Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Siyaset/Politika

Siyaset/Politika Ulusal ve uluslararası politika ile ilgili tartışmalar burada yapılır

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 18.12.2007, 15:16   #21
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Bir dinleti, bir öğreti

Şu soru hep akılları kurcalar: Gelişmiş ülkeler zengin olduğu için mi kültürle ilgilenir, yoksa kültüre önem verdikleri için mi zenginleşir?

Benim için bu sorunun cevabı çok açık.

Değerler hiyerarşisinde kültüre gereken yeri verdikleri için gelişmiş ve zenginleşmiştir bu ülkeler.

Bazı ülkeler ise son derece zengin oldukları halde kültürel hayatlarınını geliştiremez.

Çünkü toplum hayatında kültürün rolünü kavrayamamışlardır.

Petrol zengini, kulaklarından dolar fışkıran Orta Doğu ülkelerini göz önüne getirin, ne demek istediğimi anlarsınız.

Londra Senfoni Orkestrası benim eserleri kaydederken Abby Road stüdyosunda önemli bir müzisyenle sohbet ediyorduk.

Umman Sultanı’na konser vermesi için davet edilmiş. Konserden önce oteldeki odasına bir hediye paketi gelmiş. İçinde değerli saatler, kravatlar, kol düğmeleri falan varmış.

Konser salonuna gittiğinde görevliler dehşete düşmüş. Çünkü müzisyen, gönderilenlerin hepsini oteldeki kasasında bırakmış.

Demişler ki; “Sultan, hediyelerini kullanmadığınızı gördüğü zaman çıldırır. Hepsini takmanız gerekiyor.”

Adamcağız apar topar otele dönmüş, aceleyle gönderilen her şeyi takıp takıştırmış ve ancak ondan sonra konser verebilmiş.

İşte bu da bir kültür anlayışı.


***

Yabancı ülkelerde gördüğünüz zaman kıskandığımız bazı şeyler vardır.

Benim için bunlardan birisi de çocuklara verilen müzik eğitimi.

Hani bizim gençliğimizde Danny Kay’in orkestra yönettiği ve çocuklara eğlenceli bir biçimde müzik öğrettiği programlar yayınlanırdı.

Hepimiz bayılırdık.

O dönemlerin bir başka ilginç projesi ise Leonard Bernstein tarafından Carnegie Hall’da düzenlenen gençlik konserleriydi.

Şimdi buna benzer projeler Türkiye’ye de geldi.

Gençleri, klasik müziğin büyülü sesleriyle buluşturmak isteyen Serdar Mutlu, Kemer Okulları’nda “Bir Dinleti, Bir Öğreti” programını başlattı.

İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı ile işbirliği içinde birbirinden güzel konserler düzenlendi.

Neler yok ki programda:

Camille Saint-Saens’ın “Hayvanlar Karnavalı”,

Bach ve Itri konseri,

W. A. Mozart konseri,

Haendel, Debussy, Vivaldi, Bizet, Azeri besteci Kara Karayev, Scott Joplin.

Bence müthiş bir girişim.

Türkiye artık “Bayburt Bayburt olalı böyle zulüm görmedi!”den “Bir Dinleti, Bir Öğreti” programına geçişin ülkesi.


ZÜLFÜLİVANELİ

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 19.12.2007, 03:12   #22
Yazar
bağdat kafe
Y A S A K L I ! ! !
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 07.07.2007
Bulunduğu yer: göztepe hemşerim
Mesajlar: 697
Memleket: İZMİR
Cinsiyet:
bağdat kafe - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 329
bağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üyebağdat kafe sevilen bir üye
bağdat kafe - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 636
298 Mesajına 601 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Anti-Kübacılığın dayanılmaz rezilliği / İlker Belek 17 Aralık 2007, Pazartesi

Sosyalizm düşmanlarının, para hırsıyla yananların reel sosyalizme saldırmaları doğal bir şeydir. Şimdilerde bu güdünün Küba’ya yöneldiği görülüyor.

Saldırının iki nedeni var. Birincisi korkudur. Sosyalizm riski böylelerini her zaman korkutur. Ellerinden gidecek bir dünya olduğu için. Geçenlerde Enka Holding sahibi Tarık Şara’nın, kızına doğum günü hediyesi olarak bir ada satın aldığı ve Aydın Doğan sülalesiyle komşu olduğu açıklandı. İşte bu servetin ellerinden alınacağını biliyorlar. Küba’da böyle olmuştur. Venezuela ve Bolivya’da böyle olmaktadır.

Ancak sosyalizm ve Küba düşmanlığını yalnızca korkularıyla açıklayamayız. Şimdilerde esas neden, toplumumuzdaki umutsuzluğu sürekli kılma gayretidir. Bunun için, ABD’nin istemesi durumunda bu küçücük adayı yutabileceğinden; Küba’nın yoksul bir ülke, Kübalıların da aç olduğundan; Kübalı hekimlerin hastalarından rüşvet olarak yumurta aldığından dem vururlar. Telaşlarının nedeni Küba modelinin, öyle ya da böyle Latin ülkelerine yayılmakta oluşu ve Türkiye’de Küba’nın giderek daha çok (özellikle sağlık konusu üzerinden) konuşulmasıdır.

Halka verilmek istenen mesaj, yoksulluğun, yolsuzluğun ortadan kaldırılamaz normal şeyler olduğudur. O nedenle arayış içine girmenin alemi de yoktur ve verilenle yetinmek, elindekinin kıymetini bilmek, düzen yöneticilerine güvenmek en akılcı iştir.

Oysa Küba’nın yoksulluğunun ve bu yoksullukla mücadele etmek için geliştirilen turizm açılımının temel nedeni ABD ambargosudur. Bunu en iyi, daha bir ay önce BM’in Küba’ya uygulanan ABD ambargosunun kaldırılması yönündeki kararına destek oyu veren Türkiye hükümeti ve onun bakanları bilmelidir. Yalnızca dört ülkenin (ABD, İsrail, Palau ve Marshall Adaları) karşı çıktıkları bu karar sonrasında takınılması gereken etik tutum, uluslar arası kararları çiğneyen ABD’yi kınamak ve bu ağır kuşatma koşullarına direnen bir halkın onurlu mücadelesine destek olmak iken, sergilenen fırsatçılık mide bulandırıcıdır. Salyaları akmakta, orada da yoksulluk, açlık, rüşvet var diye göbek atılmaktadır. Eşitlikçi bir sistemin dışarıdan kökenlenen kimi sorunlarından mutlu olunmaktadır.

Çok yakın geçmişe kadar Küba eleştirisi insan hakları ihlali iddialarına dayandırılırdı. Hepsi gerçek dışıydı. Nitekim, bir yıl önce BM İnsan Hakları Komisyonu’nun Küba’yı kesin olarak aklayan raporu sonrasında taktiğin değiştirildiği görülüyor.

Söylenenlerin büyük kısmı açıkça yalandır. Küba’nın başarısı çok değişik uluslararası raporlarda belgelenmiştir. Küba yoksuldur. Ancak ne yoksulluk ne de ambargo insani gelişmedeki ve kalkınmadaki başarısını engelleyebilmektedir. Düşmanları çatlatan da budur.

Kübalı hekimler hastalarından yumurta alıyorlar mı bilmiyorum. Eşitlik düşmanlarının bu konuda söylediklerine ise kesinlikle inanmıyorum. Ancak şunu herkes biliyor: Bugün muhtaç ülkelerde en çok hekimi, eğitmeni, mühendisi bulunan ülke Küba’dır. Kübalı hekimler hiçbir karşılık gözetmeden Latin Amerika dağlarında, Afrika’nın sahralarında, depremle yıkılan Pakistan’da hizmet vermeyi sürdürüyorlar. Kübalı hekimlerle uğraşanların, mecburi hizmet zorunluluğuna rağmen, Türkiyeli hekimleri neden kendi ülkelerinin doğusuna gönderemediklerine bakmaları gerekir.

Yolsuzluk konusu zaten Küba yönetiminin ve öncelikle de Fidel’in gündemindedir. Bu saklanan bir şey de değildir. İzlemek isteyenler Granma’da bol malzeme bulabilirler. Turizm açılımı kaçınılmaz biçimde Küba’da iki ayrı ekonomi yaratmıştır. Turistlere yönelik olanında ayrı, Kübalılara yönelik olanında da ayrı kurallar egemendir. Ancak bu iki ayrı ekonomik dünyanın yurttaşları aynı Kübalılar’dır. Turizm sektöründe çalışan bir Kübalı akşam bizim Kübamız’a geçmekte ve maalesef bütün günün yorgunluğunun yanında kapitalizmin kirini de evine taşımaktadır. Uyuşturucu, fuhuş, AIDS, Amerikan doları, Kübalı bir emekçinin bir aylığına bedel bahşişler, hepsi vardır o pisliğin içinde. Turizm ekonomisinin dolarlı bahşişleri Kübalı gençlerin kafasını çelebilmekte, yüksek eğitimlerine rağmen, devletin önerdiği işi değil öte tarafta taksi şoförlüğünü tercih etmelerine neden olabilmektedir. Evet sorun budur. Ancak yapılması gereken, mücadele etmektir. Küba’nın tercihi de budur. Sosyalizmin en zor işi, kapitalizmden gayet kirli olarak devraldığı insanı değiştirmektir ve bu sürekli bir iştir.

Küba yönetimi, sorunu açıkça ortaya koymuş ve halkını birlikte savaşmaya davet etmiştir. Söz konusu olan yalnızca idari ve adli değil, aynı zamanda ideolojik mücadeledir.

Küba sosyalizm mücadelesini emperyalist bok çukurunun içinde veriyor. Daha ne olacaktı? O çukurun iğrenç kokusunun üzerinize bulaşmaması ihtimali var mıdır? Kendi ülkelerinin bu bataklığı besleyen politikalarına bir şey diyemeyenlerin, pırıl pırıl giysilerinin üzerine sıçramış pisliği temizlemekle uğraşanlara laf atması ayrı bir pisliktir. Küba, halkına sağlık hizmetini parasız sunmayı sürdürebilmek için doların kirine katlanmak zorundadır. Bu mecburiyette maalesef herkesin, özellikle kendi ülkelerini Amerika’ya teslim etmiş olanların payı vardır.

Rüşvetten söz edenler kendilerine bakmalıdır. Bu ülkede rüşvet almayan hekim bulmak zordur. Zordur, çünkü bu ülkede hastaya parayla bakmak kural, ilaç firmalarından her gün onlarca hediye almak ve reçetenin içeriğini alınan hediyenin parıltısına göre ayarlamak bir alışkanlıktır. Bu ülkenin Sağlık Bakanlığı bunlardan zerre kadar rahatsızlık duymamaktadır. Bu ülkenin vatandaşları çocuklarını para kazansınlar diye tıp fakültesine göndermektedir. Bunları garipsemeyenlerin gözlerini Küba’ya karartmalarının adı başka bir şeydir. Türkiye’deki yoksulluğun nedeninin, patronlarının aldıkları adalar olduğunu yazamayanların, Küba’nın eşitlikçi toplumsal yapısını karalamalarına başka bir isim vermek gerekir.

Ve rüşvetin hası Türkiye’nin yediğidir. Türkiye’ye IMF kredileri kamu kurumlarının yabancılara satılması için verilmektedir. Birkaç yıl önce, Amerikan askerlerinin Irak’a güneydoğu üzerinden geçişine izin vermek karşılığında milyar dolarlar isteyen hükümet AKP hükümetidir. Rüşvetin bunlardan alası mı olur?

Küba, sosyalizmi seçtiği için Amerikan askeri müdahalesine, Fidel de suikastlere maruz kalmakta, Türkiye’deki iktidarlar ABD’yi stratejik müttefik saymakta ve yüzde 70 oranında anti Amerikancı olduğu açıklanan halkımız bunu seyretmektedir. Küba halkı yoksulluğa rağmen aynı rejime oy vermekte, Türkiye halkı ise en Amerikancı partiyi tek başına iktidar yapmaktadır.

Mesele sömürgecilerin Amerikan taşeronluğunu kaybetmeme derdidir. O nedenle çok uzaklarda onuruyla ayakta kalmaya çalışan eşitlikçi bir ülkenin, örnek olmasın diye karalanması ve her tür insani değerin ayaklar altına alınması gerekmektedir.

bağdat kafe Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
bağdat kafe Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 19.12.2007, 22:33   #23
Yazar
Rojin
Forumu İyi Bilen
 
Rojin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 21.12.2006
Yaş: 30
Mesajlar: 312
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: -48
Rojin hakkında olumsuz fikirler mevcut

Ettiği Teşekkür: 117
93 Mesajına 129 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Evrim Alataş

19/12/2007

Hangi dağda Kürt öldü?
Hiçbir şeyden haberi olmayan bir insan evladı, açsa televizyonu, mesela Mehmet Ali Birand'ı, Ali Kırca'yı görse neşe içinde, sorar: Hangi dağda Kürt öldü? Kimse demesin bana "Dağda ölen Kürt değil, terörist!" Efendiler, diliniz hiçbir şeye dönmedi yıllardır, ey-valla, bari deyin ki "Kürt terörist!"

Kusura bakmasın kimse, öfkeliyim. Bu öfkemi kafasızayıflar "PKK'ya karşı psikolojik üstünlük bizde, o yüzden yardakçıları da sinirli" diye okuyabilir. Ve Ertuğrul Özkök hazretleri, "Düz ovadakiler de iyi anlasın" çağrısının bir kenarına iliştirebilir. Umurumda olmaz. Ölme ve öldürme üzerine bugüne kadar yazdığımız, söylediğimiz hiçbir şeyin hiçbir önemi kalmadı zira. Bu ülke en çok ölülerini seviyor çünkü. Öldürmeyi desem daha yerinde olacak. Daha açık ifadesiyle, bu ülkede medya, ölümü seviyor.

Bağırdık, çağırdık, olmaz böyle, bu iş öldürerek bir yere varmaz. Kan davasına döner. Dudak üstü bıyıklı mümin hükümetimiz, kurban bayramında gençlerin ölmesini daha reva buldu. Gece vakti uçaklar tepemizden havalanıp, şanlı şanlı döndüler ve sabah başladı muhabbet. Ve ben, ekranın karşısında, gayri resmi ekrandan ne tür haberler geleceğini atılan sinyaller arasında kavramaya çalışırken, emekli olmuş bordo berelileri dinlemekten sıkıldım. Ki yaşlandıkları halde kas yapmak sureti ile iktidarlarını ve kocamamış erkekliklerini sergileme gayretiyle giyinip dar kot pantolonları, kaslarını belirten dar ceketleri üstlerine geçirip, konuşup durdular.

Mehmet Ali Birand'ın gözlerini açıp, dilini sürçe sürçe, ellerini birbirine vura vura "mükemmel" diye çığlık atmalarından, Ali Kırca'nın zevkten kendinden geçtiğini izlemekten sıkıldım. Bu arada, gözden kaçmıştır mutlak, hatırlatayım. Defne Samyeli, ben izleyemedim, bir arkadaşım anlattı, haber programındaki konuğu ile PKK üzerine tartışırken, "Ben olsam kafalarını keserim" demiş. Aferin sana! Biz de derdik ki ya bu gencecik çocuklar nerden icap eder de kafa kesip fotoğraf çektirirler?

Ertuğrul Özkök'ün yazısına bakalım: "F-16'larımız Kuzey Irak semalarında, bir milletin kararını bombalarla, sortilerle verdi."

Aklım gerilere gitti. Eski Kürt isyanlarına. İnsan hiç mi değişmez. Bir ülke hiç mi değişmez. Ağrı isyanından sonra da Ağrı'yı mezar çizip, "Muhayyal Kürdistan burada meftundur" yazdınız. Dersim isyanında "bedevilerin" yok edilmesini duyurdunuz. Ne oldu son-ra?i990 başlarında "Cudi'ye bayrak diktik!" dediniz. Cudi başka bir ülkede miydi de bayrak diktiniz.

Yok yok, akıl, nizam, öngörü kaydı gitti. Köylere bomba düşmüş, siviller ölmüş, hayvanlar telef olmuş, analiz yapıyor medyamız: "Öyle gariban edebiyatı yapmasınlar, köylüde beton arme ne arasın. Onlar pekakalı!" İyi de analistçi efendiler, en son ne zaman bir köye gittiniz diye sorarlar insana. Öyle Polonezköy falan değil kastım, bir Kürt köyüne ne zaman gittiniz? Şimdi desek ki Kürt köylerinde de betonarme var, bu sefer diyecekler ki "Hani Kürtler baskı görüyordu, betonarme evleri varmış." Yok arkadaş, uğraşılmaz bu kafayla. Hem ne ki, bir tane koyun da taş sıçradığı için ölmüş. Avrupa Birliği de öyle yalandan açıklama yapmış. Irak hükümeti ise nota vermiş ama önemli değil, sıst bir nota!

Allah akıl ihsan eyleye... İşin tuhafı, böyle debdebeye getirip, omuzlarda gök yarısı bayraklar ile dağlar yeniden fethedilirken, tamtamlar arasında, bu meselenin ne olacağına dair tek cümle kuran çıkmıyor. Haydi öldürdün! Kürt sorununu ne yapacaksın. Kürtleri AKP'lileştirerek Kürt sorunu çözülür mü? Kürtler Türkleştiğinde dahi bu sorun çözülmüyor ki öyle beş altı senelik bir siyasi partiye meylettikleri vakit mesele kapansın.

Efendiler, haber bültenlerinde ellerini çırpıp çığlık atanlar, kafa kesmek isteyenler, siz hepiniz, savaş suçlususunuz! Savaş suçluları sadece silah tutmanın sınırlarını bozanlar değildir, bu ülkenin geleceğini karartıp, çocuğu yaşındaki gençlerin ölümüne sevinip, daha fazla ölüme davetiye çıkarmaktır da. Umarım bir gün bu ülke bir gün düzlüğe çıkar da arkadan gelen nesil, ölü olmayan nesil, sizi kolunuzdan tuttuğu gibi kenara atar. Bir ülkenin tarihinin kara satırları arasında kaybolursunuz.



not:[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

___________________İMZA___________________
Eğer bir adam marşla uyum içinde yürüyebiliyorsa, o değersiz bir yaratıktır. kendisine yalnızca bir omurilik yeterli olabileceği halde her nasılsa yanlışlıkla bir beyni olmuştur onun. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. Emirle gelen kahramanlıktan, bilinçli ve bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nefret ediyorum. Ben savaşı ve o soğuk silahları öylesine tiksindirici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi yok ederim daha iyi...benim anlayışıma göre sıradan bir cinayet, savaşta adam öldürmekten daha kötü değildir.
Albert EİNSTEİN
Rojin Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.12.2007, 16:45   #24
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

19 Aralık 2007

Tufan TÜRENÇ
tturenc@hurriyet.com.tr

Fazıl Say’a saldıran kafalar


FAZIL Say’a küfürler yağdıran dinci gazete ve yazarları anlayabiliyorum.

Onların kafaları, kültürleri, gördükleri eğitim hoşgörü ikliminden çoook uzak olduğu için bildikleri tek şey bu.

O nedenle onların yaptıklarına, yazdıklarına aldırmıyorum.

AKP’li politikacıların öfkelerini de anlayabiliyorum.

Hatta bazılarının ölçüyü aşan tepkilerini de...

AKP yandaşlarının, yanaşmalarının takındıkları tutum da normal.

Onlar iktidar nimetlerinden yararlanmak için böyle davranmak, "Ülkemin ortaçağ karanlığına sürüklenmesine karşıyım" diye isyan eden Fasıl Say’a vurmak zorundalar.

Ama anlayamadığım kendilerini sanatçı sınıfından sayan, oysa ufacık sanatçı duyarlılığı içinde olmayanlar...

Aydın olarak bildiğimiz yazar-çizerler, bilim adamları...

Onların Fazıl Say’ın ülkesi ve toplumu için yüreğinde duyduğu üzüntüyü duymamalarına şaşırıyorum.

* * *

Hele hele bir modacı var ki...

Türkiye’nin karanlığa sürüklenmesinden habersiz bu insanın değerlendirmeleri ne kadar düşündürücü.

Fazıl Say’ın isyanını bile anlamaktan uzak bir sorumsuzluk içinde verip veriştiriyor sanatçıya.

Düşündüm, "Bu kişi bunu ne uğruna yapıyor" diye.

Acaba bir Ortadoğu ülkesine dönüşecek olan Türkiye’de daha çok para kazanma hesapları mı yapıyor?

"Bana göre hava hoş, türbanlı, tesettürlü kadınları giydiririm, onlara göre moda yaratırım" mı diyor?

Karanlıkta görünmeyen modanın yaratıcısı olmayı mı düşlüyor acaba?

Her ne düşünüyorsa, ülkesi için, toplumu için yüreğinde Fazıl Say’ın duyduklarını duymadığı kesin.

Ya da Atatürk, Atatürk devrimleri, laik demokratik cumhuriyet, cumhuriyetin kazanımları, sanat, moda, uygarlık, çağdaşlık ve Atatürk aydınlanması onu pek ilgilendirmiyor...

* * *

Bakın bir kara ruhlu nasıl sesleniyor:

"Cenazeni camiye getirmesinler... Ben yaşarken bu ülkede ölme..."

Kime diyebiliyor bunu?

Fazıl Say’a...

O Fazıl Say ki Türkiye bayrağını dünyanın dört bir tarafına taşımak için gecesini gündüzünü uçaklarda ve havaalanlarında geçiriyor.

Bir Türk sanatçısı olarak Türkiye imajını dünyanın dört bir tarafında güzelleştirmek için çırpınıp duruyor.

Türkiye’de olduğu günlerde ülkesinin her yerinde insanlarımıza çok sesli müziği sevdirmek için soluklanmadan konserler veriyor.

Ama bu kafa bu kadar özveriyle ülkesi için çırpınan sanatçıya ne diyor:

"Cenazeni camiye getirmesinler... Ben yaşarken bu ülkede ölme..."

* * *

Atatürk’ün yaşamı boyunca uygarlığa, çağdaşlığa, aydınlığa taşımak için çırpındığı ülkesinde bugün bunlar oluyor.

O’nun emanetine sahip çıkan, O’nun yaratmayı hayal ettiği sanatçısına bazı kafalar işte bunları yapıyor.

Atatürk’ün Türkiyesi, emanet ettiği gençliğin bir kesimi tarafından arkadan hançerleniyor.

O’nun İslam dünyasında yarattığı tek laik, demokratik ülkesi bugün büyük bir ihanetle karşı karşıya.

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 21.12.2007, 18:02   #25
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Tarihin Almanlara oynadığı oyun


Değerli bir dostumdan, çok şaşırtıcı bir bilgi edindim. Bunu sizlerle paylaşmama izin verin.

Almanya’da bu yıl ilkokula başlayan öğrencilerin bir bölümünün göçmen çocuğu olduğunu biliyoruz.

Bunun oranı nedir dersiniz?

Dostum aynı soruyu bana sordu, “Yüzde 6” dedim.

“Çık” dedi.

“Yüzde 10” dedim.

“Daha çık!” dedi.

Baktım tahmin edemeyeceğim, beni daha fazla yormadan söylemesini istedim.

“Yüzde 50!” dedi.

Yanlış duyduğumu sandım.

“Yani Almanya’da okula başlayan her iki çocuktan biri göçmen mi?” dedim.

“Evet” dedi.

İnanamadım.

Arkadaşım son derece ciddi birisi olmasa ve bu bilgiyi Almanya’nın en üst otoritelerinden aldığını söylemese “Olmaz böyle şey!” diyeceğim.

Ama belli ki doğru!

Durumu daha iyi anlamak için oranları Türkiye örneğine uyguladım.

Düşünün ki Türkiye’de ilkokula başlayan çocukların yarısı Afgan, Pakistanlı,

Afrikalı vs.


***

Bu istatistik Alman hükümetini paniğe sürüklemiş.

Göçmenler daha doğurgan olduğu ve Alman nüfusu yaşlandığı için ileride bu oranın göçmenler lehine daha da değişeceği belli.

Yani Almanya Almanların elinden gidiyor.

Bunları düşününce aklıma hemen Adolf Hitler’in ari ırk saplantısı, “lebensborn” projesi ve “Hitlerjugend” örgütü geldi.

Bütün farklı unsurları toplama kamplarında ve gaz odalarında yok ederek saf bir Alman ırkı yaratmak isteyen sapığın, dehşet verici uygulamalarını hatırladım.

Keşke böyle bir gelişmeyi görebilseydi; keşke işin böyle sonuçlanacağını bilebilseydi.


***


Bu işin bir yanı.

Diğer ilginç yanı ise şu: Bugünkü Almanya büyük bir hoşgörü ve sabırla bu duruma katlanıyor, yabancı düşmanlığına karşı tedbir alıyor.

Yaptığı tek şey büyük paralar harcayarak entegrasyon politikalarını hayata geçirmeye çalışmak.

Bu politikalarda başarılı olduğu da söylenemez.

Çünkü Almanya’nın federatif yapısı merkezi kararlar alınmasını engelliyor.

Böyle bir durum bizim başımıza gelse, yani okula başlayan çocukların yarısı göçmenlerden oluşsa; Türkiye’de kopacak vaveylayı düşünün siz.

Beş on bin yabancı yazlık ev aldı diye yeri göğü inletenler, bu durum karşısında herhalde çılgına döner ve bütün yabancıları ülkeden atmaya kalkarlardı.

Almanya ise bu duruma, Almanca öğrenmeyen, sürekli kendi ülkesinin televizyonunu seyreden, Alman toplumuyla hiçbir biçimde kaynaşmayan ve kiliseleri satın alıp camiye çeviren Türklere sesini çıkarmıyor.

İlginç değil mi?


***


Bayramınız kutlu olsun...



zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 22.12.2007, 13:39   #26
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Muhafazakâr mıyım?


Köyde kapkaç yoktur. Köy meydanında kimse kimsenin torbasını, filesini çalıp kaçmaz. Bunlar şehirde olur.
Köyde tinerci yoktur. Buna da şehirde rastlanır.
Köyde sokaktan geçen kıza sarkıntılık edilemez. Bu da bir şehir adetidir.
Listeyi böyle istediğiniz kadar uzatın gitsin.
Ve en sonuna şunu yerleştirin: Köyde böyle kurban kesilmez. İnek, manda, hatta deve gibi koskoca hayvanlar boyunlarından bıçaklanarak, kaçmasın diye ayakları kırılarak, bin bir zulüm içinde katledilmez, ortalık kan gölüne dönmez.
Bu bir şehir vahşetidir.
Köyde bu işi bilenler yapar.


***


Bu yazıyla bir köy yüceltmesi yapıyor değilim, köyde de bir sürü kötülük vardır ama yıllardır söylediğim gibi, köylüyle şehirdeki lumpeni birbirinden ayırmak gerekir.
Köylünün gelenekleri, değerleri, birbirini denetleyen bir toplum düzeni, ahlak sistemi ve hiyerarşisi vardır.
Bizim son yıllarda yaşadığımız toplumsal sarsıntı; kente göçmüş, lumpenleşmiş, yani bütün değerlerinden kopmuş ve yeni değerler sistemi oluşturamamış olanların yarattığı dehşettir.
Arabesk müzik nasıl ne köylü ne kentliyse; bu kitlenin hayat tarzı, politik duruşu da aynen böyle iki cami arasında binamazdır.


***


Bizim demokrasimiz artık bir varoş-lumpen demokrasisidir.
Televizyonlarımız da öyledir, futbolumuz da.
Mimarimiz, şehirciliğimiz, insan ilişkilerimiz, siyasetimiz, boşlukta sallanan ve sayıları aşağı yukarı 40 milyon olarak tahmin edilen kitlenin tahakkümüne girmiştir.
İşte bazı çevrelerin “halk halk” diye yücelttiği şey budur.


***


Peki bütün bunlar, “elit” denilen kesimi haklı çıkarır mı? Onlar daha mı düzgün, daha mı gelişmiş, daha mı demokrat?
Hayır! Kesinlikle değil.
Beni okuyanlar on beş yıl önce bile “Bu ülkenin eliti yok!” diye yazı yazdığımı bilir.
Elit düzgün olsaydı, zaten bütün bunlar başımıza gelmezdi.


***


Madem ki boşlukta sallanan ve değerlerinden kopmuş bir kitleyi “halk” yerine koyup, baş tacı ediyorsunuz o zaman tutarlı olmak için, bu kurban vahşetine de tepki göstermeyeceksiniz.
Sıvasız ve tepesinden demir filizler çıkan binaları “Türk mimarisi” olarak kabul edeceksiniz.
Lağım kokularından rahatsız olmayıp, mis gibi diyerek yücelteceksiniz.
Kulağınıza tornavida sokulur gibi seslerle yapılan müziği, Itri’nin torunlarına uygun görecekseniz.
Türkçenin hırgh, hurgh gibi seslerle konuşulmasında ayrı bir zarafet bulacaksınız.


***


Artık bu “yenileşme” çabaları karşısında, muhafazakâr kaldığımı hissediyorum.
Çünkü lumpenlerin çarpık modernleşmesine karşı ben; Dede Efendi’yi, Itri’yi, Mimar Sinan’ı, Şevki Bey’i, Âşık Veysel’i, Karacaoğlan’ı, Anadolu geleneklerini, toplumları bir arada yaşatan geleneksel terbiyeyi savunuyorum.
En azından bunları özlüyorum.
Modernleşmeyi de bu köklerden hareket etme şartına bağlamak istiyorum.
Köksüzlük beni rahatsız ediyor.
Demek ki AKP tarzı modernleşme karşısında, ben bir muhafazakârım.
Not: Bazıları yazıları nasıl anlıyor merak ediyorum doğrusu. Dün, Almanya’da okula başlayan her iki çocuktan birinin “göçmen” olduğunu belirten bir yazı yazdım. Bu bir bilgidir. Ayrıca “göçmen” dedim, “Türk” değil. Almanya’daki her göçmen Türk değil ki. Afrikalı, Asyalı milyonlarca insan var. Bu yazıdan nasıl bir paranoyayla Türk düşmanlığı çıkarıyorlar anlamak mümkün değil. Ne diyeyim. Allah akıl fikir versin.


zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 24.12.2007, 02:25   #27
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 87
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yeni gelin


Dostlar teker teker ellerini eteklerini çekiyorlar bu dünyadan. Son olarak zeka ve namus timsali Savaş Dinçel’i kaybettik.
“Evvel giden ahbaba selam olsun erenler” diyerek.
Nur içinde yatsın.


***


Savaş Dinçel için hep güzel şeyler düşündü, güzel şeyler söyledi insanlar.
Acaba hepimizin ölümünde öyle mi olacak?
Daha doğrusu, anlaşılmış olarak mı ayrılacağız bu hayattan, yoksa içimizde hâlâ “anlaşılmamış” olma sıkıntısını taşıyarak mı?
Ben hep bu sorunla yaşadım.
İnsanları bir takım kategorilere ayırıp, çekmecelere kilitleyip üzerlerine etiket yapıştıran bir ülkede, “Ne olur beni bu kadar çabuk anlamayın” demek istedim.
Ama kimse birbiri üzerine kafa yormadı, işin kolayına kaçtı.


***


Bu yüzden bütün kolektif kimlikler korkutur beni.
Bir futbol takımı bile tutamayışımın sebebi bu korkudur belki de.
Kendimi ancak ben tarif edebilirim, hiçbir kolektif kimlik değil.


***


İlk gençliğimden beri bu ülkede insanların bölük bölük bölündüğünü, kamplaştığını gördüm.
Bir zaman sağcılar - solcular diye ayırırlardı herkesi, solcular da kendi içinde ayrışır dururdu; şimdi başka ayrımlar çıktı: Aynı manayı taşımasına rağmen kimine ulusalcı diyorlar, kimine milliyetçi; kimine dinci diyorlar, kimine tarikatçı. Partilere göre ayrım yapılıyor, futbol takımlarına göre kimlik belirleniyor, hemşeriliklere göre kişilikler tarif ediliyor.
Bunlar beni korkutur.
Bu yüzden kendimi sadece bestelerimle anlatmayı yeterli bulmadım; yazılar yazdım, en son da hayat hikâyemi, daha doğrusu beladan kurtulmayan kafamın geçirdiği serüvenleri anlatan bir kitap yayınladım.
Niye?
Beni ben olarak kavrasın diye insanlar: Bütün çelişkilerimle, soru işaretlerimle, oradan oraya savrulmalarımla.


***



Zaman zaman okurlarımdan şöyle mesajlar alırım: “Ben sizinle aynı görüşte değilim ama fikirlerinizi çok beğeniyorum.”
Bu o kadar tipik bir cümle ki.
Madem fikirlerimi beğeniyor, o halde niye benimle aynı görüşte değil?
Bunun sebebi insanların etiketlenmiş oluşu.
“Şucu” ya da “bucu” diye bir damga var kafasında; fikirlerimi beğenmesine rağmen bu engeli aşamıyor.
Oysa beni kendi cümlelerimden, fikirlerimden daha iyi ne anlatabilir ki?


***


Neyse...
Bu hayat da böyle gelip geçiyor işte.
Arkadaşlarımın onca ayrışmasından sonra, bugünlerde de eski dostların AKP yandaşı, AKP karşıtı diye bölünmesini yaşıyoruz.


***


Ne demiş Yunus:
“Bu dünya bir gelindir
Kızıl yeşil donanmış
İnsan yeni geline
Bakar bakar doyamaz”
İşte, AKP’lilikten de, ideolojilerden de önemli, tek gerçek bu.



zülfülivaneli

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 24.12.2007, 18:26   #28
Yazar
Linho
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler
Tournaments Won: 2

Üyelik tarihi: 17.05.2007
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 4.116
Memleket: SAMSUN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 100
İtibar Puanı: 1618
Linho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyor

Ettiği Teşekkür: 1.157
1.963 Mesajına 4.767 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sivil operasyonun tam sırası



Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt önceki hafta dedi ki: "1984'ten beri süren mücadelede insanlığın yüksek değerlerini elimizden kaçırdık: İnsan hakları, demokrasi, özgürlükler, barış... Bu kavramlar bizim elimizden çıktı ve silah olarak bize döndü."
* * *
Bu sözler, çeyrek asırlık mücadelenin neden sonuca varamadığını açıkladığı kadar, nasıl sonuca varabileceğini de gösteriyor.
Türkiye, son dönemde çözüm için askeri ve diplomatik atağa geçti.
Kuzey Irak bombalanıyor. Batı'nın tepkisi hafifletiliyor.
"Terörist"le mücadele yoğunlaşıyor.
Ancak ömrünü PKK ile mücadeleye vakfetmiş komutanlar bile diyorlar ki:
Teröristle mücadele ayrıdır; terörle mücadele ayrı...
Teröriste karşı yapılan silahlı mücadele, tek başına terörü önlemeye yetmiyor. Askeri önlemlerin, siyasi, ekonomik, sosyal, yasal önlemlerle desteklenmesi gerekiyor.
* * *
Bunun için en uygun konjonktürdeyiz.
"Devlet, terörist saldırıların baskısıyla reform yapmaz" deniliyordu.
Asker, üzerine düşeni yaptı.
Şimdi sıra "sivil operasyon"da...
Hükümetin, bölgeden ciddi oy almış olmanın avantajını da kullanarak, hem dağa çıkmış gençlerin eve dönmesini, hem yeni gençlerin dağa yönelmesini önleyecek çok boyutlu bir reform paketiyle ortaya çıkmasının tam zamanı...
Son Economist dergisi, "ABD'nin operasyona katkısına karşılık Erdoğan'ın da Bush'a Kürtlerin Irak'taki hükümetini tanıma ve PKK'lılar için af sözü verdiğini" yazdı.
Hükümetin yalanladığı bu pazarlık doğru bile olsa çözüm getirmekten uzaktır.
Bölgenin barışa, refaha, özgürlüğe, huzura ve hukuka ihtiyacı var.
1984'ten beri atlanan "insanlığın yüksek değerleri" için "sıcak takip" lazım. Oysa bu bahiste sular tersine akıyor.
* * *
Sadece Şemdinli davası bile, bölgede askeri üstünlük sağlayan devletin, hukuki silahı nasıl kendine çevirdiğini göstermeye yeter:
Şemdinli'de bir kitabevi bombalanıyor. Bir kişi ölüyor.
Halk, bombayı attığı öne sürülen kişileri yakalayıp güvenlik güçlerine teslim ediyor.
Sivil mahkeme iki astsubay ve bir itirafçıyı "çete kurup adam öldürmek"ten 39 yıl hapis cezasına mahkûm ediyor.
Ancak Yargıtay, eylemi "terörle mücadele kapsamında" görüp kararı bozuyor ve yargılamanın askeri mahkemede yapılmasını istiyor.
Buna direnen yerel mahkeme üyeleri farklı illere tayin ediliyor.
O andan itibaren "farklı bir hukuk" devreye giriyor.
Sivil mahkemenin 39 yıl hapse mahkûm ettiği sanıklar, askeri mahkemenin ilk duruşmasında salıveriliyor.
Kararda, sanıkların halen Silahlı Kuvvetler'de görevli oldukları da vurgulanıyor.
Bombalama sanıkları salıverilirken kitabevi bombalanan kişinin tutukluluğu sürüyor. Şemdinli'deki bomba, Kandil'dekini gölgeliyor.
* * *
Başa dönelim:
Nihai zafer için, bölgenin yüksek dağlarını bombalamak yetmiyor, insanlığın yüksek değerlerini kollamak gerekiyor.
O yüzden işte, eşzamanlı bir sivil operasyonun tam zamanı şimdi...


Can Dündar

___________________İMZA___________________
Özlem benim kavga benim aşk benim
Linho Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Linho Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 26.12.2007, 14:28   #29
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

EMRE KONGAR


İKİ MEKTUP VE TÜYLER ÜRPERTEN BİR HESAP

Sevgili okurlarım, bugün sizlerle iki okur mektubunu paylaşmak istiyorum.

Birisi, sokaktaki her iki başı açık genç ve yetişkin kadından birinin "hayat kadını" olduğunu belirten bir hesaba ilişkin.

Bu hesabı yeni YÖK Başkanı'nın "Türban yasağını" kaldırmak istediği üniversitelerimizdeki bir (herhalde "sözde" demek gerek) Profesör yapıyor.

Özet olarak, İstanbul'un sokaklarında dolaşan her iki başı açık genç ve yetişkin kadından birinin resmen "hayat kadını" olduğunu söylüyor.

Yaptığı hesap şöyleymiş:

"Polis kayıtlarına göre İstanbul'da yaklaşık olarak 750 bin adet resmi-kayıtlı hayat kadını çalışıyor.
Gelin bir hesap yapalım. İstanbul'un nüfusu yaklaşık 12 milyon. Bunun yarısı kadın; 6 milyon kadın yaşıyor İstanbul'da.

Bu kadınlardan genç ve yetişkin olanları, yani 18 yaşının üstünde 40 yaşının altında olanları ele alalım.

Bunların sayısı da yarı-yarıya olsun, 3 milyon. Bu genç ve yetişkin kadınların da yarısının başörtüsü taktığını kabul edersek, dışarıda (sokakta) yaklaşık olarak 1,5 milyon genç-yetişkin ve başı-açık kadın var demektir.

Sonuç olarak; polis kayıtlarına göre İstanbul'da 750 bin adet hayat-kadını olduğuna göre sokakta gördüğün her iki genç-yetişkin ve başı-açık kadından biri resmi-kayıtlı hayat-kadınıdır."


* * *
Sevgili okurlarım, bu hesaplamayı yapan "sözde profesör"ün adı ile ders verdiği Üniversite ve Fakülte bende saklı.

Tabii mektubu yollayanın adı da.

Mektubu yollayan okurumun son satırları şöyle:

"Bunları bile size yazarken çekiniyorum.
Umudumuz sizlersiniz.

Adımı saklı tutarsanız memnun olurum."


* * *
Şimdi de Ankara'dan yazan bir okurumun mektubuna bakalım:

"Ülkesinde yabancılaşmamak için çaba sarfeden bir okurunuzum. Son haftalarda Cuma günleri Ankara metrosunun halini sizinle paylaşmak istiyorum sadece.
Metro merdivenlerini inerken yoğun bir ayak kokusuyla irkiliyorsunuz ve -son aylarda bu görüntüye alıştığınız halde- bir kez daha şaşırarak namaz kılmak için boyunlarını bükmüş, yerlerde oturan yüzlerce insanın arasından geçmeye çalışırken buluyorsunuz kendinizi.

Bu, son haftalarda artarak devam ediyor.

Namaz, beni hiç rahatsız eden birşey değil.

Çocukluğum 5 vakit namazında, sevecen bir aile ile geçti ve hala öyle..

Ama bu görüntüye dayanamıyorum ve bunun özellikle yapıldığına inanıyorum.

Bu da Cuma baskısı galiba, çünkü 14 yıldır bu yoldan evime giderim ve böyle manzara görmedim.

Lütfen yolunuz düşerse bu günlerde Meşrutiyet girişinden metroya bir göz atın."


* * *
İşte ülkemizin üniversitesi ve öğretim üyesi...

İşte ülkemizin başkentindeki metro istasyonu...

Medyamız bunları görmüyor.

Sonra da "Cumhuriyetçi görüşlerin azınlıkta kaldığını ve dışlandığını" söyleyen Fazıl Say'ı eleştiriyor.

Bu gidişle, gelecekte eleştiri yapacak kimse de kalmayacak...

Tabii medya da...



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] sitesinden alıntıdır...

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 26.12.2007, 14:48   #30
Yazar
**Yorum**
Haymatlos
 
**Yorum** - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 15.11.2006
Bulunduğu yer: Lukka
Yaş: 38
Mesajlar: 8.977
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 156
İtibar Puanı: 2395
**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip**Yorum** itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip
**Yorum** - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 4.652
3.466 Mesajına 6.741 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İşte bağıra bağıra anlattığımız acı gerçekler...

___________________İMZA___________________
Oy Vermek Bir Şeyleri Değiştirseydi Yasaklanırdı!


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
**Yorum** Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
**Yorum** Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:54.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica