Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > Dünyamız/Çevremiz/Dostlarımız

Dünyamız/Çevremiz/Dostlarımız Doğal güzellikler, çevre kirliliği, hayvanlar, ekolojik konular türünden paylaşım ve tartışmalar.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 16.01.2009, 15:07   #1
Yazar
Amistofes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 06.06.2008
Mesajlar: 2.456
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 67
İtibar Puanı: 639
Amistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üyeAmistofes isim yapmış ve kendini kanıtlamış bir üye

Ettiği Teşekkür: 5.807
1.202 Mesajına 2.257 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Bir Gezi

Ağustos 2007. Suriye’ye ikinci kez gidiyordum. İlki mayıs 2004’teydi. Bir sempozyuma bildiri sunmak için gittiğim Nusaybin’den kaymakam eşliğinde Kamışlı kentine geçerek bir günlük bir gezi yapmıştık. (Nusaybin ve Kamışlı anılarımı bir başka yazıda anlatmak istiyorum.)

16 Ağustos’ta Hacıbektaş’taki törenleri izleyip Hacı Bektaş’ı ziyaret ettikten sonra 17 Ağustos’ta bir minibüsle Kayseri üzerinden Göksun’a vardık. Dede Garkınlıların Kızıltepe’den sonraki ünlü zaviyelerinden biri buradaydı. Gerçekten de Göksun, yolların kavşağında olması, su kaynaklarının bolluğu, dağlarla çevrili düz bir coğrafya parçası olması gibi nitelikleriyle Alevi zaviyeler açısından karakteristik bir konuma sahipti. Akşamleyin Göksun’da kaldık. Bu ara Mado dondurmasını Maraş topraklarında tatma fırsatını bulduk. Sabahleyin Göksun’dan hareket ederek Gaziantep üzerinden Kilis’e ulaşıp Suriye parası (Syrin) aldık ve kentte bir tur attık. Öğleden sonra sınır kapısına varıp işlemleri tamamladıktan sonra Suriye kapısına ulaştık ve dil problemi hemen kendini gösterdi. Bizi salona alıp çay ikram ettiler ve Azez kentinden Türkçe bilen birini getirdiler. İşlemlerimiz iki saatten fazla sürdü. Azez ve Nuppol (Bu kentte Şii-Türklerin yaşadığını söylediler.) kentlerini geçip Halep’e ulaştık. Bize tavsiye edilen Turist Otel’e yerleştik. Otel, Halep’in merkezindeydi. Otelin önündeki alanda bir gezi yaptık. İlk dikkati çeken şey, devlet başkanı Beşer Esat’ın resimlerinin hemen hemen her işyerinde ve alanda asılı olmasıydı.

Yemeklerimizi kentin orta kesimini oluşturan Hıristiyan mahallesindeki lokantalarda yemeye başladık. Lokantalarda rakı dahil her türlü içki servisi yapılabiliyordu. Garsonlar, Halep’in kuzeyindeki Afrin kenti yöresindendi ve hemen hemen hepsi Kürt’tü. İngilizcenin yanı sıra ayrıca Türkçe de biliyorlardı. Yemekler bir hayli ucuzdu. Sekiz kişilik ve içkili bir menünün fiyatı 80 ile 100 liraydı. Menüde en az altı yedi çeşit yemek bulunuyordu. Türkiye’de bu tür lokantalarda aynı fiyat 1.000 liradan aşağı değil. Ucuzluk yemekle sınırlı değil. Örneğin, motorin fiyatı Türkiye’nin 1/14’ü kadar. (2008 yılına göre hesaplanacak olursa 1/20).

Halep’in nüfusu 5.5 milyon. Büyük oteller ve bazı kamu binaları hariç, binaların neredeyse tamamı kesme taştan yapılı. Kent, Eski Halep ve Yeni Halep olmak üzere iki bölüm. Mahalleler etnik ve dinsel yapıya göre oluşmuş.

Otelin önünde arkadaşlarla konuşurken kısmet (piyango) satan çocuk bize yaklaştı. “Abi Türk müsünüz?” dedi. “Evet, sen Haydariye mahallesinden misin?” dedim. “Nerden bildin abi?” dedi. “Dün biz Haydariye mahallesindeydik.” dedim.

Arkadaşlardan biri cep telefonu fiyatlarını sordu. Çocuk, telefon fiyatlarından anlamadığını söyleyerek cep telefonunu çıkardı ve fiyatının 30 TL karşılığı bir tutar olduğunu söyledi. Cep telefonunun ekranında bir resim gözüme çarptı. Telefonu istedim. İmam Ali’nin resmiydi. “Bu kim?” diye sorduğumda, “Ali, bizim aşiretin resmi.” dedi. Adını sordum “Hüseyin” dedi. Biraz ötede kısmet satan çocuğu sordum. O da kardeşiymiş ve adı Hasan’mış. Öteki kardeşlerinin adını sorduğumda Zeynep adı da geçti. Güldüm. Arkadaşlardan biri niye güldüğümü sordu. “Başka bir konu” dedim. Birer ikişer kısmet aldık. “Abi bizim aşiret Lattakya (Lazkiye) tarafında çoktur.” dedi.

Bir gün önce Haydariye mahallesine gitmiştik. Haydariye bir Türkmen mahallesi. Abdal nüfusu da bir hayli fazla. Bir giyim mağazasına konuk olduk. Urfa’dan göçme birisine ait. Dede Garkınlılarla görüşmek istediğimi söyledim. Bu isteğimin nedenini sordu. Dede sözcüğünden bir şey anlamadığını fark edince “onlar bizim şeyhimiz” dedim. “Abi onlar erkan-ı harp, siz ne dersiniz bilmiyorum, yani askerlerin başbakanı” dedi. Savunma Bakanı Hasan Ali Türkmeni’yi kast ediyordu. Daha sonra abisini çağırdı. Abisi bizi Dede Garkınlılarla görüştüreceğini söyleyerek ertesi güne randevu verdi. Ertesi gün telefonla aramamıza rağmen uzak bir yerde olduğunu söyleyerek sözünde durmadı. Anlaşılan biraz çekinmişti.

Halep kalesinde çekim yapacağız. Bir taksiyi kılavuz tuttuk, kaleye ulaştık. 4-5 kilometrelik yolun taksi ücreti 1 liradan biraz fazlaydı. Sudan ucuz. Kale yığma bir tepe gibi. Çok geniş. Dibinde su kanalı var. Kalede restorasyon çalışması devam ediyor.

Yedi Hak aşığından biri olan Seyit Nesimi’nin türbesini ziyaret ediyoruz. Arapça’dan başka dil bilmeyen vakıf görevlisi bize Nesimi hakkında bilgi vermeye çalışıyor. Nesimi’nin Azeri olduğunu söylüyor. “Nesimi Alevi miydi?” diyorum. “Hayır” diyor. “Sünni miydi” ve “Şii miydi” sorularını da “Hayır” diyerek yanıtlıyor. “Müslüman mıydı?” sorusuyla tepkimi fark ediyor ve gülüyor. Büyük bir aziz olduğunu söylüyor. Nesimi’nin oğlunun ve hizmetkarlarının mezarlarını gösteriyor. Mezar taşlarındaki yazıları okumaya çalışıyor. (Şimdiye kadar Bağdat yakınındaki Nesim köyünde doğduğu söylenen Nesimi’nin aslında Diyarbakır köylerinden birinde doğduğu ve Azeri olduğu iddiasının son yıllardaki araştırmalarda yer almaya başladığını belirtelim.)

Afrin’de Bir Alevi Kasabası: Mabetli

Afrin’in Mabetli kasabasına gideceğiz. Afrin, Halep’in kuzeyinde. Nuri Dersimi’nin mezarı Afrin’de. Sabah kahvaltısından sonra Türkiye sınırına doğru yol alıyoruz. Sola sapıyor, birkaç kasabadan geçip Afrin’e ulaşıyoruz. Yolun kenarındaki sebze meyve haline uğrayıp Mabetli’ye nasıl gideceğimizi öğrenmeye çalışıyoruz. Türkçe ya da

Idlip’te bir düğün çekeceğiz. Düğünü yönetecek olan şeyhin oğlu bizi otelden aldı. Akşam karanlığında Idlip’e doğru yol almaya başladık. Idlip, Reyhanlı’ya yakın bir bölge. Nüfusunun % 40’ı Alevi-Arap. Bölgedeki yerleşimlerin hemen hemen tümü Arap. Az sayıda Şii Arap da var.

Düğün Mauratun-numan kasabasında. Tören için kasabanın ortasındaki alanı hazırlamışlar. Bizi hemen yemeğe davet ettiler. Menüde herise, pirinç pilavı ve salata var. Dört yıl yaşadığım Antakya’dan tanıyorum heriseyi. Kasabanın tümü Arap. İngilizce bildiğini söyleyen gençlerle anlaşmaya çalıştık. Tahmin ettiğim gibi çok tutucu bir yer burası. Zaten ilk şartları kameranın kadınlara çevirilmemesi. Aslında ortada kadın da yok. Onlar için ayrılan yer düğün alanının arkasındaki damın üzeri.

Düğüne Şam’dan bir folklor ekibi getirmişler. Ekiptekilerin tümü erkek. İki davulcu ve iki zurnacı var. Düğünü yöneten şeyh bolca ilahi okuyor. Şeyh ara verince davul zurna devreye giriyor ve erkeklerden oluşan topluluk halay çekmeye başlıyor. Halaylardan biri, müzik olarak değil ama şekil olarak Alevi semahına çok benziyor. Biraz sonra ortaya Mevlevi semazeni giysili birisi çıkıyor ve davul zurna eşliğinde bol bol sema dönüyor. Şeyh, ilahilerde Muhammed’in yanı sıra Ebu Hasan ( Hasan’ın babası, yani İmam Ali) adını sık sık zikrediyor. Bu haliyle şeyh ne Şii’ye, ne Sünni’ye ne de Alevi’ye benziyor.

Düğünde alkol yok. Yaşlı kuşak nargile içiyor. Bize bol bol kahve ikram ediyorlar. Şam’dan gelen ekip oldukça profesyonel. Kılıç ve kalkanla Arap savaşçılarını canlandırıyorlar. Örtülü yüzleri ve çevik hareketleriyle irkiltici bir görünümleri var. On yedinci ve on sekizinci yüzyılda Suriye’ye sürülen Türk ve Kürt aşiretlerinin Arap savaşçılarından korkusunu dile getiren destanları hatırlıyorum. Çölde rüzgar gibi savrulan, hayvanları çalan ve insanları tutsak alan Tayy, Aneze ve Muvali aşiretleri… Sunucu sık sık “Ya şebbabül Arap” ( Ey Arap yiğitleri) diye slogan atıyor. Devlet başkanı Beşar Esat’ın adını söylediğinde kalabalık olanca gücüyle alkışlıyor. Şeyh kürsüden birkaç kez bize hoş geldiniz anonsu yapıyor. Sabaha karşı düğünden ayrılıyoruz. Yapılan etkinlik, düğünden çok dinsel ve siyasal bir tören.

Ertesi gün Afrin’de bir nişan töreni çekeceğiz. Damat Mabetli kasabasından, gelin ise kasabaya yakın bir köyden. Afrin kentinde mola verip çarşıyı gezmeye çıkıyoruz. Çevirmenimiz Zeynep’i evinde ziyaret edeceğiz. Armağan olarak meyve ve baklava almak istiyoruz. Baklavacı Kürt ve az da olsa Türkçe konuşabiliyor. Baklavanın fiyatı, Suriye ölçütlerine göre oldukça yüksek.
Afrin’den çıkıp Mabetli’ye doğru yol alıyoruz. Zeytinliklerle kaplı yemyeşil bir coğrafya. Zeynep’in evi tepede. Bütün evler gibi kesme taştan yapılı. Bizim Türkiye’deki köy evlerini görseler çok acırlar herhalde. Komşuları da gelmiş, ev oldukça kalabalık. Yemek yapmak istiyorlar, yalnızca çay içeceğimizi söylüyoruz. Demlik kullanmıyorlar, suyu kaynatıp içine Seylan çayı ve şeker katıyorlar. Dem ve şeker oranına razı olmak zorundayız. Evin kızlarından biri ana okulu öğretmeni. Kürtçe, Arapça ve Fransızca biliyor. Suriye’de zorunlu eğitim 12 yıl. Franszıca ve İngilizce de zorunlu dersler arasında. Din dersi hakkında sorular soruyorum.
Ayrıntılı yanıt vermek istemiyorlar.

Önemsemedikleri bir ders. Suriye halkının da pek önemsemediğini söylüyorlar. Suriye’de din görevlileri devletten maaş almıyor. Camilerdeki ve türbelerdeki görevliler özel vakıflardan maaş alıyor. Alevilikle ilgili türbe ve ziyaretleri soruyorum. Şam’daki Zeynep (İmam Hüseyin’in bacısı) ve Sakine (İmam Hüseyin’in kızı) ziyaretleri ile Halep’teki Meşhed-i Hüseyin’i görmemizi tavsiye ediyorlar.

Nişan Afrin kentindeki bir düğün salonunda yapılacak. Karanlık basarken konvoy, komşu bir Kürt köyündeki gelini düğün salonuna getirmek için yola çıkıyor. Otobüsler koç gibi süslenmiş. Gençler bira şişelerini kaldırıyor, kalabalık zılgıt çekiyor. Konvoyla birlikte yola çıkıyoruz. Gelinin köyüne varıyoruz. Beş on dakika süren pazarlıktan sonra gelin kapıyı açıyor. Gelini alıp Afrin’e doğru yol alıyoruz.

Düğün salonu tıklım tıklım dolu. Son derece modern giyimli kadınlar ve erkekler. Damat, Frenk sakallı ve smokinli. Tam teşkilatlı bir orkestraya davul zurna eşlik ediyor. Başlangıçta Türkçe ve Kürtçe olarak “Türkiye’den gelen kardeşlerimize hoş geldin diyoruz” anonsu yapılıyor ve anons alkışlanıyor. Salonda bulunan kadın ve erkekler halay çekiyor. Sık sık zılgıt da çekiyorlar. Yine bizi anons ediyorlar ve orkestra Nesimi’nin “Haydar Haydar” deyişini seslendiriyor. (Gah çıkarım gökyüzüne seyrederim alemi…) Haklılar. Nesimi, onların toprağında ama ortak değerimiz. Nişan gece yarısına kadar sürüyor. Halep’e dönüyoruz. Halep’te insanlar gece geziyor, gündüz uyuyor. Dükkanların çoğu öğleye doğru açılıyor.

Ertesi günü Meşhed-i Hüseyin’i ziyarete ayırdık. Ziyaret, Halep’in kenarında, demiryolunun yanında. Oldukça büyük bir yapı. Kapıdaki vakıf görevlileri, ziyaretin tarihini anlatan İngilizce bir broşür verip çay ikram ettiler. Ziyaretin öyküsü şöyle: İmam Hüseyin ve akrabaları Kerbela’da şehit edildikten sonra esirler (Ehl-i Beyt’ten hayatta kalan Zeynel Abidin ve kadınlar) İmam Hüseyin’in başı ile birlikte Şam’daki Emevi kralı Yezid’e götürülüyor. Kerbela’dan Şam’a giden yol, Musul, Nusaybin, Harran ve Halep’ten geçip Şam’a ulaşıyor. Kafile Halep’te konakladığında İmam Hüseyin’in başından bir damla

Hamza aksüt
alintidir, siz canlar ile paylasilir
saygilarim Insan sevgilerimle

Amistofes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:22.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica