Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Siyaset/Politika

Siyaset/Politika Ulusal ve uluslararası politika ile ilgili tartışmalar burada yapılır

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 19.04.2007, 22:54   #1
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi


Post *** Köşe yazıları... ***

Olaylara dair güncelliğini koruyan köşe yazılarını bu başlık altında toplayalım
....





Türkiye'de rejimin değişeceği tarih
Zülfü Livaneli
(17.04.2007)


Son günlerde internette bizim eski bir yazı dolaşmaya başlamış. 16 Kasım 2005 tarihini taşıyan yazı elden ele gezip duruyor. Mustafa Mutlu geçenlerde "Bana bugün yüz tane geldi" dedi. Bu eski yazıyı arşivden kim buldu, kim çıkardı bilmem ama yazıyı birbirine gönderenler "İşte o gün gelip çattı" diye bir not ekliyor.
Cumhurbaşkanı, "Türkiye ılımlı İslam Cumhuriyeti'ne dönüştürülmek isteniyor. Ilımlı İslam'ın radikal İslam'a dönüşmesi ise kaçınılmazdır" derken çok haklı.
Artık kavga bu değişimi destekleyenlerle, buna karşı mücadele edenler yani laikliği korumak isteyenler arasında.
Bana da her gün birçok kez gelen bu yazıyı, internet kullanmayan okurlar için bir kez daha yayınlıyorum.


***

16 Kasım 2005 tarihli yazı
Ortalıkta garip ve herkesin yorumlamakta güçlük çektiği rüzgârlar esmekte.
AB, Şemdinli olayları, Van, Kıbrıs, kapkaç, türban, hükümetle devlet arasındaki gerginlikler, en Kemalist unsurlardan gelen ordu eleştirileri... Acaba bütün bunlar büyük bir değişimin, büyük bir altüst oluşun habercileri mi?
Eğer böyle bir değişim olursa ne zaman ve ne yönde olur?
Sevgili okurlarım, herkes gibi ben de bu soruları kendi kendime sorup duruyorum ve ne yazık ki olayların on üç yıl önce öngörmüş olduğum biçimde geliştiğini görüyorum.
Türkiye bir ulus birliğinden hızla uzaklaşıyor ve dinciler-milliyetçiler-Kürtler olarak üçe ayrılıyor.
Beceriksiz yöneticiler, muhteris siyasetçiler ve aklıevvel iktidar sahipleri Türkiye'yi bu duruma getirdi işte.
Peki bundan sonra neler olabilir derseniz size dönüm noktasının 2007 Nisan ayı olduğunu söyleyebilirim.
Eğer o zamana kadar olağan dışı gelişmeler olmazsa, AKP 2007 yılında Çankaya'ya istediği kişiyi oturtacak.
Devleti ve Türkiye'yi ele geçirme operasyonunda son aşama da böyle tamamlanacak.
Düşünsenize, Çankaya'da Sezer yerine bir AKP'li oturduğu zaman YÖK de değişecek, Anayasa Mahkemesi de, diğer kurumlar da...
Devlet kadrolarına yapılan atamalara hiç itiraz edilmeyecek.
Hükümetin Meclis'ten emirle geçirdiği yasalar derhal onaylanacak.
Ve Türkiye, AKP'nin istediği düzen ne ise o düzene geçmiş olacak.
Okullarda yeni kuşaklar bu düzene göre yetiştirilecek, radyo televizyon yayınları buna göre ayarlanacak ve tabii İstanbul sermayesiyle eski solcu-yeni liberal yazarlar bütün bu gelişmelere alkış tutacak.
Uluslarüstü irade Türkiye'de laik cumhuriyetin sona ermesini istiyor.
Bize biçilen rol Orta Doğu'da, Batı çıkarlarını koruyan bir İslam ülkesi olmak.
Bu rolün oynanmaya başlanacağı tarih, Nisan 2007'dir.
Bu köşede sizlere şimdiye kadar "imtiyazlı ortaklık"tan tutun da "üç kutuplu Türkiye"ye kadar aklımın erdiği ve öğrendiğim her gerçeği duyurmak istedim.
Hepsi doğru çıktı.
Şimdi, bu yazıdaki öngörülerimde yanılmış olmayı çok istiyorum.
Ama ne yazık ki görünen köy kılavuz istemiyor.

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 4 üye teşekkür etti:
Alt 29.04.2007, 02:42   #2
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İşte yazarların yorumları 24 Nisan 2007

Yazarlar Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanlığı adaylığı için ne dedi?


EMİN ÇÖLAŞAN

Recep Tayip Erdoğan korktuğu ve işin sonunu getiremeyeceği gördüğü için Çankaya'ya çıkmadı. Kendisinin yerine bir numaralı adamını oraya layık gördü. Sonrası hep birlikte izleriz.

OKTAY EKŞİ

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olma fırsatı kendi elindeyken bundan feragat etmesi, önemli altı çizilecek bir örnek olaydır. Bu açıdan kendisine takdir ifade etmek gerekir.

Ben şahsen, Recep Tayyip Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olduğu bir ülkede yaşamaktan mutluluk duymazdım. Ama itiraf edeyim ki, Atatürk ve İsmet Paşa hariç, ben Çankaya'da bulunanlardan pek azı ile yıldızı barışmış biriyim. Bu nedenle Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olsa ona da katlanırdım.

Abdullah Gül, bence başarılı bir Dışişleri Bakanı değildi. Ancak kişilik yapısı ve insan ilişkileri bakımından Recep Tayyip Erdoğan'dan daha başarılı olduğunu gösteriyor. Cumhurbaşkanlığı makamında bu "artı"sını olumlu yönde değerlendirmesini dilerim. Ama Cumhurbaşkanlığı makamının Türkiye'de çok önemli olduğunu, her gün Atatürk karşısında sınav vereceğini unutmamasını da tavsiye ederim.

BEKİR COŞKUN

Türkiye Cumhuriyeti’nin bir güç odağı daha AKP’ye geçiyor. Bunu ötesinde “Tayyip çıktı Gül çıktı” hiç fark etmiyor. Çankaya’da Türkiye’yi temsil eden organda artık türbanlı bir bayan olacak. Ben bunu içime sindirmiyorum sindiremiyorum da...

Eylemlerin şiddetini artırarak devam edeceğini düşünüyorum. AKP açısından çok akıllı bir manevraydı. Kendi açılarından kafası çalışmayan toplum kesimlerinden büyük puan aldılar.

YALÇIN DOĞAN

Aslında Tayyip Erdoğan’ın çıkması arasında fazla fark yok. Asıl bu seçimde bence iflas eden muhalefetin izlediği strateji oldu. Hem 14 Nisan mitinginde hem de muhalefetin aylardır izlediği politikada ortaya çıkan bir fikir vardı. Çankaya’da türbanlı birini

görmek istemiyoruz. Tayyip Erdoğan olması ama eşi türbanlı bir başkasının Çankaya’ya çıkması söz konusu. Üstelik öyle ki eşinin türbanı nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine girmiş ama başbakan olunca o başvuruyu geri almış bir aday söz konusu. Dolayısıyla Abdullah Gül’ün AKP içinden seçilmesi çok normal, çünkü birlikte kader yolcuları. İkisinin çıkması arasında bence bir fark yok. Şimdi merak ediyorum türban tartışmasını muhalefet nasıl yönetecek. Asıl onu çok merak ediyorum.


MEHMET Y.YILMAZ

Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik itirazların ortadan kalkacağını düşünmüyorum. Abdullah Gül’de Milli Görüş geleneğinden geliyor. Her ne kadar zaman içinde değiştiğini söyledi ise de kapsamlı bir özeleştiri yaptığına tanık olmadık. Dolayısıyla Abdullah Gül’ün ne kadar değiştiği kendi iddiası ile sınırlı. Öte yandan eşinin başının türbanlı olması da bence kadın erkek eşitliği açısından olumsuz bir görünrü veriyor. Çünkü türban iddia edildiği gibi kadınlara toplumsal hayatta yer almak için bir fırsat veren aksesur olmaktan çok, kadınlarla erkeklerin eşit olmadıklarını vurgulayan bir aksesuardır. Ve bu görüntünün Çankaya’da olmasını doğru bulmuyorum.

TUFAN TÜRENÇ

Erdoğan ile Gül arasında herhangi bir fark yok. Zihniyet aynı. Sanıyorum Erdoğan 367’den bir hayli tedirgin. Anayasa Mahkemesinden de ters karar çıkacağını düşünmüş olabilir. Aday olma düşüncesini etkilemiş olabilir. Abdullah Gül üzerindeki ısrarı da Arıncın da katkısı var. Sonuç olarak Gül üzerine karar kılındı ama Gül ile Erdoğan arasında kimlik olarak fark yok.


ÖZDEMİR İNCE

Ha Ali Veli, ha Veli Ali. Hiç bir şey değişmez. İkisi de aynı tornadan, tarikat tornalarından geçmiştir. İkisi de İslamcılığın bütün duraklarına uğramışlardır. Gül, Eroğan kadar göz önünde değildi. O nedenle Cumhuriyete karşı geçmişteki tavrı Erdoğan kadar belirgin değildir. Ama 24 saat içinde bütün eski defterler açılır. Şurası unutulmamalıdır ki Bayan Gül, Cumhuriyeti Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava etmiş ve kaybedeceğini anlayınca davasını geri çekmiştir. Bu 2-3 yıl önce olmuştuır. İnsanlar kolay kolay değişmezler. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olması ile Cumhuriyet ile barışabileceğini hiç sanmıyorum. Cumnhuriyet hala tehdit altındadır.

CÜNEYT ÜLSEVER

Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanı adayı olması çok hayırlıdır. Bu gelişim doğal bir süreçte olmadı. Meclis’e dışarıdan müdahaleler gerçekleştirildi. 11. cumhurbaşkanlığı seçimlerinin de dışarıdan empoze edilerek gerçekleştiği tarihe geçti. Tayip Erdoğan kendisine yönelen tepkilerin ardından Abdullah Gül’ün üzerinde mutabakat sağladı.

Gül için de tepkiler olacaktır. Ancak Erdoğan’a yönelen tepkilerin boyutuna ulaşmayacaktır.

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Alt 22.06.2007, 23:40   #3
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

21 Haziran 2007 Can Dündar.(Milliyet)


SAYIYLA KENDİNE GELMEK...


Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

NTV'deki "Neden" programında "Aleviler ve Siyaset"i tartıştık. Açılışta Alevi-Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Turan Eser'e sordum:
"Neden her seçim öncesi 'Sünniler ve Siyaset' değil de 'Aleviler ve Siyaset' tartışılır?"
Eser, rakamlarla yanıtladı bu soruyu...Verdiği rakamlar, tartışmaya yer bırakmayacak kadar net bir tablo sergiliyordu.
Bu rakamları yorumsuz olarak sizlerle paylaşmak istiyorum:

* * *

Türkiye'de kaç okul var?
67 bin...
Kaç hastane var?
1220...
Kaç sağlık ocağı var:
6 bin 300...
Peki kaç cami var?
85 bin...
Her 60 bin kişiye 1 hastane düşerken, 350 kişiye 1 cami düşüyor.
Peki kaç kilise var?
270...
Kaç cemevi var?
100.

* * *

Türkiye'de kaç doktor var?
77 bin...
Peki kaç din görevlisi var?
90 bin...
Türkiye'de her 900 kişiye bir doktor düşerken, her 780 kişiye bir din görevlisi düşüyor.
Eğitim-Sen'e göre Türkiye'nin 200 bin öğretmen açığı var.

* * *

Türkiye'de kaç kütüphane var?
1435...
Almanya'da kaç kütüphane var?
11 bin...
Türkiye'nin kaç kentinde devlet tiyatrosu var?
13...
Kaç kentte kuran kursu var?
81...
Bu kursların toplam sayısı kaç?
3852...

* * *

Türkiye'de 1 opera derneği var; 11 bale, 10 heykel, 18 resim, 18 sinema, 38 tiyatro derneği var.
Peki kaç tane "cami yaptırma derneği" var?
35 bin...

* * *

İçişleri Bakanlığı'nın bütçesi ne kadar?
783 trilyon...
Ulaştırma Bakanlığı'nın?
678 trilyon...
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı'nın?
677 trilyon...
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın?
632 trilyon...
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın?
280 trilyon...
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın?
249 trilyon...
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın?
404 trilyon...
Sadece Sünnileri temsil eden Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bütçesi ne kadar?
1.3 katrilyon...
8 bakanlığın bütçesi kadar...
22 üniversitenin toplam bütçesine denk...

* * *

Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesinin yıldan yıla büyümesine bakalım:
1997'de 66 trilyon.
1998'de 119...
1999'da 180...
2000'de 270...
2001'de 302...
2002'de 553...
2003'te 771...
2004'te 1 katrilyon...
2005'te 1 katrilyon...
2006'da 1,3 katrilyon...
2007'de 2.7 katrilyon...

* * *

Bir ülke, Diyanet'e, bütün üniversitelerine ayırdığı bütçe kadar pay ayırıyor ve bunu son bir yılda ikiye katlıyorsa, doktordan, öğretmenden fazla imam yetiştiriyorsa, hastane değil cami yaptırıyor, kütüphaneden çok Kuran kursu açıyorsa, o ülkenin durup bir daha düşünmesi gerekmez mi?

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 6 üye teşekkür etti:
ezgiii (23.06.2007), s?rg?n (22.06.2007), [T][A][R][I][K] (23.06.2007)
Alt 10.10.2007, 09:59   #4
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ranta Bak Ranta


Doğan Grubu istediği aldı.

Hilton Arazisi için aylardır bastıran, Şişli Belediyesi'nden istediği imar plan tadilatını çıkarttıran ve Büyükşehir'den bunun onayını isteyen Doğan Grubu'na Hilton Arazisi'ne yüzbinlerce metrekare inşaat yapma izni çıktı.
Bunu yazacak babayiğit gazete pek kalmadığı ve medyanın kontrolünün tamamı neredeyse Doğan'ın eline geçtiği için haberi internetten öğrendim.
Doğrusu Doğan için müthiş bir başarı.
İktidar partisine bir kez daha boyun eğdirdiler.
Malezya örneği, mahalle baskısı, şeriat tehlikesi falan diyerek tansiyonu arttırdılar, hükümet ve AKP aleyhine bir havanın oluşmasına zemin hazırladılar, Türkiye gerilimli günlere doğru gitmeye başlayınca hükümet çark etti ve

Hilton'a izin çıktı.
Hilton arazini de kapsayan 'Kongre vadisi projesine' verilen izinden anlaşılan bu.
Böylelikle Aydın Doğan, bir iki sene içinde Türkiye'nin en zengin adamı olur.
Çünkü bu araziden ortaya çıkacak rant, Doğan'ın servetine eklenince oluşan tablo bu olacak.

Aydın Doğan Hilton Arazisini 254 milyon dolara aldığı zaman buradaki inşaat izni 0,7 emsalle 43 bin metrekareydi.
Şimdi bu izin 238 bin metrekareye çıktı.
Anladığım kadarıyla, bu yerin üzerinde yapılacak bölüm. Yerin altına yapılacak çarşı ve otoparklarla inşaat alanı çok daha fazla olacak.
Doğan'ın burayı rezidans yapmak istediği biliniyor.
İstanbul'da yeri ve manzarası bu kadar iyi olmayan rezidansların metrekare fiyatları 9 bin dolar civarında. Burada en az 10 bin olur diyorlar.
Aydın Doğan burada sadece yerin üzerindeki bölümden 2 milyar 380 milyon dolar gelir elde edecek. 500 milyon da yerin altından yapacağı çarşı ve otoparktan kazansa toplam gelir 2 milyar 830 milyon dolar.
Arazi bedeli 254, inşaat maliyeti de metrekaresi 1000 dolardan 283 milyon dolar olsa toplam maliyet 492 milyon dolar.
Bunu toplam gelir 2 milyar 830 milyon dolardan düşünce Aydın Doğan'ın cebine kalan 2 milyar 346 milyon dolar.
Taş atmadan, kuş tutmadan.
Sadece bir imar planı değişikliğiyle.

AKP'nin Doğan Medyası'nın kriz yaratma girişimlerinden korkarak verdiği diyetle.
Şimdi bakın Doğan Medyası nasıl çark etmeye başlayacak.
Kriz tacirliği, Malezya örnekleri, mahalle baskıları nasıl ortadan kalkacak.
Nasıl her şey sütliman olacak.
Yanlış anlamayın imar plan tadilatı yapılabilir elbet.
Ama bu iş devlet bu malı satmadan, emeklinin, dulun yetimin, Emekli Sandığı'nın malı satılmadan yapılır.
O zaman arazi en az 1,5-2 milyar dolar eder hem sosyal güvenlikteki kara delik biraz kapanır, hem de 2 milyar dolar rant Doğan'ın değil, devletin cebine girer.
Şimdi merak ettiğim şu.
Acaba Aydın Doğan buradan elde edeceği 2 milyar dolar karın vergisini verecek mi?
Yoksa onu da 5 yıl sonra uzlaşmayla kuşa çevirip mi ödeyecek!


FATİH ALTAYLI

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 10.10.2007, 18:41   #5
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yılmaz ÖZDİL

Kefilsiz kredi...

CEBİMDEKİ cep telefonu, titreşe titreşe, cep telefonundan çok, masaj aletine benziyor artık.

Ha bire mesaj geliyor.

*

"Kefilsiz, ramazan kredisi... Evet yaz, falanca numaraya gönder, krediniz gelsin."

Siliyorum.

"Hayalinizdeki tatil bir talimata bakar... Evet yaz, fişmanca numaraya gönder, anında kredi, 12 taksit."

Siliyorum.

"Şu kredi kartıyla, şu mağazadan alışveriş, 3 taksit, size özel, 2 ay erteleme ayrıcalığıyla..."

Siliyorum.

"Benzin al, 1 ay sonra öde."

Siliyorum.

"Evet yaz, limitin 2 katına çıksın."

Silmiyorum!

"Hayır kardeşim, hayır" yazıp, iade ediyorum.

*

Dikkat edin...

Reklamlarda alışveriş yapan hanımların poşetini bile, kredi kartının maskotu taşıyor!

Sen yeter ki, al...

Sırtında taşımaya razı.

*

"Bayram kredisi, 60 ay taksit."

Yani?

Bu bayram harcıyorsun...

10 bayram borçlusun!

*

Gıdada taksit yasak, güya.

"Erteleme" icat ettiler.

Pide 1 lira mesela... İftarı açıyorsun, parasını bayramdan sonra ödüyorsun.

*

Ramazan kredisi, bayram kredisi, tatil kredisi, okul kredisi, ev kredisi, otomobil kredisi, tüketici kredisi, ihtiyaç kredisi, emekli kredisi, ev kadını kredisi, öğrenci kredisi, üniversite harcı kredisi, yılbaşı kredisi, kurban kredisi...

Yakında, "İstanbul'un fethi" kredisi, "29 Ekim" kredisi verirlerse, şaşmayın.

Hatta, "9 Eylül" kredisini Yunan Bankası verirse, daha şık olur.

*

"Gel taşın, tapunu hemen al, 7 ay sonra ödemeye başla" diyen de var... "Otomobiline şimdi bin, buyur kontak anahtarını, depoyu fulledik, ödemeye seneye başla" diyen de.

Şaka gibi ama... "Şu kadar liralık alışveriş edene, hemen harcaması şartıyla, şu kadar lira üste para veren" kredi kartı bile var.

Çık balkona, "krediiii" diye seslen, elinde çantayla müşteri temsilcisi kapına gelmezse, ne olayım... Vaziyet, o halde.

*

Geçenlerde ağlıyordu bir lokantacı...

"Adam, alt tarafı 2 liralık çorba içiyor, kredi kartıyla ödüyor."

*

Ne demek bu biliyor musunuz?

Bankaların kulağından para fışkırıyor; ahali ise "gırtlağına kadar borca girdi" demek... Kimi "10 senesini ipotek altına soktu", kimi "yarınını yedi", kiminin "yarım saat sonrası bile hacizli" demek.

*

Çünkü...

Ampul mampul derken, mumunu kaybetti Türkiye... Karanlık tünelde, "belki o ucundaki ışıktan çıkarım" diye, borç üstüne borç yaparak, el yordamıyla ilerlemeye çalışıyor.

O ışık, tünelin ucuysa, ne ala.

Bana sorarsanız...

Üzerimize gelen trenin farı!

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
venge hak Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 24.10.2007, 14:45   #6
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

23 Eylül 2007 Soner YALÇIN sonery@hurriyet.com.tr

İran'a şeriat 'demokrasi' ve 'özgürlük' vaatleriyle geldi

AKP'nin Anayasa tasarısı hazırlıkları, Türkiye'nin bir saklı gündeminin doğmasına neden oldu: "Darbe mi? Şeriat mı?" İşte Türkiye'nin gizli gündemi bu soru. Herkes bunu tartışıyor. Ne rastlantı; yıllar önce, İslam devriminden önce benzer soru İran'ın da gündemindeydi.

İranlı solcular, demokratlar, liberaller ve milliyetçiler bu soruyu tartışıyordu, darbeye karşı çıkıyorlardı. Gelin İran'ın İslam devrimi öncesi ve sonrası günlerine gidelim. Bir de, "mahalle baskısı" var mıymış görelim.

MERHABA. Benim adım Bahman Nirumand. İranlı bir gazeteci-yazarım. Şah'ın devrilmesinde aktif rol oynayanlardanım.Ve aynı zamanda mollaların, demokrasi ve özgürlük getireceğine inanan milyonlarca solcu, demokrat, liberal ve milliyetçi insandan biriyim.
Evet, Humeyni yeryüzünde cenneti vaat etti bize.
Demokrasi gelecek, kimse fikirleri ve siyasal görüşleri yüzünden tutuklanmayacak, işkence yapılmayacak, kadınlara eşit haklar verilecek,
giyim serbest olacaktı.

Şah'ı devirdikten sonra mollaların camiye geri döneceklerinden emindik. Devleti yönetecek durumda olduklarına inanmıyorduk.
Yanıldık. Kitaplardan ezberlediğimiz cümleleri, içi boş kavramları birbirimize söyleyip duruyorduk.

ÜZERİNDE DURMADIK
Her şey 14 Ocak 1979 tarihinde değişti. Şah, İran'ı terk etti. Ardından İran tarihinin en büyük yürüyüşü Tahran'da yapıldı. Sansür, yasak yoktu, istediğimiz gibi bağırıyorduk.

Fakat mitingde ilk dikkatimi çeken, kim liberal Musaddık ya da solcu şehitlerin resimlerini taşıyor ise mollalarca dövülüyordu.Pek üzerinde durmadık bu olayın, "Hele bir kurtlarını döksünler, sonra sakinleşirler" diye düşündük.
Ertesi gün gazetede, bir hırsızın genç mollalar tarafından yakalanıp, adına "İslam Mahkemesi" denilen bir mahalli heyet tarafından 35 kamçı cezasına çaptırıldığı haberini okuduk.
Haberi ciddiye almadık; "Üç beş sapsızın işi" dedik.

Bu arada bira-şarap fabrikalarının yakılması, sinemaların tahrip edilip filmlerin sokaklara atılması gibi olayların zerinde hiç durmadık. "Ufak tefek şeylerin" toplumun demokrasi ve ulusal bağımsızlık yolundaki çabaları etkilemesini istemiyorduk.

Biz bunları söylerken, mollalar tarafından, kadın ve erkeklerin yan yana yüzemeyecekleri; okullarda aynı sınıflarda olamayacakları; birlikte spor yapamayacakları gibi gerici kararlar ardı ardına alınmaya başlandı.

"Müslüman kadınların yanında orospuların yeri yoktur" denilerek kadınlara örtünme zorunluluğu getirildi. Özellikle üniversitelerde bu yüzden çatışmalar çıktı.
Bu çatışmalardan rahatsız olduk; kadın sorununun güncelleşip ön plana geçmesini istemiyorduk! "Asıl mücadele, emperyalizme ve kapitalizme karşı verilmelidir" diyorduk. Kadın sorunu bir yan çelişkiydi, ana çelişki sömürüydü. Kadının giyim sorunu, emperyalizme karşı verilen mücadeleyi baltalamamalıydı!

Peçesiz, başörtüsüz sokağa çıkan kadınlar artık açıkça, gözümüzün önünde dövülüyordu. Bazı kadınların yüzüne kezzap atılıyordu.

Biz ise hálá büyük laflar ediyorduk; bu tür olayları devrimin kaçınılmaz sancıları olarak görüp umursamıyorduk!
"İttifak" "Eylem Birliği" gibi terimlerin peşinden koşup duruyorduk.

GEÇİŞ SANCILARI SANDIK
Humeyni, "Bütün sorunlarımızın sebebi, cemiyetimizdeki ahlaksızlıklardır. Bunların kökünü kazımalıyız" diyor; genç mollalar terör estiriyordu. Kitabevleri yağmalanıyor; gazete bayileri ateşe veriliyordu.

Şiraz'da "İslam Mahkemesi" eşcinsel ve fahişe olduğu gerekçesiyle dört kişiyi idam ediyordu. Benzer olay Tahran'da da gerçekleşiyor, üç fahişe ve üç eşcinsel kurşuna diziliyordu.

Sesleri ve görüntüleriyle erkekleri tahrik ettikleri için kadın spikerler televizyondan kovuluyor; uyuşturucu olarak görülen müzik yasaklanıyordu. Alkol içen, kırbaç cezasına çaptırılıyordu.

Şimdi düşünüyorum da, insan zamanla her türlü aşağılanmaya alışıyor galiba. Hiçbirini görmüyorduk; basmakalıp analizlerimizin doğru olduğuna o kadar inanıyorduk ki!..

Oysa toplum hızla dincileştiriliyordu. Alınan her kararda "Tamam bu sonuncusu" diyorduk. Ama arkası hep geliyordu.

Kızların evlenme yaşı 18'den 13'e düşürüldü.

Parfüm, ruj, saç boyası, mücevher gibi kadın malzemelerinin yurda girişi
yasaklandı. Kadın çamaşırı satan mağazaların vitrinlerine sutyen, kombinezon vs. koymasına bile izin yoktu.

Kamu dairelerinde kadın memurlara tesettüre girme emri çıkarıldı.

Aslında birçok aydın kadının üye olduğu kadın dernekleri vardı. Onlar kendi küçük çevrelerinde "hamilelik tatilinin uzatılması", "eşit işe eşit ücret" gibi talepleri tartışıyorlardı.
Biz aydınlar hep aynı düşüncedeydik: Demokrasi ve özgürlüğe geçiş sancılarıydı bu tür vakalar! Abartmaya gerek yoktu.
Hepimiz "ana çelişki" üzerinde duruyorduk; öncelikle dışa bağımlılık ve ekonomik krizden kurtulmalıydık.

REFERANDUM OYUNU

Üç ay önce Humeyni, Paris'te komünistler de dahil olmak üzere her görüşün rahatça örgütleneceği bir demokrasiden, özgürlükten bahsederken, şimdi tüm solcu, milliyetçi ve liberalleri İslam düşmanı ilan etmişti.

Bu sözler üzerine ilk protestomuzu yaptık. Mitingimize bir milyonu aşkın insan geldi.

Mollaların en iyi siyasi stratejileriydi; işlerine gelmediği zaman hemen gündemi değiştiriyorlardı.Referandum meselesini gündeme getirdiler. Halka
soracaklardı: "İslam Cumhuriyeti'ni istiyor musunuz, istemiyor musunuz?"
Kuşkusuz bu bir oyundu; halkın yüzde 65'inin okuryazar olmadığı bir ülkede kim ne anlardı Cumhuriyetten?

Yapılan propaganda belliydi; dediler ki: "İslam'a evet mi, hayır mı diyorsunuz? "Biz bu oyunu biliyorduk ama şöyle düşünüyorduk:
"Önemli olan cumhuriyettir; serbest seçimlerdir; demokratik haklardır;
özgürlüklerdir. İslam Cumhuriyeti bunu sağlayacaksa neden karşı çıkalım?"

Ancak bazı küçük kesimler bu oyuna gelmemek için referandumu boykot ettiler.
Sonuçta, "evet" diyen 20 milyon, "hayır" diyen ise sadece 140 bindi.

Mollalar bu referandum sonucunu çok iyi kullandılar. Güya tüm ülke yaptıklarını onaylıyordu. Artık televizyondan sonra basın da ellerine geçmişti. Sanki tüm muhaliflerin sayısı 140 bin kişi gibi gösterdiler. Halbuki 20 milyon içinde bizim oyumuz da vardı. Ama artık bizim sesimizin çıkmasına izin verilmiyordu.

HALKI ANLAYAMADIK
Mollalar güçlendikçe saldırganlaştılar.Örneğin, tirajı bir milyon olan liberal
"Ayendegan" Gazetesi'ni kapattırdılar. Sıra sonra "Keyhan" Gazetesi'ne
geldi; muhalif yazarların işten çıkarılmasını sağladılar.

Tüm bu olanları protesto etmek için mitingler düzenlemeye başladık. Ama iş işten geçmişti artık; insanlar yılmıştı, korkuyordu.
Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlık için ayaklanan halkın, bu kadar kısa sürede değişeceğini düşünememiştik.

Sanmıştık ki, mollaların gerici yasalarına/kurallarına halk karşı çıkacak. Halbuki tersi oldu; mollalar yasak, sansür getirdikçe arkalarından gidenlerin sayısı arttı.

Örtünmek moda oldu!

Tüm bunlara "gelip geçici bir fırtına" diye bakmak ne büyük yanılgıydı.

Komünistlerden, solculardan, demokratlardan, milliyetçilerden sonra liberal İslamcılar da zamanla mollaların hedefi oldu.

Şah döneminden daha çok insan cezaevlerine konuldu; idam edildi.

Milyonlarca insan canını kurtarmak için yurtdışına kaçtı.Kaçanlardan biri de bendim.

Umarım bizim hatalarımızdan birileri ders çıkarır.(Not: Bu metin, Bahman Nirumand'ın "İran" kitabından derlenmiştir.)

Türkiye'nin İran benzerliği çok şaşırtıcı

ÖNCE bir tespit yapalım:

Diyorlar ki, "Türkiye, İran'a benzemez!"
Yanılıyorlar.

Bu nedenle gelin önce kısa bir tarih yolculuğu yapalım:
19. yüzyılda İngiltere'nin Osmanlı Devleti gibi İran üzerinde de nüfuzu vardı.

İki ülke de tarım ülkesiydi.20. yüzyıl başında, -İran 1906; Osmanlı 1908-
askerlerin bastırmasıyla iki ülkede de meşrutiyet ilan edildi.

Her iki ülke 1920'lerde yeni liderleriyle yönetildi:İran'da subay Rıza Han (Pehlevi), "ormancılar ayaklanmasını" bastırıp yönetimi devirerek kendini "Şah" ilan etti.
Türkiye'nin lideri ise iç ve dış düşmanları yenen Mustafa Kemal Atatürk'tü.

Her iki lider de ülkelerinin tarihlerinde görülmedik boyutlarda, modernleşme ve reform politikalarını uygulamaya koydu. Ülkelerini eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar laikleştirmeye çalıştılar. Kılıf kıyafet devrimi yaptılar.

Bu reformlara her iki ülkede de karşı çıkan pek olmadı; sayıları az olmakla birlikte muhalif olanlar da çok ağır cezalara çaptırıldı.

İran 1940'ta, Türkiye 1946 yılında parlamenter demokrasiye geçti.İran'da 1951'de, Türkiye'de 1960'ta "milliyetçi/ulusalcı solcu" askerler darbe yaptı.

İran'da başta petrol olmak üzere millileştirmeler yaşanırken, Türkiye de dışa açıldı, yabancı sermayeyi kabul etti.CIA, İran'daki darbeci Musaddık'ı yıktı. Yerine tekrar Şah Rıza Pehlevi'yi getirdi. Şah bütün partileri kapattı,
liderlerini hapsetti.Türkiye, 1961'de demokrasiye döndü, seçimler
yapıldı.

1960'lı yıllar, her iki ülkede de sol, milliyetçi ve İslamcı hareketin ivme kazandığı dönem oldu.
Aynı dönemde her iki ülkenin siyasi ve iktisadi olarak dışa bağımlılığı arttı. ABD "abi" rolündeydi. Düşman ise komünizmdi.

Her iki ülke de solcularını ezmek, yok etmek için her yola başvurdu. Devlet güçleri, sola karşı diğer güçlerle ittifak yaptı. Sol muhalefetin ezildiği dönemde İslamcı hareketler güçlendi.

YEŞİL KUŞAK PROJESİ
Burada meseleye daha geniş açıdan bakıp, 1970'li yılların son dönemini bir hatırlayalım.
Sovyetler Birliği, Afganistan'a girmişti.

ABD'nin kontrolündeki Şah, İran'ı terk etmişti. Türkiye'de büyük bir sol dalga vardı. Soğuk Savaş döneminde siz ABD'nin yerinde olsanız
ne yaparsınız?

İran'da Sovyetler Birliği yanlısı solculara karşı mollaları desteklediler.

Türkiye'de 12 Eylül 1980 askeri darbesini yaptırıp, İslamcıları kuvvetlendirerek solu ezdirdiler.ABD, Şah'tan umudunu kesince mollaları destekledi.
İran'da mollaları yok etmek isteyen askerlerin elini kolunu bağladı.

Şah Rıza Pehlevi, ölmeden birkaç hafta önce, "Amerika ve İngiltere yerine muhalefeti yok etmek isteyen askerleri dinleseydim, ülkeyi terk etmek zorunda kalmazdım" diye açıklama yaptı.
ABD, Sovyetler Birliği'ni İslam ülkeleriyle kuşatıp içindeki İslamcı halkları ayaklandırarak yıkacağını hesaplıyordu.Bu nedenle İranlı subaylara hep engel oldu.
Örneğin: Şah gittikten sonra, ülkenin başında kalan sosyal demokrat Başbakan Bahtiyar "İslam Cumhuriyeti'ne izin vermeyeceğim" diyordu.
Genelkurmay Başkanı Karabagi, Bahtiyar'ı destekliyordu.

Bahtiyar, ABD ve İngiltere'ye danıştı. Tabii ki destek alamadı.
Mollalar şanslıydı; dünya siyasal konjonktürü onların lehineydi.
Sonunda Humeyni, Tahran'a geldi. Yerleştiği "Refah Okulu"nda, liberal-İslamcı Mehdi Bazargan'ı Başbakan ilan ettiğini açıkladı. ABD ve Avrupa bu "ılımlı İslamcı" atamadan mutlu oldu.
Ancak mollalar güçlendikçe iktidara yerleşti.

Son hedefleri, halkın oylarıyla Cumhurbaşkanı olan liberal Müslüman Beni Sadr idi.
Askerler bu kez Beni Sadr'ın imdadına yetiştiler; darbe yapabileceklerini söylediler. Sadr darbe istemedi ve yurtdışına kaçmak zorunda kaldı.

Mollalar iktidara yerleşti. "Ilımlı İslam" istemiyorlardı!

DESTEK ESNAFTAN

İran tarihine bakıldığında, mollaların devlete karşı ayaklandığı görülmemişti. Sadece 1963'te Şah, mali kaynaklarını yok ettiği için ilk protesto eylemini gerçekleştirmişlerdi. Bu nedenle Humeyni, ürkiye'ye sürgüne gönderilmişti
Durum aslında bizim Nakşibendiler'e benziyor, onlar da hep devletin yanında olmuşlardı. Neyse...
Türkiye'deki İslami hareketler ile İran'daki mollaları destekleyen güçler arasında benzerlikler var mıydı?
Yapısal farklılıklar olsa da taban aynıydı:Mollaların ülke içinde en büyük destekçisi, iç ticaretin üçte ikisini, ihracatın üçte birini elinde tutan ve geleneksel değerlerin savunucusu Bazar esnafıydı.

Mollalar ayrıca liberal-burjuva çevrelerinden de destek gördü. Bunun sebebi, özerklik için harekete geçen Azeri, Kürt, Beluciler gibi etnik unsurların başlarının hemen ezilmesi talebiydi.
Ve tabii, din adamlarının siyasal örgütlenme gücünün en büyük dayanağı ise, cami komiteleriyle girdikleri yoksul mahallelerdi. Camiler cihat birliklerinin hücre evleriydi. Kısa bir süre öncesinin solcu varoş mahallelerinin yoksulları akın akın mollaların arkasından yürüyordu artık.

Şimdi tekrar başa dönüp soralım: Türkiye, İran'a benziyor mu?

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Alt 29.10.2007, 23:19   #7
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Haluk GERGER

Yaşamak!Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....




-Krizden Çıkışın Yolu:Mustafa Kemal'den Alınacak Dersler.

Türk-Kürt ittifakıyla,eşitliğe dayalı adil bir çözüm mümkün:Kürt düşmanlığının anti-Amerikancılığı yerine gerçek antiemperyalizmi geçirmek.
Kuzey Irak’a harekat konusunda bianet’ten değerli gazeteci Tolga Korkut’la telefonda uzun bir söyleşi yaptık. Korkut, daha sonra, söyleşiyi özetleyerek yazıya döktü ve bianet’te yayımladı. Söyleşinin son paragrafı şöyle:

“Türkiye'nin kaderi iki gücün elinde: ABD, yani emperyalizm ve bütün Kürtler. Türkiyelilerin yeniden kendi yazgısında söz sahibi olmasını yolu, bu yazgıyı Kürtlerle birlikte oluşturmak. Emperyalizmi bu denklemden düşürmenin yolu ortak kardeşlik yazgısı. Ama kışkırtmaya uyanlar bu şansı tepiyor, Türkiye halkı tarih önünde yalnızlaşıyor. Milli Mücadele'de Mustafa Kemal Kürt beylerine Kürt kıyafetiyle boşuna gitmedi. Oyunu öyle bozdu. Bugünkü ulusalcılarsa emperyalizmi bilerek ya da bilmeyerek denklemin ana parçası yapıyorlar.”

Hazır böylece gündeme gelmişken, konuyu açmak gerekiyor.

Bugün bence önümüzdeki acil sorun, içinde bulunduğumuz, Kürtlerden, Türklerden ve ABD’den oluşan, denklemden emperyalizmi çıkarmanın yolu, Kürt-Türk ittifakından geçiyor. Egemen güçlerin pompaladığı kışkırtmaya göre, Güney Kürdistan-ABD ittifakı, Türkleri; Türkiye-ABD ittifakı, Kürtleri denklemden düşürür. Oysa, hiç de öyle değil. ABD’nin kurduğu denklemde, iki tarafı korkutarak oluşturulan iki boyutlu (ABD-G. Kürdistan/ABD-Türkiye) emperyalist cebirde Kürtlerle Türkler birlikte devre dışı bırakılıyor, ABD’nin insafına terkediliyorlar. Şimdilerde ABD bölge halklarını şöyle kıstırıyor çıkışı olmayan sömürgeci köşeye: Şii'yle Sünni'yi birbirine kırdırmaya kalktığı gibi, Arap'la İran'ı vuruşturmaya yöneldiği gibi; Kürdün, Türk korkusunu kullanıyor, Türk'ü bölünme psikozuna sokuyor; Türk'ü, Kürt Devleti ile korkutuyor, onu Kürde daha da düşmanlaştırıyor, böylece Kürdü daha fazla korkutmuş oluyor, herkesi kendine mecbur konuma düşürüyor.

Işte bu durumda, yapılması gereken, emperyalizmi devre dışına çekebilmek. ABD de, ancak, Kürt-Türk ittifakıyla düşer denklemden.

Denklemi değiştirmenin ve dolayısıyla da sözünü ettiğim "oyun"u bozmanın sihirli formülü açık: Bu bölgede, emperyalizme tutsak olmamak için temel koşul, bölge halkları arasındaki ittifakı oluşturmak. Türk-Kürt bağlamında, bugün, dün olduğu gibi, emperyalizme tutsak olmadan bir yaşam alanı oluşturmanın yolu, milli eşitliğe dayalı bir kardeşlik projesini hayata geçirmek, yani, stratejik ittifak oluşturmaktan geçiyor. Araplar, örneğin ulusalcı BAAS rejimi Irak’ta bunu yapamadı ve çok uzun yıllar bu ülke, Siyonist Devlet ve Ingiliz-ABD emperyalizmi karşısında, Kürtlerle kardeşlik bağı kurmadığı için, Kürtlere düşmanlık cenderesinde çırpındığı ölçüde, çaresiz kaldı. Sonunun ne olduğu da ortada.

Mustafa Kemal Esnekliği: Kürtler ve Sovyetlerle ittifak

Işte Mustafa Kemal örneği bu noktada anımsanmalı. Mustafa Kemal'i, kapitalizm ve Batı yönelimli küçükburjuva bir bağımsızlıkçı radikal cumhuriyetçi olarak tanımlamak yanlış sayılmaz. O zaman, Türk halkının emperyalist tasalluttan kurtulabilmesinin, emperyalist paylaşım savaşından yenik çıkan Osmanlı'dan elde tutulabilenden bağımsız bir devlet çıkarabilmenin yolu, içerde Kürtlerin, dışarda da Sovyetlerin desteğini sağlamaktan geçiyordu. Mustafa Kemal bu esnekliği gösterdi ve başarılı oldu.

Mustafa Kemal, kampanyasını Doğu'da açmakla, Kürt kıyafetleriyle Kürt beylerine müracaat etmekle, onlarla mücadelenin asli unsurları olarak ittifak kurmakla kalmadı, askeri başarılardan sonra da, "Türklerin ve Kürtlerin ortak temsilcisi" olarak, elinde Kürt beylerinin telgraflarıyla, gönderdi Inönü'yü Lozan'a ve Birinci Meclis'in sadece Türklerin bir kurumu olmadığını vurguladı, başta Kürtler başka halkların da mücadelesiyle/ortaklığıyla oluştuğunu ilan etti. Ne var ki, sınıfsal konumlanışı/ideolojik yönelimi, "oyun"u kalıcı biçimde sonlandırması önünde engeldi. Lozan'dan sonra Kürtlere verilen sözler tutulmadı; asimilasyon, moral ve fizik şiddetle uygulamaya konuldu. Batı'ya yönelim de, Sovyet bağlantısını işlevsizleştirdi, Soğuk Savaş ortaya çıkınca da ardıllarınca, doğal seyri içinde kaçınılmaz olarak, zıddına dönüştürüldü.

Sonuçta, Kürdistan'ı bölen sömürgeci statükoya ve ardından da emperyalist destekle bölge milliyetçiliğine dayanan "çözüm"ün "çözüm" olmadığı ve "oyun"un yeniden başlamasının kaçınılmaz olduğu, Türkiye dahil, bütün Ortadoğu’da ortaya çıktı. Bugün aslında bunun sancılarıdır yaşanan. “Oyun” kalıcı olarak bozulamadığından, yeniden kuruldu. Türkiye’nin sonraki bağımlılaşma sürecinin kökenleri burada yatıyor. Kürt savaşı’nın da, bugünkü Harekat Bunalımı’nın da.

Bugün içinde düşülen çıkmazdan emekçi yığınlar bakımından çıkış yok. Bu "oyun"u, bu sefer daha sağlam dayanaklarla ve kalıcı olarak, kökten ve toptan bozmak gerek. Dayandığı statükonun tarihsel, politik, ideolojik, askeri dayanaklarının kırılganlığı düşünüldüğünde, Türk halkı için tuzak daha da derin, "oyun" daha da yıkıcı. Bu "oyun"da Kürtlere, en fazla, bir Boşnak ya da Kosova türünden "bağımlılık zincileri içinde bir bağımsızlık" olasılığı var. Karşıtlarının hesapları düşünüldüğünde, bunu yeğleyen Kürtlerin fazlalığı kimseyi şaşırtmamalı. Türk halkının payına da bundan fazlası düşmez, üstelik o yeni statükonun doğum sancılarının çok boyutlu felaketlere dönüşmesini de engelleyebilecek durumda değil. Kendisiyle beraber bölgeyi ve özellikle de Kürtleri ateşe atmak, toplu intiharı dayatmak, önüne konulan neredeyse tek seçenek.

Türk-Kürt ittifakıyla, emperyalizmi devreden çıkarak eşitliğe dayalı, üstelik bu sefer, iki halkın da çıkarlarını gözterek adil bir çözüm bulmak mümkün elbette. Bunu ancak iki tarafın emekçi yığınları, halk güçleri ve onların politik temsilcileri, örgütleri gerçekleştirebilir. Tarihsel tecrübe ve buna dayalı Kürt belleği şimdi, elbette, kalıcı güvencelere dayalı bir çözüm talep edecek. Bu da Türklerin ana sorumluluğu olarak ortaya çıkıyor. Kürt düşmanlığının anti-Amerikancılığı yerine gerçek antiemperyalizmin ikame edilmesi öteki başlangıç noktası. Mustafa Kemal örneği bu bakımdan da derslerle dolu.

Bütün bir toplum, her ideolojik konumlanıştan şoven söylemli Fareli Köyün Kavalcılarının peşinde, felakete koşmaya uyarlanmışken, sol cevherden solduyuya davet zor. Ne var ki, bu davet ve hasret, halkların tek dayanağı, tek umarı.


haluk gerger

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
venge hak Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 30.10.2007, 15:53   #8
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 88
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Acaba oyuna mı geliyoruz?

Aşırı komplo teorilerine kapılmak kadar, hiçbir uluslararası gizli plan yapılmadığına inanmak da safdillik olur diye düşünüyorum.

Başta büyük ülkeler olmak üzere; her devlet istihbarat toplar, planlar yapar, senaryolar üretir ve bazen bunları sahneye koymaya çalışır.

Bizimki dahil, her devlet böyledir.

Batılı devletlerin bizden farkı ise, planlarını çok daha uzun süreye yaymaları ve istikrarlı bir biçimde stratejilerini uygulamaya çalışmalarıdır.

Biz daha kısa vadeli ve duygusal davranma eğilimindeyizdir.

Onlar davalarını hiçbir zaman unutmazlar.


***

Bugün; Türkiye, Kuzey Irak, Barzani, Talabani ve PKK dosyası dünya liderlerinin önünde.

Bu iş Beyaz Saray’da da konuşuluyor, Kremlin’de de.

Konuyla ilgili bilgiler toplanıyor, projeksiyonlar yapılıyor, gizli planlar sahneye konuluyor.

Konunun uzmanları, “Beş yıl sonra şu noktaya, on yıl sonra bu noktaya, yirmi yıl sonra ise şu noktaya erişiriz!” diyorlar ve bunun üzerine gizli siyasi kararlar alınıyor.

Acaba nedir bu kararlar?

Hepimizin hayatını birinci dereceden ilgilendiren bir konuda, bu soğukkanlı çevreler, kendi devletlerinin çıkarları doğrultusunda nasıl bir oyun oynuyor?

Birinci Dünya Savaşı’nda bizim topraklarımız üzerinde oynanan oyunların sonuçlarını çok acı bir biçimde gördük.

Peki, şimdi hangi oyun sahneye konulmakta?

Bunu görmeden, analiz etmeden, bilmeden yaptığımız hiçbir işten emin olamayız.


***

Bir iki düşündürücü soru sormama izin verin:

Acaba son PKK eylemleri, Türkiye’yi Kuzey Irak’a çekmek için mi tertiplendi?

Halkı galeyana getirip sokağa dökecek eylemleri bilerek mi yapıyorlar; acaba amaç bu mu? Halkı birbirine düşürmek mi?

Amerika, Talabani ve Barzani’nin işi bu derece germeleri hangi hesaba dayanıyor?

Acaba bu gerilim, sonunda Türkiye’yi “bazı şeyleri” kabule zorlamak için mi yükseltiliyor?

Kuzey Irak’ta askeri üsler ve çok büyük bir havaalanı inşa eden Amerika, bu tesislerden vazgeçer mi?

Washington, 1 Mart tezkeresi ve Hamas ziyaretinin sonucunda oluşturulan bir politikayı mı uyguluyor?

Ve her birimizin birey olarak kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:

“Acaba oyuna mı geliyoruz, birilerinin istediği yönde mi davranıyoruz?”

ZÜLFÜLİVANELİ

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 30.10.2007, 16:55   #9
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
mihrali@? Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Aşırı komplo teorilerine kapılmak kadar, hiçbir uluslararası gizli plan yapılmadığına inanmak da safdillik olur diye düşünüyorum.,

Ve her birimizin birey olarak kendimize sormamız gereken en önemli soru şu:

“Acaba oyuna mı geliyoruz, birilerinin istediği yönde mi davranıyoruz?”


ZÜLFÜLİVANELİ

Bu soruyu zaman zaman bir vatandaş olarak bende soruyorum kendime acaba mı diye...?

Ve benim mailime gelen karikatürleri paylaşmak istedim yorumsuz olarak tamda bu yazıya uygun olduğunu düşünüyorum...


[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
alev_2005_2005 Kullanıcısına bu mesajı için 8 üye teşekkür etti:
g?ndo?du (30.10.2007), mihrali@? (30.10.2007)
Alt 03.11.2007, 15:46   #10
Yazar
Deli_Nefes
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.08.2007
Mesajlar: 3.369
Memleket: ADANA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 88
İtibar Puanı: 1385
Deli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı varDeli_Nefes görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 2.801
1.433 Mesajına 2.546 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Saldırı altındaki Türkçe

Nasıl bir ağacı devirmek için gövdesine keskin baltalar indirilirse, bir ülkeyi devirmek için de kültürüne, diline ve değerlerine saldırılır.
Bir tek noktası zayıflatılan ağaç olanca ağırlığıyla yere serilir; aynen kültüründe gedikler açılan bir ülke gibi.
Bu durumun en açık ve can yakıcı göstergesi, ana dile yapılan saldırılardır.
Ne zaman televizyon seyretsem, ne zaman gazete okusam canım yanıyor.
Çünkü Yunus’un, Şeyh Galib’in, Baki’nin, Nazım’ın, Yahya Kemal’in elinde en yüksek biçimine kavuşmuş bulanan Türkçe, yani dünyanın en güzel edebiyat dillerinden birisi; hoyratça boğazlanıyor, katlediliyor.
Canım yanıyor sözünü lütfen ciddiye alın; bu durumdan yalnız manevi olarak değil, fiziki olarak da acı duyuyorum.
Dün televizyonda birisi “keyfiyet” kelimesini, “keyif” anlamında kullanıyordu.
Haber yazanlar “muhatap” kelimesini, ya muattap ya da muhattap diye kullanıyorlar.
İster istemez sinirleriniz bozuluyor.


***


Belki önyargı diyeceksiniz ama yıllardan beri benim için bilginin ya da cehaletin şaşmaz bir ölçüsü vardır.
“Yalnız” kelimesini “yanlız” olarak yazanları cahil olarak nitelemekten kendimi alamam.
Çünkü okuyan, yazan, dile özen gösteren hiç kimse bu kelimeyi “yanlız” diye yazmaz, söylemez.
Bu, ancak ana diline saygısız ve dili en alt düzeydeki iletişim aracı olarak kullanan kişilere özgüdür.
Bir insan “yanlız” dedikten sonra ağzıyla kuş tutsa gözüme giremez.


***
Dil sadece dilden ibaret olsaydı, bu kadar üstüne durmamıza gerek yoktu.
Ama dilin konuşmaktan, anlaşmaktan daha önemli bir işlevi vardır.
Dil uygarlık yaratır; ana dil, ana yurt demektir.
Dil elden giderse, ülke de gider.

1 Kasım, büyük şairimiz Yahya Kemal’in ölüm yıldönümüydü. TRT bu anlamlı günü, Avni Özgürel’in hazırladığı güzel bir belgeselle andı.
Yahya Kemal gibi bir dil kuyumcusunun elinde dünyanın en yetkin lisanına dönüşen Türkçe, ne yazık ki gençlerimizin kuş dili konuşma ısrarı sonucunda güdük, anlamsız heceler yumağına dönüşüyor.
Yüzlerce yılda, milyonlarca kişinin katkısıyla inceltilmiş olan dil, en basit duyguları ve düşünceleri bile ifade etmekte zorlanılan, birkaç yüz kelimeyle konuşulan bir yoksulluğa mahkûm ediliyor.
Vatanın bir çakıl taşını bile vermeyiz diyenler, yitirilen her kelimenin de bu ülkenin büyük kaybı olduğunu görmüyor, anlamıyor.
Yazık.
Çok yazık!

ZÜLFÜLİVANELİ

Deli_Nefes Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Deli_Nefes Kullanıcısına bu mesajı için 4 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:05.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica