Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 06.12.2018, 05:05   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 460
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Hz.Muhammed’in Hazin Cenaze Töreni

TECAVUZCU HZ. MUHAMMED, KUCUK YASTAKI KIZLARA ZORLA TECAVUZ EDERSE, ONLAR TARAFINDAN ZEHIRLENIP HAK ETTIGI YERE GONDERILMESI DE HAK ETTIGI OLUM SEKLIDIR.

Hani bir söz vardır “Korkunun ecele vaydası yoktur” derler. Muhammed ölmemek için vede öldürülmemek için çabalasada sonunda oda her insan gibi ölümden kurtulamamıştır. Günümüzde İslami kesimde tanınmış ve lider konumda olan Cemaat liderlerinin, Tarikat şeyhlerinin şaşaalı cenaze namazları hepimizin dikkatini çekmiştir. Ülkemizde islamcıların lider Erbakan’nın cenaze törenindeki kalabalığı hatırlıyorsunuzdur, Ülkemizdeki tarikat şeyhlerinin ve cemaat liderlerinin törenleri de aynı şekilde görkemli olmaktadır.

Müslümanlar veda hutbesini ballandıra ballandıra anlatırlar ogünlerin Arabistanın’da yaşadığı tahmin edilen nüfusun enaz yarısının yani 124 bin insanın veda hutbesini dinlediği anlatılır. Doğal olarak peygamberin cenazesinin de görkemli olması beklenir. Peki ya siz hiç müslümanların gözünde kainatın efendisi olan Muhammed’in cenazesinden bahsedildiğini duydunuz mu? Elbetteki hayır, Tv’lerde gözyaşlarıyla menkıbeler anlatan, naatlar düzenler peygamberin cenazesinden hiç söz etmezler. Neden acaba? Yoksa o cenazeyi kainatın efendisine yakıştırmıyorlar mı? O döneme göre milyonlar diyemesek de yüzbinlerin katıldığı bir tören olmalıydı değil mi? Doğumuna mucizeler üretilen peygamberin ölümü ve cenazesi neden konuşulmaz ballandıra ballandıra mahşeri kalabalık hikayeleri anlatılmaz hiç düşündünüz mü?

İslam Tarihinde Hz.Muhammed’in hicretin 11. yılında Rebiülevvel’in 12’sinde pazartesi günü, miladi takvime göre 8 Haziran 632 tarihinde akşam üzeri vefat ettiği rivayet edilir. Günlerce süren hastalığının ne olduğu kesin olarak bilinmez. Kimilerine göre hummadır, kimilerine göre sırtındaki urdur, kimilerine göre yüksek tansiyondur, kimileri ise yıllar öncesi ağzına atıp çıkardığı kuvvetli bir zehire sahip koyun etinin etkisidir. En çok humma üzerinde durulur. Uzun süredir hasta olmasına rağmen bu beklenen bir ölüm değildir müslümanlar arasında. Nitekim ölüm haberini duyan Ömer’in buna inanmayıp kılıcını çekerek “Kim Muhammed öldü derse başını vururum” diye haykırdığı söylenir. Ama haberin doğruluğu ortaya çıkınca sinirler gevşer, sakinleşilir. Bu sakinleşmede Ebubekir’in “Her kim Muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki Muhammed ölmüştür. Her kim Allah’a tapınıyorsa bilsin ki Allah ölümsüzdür ve ebedidir. Her nefis ölümün tadını tadacaktır. Muhammed de bir insan olarak ölmüştür. Bunu kabul edelim ve sakin olalım” anlamında yaptığı konuşmanın etkili olduğu rivayet edilir.

Muhammed, Ayşe’nin odasında ölmüştür ve defin hazırlıkları da orada yapılmaya başlar. Üstelik defin hazırlıkları yapılırken Muhammedin 23 yılda yazdığı kuranın bazı sayfaları keçiye bile kaptırılır. Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönündedir. (İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor, İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı, Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası)

Muhammed onun odasında öldüğü halde Ayşe’nin şu sözü söylemesi çok ilginç: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı.” diyor. (Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri, İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396, İbni Sad, Tabakat: 2/401.)

Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Ayşe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor? Ölen kişi hem eşi hemde peygamberi değil mi? Bu durumu islamcıların ağlaya ağlaya menkıbeler anlattıkları, her seferinde validemiz diye andıkları, örnek Müslüman ve peygambere gönülden bağlı örnek eş gösterilen birine uyan bir davranış mı?

Ünlü İslam tarihçisi Taberi olayı; “İslamiyetle daha çok bütünleşmiş olanlardan bir bölümü (daha saf görünenler, Ali, Abbas, Evs, Usame gibileri) Peygamberin cenazesi ile meşgulken diğer bir bölümü (Ebu Bekir, Ömer, Sad b. Ubade, Ebu Ubeyde, Abdurrahman b. Avf, ibni Hişam gibileri) ise cesedi bırakıp Saide oğullarının çardağında (Sakiyfe) yeni halifenin kim olacağına ilişkin tartışma ve pazarlık içindeydiler” şeklinde aktarıyor.

Evde cenaze hazırlıkları yapılırken, dışarıda bekleşen müslümanlara bir haber gelir. Ensar’ın ileri gelenleri Beni Saide gölgeliği denilen çardakta toplanmışlardır ve diğer müslümanları da oraya çağırmaktadır. Başta Ebubekir, Ömer ve Osman olmak üzere herkes toplantıya koşar. Sadece Ali, Abbas, evs ve Usame cenazeyi terketmez. Toplantının konusu, Muhammed öldüğüne göre yerine
kimin geçeceğidir. Üstüne toz kondurulmayan, övgülerle göklere çıkarılan Ömer ve Ebubekir’in cenaze töreninin bitmesine dahi sabredemeden taht hesabına girmeleri ne kadar düşündürücü! Bunların yaptığı şimdi dünya hesabı mı yoksa ahiret hesabı mı? Peygamberin ölümü ve cenazesi mi önemli halife olmak mı? Hani nerede yas tutmak, mahşeri kalabalık? Bundan daha büyük bir
vefasızlık olur mu?

Muhammed’in Toprağa Verilişi ve Cenaze Törenine Katılanlar.

“Resulullah’ın (s.a.a) tertemiz ve mukaddes cenazesini yıkayan Abbas, Ali b. Ebu Talib, Fazl b. Abbas ve Resulullah’ın (s.a.a) azat ettiği kölesi Salih, Hz. Peygamber’i toprağa verdiler. Sahabîler, Resulullah’ın (s.a.a) cenazesini ailesiyle baş başa bıraktılar. Hz. Peygamber’in gusül, kefen ve defin işiyle bu birkaç kişi uğraştı.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.70 ve buna yakın bir ifadeyle el-Bed’u ve’t-Tarih kitabında geçer; Kenzü’l-Ummal, c.4, s.54 ve 60.)

“Resulullah (s.a.s) toprağa verilirken yanında yakınlarından başka kimse yoktu. Ganem Oğulları, evlerinde dinlenirken kürek seslerini duydular.” (Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.78.)

“Başka bir rivayete göre, Ali, Abbas Oğulları’ndan Fazl ve Kasım ile Resulullah’ın (s.a.a) Şekra adında azat ettiği kölesi ve bir rivayete göre de Usame b. Zeyd’le birlikte cenaze işiyle uğraştı.” (Ikdu’l-Ferid, c.3, s.61; Zehebî’nin Tarih’inde c.1, s.321, 324 ve 326’da) “Usame’ninde bulunduğu rivayet edilmiştir. Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe ve Ömer ibni Hattab Peygamber efendimizin defninde bulunmamışlardı.” (Kenz’ul Ummal c3 s140)

Aişe derki: ”Biz Hz Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk.” (İbni Hişam c4 s342, Tabari c2 s452,485, ibni Kesir c5 s270)

Aişe’den gelen diğer bir rivayette “Biz Resulullah’ın nereye defnedildiğinden haberdar değildik. Ancak kürek seslerini duyunca defnedilmekte olduğunu anladık” demektedir. (Ahmed b.Hanbel Müsned’de c6 s242 ve 274)

İslamcıların masal kahramanı gibi anlattıkları ve yere göğe sığdıramadıkları Muhammed’in cenazesi yukarda anlatıldığı gibi sönük sadece yakın akrabalarının katıldığı ve iktidar mücadeleleri içinde geçmiş, hatta cesedi ancak üçüncü gün kokmaya yüz tutarken gömülebilmiştir. Bumudur alemlerin efendisine hürmet ve bağlılık? İslam tarihinin tanıklığı göstermektedir ki Muhammed yaşadığı
dönemde öyle hayranlık ve gönülden bağlılık duyulan biri değilmiş, çevresinin ancak korku ve çıkar uğruna inanmış görünen kişilerle dolu olduğunu cenazesinden rahatlıkla anlayabiliriz. Bunlar yetmezmiş gibi birde Ebubekir halife seçildikten sonra biat ve miras çekişmelerinin başladığı islam tarihinde açık açık anlatılmaktadır.

Çok büyük geliri olan Fedek hurmalığı arazisinden pay isteyen Fatma’nın talebi reddedilir. Daha sonra biat vermemiş olan Ali üzerinde baskı kurulur. Ebu Bekir halktan biat aldıktan sonra Ali ibni Ebu Talib ve yandaşlarındandan biat almak istemiş fakat Ali ibni Ebu Talib biat etmemiştir. Bu yüzdende Ebu Bekir Ömer’le birlikte bir gurup sahabeyi Ali ibni Ebu Talib’den biat almaları için evine göndermiştir. Bu grubun içinde Ömer, Kunfuz, Halid b.Velid, Ebu Ubeyde b.Cerrah vardır. Oraya vardıklarında Ömer şöyle seslendi: ”Dışarı çıkın! Çıkmadığınız taktirde evinizi yakacağım.” Sonra da Fatıma-tüz Zehra’nın evinin kapısının önüne odun yığmaya başlamıştır. (Evi ateşe vermeden önce) Fatıma-tüz Zehra Ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde , Ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açmış ve Fatıma-tüz Zehra’yı kapıyla duvar arasına sıkıştırmış, tam bu esnada 6 aylık yavrusu ve Peygamber’imizin ismini koyduğu Muhsin adlı bebeğini düşürmüş ve kapının arkasındaki çivi gövdesine saplanmıştır. Fatıma-tüz Zehra ise acı dolu bir sesle haykırmış:

”Ey Allah’ın Peygamber’i! Ey babam! Gör ki senden sonra ibni Hattap ile ibni Kuhafe başımıza neler getirdiler” demiştir. Bu olayı birçok Ehl-i Sünnet alimi uzun kısa farklılıklarla anlatmışlardır. (Şerh-i Nehcül Belağa İbni Ebil Hadid c2,Tarihi Yakubi c2 c1 el ikd’ul Ferid c2 Tarihi Taberi c3,Tarihi Ebu’l Fida c1,E’lem’un Nisa c3,Kenz’ul Ummal c3 s129,Tarih-i ibni Esir c23 s124.)

Bu olayların Sii-Sünni bölünmesinin başlangıcı olduğu söylenebilir. Özetle islamda bölünmeler, iç çekişmeler, suikastler daha islamın ilk çıktığı anlarda başlamış; Muhammed sağken kendisi iktidarı ele geçirmek ve elde tutabilmek için suikastler, katliamlar, baskınlar vede yağmalar yapmış, ölümünden sonrada ardılları aynı yollarla gerçekte çıkar için görünüşte ise din uğruna aynı uygulamalara devam etmişlerdir. Başta peygamber olmak üzere tüm halifeler eceliyle ölemediler, ya zehirlendiler, yada suikaste kurban gittiler. Buna ancak çıkar çatışması denebilir.Bu arada unutmadan belirtelim. Ebubekir ve Ömer hazretleri peygamberin cenazesine katılmamıştır ama peygamberle aynı mezarı paylaşmışlardır. Aynı yerde yattıkları ileri sürülür.


Konu Raya Haq tarafından (06.12.2018 Saat 23:23 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.12.2018, 23:08   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 460
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hz. Muhammed kendi olum fermanini kendisi yazdi desek yalan olmaz.
Kucuk yastaki kiz cocuklarina tecavuz eden bu Cinsi Sapik ve Uckuruna Duskun Insanin Olumu normal bir olum beklenmesi, Ayni zamanda Bir Dinin Lideri olarak gerektigi gibi cenazesinin kaldirilmamasi da bunun en guzel kanitidir...

Insan Hakki (Kul Hakki) Agirdir, Hesabi aheste Aheste sorulur misali, Yaptigi Tecavuzlerin, Iskenclerin, Katliamlarin ve Haksizliklarin hesabini, Kendi Esleri tarafindan Zehirlenerek Oldurulmesi... Hak Ettigi Olum Seklidir...

Hz. Muhammed’in ölüm nedeni şu hadiste aranmalıdır demek, yerinde bir ifade. Kitabın ana teması, aslında bu bölümdür. Kalan kısımlar birer teferruattır, tabii ki onlar da önemli; ancak burası çok farklı. Bir şey anlatmadan hemen konunun başında yorum yapmak doğru değildir. Vurgulamak istediğim, Hz. Muhammed’in ölüm gerçeği bu başlıkta aranmalıdır.

Buhari’nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim’de ve başka da birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Hz. Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca bakıyor ki ona ağız yoluyla ilaç içiriyorlar. Bunu görünce çok kızıyor ve “Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı? Neden bana ilaç içirdiniz? Hepiniz bu ilaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur” diyor. Bazı rivayetlere göre, Muhammed bu ilaç meselesini fark edince onlara soruyor, kim yaptı diye? Onlar da amcan Abbas yaptı yanıtını verince kendisi, içinizde zaten tek sağlam kişi amcamdır diyor. Bu rivayet çok yaygın; ancak İbn’ül Cevzi’nin aktardığı cümleler daha da ilginç: Hz. Muhammed bu arada eliyle Habeşistan’a işaret ederek, bu ilaç içirme yöntemi Habeşli kadınların işidir diyor. Demek ki onlar bu yöntemle insanları zehirlemekle meşhurmuş ki böyle söylüyor. (57)

Zaten bu konuda hem Buhari, hem de Müslim bağımsız bir bölüm açmışlar: Ledud bölümü. Ve her iki kaynağın sarihleri de, “’Ledud’, hastanın istemediği halde, rızası dışında kendisine verilen ilaç demektir.” tanımını da yapmışlardır. Hatta İbni Sad gibi bazı tarihçiler, Muhammed onlara, “Neden sizi uyardığım halde bana bunu yaptınız, üstelik ben oruçluydum.” demiş.

Hz. Muhammed’in o ağır hastalık haliyle oruç tutması bir kere inandırıcı değil. Ancak belki ona ilaç içireceklerini tahmin ettiği, bunu onlardan beklediği ve sezdiği için böyle bir taktiğe başvurmuş olabilir: “Bakın ben niyetliyim, sakın ola bana bir şey vermeyin.” demek istemiştir. Ama buna rağmen onu dinlememişlerdir.

İbni Sad gibi bazı İslam tarihçileri bu konuda net süre de veriyorlar. Pazar günü ona ilaç içiriyorlar, ondan sonra çok ağırlaşıyor ve pazartesi günü, yani bir gün sonra vefat ediyor. Çok ağırlaştığını duyup da yanına gelen Üsame b. Zeyd, “Geldiğimde bana bakıyordu; ancak artık konuşamıyordu.” diyor. (58)

Hadisten, orada bulunanlar içinde yalnız amcasına güvendiği kesin. Kalanlar zaten eşleri Ayşe ve Hafsa (ki zaten hasta iken Ayşe’nin evinde kalıyordu). Çok açık ki onlara güvenmemiş. Çünkü onun ihtiyaç duyup böylesine bir uyarıda bulunması, sakın benden habersiz bana ilaç içirmeyin demesi, aslında birçok şey ifade ediyor. Demek ki kuşku duyduğu bazı emareler daha önce yaşanmış ki, onlara güvenmiyor. O nedenle kendilerini ilaç içirmeme konusunda uyarıyor.

Gerçi burada Ayşe’nin yaptığı bir savunma da var. Şunu diyor: Aslında bizim yaptığımız bir şey yok; ancak Muhammed ilaçtan korktuğu için kızıyor. (59) Herhalde Ayşe bu kadarını da becerebilir; hemen kalkıp “ben yaptım” diyecek hali yok ya. Bir de benzer şüphe içerikli hadisleri hep Ayşe anlatıyor, neden diğer eşleri de bu anlatımlarda yok, neden bunlar hep Ayşe’ye dayalı? Bu durum Ayşe’nin aktif olarak bu planların içinde olduğunu gösteriyor.

İlginçtir ki bu hadisleri açıklayan, bunlar üzerinde şerh yapan kişiler, eften püften noktalar üzerinde durmuşlar. Mesela buna bakarak, acaba hastaya, isteği dışında ilaç verilir mi gibi şeyler. Kimse, acaba Ayşe-Hafsa aracılığıyla böyle bir planın uygulanması mümkün mü, siyasi bir komplo ihtimali var mı diye bu konuda kafa yormamış veya bilerek değinmek istememiş.

Ayşe, “Hayatımda Muhammed’in ateşi ve ağrısı kadar şiddetli bir ağrı-ateş görmedim” diyor. (60) Muhammed kendi ateşi hakkında, “Bana yedi kuyudan su getirin, kullanayım da belki biraz serinlenirim; ama ateşimin düşüreceğini hiç sanmıyorum.” diyordu. (61)

Burada yineliyorum: Üç yıl önce yediği zehirli bir yemekten dolayı aniden bu kadar aşırı derecede ateş ve ağrı olur mu, bunu, ilgili dalın uzmanlarından sormak lazım. Belki tekrar olur ama bir kere Yahudi bir kadının ona zehirli bir yemek ikram etmesi ve onun da yemesi meşhurdur, buna kimsenin itirazı yok. Çünkü bu konuda kanıtlar güçlü ve hayli fazla. (62) Yalnız gerçekten üç yıl önce ve o günkü şartlarda zehirli bir yemek bu kadar zaman sonra kendini gösterir mi, bunu bilemiyorum.

Bir de şu çok önemli; ister o zehirli etin etkisi olsun, ister olmasın; burada farklı bir komplo, farklı bir cinayet nedeni söz konusu: Ömer ve Ebubekir’in, kızları aracılığıyla Muhammed’i öldürdükleri iddiası var ortada. O nedenle, eski zehirli ilacı bunun dışında tutmak lazım: O konu ayrı, buradaki konu apayrıdır.

Her ne kadar hadiste, hepiniz teker teker bu ilaçtan içersiniz deniliyorsa da, bir kere o an artık bunun pratik olarak uygulanması mümkün değildir. Çünkü Hz. Muhammed ölüm döşeğinde ve o yataktan da artık bir daha kalkamıyor, vefat ediyor. Bir de şu da mümkün: Olayın izini kaybettirmek için, Ayşe tarafından böyle bir ifade bilerek uydurulmuş olabilir ki “Efendim tehlikeli bir ilaç olsaydı, onlar içtiğinde kendileri de ölmüş olacaktı. Dolayısıyla ona içirilen ölümcül bir madde değilmiş…” densin, gibi bir savunma amacı söz konusu olabilir. Bir kere Buhari ve Müslim’de geçen hadislerde, “O ilaçtan Ayşe ve Hafsa da içtiler.” açıklaması yok. Buhari bu hadisi birkaç yere almış, hiçbirinde “içtiler” ifadesini almamış. Müslim de içtiler demiyor. Şayet alsalar da önemi yok. Çünkü bu gibi kelimelerin eklenmesi şüphe uyandırmak içindir, bunlar bilerek hadis metnine eklenmiştir ve asılsızdır.

Bir kere Hz. Muhammed’in o ilaç için bu kadar sert reaksiyon göstermesi kafaları karıştırıyor: Demek ki bildiği bir şey varmış.

Bir de Buhari’de geçen ve Ayşe’ye dayanan şöyle bir hadis var: “Muhammed ölüm döşeğinde iken dedi ki, Hayber’de yediğim o zehirli yemekten artık takatim kalmadı, beni şah damarından vurdu.” Ama aynı Buhari, İbni Masut’tan rivayet ederek o zehirli etin mucize yoluyla konuştuğunu ve Muhammed’in o etten yemediğini de yazı yor. (63) Olayın izini kaybettirmek için Ayşe hep farklı ölüm nedenleri uydurmuş. Örneğin Ebu Ya’li’nin Ayşe’den aktardığı şöyle bir hadis de var: Ayşe, “Muhammed, Zatü’I cenb denilen normal bir hastalıktan vefat etti.” diyor. Bu hadisi, zaten hadis uzmanları da kabul etmemişlerdir. (64) Tabii ki Muhammed’in vahiy yoluyla o ette zehir olduğunu bilmesi gibi rivayetler asılsız. Bir kere realist olmak lazımdır. Peki madem haberdar oldu, o zaman o ölen insanları ne yapacağız: Niye yediler ve sonunda öldüler?

Bu konuda iyi sonuç almak için hem var olan tüm bilgileri bir araya getirmek, hem de Ömer’le Ayşe’yi çok iyi tanımak lazım. Kısacası, halk arasında bilinen Ömer’le Ayşe, gerçek Ömer’le Ayşe değillerdir. Bunlar hakkında bilinmeyenleri anlatacağım zaten.

Evet, bu ilaç içirme olayıyla ilgili hadisle giriş yaptıktan sonra, şimdi de doğrudan ilişkisi olan Kur’an ayetlerine geçeyim.

B) Cinayetin Kanıtı “Tahrim Suresi”nde Saklıdır

Gerçekten bu surede olup bitenler üzerinde dikkatle durulursa Hz. Muhammed’in büyük bir sıkıntı çektiği ve sonunda bedelini bedeniyle ödediği ortaya çıkıyor. Önyargılı olarak hemen birilerini katil diye ilan etmek gibi bir niyetim yok; ancak var olan kanıtlar bunu gösteriyor, tabii ki aklın hakemliği de önemli. Az sonra sunacağım ayetlerin hem anlamları insana bir fikir veriyor, hem de Kur’an yorumcularının bu ayetlerle ilgili açıklamaları dikkat çekicidir.

İlkin, ilgili ayetlerin anlamını vereyim:

1- Hani peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ancak eşi o sözü (başkasına) haber verince Allah da bunu peygambere bildirmiş, peygamber bunun bir kısmını (ona) açıklamış, bir kısmından da vazgeçmişti. (65)

2- “Eğer siz ikiniz (Peygamber eşleri) Allah’a tövbe ederseniz, ne iyi. Çünkü kalpleriniz kaydı. Eğer Peygamber’e karşı birbirinize arka çıkarsanız bilin ki Allah onun yardımcısıdır, Cebrail de, Salih mü’minler de (onun yardımcılarıdır). Bunlardan başka melekler de ona arka çıkarlar.” (66)

3- “Eğer o sizi boşarsa Rabbi ona, sizden daha hayırlı, Müslüman, inanan, sebatla itaat eden, tövbe eden, ibadet eden, oruç tutan, dul ve bakire eşler verebilir.” (67)

4- “Allah, inkâr edenlere Nuh’un karısı ile Lût’un karısını örnek gösterdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki Salih kişinin nikâhları altında bulunuyorlardı. Derken onlara hainlik ettiler de kocaları, Allah’ın azabından hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara, ‘Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin!’ denildi.” (68)

5- “Allah, iman edenlere ise, Firavun’un karısını örnek gösterdi. Hani o, “Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun’dan ve onun yaptığı işlerden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar!” demişti.” (69)

6- “Allah, bir de iffetini sapasağlam koruyan ve bizim de kendisine ruhumuzdan üflediğimiz, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını doğrulayan İmran kızı Meryem’i de (inananlara) örnek gösterdi. O itaat edenlerdendi.” (70)

Aslında bu Tahrim suresinin ilk üç ayeti de aynı hadiseyle ilgilidir; ancak olayın anlaşılabilmesi için bunlar yeterli.

Biraz önce, “aslında ayetler tek başına bile konuya ilişkin bir şeyler çağrıştırıyor” demiştim. Gerçekten açıklama yapılmazsa da insan bu ayetlerin anlamına bakınca bir şeyler seziyor. Ama tam anlaşılabilmesi için detaylı bilgiye gerek var; yoksa var biçimiyle pek anlaşılmaz.

Ayetlerde peygamberin, eşlerinden birine gizli bir şey söylediği ve ona, bunu gizli tutacaksın dediği sözü çok açık. Yine burada Muhammed’in iki eşinden söz ediliyor ve onlar tövbeye davet ediliyorlar. Bir de onların kalplerinin kaydığı, Muhammed’e karşı birbirlerine destek oldukları, bu konuda birlikte çalıştıkları açık olarak vurgulanıyor ve üstelik de Tanrı tarafından tehdit ediliyorlar/uyarılıyorlar: Eğer peygambere karşı olmaya ve bu konuda birbirinize destek vermeye devam ederseniz, ilkin ben Allah başta olmak üzere, Cebrail, iyi insanlar ve diğer melekler de (topyekûn) Muhammed’e yardım ederiz deniliyor. Burada iki kadının yaptıklarına karşı, Tann’nın tek başına değil de; Cebrail, insanlar ve diğer melekleri de yanına alarak onlara karşı cephe alması ilginç! Konumuz bu değil; ben sadece Tanrı’nın bu yaklaşımını hatırlatmak istedim!

Gelgelelim; bu sure Medine döneminin son 9-10 yılında (71) gelmiş (oluşturulmuş) ki, o zaman Muhammed 61-62 yaşlarındaydı ve 63 yaşında da vefat ediyor. Hele Tanrı’nın, Muhammed’in bu yaşından sonra, siz Muhammed’i rahatsız etmeye devam ederseniz ben her bakımdan sizden daha iyi olan kızlar, dul kadınlar ona verebilirim demesi, gerçekten ilginç. Zaman zaman konular arasında benzer tuhaf şeyler ortaya çıkınca, kısa bir vurgu yapmak zorunda kalırım! Çünkü konu dışına çıkmak, konuyu dağıtmak âdetim değil.

Başta tefsirler olmak üzere, diğer İslami kaynaklardan da yararlanarak ayetleri biraz daha açayım.

Ben şahsen daha önce bu ayetlerle ilgili var olan dokümanları, yorumları okuyunca, sanki bu ayetler Muhammed’le eşleri arasında meydana gelen çok basit bir aile ilişkisini anlatıyormuş gibi inanıyordum. Hani bir söz var: Bakmak ve görmek. Evet; ben de bakıp okuyordum; ama diğer Kur’an yorumcuları gibi hakikati görmüyordum. Şartlanma böyledir işte: Sahibini kafese koyar, onu bağlar, gözlerini açtırmaz.

Anılan ayetler hakkında, tefsirlerde ve diğer ilgili kaynaklarda özetle şunlar anlatılıyor.

Efendim bilmem Muhammed hangi hanımının yanında bal yerken-bal şerbeti içerken, Ayşe-Hafsa bunu kıskanmışlar, bu yüzden Muhammed’e film çevirmişler veya bir gün Muhammed Hafsa’ya, bugün babanın (Ömer’in) evine gidebilirsin demiş, kadın da gitmiş. O gittikten sonra Muhammed de eşlerinden (cariye statüsündeki) Maryayı yanına alıp Hafsa’nın odasına gitmişler ve Hafsa’nın yatağında sevişmeye başlamışlar, tabii ki Hafsa da akıllı, Muhammed’in onu sebepsiz yere gönderdiğini anlamış. Dolayısıyla yarı yoldan dönüp geri gelmiş. Odasının kapısını açınca onları sevişirken yakalamış.

Bu manzara onun zoruna gitmiş; sonuçta Muhammed’e çok sert tepki göstermiş (Zira arkasında babası Ömer vardı, kadın ona karşı bunu yapabilirdi; sahipsiz değildi). Hafsa daha sonra bu olup bitenleri kuması Ayşe’ye anlatmış. Sonuçta ikisiyle Muhammed’in arası açılmış ve böylece iş kontrolden çıkınca da Tanrı bu ayetlerle müdahalede bulunmuş gibi bir hikâye, hatta masal anlatılıyor.

Hele çoğu Kur’an yorumcusu/tefsir sahibi ve bu konuyu kaleme alan İslam düşünürleri bu hikâyeleri anlatırken, o kadar zevkle ve sanki gayet normal bir şeymiş gibi anlatmışlar ki, insan hayretler içinde kalıyor. Evet, anlatılanlar bu gibi hikâyelerdir.

Ben burada küçük bir soru sorup, konuya devam edeceğim: Hani derler ki, Muhammed geçmişi, geleceği, her şeyi biliyormuş. Madem öyle, peki Hafsa’nın geri döneceğini neden bilememiş! Nerede kaldı onun peygamberliği (Din mantığına göre!) Bir de kadına böyle oyun kurması, tabir caizse hileli yolla onu göndermesi kendisine yakışır mı?

Şu olmuş olabilir ve gayet doğaldır da: Muhammed 60 yaşlarında, o kadınların dedesi durumundaydı ve ayrıca onun birçok kadını daha vardı, tabii ki haklı olarak bu konuda sıkıntılar yaşanmıştır. Ama çok büyük bir Tanrı diye nitelendirdiği yaratıcısını getirip bir aile barışı-ilişkisi konusunda kullanması, bakın ha Muhammed’i rahatsız ederseniz sizin iflahınızı keserim gibi ifadeleri ona mal etmesi, çok sığ bir yakıştırma: Ayetlerde oluşturulan bu hoş olmayan kompozisyon Tanrı’ya mal edilemez!

c) Hz. Ayşe Cenazeye Katılmıyor

Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönünde. (72)

Hele Ayşe’nin şu sözü enteresan: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı” diyor. Bunu aktaranlar arasında mezhep lideri var, önemli tarihçi ve Kur’an yorumcuları var; yani böyle kenardan söylenen bir söz değil. (73)

Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı? Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Ayşe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor?

Burada şu sözler söylenebilir: Efendim Ayşe bir kadın; dolayısıyla dışarı çıkması, erkekler arasında bulunması dinen uygun değildi, onun için haberi olmamıştır… Oysa cenaze onun evindeydi, madem defin söz konusu değildi ve sorun da yoktu, o zaman cenazeyi nereye, niçin götürdüler? Ayrıca Ayşe hayatında birçok siyasi hareketler içinde bulunmuş, Cemel Vak’ası gibi meşhur tarihi olaylarda yer almış bir kişiliktir; onlar caizdi de bu son uğurlamada eşinin cenazesinin başında bulunması mı yasaktı! Kaldı ki Ayşe için böyle bir yasak söz konusu değildi. Nitekim Hz. Fatma babasının mezarı başında hem ağlıyor, hem halkla konuşuyor, hem de babası üzerine şiirler oku yordu. (74)

Yeri gelince anlatacağım, halife Osman defnedilirken hanımı geceleyin mezarı başında mum tutup çalışanlara yardımcı oluyordu. Yine Ebubekir ölürken, eşlerinden Esma onun cenazesini yıkıyordu. Dolayısıyla Ayşe en azından çarşaf giyer, bu şekilde izleyebilirdi.

d) Ayşe ve Hafsa İkilisinin “Tahrim Suresi”yle ilişkisi

Ayetlerde bu iki kadının adı geçmiyor. Ama tabii ki hitabın Muhammed’in eşlerine olduğu kesin. Peki, hangi eşleri, nasıl biliyoruz?

Bu konuda binlerce kaynak var ki bu iki isim Ebubekir’in kızı Ayşe ve Ömer’in kızı Hafsa. İkisi de Muhammed’in eşleri. Burada kısa bir hatırlatma yapayım. Muhammed 54 yaşında iken 9 yaşındaki Ayşe ile evlenir ve vefat edince kadıncağız 18 yaşında dul kalır, hicri 57. yılında da vefat eder. Bu şu demek oluyor ki, Muhammed’den sonra yaklaşık 50 yıl daha eşsiz yaşamıştır. Yine Muhammed 56 yaşında iken, 17 veya 21 yaşlarında olan Hafsa ile evleniyor. Muhammed hayata veda edince bu kadın 28 yaşlarında dul kalıyor ve yaklaşık 35 yıl daha yaşıyor. İşte durum bu iken, mağdur olan bu iki kadın olduğu halde, Tanrı’nın ayetler göndererek (75) “Bakın siz artık Muhammed’in ölümünden sonra başkalarıyla evlenemeyeceksiniz, sizler artık inananların anneleri sayılırsınız.” demesi izah edilir gibi değil.

Bu Tahrim suresinde de mağdur olan yine Muhammed’in bu iki eşidir. Şöyle ki, bu gencecik kadınlar sanki Muhammed’e cariyelik yapmaya mecbur mu, onların yaşama hakları, zevkleri yok mu! Neymiş; bakın Muhammed’e karşı gelirseniz ben Allah olarak onu daha güzellerle evlendireceğim diyor.

Ortada iki ihtimal var: Ya bunlar kadın kısmını hiç insan saymıyorlardı (ki gerçek olanı bu) dolayısıyla biraz boylu poslu oldu mu hemen evlendirirlerdi veya Ayşe ve Hafsa’da olduğu gibi, kız vermekle iktidarı ele geçirmek hedeflenmiştir. Olaylara bakıldığında bu fikir kuvvetle muhtemeldir.

Tahrim suresinde anlatılan bu ikilinin Ayşe ile Hafsa olmasında bir kere İslam camiasında ittifak var. Bu iki isimle ilgili Buhari ve Müslim’in ortak olarak aldıkları hadisleri temel alarak kısa bir bilgi vereyim. Şunu da hatırlatayım ki, her iki kaynakta da bu konuda hadisler çok fazla. Zaten bir kısmını aşağıya alacağım.

Sahabeden İbni Abbas anlatıyor. Bu ayet geldikten sonra, “Acaba Muhammed’in hangi kadınları kastedilmiş?” diye hep merak ettim, fırsat kovalıyordum ki, bir gün bunu Ömer’den sorayım; ama pek cesaret edemiyordum. Sonunda hac mevsimi geldi biz yola çıktık, hacca gidiyoruz. Bir ara yolda fırsatını bulup Ömer’den sordum: Ayette sözü edilen iki kadın hangileri, diye. O da, “Hayret sana, ya İbni Abbas! (yani nasıl hâlâ bilmiyorsun) bu iki kadın Ayşe ile Hafsa’dır” dedi. (76)

Daha önce de belirttim; tefsirlerde anlatılan bal şerbeti/bal olayı, bilmem Hz. Muhammed falancanın sırasında falanca eşiyle yakalandı gibi hikâyeler bir yana; ortada bir gerçek var: Muhammed, Ayşe ve Hafsa’ya -sebebi ne olursa olsun- bir söz vermiş, olup bitenlere karşı onları durdurmak için kendilerine torpil yapmış: Söz veriyorum; ben gidersem benden sonra babalarınız Ebubekir ve Ömer yerime geçsinler, halk tabiriyle halife olsunlar diyor, tabii ki bu, Muhammed’in isteğiyle olan bir teklif değil; zorunlu bir sözdür. Ancak anlık bir söz. Olayları yatıştırmak için o an için söylenmiş geçici bir söz. Çünkü yerine kimi belirlediği konusunda çok tartışmalar var; işin içinde özellikle Hz. Ali ismi öne çıkıyor. O bakımdan geçici diyorum. Hatta Muhammed bunu Ayşe ve Hafsa’ya ilk söylediğinde, müjde olsun” şeklinde hitap ediyor onlara. (77)

Diyelim ki aralarında başka hiçbir olumsuzluk da yoksa bir kere bu halifelik sözünün verilmesi zaten Muhammed için tehlikeli. Çünkü söz vermiş, zaman da hızla ilerliyor ve adamlar da (Ebubekir-Ömer) onun yaşıtları. Onun için bir an önce iş başı yapalım hesabıyla kendisine karşı suikast yapmak için geçerli bir neden. Kaldı ki, kanıtlar zaten güçlü; ama bu da onlar için önemli bir neden. Bu gibi planlar konusunda Ebubekir pek aktif biri değildi; aslında Ömer onu çok kolay yönlendirebiliyordu demek yerinde bir tespit olur. İlerde Ömer’le ilgili detaylı ve bağımsız bir başlık sunacağım. Orası da okunursa, sanırım Ömer’in gerçek kimliği hakkında daha inandırıcı bilgi edinmiş olunur.

Tahrim süresiyle ilgili bilgiler daha bitmedi; somut kanıtlar var.

Burada birçok hadis kaynaklarında geçen bir olayı, en başta Buhari ile Müslim’den aktarayım. Muhammed bir ara Ayşe’nin evini göstererek ve üç sefer de tekrarlayarak, “İşte küfür/fitne buradadır, şeytanın boynuzunun çıktığı yer burasıdır” diyor. (78) Bu sözü, Ayşe’nin evinden çıkınca üç sefer söyledi şeklinde rivayetler de var. Aynı sözü başka zamanda Harsa için de kullanmıştır. (79)

Burada gözden kaçmaması gereken ince bir nokta var: Muhammed yalnız Ayşe ve yalnız Hafsa dediği zaman “Şeytanın boynuzu” terimini kullanmış (Yani tekil). Ama isimleri telaffuz etmediği zaman, bakıyoruz “Şeytanın boynuzları” şeklinde çoğul kullanmıştır. (80)

Fitne ve şeytan boynuzu terimlerini başka konularda da kullanmış; onlar ayrı şeyler. Bunu da belirtmiş olayım. Kimileri bunu çarpıtabilir diye hatırlattım.

Burada hiç şüphesiz ki bir kinaye, birini/birilerini işaret etme söz konusudur. Nitekim Ayşe ve Hafsa’yı işaret ettiği gibi; bunu böyle anlamak lazım. Hani halk arasında da kullanılır: Falanca aynen şeytan gibidir denilir. O da bunu kastetmiştir.

Hatırlıyorum, 1980′lerde Türk-İslam sentezcileri, Nurcular bu gibi hadisleri komünizme karşı anti propaganda olarak kullanıyorlardı. Yani Muhammed, “Fitne doğudan çıkar.” derken burada V.İ. Lenin’i kastetmiş (komünizmi!) diye anlatıyorlardı. Bazı sözlerinde fitne buradadır yerine, doğudan çıkar şeklinde ifade etmiş. O da şundan: Artık ya farklı olay ve kişileri kastetmiştir veya bunu söylediği zaman Ayşe-Hafsa evleri ona göre doğuya düşmüş olabilir. Çünkü Ömer ve Ebubekir’den çekindiği için, Ayşe ve Hafsa’ya bazen dolaylı sözler söylemek zorundaydı.

Türk-İslam sentezcileri bu hadisleri şöyle kullanıyorlardı: Bakın işte komünizm o kadar tehlikeli ki, Muhammed ta o zaman -mucize yoluyla- buna işaret etmiş, diyorlardı ve ayrıca ballandıra ballandıra “Komünizm tehlikesinden Rusya’yı terk edip Karadeniz’i yüzerek geçen ve bu zorluklarla Türkiye’ye gelen sayısız insanlar var, bakın bu konuda kitaplar bile yazılmış” gibi İslam’ın mucizelerini anlatıyorlardı. Üstelik o kitaplar bedava dağıtılıyordu. Ki o zaman ben zaten küçüktüm, dünyadan haberim bile yoktu. Ama madem söylenen hadisten maksat Rusya ise, bari “Şeytanın boynuzu kuzeydedir” deseydi, o zaman hiç olmazsa koordinatlar tutardı; ama doğu denince, Rusya Suudi Arabistan’a göre pek de doğuya düşmez. Bir de komünizmin asıl çıkış yeri Rusya da değil: Marx, Engels Avrupalı!

Muhammed ayrıca Ayşe ve Hafsa için, “Siz aslında Hz. Yusuf’un etrafındaki kadınlar gibisiniz.” diyor. Hani Kur’an’daki anlatıma göre Yusuf’un etrafındaki kadınlar ona oyun kurmuşlar. Nitekim bu konuda özel bir ayet de var: “Sizin tuzağınız gerçekten büyüktür.” diye. Her ne kadar bu hadis vefatına yakın bir zamanda Ebubekir’in cemaate namaz kıldırma olayıyla ilgili olarak anlatılmışsa da; aslında bu bir uydurmadır, gerçeği yansıtmıyor. Nitekim Şia kesimi, Muhammed’in bu sözü, Ayşe’nin insanlara, “Muhammed diyor ki, Ebubekir cemaate imam olsun” iftirasını duyduktan sonra söylediğini iddia ediyor. Yani ben ne zaman Ebubekir’i önerdim, sizi gidi tuzakçılar şeklinde anlatıyorlar. Yoksa Hz. Muhammed bu kadar ağır bir benzetmede niye bulunsun ki. Bunu, kendisine karşı tertiplenen komplonun bir parçası olarak değerlendirmek daha doğru ve mantıklıdır açıkçası. (81)

Kanıtlar daha bitmedi; Kur’an’la devam edelim.

Tahrim suresinden anlamlarını verdiğim ayetlerden 10. ve 11. ayetler, önemli bir mesaj içermektedir aslında; ama İslam düşünürleri bunlara hep basit anlamlar yüklemişler, farklı yönlere çekmişler; gerçek anlamlarını hep gizlemeye çalışmışlardır. Burada kötü iki kadın örneği veriliyor. İlginçtir ki, Ayşe ve Hafsa nasıl kötü bir ikili ise, verdiği Nuh ile Lut’un kadınları (10. ayette) da iki kötü kadın olarak açıklanıyorlar. Şu soruyu sormanın tam da zamanıdır: Acaba neden o iki kötü kadın örneğini getirip bu olay bağlamında/Ayşe ve Hafsa’nın geçtiği Tahrim suresinde anlatıyor, ne alâkası var? Burada Ayşe ve Hafsa’yı, kötülük bakımından Nuh ve Lut kadınlarına benzetiyor.

Kaldı ki, Nuh ve Lut eşleri kocalarına karşı hainlik yaptılar diyor. Hainlik, nerdeyse ihanetle eşanlamlı bir kelime (aynı kökten gelen biri üç harfli, diğeri de dört harfli/mezid bir fiil). Bir kere burada daha uygun sözcük kullanılabilirdi. Gerçi “hıyanet” yalnız ihanet anlamına gelmez, başka anlamlarda da kullanılır; ama sonuçta olumsuz bir anlam taşır. Madem Hafsa ile Ayşe’yi bu ikiliye benzetiyor ve bu ikili de eşlerine karşı haindi diyor; peki Hafsa ile Ayşe de böyle miydi acaba (İhanetçü). Diyelim Ayşe’nin Safvan’la İfk olayı meşhurdur, ya Hafsa?

Belki ayetten bunu kastetmemiş; ancak seçilen terimler uygun değildir. Burada ihanet/hainlik kelimesi kullanılınca Kur’an yorumcularının zoraki açıklamalara başvurduklarını görüyorum: Efendim peygamberlerin eşleri zina yapmazlar gibi yorumlar. İşte alâkası olmayan bir terim kullanıldığında tabii ki yorumculara iş çıkar: Zoraki anlamlar yüklemek durumunda kalırlar.

Hiçbir kanıt olmasa bile, insan bağımsız bir gözle yalnız bu Tahrim süresindeki anlatılanlara baksa, yine aklına bir şeyler gelir: Muhammed’le eşleri arasında olup biten neymiş ki, Kur’an’a bu ilginç biçimde yansımış diye insanın aklına sorular gelir!

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.12.2018, 23:10   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 460
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ayşe Hakkında Bazı Saptamalar

Ayşe’yi biraz daha fazla tanımak için, hakkında sağlam İslami kaynaklardan derlediğim bazı bilgileri sunmak istiyorum. Maksat, anılan planları başarabilecek kapasitede mi değil mi?

Ayşe’nin anlattığı şöyle bir hadis var:

“Muhammed’e sihir yapılmıştı, o sihrin etkisiyle öyle bir hale gelmişti ki, yaptığı bir işe hayır yapmadım diyordu… O kadar akli dengesini kaybediyordu” diyor. (82) Bu, Buhari ve Müslim’in ortak olarak işledikleri hadislerden. Bunları bu suikast bağlamında şöyle değerlendirmek mümkün:

Demek ki bu ilaç içirme olayı sadece vefat ettiği sırada olmamış; daha önce de Ayşe ve Hafsa tarafından değişik yollarla kendisine verildiği olasılığı çok güçlü. Neden Hayber’de bir Yahudi kadın bunu planlayabiliyor da Ayşe böyle yapmasın! Üstelik Ayşe yapsa babası halife olacaktı, bu işte çıkarı vardı. Şu denilebilir: Ayşe Muhammed’i kaybetseydi, ayetlere göre artık bir daha evlenemezdi. Dolayısıyla Ayşe neden kendini eşsiz bıraksın ki? Bir kere Muhammed’in Ayşe’den başka aynı anda en az on hanımı daha vardı (83) ve kendisi 60′ı geçmişti. Bu nedenle, Ayşe’nin bir kere ondan beklentisi yoktu, biyolojik olarak artık Muhammed’den aşk beklemek mümkün değildi.

Bir de Ayşe gibi bir kadın kendi işini bilirdi, Muhammed’den sonra -istemişse- koca ayarlayabilmiştir. Kim bilir ve garanti eder ki, Muhammed’den sonra Ayşe 50 yıl tek başına yaşamış, artık başka bir erkekle yaşamamıştır! Tabii ki yaşamışsa diyecek bir şey yok: Genç kadın ve onun en doğal hakkı. Ayşe, Hatice gibi cömert, eli açık biri değildi. Devlet onun maaşını veriyordu. Zenginliğine küçük bir örnek vereyim. İbni Asakir’in anlattığına göre, Onun köleleriyle-işçileriyle İbni Abbas’ın köle-işçileri arasında bir ara kavga çıkınca, Ayşe bunu duyar duymaz -çözmek için- hemen koşarak olay yerine gider. (84) Kadın her yönüyle becerikli biri.

Bir kere başlangıçta babasının onu Muhammed’e vermesi büyük bir yanlışlık, hatta bir insanlık suçu idi. ister yaşı 9 olsun, ister 15 olsun fark etmez. Bir kere Muhammed 55 yaşlarındaydı ve başka hanımları da vardı. Bunun savunulacak hiçbir tarafı yok.

Burada demek istediğim, aşk konusunda Ayşe’nin zaten Muhammed’den bir beklentisi yoktu. O yüzden eğer Ebubekir ve Ömer Muhammed hakkında bir suikast planlamışlarsa ve o da bu iki kadın tarafından uygulanmak istenmişse, bunlar rahatlıkla bu plana iştirak etmişlerdir.

Muhammed’in vefat ettiği ay Haziran ayı ki, o coğrafyanın en sıcak aylarından. Kaldı ki bugünkü gibi sıcaklığa karşı tedbir de yoktu. İşte halifelik kavgaları yüzünden cenaze o yaz sıcaklığında 3 gün dışarıda kalır. Burada, cenazenin ne kadar bozulduğunu insan herhalde tahmin edebiliyor. Daha önce de belirttim, cenaze üç gün yerde kalmıştır; ama Ayşe kendi evindeydi, Ebubekir’le Ömer de o üç gün içinde halifelik peşindeydi. (85)

Bu büyü hadisinden bahsetmekte maksadım şu: “Birileri Muhammed’e sihir yapmıştı, o da akli dengesini kaybetmişti” sözü, mantık ve ilmi açıdan boş bir iddiadır. Aslında bu da Muhammed’e yapılmak istenen planın bir parçasıdır: Olay sihir değil; belki de ilaç yedirmek/içirmek gibi bir komplo söz konusu. Tekrarlıyorum: Sihir yapıldı açıklaması zaten Ayşe’ye dayanır, tabii ki bu da anlamlı. Hadis uzun ve içinde çok lüzumsuz şeyler var; ben hepsini anlatmadım. Mesela Ayşe diyor ki, bu büyü Muhammed’de o kadar olumsuz etki yapmıştı ki, hanımlarıyla seviştiği halde sevişmedim diyordu/bunun farkında değildi.

“Sonuçta bir gün Muhammed bana dedi ki, Ayşe ben çaremi buldum. İki kişi (melek) bana gelip dediler ki, bu adama sihir yapılmış; o sihrin malzemesi de Yahudilere ait olan Zekvan kuyusuna atılmış. Bunu anlattıktan sonra benle Muhammed gittik, söylediği malzemeyi kuyudan çıkardık, böylece onun büyü işi bitti, rahatsızlığı geçti. Bu arada ben Muhammed’e, “Peki bunu insanlara anlat” dedim. O, gerek yok, nasıl olsa ben sağlığıma kavuştum; başkası önemli değil dedi.” Bunları anlatan Ayşe’nin kendisi…

Çok açıktır ki, Ayşe çaktırmadan ona bir şeyler yedirmiş; onun izini benzer uydurmalarla kaybettirmeye çalışmış; ama kaybolmaz ki. Çünkü açıklamalar inandırıcı değil.

Ayşe’den farklı bir hadis: Muhammed hasta iken bana, “Ayşe sen benden önce ölseydin ben sana dua ederdim.” dedi. Ayşe devam ediyor: “Söze bak! Vallahi benim bildiğim, sen ölümümü istiyorsun. Hâlbuki senden önce ölsem, aynı gün sen gider başka hanımlarınla aşk yaşarsın” diyor. Ayşe’nin bu hadisi, en başta Buhari’de pek çok yerde geçmektedir. Bir de değişik kaynaklarda bunun farklı versiyonu da var. Hz. Muhammed, Ayşe’ye, “sen benden önce ölseydin ben senin cenaze namazını kılar, seni kabre indirirdim” diyor. Bunun üzerine Ayşe sert tepki gösteri yor: “Bu açıklaman gösteriyor ki, sen bir an önce gitmemi ve benden kurtulmanı istiyorsun” diyor. Belli ki Muhammed ondan kurtulmak istemiş; ancak çaresini bulamamıştır. (86)

Hele Muhammed’in Ayşe hakkında şu açıklaması şüpheleri daha da artırmaktadır. Kendisiyle Ayşe arasında olup bitenler bağlamında bir ara, “Yazıklar olsun! Bu kadın (Ayşe) başarabilirse ne yapmak istiyor, neyin peşindedir!” diyor. (87) Tabii ki bunu anlatan Ayşe, olayı başka konularla ilişkilendiriyor: Mesela bir gece kalkıp gitti, ben de sandım ki başka hanımlarına gidiyor (kıskandım), peşine takıldım. Meğerki mezarlığa, ölülere dua etmeye gidiyormuş, işte beni görünce o arada bu sözü söyledi diyor. Bunun bir çarpıtma olduğu belli. Aslında bu söz, ona verilen ilaçtan sonra veya kendisine karşı Ayşe’nin çevirdiği genel planlar bağlamında söylenmiştir. Yoksa Ayşe’nin anlattığı böyle basit şeyler yüzünden söylenen bir söz değildir.

Şu da var ki, verilen bilgilere göre Muhammed son günlerde Ayşe’nin evinde kalmış ve artık orada vefat etmiş. Anlaşılan, yer de böylesine bir komplo için tam uygun. Bu durumda Ayşe kimseyi kolay içeri almamış demektir ve rahatlıkla istediğini kendi evinde yapabilmiştir.

Hatırlanacağı gibi biraz önce de açıkladım, kendisi Ayşe’ye şeytan demişti.

İşte Hz. Muhammed’in Ayşe’ye karşı kullandığı yukarıdaki cümle, İslam âlimleri arasında tartışmalara neden olmuş, hatta bazı Kur’an yorumcuları ve İslam düşünürleri bu ve benzeri kanıtları göz önüne alarak, Ayşe ile Hafsa’nın (tabii ki Ebubekir ve Ömer’in de direktifleriyle ki bir an önce iktidarı ele geçirsinler diye) Muhammed’i katlettiklerini, ona zehir içirdiklerini net söylüyorlar… Mesela; Muhammed b. Mesut Ayaşî (h.4. asırda yaşamış) kendi tefsirinde (88) bu konuda halife Ömer, Ebubekir ve kızları olan Ayşe ve Hafsa’nın Muhammed’i zehirleyip öldürdüklerini ve hepsinin katil olduklarını açıkça belirtiyor.

Benzer ağır ithamlar Sünni kaynaklarda da var. Her ne kadar yazdıkları halde katılmıyorlarsa da, Zehebi, İbni Hacer gibileri şu ağır ifadeleri de eklemişler. Kimileri (isim de vererek), Ebubekir ve Ömer’e Firavun demişler, kızları Ayşe ve Hafsa’yı Lut kavmine benzetmişler şeklinde net açıklamaları var. (89) Ayaşî’yi sadece sivri bir örnek olarak gösterdim. Hatta Meclisi gibi Şia ekolüne bağlı yazarlar (90) Ebubekir-Ömer ve kızlarını daha ağır bir şekilde suçluyorlar.

Her ne kadar İslam’ın Sünni kesim yazarları bu konuyu soyutlayarak, insanlardan gizli tutmak istemişlerse de, aslında kanıtlar çok güçlü ki, uhammed bir siyasi cinayete kurban gitmiş ve bunu tertipleyenlerin baş aktörü de Ömer’dir; ancak Ebubekir’i de yönlendirmiş ve hatta kullanmıştır demek yerinde olur. Bunu yaparken de en önemli avantajları, kızlarının Muhammed’le evli olmaları ve onunla yaşamaları. Zaten Muhammed’den sonra Ömer’in Ebubekir için aktif bir şekilde çalışması, aslında kendi geleceğinin altyapısını güçlendirmekti; bunu hep söylüyorum. Nitekim Ömer’in yaptıklarına dayanamayan Hz. Ali, bunu açıkça Ömer’e karşı söylemiştir: “Aslında Ebubekir senin umurunda değil. Sen bununla geleceğini garantiye almak istiyorsun.” demiştir. (91)

Şimdi farklı bir tarihçiden bazı bilgiler sunacağım. Bu adam Hz. Ali ile çok samimi, onunla birlikte yaşayan biri. Adı Selim bin Kays Hilali (h.2-76). Kitabında enteresan şeyler anlatıyor.

Aslında bu konuda var olan tüm bilgilere bakınca, yazarın bu olayı bir sonuca bağladığını anlıyor. (92)

Selim’in anlattıklarından bir özet sunayım.

Ebubekir, Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel ve Salim başta olmak üzere, Muhammed’in Ali’yi halife olarak adres göstermesi yüzünden harekete geçenler kendi aralarında bir plan yapıyorlar. Bunu da uygun zamanlarda Ka’be içinde yürütüyorlar. Hani ibadet yeridir kimse bunu tahmin etmez niyetiyle (bilerek) Ka’be’yi seçiyorlar. Muhammed bu planı bilmesin diye Ayşe ve Hafsa da bu konuda görev alıyorlar, göz-kulak oluyorlar. Daha sonra bu sayı hayli kabarıyor, 34 civarında bir kitle bu plana dahil oluyor ve giderek sayı artıyor. Sıra sözleşme metnini yazmaya gelince Ebubekir’in evinde toplanıyorlar. Sait bin As da bu sözleşmenin kâtipliğini yapıyor. Olay tarihi hicri 10. yılı ki bir yıl sonra da Muhammed vefat ediyor. Yazılan yazı Ebu Ubeyde’ye veriliyor, o da götürüp Ka’be’de uygun bir yerde gömüyor. Belge orada kalıyor ta ki Ömer halife olana kadar.

Peki, alınan karar ne!

Hedefleri, Ali’nin halife olmasına fırsat vermemek için, bir darbe ile Muhammed’i ortadan kaldırmak. Bu gerçekleştikten sonra da sırayla Ebubekir, Ömer ve Ebu Ubeyde’in halife olmalarına karar veriyorlar. Daha önce Tebük’te yaptıkları gibi, burada da Veda haccından dönmekte olan Muhammed’i yolda öldürmeye karar veriyorlar. Bu iş için 10-15 kişilik bir katil grup da ayarlıyorlar, tabii ki Muhammed’in de istihbaratı güçlü, bunun bilgisini alıyor ve plan yine boşa çıkıyor. Selim’in kitabında daha enteresan şeyler de var. Mesela Ömer bir sözünde, “Benim yanımda ha Muhammed’in davası, ha pislik içinde yetişen bir hurma, aralarında hiç fark yok.” diyor. Bunu duyan Muhammed çok kızıyor, bir toplantısında dolaylı olarak da olsa bunu belirtiyor; ama ne fayda! Karşısında en başta Ömer ve çok güçlü bir muhalif kitle var; fiziki olarak yapılacak hiçbir şey yok. (93)

Yineliyorum, Muhammed’e karşı olanlar çok güçlü insanlardı. O yüzden elinde iki tedbir vardı. Birincisi, sık sık ayetler oluşturup bu yolla onları durdurmak, ikincisi ise, maddi olarak tedbirini almak.

İşte Tahrim suresindeki anlatılanlar, Muhammed’e karşı yapılmak istenen ve içinde eşleri Ayşe ile Hafsa’nın da bulunduğu bu suikastlerle ilgilidir aslında. Muhammed, Ayşe ve Hafsa’dan bir şeyler sezmiş ki, durumu ayetlerle formüle ederek bir taktik ve tedbir olarak uyguluyor.

Bir bal şerbeti, bir gece hayatı meselesi değil olay, bu kadar ayetleri bunun için oluşturmaz.

İktidar kavgaları yüzünden ta Tebük’ten bu olaya kadar sonuç vermeyen plan, Ayşe ve Hafsa’nın ona zehir içirmeleriyle sonuç veriyor ve maksadına ulaşıyorlar. Hem baştan beri verilen bilgiler, hem de bundan sonra anlatacaklarım bir bütün olarak değerlendirilirse ve bu insanların da 1400 yıl önceki bir toplumun insanları oldukları düşünülürse, aslında senaryonun gayet normal ve oluşan kanaatin de bu yönde olduğunu rahatlıkla söylemek mümkündür.

Bir de eğer anlatılanlar doğruysa, Ayşe bugünkü saf Müslümanların inandığı gibi, pek de dine inanan biri değildi. Burada yine başta Buhari ve Müslim’den somut örnekler vereyim. Mesela Kur’an’da Mirac’la ilgili İsra suresi var. Ki güya Muhammed Cebrail eşliğinde bir gece Burak denen bir araca (her ne ise!) bindirilip Mekke’den Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya, oradan da göklere, Allah yanına götürülmüşü) tabii ki bu olay İslam’da meşhurdur ve bir de bunun adında bir sure var: İsra suresi. Burada bu hikâye üzerinde durmaktaki amacım, Ayşe’nin bu olayla ilgili yorumundan dolayı. Ki o zaman henüz dünyaya bile gelmediği halde; zaman içinde bu konuda konuşulunca fikrini söylüyor. Kendisi, “Aslında Muhammed bedeniyle/fiziki olarak göklere çıkmamıştır; o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor.” diyor. (94)

Yine en başta Buhari ve Müslim’de geçen ve Ayşe’ye atfedilen önemli bir söz var: Ahzab suresi 50. ayetin bir yerinde deniliyor ki, Muhammed bir kadını eğer beğenirse, ona mehir ücretini vermeden/bedava alabilir. Yine 51. ayette, Muhammed’e tam özgürlük verilir: “Kadınlarından istediğini boşayabilir, istediğini geri getirebilirsin, eşlerin arasında geceleyin sıralama yapmayabilirsin’ gibi avantaj ayetleri oluşunca, Ayşe buna çok kızar ve o meşhur sözünü burada söyler: “Bakıyorum senin Allah’ın senin zevkin doğrultusunda acele ederek hemen ayet gönderiyor.” (95) İşte benzer örneklere bakılınca, Ayşe’nin Muhammed’in peygamberliğine inanmadığı düşüncesi kesinlik kazanmaktadır.

21. asırda yaşıyoruz; peki günümüzde hangi Müslüman bu kadın kadar cesaret edip böylesine eleştirel bir söz kullanabilir? Dediğim gibi İslam tarihi çok güvensiz ve uydurmalarla doludur. Ancak sağlam diye kabul edilen kaynaklarda geçen bu söz Ayşe’ye ait ise, demek ki kadın gerçekten harikaymış.

Ama aynı şekilde kaynaklarda şunlar da var.

Muhammed, gelip Ayşe ile oynasınlar diye, ara sıra ufak çocukları çağırırdı.

Bariz bir örnek vereyim. Bir ara eve gelince bakıyor ki Ayşe çocuklarla oynuyor, deri gibi o günkü malzemeden iki kanatlı bir at yapmışlar. Muhammed soruyor, “Bu da ne?” Ayşe, “Bu Süleyman peygamberin atıdır, hani onun da kanatları varmış ya!” karşılığını verince, Muhammed gülmekten bayılıyor. (96) İşte bir taraftan oyuncakla uğraşan küçücük bir çocuk; diğer taraftan nerdeyse filozof gibi gösterilen bir Ayşe. Onun için hep karşımızda uyduruk bir resmi İslam tarihi vardır diyorum.

Ayşe ister filozof olsun, isterse çocuk; Ömer onu ve Hafsa’yı bu komploda bir piyon olarak kullanmıştır. Hatta bu konuda Ebubekir bir hiçtir demek mübalağa değildir. Saflığına ve hiçliğine küçük bir örnek vereyim. Bilindiği gibi onun lakabı ‘Sıddık’tır. Bunun tarihçesi de şu: Muhammed, ben göklere/miraca çıktım deyince o da tartışmasız olarak buna inanırım demiş ve bu unvanı bu olaydan dolayı almıştır. Sıddık demek, çok doğru sözlü demek. İşte böylesine saf bir Ebubekir’i Ömer kolay yönlendirebilmiştir. Hele biraz da ona prim vermişse (yönetici olursun diye) iş tamam olmuştur. Hafsa’nın da bu konuda bir hadisi var. Muhammed’e, “bakıyorum sen hasta olursan Ebubekir’i namazda öne geçiriyorsun” diyor. Buna karşı Muhammed, “Ben öne geçirmiyorum ki; Allah onu öne geçiriyor/yani vahye dayanıyor” diyor. Nerde bu gibi sözler varsa hep Ayşe ve Hafsa’ya dayanıyor. Belli ki onlar da iyi çalışmışlar! (97)

f) Halife Ömer Hz. Muhammed’i Konuşturmuyor!

Hz. Muhammed ölüm döşeğindeyken, “Bana kalem-kâğıt getirin size öyle bir vasiyette bulunayım ki, onu yerine getirirseniz zarar görmezsiniz” diyor. Bunun üzerine halife Ömer, “Hz. Muhammed artık hastadır, ne dediğini bilmiyor. Dolayısıyla Kur’an var, o bize yeter” diyor ve sözü edilen o vasiyetin yazılmasına engel oluyor/Hz. Muhammed’i konuşturmuyor. Tabii ki Ömer’in bu sözü üzerine orada bulunanlar arasında tartışma çıkıyor: Kimisi, madem Muhammed’in arkasında Allah vardır, hasta da olsa yine doğru konuşur diyor, kimisi de Ömer’i haklı buluyor. Bunun neticesinde Muhammed onlara “Çıkın ” diyor ve vasiyet yazılmadan konu kapanıyor. Hatta ibni Abbas, “Hayret! Bırakmadılar ki peygamber sözünü tamamlasın” diyor. Bu açıklama en başta Buhari’nin eserlerinde birçok yerde, Müslim’de ve diğer İslami kaynaklarda anlatılmaktadır.

Her ne kadar kimi rivayetlerde Ömer’le birlikte başkaları da Muhammed’in yanında varmış, onlar da onun bu vasiyetine itiraz etmişler deniliyorsa da, aslında Ömer dışında hiç kimsenin adı geçmiyor. Zaten Ömer’den başka da kimse bu ifadeyi kullanma cesaretinde bulunamazdı. Buhari’de birkaç yerde Ömer’in bu konuda ismi geçiyor. (98)

Burada kullanılan tartışmalı bir terim var. Ömer yukarıdaki cümleyle birlikte burada Muhammed’e karşı ‘HCR’ kelimesini kullanıyor. Bunun anlamını İbni Esir’den dinleyelim. ‘Hecere’ demek, boş konuşmak, ne dediğini bilmemek diye genel sözcük anlamını verdikten sonra, az önceki hadise değiniyor ve Hz. Muhammed’e bunu demekten kasıt, artık hastalıktan dolayı sözlerini karıştırıyor, sağlam konuşamıyor demektir diyor ve ekliyor. “Hz. Muhammed’e karşı bu ifadeyi kullanan da Ömer’in kendisidir.” diyor. Aynı açıklama İbni’l Manzur tarafından da yapılmıştır. (99)

Ömer sadece bu olayda itiraz etmiyor. Yine bu hastalık anında Muhammed hanımlarından kâğıt-kalem istiyor, verin size önemli şeyler yazayım diye. Onlar getirmeye çalışınca o sırada Ömer geliyor, durumu öğreniyor, “Siz kadınlar ancak ağlamaya varsınız; başka neye yararsınız” diyor ve burada da engel oluyor/bırakmıyor. Bunun üzerine Muhammed (demek ki artık dayanamıyor) “ Kadınlar senden daha iyidir.” diyor. Bunlar aslında önemli açıklamalardır. (100)

Sonuç şu: Ömer, Hz. Muhammed’e, “Artık hastadır, akli dengesi yerinde değildir, abuk-sabuk konuşuyor. Dolayısıyla onun söylediklerinin bir değeri yoktur” demek istemiş; kullanılan kelimenin anlamı bu. Şu da var ki, bir kere Ömer’in bu karşı çıkması İslam inancına uygun değildir. Eğer inansaydı ki Muhammed’in projesinde Allah var, -İslam inancına göre Allah cansızları da, hastaları da konuşturur- o zaman bunu söylemezdi. Çünkü iş sadece akılla olsa, o zaman Muhammed’in mucize iddiası nerede kalır? Yani ne olursa olsun bu karşı çıkış Ömer için olumlu değil; ancak, Ömer’in burada korktuğu bir şey varmış ki karşı çıkmış. Aşağıda bunun nedenini anlatacağım.

g) Halife Ömer Neden Telaşlıydı?

a) Belki Muhammed bu son nefesinde, Ömer’in de içinde bulunduğu Tebük’teki suikastçıları ve yine Ömer’le Ebubekir’in, kızları Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Muhammed’e karşı tertipledikleri komployu açıklar endişesi Ömer’i sarmış olabilir.

B) Bir diğeri de, belki damadı Ali’yi toplum içinde halife ilan eder korkusu. İşte bu durumda Ömer’in planı suya düşerdi, tabii ki her iki neden de önemli. Hatta son nefeste Hz. Ali onun yanında yalnız kalıyor ve dışarı çıkınca soruyorlar: “ Muhammed’in durumu nasıl?” diye. O da iyi diyor. Ancak amcası Abbas artık Muhammed’in çok ağır olduğunu ve vefat etmek üzere olduğunu anlıyor. Kendisi bunu oradakilere söylüyor, tabii ki bu başbaşa kalmakta Muhammed’in ona halifeliği konuştuğunu söyleyenler ta o zamandan vardı. Hatta, Hz. Muhammed’in Ali’yi kendine vasi olarak seçip seçmediğini Ayşe’den soruyorlar. Ayşe sert tepki gösteriyor, “bu da nerden çıktı, 24 saat Muhammed’in yanındaydım, hatta tuvalet ihtiyacını altından alırdım. Böyle bir şey olsaydı ilkin ben duyardım” diyor ve Ali’nin vasi olduğunu inkâr ediyor. Bunlar, en başta Buhari’de anlatılan şeyler. (101)

Az önceki hadis çok uzun ve ilginçtir ki, Ayşe ile ilgili bu hadis sadece Buhari’de 18 yerde tekrarlanmıştır. Ayşe burada Ali ile ilgili şu önemli açığı da veriyor/ona kızgın olduğunu belirtiyor, şöyle diyor.- Benim ifk olayıyla ilgili (hani bir savaş dönüşü yolda Safvan adında biriyle zina yapmakla suçlanıyordu) henüz Nur süresindeki ayetler inmemişti, bu konudaki belirsizlik sürüyordu (Allah neden uzun süre onları bu konuda seyretmek istemiş ve daha sonra yaklaşık 10 ayet birden göndererek Ayşe’nin ve dolayısıyla Muhammed’in ailesinin dosyasının sağlam olduğunu belirtmiş; tabii ki bu da notlarımız arasında kalsın!) Ayşe devam ediyor. Bir ara Hz. Muhammed hem Ali, hem de Üsame bin Zeyd’i huzuruna çağırıp sordu: “Siz bu iş için ne dersiniz, ben Ayşe’den ayrılayım mı?” diye. Üsame, “Senin eşindir, sen onu daha iyi tanırsın” karşılığını verdi, benimle ilgili olumlu konuştu; ama Ali, “Ey Muhammed, dünyayı kendine dar etme; sanki sana kadın mı yok” dedi. Ali’nin bu sözleri Ayşe üzerinde çok olumsuz bir iz bırakmış. Çünkü daha sonra meydana gelen tarihi olaylarda Ayşe hep Hz. Ali’ye karşı olan cephede yer almıştır. (102)

Konunun aydınlanması açısından şu olay da önemli: Bir kere Muhammed son nefesinde Ali ile başbaşa kalmış ve ona bir şeyler söylemiştir. Hatta hadisler var ki, Muhammed Ebubekir ve Ömer huzurunda Ali’yi halife olarak ilan edince Ömer buna itiraz bile etmiş: Sen kendin mi Ali’yi tayin ediyorsun, yoksa bu atama konusunda vahiy ile mi hareket ediyorsun, demiştir. O da, “Ben vahiyle konuşuyorum.” diyor. Bunu ilerde Hz. Ali-Fatma kısmında daha detaylı olarak anlatacağım. Zaten daha önce de bu konuda bazı değinmelerim oldu. İşte bu bilgiler de var iken, Ayşe’nin “Hz. Muhammed Ali’yi vasi yapmadı.” şeklindeki açıklaması doğruluk ifade etmiyor. Bir kere Ayşe artık taraftır ve benzer konulardaki açıklamaları asılsızdır.

Mutezile ekolüne yakınlığıyla itham edilen İbni Ebi’l Hadid’den birkaç cümle eklemek istiyorum (h.656.ö). Aynı şeyler Necahî Tai’nin “İğtiyal’ül Halifet’i Ebibekir” adlı yapıtında daha fazla ve detaylıca işlenmiştir. Bu ikiliden kısa bir özet sunmakta yarar var. Konuya ilişkin anlattıklarımdan çıkan sonuca yardımcı olur diye düşünüyorum. Şunu anlatıyorlar:

Ömer, henüz Hz. Muhammed hayatta iken Ebubekir’le konuşur: Kimse senin halife adayı olacağını zaten düşünemez, herkes buna sürpriz der; ancak sen olursan pek tehlike olmaz. Sen halim selim/yumuşaksın, her kesim sana ılımlı bakar. Onun için ilkin seni halife yapalım, bir yıl sonra da sen ayrılırsın ben başa geçerim gibi pazarlıklar ve senaryolar anlatılır. Hatta bir yıl geçtikten sonra Ebubekir çekilmek istemeyince, “Aslında beklentim şuydu, diyordum ki Ebubekir sistemi rayına oturttuktan, sükuneti sağladıktan sonra bir hafta içinde kendisi bir bahane bulur ve bir yılı beklemeden görevden ayrılır, bana devreder; ama işi uzattı!” şeklinde Ömer’den böyle bir açıklama aktarıyorlar. (103)

Zamanla Ebubekir’le Ömer’in arası açılır. Hatta Ebubekir Ömer’i hac görevinden alır. Daha da cesaret edip ileri giderek bir ara Ömer’e, “Bana kalırsa sen bu halifelik işinden vazgeçersen daha hayırlı olur” der. Taberi bunu farklı bir şekilde aktarır: Ömer bu halifelik işinden vazgeçseydi daha iyiydi şeklinde aktarmış. (104) Bundan sonraki gelişmeleri, Ebubekir’in nasıl katledildiği bölümüne bırakayım.

Sonunda Ebubekir görevden ayrılmayınca ve hac yetkilerini de Ömer’den alınca araları tam açılır ve Ömer, gelecekte halifeliğin riske gireceğini artık anlar. Bundan sonrasını az önceki yazarların kaynaklarından dinleyelim: Ebubekir, konuşulan sürede istifa etmeyince halife Ömer harekete geçer ve onu ortadan kaldırmak için planlar yapar. Bunu, Ebubekir’in ölümü konusunda izah edeceğim. Hatta ilk başta Ebubekir, ya Ömer halife olsun ya da Ebu Ubeyde di yordu, halife Osman’ın adı hiç yoktu. Ama daha sonra nedense Osman öne çıkar ve Ebu Ubeyde birden gündemden düşer. Hatta Ömer iş başı yapınca, Ebubekir’in çoğu valilerini görevden alır. (105)

Yine Ebu Süfyan ile oğlu Muaviye’ye çok aşırı ayrıcalıklar t a n ır ki bunlar Osman’ın akrabalarıydı, tabii ki bu ilk adımdı; zaman içinde Osman iktidara gelince bu akraba saltanatını daha da geliştirir ve bilindiği gibi bundan dolayı Emeviler dönemi başlar. Yani bu görevden almalar ve yerlerine Emevi soyuna bağlı kişileri tayin etme olayı, Ömer’le Osman/ dolayısıyla onun soyu arasında yapılan pazarlıkların bir soncuydu aslında.

Burada gözden kaçan bir şey var: Halifelik makamına geçme olayı halk arasında bilinen o çok basit şekilde gerçekleşmemiştir; tam tersine ilk halifeden itibaren hep zorlu ve skandallarla olmuştur.

Şu sorulabilir: Mademki Muhammed bütün bu olup bitenleri biliyordu, artık burada Ömer’i bu son nefeste ne gibi hesaplar için dinliyordu ki? Artık ne varsa açıklamalıydı.

İşte bu onun sorunudur, neden söylemedi bilemeyiz. Yalnız şu gibi hesaplar kuvvetle muhtemeldir: Mesela; açıklasam daha kötü olur, sistem dağılır. Veya damadım Ali rahatlıkla halife olsun, ben sorun yaratmayayım, dolayısıyla kızım Fatma da rahat eder gibi hesaplar yapmış olabilir; ama şu kesin ki, Muhammed, Ömer’e karşı hep defansa çekilmiş, çekinmiş ve etkisinde kalmıştır.

Yeri gelince Hz. Fatma kısmında belirteceğim gibi, Haziran ayında vefat edenMuhammed’in cenazesi üç gün yerde kalırken, Ebubekir’le Ömer cenazeyi bırakıp iktidarı ele geçirmek için kulis yapıyorlar. Halifelik işini sağlama bağladıktan sonra Muhammed’in cenazesine döndüklerinde; artık cenazesi gömülmüştü, yetişememişlerdi. Burada çok basit bazı yorumlar var: Mesela bu üç gün olayı, acaba Muhammed’i Mekke’de mi yoksa Medine’de mi gömelim veya millet lidersiz kalmıştı, mecburen bunlar uğraşacaktı gibi laflar. Bunlar zaten dini kaynaklarda da pek öne çıkmamış; ancak cılız da olsa bazı eserlerde geçiyor ama dediğim gibi gerçekle ilgisi yok. (106)

Daha sonra Ebubekir’le Ömer, Hz. Fatma ve Ali, Ebubekir’in halifeliğini tanısınlar diye onlara gidince Fatma aynen şunu diyor: En zor anımızda bizi cenazemizle başbaşa bırakıp kendi işlerini görmeye çıkan kişilerle bizim işimiz yok; ne bizden izin aldınız, ne de bu konuda (halifelik konusunda) bize bir hak verdiniz. (107) Ömer, Hz. Ali’nin evine baskın düzenleyince Hz. Fatma bunu o sırada söylüyor, “babamın cenazesini yerde bırakıp çıkarınız peşine düştünüz; bizden ne istiyorsunuz” diyor. Acaba, Ebubekir vefat edince Ömer’in hemen halife olması tesadüf müdür? Bütün bunlar yapılan planların birer sonucudur. Halbuki halifelik için ilk başta en çok adı geçen Ebu Ubeyde idi ama ne hikmetse Ömer öne çıkıyor ve Ebu Ubeyde birden tarihe karışıyor, ortalıktan kayboluyor.

Nitekim Ebubekir öldürülünce, Ömer hemen başa geçiyor.

h) İbni Mesut’un Önemli Açıklaması

İbni Mesut, “Bana teklif edilse ki, ey İbni Mesut; sen yemin içer misin ki Muhammed katledilmiştir diye? Ben de derim ki, değil ki bir kere; dokuz sefer bu konuda rahatlıkla yemin içerim ki Muhammed suikasta kurban gitmiştir. Ancak bana, ‘Yemin içer misin ki Muhammed normal eceliyle ölmüştür diye?” teklif gelse, bu konuda tek bir sefer bile yemin içemem” diyor. Önemli bir kişiden önemli bir açıklama. Bu hadis, birçok İslami kaynakta geçmektedir. (108)

Tabii ki İbni Mesut bu açıklamayı yaparken detayını anlatmıyor: Nasıl katledildi, neydi olay, bunu izah etmiyor. İslami kesim burada Yahudi kadının Hayber’de verdiği zehir olayını gündeme getirebilir; yoksa Ayşe miydi, Hafsa mıydı… Müslüman yazarlar bunu akıllarından bile geçirmezler veya geçirmek istemezler. Ama olay tek bu hadise bağlı değil ki, görüldüğü gibi kanıtlar fazla.

Şa’bi bu konuda, “Yemin ederim ki, Hz. Muhammed suikasta kurban gitmiştir” diyor. (109)

Daha önce de Enes b. Malik’in, “Hz. Muhammed’in Hayber’de yediği o zehirli et, onun küçük dili ve ağız bölgesinde iz bırakmıştı, tahribat yapmıştı” hadisini aktardım. Ki Hayber zehrinden de etkilendiği bir gerçek; ama o olayla ölümü arasında üç yıllık bir zaman var. (110)

Az önceki hadise bakıldığında, acaba gerçekten dini bir emir gereği mi; yoksa bu ilaçtan dolayı ağız bölgesinden dökülen etler sonucu meydana gelen çirkinlikten dolayı mı Hz. Muhammed’in resim-heykele yasak koyduğu konusunda tereddüt içinde kalıyoruz. Yani belki de, “Bundan sonraki nesil beni bu halde görmesin” demek istemiş ve bu nedenle resminin yapılmasına izin vermemiştir, tabii ki bu da bir yorum.

Burada şu sorulabilir: Peki buraya kadar anlatılanlardan nasıl bir sonuç çıkaralım? Yani Muhammed’i, Ayşe ve Hafsa aracılığıyla Ömer-Ebubekir iktidar kavgası için mi katletmişler, Hayber’de yediği zehirli yemekten mi ölmüş, yoksa normal kaderiyle mi? İşte bence bu sorulara sağlıklı yanıt almak için kitabı sonuna kadar takip etmek lazım. Çünkü böyle olursa verilen yanıt daha da sağlıklı olur. Yine de buraya kadar anlatılanlardan okuyucu ne anlamışsa tabii ki bu onun algısı ve takdiridir. Ama dediğim gibi sağlıklı karar için kitaptaki tüm bilgileri bitirmek lazım.

Ancak şu var ki, iktidar kavgası yüzünden, Ebubekir ve Ömer öteden beri Hz. Muhammed’e karşı suikast düzenlemişler; ancak bir nevi başaramamışlar. Bardağı taşıran son damla ise, Hz. Muhammed’in, Ali’yi halife göstermesi ve Ebubekir, Ömer gibi Hz. Ali’ye rakip çıkabilecek, ileride sorun yaratabilecek kişileri de, dönüşü imkânsız bir savaşa gönderip bu yöntemle ortadan kaldırması. Nitekim vefat ettiği ayın pazartesi günü Üsame’ye bu görevi verirken hasta değildi; bundan sonra çarşamba günü hasta olur ve fazla geçmeden vefat eder. (111) Demek ki artık ölüm-kalım savaşı; onlar o arada işi hızlandırmışlar.

Arif Tekin, Hz.Muhammed’in Ölümü, s.61-95

Düzenleyen: Arap Şükrü

Dipnot:

57) a- Buhari-Müslim, L. Ve’l Mercan, no: 1427.

b- İbn’il Cevzi, Tıbbi Nevevi, Ilac’u Zatei’l cenb 1/66.

c- Buhari, 1-) Megazi, Muhammed’in hastalığı kısmında. 2-) Tıp, Ledut md bölümü. 3-) Diyat, bir grup tek kişiyi katletse kısmında.

d- Müslim, Selam.

58) İbni Sad, Tabakat, Üsame b. Zeyd seriyesi, 2/345, Halebi, İnsanu’l Uyun, aynı kısım.

59) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1412.

60) El-lü’lüü ve’l-Mercan, no: 1661.

61) a- Buhari- Megazi, bab’ü merd-i nebi ve tıp kısmında,

b- İbni Sad.Tabakat 2/367.

c- Ebu davud, Sünen, Diyat kısmı no: 3913.

d- A. Razzak, Musannaf, no: 19815.

62) Buhari-Müslim, Lü’lüü ve’l Mercan, no: 1413.

63) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/438.

b- Mecme’u Zevaid, peygamberlik alametleri kısmı no: 14262.

c- Hakim, Müstedrek no: 4449, Mrgazi.

d- Beyhakı, Sünen-i Kübra no: 19097,Dehaya, müşriklerin kap-kaşığını kullanma kısmında.

64) Ebu Ya’li el-Mevsılı, Müsned, 8/258, no: 487-4843. Burada dipnotta başka kaynaklarda var; ancak zayıf hadis.

65) Tahrim suresi, 3. ayet.

66) Tahrim suresi, 4. ayet.

67) Tahrim suresi, 5. ayet.

68) Tahrim suresi, 10. ayet.

69) Tahrim suresi, 11. ayet.

70) Tahrim suresi, 12. ayet.

71) Osman Keskioğlu, Kur’an Bilgileri, Diyanet yayını, s. 120-129.

72) a- İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor.

b- İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı,

c- Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası

73) a- Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri.

b- İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396.

c- İbni Sad, Tabakat: 2/401. Muhammed’in defni kısmında. Burada çarşamba yerine salı günü sabahı geçiyor,

d- Taberi Tarihi 1, 1. hicri yılı olayları, 3/217.

e- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hicri 11. yılı, ne zaman gömüldü konusunda.

f- Beyhakı, Sünen-i Kübra, 3/403-409.

g- Ibn’l Cevzi, El-Vefa bi Tarif-i Fedaili’l Mustafa. 35. bab.

h- İbni Hişam, Sire 4/344.

74) A’lam-i Nisa, 4/113.

75) Ahzab suresi, ayetler: 6 ve 53.

76) a- Buhari, Tefsir, Tahrim suresi kısmı, Nikâh, babanın kızına eşi hakkında nasihati konusunda. Mezalim-gasb kısmında. Libas, peygamberin ruhsat verdiği elbise kısmında.

b- Müslim, Talak, bu iki isimde sorun yok: Ayşe ve Hafsa’dırlar; ancak daha fazla bilgi için, adeta bir ansiklopedi durumunda olan imam Suyuti’nin ‘Dürr’ül Mensur’ adlı tefsiri, ilgili ayetler kısmında birçok kaynak var, oraya bakılabilir. Ayrıca Zamahşeri, Er-Razi, Kurtubi, Beydavi, ibni Kesir, Sealibi, Taberi ve daha niceleri Ayşe ve Hafsa diye belirtmişlerdir.

77) Suyuti, Dürrü’l Mensur, Tahrim suresi. Burada İmam Suyuti birçok yazar kaynağın ismini detaylıca veriyor. İbni Asakir, İbni Adiyy, Ebu Naim Isfahani, Dahhak İbni Mrdeveyh gibi.

78) a- Buhari, Farz’ül humus. Muhammed’in eşlerinin evleri kısmında,

b- Müslim, Fitne bölümünde.

c- İmam Ahmet, Müsnedüi müksirun İbni Ömer hadisleri kısmında.

79) Müslim, Fiten bölümünde.

80) a- Müslim, Fiten kitabı.

b- Abni Ebi Şeybe, Musannaf, Fedail, Yemn kısmında.

c- İmam Ahmet de Müsned’inde almış, ibni Ömer hadislerinde.

81) Buhari, Ezan kısmında, no: 681 ve 684. Buhari-Müslim hadisleri, Lü’lüü Mercan, namaz kısmı, birinci cilt, no: 238

82) El-lü’lüü vel-Mercan, no: 1412

83) Şevde, Hafsa, Cüveyriye, Marya, Ümmü Habibe, Ümmü Seleme, Safiye, Meymune, Zeynep b. Cahş vs.

84) ibni Asakir, Muhtasar’ü Tarih-i Dımaşk. 13/Z93, Zehebi, Düvel’ul İslam, 22.

85) Hz. Muhammed’in cenazesinin üç gün yerde kaldığını içeren kaynaklardan birkaçı:

a- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, 5/292. Hz. Muhammed ne zaman gömüldü, bölümünde.

b- İbni Hişam, siyer 4/315.

c- Taberi, Tarih. 3/217. Özel başlık: Ne zaman öldü, ne zaman defnedildi, kısmında.

86) a- Buhari, Mer’da, kavl’ül marid kısmında ve Ahkâm, istihlaf kısmında,

b- İbni Sad, Tabakt, 2/353, Hz. Muhammed’in ağrısı, hastalığı kısmında.

87) a- İbni Sad, Tabakat, 2/351, Hz. Muhammed’in ‘Beki’a çıkması’ başlığıyla,

b- Müsned-i Teyalisi, 1/202.

c- Müsned-i Ebu Ya’li, 8/87. no: 4620.

d- Beyhaki, Şa’b’ül iman 1/214 ve Sünen-i-Kübra, 5/289.

e- Ahmet b. Hanbel, Müsned, 6/111.

88) Al-i imran suresi 144. ayetin açıklamasında.

89) Zehebi, a-) ‘Siyer u A’lam-i Nübela’, 15/578. B) ‘Mizan’ül İtidal’, Ahmet b. Muhammed b. Sırrı b. Ebi Darem kısmı, no 551, s. 2/283. Siyer-i Atam’ın ilgili dip notunda Zehebi’nin Tezkiretü’l Huffaz, 3/884, Lisanü’l Mizan, 1/268 ve Suyuti’nin Tabakat’ül Huffaz 364, no: 822′de de geçtiği yazılı.

90) Bihar’ul Envar adlı yapıtı, cilt 22/239 ve 22/516.

91) Belazuri, Ensab, 1/587.

92) Meclisi aslında Şia; ama uzunca da bir kaynak hazırlamış, tam 110 cilt.

93) Selim b. Kays Hilali, Kitab’ü Selim, nami diüeri Kitab’ü Sakife, s. 148 ve sonrası. Aynca 235 Ömer’in Muhammed’e ihaneti kısmında.

94) Fahrettin er-Razi, Taberi ve daha birçoğu, bunu İsra suresi ilk ayetin açıklama kısmında anlatıyorlar.

95) a- Buhari, Ahzab suresi 50. ayet tefsiri bağlamında.

b- Müslim, Reda, 49, bir kadın gece sırasını kumasına hibe edebilir mi kısmında.

96) a- İbni Hibban. No: 5863-64, Oyun kısmında, 13. cilt.

b- İbni Kesir Tefsiri, Sad suresi 30. ayet ve devamı.

97) İbni Asakir, Tarih-ü Medinet-i Dımaşk, 30/265

98) Buhari, ilim, bab’ü kitabet-il ilmi.Mer’za, bab’ü kavl’il meriz. lsti’sam, bab’ü kerahet’il hilafı. Buhari bu 3 yerde Ömer’in ismini verir; aynca birçok yerde bu karşı çıkışı isimsiz olarak verir. Müslim, Vasiyet, no: 1637

99) a- İbni Manzur, Lisan’ül Arab, 5/254.

b- İbni Esir, Nihaye fi Garib-il Hadis, 5/212.

c- Buhari, a- Cizye, Yahudilerin arap yarımadasından çıkanlması kısmında,

d- Megazi, Muhammed’in hastalanması bölümünde,

e- Cihad, hel yüşfeu ila ehli-1 zimme babında.).

f- Müslim, Vasiyet, babü terk’il vasiyet. Ömer’in ismi var. Ayrıca 1-2 hadis de isimsiz var.

g- Buhari- Müslim ortak hadisleri: El’lü’lü’ü ve’l Mercan, no:1059. ‘Hecere’ kelimesi var.

100) A. Razzak, Musannaf, no: 18771 ibni Sad’dan alıntı yapıyor.

101) Buhari Megazi, mered’ü Nebi. Müslim, Vasiyet. Mercan, no: 1058. Kur’an’ın Kökeni adlı yapıtımda bu konuda detaylı bilgi var.

102) a- Buhari-Müslim’in ortak hadislerini alan El’Lü’lüü ve’l Mercan, Tevbe bölümü, Ifk kısmında, no: 1763.

b- Buhari, Şehadat kitabı, birkaç yerde. Tefsir, Nur suresi, birkaç kez.

c- Müslim, Tevbe bölümü, ifk kısmında.

103) İbni Ebi’l Hadid, Şerh’ü Nehci’l Belaga, 2/31 vd.

104) a-İbni Hiban, Sıkat 2/192

b-Taberi Traih-I 3/428

105) Mesela Halit b. Velit, Müsenna b. Haris, Şerahbil b. Hasene, Enes b. Malik, ikrime b. Ebi Cehil, Ebu Ubeyde b. Cerrah gibi. Yine Osman’a yalcın kişileri/Emevileri iş başına getirir. Sait b. As, Velit b. Ukbe gibi

106) Şehristani, Milel ve’l Nihal, s. 1/31.

107) a- İbni Kuteybe Dineveri, El-lmame ve’s-Siyase adlı yapıtında Ebubekir kısmında, s. 21.

b- Ömer Rıda Kehhale, A’lam-i Nisa, 4/114.

108) a- Zehebi, Siyer-i A’lam, 27/437.

b- İbni Kesir, Bidaye-Nihaye, hicri 9.yılı olayları Tebuk seferi kısmında ve 11. yılı olayları. Muhammed’in ölümü kısmında 5/247.

c- Hakim, müstedrek no: 4394, 3/60-61.

d- İbni Sad, 2/350.

e- İmam Ahmet b. Hambel, Müsned, Abdullah b. Mesut müsnedleri, no: 3435.

109) Müstedrek, Megazi, no: 4395.

110) a- Buhari-Müslim hadisler, EI-LüTüü ve’l-Mercan, no: 1413.

b- Müslim, Selam, Zehirleme kısmında.

c- Buhari, Hibe, 51: Müşriklerden hediye kabul etme kısmında.

111) İbni Sad, Tabakat, 2/345.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.12.2018, 23:29   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 460
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Muhammed’i bir kenara bırakırsak, İslam tarihinin kuşkusuz en önemli kişisi Aişe’dir. Aişe ayrı bir başlıkta ele alınmayı hakeden bir isim. Müslümanlar ve gayrimüslimler, 1400 yıldır sürekli bu kadını tartışmışlardır. Özellikle Aişe’nin yaşı, İfk hadisesi ve Cemel savaşı hep tartışılmıştır.

AİŞE’NİN YAŞI

Birinci İslam halifesi Ebu Bekir’in kızı Aişe (Aişe binti Ebu bekir) 614 yılında Mekke’de doğmuştur. 6 yaşında hastalanmış ve saçları dökülmüş, sonrasında iyileşmiştir. Bir gün annesi Ümmü Rûman, kızını salıncakta oynarken yanına çağırarak bir takım kadınların olduğu bir çadıra sokmuştur. Aişe çadıra girmekten korkmuş ve terlemiş, annesi Aişe’yi telkin etmiştir. İçeri girdiğinde bir takım kadınların ona ”hayırlı olsun” dediklerini işitmiş ve bu durumu anlamakta zorlanmıştır. Kadınlar Aişe’nin elbisesini düzeltmişler ve yan taraftaki kişiye Aişe’yi sunmuşlardır. Aişe bu olay olduğunda ünlü muhaddis Buhari’ye göre 9 yaşındadır ve Aişe’nin sunulduğu kişi de Muhammed’dir.

İslam tarihinin belkide en fazla tartışılan konusu bu minvalde gerçekleşmiştir. Aişe’nin yaşı tartışmalı ama Buhari tartışılacak bir isim değildir. Ayrıca o dönemde küçük kızların evlenmesinde Araplar açısından bir sakınca olmadığını da bilinen bir gerçekdir.

İslam tarihinde Aişe’nin yaşı ile ilgili kaynaklarda geçen bilgiler ana hatları ile şöyle; O dönemde bütün sahabilerin yaşları, genelde ölüm zamanındaki yaşlarına göre hesaplanıyordu. Bu ilkeden hareketle, Aişe’nin vefat tarihinden, yaşı çıkarıldığında yaklaşık olarak doğum tarihi bulunabilir. İslam tarihçileri, Aişe’nin vefat tarihi olarak genelde H. 58 yılını, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 66 yaşını vermektedirler. Bir kısmı, vefat tarihi olarak H.56-59’u, vefatı sırasındaki yaşı olarak da 65-67 yi belirtseler de, çoğunluğu birinci görüşte müttefiktirler.(1) Böylece Aişe’nin vefat esnasındaki yaşından, vefat tarihini çıkardığımızda (66-58=8) Hicret sırasında Aişe’nin yaşının 8 olduğu ortaya çıkar. Hicretten bir yıl sonra evlendiğine göre ise evlilik yaşı 9 olacaktır.(2) İbn Kesir bu yaşta evlendiği konusunda hiçbir ihtilafın olmadığını belirtir.(3)

(1)Ibn Sad, et-Tabakatü’l-Kübra, Beyrut, trz, VIII, 80; Ibnü’l-Esir, el-Kamil, Beyrut 1979, IV, 363; Ibn Kesir, el-Bidaye ve’n-Nihaye, Beyrut 1974, VIII, 94; Zehebi, el-İber, Beyrut 1987, I, 60; bnü’l-imad, Şezeratü’z-Zeheb, byy. trz. I, 308.

(2)Ibn Hacer, el-İsabe, Beyrut 1328, IV, 230.

(3)Ibn Kesir, el-Bidaye, III, 131.

Günümüzde bazı islami çevrelerde değişik hesaplamalar yoluyla Aişe’nin vefat ettiği sırada 74 yaşında olduğu belirtse de bu rakamı (yaşı), tarihsel olarak kabul etmek mümkün değil. Çünkü, hiçbir tarihi kayıtta Aişe’nin bu yaşta vefat ettiği belirtilmemektedir. Bizzat Aişe’den gelen rivayetlerde 6 yaşında sözlendiği ve 9 yaşında da evlendiği bilgisi yeralmaktadır. Daha öncede aktardığımız gibi tarihçiler Aişe’nin H. 58 yılında 66 yaşında vefat ettiğini kabul etmektedirler. Buna göre eğer H.58 de Aişe 66 yaşında vefat ettiyse, Hicret sırasında 8 yaşında ve evlendiği sırada H. I. yılda 9 yaşında olacaktır.(66-58=8, 8+1=9) Gene islami kaynaklara göre Aişe, Muhammed ile evliliği sonrasında da arkadaşlarıyla oyun oynamaya devam etmiş ve Muhammed de buna müsaade etmiştir. Hatta Muhammed ile Aişe’nin sokakta koşarak yarıştıkları veya mescidde kılıç kalkan oynayanları, Muhammed ile Aişe’nin yanak yanağa seyrettiği rivayet edilir.

Aişe’nin Muhammed’den önce Cübeyr isminde biriyle nişanlandığı da rivayet edilir. Cübeyr, Muhammed’i himayesine alan Mutim’in oğludur. Cübeyr kafirdir ama sonradan müslüman olmuştur. Müellefe-i kulûbtan ganimet almış ve Muhammed’den de 60 hadis rivayet etmiş biridir.

İFK HADİSESİ

Aişe 15 yaşına geldiğinde Muhammed ile birlikte Mureysi gazasına katılır. Bu savaşta babası, amcası, kocası öldürülmüş olan Cüveyriye isminde çok güzel bir kadın esir düşer ve Muhammed bu kadını kendine alır. Aişe kıskanç bir kadın olduğundan, güzelliği ile dikkat çeken Cüveyriye’yi Muhammed’in almasından çok rahatsız olur. Dönüşte islam tarihinde anlatıldığına göre Aişe yolda gerdanlığını düşürür ve meşhur İfk hadisesi başlar.

Sonrasında kervan Aişe’yi unutup yoluna devam eder ve Aişe’yi arkadan gelen genç Safvan kervana yetiştirir. Aişe ile Safvan’ın beraber kervanın ardından gelmeleri dedikodulara neden olur. Muhammed bu durumdan çok rahatsız olur ve yakınındaki insanlara ne yapması gerektiğini sorar. Muhammed’in amcasının oğlu ve damadı Ali, Muhammed’in çok üzüldüğünü görür ve şöyle der; ” Ya Resulullah, bu kadar üzülme. Bir kadın değil mi, onu boşa kurtul”.

Bu sözleri duyan Aişe, Ali ile küser. Bu sözler, daha sonra bu ikilinin düşmanlığının kaynağı olacaktır. Aişe,babası Ebubekir’in evine döner ve sonrasında Muhammed Aişe’nin yanına gelir ve ona ”eğer günah işlediysen, tövbe et Aişe” der. Aişe Muhammed’e tepkisini koyar ve böyle bir şey yapmadığını belirten sözler söyler. Muhammed’e de bu esnada vahiy gelir ve Aişe’ye iftira edildiğini, Allah ayetleri ile açıklar. Bu arada Aişe’yi devesinde kervana getiren Safvan’ın erkekliğinin olmadığı yönünde de iddialar vardır. Ne derece doğru bu, bilemiyoruz tabi. Aişe, ayetler ile kendisinin aklandığını bilmesine rağmen yine de Muhammed’e çok kızgındır. Babası Ebu bekir, ”kızım, Allah senin suçsuz olduğunu söylüyor” demesine rağmen, babasına ”Allah’a teşekkür ederim. Sana ve dostuna (Muhammed’e) değil” diyerek babasına ve Muhammed’e olan öfkesini dışa vurur.

AİŞE’NİN KISKANÇLIĞI

Aişe’nin Muhammed’in ilk eşi Hatice’yi çok kıskandığı ve Hatice için ”dişsiz ihtiyar karı” dediği rivayet edilir. Aişe’nin Hatice’yi kıskandığı bir gerçekse de, Aişe’nin asıl kıskandığı kadınlar Zeynep, Safiye, Hafsa ve Mariya gibi genç ve güzel kadınlardır.

Diyanet işlerinin 12 ciltlik sahihi buhari muhtasarına göre Muhammed’in eşleri ikiye ayrılmıştır. Bir tarafta Aişe, Hafsa, Safiye, Sevde; diğer tarafta da Ümmü Gülsüm ve diğerleri vardır. Aişe kendisi ile aynı grupta yer alan Safiye’yi çok kıskanmaktadır.

Aişe Muhammed’in diğer eşlerinden kendisini üstün görüyor ve bunu maddeler halinde Muhammed’in diğer eşlerine bildiriyor. Söz Aişe’de; ‘‘Benim 10 üstünlüğüm vardır. 1-Evlendiği bakire tek eşi benim. 2-Anası ve babası Medine’ye hicret etmiş tek eşi benim. 3-Allah benim namusluluğumu (ıfk hadisesinde) vahiy göndermek suretiyle ispat etmiştir. 4-Peygamberle evlenmemi Cebrail sağlamıştır. 5-Muhammed namaz kıldığı zaman benden başka hiç kimseyi önünde bırakmazdı. 6-Muhammed bir tek kaptaki sudan yalnız benimle yıkanmıştır. 7-Benden başka hiçbir kadınıyla bulunduğu zaman Muhammed’e vahiy gelmemiştir. 8-Muhammed’in başı benim göğsümde olduğu halde ruhunu teslim etmiştir. 9-Hayatta en son cinsi münasebette bulunduğu kadın benim. 10-Benim odamda defnedilmiştir.”

Muhammed bir sefere gideceği zaman kura çeker ve kurada Aişe ile Hafsa çıkar. Muhammed Aişe’ye özel ilgi gösterdiği için, seferde Hafsa’nın yanına pek gitmez. Buna bozulan Hafsa, bir şekilde Aişe’yi kandırarak, Aişe’nin devesine biner ve Muhammed ile bir gece birlikte olur. Aişe bu durumdan çok rahatsız olur. Muhammed’e küfür etmek ister ama yapmaz bunu. Sonra ayaklarını, içinde yılan akrep gibi hayvanlar olan izhir otlarının arasına sokarak şöyle der; ”Allah’ım beni akrep ya da yılan soksun da bende Muhammed’e birşey söylemeye fırsat bulamayım.” Aişe, kıskançlığı yüzünden intihar etmeye yeltenecek kadar gözü kara ve çılgın birisidir.

Müslümanlar Aişe’nin konumunu bildikleri için, Muhammed Aişe’nin hanesinde iken ona hediyeler yollarlarmış. Buna bozulan diğer eşleri bu durumu Muhammed’e iletirler ama Muhammed Aişe’yi savunur. Kızı Fatıma bile araya girmek ister ama kızına da ”Aişe’yi sevin” der. Bu arada Zeynep Muhammed’in yanında Aişe’ye bağırır. Muhammed ise o arada Aişe’nin karşı atağa geçmesini vücut dili ile göstererek Aişe’yi gaza getirir. Aişe’de Muhammed’in yanında Zeynep’e bir ton laf söyler. Muhammed’de ”Aişe Ebubekirin kızıdır” diyerek, Aişe’yi o arada över.

Muhammed eşlerini kızıştırmayı çok seviyor. Eşleri arasında adaletli davranmıyor ve kasıtlı olarak kavga çıkarmak için herşeyi yapıyor. Belli ki Muhammed bu kavgalardan çok hoşnut oluyor. Kılıcı olan bir peygamberden beklenen davranışlar tabi.

Birgün Safiye, Ayşe ve Hafsa’nın kendisi hakkında olumsuz konuştuğunu duyar ve ağlamaya başlar. Bunu duyan Muhammed Safiye’ye ”sende onlara, benden nasıl daha hayırlı olabilirsiniz ki, zevcem Muhammed, babam Harun, amcam Musa’dır” desene demiş. Yani Safiye’nin nesebinin Musa’ya kadar dayandığını söyleyerek Aişe ve Hafsa’nın hayırsız/değersiz olduklarını söylemeye çalışmış. Duruma göre bir o tarafta, bir bu tarafta olan Muhammed.

Muhammed Ayşe’nin odasına girer. O anda odada diğer karısı Ümmi Seleme’de vardır. Ayşe,Ümmi Seleme’nin de odada olduğunu Muhammed’e kaş göz hareketleri ile anlatmaya çalışsa da, Muhammed aldırış etmez ve Ayşe ile ilgilenmeye devam eder. O esnada Ümmi Seleme Muhammed’e seslenerek ”görüyorum ki senin için diğer karılarının hiç önemi yok.”diye bağırır ve hatta ağır sözlerde eder. Muhammed de Ayşe’ye dönerek ”bu kadının hakaretlerine sen cevap ver” der. Ayşe’de aldığı gazla Ümmi Seleme’ye demediğini bırakmaz. Ümmi Seleme odadan çıkıp Fatıma’ya durumu anlatır. Fatıma’da Muhammed’e gelerek Ayşe’yi şikayet eder. Muhammed ise kızına şöyle seslenir; ”Ayşe senin babanın en tercihlisidir”.

Ahzab suresi 50. ayetin bir yerinde deniliyor ki, Muhammed bir kadını eğer beğenirse, ona mehir ücretini vermeden/bedava alabilir. Yine 51. ayette, Muhammed’e tam özgürlük verilir: “Kadınlarından istediğini boşayabilir, istediğini geri getirebilirsin, eşlerin arasında geceleyin sıralama yapmayabilirsin’ gibi avantaj ayetleri oluşunca, Aişe buna çok kızar ve o meşhur sözünü burada söyler: “Bakıyorum senin Allah’ın senin zevkin doğrultusunda acele ederek hemen ayet gönderiyor.”

Ayrıca kadınların kendilerini Muhammed’e mehirsiz hibe etmeleri konusunda Aişe çok kızar ve şöyle der; ”Olacak şey mi? Bir kadın utanmaz mı ki, kendini bir erkeğe armağan etsin?”

Aişe’nin ne kadar kıskanç/bencil olduğunu ve Aişe’nin Muhammed tarafından diğer eşlerine nazaran nasıl da tercih edildiğini alıntılarla (paragraflar halinde) aktarmaya çalıştım. Tüm çocukluğu ve gençliği Muhammed’in yanında geçen bu kişi, haliyle Muhammed’i inanılmaz derecede sahipleniyor ve onu aşırı derecede kıskanıyor. Bu kıskançlığı öyle bir hal alıyor ki; bazı açıklamalarına baktığımız zaman Aişe’nin psikolojik durumunun pekte iyi olmadığını anlıyoruz. Aişe bazen Muhammed’i çok yüceltiyor, bazen de Muhammed’i yeriyor. Aişe, Muhammed ve diğer eşleri arasındaki ilişkiler tam bir pembe dizi kıvamında aslında. Pembe dizi sözlerimi daha da netleştirmek adına meşhur bal olayını anlatan hadisi olduğu gibi aktarıyorum ki, Muhammed ve eşleri arasındaki ilişki daha iyi anlaşılsın.

Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatıyor:

“Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam) balı ve tatlı şeyleri severdi. Ayrıca, ikindi namazlarını kıldıktan sonra (hergün) kadınlarını teker teker ziyaret eder, her birine yaklaşır (sohbette bulunurdu.) Bu ziyaretlerinin birinde Hz. Hafsa (radıyallahu anha)’nın yanına girmişti. Bu defa onun yanında, her zamanki kaldığı mutad müddetten fazla kaldı. Ben bunu kıskanarak sebebini (Resûlullah’ın diğer hanımlarından) sordum. Bana: “Yakınlarından bir kadın Hafsa’ya bir okka (Taif) balı hediye etti, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam)’a ondan şerbet yapıp ikram etmiş olmalı, (o da şerbet hatırına sohbetini biraz uzatmıştır)” dediler. Ben: “- Öyleyse, kasem olsun biz de ona mutlaka bir hile kurmalıyız!” dedim. Sevde (radıyallahu anha)’ye: “- (Hafsa’dan sonra sıra senin) O girince sana yaklaşacak. Sana yaklaşınca O’na: “Ey Allah’ın Resûlü! Sen megafıh mi yedin?” diyeceksin. (Ben biliyorum ki, o sana) “Hayır!”diyecek. O zaman sen de: “Öyleyse senden burnuma gelen bu koku da ne?” diyeceksin.” Bir rivayette Hz. Aişe şu açıklamayı yapar: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) kendisinde kötü bir koku hissedilmesine tahammül edemez, buna çok üzülürdü (Bu sebeple gerçeği. itiraf ederek) muhakkak “Hafsa bana bal şerbeti ikram etti” diyecek. O zaman sen kendisine “Demek ki arı, balını urfut ağacından almış” diyeceksin. (Senden sonra bana uğradığı zaman) ben de böyle hareket edip aynı şeyleri söyleyeceğim. Ey Safıyye, sana uğradığı zaman sen de aynı şeyleri söyle! dedim.” Hz. Aişe anlatmaya devam etti: “Sevde (bilahere bana) dedi ki: “Kendinden başka ilah bulunmayan Allah’a kasem olsun, bana tenbih ettiğin şeyleri, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) kapıdan görünür görünmez, senden korktuğum için (unutmadan) hemen söylemek istedim.” Ne ise, Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) kendisine yaklaşınca Sevde: “Ey Allah’ın Resûlü meğafır mi yediniz?” der: “Hayır!” cevabını alır. Bunun üzerine aralarında şu konuşma geçer: “- Öyleyse bu koku da ne?” ” Hafsa bana bal şerbeti ikram etti. ” “- Demek ki arı urfut yemiş.” Hz. Aişe (radıyallahu anha) anlatmaya devam ediyor: “Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) bana uğrayınca ben de aynı şeyleri söyledim. Keza, Safıyye (radıyallahu anha)’ye uğrayınca o da aynı şeyleri söyledi. Müteakiben Resûlullah (aleyhissalatu vesselam) Hafsa (radıyallahu anha)’nın yanına girince: “- Ey Allah’ın Resûlü sana o şerbetten ikram edeyim mi?” diye sorar. Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam): “- Hayır, ihtiyacım yok!” cevabını verir. (Bu durumu işittiği zaman) Sevde (radıyallahu anha): “- Allah’a kasem olsun balı ona haram ettik!” dedi. Ben kendisine: “- Sus, (sesini çıkarma)” dedim.”

Kaynak: Buhari, Talak 8, Nikah 103, Et’ime 32, Eşribe 10, 15, Tıb 4, Hiyel 5; Müslim, Talak 20, (1474); Eb

AİŞE MUHAMMED’E İNANMIYORDU

Bu konudaki en meşhur argüman, Aişe’nin “Bakıyorum senin Allah’ın, senin zevkin doğrultusunda acele ederek hemen ayet gönderiyor.” sözleridir. Senin Allah’ın ne demek?Açıkça Allah’ın Muhammed’e has bir şey olduğunu söylüyor. Yani kendisinin bir Allah’ı bulunmadığını, dolayısıyla Muhammed’in peygamberliğine de inanmadığını ilan ediyor. Çok çok önemli bir hadis bu ama nedense pek dikkate alınmıyor. Daha çok Aişe’nin yaşı tartışılması 1400 yıldır gündemde tutuluyor. Sanki Aişe 19 yaşında olunca tüm sorunlar çözülecekmiş gibi!

Aişe gerçekten çok önemli biridir. Sahabe anlamadığı konularda Aişe’ye danışır, Aişe’de insanlara Muhammed’den ve ayetlerden bahsedermiş. Bu kadar önemli bir konumda olan birinin ne Allah’a ne de Muhammed’e inanmaması ve Muhammed’in de bu eşi için birçok defa ”en hayırlı/üstün kadın” diye bahsetmesi,çok ciddi bir paradoks.! Üstelik bu kadın 2210 hadis rivayet etmiş ki,bu da İslam dini açısından son derece önemli bir durumdur.

Fahrettin er-Razi’den nakledilen bir hadis var ki, bu hadiste Aişe’nin inançsızlığını kanıtlar. Aişe miraç ile ilgili olarak şunu söyler; “Aslında Muhammed bedeniyle/fiziki olarak göklere çıkmamıştır; o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor.” İslam aleminin Muhammed’den sonra en önemli ismi, İslam’ın en önemli konularından biri olan miracı inkar ediyor.

Aişe’den nakledilen bir başka hadise göre de, Muhammed’e büyü yapıldığı söylenir. Muhammed öyle bir hale gelmiştir ki; ”yaptığı şeyi yapmadım,yapmadığı şeyi de yaptım” demeye başlamıştır. Muhammed’in bu durumda olduğunu anlatan Aişe’nin, Muhammed’in peygamber olduğuna inanması düşünülebilir mi? Kadın açıkça Muhammed dengeyi kaybetmiş diye hadis rivayet etmiş ve bunu da 1400 yıldır müslümanlar kabul etmişler. Yani,bu ve buna benzer hadisleri ortadan kaldırmayı denememişler bile. Ben olsaydım bu hadisleri yok ederdim.

AİŞE’NİN GÜZELLİĞİ

Muhammed zamanında eş değiştirme (becayiş) adeti vardı. Bir gün Muhammed’in yanına Uyeyne bin Hısn isimli bir kişi geliyor ve Aişe’yi görerek Muhammed’e eş değiştirme teklifi yapıyor. Muhammed bu teklifi reddederek Ahzab suresi 52. ayet ile bu adeti ilga ediyor. Buradan anlıyoruz ki, Aişe güzel bir kadındı.

Muhammed’in Cennet’le müjdelediği Talha bin Ubeydullah ”eğer Muhammed bir gün ölürse, ben Aişe’yi eş olarak alırım” diyor. Bunu duyan Muhammed ”benden sonra benim eşlerimi kimse alamaz” ayeti ile de bu konuya noktayı koyuyor. Aişe’nin Talha tarafından ilgi görmesi ve beğenilmesi Aişe’nin güzelliğinin bir başka kanıtıdır. Aişe ile evlenmek istediğini söyleyen Talha, Osman’ın ölümü sonrasında Aişe ile yakınlaşmış, Cemel savaşında Aişe yanında savaşmış ve öldürülmüştür. Bu arada Talha, Aişe’nin amcasının oğludur. Talha ile ilgili şunu da söylemek lazım. Muhammed tarafından Cennet ile müjdelenen Talha, Ebubekir’in halife olduğunu duyunca kılıcını çekip ortaya çıkıyor ve ”biz Ebubekir’e mi (amcası) kaldık?” diyor. Ömer Talha’ya yönelip ”dur durduğun yerde ey köpek” diyor. Gerçek İslam tarihi bu işte.!

AİŞE HAKKINDA BİLİNMEYENLER

Aişe hiperaktif birisi. Zaten hayatından belli olmuyor mu?

Aişe’nin kısır olduğu söylenir. Aişe’mi kısırdı, yoksa Muhammed’de mi bir sorun vardı, tam olarak bilemeyiz tabi ama Aişe’nin çocuğunun olmaması bence Aişe’yi çok farklı bir insan yapmıştır. Bir kadın gibi değil de, bir erkek gibi davrandığı bir çok konu vardır. En basitinden Cemel savaşında binlerce müslümanın ölümüne neden olması gösterilebilir. Aişe bu savaş sonrasında, ”peygamber hanımları dışarı çıkmayın” (Ahzab 33) ayetini her okuyuşunda veya duyuşunda başörtüsü ıslanıncaya kadar ağlarmış. Ayrıca bu savaşta haklı olan tarafın Ali’nin tarafı olduğu da, nerdeyse tüm İslam alemi (sünni-şii) tarafından kabul görmüştür.

Aişe, Hasan öldükten sonra dedesi Muhammed’in yanına defnedilmesine izin vermemiştir. Muhammed Aişe’yi de, Hasan’ı da çok seviyor ama Aişe’nin yaptığına bakarmısınız.! Aişe önce ”Osman’ı öldürün” diye fetva vermiş. Osman ölüp Ali halife olunca da ”keşke Osman öldürülmeseydi” demiş. Aişe ne dediğini, ne yaptığını kesinlikle bilmiyor. Böyle bir kişinin hadisleri ile müslümanlar hayatlarına şekil veriyorlar.!

Aişe, vali Osman bin Hanif’in adamlarının/yakınlarının öldürülmesini emretmiştir. Muhammed’den öğrendi tabi bunu. Aişe, Ali hakkındaki hadisleri gizlemiştir. Bu da ayrı bir felaket. Aişe, Ifk hadisesi sonrası Ali’ye küsüyor ve bir daha da asla Ali ile konuşmuyor. Dolayısıyla Ali’nin hadislerini de görmezden geliyor.

Aişe’ye göre yetişkin erkeklerde kadınların memesinden süt içebilirlerdi. Böylece mahremlik sağlanırmış. İmam Malik’in Muvatta adlı kitabında şöyle rivayet edilir; ”Aişe,erkekleri kız kardeşi Ümmi Kulsum’a ve erkek kardeşinin kızlarına gönderir. Onlardan süt emzirir. Böylece Aişe onlarla görüşmeyi kendine helal bilirdi. Çünkü Aişe’nin içtihatına göre, bu erkekler artık ona mahrem oluyorlardı.” Aişe’nin zekasına hayran kalmamak elde değil.

Son olarak Aişe’nin şu sözleri ile bu bölümü de kapatayım. Aişe; ”Allah keşke beni hiç yaratmasaydı” diyerek ölmüştür. Yaklaşık 50 sene dul kalsaydım, bende bu şekilde düşünürdüm.

MUHAMMED’İN ÖLÜMÜ

Bu yazıyı yazarken hadislerden faydalandım tabi. Hadislerden anladığım kadarıyla Muhammed ile eşleri arasında ciddi sorunlar var ve bunun nedeni de Muhammed’in ta kendisi. Eşleri arasında adaletli davranmayan, eşleri arasında kavga çıkması için özellikle eşlerini kışkırtan Muhammed’in sonunu da eşleri getirmiştir. Farklı kaynaklarda Aişe ve Hafsa’nın Muhammed’e birşeyler içirdiği ve Muhammed’i öldürdüğü rivayet edilir. Bu konuda Arif Tekin’in kitabı okunmalıdır. Arif Tekin kaynakları ile birlikte bu cinayeti gözler önüne sermiştir.

Muhammed’i Aişe ve Hafsa öldürmüştür ama bu cinayetin tek sebebi Muhammed’in eşlerine bakış açısı değildir. Bu olay daha çok siyasidir. Muhammed’in Ali’yi halife olarak öne sürmesi, daha önce Muhammed’i öldürmeye çalışan Muhammed’in en yakınlarının canlarını iyice sıkmış ve tekrar Muhammed’i öldürmeye karar vermelerine neden olmuştur. Hatta Muhammed öldürüldükten sonra halife olacaklar bile sıralanmıştır. Muhammed’in en yakınları Ebubekir ve Ömer gibi isimler, Muhammed’e tebük seferi ve veda haccı dönüşünde suikast düzenlemek isterler ama başaramazlar. Sonuçta,o zamanlarda etkili bir öldürme yöntemi olan zehirleme yöntemini denerler ve kızları sayesinde bunu başarırlar. Aişe ve Hafsa’nın babaları, kızlarını bir şekilde ikna etmişler ve bu cinayeti işlemelerini sağlamışlardır.

Bu kişiler Muhammed’i bir şekilde zehirleyerek yatağa hapsediyorlar. Muhammed yarı ayılmış şekilde uyanıyor ve kendisine birşeyler içirildiğini farkediyor ve buna çok kızıyor. O esnada odada Muhammed’in amcası Abbas, Aişe ve Hafsa var sadece. Muhammed ”amca, sen hariç bu iki eşim bu ilaçtan içecek” diyor. ”Çünkü sen plandan habersizsin” diyede ekliyor. Yani, Muhammed kendisine karşı bir plan yapıldığını ve planı yapanlarında kim olduğunu biliyor.

Muhammed bu hastalık (zehirlenme) durumunda ”Aişe sen benden önce ölseydin, ben sana dua ederdim” diyerek Aişe’nin ne yaptığını bildiğini ima ediyor. Muhammed daha öncede, Aişe’nin evini göstererek ”işte küfür/fitne buradadır. Şeytanın boynuzunun çıktığı yer burasıdır” demiştir. Hafsa içinde aynı sözleri söylemiştir.

”Müminlerin annesi” hakkında Muhammed’in söylediği sözlere bakarmısınız.

Birde Muhammed’in vasiyet etmesine izin vermiyor bu ekip. Çünkü Muhammed’in yazacaklarından korkuyorlar ve planlarının bozulmasını istemiyorlar.

Muhammed’in ölümü sonrası Aişe, Muhammed’in ailesine (Fatıma ve Abbas’a) mirastan hiç birşey alamayacaklarını söylüyor. Ömer zamanında ise, Hayber gelirlerinden mahsul alan Aişe ile Hafsa’ya (Muhammed’i öldürenler) o topraklara ortak olma hakkı tanınmıştır. Bu olaylar Muhammed’in öldürüldüğüne işaret eden ciddi argümanlardır.

AİŞE’NİN ÖLÜMÜ

Kimi rivayetlere göre Muaviye minberde oğlu Yezit için propaganda yapınca Aişe ona karşı çıkıyor. Bunun üzerine Muaviye Aişe’yi bir çukura gömmek suretiyle katlediyor. Bir başka aktarım da, Aişe’yi damdan düşürmek suretiyle katledip geceleyin de gömüyorlar.

Muaviye, Aişe’nin kardeşi Abdurrahman’ı da hem zehirliyor, hem de can çekişirken o halde mezara gömüyor. Diğer kardeşi Muhammed ise zaten Muaviye’nin talimatıyla Mısır’da yakalanıp bir merkebin içine konuyor ve eşekle birlikte onu yakıp o şekilde katlediyorlar.

SONUÇ

Muhammed’in en yakın eşi, en yakın dostu, Muhammed’den en fazla hadis rivayet edenlerden, müçtehit olarak görülen biridir Aişe.

Çocuk iken Muhammed ile evleniyor. Sivriliği sayesinde Muhammed’in onlarca kadını arasından, kendini en başa koymasını beceriyor. Muhammed’e inanmadığını alenen söylüyor ama buna rağmen müslümanlara fetva vermeden de çekinmiyor. Muhammed’in ölümü sonrası yaklaşık 50 sene dul yaşıyor ve kimseyle evlenemiyor. Muhammed’in damadı ve amcasının oğlu Ali ile savaşacak kadar kendinden geçiyor. Muhammed’i Hafsa ile beraber öldürüyor. Muaviye tarafından da katlediliyor.

Aişe’nin yaşamı hüzün ve çelişki dolu. Yüzlerce yıldır Şiiler tarafından kendisine küfredilen bir kadın. Sürekli aşağılanan/tartışılan bir kadın. Ne çocukluğunu, ne gençliğini, ne de hayatını doğru dürüst yaşayamayan bir kadın. Aişe’ye hem üzülüyorum, hem Muhammed’e/Allah’a inanmamasını takdir ediyorum, hem de inanmadığı bu dini hayatının sonuna kadar savunmasına kızıyorum.

(ALINTIDIR ve birkaç ekleme yapılmıştır.)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.12.2018, 04:50   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 460
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Muhammed’e karşı İslam tarihinde anlatılan ve Muhammed’in kurtulduğu suikast olayları vardır. Ama bu konuda anlatmak istediğim Kuran’da Tevbe Suresi 74. Ayette anlatılan suikast girişimidir. Bu konuya geçmeden önce muhammed’in kurtulduğu diğer suikast girişimlerinden birkaçını görelim.

Cabir b. Abdullah’ın anlattığı suikast olayı:

“Bir yere baskın düzenlemiştik; bir ara istirahat için gölgeye çekildik. O arada Hz.Muhammed kılıcını bir ağaca asıp o ağacın altında uzanırken adamın biri gelip onun asılı kılıcını alır ve kendisine, “Ey Muhammed; bugün kim seni elimden kurtaracak, seni öldüreceğim.” der. Hz. Muhammed de, “Allah beni kurtarır.” yanıtını verir. Bu soru, o adam tarafından üç sefer tekrarlanır ve Hz.Muhammed’den aldığı yanıt da hep aynı. Sonuçta Allah tarafından adam etkisiz hale gelir, vücudu sanki donmuş, felç olmuş gibi olur ve kılıç kullanamaz hale gelir.” (Buhari, Megazi, Zat’ü Rika kısmında, Müslim, hem Fedail/Hz. Muhammed’in tevekkülü kısmında, hem korku namazı kısmında. )

Hayber’de meydana gelen zehirli et olayı

Hayber muharebesi sonunda Zeynep bint el-Hâris adında bir kadın, muhammed’e zehirli bir koyun ikram etti. Muhammed ondan bir parça aldı, ancak tamamını yutmadan koyunun zehirli olduğunu bildirdi. Kadın çağırıldı, suçunu itiraf etti ve bunu neden yaptığı sorulunca şöyle dedi: “Gerçekten Peygamber isen, sana bundan haber verilir, eğer hükümdar isen senden kurtulmuş oluruz.” Ancak Bişr b. Berâ bundan aldığı lokma ile zehirlenerek öldü. Bunun üzerine kadın Bişr’e kısas olarak öldürüldü. Rasulullah son hastalığında dahi Hayber’de aldığı bu lokmanın tesirini hissettiğini beyan buyurmuştur.” (İbnü’l-Esîr, el-Kâmil, II, 222)

Şimdi gelelim asıl konumuza Tevbe Suresi 74. Ayet ve bu ayetin yazılış nedeni olan suikast olayına. Anlatacağım bu olay ve ayet, kuranın nasıl oluştuğuna, ayetlerin gerektiğinde anında iniverdiğine, günün ihtiyaçlarına göre uydurulduğuna güzel bir örnek ve kanıttır. Ayrıca bu ayet ve devamında yazılan birkaç ayet daha muhammed’in askeri liderliğine ve yöneticiliğine karşı o günün şartlarında oluşan tepkileri, çıkar çatışmalarını, peygamberliğinden o günlerde de kuşku duyduklarını aslında imanlarının kaynağının saygı ve sevgiden değil korkudan kaynaklandığını, pekçoğunun inanmış göründüğünü göstermesi yönünden önemlidir.

Şimdi Tebuk seferinde muhammed’e düzenlenen suikast girişimine gelelim..

Hicri 9. yılında muhammed Suriye tarafında Bizanslılara karşı “Tebük” (bir bölgenin adıdır) seferini düzenler. Muhammed Tebük seferinden dönüp Medine yolunu tutunca, sayıları 12-15 kişilik bir grup gece karanlığından yararlanarak muhammed’i vurmak isterler. Ancak muhammed bu planın duyumlarını alınca yol güzergâhını değiştirir. Yolda Ammar bin Yaser onun devesini önden çekmekte, Hüzeyfe bin Yeman da arkadan sürmektedir. Muhammed’i öldürmeye karar veren grup, onun bu yol değişikliğini öğrenir ve aynı istikamette onları takibe alır. Bunlar yaklaşıp artık baskın yapma aşamasındayken, muhammed’in arkadaşları tarafından fark edilirler. Bu arada muhammed, arkadaşlarına, “Çabuk sürün, hızlı olun.” diye emir verir. Arkadaşları bağırıp çağırır ve “Haberiniz olsun sizi gördük.” deyince, baskını düzenlemek isteyen müslüman grup korkar, kaçmak zorunda kalır ve islam ordusu arasına dağılıp kaybolur.

Muhammed arkadaşlarına ,”Siz bunları tanıdınız mı..? diye sorar. ”Yüzleri maskeliydi, göremedik; ancak atlarını ve bindikleri hayvanları tanıdık” derler. Muhammed kendisine suikast yapıldığını anlar ve onların kim olduğunu bildiğini söyler. Ünlü islam düşünürlerinden İbni Hazm suikastı gerçekleştirmek isteyenleri şöyle sıralar “Ebubekir, Ömer, Osman, Talha bin Ubeydullah, Sad bin Ebi Vakkas, Ebu Musa el-Eş’ari ve birkaç sahabe daha” (İbni Hazm, Muhalla, 11/224. Necah, Nezeriyat’ul Halifeteyn, 2/266. İbni Ebi’l Hadid, Şerh’u Nehci’l Belağa, 2/390 Darü’l kütüb’il İlmiyye, Mısır.)

Muhammed, Huzeyfe ve Ammar bin Yaser’in onları Medine’ye gittiğimizde öldürelim demesi üzerine, bu olayı gizli tutmalarını ister. Nedeni “Muhammed en yakın arkadaşlarını öldürdü” derler ve islama karşı olumsuz etki doğabilirdi.

Bu olay üzerine yazılan Ayet: Tevbe-74 “Onlar, kötü bir şey söylemedik, diyerek Allah’a yemin ederler. Onlar o küfür kelimesini kesinlikle söylediler. İslâm’a girdikten sonra yine kâfirlik ettiler. Ve o başaramadıkları cinayeti tasarladılar. Halbuki intikam almaları için Allah’ın, Resulü ile onları lütfundan zenginleştirmiş olmasından başka bir sebep yoktu. Eğer tevbe ederlerse haklarında hayırlı olur. Yok yanaşmazlarsa Allah onları dünyada da, ahirette de acıklı bir azaba uğratır. Yeryüzünde onları koruyacak veya onlara yardım edecek bir kimse de bulunmaz.”

Sanki muhammed bu suikastçılar hakkında hiçbir şey duymamış da; Allah’ından gelen bilgiyle ilk kez haberdar oluyormuş gibi yapıyor, tabii ki bir taşla iki kuş misali, bu ayetle birkaç yere mesaj gönderiyor. Çünkü Tebük’te bir ara onun devesi kaybolunca, müslümanlardan biri, “Hani dünyada olup biten her şeyi, geçmişi, geleceği biliyorum diyen bir muhammed, nasıl olur da yanı başında devesi kaybolmuş da nerde olduğunu bilemiyor, bu nasıl peygamber” şeklinde alay ediyor.

Cülas bin Süveyd, “Eğer muhammed’in anlattıkları doğruysa, eğer peygamberse ben eşek olayım” diyerek onunla alay ederken, muhammed bunlardan haberdar oluyor. İşte Tebük’te hemkendine karşı komplo kuranlar, onu vurmak isteyenler, hem de onunla alay edenler için, mucize niyetiyle yukarıdaki ayeti oluşturuyor. (Kadi Beydavi, Tevbe suresi 74. ayet açıklamasında.)

Ayette her şey açık ve nettir: Onlar yemin ediyorlar ki, biz söylemedik. Peki, neymiş söylemedikleri şey..? İşte az önce özetlediğim gibi, “muhammed’de tanrısal boyut varsa eşek olayım” diyen kişi. Güya ona baskı yapılınca ben bunu demedim demiş ve Tanrı için de onun sözü o kadar önemli olmalı ki bu ayeti onun yalanı için göndermiş. Bir de yanı başında devesini bulamayan muhammed, nasıl oluyor da “geçmiş ve gelecek her şeyi bilirim” diyen kişinin bu cümlesi tanrının hoşuna gitmemiş olmalı ki, gerek görüp az önceki ayeti yanıt olarak göndermiş, tabii ki muhammed’in bunların söyledikleri hakkında istihbaratı vardı. O yüzden hepsine topluca yanıt olabilecek böyle ayetler oluşturup anlatıyordu. Ayetin bir yerinde şu cümlecik de var:

“Allah ve Resulü kendi lütfü ile onlan (Müslümanları) zengin kıldığı için, inkarcılar intikam almaya kalktılar” diyor. Peki, bu parçanın olayla ne alâkası var..? Muhammed Medine’ye gelip savaşlarda elde ettiği ganimetleri yandaşlarına dağıtınca bunlar zengin olur. Bu arada başta Abdullah bin Selul olmak üzere muhalefettekiler onların bu durumunu kıskanırlar. İşte ayette sözü edilen zenginliğin kaynağı budur. Yani allah’ın minnet ettiği zenginlik kaynağı, ganimetler, talan ve çapulculuk. Demek ki arda çıkar çatışması yaşanmış ki iş muhammed’i öldürme girişimine kadar varmış. Anlaşılan Peygamberin etrafına toplanan belli başlı kimseler dine inanmaktan çok çıkar için etrafında toplanmışlar.

Şimdi birazda muhammed’in ölüm korkusundan bahsedelim.

Buhari’nin anlatımlarının birkaç yerinde, Müslim’de ve başka da birçok İslami eserde ortak olarak işlenen şöyle bir olay var: Muhammed son hastalığında ölüm döşeğindeyken bir ara ayılınca bakıyor ki ona ağız yoluyla ilaç içiriyorlar. Bunu görünce çok kızıyor ve “Sizi, sakın ola bana bir şey içirmeyin diye uyarmadım mı..? Neden bana ilaç içirdiniz..? Hepiniz bu ilaçtan içeceksiniz, ben de bakacağım; ancak amcam Abbas hariç. Çünkü o sizinle beraber değil, planın içinde o yoktur.” diyor.

Muhammed islami kaynaklara göre ölümü öncesinde veda hutbesini yapmış yani ölüme ve allahına kavuşmaya hazırlanan bir peygamber olarak anlatılır ve gösterilir ki bu anlatılanlar büyük bir yalan zincirinin bir halkasından ibarettir.

Yukardaki anlatımlarda net şekilde görülmektedir ki muhammed ölüm döşeğindeyken öyle allahına kavuşmaya hazırlanan bir peygamber gibi değil aksine son derece ölüm korkusu çeken, paranoyak olmuş ve çevresindeki insanlara güveni olmayan, hatta hayata tutunmaya çalışan bir insan gibi davranmaktadır.

İslami kaynakrada olayı yumuşatmaya çalışsalarda ortada zorlama ve muhammed’in tedirgin olduğunu gösteren net ifadeler vardır. Şimdi olayı başka bir kaynaktan inceleyelim; Buhâri ve Müslim başta olmak üzere birçok muteber Sünni kaynakta “Ledüd Hadisi” diye meşhur olan bir rivayet nakledilmektedir ki rivayetin değişik nakillerini dikkate alarak, olayı şöyle özetleyebiliriz. Hemen konuyu dağıtmadan hadislere bakalım:

“Resulullah’ın hayatının son günlerinde, hastalığı iyice ağırlaştığı bir sırada, Resulullah’ın hanımları veya ashabından bazısının tavsiyesiyle, sancılanan kimselere verilen acı bir ilacı, Allah Resulü’nün ağzına döküyorlar. Resulullah uyandığında ağzının acılığını hissedince, yemin ederek orada bulunan herkesin ağzına aynı ilaçtan dökülmesini emrediyor; amcası Abbas hariç (çünkü o bu işe müdahale etmemişti). Meclistekiler bu işte bir art niyetlerinin olmadığını beyan ediyorlarsa da nafile; bir kere Resulullah bu işin yapılması gerektiğine dair and içmiştir. Böylece oradakilerin hepsinin ağzına birer birer ilaçtan dökülüyor! Hatta Resulullah’ın hanımlarından birisi (Meymûne), ısrarla oruç olduğunu söylüyor; fakat Resulullah and içmiştir diye onun da sözünü dinlemeyerek ağzına ilaç dökülüyor..!”
[Sahih-i Buhârî, Tıp Kitabı, Ledüd Bâbı, Sahih-i Müslim, Selam Kitabı, Ledüd ile Tedavinin Mekruhluğu Bâbı, Müsned-i Ahmed b. Hanbel, c.6, s.118, Sünen-i Tirmizi, c. 3, s. 265]

Düşünün islami kaynaklara göre peygamberin etrafında ona en yakın isimler var bunlar “ailem” dediği insanlar.

Bu insanlar neden art niyetleri olmadıklarını beyan etme ihtiyacı duyarlar ki..?

Madem muhammed’e iman etmişler, kaynaklara göre ölesiye ona bağlılar, neden aralarında böyle bir güvensizlik var..?

Peygamberin bir hanımı “oruçluyum” dediği halde bile zorla ilacı içirmeye kadar iş varmış, yetmedi odadaki herkez (amcası hariç) bu ilaçtan içmek zorunda kalmış. İlk bakışta akla gelen bu sorulara verilebilecek cevap nedir..?

Ancak zehirlenme korkusu yaşayan ve çevresindeki insanlara da güveni olmayan biri bu tip davranış sergileyip istekte bulunabilir. Bu tepkiler açıkca öldürülme korkusu yaşadığının da kanıtıdır.

Ölümden korkan bir peygamber size mantıklı geliyor mu..?

Hani bir söz vardır “Korkunun ecele vaydası yoktur” derler hep. Muhammed ölmemek için vede öldürülmemek için çabalasada sonunda oda her insan gibi ölümden kurtulamamıştır. Günümüzde islami kesimde tanınmış ve lider konumda olan Cemaat liderlerinin, Tarikat şeyhlerinin şaşaalı cenaze namazları hepimizin dikkatini çekmiştir. Ülkemizde islamcıların lider Erbakan’nın cenaze törenindeki kalabalığı hatırlıyorsunuzdur, Ülkemizdeki tarikat şeyhlerinin ve cemaat liderlerinin törenleri de aynı şekilde görkemli olmaktadır.

Müslümanlar veda hutbesini ballandıra ballandıra anlatırlar o günlerin Arabistanın’da yaşadığı tahmin edilen nüfusun en az yarısının yani 124 bin insanın veda hutbesini dinlediği anlatılır. Doğal olarak muhammed’in de cenazesinin de görkemli olması beklenir. Peki ya siz hiç müslümanların gözünde kainatın efendisi olduğu iddia edilen muhammed’in cenazesinden bahsedildiğini duydunuz mu..?

Elbetteki hayır, Tv’lerde gözyaşlarıyla menkıbeler anlatan, naatlar düzenler fakat muhammed’in cenazesinden hiç söz etmezler. Neden acaba..?

Yoksa o cenazeyi kainatın efendisine yakıştırmıyorlar mı..?

O döneme göre milyonlar diyemesek de yüzbinlerin katıldığı bir tören olmalıydı değil mi..?

Doğumuna mucizeler üretilen muhammed’in ölümü ve cenazesi neden hiç konuşulmaz ballandıra ballandıra mahşeri kalabalık hikayeleri anlatılmaz hiç düşündünüz mü..?

İslam Tarihinde muhammed’in hicretin 11. yılında Rebiülevvel’in 12’sinde pazartesi günü, miladi takvime göre 8 Haziran 632 tarihinde akşam üzeri vefat ettiği rivayet edilir. Günlerce süren hastalığının ne olduğu kesin olarak bilinmez. Kimilerine göre hummadır, kimilerine göre bir önceki “Muhammed’in hastalığı..! -8- ” başlıklı makâlede bahsettiğim sırtındaki urdur, kimilerine göre yüksek tansiyondur, kimileri ise yıllar öncesi ağzına atıp çıkardığı kuvvetli bir zehire sahip koyun etinin etkisidir.

En çok humma üzerinde durulur. Uzun süredir hasta olmasına rağmen bu beklenen bir ölüm değildir müslümanlar arasında. Nitekim ölüm haberini duyan Ömer’in buna inanmayıp kılıcını çekerek “Kim muhammed öldü derse başını vururum” diye haykırdığı söylenir. Ama haberin doğruluğu ortaya çıkınca sinirler gevşer, sakinleşilir. Bu sakinleşmede Ebubekir’in “Her kim muhammed’e tapıyorsa, bilsin ki muhammed ölmüştür. Her kim Allah’a tapınıyorsa bilsin ki Allah ölümsüzdür ve ebedidir. Her nefis ölümün tadını tadacaktır. Muhammed de bir insan olarak ölmüştür. Bunu kabul edelim ve sakin olalım” anlamında yaptığı konuşmanın etkili olduğu rivayet edilir.

Muhammed, Ayşe’nin odasında ölmüştür ve defin hazırlıkları da orada yapılmaya başlar. Üstelik defin hazırlıkları yapılırken muhammed’in 23 yılda yazdığı kuranın bazı sayfaları keçiye bile kaptırılır. Muhammed’in cenazesinin kaç gün yerde kaldığı konusunda değişik rivayetler var. Ancak genel kanı, üç gün yerde kaldığı yönündedir. (İbni Kesir, Büdaye-Nihaye, Hz. Muhammed’in gömüldüğü yer kısmında. 5/292. Burada İmam Ahmet’ten alıntı yapıyor, İmam Malik Muvata, no: 545 Cenâiz kısmı, Taberi Tarih, 11. yılı olayları, 3/216 ve sonrası)

Muhammed onun odasında öldüğü halde Ayşe’nin şu sözü söylemesi çok ilginç: “Biz cenazenin defnini, çarşamba sabahı yapılan duyurudan öğrendik: Muhammed’in cenazesi bugün gömüldü şeklinde duyuru yapıldı.” diyor.
(Ahmet b. Hanbel 6/62. Ayşe hadisleri, İbni Abdi’l Ber, Temhidö Muvatta şerhi, 24/396, İbni Sad, Tabakat: 2/401.)

Peki, burada, “Acaba cenaze gömülürken Ayşe neredeydi” diye sorulmaz mı..?

Kendisi bizzat, “Muhammed en çok beni seviyordu, benim odamda vefat etti.” demesine rağmen, nasıl oluyor da, eşinin cenazesi 60°yi bulan o bunaltıcı arabistan sıcağında üç gün yerde kalıyor, daha sonra gömülüyor ve Aişe bunun haberini başkalarının duyurusundan öğreniyor..?

Ölen kişi hem eşi hemde peygamberi değil mi..?

Bu durumu islamcıların ağlaya ağlaya menkıbeler anlattıkları, her seferinde validemiz diye andıkları, örnek müslüman ve muhammed’e gönülden bağlı örnek eş gösterilen birine uyan bir davranış mı..?

Ünlü İslam tarihçisi Taberi olayı; “İslamiyetle daha çok bütünleşmiş olanlardan bir bölümü (daha saf görünenler, Ali, Abbas, Evs, Usame gibileri) Peygamber’in cenazesi ile meşgulken diğer bir bölümü (Ebu Bekir, Ömer, Sad bin Ubade, Ebu Ubeyde, Abdurrahman bin Avf, ibni Hişam gibileri) ise cesedi bırakıp Saide oğullarının çardağında (Sakiyfe) yeni halifenin kim olacağına ilişkin tartışma ve pazarlık içindeydiler” şeklinde aktarıyor.

Evde cenaze hazırlıkları yapılırken, dışarıda bekleşen müslümanlara bir haber gelir. Ensar’ın ileri gelenleri Beni Saide gölgeliği denilen çardakta toplanmışlardır ve diğer müslümanları da oraya çağırmaktadır. Başta Ebubekir, Ömer ve Osman olmak üzere herkes toplantıya koşar. Sadece Ali, Abbas, evs ve Usame cenazeyi terketmez. Toplantının konusu, muhammed öldüğüne göre yerine
kimin geçeceğidir. Üstüne toz kondurulmayan, övgülerle göklere çıkarılan Ömer ve Ebubekir’in cenaze töreninin bitmesine dahi sabredemeden taht hesabına girmeleri ne kadar düşündürücü değil mi..?

Bunların yaptığı şimdi dünya hesabı mı yoksa ahiret hesabı mı..?

Muhammed’in ölümü ve cenazesi mi önemli halife olmak mı..?

Hani nerede yas tutmak, mahşeri kalabalık..?

Bundan daha büyük bir vefasızlık olur mu..?

Muhammed’in Toprağa Verilişi ve Cenaze Törenine Katılanlar.

“Resulullah’ın (s.a.a) tertemiz ve mukaddes cenazesini yıkayan Abbas, Ali bin Ebu Talib, Fazl bin Abbas ve Resulullah’ın (s.a.a) azat ettiği kölesi Salih, Hz. Peygamber’i toprağa verdiler. Sahabîler, Resulullah’ın (s.a.a) cenazesini ailesiyle baş başa bıraktılar. Hz. Peygamber’in gusül, kefen ve defin işiyle bu birkaç kişi uğraştı.”
(Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.70 ve buna yakın bir ifadeyle el-Bed’u ve’t-Tarih kitabında geçer; Kenzü’l-Ummal, c.4, s.54 ve 60.)

“Resulullah (s.a.s) toprağa verilirken yanında yakınlarından başka hiç kimse yoktu. Ganem Oğulları, evlerinde dinlenirken kürek seslerini duydular.”
(Tabakat, İbn Sa’d, c.2, k. 2, s.78.)

“Başka bir rivayete göre, Ali, Abbas Oğulları’ndan Fazl ve Kasım ile Resulullah’ın (s.a.a) Şekra adında azat ettiği kölesi ve bir rivayete göre de Usame bin Zeyd’le birlikte cenaze işiyle uğraştı.”
(Ikdu’l-Ferid, c.3, s.61; Zehebî’nin Tarih’inde c.1, s.321, 324 ve 326’da) “Usame’ninde bulunduğu rivayet edilmiştir.

Ebu Bekir bin Ebu Kuhafe ve Ömer ibni Hattab Peygamber efendimizin defninde bulunmamışlardı.”
(Kenz’ul Ummal c3 s140)

Aişe derki: ”Biz Hz Resulullah’ın defninden Çarşamba gecesi, kürek seslerini duyarak haberdar olduk.”
(İbni Hişam c4 s342, Tabari c2 s452,485, ibni Kesir c5 s270)

Aişe’den gelen diğer bir rivayette “Biz Resulullah’ın nereye defnedildiğinden haberdar değildik. Ancak kürek seslerini duyunca defnedilmekte olduğunu anladık” demektedir.
(Ahmed b.Hanbel Müsned’de c6 s242 ve 274)

İslamcıların masal kahramanı gibi anlattıkları ve yere göğe sığdıramadıkları muhammed’in cenazesi yukarda anlatıldığı gibi sönük sadece yakın akrabalarının katıldığı ve iktidar mücadeleleri içinde geçmiş, hatta cesedi ancak üçüncü gün kokmaya yüz tutarken gömülebilmiştir.

Bumudur alemlerin efendisi diye iddia edilen kişiye hürmet ve bağlılık..?

İslam tarihinin tanıklığı göstermektedir ki muhammed yaşadığı dönemde öyle hayranlık ve gönülden bağlılık duyulan biri değilmiş, çevresinin ancak korku ve çıkar uğruna inanmış görünen kişilerle dolu olduğunu cenazesinden rahatlıkla anlayabiliriz. Bunlar yetmezmiş gibi birde Ebubekir halife seçildikten sonra biat ve miras çekişmelerinin başladığı islam tarihinde açık açık anlatılmaktadır..!

Çok büyük geliri olan Fedek hurmalığı arazisinden pay isteyen Fatma’nın talebi reddedilir. Daha sonra biat vermemiş olan Ali üzerinde baskı kurulur. Ebu Bekir halktan biat aldıktan sonra Ali ibni Ebu Talib ve yandaşlarındandan biat almak istemiş fakat Ali ibni Ebu Talib biat etmemiştir. Bu yüzdende Ebu Bekir Ömer’le birlikte bir gurup sahabeyi Ali ibni Ebu Talib’den biat almaları için evine göndermiştir. Bu grubun içinde Ömer, Kunfuz, Halid bin Velid, Ebu Ubeyde bin Cerrah vardır. Oraya vardıklarında Ömer şöyle seslendi: ”Dışarı çıkın.! Çıkmadığınız taktirde evinizi yakacağım.” Sonra da Fatıma-tüz Zehra’nın evinin kapısının önüne odun yığmaya başlamıştır. (Evi ateşe vermeden önce) Fatıma-tüz Zehra Ömer’i ve yanındakileri evden uzaklaştırmak için kapının arkasına geldiğinde , Ömer bir omuz darbesiyle kapıyı açmış ve Fatıma-tüz Zehra’yı kapıyla duvar arasına sıkıştırmış, tam bu esnada 6 aylık yavrusu ve Peygamber’imizin ismini koyduğu Muhsin adlı bebeğini düşürmüş ve kapının arkasındaki çivi gövdesine saplanmıştır. Fatıma-tüz Zehra ise acı dolu bir sesle haykırmış:

”Ey Allah’ın Peygamber’i! Ey babam! Gör ki senden sonra ibni Hattap ile ibni Kuhafe başımıza neler getirdiler” demiştir. Bu olayı birçok Ehl-i Sünnet alimi uzun kısa farklılıklarla anlatmışlardır.
(Şerh-i Nehcül Belağa İbni Ebil Hadid c2,Tarihi Yakubi c2 c1 el ikd’ul Ferid c2 Tarihi Taberi c3,Tarihi Ebu’l Fida c1,E’lem’un Nisa c3,Kenz’ul Ummal c3 s129,Tarih-i ibni Esir c23 s124.)

Bu olayların Alevi ve Sünni bölünmesinin başlangıcı olduğu söylenebilir..!

Özetle islam’da bölünmeler, iç çekişmeler, suikastler daha islam’ın ilk çıktığı anlarda başlamış; muhammed sağken kendisi iktidarı ele geçirmek ve elde tutabilmek için suikastler, katliamlar, baskınlar vede yağmalar yapmış, ölümünden sonrada ardılları aynı yollarla gerçekte çıkar için görünüşte ise din uğruna aynı uygulamalara devam etmişlerdir.

Başta muhammed olmak üzere tüm halifeler eceliyle ölemediler, ya zehirlendiler, yada suikaste kurban gittiler. Buna ancak çıkar çatışması denebilir.

Bu arada unutmadan belirtelim. Ebubekir ve Ömer hazretleri muhammed’in cenazesine katılmamıştır fakat muhammed ile aynı mezarı paylaştıkları, yani aynı yerde yattıkları ileri sürülür.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:51.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica