal daha anlatıyor.

Türk ona da bayılıyor ama bu arada kumaşın bir parçası daha gidiyor.

Türk’ün pes edeceği yok. Yalvarıyor terziye yeni bir masal için.

Terzi içinden “Bu ne acayip insan yarabbi!” diye düşünüyor. “Bu gidişle elinde kumaş kalmayacak.”

Ama ne yapsın; kendi düşen ağlamaz diyerek masalları arka arkaya dizmeye ve kumaşı kesip biçip zulaya atmaya devam ediyor.

Mevlânâ bu kıssanın sonunda, Türk’ü, gözü masallarla boyanan ve elinden alınanı fark etmeyen bir insan tipi olarak betimliyor.

“Aman bunlardan olmayın!” diyor.


***

Sanırım bu Mesnevi kıssasının günümüzle hiçbir ilgisi yok.

Hepimizin bildiği gibi; necip milletimiz öyle uyanıktır, öyle işini bilir ki hiçbir masala kanmaz, hiçbir vaatle gözü boyanmaz.

Elinden temel varlıkları alınırken hayallere kapılmaz.

Yok yok... Mevlânâ yanılıyor!

Türk milleti kül yutmaz, kandırışa gelmez, koyun gibi güdülmez.

Bakın bugünlerde de çıkarlarını ne güzel kolluyor, nasıl bir yeryüzü cennetine doğru adım atıyor.


***

Arada bir “elim kırılsın” dese bile, işini bilir bizim milletimiz.

Acayip akıllıdır, zekidir, uyanıktır.

Öyle elinde Kuran sallayarak falan kandıramazsın bu milleti.

Kendi kararıyla esaret altına sokamazsın.

Dolayısıyla Mevlânâ’nın 800 yıl önceden gelen bu hikâyesinin, gerçekle hiçbir ilişkisi olamaz.

Yaşasın uyanık ve nurlu ufuklara koşan milletimiz!

ZÜLFÜ LİVANELİ

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 15.12.2007, 12:52   #17
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bekir COŞKUN 14.Aralık.2007

Ce Ha Pes...

NERDESİN Ce Ha Pes?..

Meydanlarda yoksun, köyde, kasabada, mahallede yoksun.

Sivil toplum örgütlerinin yanında yoksun.

Gençliğin içinde yoksun.

Kadının önünde yoksun.

Belli değil:

Türkiye’de var mısın, yok musun...

*

"Atatürk’ün partisi" böyle mi olur?

Atatürk’ün kemikleri sızlarken, en çok ortadan kaybolan "Atatürk’ün partisi" midir?..

Türkiye karşı devrimin kucağına düşmüşken, grup toplantılarına kapanmış, Genel Başkan’ın parlak sözleriyle yetinip oturan bir parti "Atatürk’ün partisi" olabilir mi?..

Böyle mi yapardı Atatürk?..

Pes...

*

Nerdesin Ce Ha Pes?..

Bir parti bu kadar haklı olur, evrensel değerler bu kadar lehine olur, ama o nasıl bu kadar ortadan kaybolabilir.

Tutarlı, koltuğunun altında parlak projeleri, yumruk gibi toplumun önünde... Mahallede, kahvehanede, üniversitede, sokakta, meydanlarda, sivil toplum örgütlerinin yanında, aşkla, şevkle, bangır bangır olması gerekmez mi bu zamanda "anamuhalefet" görevini sırtlamış sosyal demokrat parti?

Ama yok...

*

Hepimizin vebali vardır.

Ama en büyük vebali Ce Ha Pes taşır sırtında.

En öndeki suçludur.

Zikzaklar çizerek, sağ kimliklere sığınarak, kendi içinde didişerek, olması gereken yerde olmayarak, sorun çıkartmaktan korkarak, bu dönemin kaymağını yiyen patronlara uyarak...

En büyük günahı taşır Ce Ha Pes...

Eğer memleket Ce Ha Pes’in "anamuhalefet" görevini üstlendiği dönemde Atatürk’ün Türkiyesi olmaktan çıkıp, Nakşibendi tarikatının eline düşmüşse...

Eğer yurtsever insanlar yalnız, bezgin, küskün, kırgın ve umutsuzsa, neyin boşluğudur bu?..

Ce Ha Pes yok ortada...

Pes, pes...

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
venge hak Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 15.12.2007, 16:23   #18
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Yardım çığlığı

Son zamanlarda aydınlar, sanatçılar, gazetecileri ikiye ayrıldı: AKP’ye biat edenler ve etmeyenler!
Bu iki grup Türkiye’deki gelişmeler karşısında geceyle gündüz kadar farklı düşünüyor.
Bir kısmı diyor ki: “Türkiye demokratikleşiyor. Her şey çok güzel gidiyor. Harika!”
Ötekiler ise kaygılı: “Türkiye dönüşüyor, ilkellik yüceltiliyor, kadrolar kalitesizleşiyor, her yere tarikatlar egemen oluyor.”
İlk grup hemen itiraz ediyor:
“O zaman sen ordu diktasını mı savunuyorsun? CHP militarizminden mi yanasın?”
“Yoo” diyor ikinci grup. “Ben tarafsızım, objektifim, siz ise artık tarafsızlığınızı yitirdiniz, AKP’lisiniz.”
“Hadi hadi yapma. Madem AKP’yi eleştiriyorsun sen elitistsin, militarizmden yanasın!”
İkinci grup yine itiraz ediyor. “Hiç de değilim. İlla bir gruptan birine mensup olmam mı gerekiyor. Bağımsız bir kafaya sahip olamaz mıyım?”


***

Fazıl Say’ın, gelecekle ilgili derin kaygılarını açıkladığı sözleri tam da bu gündemin ortasına düştü.
Şimdi kimileri Fazıl’ı eleştirecek, türban sözünü, davet meselesini dillerine dolayacaklar. Oysa söylediklerini arasında bu, sadece bir ayrıntı.
Bence öyle yapacaklarına; Türkiye’nin uluslararası sanatçısının duyduğu kaygıyı anlamaya çalışsınlar.
Fazıl Say sadece bir müzisyen değil; Nâzım besteleriyle, politik duruşuyla tanınan, sorumlu, yurtsever bir insan.
Her yerde alkışlanıyor, konserleri tıklım tıklım doluyor, hep manşetlerde yer alıyor.
Peki ne oldu da bu durumdaki Fazıl Say, ülkesini terk etmekten söz edecek kadar kaygılı.
Herkesin şapkasını, kepini, takkesini, külahını, türbanını önüne koyup ciddi ciddi bu sorunun cevabını araştırması gerekiyor.
Çünkü Fazıl, kaygılarında yalnız değil. Bu sözlerde dile getirilen endişe; milyonlarca namuslu insanın, yurtseverin, ilericinin, zamanında cuntalara direnmiş insanın yüreğini kemiriyor.
Bakın size bir örnek vereyim. Bana gelen binlerce mesaj içinden gelişigüzel seçtiğim biri şöyle:
“Çocuğum ve ben Ankara’da yaşamaktayız. X bankasında görev yapmaktayım. Binlerce mail içinden benimkini okuyabilecek misiniz, bilemiyorum. Şu an gazetelere bakıyorum, bir taraftan da TV izliyorum. Tam anlamıyla dehşet içerisindeyim. Ülkemizin haline seyirci kalmak beni dehşete düşürüyor. Bu kadar çaresiz olmamalıyız, bir yol bulmalıyız, bir yolu olmalı diye düşünüyorum. Çocuğumu köktendinci bir ülkede yetiştirmek ve Atatürk Devrimleri’nin yok olmasını görmek istemiyorum. Bizlere yol gösterin lütfen, benim gibi düşünenlere. Vatandaş olarak ne yapmalıyız? Yoksa hiç umut yok mu? Yakında TSK’yı da ele geçirecekler, o zaman ne olacak? Lütfen bizleri aydınlatın, ve lütfen ne yapmamız gerektiğini söyleyin. Çaresiz bir biçimde beklemek istemiyorum, bir şeyler yapmalıyım ama ne yapacağımı, nasıl yapacağımı bilmiyorum. Bankanın içi bunlarla doldu, adeta küçük Türkiye, artık dayanamıyorum. Lütfen, yardım!”
İnanın, Türkiye’de bu çığlığı paylaşan milyonlarca kişi var.

zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 15.12.2007, 17:08   #19
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart TÜrbanli TÜrkİye’ye Fazil Say’in Vedasi...

Sonunda bekliyordum birisinin çıkıp “Burası artık benim Türkiyem değil” demesini...
“Azınlıkta kaldık... Atatürk’ten uzaklaştık... Bu Türkiye’ye yabancılaştık...” diye feryat etmesini...
“Gidiyorum...” diyeceği buruk vedasını...
Fazıl söyledi...
Merak etmeyin başkaları da söyleyecek...
Atatürk’ün çocukları her geçen gün bu ülkede kendilerini daha yalnız, daha sahipsiz daha öksüz, daha yabancı hissediyorlar...
İlk kez, Kürt kökenli bir rejim muhalifi ya da ihtilalci bir Marksist değil, Atatürk Türkiye’sinin sembol olmuş uluslararası bir piyanisti “Türkiye’yi terketmekten” bahsediyor...
Bir zamanların CHP’lisi bugünün Kültür Bakanı Ertuğrul Günay Fazıl Say’a tepki göstermiş, “Bu tepkinin yeri değil...” demiş...
Ona bir şey söylemek isterim...
Bu tepkinin yeri mi bilmem ama gerisi gelecektir...
Umarım eski yoldaş Ertuğrul Günay Türkiye’de yaşanan ya da yaşanacaklardan gün gelir kendisi pişman olmaz...
Gözümün önüne hep Milan Kundera’nın o unutulmaz eserinin filmi geliyor...
Hep o sahne...
Üç erkek doktor ve iki güzel kadın, bir gece kulübünde sohbet ediyorlar...
Kesif sigara dumanının ve müziğin bohem dolu atmosferinde genç Çekoslovak doktor şöyle diyor:
“Bütün dünyanın gözü üzerimizde... Burası Çekoslovakya... Buraya hiçbir şey olmaz... Güler yüzlü sosyalizm hiçbir zaman sona ermez...”
Dediğinin haftasında meydana gelenler, o masada bulunan doktoru ve iki kadını İsviçre’ye mülteci olarak sığınmaya itti...
Hayret...
Fazıl da dün İsviçre’ye gitmekten söz etmiş...
Ne acı ve ne kötü bir tesadüf...


reha muhtar

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.12.2007, 15:03   #20
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Liberal sağcı mıdır, solcu mu?

Liberalle, libertarian arasındaki fark nedir?

Liberaller vergi sistemine ve ekonomide devletin rol oynaması gerektiğine inanır mı, inanmaz mı?

Toplumcu anlayışla liberaller hangi noktada buluşur?

Liberal ve sosyal demokrat politikalar birbirine taban tabana zıt mıdır yoksa paylaştıkları ortak noktalar var mıdır?

Emin olun; bu soruların çoğuna doğru dürüst yanıt veremiyoruz.

Çünkü bizde siyasi kavramlar yerli yerine oturmamıştır ve kulaktan dolma bilgilerle idare edilir.

Bu yüzden dünyadaki kavramlar sık sık tersine çevrilir.

Mesela vergilerden ve sosyal devletten yana olan liberal akım, libertarianlarla karıştırılır ve devleti ekonomiden tamamen silmek isteyen insanlara yanlış olarak “liberal” adı takılır.


***


Dün, London School of Economics’te okuyan kızım Aylin’le siyasi sistemleri tartışırken irdeledik bütün bunları.

Sonra kitapları açtık ve kavramların nasıl sürekli değiştiğini, yenileştiğini konuştuk.


***


Bir iki örnek vermek gerekirse; mesela John Locke ve John Stuart Mill’in teorisyenliğini yaptığı liberal sistem; Amerikalı düşünür John Rawls tarafından değişikliğe uğratılarak, yurttaşlardan vergi toplanmasını ve devletin dayanışmacı bir tutum sergilemesi gerektiğini savunuyor.

Yani “liberal”, bizde sanıldığı gibi bu dayanışmaya karşı değil, tam tersine sosyal devletten yana bir görüş.

Sosyal demokratlar kadar müdahaleci değil, iş yaşamının devlet tarafından düzenlenmesini istemiyor, rekabete inanıyor ama bir yandan da devletin yoksul kesimlere yardımını gerekli görüyor.

Buna karşılık Nozick’in başını çektiği libertarian akımı, devletin güvenlik ve yasaların uygulanması dışında her alandan elini çekmesi gerektiğine inanıyor.

İnsanların, rekabet ortamında kendi başlarına bırakılmalarını, hiçbir yardım yapılmamasını savunuyor.

Yani bir çeşit “Ölen ölür, kalan sağlar bizimdir” zihniyeti.

Romancı Ayn Rand da bu görüşün savunucusu.


***


Bu çalışmanın sonunda açıkça anladım ki biz Türkiye’de liberalle libertarian görüşü karıştırıyoruz.

Şimdi kendi kendimize bir soru soralım:

Amerika’da vergilerin artırılmasını ve yoksul kesimlere daha çok yardım yapılmasını hangi parti savunuyor?

Muhafazakâr Cumhuriyetçiler mi, liberal Demokratlar mı?

Birçok kişinin bu soruya Cumhuriyetçiler cevabını verdiğini duyar gibiyim ama doğru cevap liberal Demokratlar.

Bu yüzden “liberal” kelimesi, Anglo Sakson siyasetinde sol, Türkiye’de sağ çağrışımlar yapıyor.



zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:39.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica