Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Merak Ediyorum

Merak Ediyorum Alevilikle ilgili merak ettikleriniz, kafanıza takılan sorular

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 09.03.2019, 23:48   #111
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Başbakan, Cumhurbaşkanı, Muhalefet Liderleri ve aydınlar hep bir ağızdan aynı şeyi söylüyorlar; Arşivler açılsın, gerçekler açıklansın. Bu ifadenin arkasında merak edilenler kadar, büyük bir palavradan ibaret yakın tarih bilgilerinin çöpe atılması da söz konusu. Ancak, Mustafa Kemale mahsus dokunulmazlık zırhı 5816, arşivlerin açıklanması ve doğru bir şekilde yorumlanmasında en önemli engel olarak görülmekte. Hal böyle olunca ortada belgeler var ama dobra dobra yayınlayamıyorsun, açık açık yazamıyorsun. Kıvırıp duruyor, kanun duvarına çarpmamak için meseleyi başka açılara ve kişilere taşıyarak tedailerle anlaşılır kılmaya çaba gösteriyorsun. Bu ise doğru bir okuma ve değerlendirme alanı oluşturmamaktadır. Son örneğini Dersim mevzuunda gördük, mesele açık açık konuşulamadı. İki ana kapıdan biri sürekli kapalı ve cezalı tutuldu. Mesele Türkiye’nin gündemine, adından bahsetmenin bile yasak olduğu demlerde İslam samimiyet ve ahlakının temsil makamında büyük misal olan Necip Fazıl Kısakürek tarafından 1950’lerden itibaren sokulmuştu. O günden bugüne değişen tek şey; O gün Necip Fazıl devlet adına hapse tıkılırken bugün yine aynı devlet tarafından “sen doğru demişsin” denilerek yüceltilmiştir. Devlet bu tavrı ile hem Dersimli’den hem de Necip Fazıl’dan özür dilemiştir.
60 yıl önce açık açık bunu yazabilmiş, bedelini ömrü boyunca mahkemelerle zindanlarla ödemiş Üstad’ın cesaretini ayakta alkışlıyorum. Lakin ne hikmetse şimdilerde birileri pek bir cesur oldu, her şeyin artık belgeler halinde ortaya serildiği, yeni bir tarih anlayışının devletçi geleneğin dışında geliştiği ve artık hiç kimsenin resmi tarihi ciddiye almadığı bir zamanda bunları söylemiş olmak bazen “rol çalmak” gibi anlaşılır. Hele ki; Suriye’ye müdahalenin gizli gizli yürütüldüğü ve bizzat Türkiye’nin savaşan taraf olarak Suriye’de uzun bir süredir savaşı yönlendirdiği ortamda “milletin zihninin manipüle edilmesi” gerekiyordu ki, onu da başardılar.
Tarih, malum olduğu üzere övgü veya sövgü ilmi değildir. Suçluları, mağdurları ve şahitleri kaybolmuş bir davâda kahramanlar ve hainler üretmek, bize bir şey kazandırmadığı gibi tarihte kalmış kişiler içinde hiçbir şeyi değiştirmez. Ancak mevzu; tarihi, bu günlerini ispat için malzeme olarak kullananlar ve tarihî gerçekleri çarpıtanlar olunca “Kim nedir, davası nedir?” bütün açıklığı ve hakikati ile ortaya koymak gerekir ki, kim mağdur, kim suçlu, kim kusurlu, kim haklı, kim haksız ortaya çıksın. Herkesimin malumudur ki; Yirminci yüzyıl boyunca ABD başkanlarından Theodore Roosevelt, günümüzde Bağımsız Devletler topluluğu olarak varlığını sürdüren eski Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin kurucusu V.İ Lenin, İngiltere başbakanı Winston Churchill, gibi pek çok devlet adamının en büyük rehberi ve güç kaynağı tarih olmuştur. Diğer taraftan Joseph Stalin, Adolf Hitler ve Francisco Franco gibi diktatörler de tarihten çok yoğun olarak yararlanmışlar, tarihin yanlış ellerde kullanıldığında nelere yol açabileceğinin korkunç örneklerini vermişlerdir. Türk’e biçilen tarih anlayışı da bu çerçevede görülebilir. Son yüz elli yıla dair söylenenler tek merkezden tahrif edilerek, eklemeler ve çıkarımlar yapılarak ortaya konulduğu artık devletin kendisi tarafından söyleniyor. Ve birilerinin hain denilerek yok edilmeye çalışıldığı, ötekileştirildiği yalan-yanlış tarih yazıları şimdilerde çöpe atılıyor.
Bu çerçevede birkaç katkıda biz bulunalım istedik;
Dersim Katliamı’nın emri Mustafa Kemal’den
Nevzat Çiçek anlatıyor “Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekâtını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.1934 İskân Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekâtına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır. 4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır. Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekâtını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M. Kemal tarafından çizilmiştir. Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.”
Peki, kimdir bu Sabiha Gökçen; Bazı kaynakları ve röportaj mahiyetinde ifadeleri kontrol ettiğimizde Sabiha Gökçen’in kimliği ile ilgili ilginç bilgilere ulaşıyoruz; “2004 yılında Antep asıllı Ermenistan vatandaşı Hripsime Gazalyan, Gökçen'in kendisinin teyzesi olduğunu ve asıl adının Hatun Sebilciyan olduğunu açıklamış. Daha sonra Agos Gazetesinde yayınlanan belgelerle Sabiha Gökçen’in ailesinin Ermeni Katliamında esnasında katledildiği, katliamdan kurtulan Sabiha ve kız kardeşinin yetimhaneye verildiği doğrulanmış. Kemalist kıyımcılığın doğasıyla müthiş bir uyum sergileyen bu durumun özeti, Ermeni Ulusu’na mensup bir kız çocuğunun, Kemalistlerce zulüm kıvamında yoğrulup, 1937-1938 arasında Dersim’de katliam yapabilecek ‘maharete’ ulaştırılmış olmasıdır.”
Önceki haftalarda Hüsamettin Cindoruk’la yapılan bir röportaj gündeme dair en net açıklamayı içinde barındırıyordu; Radikal gazetesinde Ezgi Başaran imzasıyla yayımlanan haber şöyle: “Hüsamettin Cindoruk uzun yıllar Celal Bayar’ın avukatlığını yapmıştı. Dersim katliamı sırasında başbakan olan Bayar’la Cindoruk’un bu konu hakkında neler konuştuğunu, Bayar’ın Dersim’le ilgili fikrini öğrenmek için kapısını çaldım.
1936’da Celal Bayar’ın Dersim’le ilgili hazırladığı rapor en az İnönü’nünkü kadar sert. Bayar, Dersim katliamıyla ilgili ne düşünüyordu?
Ben Bayar’ın son 25 yılında avukatlığı yaptığımdan bu konuda da konuşmuştuk. Rahmetli Bayar’ın Dersim’le ilgili bana söylediği şudur: “Cumhuriyet Milli Misak sınırları içerisinde tamamen egemen olmuştu. Hakkâri dâhil, Trakya dâhil bütün ülkede Cumhuriyet egemendi, bir tek Tunceli dışında. Tunceli’deki mütegallibe Tunceli’yi Cumhuriyet’in dışında tutuyordu. Polis, jandarma oraya giremiyor, vergi alamıyordu. Coğrafyası böyle bir direnmeye çok müsaitti. Bunu aşmak için çok uyarı yaptık, kanunlar çıkardık ama olmadı. Atatürk sonunda bize vurun dedi, vurduk. Tenkir ve tedip ederek Cumhuriyet topraklarına Tunceli’yi kattık.”

Dirbeta MISTO KOR Zeremade Kergana, Kamke Hete MISTE KOR CENO, PERE DISMENE MAYE.....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 09.03.2019, 23:52   #112
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Dersim Katliamı emrini bizzat Atatürk verdi ve Seyit Rıza ile idamdan önce görüştü
Gazeteci Nevzat Çiçek Dersim Katliamının emrinin Mustafa Kemal tarafından bizzat verildiğini gösteren belgeyi yayınladı.Çiçek, Seyit Rıza'nın asılmadan önce Atatürk'le görüştürüldüğünü iddia ediyor....
Dersim meselesinin tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden gelmektedirler. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.1934 İskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.
4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır. Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekatını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir. Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.
Kırmanciya Beleke dergisi Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke dergisinin Genel yayın yönetmeni Serhat Halis.Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir. Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım:
M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Seyit Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş;“Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa, biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)

“Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)

DERSİMLİ ALTI BİN BEYAZ DONLU YALANI!
Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir.Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Seyit Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Seyit Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?

M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tangazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır. Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır? Seyit Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.

MUSTAFA KEMAL 14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI
M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)

GAZETELER BAŞKA BİR ŞEY SÖYLÜYOR
14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. “Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal,Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)
Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi.” (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937,Uluova gazetesi, Sayı: 13733)

Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir; “Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut.Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14:00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü…”(Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında “Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tedkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır.” haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.

M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Seyit Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.

SEYİT RIZA İDAM EDİLMEDEN ÖNCE MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜ
Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Seyit Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;

“Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)

Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.

Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Seyit Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Seyit Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Seyit Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.

Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır.Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Seyit Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Seyit Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Seyit Rıza nereye götürülmüş olabilir?

Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Seyit Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Seyit Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.

Seyit Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Seyit Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Seyit Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.

Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Seyit Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Seyit Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Seyit Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Seyit Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU SEYİT RIZA’NIN ATATÜRK’LE GÖRÜŞTÜRÜLDÜĞÜNÜ BİLİYOR MU?
İhsan Sabri Çağlayangil ile röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapıldı. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Bu arşivin Kılıçdaroğlu tarafından Ergenekon Soruşturması kapsamında yargılanan Soner Yalçın’a teslim edildiğini biliyoruz. İhsan Sabri Çağlayangil, yaşlı olması sebebiyle röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.04.2019, 03:38   #113
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bu ülkenin en büyün sorunlarından biri, bir konu, olgu, olay hakkında bilgi sahibi olmayanın, bilgi sahibi olandan daha çok konuşmasıdır.

Hatta ve hatta o konu,olgu ve olay hakkında bilgisiz olanın bilgiliyi edepsizce susturmaya çalışması, bilgiliyi konuşturmaması ve hatta bu uğurda gerekirse hakarete, küfre ve şiddete başvurmasıdır.

Bakınız Dersim İsyanı/Katliamı.

Dersimliyim,çocukluğum Dersim öyküleri dinlemekle geçti.

Hani derler ya ''Ruhunu bilirim'' diye, ben de ruhunu bilirim Dersim in.

Yazmışlar yine az bilip de çok konuşanlar, konuşmakla da kalmayıp seni susturmaya çalışanlar.

Ulusalcı ve Kemalistlerden bir kısım zevat yazmış ki ''Seyit Rıza çok büyük bir aşiret ağasıydı, binlerce silahlı adamı vardı, 238 tane köyü vardı, eşkıyalık yapıyordu, devlete vergi vermiyordu, orduya asker göndermiyordu, hatta askere kurşun sıkıyordu, Kürt devleti kurmak istiyordu, İngilizlerle işbirliği yapıyordu'' diye.

Yine Kürt ulusalcılarından ve liberallerden de bir kısım zevat yazmış ki ''Dersim halkı Kürt olduğu için, faşist ve sömürgeci T.C. devleti tarafından ilerleyen süreçte bir Kürdistan kurulmasın diye Dersim halkına katliam yapıldı. Dersim halkı devletin Sünnileştirme politikası gereği Alevi olduğu için katledildi. Dersim halkı, Seyit Rıza ve yanındakiler Kürt ulusal bilincine sahip, dönemine göre sosyalist ve devrimci bir önderdir.''

Neresinden tutsam elimde kalır. Hangi birisine cevap vereyim; eksik, hatalı, abartılı ve hatta %80'i de yalan yanlış olan bilgiler, ifadeler.

Çoğu da kin ve nefretinden kaynaklı kişisel kanaat ve itham.

1-Dersim'de (bugünkü Tunceli'de) toplasanız 450-500 arası köy ya vardır ya yoktur ki onun da 250 tanesinin Seyit Rıza ya ait olduğunu söylemek yalanın ta kendisidir.

2-Seyit Rıza aşiret ağası falan değildir. Alevilikte önemli bulunan dedelik makamına ve ocağına mensup, Dersimde sayılan, sevilen, hürmet edilen ve aşireti içerisinde de doğal önder kabul edilen birisidir.

3-Peki Seyit Rıza bir sosyalist açısından idealize edilip halk kahramanı noktasına getirilecek kadar ilerici, halkçı ve devrimci bir karakter midir? Kesinlikle hayır. Seyit Rıza Dersim İsyanı/Katliamı öncesinde de bölgede cinayetten, yağmacılığa ve nüfuzunu kullanıp yanlış fiillere sebep olmaya kadar birçok hatası olmuş yöresel nüfuz sahibi bir şahsiyettir. O zamanki tarihsel ve mekansal nesnellik ve kendi bulunduğu öznel konum gereği de devrimci, halkçı ve sosyalizan bir karakter olması mümkün değildir.

4-Dersimde hiçbir dönemde öyle zannedildiği gibi Şafi Kürt coğrafyasındakine benzer bir feodalite oluşmamış, ağalık ve aşiret ilişkileri abartıldığı kadar toplum hayatına nüfuz etmemiştir (Nasıl etsin, Aleviliğin doğası böylesi gerici bağlamlı ilişkileri çok da sineye çekilecek bir yapıya sahip olmamıştır hiçbir zaman.)

5-Dersim coğrafyası çok dağlıktır ve tarım yapılacak arazi çok sınırlıdır. Coğrafyanın etkisi düşünüldüğünde iddia edildiğinin aksine güneydoğu ovalarındaki aşiretler gibi büyük aşiretler değil bölük pörçük küçük çaplı aşiretler ve aileler kendince hegemonya kurmuşlardır ve birbirleriyle toprak ve mera meseleleri yüzünden çoğunlukla kavgalıdırlar. Öyle zannedildiği gibi büyük birliktelikler kurup ve bir araya gelip büyük isyanlar çıkarabilecek potansiyelleri de yoktur.

6-Dersim coğrafyasının halkı Kızılbaş/Alevi inancına mensup bir topluluktur. Osmanlı nın ve öncülü Sünni devletlerin zulmü düşünüldüğünde Dersim coğrafyasında bahsedilen dönemde de öncesinde de toplumun temel kimliği ve hassasiyeti Alevilik olmuştur. Hatta denilebilir ki Dersim coğrafyası Zaza/Kürt kimliğini son 30 yılda devletin zulmü ve Kürt Hareketi'nin o cağrafyadaki etkili ideolojik ve siyasi hamleleri sonucunda kazanmıştır. Bütün bunlara rağmen hala Dersim coğrafyasında etnik kimliğinden ziyade Aleviliğini veya solculuğunu öne koyan önemli bir nüfus vardır.

7-Dersim coğrafyası Osmanlı döneminde görece özerk bir bölge olmuş ve Osmanlı burayı satın aldığı bazı aşiretler ve aşiret ağaları aracılığıyla yönetmiştir (Bakınız Çarekan aşireti). Bütün bunlara rağmen dönem dönem Osmanlı uşağı derebeylerin zulmü ve inançsal baskılar yüzünden Dersim halkı isyan etmiş ve her isyandan sonra da ağır bir katliama maruz kalmıştır.

8-Osmanlı'nın son yıllarında da, cumhuriyetin ilk dönemlerinde de devletin bütün merkezi otorite girişimlerine rağmen Dersim'in görece özerkliği devam etmiştir. Fakat bu duruma rağmen Osmanlı da, Cumhuriyet yönetimi de diğer iller ve bölgeler kadar olmasa da Dersim'den asker de toplayabilmiş, vergi de alabilmiştir. Hatta Dersimliler 1.Dünya Savaşında Rus işgaline karşı çok etkili bir direniş göstermiş ve Dersim Rusların o dönemde giremediği ender şehirlerden biri olmuştur. Kurtuluş Savaşı için Dersim'in yerel kanaat önderleri çağrılar yapmış ve daha önceki savaşların aksine Kurtuluş Savaşı'na Dersim'den yoğun bir katılım olmuştur. Yani Dersimlilerin hiç vergi vermediği ve savaşlara hiç asker göndermediği tezi tamamen yalandan ibarettir.

9-Dersim coğrafyasında eşkıyalığın yaygın olmasının temel nedeni devletin otorite boşluğu ve devletle işbirliği halindeki yerel otoritelerin halka çok zulmetmesi, keyfi davranması ve halktan çok fazla vergi almasıdır. Doğru dürüst tarım arazisi olmayan ve nüfusu da o dönemlerde şimdinin iki katı olan (140-160 bin) Dersim'de halk zulümden ve yoksulluktan dağlara çıkmış ve yağmacılık yapmaya başlamıştır. Dersim dışındaki bölgelerden Dersim'e kaçan ve bölgenin dağlık olmasını, otorite boşluğunu fırsat bilen epeyce bir insan sayısını da buna eklemek gerekir. Fakat bu durum o zaman ülkenin neredeyse her yerinde mevcuttur sadece Dersim'in özgül koşulları sebebiyle Dersim'de biraz daha fazladır.

10-Seyit Rıza okuma yazma bile bilmeyen bir adamdır ki Dersim halkının da büyük çoğunluğu okuma, yazma falan bilmemektedir. O dönem ne Şafi ne de Alevi Kürtler arasında Kürtlük bilinci yaygındır. Kürtlük bilinci o dönem sadece çok sınırlı Kürt aydın ve öğrenci çevrelerinde yaygındır. Bu bağlamda Dersim İsyanı'nın/Katliamı'nın temelinde Kürtlük olduğunu iddia etmek düpedüz yalandır. Kaldı ki günümüzde de hala devam eden bir Şafi-Alevi zıtlaşması vardır ki Alevi Kürtler, Şafi Kürtlere ''Kürt'' demekte ve kendilerini Kürt değil Alevi olarak tanımlamakta ve Kürtlüğü Şafilikle eş görmektedirler. Bu bağlamda Dersim İsyanında/Katliamında Kürt Milliyetçiliğinin etkili olduğunu söylemek hiçbir bilimsel gerçekliğe uymamaktadır.

11-Gelelim Seyit Rıza nın İngilizlere yazdığı iddia edilen mektuba. Birincisi o mektubu Seyit Rıza değil Baytar Nuri lakaplı Nuri Dersimi yazmıştır. Kendisi çeşitli Kürt milliyetçi çevrelerinde faaliyet göstermiş o dönemin Kürt aydınlarındandır. Mektuba Seyit Rıza adıyla kendi imzasını atmıştır. Kaldı ki yıl 1938 Hitler faşizmi Avrupa'yı ve dolayısıyla İngiltere'yi ciddi anlamda tehdit ediyor. İngilizlerin işi yok da Anadolu'nun hiçbir açıdan yardım gönderilmesi mümkün olmayan iç bölgesindeki Dersim'de bulunan 3-5 bin isyancıya mı yardım gönderecektir? Hem de Hitler tehlikesine karşı Türkiye'yi kaybetme pahasına...

12-1923 Cumhuriyeti merkezi otoriteyi kurmak ve temel paradigması olan ulus-devleti inşa edebilmek için Dersimdeki fiili özerkliğe ve olası bir Kürt uyanışına erken müdahale edebilmek için başlattığı Dersim Harekatı çok acımasız ve haksız bir duruma yol açmış, feodal otoriteler tasfiye edilip merkezi otorite tesis edileceği yerde on binlerce suçsuz, günahsız insan en vahşi yöntemlerle katledilmiş ve belli bir süre sonra Dersim'de de tüm Kürt coğrafyasında da feodallerle ve ağalarla anlaşılıp ağalar CHP den milletvekili yapılıp Dersim'de de, diğer Kürt illerinde de ve tüm Anadolu'da da yoksul halka yönelik Devlet-Derebeyler zulmü devam etmiştir. Toprak Reformu tasarısı da yine bu derebeylerin gücü ve baskısı yüzünden iptal edilmiş, hayata geçirilememiştir.

13-1923 Cumhuriyeti görece de olsa laik ve ilerici bir karaktere sahiptir. Eğer Sünnileştirme ve asimilasyon arıyorsak dönüp Osmanlı'ya bakmalıyız.1923 Cumhuriyeti nin Alevilere pek de hayırhah bakmadığı doğrudur ama devleti hiçbir zaman Sünni esaslar üzerine kurmamışlardır ve İslamcılığı, muhafazakarlığı da kırmak için çoğu zaman Aleviliği de yardıma çağırmışlardır. Aleviler de bu bağlamda 1923 Cumhuriyeti'nin laik karakterinin kendileri için pozitif bir olgu olduğunu düşünmüş ve 1923 Cumhuriyeti'nin her zaman yardımına koşmuşlardır, hatta en sahiplenici unsurları olmuşlardır. Cumhuriyetin karakterinin zaman için de dejenere olup Sünnileştiği de objektif bir veridir tabi.

Bütün bu verileri ve olguları kendi histerik, milliyetçi paradigmaları gereği görmezden gelen cumhuriyet döneminin en büyük hatalarından, katliamlarından ve kara lekelerinden biri olan Dersim lekesini meşrulaştırmaya çalışanlara ve Dersim üzerinden cumhuriyete ve onun ilerici kazanımlarına düşmanlık edip AKP'ye ve gericiliğe meşruiyet kazandıranlaradır sözüm.

Cumhuriyet döneminin ilerici hamlelerini, kazanımlarını, Kurtuluş Savaşı'nın ve sonrasının görece de olsa bağımsızlıkçı muhtevasını ve Mustafa Kemal in jakoben, aydınlanmacı, laik ve ilerici karakterini sahipleniyorum vefakat 1923 Cumhuriyeti de, Mustafa Kemal de sütten çıkmış, pür ü pak, ak kaşık değildir.

Kalkıp bazı liberal ve sözde ''solcular'' gibi AKP dururken eski defterleri karıştırıp, Kemalizmle hesaplaşmak, cumhuriyetin ''günahlarını'' ortaya sermek adına Dersim goygoyculuğu da yapmıyorum.

Aksine geçmişe dönük ulusalcı ve histerik hezeyanlarla yapılan bu tür çarpık okumalar zannedildiğinin aksine kini ve nefreti daha da arttırıyor ve milliyetçiliği daha da körüklüyor. Bu tür konularda kendi etnik ve ulusal kimliğini aşmış milliyetçilikten uzak, soğukkanlı ve bir sosyalistin bakması gerektiği gibi bakmalıyız. Bize yakışır şekilde.

Elimden geldiğince objektif, tarihsel veriler ışığında, abartmadan, yalan söylemeden, uydurmadan, çarpıtmadan, cımbızlamadan ve histerik milliyetçi duygulardan uzak Dersim İsyanı/Katliamı hakkında bir sosyalistin nasıl bakması gerektiğini yazdım.

Umarım başarabilmişimdir.

Sürç-i lisan ettiysem affola.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.04.2019, 03:51   #114
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Konu Basligi Olarak, "Atatürk/Alevilik ve Gizlenen Gerçekler" Dedikten Sonra Irkci, Milliyetci, Gerici ve Alevi Kizilbas Kani Ile Beslenmis BOZKURTCU ATATURK`u getirip ALEVI KIZILBAS gostermeye calismasi Onursuzlugun, Ahlaksizligin ve Riyakarligin en guzel aciklamasidir..

Gizlenen Gercekler.
1. SAVUNMASIZ ALEVI KIZILBAS SOYKIRIM EMRINI VEREN, ATATURK`TUR.

2. DERSIMDE TAS TAS USTUNE KALMAMALI, HIC BIR CANLI KALMASIN EMRINI VEREN, FASIST ATATURK`TUR.

3. HACCE BEKTASI VELI DERGAHINI KAPATAN, ATATURK`TUR.

4. TURKIYE TURKLERINDIR, NUTKUNU ATAN VE HALKLARIN BAS DUSMANLIGI YAPAN, ATATURK`TUR.

5. 1 MAYIS DUNYA EMEKCILER BAYRAMINI YASAKLIYAN, BAHAR BAYRAMINI YAPAN, ATATURK`TUR.

6. BUTUN INANC VE DUSUNCE OZGURLUGUNU YASAKLIYAN, DIYANET BASKANLIGINI MECLISIN VAZ GECILMEZI YAPAN. ATATURK`TUR.

7. MUSSOLININ FASIST YASALARINI T.C KANUNLARINA YERLESTIREN, ADOLF HITLER VE MUSSOLININ DE IRKCI VE MILLIYETCI KIMLIGINI ALAN YINE ATATURK`TUR....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 07.05.2019, 07:51   #115
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 653
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 25
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 356
218 Mesajına 271 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yahu sen bir kere alevi değil ateistsin sana ne atatürk'ün aleviliğinden kızılbaşlığından.
Kadir mısrlıoğlu denilen zat atatürk şöyle atatürk böyle diye diye öbür tarafı boyladi şimdi mahşerde yalanlarının hesabını verecek. Çok istiyorsan sende onun yanına git, bu yezidin avukatlığını yaparsın.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 08.05.2019, 14:32   #116
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yine ayni terhane!!
Yine ayni kisisel satasma!!
Yine ayni daha once oldugu gibi, konuyu kisirlastirma, kisisellestirme, bilgi kirliligi, mesnetsiz ve yersiz satasma!!!!

SEN SUSUN, SEN BUSUN DEMEMIZE GEREK YOK.
KIMIN NE OLDUGU, KIMIN NE OLMADIGINI, OKUYAN VE KONUYA MUTABIK OLANLAR, NET BIR SEKILDE GORUYOR....

Ben Sana Defalarca, Alevi Kizilbasim, Benim Yol onderlerim ENEL`HAQ demis, YARATAN VE YARADANIN KENDISI DE INSAN OLDUGUNU Soyledimmi.
Iranli`lara kim olursa olsun, Sii, Sunni, Hanefi, Hambeli ve Safi yani Suc makinasi islamci yapisi olan hereks, HALLAC-I MANSUR icin O donemin KOMUNISTI idi, cunku kendisini Tanri Ilan Etti...

Dolayisiyla,
Evet Ben ALEVI KIZILBASIM,
Ben, Komunistim,
Ben, Marksistim,
Ben, Sosyalistim,
Ben, Sosyal Demokratim,
Ben, Demokratim,
Ben, Ateistim,
Ben, Deistim,
Sonuc olarak insanligi ayakta tutan butun guzel degerlere sahip olan ve olmak istiyen biriyim.
Dogruya-dogru,
Hakliya-Hakli,
Kotuye-Kotu,
Yanlisa-Yanlis,
Diyen, Kendimi bile acimasizca sorguluyan, Elestiri ve Ozellestiri mekanizmasini yasamima yansitan, Surekli kendimi yeniliyen, gelistiren, yanlislarimi ve eksiklerimi duzeltmeye calisan biriyim....
Ben Kendi Sahip Oldugum Degerlerle Ovunup Vicdanen Rahat Olmak Icin Kimseye Yanlis ve haksizlik yapmama mucadelesi ile yasamaya calisiyorum.

Sen ve senin gibiler ise yukarida yazdiklarimin tam tersine sahipsiniz!!
Siz kendi isinize bakin, kendi kisiliginizle, durusunuzla, sahip olmus oldugunuz Irkciliginiz, Milliyetciliginiz, Dinciliginiz ve Insanliga Yonelik Her Turden Haksizliklarinizla ovunun, savunmaya devam edin...
Zalimden, Zulumden, Fasizimden, Haksizdan, Tecavuzden, Sapikliktan, Yakandan ve Insanlik dusmani olan herkesten yana olun...
Kimsenin itrazi yok.
Sadece dogrularin ve yanlislarin, Guzelliklerin ve Cirkinliklerin aciklamasini yapiyoruz...
Siz size yakisani yapiyorsunuz.....
Ben Ise Bana Yakisani Yapiyorum...

Saygi ile andigim, Fasist T.C. zindanlarinda hunarca katledilen Bir Yoldasimin Guzel Soylemi aklima geldi...

Iskencecilere, "Siz Iskence Yaparak, Elde Etmek Istediginiz Bilgileri Almak Icin, Devletinizin Verdigi Gorevden dolayi, Insanligin Kabul Etmiyecegi Vahsilikleri Yapiyorsunuz, Ben`se Bu Vahsiliginize Karsi Direnerek, Ser Verip, Sir Vermeme Ilkesini Yasatarak, Davama ve Dava Yoldaslarima Ihanet Etmiyorum, Igrenc Kufurler Ederek Acizliginizi ve Caresizliginizi bana aciklamak zorundamisiniz"

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 04:53   #117
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 653
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 25
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 356
218 Mesajına 271 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yahu yüz kere yazdım ırkçılık yapanlar ortadadır. bunlar seyit rızalardır, öcalanlardır. turgt okerlerdir. alevicilik ve kürtçülük yapanlardır.
Başta anayasamız ırkçılığı reddeder.
ırk, din dil mezhep farkı ayırmaksızın hepimizin türkiye cumhuriyeti vatandaşı olduğumuzu, vatandaşlık bağıyla hepimizin türk milletinin eşit birer ferdi olduğumuzu kabul eder.
Fakat gelgelelim bunu kime anlatıyorum
Kafası ortaçağda takılı kalmış birine ne anlatsam nafile.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.05.2019, 14:50   #118
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 890
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 18
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
34 Mesajına 36 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

(Alinti; Slistre,
Yahu yüz kere yazdım ırkçılık yapanlar ortadadır. bunlar seyit rızalardır, öcalanlardır. turgt okerlerdir. alevicilik ve kürtçülük yapanlardır.)

Bir insan ancak bu kadar salaga yatabilir... Fasizmin, Irkciligin ve Milliyetciligin ne oldugunu, ne olmadigini uzun uzun anlatmisken, halen boylesi temeli olmiyan, anlamsiz ve mesnetsiz yorum yapman!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!


(Alinti; Slistre,
Başta anayasamız ırkçılığı reddeder.
ırk, din dil mezhep farkı ayırmaksızın hepimizin türkiye cumhuriyeti vatandaşı olduğumuzu, vatandaşlık bağıyla hepimizin türk milletinin eşit birer ferdi olduğumuzu kabul eder.)

Sakami Bu?????
Fasist T.C. nin Hangi Sayili Kanununda Bu mevcuttur?
IRKCILIGI RED EDEN ANAYASINIZIN, HANGI SAYILI KANUNUNDA GECERLIDIR?
IRK, DIN, DIL, MEZSEP VE RENK FARKI AYIRMAMAKSIZIN ESIT HAKLARA SAHIP OLDUGUNA DAYIR HANGI SAYILI KANUNDA GECERLIDIR?

SEN EN IYISI HIC CEVAP VERME, CEVAP VERDIKCE EFENDILERIN GIBI BATAKLIGA BATIYORSUN.
CUNKU ONLAR SANA EGITIM VERMEMIS.. SEN KENDINI ORTACAG ILE BILE KIYASLAMA, iLKEL TOPLUMDA YASIYAN INSANLARLA BILE KIYASLAMA...
O DONEMDE BILGISIZLIK VE BILINCSIZLIK OLSADA EN AZINDA INSANLIK ONURU VARDI...
SIZDE INSANLIK ADINA HIC BIR SEY YOK...

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 06:45   #119
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.060
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 53
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 215
820 Mesajına 1.402 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

" YEDİ CİHAN ÜZERİME GELSE

İKİ MUSTAFA'DAN VAZ GEÇMEM

BİRİ MUHAMMED MUSTAFA, DİĞERİ MUSTAFA KEMALİM..."






Musfa'm MUSTAFA KEMAL'im



Dağ başını efkâr almış
Gümüş dere durmaz ağlar
Gözyaşından kana kesmiş gözlerim
Ben ağlarım çayır ağlar çimen ağlar
Ağlar ağlar cihan ağlar
Mızıkalar iniler ırlam ırlam dövülür
Altmış üç ilimiz altmış üç yetim
Yıllar gelir geçer kuşlar gelir geçer
Her geçen seni bizden parça parça götürür
Mustafa'm Mustafa Kemal'im

Diz dövdüm
Gözlerim şavkı aktı sakarya'nın suyuna
Sakarya'nın suları nâmın söyleşir
Hemşehrim sakarya öksüz sakarya
Ankara'dan uçan kuşlar
Kemal'im der günler günü çağrışır
Kahrolur bulutlara karışır
Gök bulut yaşmak bulut
Uca dağlar dev boyunlu morca dağlar
Divan durmuş bekleşir
Mustafa'm mustafa kemal'im

Nasıl böyle varıp geldin hoşgeldin
Çıngı kaymış yalazlanmış gözlerin
Şol yüzünde güneş südü sıcaklık
Ellerinden öperim mustafa kemal
Senin dalın yaprağın biz senin fidanların
Biz bunları yapmadık
Sen elbette bilirsin bilirsin mustafa kemal
Elsiz ayaksız bir yeşil yılan
Yaptıklarını yıkıyorlar mustafa kemal
Hani bir vakitler kubilay'ı kestiler
Çün buyurdun kesenleri astılar
Sen uyudun asılanlar dirildi
Mustafa'm Mustafa Kemal'im


Karalar kuşanmış karadeniz akmam diyor
Dokunmayın ağlamaktan bıkmam diyor
Bu gece kıyamet gecesi bu vapur bandırma vapuru
Yattığı yer nur olsun mustafa kemal
Ben ölümden korkmam diyor
Korkmam diyen dilleri toz oldu toprak oldu
Değirmen döndü dolandı yıllar oldu
Bir kusur işledik bağışlar mı kimbilir
O bize öğretmedi kazan kaldırmasını
Günahı vebali öğretenin boynuna
Erdirip oldurana ana avrat sövmesini
Yüreğim kırıldı kanım kurudu
Var git karadeniz var git başımdan
Mızıka çalındı düğün mü sandın
Bir yol koyup gideni gelir mi sandın
Mustafa'm mustafa kemal'im

Ankara'nın taşına bak
Tut ki baktım uzar gider efkârım
Çayır ağlar çimen ağlar ben ağlarım
Gözlerimin yaşına bak
Ankara kalesi'nde rasattepe'de
Bir akça şahan gezer dolanır
Yaşın yaşın mezarını aranır
Şu dünyanın işine bak
Mustafa'm Mustafa Kemal'im

Atila İlhan


BIR MİLLETİN KÜLLERİNDEN DOĞDUGÜ GÜNDÜR 19 MAYIS....

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.05.2019, 06:55   #120
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.060
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 53
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 215
820 Mesajına 1.402 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kurtuluş savaşının en başından itibaren Aleviler Ata'nın yanında yer almıştır.. simdi size, Atatürk'ün Hacı Bektaş dergahına uğraması ve Buradaki dede-baba tarafından hacı Bektaşa bağlı Tüm ocaklara gönderilen Emir nameden bahsetmek istiyorum..

....Mustafa Kemal Paşa, Hacıbektaş'ta bir gece kalmış, harem dairesinde ağırlanmıştır. 24 Aralık 1919 Cuma günü de Hacı Bektaş Veli'nin türbesini ziyaret etmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemalettin Efendi ve Salih Niyazi Baba arasında yapılan üçlü görüşmeyle Dergah Paşa'ya destek sözü vermiştir.

Nitekim TBMM açıldığında Çelebi Cemalettin Efendi Kırşehir Mebusu ve TBMM başkan vekili olarak mecliste yer almıştır.

Çelebi Cemalettin Efendi'nin vefatının ardından Çelebi olan Veliyyettin Efendi 25Nisan 1923 tarihinde yayımlanan ve Alevileri TBMM Hükumetini desteklemeye çağıran bildirinin sahibidir. Bildiri şöyledir:

"....Anadolu'da Bulunan Dedem Hacı Bektaş Veli Hazretlerine Samimi Sevgisi Olan Bütün Ocak Sahibi Sevenlerine:

Bu milleti tekrar dirilterek bağımsızlığımızı temin eden, varlıkları tüm İslam milletinin övünç kaynağı olan, Türkiye Millet Meclisi Reisi, Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri'nin yayımlamış oldukları beyanname hepimizin malumudur.

Gazi Paşa'nın vatanın yüceltilmesive geliştirilmesi için bizlerden istemiş olduğu tüm arzularını yerine getirmek boynumuzun borcudur. Milletimizi kurtaracak ve bizleri mutluluğa eriştirecek, ancak onun yüce fikirleridir. Bunu inkar edenlerin bizimle kesinlikle ilgisi yoktur. Yüce tarikatımızın tüm mensuplarına, Gazi Paşa Hazretlerinin işaret ettiği adaylardan başkasına oy vermemelerini, vatanımızın kurtuluşunun ancak bu şekilde gerçekleşebileceğini özellikle tavsiye eylerim.

Bu vasiyetlerimi tutmayanlar bizden değildir. Hak erenler onlara hiçbir zaman yardım etmez. Yine söylüyorum ki, bu vatanı ve milleti kurtaracak ancak Mustafa Kemal Paşa'dır. Onunla beraber olanlar ise, mukaddes vatanımızın has evlatlarıdır. Hiçbir kimsenin sözünü dinlemeyiniz. Sözümden hiçbir şekilde dışarı çıkmayınız. Sizin mutluluğunuzu düşünen, sizi kölelikten kurtaracak olan, ancak Büyük Millet Meclisi Reisi ve hepimizin büyüğü olan Mustafa Kemal Paşa Hazretleridir...."

Allah Eyvallah

Kaynak: Mazhar Müfit Kansu (Atatürk'le Beraber, 1986)

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 01:55.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica