Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Genel

Alevilik Genel Alevilik üzerine genel tartışmalar, eleştiriler, sorunlar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 09.06.2019, 21:20   #1
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Kürtlerin Alevi/Kızılbaş Katliamları/Soykırımlari

Tarih boyunca, şafii inancina sahip kürtler Alevi/kızılbaşları katletmiş,yerlerinden etmiştir.

Yavuz Sultan Selim ile İdrisi bitlisi arasındaki işbirliği ile başlayan bu soykırım, Kuyucu Paşalarla, Hızır paşalarla, şeyh saitlerle, Dersim isyanını bastırmaya gelen şafii kürt askerlerle devam etmiştir. Yedi alevi/Kızılbaş katledenin cennete gideceği propagandası şafii din alimlerince ortaya atılmıştır. Alevinin elinden su içmeyen, kestiğini yemeyen şafii kürtler tarihin her döneminde Alevileri kâfir görmekten ve katletmekten çekinmemiştir.

Elbetteki burada sorgulanması gereken şafiî lik inancıdır.

Şimdi, Alevi/Kızılbaş soykırımlarından belki de Çaldıran savaşından sonra en büyük soykırım olan Hamidiye alaylarından bahsedelim:



II. Abdülhamit'e Neden Kızıl Sultan denir?

Hamidiye Alayları ve Alevi-Kızılbaş soykırımı:

II. Abdulhamid döneminde Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki Kürt aşiret mensuplarına üniforma ve silah dağıtılarak, Hamidiye alayları oluşturdu. Diğer adı çapulcular birliği. Amaçları Alevi Türkmen nüfusu ve diğer nüfusu bölge'den silip atmaktı. Gerçekten de silip attılar.

Öyle zulümler yaşandı ki, köyleri basan Hamidiye alayları beğendikleri kızları götürüyor, taş üstünde taş koymuyordu. Kürt aşiretleri, Kızılbaş Türkmenleri ve Süryanileri , Ermenileri, temizlediler. 37.500 kişi bu katliama katıldı.120 bin Alevi Türkmen can vermiştir.

Fotoğraf : Kürt Hamidiye Alayları.

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Dede-baba Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
slistre (11.06.2019)
Alt 09.06.2019, 21:37   #2
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yavuz Selim’e kadar Doğu Anadolu’da Türkmen hakimiyeti vardır.

Yavuz ise; Şafi mezhebinden Nakşibendi tarikatından Kürt mollası Şeyh İdris-i Bitlisi’nin önerisi ve planlamasıyla Doğu ve Güney Anadolu’da Türkmenler katledilmişler, kurtulanlar ise Azerbaycan’a kaçmışlardır. Türkmenlerin hakim oldukları idari beylikler ve toprakları; Yavuz’un imzaladığı boş fermanları, İdris-i Bitlisi oldurarak Kürt Aşiret reisine ve ağalarına vermiştir. Böylelikle bugünkü doğudaki feodalizmin temelleri atılmıştır.

İdrîs-i Bitlîsi (Ö.8 Kasım 1520) “Selim Şah-Nâme” adlı eserinde; başta Diyarbekir olmak üzere Kürtistan memleketinde “Kürt Beyleri ve Kürt taifesinin mülk, millet, mezhep ve irsi bağlarının” nasıl güçlendirdiğini anlatırken, şehir ve yöre adlarını tek tek vererek Kızılbaş Türkmenleri de nasıl katlettiklerini “Allah’ın ve Padişah’ın yanında olan bir Molla olarak” zevkle ve kana susamış bir vampir edasıyla anlatmaktadır.

Kürtler “dirlik ve birliklerini” İdrîs-i Bitlîsi’ye borçluyken, Türkler ise, Yavuz Selim ile İdrîs-i Bitlîsi’nin yaptıklarını lanetle anmaya devam edeceklerdir. Büyük bir Türk katili olan İdrîs-i Bitlîsi’nin bütün eserlerini Türkmen Tarihi açısından “Türklük bilincine sahib bir tarihcimiz” tarafından incelenip gerçek anlamda “Anadolu Türk Tarihi”nin bir kesitini ayakları üstüne oturtulması gereklidir. Yunan mezalimini ağızlarında sakız eden bazı “Türk Milliyetçi Yazarları” Yavuz ve İdris-i Bitlisi’nin Türk katliamlarını görmezlikten gelmektedirler.

Yavuz dönemimde Osmanlı yönetiminde görev alan İdris Bitlisi ve Bıyıklı Mehmet Paşa ile Kürt Aşiret Ağaları’nın durumları için; bugün Kürt gruplarından KOMKAR belgeli olarak şöyle demektedir ki çok ilginçtir:

“1535'ler de böyle bir icazet vererek, beylik topraklarının bölünmesini kolaylaştırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman fermannamesinde aynen şöyle diyor:

-Bey öldüğünde, eyaleti kaldırmayıp bütün hududu ile Mülkname'yi Humayun uyarınca oğlu bir ise, O'na kalacak, eğer müteadit ise, istekleri üzerine kale ve yerleri, aralarında paylaşacaklardır. Uzlaşmazlarsa, Kürdistan beyleri nasıl münasip görürlerse öyle yapacaklar ve mülkiyet yoluyla bunlara ebediyete kadar ila ebeddevran mutaarrıf olacaklardır. Eğer Bey, varissiz, akrabasız ölmüş ise, o zaman eyaleti, hariçten ve yabancılardan hiç kimseye verilmiyecek, Kürdistan beyleri ile görüşülüp ve ittifak edilip, onlar bölgenin Beylerinden veya Beyzadelerinden her kimi uygun görürlerse, ona tevcih edilecektir. (Hükmi Şerif, Topkapı Sarayı Müzesi Arşivi, E. 11960 sayı-İstanbul)

Kürt-Osmanlı Andlaşması'nın mimarı Mevlana İdris'tir. Bu anlaşmayı kabul eden ve gerekli bulan Yavuz Sultan Selim'dir. İkisi de 1520'de maalesef ölmüşlerdir. Sultan Selim, Mevlana İdris'e; -Git Kürdistan beylerini ve emirlerini topla, kendi aralarında bir beylerbeyi seçsinler demişti. Mevlana İdris ise, Kürt beylerini çok iyi tanıdığı için kestirmeden bir beylerbeyi Sultan'dan istemiş ve Bıyıklı Mehmet Paşa'yı tavsiye ederek bu işi noktalamış idi.

Diyarbakırlı bir Kürt olan Bıyıklı Mehmed Paşa'da çok erken gitti ve bundan sonra Kürdistan Eyaleti Başkenti'ne Mekadonlu komutanlar gelmeye başladı. Kanuni Sultan Süleyman, bilerek veya bilmiyerek 1533-34'lerde, Bitlis'i Şeref Han'dan alıp, bir fermanla Ulame Tekelu'ya veriyor. Direnen Bitlis Beyi'nin üstüne, Diyarbekir Beylerbeyi ve kuvvetleri ile bütün Kürdistan beylerinin kuvvetlerini de katıyor ve Ulame'yi başkomutan olarak atıyor. Aynı Sultan, 1535'ler de Bağdat seferini yaptıktan sonra Kürtleri tanımaya başlıyor veya bunlarsız bir şey yapamıyacağını anlayarak, babasının Amasya'da imzaladığı anlaşmaya yukarda verdiğim arşiv numaralı Hükm-i Şerif-i yayınlıyor. Neticeye baktığımızda, Kürdistan hükümdarları, çoğunlukla topraklarını bölmemiş ve statülerini 1850'lere kadar getirmişlerdir.”

Aynı gurubun siyasi örgütünün başı Alevi Kökenli Kemal Burkay ve Munzur Çem gibileri; bu iki Osmanlı Kürtünün, Alevileri katletmesini görmezlikten gelerek, Alevi Tarihini yok sayarak “öteki tarih” dedikleri uydurma bir “Kürt Tarihi” yaratmaya çalışıyorlar.

Tunceli Ovacık’ta “üçlü Kürt ittifakı” olan: Bıyıklı Mehmet Paşa, İdris Bitlisi ve Palu Beyi Cemşid ‘in; on binlerce Kızılbaşı kesmesine; aynı bölgenin adamları Kürtlük İdeolojileri adına ses çıkarmamaktadırlar. Ahlaki olarak bu çifte standart davranışlarına ne demek gerektiğine okuyucular karar versin !

Yavuz Selim’in önce Erzincan Valiliğine atadığı, sonradan da bütün doğu ve güney doğuya bakmak kaydı ile Diyarbakır Eyaletine getirdiği Dıyarbakırlı Kürt Bıyıklı Mehmet Paşa ve danışmanı Bitlisli Molla İdris; bütün bölgeyi Türkler’den temizlerler ve YÜZ BİN Kızılbaş Türk’ü katlederler.

Bölgeden kaçamayan Türkler de kendilerini Kürt olduklarını söyleyerek kalırlar, baskılar sonucu da gerçekten Kürtleşirler. Doğu sınırlarını Türklere kapatan Yavuz; korumalığını da Kürt aşiretlerine bırakır. 1517’de Yavuz Selim’in Mısır’ı alması ve 74.ncü İslâm Halifesi olması ile sünnilik resmi ideoloji haline gelir ve İslâmi Devlet kimliği oluşur. Bu tarihten sonra Araplar, Osmanlı Devleti’nin yaşamı boyunca diğer halklardan üstün ve gözde konumlarına devam ederler.

Türkler arasında Yavuz adı Yezit ile özdeşleşir ve lanetle anılır olur. Türk ulusal kimliği; Bozkırdaki Türkmenlerde yaşar ve ozanları Türkçe’yi geliştirir. Osmanlı Sarayı ise giderek soysuzlaşır ve yapay “Osmanlıca” denen yazı dili hakim olur. Bu nedenle Prof.Dr. Faruk Sümer; Safaviler için Osmanlılar’dan daha fazla Türktür demektedir.

Kanuni Sultan Süleyman (1520-1566) dönemi Osmanlı İmparatorluğu’nun zirvede olduğu bir zamandır. Ama Türkler açısından bir şey değişmez. Yine bu dönemde zülüm, şiddet ve katliamlar devam eder.

Kürt kökenli Ebussuud Efendi (1545-1574)’in Şeyhülislâm olmasıyla ve 30 yılda verdiği fetvalarla “Osmanlı toplum yaşamını” belirler ve Kızılbaş Türkmen katliamı, “Sünni Şeriatı”na göre meşruluk kazandırır. Yedi Kızılbaş öldürene “Cennetin Anahtarı” verilir. Bugün Sünni din adamları tarafından huşu ile anılarak “evliya mertebesi”ne çıkarılan Ebussuud Efendi, Türk katliamcısı, yobaz, lanet okunacak bir zalim ve cellattan bir kişiden başka birşey değildir.

Hırvat kökenli ve nakşibendi tarikatından Kuyucu Murat Paşa 6.12 l606’da sadrazam olduktan hemen sonra Anadolu’da geniş çaplı Alevi katliamı harekatı başlatır. 155 bin Alevi Türkmeni diri diri kazdırdığı kuyulara gömdürür. Aman dileyen insanlara Kuyucu Murat Paşa’nın yanıtı; “Vurun şu pis Türk’ün başını” olmuştur. Cellatların bile öldürmeye kıyamadığı çocuğu atından inerek öldüren Kuyucu Murat Paşa üç yıl terör estirir.

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Dede-baba Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
slistre (11.06.2019)
Alt 09.06.2019, 21:42   #3
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart 2. Abdülhamid ve Kürtler

İdrîs-i Bitlîsi ve Bıyıklı Mehmet Paşa’dan sonra Kürtlere en büyük destek sağlayan II.Abdülhamit olmuştur.

Yavuz Selim’den itibaren iç işlerinde tam bir serbestlik olan bölgeye Prof.Dr.İlber Ortaylı’nın tesbitine göre “Kürt Hükümeti” denmekteydi ve “merkezi hazineye ipotek ödemezdi ve herhangi bir biçimde düzenli askeri hizmetlerle yükümlü değillerdi.” Böylesi bir bölgeye Abdülhamit, İslamcılığın bütünleştirici “ümmet” anlayışıyla birarada tutma fikriyle yeni bir yapılanmaya gidilir.

Abdülhamid’in “Aşiret Mektebi-i Humayun”(1892-1907) adıyla açtığı ve aşiretlerden getirtilen şeyh ve ağa çocuklarının eğitildiği okullardan mezun olanlar; beklentilerin yerine, devlete karşı örgülenme yapan kadroları oluşturmuşlardır. Abdülhamid’in marifetlerinden biriside “Hamidiye Alayları”dır

Hamidiye Alayları, Dördüncü Ordu Komutan› Müşir Zeki Paşa’nın II. Abdülhamid’e önerisiyle 1890 yılında kurulmaya başlanır.14-15 Nisan 1891’de de “Nizamnâmesi” yayınlanarak yasal hale gelir.Ruslara yönelik olarak Şafi Kürtler’den oluşturulan Hamidiye Alayları amacına uygun faaliyette bulunmaz.

Hamidiye Alayları daha çok eşkiyalık yapar. Ermeni ve Alevi köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk yaparlar 23 Temmuz 1908 ‘de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Eylül 1908 ayında Kürt Hamidiye Alayları’nın silahlarını ellerinden almak isteyen İttihat’çılar bunu başaramazlar İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Türkçülük akımı giderek güçlenir ve hakim olur.

Şafi Kürtlerin ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul’daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alaylarında ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafi çatışmasını beraberinde getirir. Sonuçta; Okul Müdürü Kolağası Kamil Bey; “bunlar aşiret değil haşerat!” der...

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Dede-baba Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
slistre (11.06.2019)
Alt 10.06.2019, 16:35   #4
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
GM6 Erzincan ve Dersim de Kürtlerin Alevi katliamlari

Yavuz Selim tarafından Erzincan Valiliğine atanan Bıyıklı Mehmed Paşadır. Dersim bölgesinde baskıcı yöntemleri ile tam bir terör estirmiştir.

İdrisi-i Bitlisi ve Palu Beyi Çemsid’in de katılımıyla birlikte Ovacık’da, Nur Ali Halifeye bağlı binlerce Kızılbaşın kafasını kesip Erzincan’a getirerek, şehirde Kızılbaş kafataslarından kuleler oluşturmuştur. Erzincan Valisi olan Bıyıklı Mehmed Paşa benzer faaliyetlerinden ötürü defalarca kez Yavuz Selim tarafından takdir edilmiştir.

Yavuz Selim, Çaldıran Seferine giderken Bıyıklı Mehmed Paşa'yı Bayburt aldıktan sonra Erzincan beylerbeyliği ile görevlendirmişti. Ayrıca kendisi Mısır Seferi'nde Yavuz’un ordusuna aktif şekilde yardım etmiştir. Bundan sonra Yavuz onu Safevi Devletinin, batı hududunda, elinde tuttuğu kalelerin en önemlisi olan Diyarbakır komutanı olarak atamıştır. İdris-i Bitlisi ile birlikte hareket eden Bıyıklı Mehmed Paşa, Diyarbakır’ı diğer Kürt beyleri ile anlaşarak zaptetmiştir. Şehri geri almak için gelen Karahan kumandasındaki Safevi kuvvetlerini de yenilgiye uğratmışlardır.

Daha sonra İdris-i Bitlisinin Yavuz’a önerisi ile Bıyıklı Mehmed Paşa, yeni oluşturulan Diyarbekir eyaletine ilk beylerbeyi olarak tayin olunmuştur.(Şerefhan-Şerefname) İdris-i Bitlisi'nin de yardımıyla Mardin de Osmanlı topraklarına katılmış, böylelikle Urmiye, İmadiye, Siirt, Eğil, Hasankeyf, Palu, Bitlis, Hizran, ve Cizre; Osmanlı hâkimiyetine girmiştir.

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Dede-baba Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
slistre (11.06.2019)
Alt 12.06.2019, 08:59   #5
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ehlibeyte Düşman Aliye Düşman
Muhammed'i Sevdim Dese Yalandır
Pirim Hünkar Hacı Bektaş Veliye Düşman
Muhammed'i Sevdim Dese Yalandır


Aliyi Sevenin Öldürüp Asan
Kerbelada İmam Hüseyini Kesen
Alinin Soyuna Katleden Süfyan
Muhammed'i Sevdim Dese Yalandır


Hüdai Hüdaya Gönül Vermeyen
Doğruyu Demeye Dili Varmayan
Muhammed'i Muhabbette Görmeyen
Muhammed'i Sevdim Dese Yalandır

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.06.2019, 09:12   #6
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

"Bir Türk öldürmek, 70 gevur öldurmekten daha sevaptır."

Şeyh Said


ŞEYH Sait 'in burada Türk ten kastı Alevi ve kızilbaslardir. Zira şafii kürt inancı da 7 Alevi/Kızılbaş öldüren cennete gider. Şeklinde fetvalarda Şafii Şeylerine aittir.


Konu Dede-baba tarafından (15.07.2019 Saat 07:11 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 25.06.2019, 22:58   #7
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Selçuklu dönemi Kürtlerin Alevi katliamı
Baba İlyas'ın torunu Elvan Çelebi, 1358 yilinda yazdığı ve anlamda Anadolu tarihinin ilk yazılı Alevi kaynağı olan Menâkıbu'ı Kudsiyye kitabında, 1240 yılında Malay Ovası'nda Kürt derebeylerinin uğursuz rolünü açık açık yazar.

"...Bunlari dakı eyle kim vardur/ Biri birine urur kamu tağıdır... İrişür Malayada kende pes/ Pes irer leşger-i heva ve heves.../ Şol ki seçmiş idi anı sultan/ Yile virmişdi bunları şeytan.../ Gürcü vü Kürd leşker-i cerrar/ Ekserinin belinde var zünnar."

_______
Elvan Çelebi, Menâkibu'l Kudsiyye Fî Menâsıbi'l Ünsiyye 35b

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.07.2019, 07:06   #8
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Mesut barzani Alevi/Kızılbaş Türkmen Kerkürk Katliamı

60 YIL ÖNCE YİNE AYNI HİKAYE

Türkülerde “gidenin dönmediği yer” olarak tarif edilen yerlere yakın bir yerlerde, Kerkük’te, bundan tam 60 yıl önce yine anneler Ahmed’ini aradı ama bulamadı. Bir yerden sonra Ahmed’ini soracak anne bile kalmadı, çünkü Ahmed’in annesi bile öldürüldü!

14 Temmuz 1959, Irak’taki 14 Temmuz 1958 müdahalesinin, Cumhuriyet’in birinci yıl dönümü. Bu müdahale krallıktan cumhuriyete geçildi ve Molla Mustafa Barzani 11 yıl sonra Sovyetler’den Irak’a döndü. (Kendisi aynı zamanda Davutoğlu’nun “kardeş Mesut” dediği Mesut Barzani’nin babasıdır.) Müdahale ile daha da kötüleşti dengeler Türkmenlerin için. Barzani Kürtleri palazlandı, Bağdat yönetimi seyretti. Çünkü o coğrafyada denklem değişmiyordu: Kötüler kavga ediyor, birbirini yiyor ama mesele Türkmenler olduğunda aynı kötüler “ortak düşman” için müttefik oluyor, ortak düşmana karşı ortak hareket ediyorlardı.

Öncelikli hedef Türkmenleri Kerkük’ten çıkarmak, Kerkük’ü Türk’ten temizlemekti. Emperyalizm de bunu istiyordu çünkü Türkmenlerin bulundukları yerde ödedikleri bedele rağmen toprak bütünlüğünü savunması, Türkiye ile olan gönül ve kültür bağları onları “kullanışsız” kılıyordu. Kerkük’ün üst düzey yetkilileri, bazı operasyonları yapacak özel eğitilmiş kişilerden seçildi. Türkmenlere karşı tacizler, saldırılar başladı. Kerkük’teki Türk aydınlarının olduğu listeler saçıldı ortaya. Bu kişilere karşı suikast girişimleri yapıldı, evleri basıldı. Kerkük’teki Türk gazeteler yasaklandı. Aydınlar sürüldü, hapislere atıldı. (Bu manzara bir yerden tanıdık geliyordur.) Zindanlar Türklerle doldu, öyle ki bir yerden sonra Kerkük’te Türkçe konuşmak yasaklandı.

Sözleri Fahrettin Ergüç, bestesi Demirçın’a ait olan “Kerkük Zindanı” türküsü de o yaşananların dışavurumudur; bu olaylardan sonra yazıldı:

“Kerkük'ün zindanına attılar beni

Mazlumlar sürüsüne kattılar beni

Bir yanım dağladılar ateşle annem

Ne suçum ne günahım yaktılar beni

Türkmen obalarından göçen anneler

Ne yuvaları kalmış ne de haneler

Gökkubbeyi sarsar mazlum feryadım

Elbette bir gün güler bize seneler”

GELİYORUM DİYEN KATLİAM

Taciz ve baskı burada da kalmadı. Türkmenlere karşı Barzani’nin KDP’ye mensup Kürt militanları el altından silahlandırılırken Türkmen “obalarına” baskınlar yapılıyor, tüm silahlarına el konuluyordu. 14 Temmuz’dan günler önce bu Kürt militanlar, sokaklarda gördükleri Türkmenlere “idam ipi” gösteriyorlardı. Sanki birileri bir şeylere hazırlanıyordu.

14 Temmuz 1959 günü, 14 Temmuz 1958’in birinci yıl dönümü kapsamında yapılan kutlamalara halk da katıldı. Doğal olarak Türkmenler de. Barzani’nin partisi olan KDP’ninpusuya yatan militanları kutlamalar sırasında Türkmenlere ateş açtı. Bu ateşle üç gün sürecek insanlık dışı bir süreç başladı. Ateşle kalabalık dağıldı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Merkezi yönetimin 2 tümen askeri vardı bölgede fakat askerler sadece seyretti. Bununla da yetinmedi yüzlerce Türkmen tutuklandı. O günlerde öyle şeylere maruz kaldı ki Türkmenler, ölmek dahi kurtuluş gibiydi: Dipçik ve süngülerle işkence edilenler, arabalara bağlanıp sürüklenenler, taramalı tüfeklerle tarananlar, gözleri oyulanlar, direklere asılanlar, diri diri gömülenler… Ölen ve yaralananların dışında bu vahşete seyirci kalıp aklını kaçıranlar oldu.

Falif Rıfkı Atay’ın Zeytindağı romanındaki sayfaların yazılmayan devamı gibiydi manzara. Tutuklanan Türkler cezaevlerine sığmayınca bazı okullar cezaevi yapıldı.

Başka bir Kerkük türküsünde dediği gibi, “Kalbime ateş düştü / su serptim ateş sönsün / serptiğim su da yandı.”

Birçok ceset tespit dahi edilemedi. Tespit edilenlerin bir kısmının ismi şu şekilde:

Ata Hayrullah, İhsan Hayrullah, Kasım Neftçi, Selahattin Avcı, Mehmet Avcı, Cahit Fahrettin, Osman Hıdır, Emel Muhtar Fuat, Cihat Muhtar Fuat, Nihat Muhtar Fuat, Nurettin Aziz, Abdullah Bayatlı, İbrahim Ramazan, Abdülhâlik İsmail, Hasip Ali, Cuma Kamber, Kâzım Abbas Bektaş, Şakir Zeynel, Hacı Necim, Enver Abbas, Adil Abdülhamid, Züheyir İzzet Çaycı, Fethullah Yunus, Kemal Abdulsamed ve Seyit Gani Nakip.

TANIDIK BİR TEPKİ BİÇİMİ: ŞİDDETLE KINAMA

Olaylar üzerine Türk Dışişleri 25 Temmuz 1959’da Irak’ta üzücü olayların meydana geldiğini belirten bir açıklama yayınladı. Açıklamada Irak yönetiminin bir daha böyle bir olayın olmayacağına dair güvence verdiği de belirtildi!

Fakat Irak yönetimi sözünde durmadı. Katliam sonrası sorumlu olarak 260 kişi tutuklandı. İçlerinden 28 kişi idam cezasına çarptırıldı, suçlu olduğu bilinen büyük bir çoğunluk serbest bırakıldı, idam cezasına çarptırılanların infazı ise ancak 1963 yılında gerçekleşebildi.

Bu olayla ilgili acı gerçeklerden birisi de, Kerkük’te yaşananların Türkiye’deki halkı “galeyana getirmemesi”(!) sebebiyle Kerkük katliamına dair basın açıklaması yapılmasının, fotoğraf ve belgelerin Türkiye’ye gelmesinin engellenmesi, son aşamada Türk Hükümetinin 21 Ekim 1959 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla, 14-16 Temmuz 1959 tarihinde Irak’ın Kerkük bölgesinde Türklerin katledilmesi ile ilgili resim, film ve sair dokümanların Türkiye’ye girmesi veya dağıtılması yasaklanmasıdır.

“ALLAH İZİNE ÇIKMIŞ”

Türkmenler, F. Rıfkı Atay’ın dediği gibi “Allah’ın Hz. Muhammed’e göstermediği cehennemi” yaşarken; katliamda şehit edilen Emel-Cihad ve NihadFuad Muhtar’ın kardeşi Kubat Fuad Muhtar’ın,14 .07.2017 tarihinde Türkmen Basın Ajansı’yla söyleşisindeki anektod, bu betimleme ile acı bir şekilde örtüşüyordu:

“Kardeşim eve geldikten kısa süre sonra kapımız çalındı. Eli yaralı silahlı bir asker içeriye girdi. Bizleri avluya çıkarıp ateş açtılar. Annem ‘Allah rızası için yapmayın’ diye yalvarırken onlar, ‘Allah izne çıkmış’ diyordu. Açılan ateş sonrası herkes birbirinin üzerine düştü, kardeşlerimden Cihat, Nihat ve Emel şehit oldular, ben ve 4 yaşındaki küçük kız kardeşim yaralandık. Bize ateş açtıktan sonra evimize girip darmadağın ettiler.”

“ZAİM” ALBAY ABDULLAH ABDURRAHMAN

Kerkük Katliamında bir Türkmen komutanın insanüstü çabası sayesinde, ölü ve yaralı sayısının çok daha fazla olmasının önüne geçilmiştir. Olay şöyle gelişir: Bağdat yönetiminin duyarsızlığı kadar yakıcı olan başka bir durum da Kerkük’teki askeri birliğin başındaki kişilerin Barzani’nin adamlarından oluşmasıdır. Bu kişiler bilinçli olarak merkezi yönetimden bilgi saklayınca Albay Abdullah Abdurrahman Kerkük’ten Bağdat’a giderek durumun bizzat dönemin başbakanı Abdülkerim Kasım’a ulaşmasını sağlar ve merkezi yönetimi müdahaleye zorlar. Merkezi yönetimin bölgeye müdahale etmesi ile katliam son bulur. Tutuklanmalar olur. Acı olan bir başka durum ise 14 Temmuz olaylarının kahramanı Albay Abdullah Abdurrahman’ın, daha sonra 16 Ocak 1980’de Doç. Dr. Necdet Koçak, Adil Şerif, Dr. Rıza Demirci ile beraber Saddam tarafından idam edilmesidir.

DEĞİŞMEYEN KADER

Irak Türklerinin yaşadığı en büyük katliamın üzerinden tam 60 yıl geçti. Saldıranlar kimi zaman peşmerge oldu kimi zaman IŞİD. Saldıranların adı, statüsü değişti ancakbir saldıranların arkasındaki güçler değişmedi, bir de Türkmenlerin maruz kaldığı saldırı ve baskı “geleneği.”

İnsanlık dışı gelişmelere tepki vermek için aynı din, dil, ırk ve mezhepten olmaya gerek yok, insan olmak yeterli.

Emperyalizmin “kullanışsız”(!) bulup hedef yaptığı, kimsenin sahip çıkmadığı Irak Türklerinin, Kerkük Zindanı türküsünde dendiği gibi, bir gün senelerin yüzleri gülmesi dileğiyle;

Türkmen nüfus her geçen gün Ortadoğu demografisinden seyreltilirken ve hiç kimse hiçbir şey yapmadan nasıl olacaksa…

Çağdaş Bayraktar

Odatv.com

Kaynakça

1- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

2- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

3- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

4- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

5- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

6- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

7- [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.07.2019, 07:36   #9
Yazar
Dede-baba
Forumla Bütünleşmiş
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 1.111
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 220
826 Mesajına 1.408 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Şafiî Kürtlerin Ermeni Katliamları

''Ermenileri Kürtler kesti!'' HADEP'li yazarın kitabında Kürtler:

2'inci Abdülhamid, Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş, bunlar da Ermeniler'e saldırmıştı. DTP lideri Ahmet Türk'ün dedesi Kanco, 'Hamidiye Alayları' denilen bu birliklerde yer almıştı. HADEP, DEHAP gibi partilerde görev yapan Kemal Süphandağ, bu birlikleri anlattı.

Bir yandan Rusya, bir yandan İngiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ediyordu. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur

Yazar Orhan Pamuk 'Türkler 2 milyon Ermeni'yi ve 40 bin Kürt'ü kestiler!' deyince, ünü birden artmış; peşinden de Nobel Ödülü'nü almıştı. Fakat tarih Orhan Pamuk gibileri yalanlıyor. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur. Bu süreç de 1890'larda başlatılmıştır. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir.

Yani; Ermenileri katletmeye ilk başlayanlar işte bu Kürt alayları olmuştur.

Osmanlı Devleti bu sürece 93 Harbi denilen savaşı yitirdikten sonra girdi. 1878'de Berlin'de yenik Osmanlı Devleti'ne çok ağır bir anlaşma imzalattılar. Bu anlaşma ile Doğu Anadolu'daki 6 ilde (Vilayet-i Sitte) Ermeniler lehine reformlar yapılması kabul edildi. Erzurum, Van, Elazığ, Sivas, Bitlis, Diyarbakır illerindeki bu haklar; Ermenilerin giderek devlet istemelerini gündeme getirdi. Bir yandan Rusya, bir yandan İngiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ettiler.

GEREKÇE BELLİ

Hamidiye Alayları'nın kuruluş gerekçelerini M.S. Lazarev, 'Kürdistan ve Kürt Sorunu' isimli kitabında açıklarken diyor ki: 'Hamidiye Alayları, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu.'

Tarihçi Yılmaz Öztuna da Büyük Türkiye Tarihi'nde 'Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu' demektedir.

Bu olaya ayrılıkçı Kürtlerin gözüyle bakan, HADEP ve DEHAP gibi PKK bağlantılı partilerde çalışmış bulunan Kemal Süphandağ, 'Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları' adlı kitabında yukarıda anlatılanları doğruluyor.

Bu alaylarla ilgili ilk yasal düzenleme 1891 yılında yapıldı. Alayların subay kadrosunu oluşturmak için de İstanbul'da bir okul açılmış; buraya aşiret reislerinin çocukları alınmıştı. 1896 yılına gelindiğinde Doğu ve Güneydoğu'da yüz dolayında Kürt aşiret alayı kurulmuştu. (Bak: Fahrettin Altay, '10 Yıl Savaşı ve Sonrası')

ERMENİLER 1. HEDEFTİ

Hamidiye Alayları kurulunca, resmi nitelik kazanan Kürt silahlı güçleri; astığı astık kestiği kestik oldular. Ermenilerden çetelerin çıkmasını fırsat bilen aşiret reisleri; emirlerindeki bu silahlı güçleri bir çete gibi kullanıp acımasızca kan döktüler. Ermeni katliamı diye nitelendirilen eylemler böyle başlamıştır.

Büyük dedesi de Hamidiye Alayı Kumandanı olan Kemal Süphandağ, Kürtlerin bu Ermeni katliamını tespit etmiş ve şunları yazmıştır: 'Neredeyse tüm Sünni Kürt aşiretleri teşkilatta yer almışlardır. Yazarken bile insanı dehşete düşüren tam bir vahşet sürecidir bu süreç. (...) Teşkilatta yer alan aşiret reisleri ile mensuplarına büyük imkanlar ve imtiyazlar sağlayan bu oluşum diğer inanç grupları ve halklar için tam bir zulüm mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle bu teşkilatın asıl hedefi olan Ermenilere yapılanlar, daha doğrusu yaptırılanlar tüyler ürperticidir. (Sayfa: 10)'

İşin düşündürücü yanı şudur: Kürt aşiretleri Ermeni köylerini basıyor, mallarını yağmalayıp direnenleri öldürüyor iken, Osmanlı Devleti normal askeri kuvvetleri ile Ermenileri korumaya çabalıyordu. Bunun için Kemal Süphandağ'ın sunduğu belgelere bakılabilir. (Sayfa: 342, 345 vb.)

1915 Ermeni sürgünü de o zamanki Türk ordusunu yöneten Alman subayların planlaması ile gündeme getirilmiştir. Bilinmelidir ki 1915'te, Türk ordusu; İttihat ve Terakki yönetimi tarafından Alman genelkurmayının yönetimine bırakılmıştı. 42 kişilik Alman subay heyetinin başında bulunan Limon von Sanders, 1915'te savaşı yöneten gerçek isimdi. Ermenilerin içeride iyice etkisizleştirilmesi için sürülmeleri; bu Alman heyetin planıdır. Bu sürgün de Hamidiye Alayları'nın desteği ile yürütülmüştür.

ALEVİLERİ DE KATLETTİLER

Hamidiye Alayları bölgedeki Sünni Kürtlerden oluşturulmuştu. Belgeleri inceleyen Kemal Süphandağ kitabında bunu açıkça belirtiyor: 'Ezidi (Yezidi), Alevi, Şii ve Dürziler müracaatlarına rağmen kabul edilmemişlerdir. (Sayfa: 71)'

Alevi aşiretleri, silahlanarak bu saldırılara direnmeye çalıştılar. Vartolu dedelerden olan Mehmet Şerif Fırat; bu alayların kendilerine yaptıkları zulmü acı acı anlatmaktadır (Bak: Doğu İlleri ve Varto Tarihi). Bu katliamlardan birisinde yaşanan trajediyi, Vartolu Alevilerden eski CHP Milletvekili Tekin İleri Dikmen, yazar Şakir Keçeli'ye şöyle anlatmış: 'Hamidiciler; bizim atalarımızı kuşatmışlar; silahlı çatışma başlamış. Bizimkiler, bir yarma hareketiyle canlarını kurtarmak istiyorlar. Fakat yanlarında bir kadın var; o dağ başlarında kendilerine engel olacak. Obada da bırakamıyorlar. Bıraksalar, gelen alay çapulcuları kadına tecavüz edecekler. Bu açmazdan kurtulmak için kadın, 'Beni onlara bırakmayın, öldürün; siz de canınızı kurtarın!' der. Ve öyle de yaparlar.'

NEDEN KIZDILAR?

Geçen hafta yayımlanan Kürt Alevi Yoktur konulu yazım; bazı Alevicileri ve DTP'lileri kızdırmış bulunuyor. Bunlar; işte böyledir. Bilgi ve belge karşısında çaresiz kalınca sizi hemen 'şovenist, faşist, gerici' diye suçlarlar. Bana kızan DTP'lilere soruyorum: 500 yıl boyunca bölgenizdeki Alevileri katletmediniz mi? Bunun için Osmanlı'nın emrine girmediniz mi?

İşte size yeni bir belge daha: Yıl 1587. Osmanlı Padişahı 3. Murat, Doğu ve Güneydoğu'daki 38 Kürt beyine şöyle bir ferman (emir) yolluyor:

'... emrinizde bulunan Kürt askerleriyle kusursuz ve eksiksiz bir cenge hazır olasınız. Tebriz'de bulunan vezirim Cafer Paşa'dan haber gelir gelmez acele edip ona katılasınız. Kürt emirleri, şimdiye kadar Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allah yolunda gaza ve cihad edegelmişlerdir. (...)İnşallah benim için yaptığınız hizmetler zayi olmayacaktır. (...) Din uğruna çalışıp Kürt emirlikleri arasında faydalı ve ünlü olasınız.' (Kaynak: Kürtleşen Türkler; s. 120)

İşte benim söylediklerimi Osmanlı padişahı da tasdik ediyor: Kürtler, Kızılbaşlara (yani Alevilere) kılıç sallamayı kafirlere karşı savaşmak görmüşlerdir....

Su TV adlı Alevici bir kanalda, bu yazım üzerine aleyhimde atıp tutmuşlar. Muhataba söz hakkı bile vermeyen bu zihniyet bir de demokrat geçinmez mi... Devam etsinler. Ben de belgeleri konuşturmaya devam edeceğim.



* * *


Alevi Bektaşi Federasyonu diye Alevilikle ilgisi bulunmayanların kurduğu bir dernekte sekreter yapılan birisi de Kürt Alevi Yoktur yazıma sinirlenip bana, 'Köşe yazarı bu işe karışmamalı!' diye göndermede bulunuyor. Belli ki dün mektebe gidip bugün kendini üstat sanan bu zat da bilgiden, belgeden hoşlanmıyor. O ve benzerleri bilmeliler ki ben köşe yazarı olmadan önce yazar idim. 10 kitabım ve 2 ödülüm; düzinelerce makalem bulunuyor.

Ziya Paşa merhum, 'Rencide olur dide-i huffaş ziyadan' diyor.

Ne yapalım, onlar rahatsız oluyor diye tarihin üstündeki karanlık örtüyü kaldırmayalım mı?

Ermeni Prens'e göre Türkler

Bugün; önemli bir belge daha sunuyoruz. Bu belge, düşünür Karl Marx'ın Doğu Sorunu adıyla dilimize çevrilmiş eserinde bulunuyor.

İngiltere'de yaşayan Ermeni Prensi Leo; Rusya ile Osmanlı Devleti arasında çıkan Kırım Savaşı öncesinde Türkiye'de yaşayan Ermenilere şöyle bir çağrıda bulunuyor.

'Tanrının inayetiyle Ermenistan Prensi olan Leo'dan Türkiye'deki Ermenilere!

Sevgili kardeşlerim, sadık yurttaşlarım!..

İstediğimiz ve yürekten arzumuz, kanınızın son damlasına kadar ülkenizi (Osmanlı Devleti'ni, yani Türkiye'yi) ve Sultanı (O zamanki Osmanlı Sultanı Abdülmecit'i), Kuzey'in zalimine (Rusya'ya) karşı savunmanızdır.

Anımsayın kardeşlerim! Türkiye'de Rus kamçısı yoktur; burun deliklerinizi yırtmazlar; kadınlarınız gizlice ya da halkın gözleri önünde kamçılanmaz. Sultanın hükümranlığı altında insanlık vardır; buna karşılık Kuzey'in o zaliminin hükümranlığı altında ise sadece gaddarlık vardır. Bu nedenle kendinizi Tanrının gösterdiği yola sokun ve ülkenizin özgürlüğü ve şimdiki hükümdarınız için kahramanca savaşın. Engeller kurmak için evinizi yıkın, silahınız yoksa masa ve sandalyenizi parçalayın ve kendinizi onunla savunun. Zafer yolunda kılavunuz yüce Tanrı olsun. Benim için tek mutluluk, sizin aranızda, sizin ülkenize ve dininize zulmedene karşı savaşmaktır. Tanrının, sultanın kalbine, benim isteğimi onaylaması ilhamını vermesini dilerim. Çünkü onun hükümranlığı altında dinimiz saf biçimde kalırken, Kuzey'in zaliminin hükümranlığı altında değiştirilecektir. Kardeşlerim, en azından anımsayın ki, şu anda sizlere seslenen kişinin damarlarında dolaşan kan, 20 kralın kanıdır; o kan, kahramanların -Lusignan'ların- ve imanımızı savunanların kanıdır; ve biz size, 'Dinimizi ve onun saf biçimini, kanımızın son damlasına kadar savunalım' diyoruz.'

Görüldüğü üzere, Hamidiye Alayları'ndan 40 yıl önce Ermeniler, Türklere övgü dizmektedir. Peki Ermenilere böyle dost bir millet, soykırımcı olabilir mi?

Ziya Gökalp anlatıyor

Büyük Türk düşünürü Kürt kökenli Ziya Gökalp, Hamidiye Alayları'nın Diyarbakır çevresinde yaptığı zulmü Şaki İbrahim Destanı'nda anlatmıştır. Bu uzun şiirin bazı bölümlerini veriyoruz:

Şakir Paşa Rusya'da kalmıştı

Kazakları görüp ibret almıştı

Düşmüş idi Kürt alayı fikrine


* * *


Behro Ağa iki alay yazarak

Padişah'tan aldı ferman ve bayrak

Hain KANCO oldu ana sancaktar


* * *


Berarzi'yi Aneze'yi dağıttı

Seller gibi Şamar kanı akıttı

Mızrak dikti Karakeçi yurduna


* * *


Rütbeleri alınarak Behro'nun

Muhtac oldu yardımına KANCO'nun

Yezidilerin imdadına sığındı

(Kurulan alayların yaptığı zulmü anlatan Ziya Gökalp, ilginç bir bilgi de veriyor. Kanco, bugün DTP Lideri olan Ahmet Türk'ün büyük dedesidir. Ahmet Türk, Kanco Köşkü anlamına gelen Mardin civarındaki Kasr-ı Kanco'da oturmaktadır. Şiir gösteriyor ki Hamidiye Alayları'nda görev yapanlardan birisi de bunlardır. Şimdi ise Ahmet Türk ve diğerleri temize çıkmış; Türkler soykırımcı ilan edilmiştir. )


Konu Dede-baba tarafından (15.07.2019 Saat 07:40 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:06.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica