Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviweb > English

English English Forum

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 16.05.2008, 11:41   #1
Yazar
Serdar Yıldırım
Üye
 
Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.05.2008
Mesajlar: 31
Memleket: BURSA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 39
İtibar Puanı: 10
Serdar Yıldırım iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 6 Kere Teşekkür Edlidi


Smile İngilizce Hikayeler -Türkçe Tercümeleriyle Birlikte

SWALLOW AND SPARROW

Swallow and sparrow became close friends. They started walking around in together. Other swallows said nothing at the beginning about this circumstance. However, the things changed when the swallow started bringing the sparrow to its nest. Nest of the swallow was under the eaves of an empty wooden house and there were many nests of swallow next to it. Going there from and thereto made swallows disturbed.

Swallows held a meeting and they appointed a spokesman. This spokesman told about this circumstance with it in a suitable time and said it not to bring this sparrow to its nest.

Although the swallow showed some obstinacy, it finally was obliged to obey by this requirement.
One night the sparrow suddenly wakened while it was sleeping. Tree on which it built up its nest among its branches was swinging. It flied away and had a look-see round the environment. Thereupon, it recognised that it was an earthquake.

Its close friend, the swallow, came to its mind. It arrived at its nest and it weakened its close friend. It said the swallow to weaken other swallows and the wooden house may be fallen onto the ground. The swallow fulfilled what it said. Once the last swallow flied away there, the wooden house was fallen onto the ground. Later, swallows set up new nests under eaves of another house and they did make no rejection for the sparrow to go from and to the nest of the swallow for the reason that they were owed their life to it.



KIRLANGIÇ İLE SERÇE

Kırlangıç ile serçe dost olmuşlar. Birlikte gezip dolaşmaya başlamışlar. Diğer kırlangıçlar önceleri bu duruma ses çıkarmamışlar. Fakat kırlangıç serçeyi yuvasına getirmeye başlayınca işler değişmiş. Kırlangıcın yuvası ahşap, boş bir evin saçak altındaymış ve burada pek çok kırlangıç yuvası varmış. Serçenin gelip gitmesi, kırlangıçları rahatsız etmiş.

Kırlangıçlar toplanıp bir sözcü seçmişler. Sözcü uygun bir zamanda kırlangıca konuyu açmış ve serçeyi yuvasına getirmemesini söylemiş.

Kırlangıç biraz direttiyse de sonunda genel isteğe boyun eğmek zorunda kalmış. Bir gece serçe yuvasında uyurken aniden uyanmış. Dalları arasına yuva kurduğu ağaç sallanıyormuş. Uçup çevreyi şöyle bir kolaçan etmiş. O zaman bunun bir yer sarsıntısı olduğunu anlamış.

Aklına dostu kırlangıç gelmiş. Kırlangıcın yuvasına gitmiş, onu uyandırmış. Kırlangıca diğer kırlangıçları uyandırmasını, ahşap evin sarsıntıdan yıkılabileceğini söylemiş. Kırlangıç söyleneni yapmış. Son kırlangıç da kaçınca ahşap ev yıkılmış. Daha sonra kırlangıçlar başka bir evin saçak altına yeni yuvalar yapmışlar ve yaşamlarını borçlu oldukları dost serçenin kırlangıcın yuvasına gelip gitmesine karşı çıkmamışlar.



POOR AHMET

Ahmet’s mother and father were poor. They were living in a small house with only one room. Since his father’s lungs were ill, he compulsorily retired. Ahmet finished primary school in difficulty by selling pretzel out of school time. Later by the help of his neighbour he started to work in a restaurant to do the washing up. Ahmet had taken the first step to realize his dreams. He had met the wonderful meals which he formerly used to see behind the restaurant windows. Now he had full three courses a day. He had kept Uncle Veli, who was cooking in the restaurant, observing. He would learn cooking from him and he would be a cook himself, too but Ahmet would work not in somebody else’s restaurant but in his own one.

Ahmet opened a restaurant in the city centre after he had done his military service. Because his meals were very delicious, the restaurant was full of customers. He was earning well. Sometimes poor people used to come to the restaurant and eat free meal.

The waiters working in the restaurant and the customers couldn’t find any sense of Ahmet’s going and leaving two plates of meals to an empty table during lunch times. How would they know that they were Ahmet’s present to his mother and father, whom the poverty had finished years ago? They also wouldn’t be able to hear that while putting the plates on the table Ahmet was murmuring “you aren’t going stay hungry any more from now on mummy and daddy. Have your meals and get yourself very full.”





FAKİR AHMET

Annesi, babası fakirdi Ahmet’in. Tek göz odalı bir gecekonduda oturuyorlardı. Babasının ciğerleri hasta olduğundan zorunlu emekliye ayrılmıştı. Ahmet okul olmadığı zamanlar simit satarak zorlukla ilkokulu bitirdi. Daha sonra komşusunun yardımıyla bir lokantaya bulaşıkçı olarak girdi. Ahmet hayalini gerçekleştirmek için ilk adımını atmıştı. Eskiden lokantaların camları arkasında gördüğü o güzelim yemeklere kavuşmuştu. Artık günde üç öğün karnı doyuyordu. Lokantada yemek pişiren Veli dayıyı göz hapsine almıştı. Ondan yemek yapmayı öğrenecek ve kendi de bir aşçı olacaktı ama Ahmet başkasının lokantasında değil kendi lokantasında görevini yerine getirecekti.

Ahmet askerden geldikten sonra şehrin mevki yerinde lokanta açtı. Yaptığı yemekler çok lezzetli olduğu için lokanta müşterilerle dolup taşıyordu. Kazancı yerindeydi. Ara sıra muhtaç insanlar lokantaya gelirdi ve bedava yemek yerlerdi.

Lokantada çalışan garsonlar ve müşteriler Ahmet’in öğle vakitleri boş bir masaya giderek masanın üstüne iki tabak yemek bırakmasına bir anlam veremezlerdi. Onlar ne bileceklerdi yıllar önce sefaletin bitirdiği anne ve babasına Ahmet’in armağanını. Hem onlar duyamazlardı ki, tabakları masanın üstüne bırakırken Ahmet’in “ Bundan sonra aç kalmayacaksınız anneciğim ve babacığım. Alın yemeklerinizi karnınızı bir güzel doyurun “ diye mırıldandığını.



RABBIT

There was a rabbit imagining itself like a lion. One day this rabbit convened all rabbits in the vicinity on a high hill and said them that it would frighten wolf, jackal, fox in the case they would pass through the rough path in the downstairs. Rabbits listened to it with no movement.

Ten minutes later, a wolf was passing through this path and it was suddenly surprised to see a rabbit shouting and running toward itself, and this circumstance caused it to frighten, and it urgently run away and disappeared there.





TAVŞAN

Tavşanın biri kendini aslan zannedermiş. Bir gün bu tavşan civardaki tavşanları yüksekçe bir tepeye toplayıp aşağıdaki patika yoldan kurt, çakal, tilki geçmesi halinde korkutup kaçıracağını söylemiş. Tavşanlar, onu sakin şekilde dinlemişler.

On dakika sonra bir kurt geçiyormuş ki, bir de ne görsün, bağırıp çağırarak üstüne doludizgin gelen tavşanı görünce ürkmüş ve son sürat oradan kaçmış.



FOX

There was a fox hanging wings on it and stealing hens from poultry-houses upper sides of which were uncovered. Once poultry-house owner recognised this circumstance, they covered upper-sides of them.

A fox never likes being hungry and remaining with no remedy. It learnt soil digging work from one mole and started entering into poultry-houses through underground. Poultry-house owners thought that mole was stealing the hens and always hoped to catch a mole.



TİLKİ

Tilkinin biri kanat takıp üstü açık kümeslerden tavuk çalarmış. Kümes sahipleri durumu fark edince kümeslerin üstünü kapatmışlar.

Tilki açlığı ve çaresizliği hiç sevmezmiş. Bir köstebekten toprak kazma işini öğrenip, yeraltından kümeslere girmeye başlamış. Kümes sahipleri tavukları çalanın köstebek olduğunu sanıp, hep bir köstebek yakalamayı ummuşlar.


JACKAL

One of the jackals found a rifle while it was walking in the jungle. It recognised there
were two cartridge in the rifle, and it immediately started robberies. Animals in
the jungle, properties of which were stolen and were under threat convened and
they arrived before lion.
The lion was informed about the circumstance and this made it very angry and thereafter, it followed the jackal around.

The lion seeing the jackal to walk some ahead has roared. The jackal
pointed its gun at it when it saw that the lion was approaching, and immediately before opening fire, the lion frightened and started running away. Thereupon, the jackal run after the lion, too. Just then, a river appeared in front of them. Both of them swam and crossed the river.The lion run a while and then suddenly stopped running. The jackal stopped as well. The lion turned back and walked over the jackal.

The jackal realized that wet rifle did not open fire and thrown the rifle out and it crossed back the river. The lion followed the jackal.The lion chased the jackal for a long time in the jungle, and it hit a fiston it as soon as caught it. The jackal escaped with great difficulty its life from the lion. From then, no body has seen it in the surrounding.



ÇAKAL

Çakalın biri ormanda gezerken bir tüfek bulmuş. Bakmış tüfekte iki fişek var, hemen soygunlara başlamış. Malı çalınan, tehdit edilen orman hayvanları toplanıp aslanın huzuruna çıkmışlar. Durumu öğrenen aslan çok kızmış, çakalın peşine düşmüş.

Çakalı ilerde giderken gören aslan kükremiş. Çakal aslanın geldiğini görünce tüfeğini doğrultmuş, tam ateş edecekken aslan korkmuş, kaçmaya başlamış. Çakal da aslanı kovalamış. Derken, önlerine bir ırmak çıkmış. Ikisi de yüzerek karşıya geçmiş. Aslan biraz daha koşmuş, sonra aniden duruvermiş. Çakal da durmuş. Aslan geri dönüp çakalın üstüne yürümüş.

Çakal ıslanan tüfeğin ateş etmediğini görünce tüfeği atıp ırmaktan karşıya geçmiş. Aslan da peşinden gelmiş. Aslan çakalı ormanda uzun süre kovalamış, yetiştiği yerde vurmuş. Çakal güçbela canını kurtarmış. Bir daha onu oralarda gören olmamış.

Yazan: Serdar Yıldırım


Konu Serdar Yıldırım tarafından (27.09.2016 Saat 11:11 ) değiştirilmiştir.
Serdar Yıldırım Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Serdar Yıldırım Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 30.08.2008, 22:52   #2
Yazar
Serdar Yıldırım
Üye
 
Serdar Yıldırım - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.05.2008
Mesajlar: 31
Memleket: BURSA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 39
İtibar Puanı: 10
Serdar Yıldırım iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 0
4 Mesajına 6 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

THE GRASS EATİNG TİGER

The young tiger was walking up and down with nervous and fast steps in his cage, behind the railings. Somehow somebody was squeezing his heart with a barbed wire rope today. The sun had risen and set a lot of times since he had been locked up in this cage. He was about one month old. The hunters had caught him when had gone for a walk in the forest one day and they had sold him to this zoo. He was as tall as a fairly large cat. He grew up and got srong as time passed. His cage wasn’t tiny but he didn’t want to live here. He would like to be free and to reach the forest, whose name he started to forget and where he longed for, and he would like to direct his life. People were crowding into there, were standing in front of the cage and were watching him for a lot of minutes with full of admiration.

When the visitors lessened that night – fall, the keeper cleaned and washed the cage. He left a half sheep as dinner into the cage. He locked the door and went away. While his keeper was locking the door and going away, there was a flash of lightning in the young tiger’s mind. The lock’s fitting into its hole and the key’s voice while locking was unusual. If his quite sensitive ears weren’t misleading him, the door hadn’t been locked properly. After eating the meat left into the cage, he started his turns again. The visitors started to increase again. The people had eaten their dinner and they were going to parks and gardens to enjoy and relax. The trouble in the young tiger’s heart had gone away and away and it had trapped into the key’s hole. At midnight, if he also was lucky, he would try to run away from the cage and would try running towards his freedom.

It had completely got dark; it had been a long time after the midnight had passed. There was nobody around. The young tiger pulled hard quickly the door with his strong paws. The door, which hadn’t bee locked properly, opened easily. He went out of the cage quickly. He took the road on the right. This road was ending in the wood further. Walking up and down in the cage wasn’t similar to running outside. He had got quite tired. After he stopped to have a rest, he jumped over the zoo’s wall. He disappeared in the darkness by running towards the forest.
The young tiger passed mountains, hills and he drank cold water. After three days and three nights, while the sun was rising in the morning, he arrived at the big forest, where he was caught and taken when he was too young. He was free now, he was bubbling over with joy. He realized that he was hungry while he was walking joyfully. He hadn’t eaten anything since the day he had run away. He had only drunk water. His keeper used to bring him meat day and night. Before the hunters had caught him, his mother used to feed him. However, life was too different in this immense forest. There was neither his mother nor his keeper now. This was something that he couldn’t think before he ran away from the cage: How would he feed himself?

He saw a deer in the grassy place further while he was thinking like this and walking. The deer sometimes looked around him and then started eating grass again. The deer started running immediately. Two tigers jumped from the bush nearby at the same time. The deer had been covered from four sides when two more tigers stood before him soon. It was obvious that the tigers had laid a trap to catch the deer. The best defense was attack. The brave deer rushed forward with a last effort. He butted terribly the nearest tiger with his sharp horns. The tiger tumbled down within blood. He turned to right a little. He wanted to but the second tiger in front of him too. However, he couldn’t hit. The tigers coming after him had reached. It was impossible to fight with three tigers although the deer was strong. The tigers tumbled the deer down by hitting with their strong paws, they killed and ate him. Then they went away. The young tiger was petrified at his place. He was looking with unbelievable eyes. What he saw was brutality but the rules of the forest were like this. The weak became food for the stronger. “Namely” he said, “the tigers feed themselves like this. Because I am a tiger too, I should hunt and eat the living things. I can’t kill the other animals to feed myself. No one made me get used to kill. I don’t know killing and I don’t believe in the necessity of killing. The deer used to feed himself by eating grass. It was strong enough. The animals eating grass had been strong. I have no other choice; I will either stay hungry or eat grass. Let the others say “does a tiger eat grass” let them say “is it possible to be a grass eating tiger” “.

One month passed. The grass eating tiger couldn’t find the peace he looked for in the forest. The tigers accepted him but the life in the forest was completely inappropriate for the grass eating tiger. Why were they suddenly getting attacker when they saw a deer, a roe or a rabbit? They had been programmed to kill; they had to kill to live. At this sight there was a tiger living by eating grass, this also had to be thought. While the grass eating tiger was wandering in the forest one day, he met a rabbit. He was surprised with the rabbit’s not running away when he saw the tiger. Amazing! The rabbit was coming towards him. He wanted to step aside but he couldn’t. His feet had become stiff. The rabbit hit the grass eating tiger and fell onto his back. Then he stood up from where he fell and touched the tiger’s face, caressed his cheeks. He asked: “Are you the grass eating tiger. The grass eating tiger couldn’t say a word. He was shocked.

After the rabbit said “You are surely the grass eating tiger. Your mouth doesn’t smell of bload like the other tigers. Look, grass eater, I have heard your reputation. You can’t get used to the forest, you should return to the zoo. As I heard, the tigers had killed some animals in front of your eyes and they had wanted to make you get used to killing. If you can’t get used to killing, the tigers will kill you. Listen to me and go away from here” he wanted to go away but he fell off a hole, which was a little further. The grass eating tiger took the rabbit out of the hole and when he scrutinized his face, he saw that his eye sockets were empty. This rabbit didn’t have eyes. He considered “a blind rabbit”. He took him on his back, took and left him to his hole.

The grass eating tiger couldn’t help crying when he found the blind rabbit dead in his hole the following day. The tigers, which haven’t touched the blind rabbit so far, had envied him when they saw him going on the grass eating tiger’s back and had killed him. The grass eating tiger’s heart was full of hatred. That was too much now. What had they wanted from the poor rabbit? The grass eating tiger plunging into the tigers by running at the last speed, staked more than thirty tigers. “It’s easy to kill a blind rabbit, come and kill me if it’s easy”. What the tigers wanted was already this. They would infuriate the grass eating tiger and make him attack them and then they would pull him to pieces. There was always many a slip twixt the cup and the lip. It suddenly got dark and started to rain heavily. There were flashes of lightning and thunderbolts were falling. The tigers dispersed but the grass eating tiger didn’t run away. He waited until he got soaked. After half an hour the rain stopped. The sun shone, and the land brightened up. The grass eating tiger wandered there until midnight. When he saw that there were no passersby, he got bored and went away. The matter of forest was over. He was determined to return to the zoo now.

After a few days, his keeper found him waiting in front of the cage. The grass eating tiger would enter the cage a few minutes later and would reply the keeper from inside “here is my home, I’m a cage tiger. I can’t go to the forest even if you wanted. There hadn’t been a place for me” while he was locking him in and said “the lock has just been changed, you can’t try to run away again, because it’s impossible.” The young tiger’s heart got full of pleasure when a female tiger was brought to his cage two months later. They immediately became partners and close friends. The day and days passed, time passed and they had two babies. He became cheerful, happy and his heart was full of peace and the young tiger was walking up and down quietly and slowly behind the iron railings.

Written by: Serdar YILDIRIM


OT YİYEN KAPLAN

Genç kaplan kafesinde, demir parmaklıklar ardında, sinirli ve hızlı adımlarla gidip geliyordu. Nedense bugün yüreğini sanki dikenli tel halatıyla sıkıyorlardı. Bu kafese kapatıldığından beri güneş birçok kereler doğup batmıştı. Bir aylık ya vardı ya yoktu. Ormanda gezintiye çıktığı gün avcılar yakalayıp bu hayvanat bahçesine satmışlardı. Daha o zamanlar boyu irice bir kedi boyu kadardı.Zamanla gelişip güçlendi.Kafesi dar değildi,ama o burada yaşamak istemiyordu. Özgür olmak, adını bile unutmaya başladığı, hayali gözlerinin önünden gitmeyen ormana kavuşmak, hayatına kendisi yön vermek istiyordu. İnsanlar akın akın geliyorlar, kafesin önünde durup dakikalarca, hayranlık dolu bakışlarla kendisini seyrediyorlardı.

O akşamüstü ziyaretçilerin azaldığı zamanda bakıcı kafesi temizleyip, yıkadı. Akşam yemeği olarak yarım koyunu kafesin içine bıraktı. Kapıyı kilitledi, gitti. Bakıcısı kapıyı kilitleyip giderken, genç kaplanın beyninde bir şimşek çaktı. Kilidin yuvasına oturuşu ve anahtarın çevrilirken çıkardığı ses alışılmışın dışındaydı. Oldukça hassas kulakları onu yanıltmıyorsa, kapı tam olarak kilitlenmemişti. Kafese bırakılan eti yedikten sonra, her zamanki voltalarına başladı. Ziyaretçiler tekrar çoğalmaya başladılar. İnsanlar akşam yemeklerini yemişler, eğlenmek, dinlenmek için parklara, bahçelere gidiyorlardı. Genç kaplanın yüreğini saran sıkıntı gitmiş, gitmiş kilidin anahtar deliğinde sıkışmış kalmıştı. Gece yarısı, biraz da şansı yardım ederse, kafesten kaçıp ormanına, özgürlüğüne koşmayı deneyecekti.

Hava iyice kararmış, vakit gece yarısını geçeli çok olmuştu. Görünürde kimseler yoktu. Genç kaplan güçlü pençeleriyle kapıya hızla asıldı. Tam olarak kilitlenmemiş kapı açılıverdi. Kafesten süratle dışarı fırladı. Sağ yola saptı. Bu yol ilerdeki ağaçlıkta son buluyordu. Kafeste gidip gelmek, dışarıda koşmaya benzemiyordu.Oldukça yorulmuştu.Durup dinlendikten sonra hayvanat bahçesi duvarından atladı. Ormana doğru koşarak karanlıklarda kayboldu.

Genç kaplan dağlar, tepeler aştı, soğuk sulardan içti. Üç gün üç gece sonra, sabah güneş doğarken, daha çok küçükken yakalanıp götürüldüğü büyük ormana vardı. Özgürdü artık, içi içine sığmıyordu. Neşeli neşeli yürürken karnının acıktığını hissetti. Kaçtığından beri heyecandan üç gündür bir şey yememişti. Sadece su içmişti. Kafeste sabah akşam bakıcısı et getirirdi. Avcılar yakalamadan önce annesi beslerdi. Fakat bu uçsuz bucaksız ormanda yaşam çok farklıydı. Şimdi ne annesi vardı, ne bakıcısı vardı. Kafesten kaçmadan önce düşünemediği bir şeydi bu: Ne ile karnını doyuracaktı?

Böyle düşünüp yürürken, ilerdeki otlukta bir geyik gördü. Geyik, arada sırada etrafına bakınıp tekrar ot yemeğe başlıyordu.Geyik, aniden koşmaya başladı.Aynı anda yan taraftaki çalılıktan iki kaplan fırladı. Biraz sonra geyiğin önüne iki kaplan daha çıkınca geyik dört yandan sarılmıştı. Belli kaplanlar geyiği yakalamak için tuzak kurmuşlardı. En iyi savunma hücumdu. Cesur geyik, son bir gayretle ileri atıldı. Kendisine en yakın kaplana sivri boynuzlarıyla müthiş bir kesme vurdu. Kaplan kanlar içinde sırtüstü yuvarlandı. Hafif yana döndü. Önündeki ikinci kaplana da aynı şekilde vurmak istedi. Fakat tutturamadı. Peşinden gelen diğer kaplanlar da yetişmişti. Geyik, ne kadar kuvvetli olursa olsun, üç tane kaplanla baş etmesi olanaksızdı. Kaplanlar, güçlü pençeleriyle vurarak geyiği yere yuvarladılar ve öldürüp yediler. Daha sonra çekilip gittiler.

Genç kaplan, olduğu yerde donmuş kalmıştı. İnanılmaz gözlerle bakıyordu. Gördüğü bir vahşetti. Fakat orman kanunları böyleydi. Zayıf daha kuvvetliye yem oluyordu.“ Demek ki ” dedi, “ kaplanlar böyle karınlarını doyuruyorlarmış. Ben de kaplan olduğuma göre benim de canlıları avlayıp yemem lazım. Ben karnımı doyurmak için diğer hayvanları öldüremem. Kimse beni öldürmeye alıştırmadı. Öldürmeyi bilmiyorum ve öldürmenin gerekliliğine inanmıyorum. Geyik ot yiyerek besleniyordu. Gücü kuvveti yerindeydi. Ot yiyen hayvanlar güçlü oluyormuş. Başka çarem yok, ya aç kalacağım ya da ot yiyeceğim. Varsın “ kaplan ot yer mi “ varsın “ ot yiyen kaplan olur mu “ desinler.

Aradan bir ay geçti. Ot yiyen kaplan ormanda aradığı huzuru bir türlü bulamadı. Kaplanlar onu aralarına kabul etmişlerdi ama ormandaki yaşam ot yiyen kaplana ters geliyordu. Neden geyik, karaca, tavşan gördüklerinde aniden saldırganlaşıyorlardı. Onlar öldürmek için programlanmışlardı, yaşamak için öldürmek zorundaydılar. Bu tarafta bir kaplan ot yiyerek yaşıyordu, bunu da düşünmek lazımdı. Ot yiyen kaplan bir gün ormanda gezerken karşısına bir tavşan çıktı. Tavşanın kendisini görüp de kaçmamasına şaşırdı. Hayret, tavşan üstüne doğru geliyordu. Kenara çekilmek istedi, çekilemedi. Ayakları tutulmuştu. Tavşan, ot yiyen kaplana çarpıp sırtüstü düştü. Daha sonra yattığı yerden doğrulup onun yüzünü elledi, yanaklarını okşadı. “ Sen ot yiyen kaplan mısın? “ diye sordu. Ot yiyen kaplan gık diyemedi. Dili damağına yapışmıştı.

Tavşan: “ Tabii canım, sen ot yiyen kaplansın. Ağzın öteki kaplanlar gibi kan kokmuyor. Bak ot yiyen, şöhretin kulağıma kadar geldi. Sen ormana alışamazsın, hayvanat bahçesine dönmelisin. Duyduğuma göre, kaplanlar senin gözlerinin önünde bazı hayvanları öldürüp, seni de öldürmeye alıştırmak isterlermiş. Eğer öldürmeye alışamazsan kaplanlar seni öldürürler. Sen beni dinle ve çek git buralardan “ dedikten sonra yürüyüp gitmek isterken az ilerdeki bir çukura düştü. Ot yiyen kaplan tavşanı çukurdan çıkardı ve onun yüzüne dikkatle bakınca göz çukurlarının boş olduğunu gördü. Gözleri yoktu bu tavşanın. Kör bir tavşan diye geçirdi içinden. Onu sırtına bindirdi ve yuvasına götürüp bıraktı.

Ertesi gün kör tavşanı yuvasında ölü olarak bulan ot yiyen kaplan gözyaşlarını tutamadı. Şimdiye kadar kör tavşana dokunmayan kaplanlar onu ot yiyen kaplanın sırtında giderken görünce kıskanmışlar ve öldürmüşlerdi. Ot yiyen kaplanın yüreği nefretle doldu. Bu kadarı da fazlaydı artık. Ne istemişlerdi garip bir tavşandan. Son sürat koşarak kaplanların arasına dalan ot yiyen kaplan otuzdan fazla kaplana rest çekti. “ Kör tavşanı öldürmek kolay, sıkıysa gelin beni de öldürün. “ Kaplanların beklediği buydu zaten. Ot yiyen kaplanı çileden çıkarıp üstlerine saldırtacaklar sonra parça parça edeceklerdi. Evdeki hesap her zaman çarşıya uymazdı. Aniden ortalık karardı ve şiddetli bir yağmur başladı. Şimşekler çakıyor, yıldırımlar düşüyordu. Kaplanlar sağa - sola kaçıştılar ama ot yiyen kaplan kaçmadı. Sırılsıklam oluncaya kadar bekledi. Yarım saat sonra yağmur dindi. Güneş açtı, ortalık aydınlandı. Ot yiyen kaplan gece yarısına kadar oralarda gezindi. Gelen giden olmadığını görünce beklemekten bıkıp uzaklaştı gitti. Orman işi buraya kadardı. O, şimdi hayvanat bahçesine dönmeye kararlıydı.

Birkaç gün sonra sabaha karşı bakıcısı onu kafesin önünde beklerken buldu. Ot yiyen kaplan biraz sonra kafese girecek ve bakıcısı kapıyı üstüne kilitlerken, “ Kilit yeni değişti, bir daha kaçma numarasına kalkışamazsın, çünkü artık imkânsız “ demesine karşılık, içinden “ Yuvam burası, ben kafes kaplanıyım. Hem istesem de ormana gidemem. Bana göre değilmiş orası “ dedi. İki ay sonra kafesine dişi bir kaplan getirilince yüreği kıvançla doldu genç kaplanın. Eş oldular birbirlerine ve kaynaşıverdiler. Gün döndü, günler döndü, zaman geçti ve iki tane yavruları oldu. Neşelendi, mutlandı, huzur doldu yüreği ve genç kaplan artık kafesinde, demir parmaklıklar ardında sakin ve yavaş adımlarla gidip geliyordu.

Yazan: Serdar Yıldırım


Konu Serdar Yıldırım tarafından (27.09.2016 Saat 11:11 ) değiştirilmiştir.
Serdar Yıldırım Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
Yok


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Var
Mesaj Yazma Yetkiniz Var
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 18:54.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica