Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Kültür-Sanat > Tarih

Tarih Tarihsel olaylar, kişiler, durumlar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 21.10.2015, 12:24   #1
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Koç kırı ayaklanması

KOÇ KIRI AYAKLANMASI

Kaynaklara "Koçgiri" olarak geçen terimin aslı "Koç Kırı" olup koç-koyun sembollü Karakoyunlu ve Akkoyunlu Türklerinin yaşadığı bölgeyi anlatır. Bütün kaynaklar, Kara Koyunlu Türkmenlerinin "aşırı Şii" olduğunu yazmaktadır. Bunun anlamı, "Gulat" takımından olmaları demektir. Şii'nin "Ali Yandaşı/Alevi" anlamına geldiği de bilinmektedir. Aşırı (Gulat) Alevi, tarihte Kızılbaş olarak nitelenen Türkmen grupları gösterir. Bunların Sünni İslam'dan tamamen ayrı bir Batıni İslam anlayışını temsil ettikleri, ruh göçüne ve ruhun bedenlenmesine inandıkları, Ali'yi Tanrı gibi niteledikleri bilinmektedir. Bu nitelenen topluluk da Anadolu Alevileri dediğimiz Alevilerle aynı topluluktur.
Rusya'nın Tahran konsolusu olan Minorski, 1915'te yazdığı Kürtler'de, bu bölge ile ilgili ilginç bir bilgi veriyor:
"Osmanlı İmparatorluğundaki Kızılbaşların inancına göre, Ali, kılıcını Ruslara, yeşil bayrağını da ingilizlere armağan etti. Bir gün önemli bir savaş olacak, İngilizler ile Ruslar Ali'nin bayrağı altında, onun kılıcını çekerek Türkleri mahvedeceklerdi. Çünkü Ali onlara böyle buyruk verdi.
Kuşkusuz bu masal Türkler'den çok zarar gören ve Ali'nin gücüne inanan kimselerin öç alma duygusu ile uydurulmuştur. Bu inancı bana anlatan Rus gezgini, bunu 1913 yılında Sivas'ta bu mezhebe bağlı kişilerle yaptığı söyleşi sırasında duyduğunu ve bu olayın hicri 1330 'da olacağını, aynı zamanda Ali'nin reform için yere ineceğine inandıklarını anlattı. Aynı yıl kendisi de orada olduğu sırada halkın, Ali'yi karşılamak için hazırlıklara tanık olduğunu da söyledi. Nitakim garip bir rastlantı sonucu, Hicri 1330 ve Miladi 1914 yılında savaş başladı."

Ali Allahi diye gösterilen bu kesimlerin inanışı, Türkmen Alevilerin inanışı ile aynıdır. Bölgede, Osmanlı devletinin zulmü yüzünden ortaya çıkan tepkiyi anlatan bu hikaye, sosyal bir gerçeği de ortaya koymaktadır. Koçkırı ayaklanmasını yorumlarken, bu hikayeyi hep akılda tutmak gerekir.
Koçgiri İsyanı olarak tarihe geçen ayaklanma, Batı Dersim denilen bölgede ortaya çıkmıştır. Burası Sivas'ın doğusu ile Tunceli'nin batısını kapsar. İsyanı çıkartanlar, genelde Alevi aşiret reisleridir.
Koçkırı isyanının başlatıldığı süreç çok ilginçtir: Türkiye, bu sıralarda işgal altındadır. Ankara'da kurulmuş olan yeni Meclis, bir hükümet oluşturarak ülkeyi işgalcilerden kurtarmak için ilk adımları atmıştır. Böyle hassas bir süreçte, işte Koçkırı aşiret beyleri, Kürdistan talebi ile ortaya çıkmışlardır.

Kemal Atatürk, Nutuk'ta Koçkırı ayaklanmasına kısaca yer vermiştir. "1921 yılı başlarında da Koçkiri aşireti başkanlarından Haydar Bey, İstanbul'da Seyyid Abdülkadir'den aldığı talimat üzerine, Alişan ve hısımlarından Naki, Alişer ve başkalarıyla birlikte ayaklanmaya başlamışlardı. Birçok kuvvetlerimiz, bir yandan Pontusçularla bir yandan da bu ayaklanmaları izleyip tepelemekle uğraşıyorlardı. Anadolu ortasındaki güvenliği sağlamakla görevli kuvvetlerimizi büyücek bir komuta altında birleştirmenin yararlı olacağını düşündüğümüz-den 9 Aralık 1920'de Sivas'taki Üçüncü Kolordu'yu kaldırıp onun görevini, yeni kurduğumuz Merkez Ordusu'na verdik. Bu orduya da Nurettin Paşa'yı komutan yaptık."
İsyancılarla Ankara hükümetinin ordusu arasında çetin savaşların yapıldığı dönemde TBMM'de Kürt kesimden gelen mil-letvekilleri de bulunmaktadır. Mustafa Kemal, Millet Meclisi'nde Kürt kökenli milletvekillerinin özellikle bulunmalarını sağlayarak geniş bir savunma cephesi yaratmaya çalışmıştır. Lakin, Kürtçüler, Millet Meclisi'ndeki Kürt kökenli temsilcileri de baskı altına almak için ellerinden geleni yapmaktadırlar.

İsyanı örgütleyenlerden birisi Baytar Nuri, öbürü de Alişer'dir. Alişer, Koçgiri bölgesindeki en etkili bey olan Alişan'a sırtını da-yamıştır ve Jepin adlı bir gazete çıkatıp 1918'den itibaren Kürtçü-lük propagandası yapmıştır.
Koçgiri ayaklanmasının Kürdistan hayaliyle başlatıldığını bizzat işin içindeki Baytar Nuri (Nuri Dersimi) çok açık biçimde, bu konudaki belgeleri de ortaya koyarak anlatmaktadır.
Kürdistan özlemiyle yanıp tutuşan, Türklerden nefret eden, kendisini fazla öne çıkartan yönünü dışarıda tutarak inceledi-ğimizde, onun yazdıklarında önemli ayrıntıları yakalamak mümkün olmaktadır. Dersim'in hakiki Türk boylarından birisi olan Kalan Boyu'nun bu çocuğunun savrulduğu Kürdistan iklimini ve hayalini de onun satırları arasında yakalamak mümkün oluyor.

Koçgiri ayaklanmasını Dersimli Baytar Muhammet Nuri'nin kaleminden aktarıyoruz:

"Mütarekeyi müteakip İstanbul'a gelmiştim. Koçkirili Mustafa paşa oğlu'da oraya gelmişti. Mumaileh ile birlikte Kürt Teali Cemiyeti'ne intisap etmiş ve milli hak-larımızın tahakkuku uğrunda çalışmağa başlamıştık.

(... ) Meclis üyelerinden, İstanbul Polis Müdürü Dersimli Miralay Halil'in iştirakıyla Seyit Abdülkadir'in başkanlığında yapılan başka bir toplantıda, bazı gençlerin teşkilat yapmak için Doğu vilayetlerine gitmelerine karar verildi.

Dersim'de Sivas Koçkiri arasındaki münasebetlerin takviyesi maksadıyla da, o sırada İstanbul'da bulunan-şimdilik ismini açıklayamayacağım- Dersimli binbaşı'nın Eğin kaymakamlığına ve benim de Sivas aşiretleri arasında bulunmaklığımı temin için Zara-Divriği-Kangal ilçeleri veterinerliğine tayinim tensip edilmişti.

(... ) Bu sırada Ümraniye (Şimdiki İmranlı, RZ) nahiyesi müdürü, Koçkirili Mustafa paşa oğlu Alişan beydi. İlk önce, Koçkiri aşiretleri reisi Mustafa paşanın katibi olan ve yukarıda adı geçen Alişer'in Dersim'e giderek orada teşkilat yapmasına karar verildi. Bu sırada Sivas merkezinde bâzı Fransız subay ve efradının dolaşmakta oldukları haber alınmış ve bu haber aşiretler arasında genel bir kaynaşma ve heyecan uyandırmış olduğundan, muhitte bir kararsızlık havası esmeğe başlamıştı.
Zara-Divriği-Kangal-Hafik ilçeleri arasında temaslara geçilerek, Kürt nüfus kesafeti bulunan Ümraniye (İmranlı), Beypınar Celalli, Sincan, Hamo, Zmara ve Domurca nahiyeleri merkezlerinde birer «Kürdistan Teali Cemiyeti» şubesi açılarak Kürtler arasında kuvvetli bir milli cereyan meydâna getirmeğe muvaffak olmuştum. Aynı şekilde Dersim'de de Alişer vasıtasıyla teşkilat yapılmasına devam olunuyordu.

(... ) Bir taraftan Kürt milli davası cereyanı ve diğer taraftan Mustafa Kemal'in pek ustalıklı ve aldatıcı manevraları sayesinde meydana gelen mil menfaatlarımıza aykırı cereyan, aşiretler arasında ikicilik doğurmuş ve bazı menfaatperest Kürtler, para ve payeye kapılarak, Türk hâkimiyetini takviye için Mustafa Kemal lehinde propagandaya başlamışlardı.
Merkezle muhaberemiz kesilmiş olduğunda, talimatsız olarak ve kendi başımıza Kürdistan'ın diğer mıntıkalarında meydana getirilecek milli menfaatımıza uygun harekâtın inkişafına ve bunun Dersim'de teşkil edebileceğimiz milli kuvvetlerin harekât sahasına ilavesine çalışıyorduk.
Tehlikeyi sezmiş olduğumuzdan, Alişan, Sivas mebusluğu adaylığından çekildi. Ben dahi, Mustafa Kemal'in başkanlığındaki temsil heyeti hükümetine iştirak edemiyeceğimi Sivas vilayet mektupçusu Divrikli Ayan bey oğlu vasıtasıyla bildirdim. Çünkü, Dersim'deki teşkilatımızın inkişafı ümitlerimizi kuvvetlendiriyordu.
Gösterilen lüzum üzerine Dersim'e giderek, babam ve Seyit Rıza ile görüştüm. Alişer ile işbirliği yapmalarını sağladım ve Ovacık Kürtlerinin yardımımda sağladıktan sonra, Koçkiri'ye döndüm.
Artık Dersim'de büyük bir kaynaşma başlamış ve Ankara hükümetinden Kürdistan muhtariyetinin kabul edilmesi isteği ileri sürülmüştü. Halbuki, Ankara Hükümeti'nin iğfalatına kapılan Kürdistan mebusları, İtilaf Devletlerine bir telgraf çekerek, Türklerden ayrılmayacaklarını bildiriyorlardı.

Kürt muhtariyet ve bağımsızlık davasına, milli benliklerini inkâr eden bu soysuzların indirdiği darbeyi hükümsüz bıraktırmak için, Dersimliler adına mufassal bir rapor tanzim ederek. Kürdistan Teali Cemiyeti vasıtasıyla İtilaf Devletleri mümessillerine gönderdik. Bu raporda, bağımsız bir Kürdistan yaratılmasını istedik.

(...) Kürt milli teşkilatına iştirak eden aşiretler arasında, Türkçe konuşan Alevi köylüler dahi vardı ve bunlar mü-kemmelen silahlandırılmışlardı.
336 yılı başlangıcında, Kangal ilçesinin Yellice nahiyesinin Hüseyin Aptal tekkesinde önemli bir toplantı yaptırmıştım. Bu toplantıya Canbegan, Kurmeşan ve diğer aşiretler ve o mıntıkadaki bütün Kürtler iştirak etmişti.
Toplantıda hazır bulunanların cümlesi and içerek: Sevr muahedesinin tatbikini ve Diyarbekir, Van, Bitlis, Elaziz, Dersim-Koçkiri mıntıkalarını ihtiva eden bağımsız bir Kürdistan teşkilini başarmak için silaha sarılmağa ve bu uğurda sonuna kadar savaşmağa tam bir ittifakla karar verdiler. Hüseyin Aptal tekkesinin sahibi olan aile ile mevcut alakam, bu ittifakın tesisine mühim bir amil olmuştu.

(... ) Anlaşma gereğince Kürtler civar merkezlerden cephane tedarik ediyorlardı. Dersim'den gelen son raporlarda, muntazam teşkilatlı 45 bin kişilik bir Kürt kuvvetinin Batı Dersim'de harekete hazır bulunduğunu ve bu harekete Doğu Dersim kuvvetlerinin de inzimam edeceği bildirilmekle beraber Elaziz merkezinde dahi Kürdistan Teali Cemiyeti şubesi teşekkül ettiği ve Kürdistan'ın her tarafında milli heyecanın yüksek bir tarzda inkişaf etmekte olduğu bildiriliyordu.
Sivas mıntıkasının Doğu ve Kuzey bölgelerine Kürtler tamamen hakim bulunuyor ve Türk mıntıkalarını daima tehdit ediyorlardı.
336-920 yılı Temmuzunda, Misto kumandasındaki müfrezelerimiz Zara'nın Çulfa Ali Türk karakolunu baskın yaparak esir almışlardı. Bu sebeple Türk hükümeti Sivas ve Erzincan'dan Kangal ve Zara merkezlerine mühimmat sevk edemiyordu, Kürtler, Türk karakollarına hücum ederek, bunların cephanelerini müsadereye devam ediyorlardı.
Durumu korkunç gören Sivas vilayeti, Ankara'dan aldığı talimata göre, mahalli durumu düzeltmek ümidiyle, Koçkiri aşiret reisi Alişan'ın Refahiye kaymakam vekâletine ve kardeşi Haydar'ın da Ümraniye (İmranlı) nahiye müdürlüğüne tayin edildiklerini ilan etmişti.

(... ) Alişan, Refahiye kaymakam vekili olması sıfatıyla Dersim kuvvetlerini takibi bahane tutarak, yüz kişilik bir Kürt müfrezesiyle Kuruçay-Kemah'tan Dersim'in Ovacık mıntı-kasına girmişti. Burada aşiretler Alişan'ı iyi niyetle kabul etmişlerdi, çünkü Dersim'deki teşkilatımızın merkezi Ovacık'tı ve Ovacık Kürtleri, Alişan'ın Kürt milliyetçisi olduğunu biliyorlardı. Mümaileyhin yanlarına gelmiş olmasından faydalanarak, Kürdistan'ın bağımsızlığı davası uğrunda canlarını fedaya hazır olduklarını bir defa daha teyid ve antlarını yenilemişlerdi.
Alişan, Ovacık'tan aşiret reisleriyle beraber Hozat mıntıkasına dahi gitmiş ve oradaki Kürtlerle de temas etmişti. Hozat ve Çimişkezek mıntıkaları aşiretleri genel bir toplantı yaparak, Kürt milli kurtuluş hareketinde birlik olduklarını, Kürdistan'ın bağımsızlığını ilana hazır bulunduklarını, Batı Dersim'den 45 bin kişilik muntazam bir kuvvetin (ki bu cihet Alişer'in sicil kayıtlarına dayanmaktadır) teşkilatlandırdığını ve Doğu Dersimlilerin de aynı nisbette yardımda bulunacaklarını bildirmişlerdi. Yapılacak bu harekete bütün Kürdistan'ın elbirliği yaparak ayaklanacaklarından emin olduklarını beyanla, bu milliyetperver Kürt toplantısı üyeleri Alişan'ı temin etmişlerdi. Bu kararlarından dönmiyeceklerine dair de, Dersimlilerin Seyit zümresi ananeleri üzre, Zülfikar-ı Murtaza'ya (Hz. Ali'nin kılıcına, RZ) ve parçalayıp niyaz makamında yedikleri elmaya yemin etmişlerdi. Hozat aşiretlerine emniyeti olmadığı için, yalınız Seyit Rıza bu yemine iştirak etmemiş ve ancak Ovacık aşiretleriyle kuvvetli bir birlik kurmakla iktifa etmişti."

Kaynakça
Kitap: DERSİM İSYANLARI VE SEYİT RİZA GERÇEĞİ
Yazar: Rıza Zelyut

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 21.10.2015, 12:27   #2
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ankara Hükümetini Tehdit

Dersimli Nuri'nin anlatımında Kürt ve Kürdistan çok öne çıkıyorsa da, gerçeğin bir boyutu da budur. Bölgedeki aşiret reisleri, İngiltere'den ve Rusya'dan kuvvetle destek gören Kürtçülük kaldıracına sarılmanın başarı için şart olduğunu sanıyorlardı. Bunu bilen Mustafa Kemal de Dersimlileri Meclis içinde tutmak için sıkı biçimde çalışıyordu. Önce Meço Ağa'yı sonra da Meço Ağa aracılığıyla Diyap Ağa'yı Dersim milletvekilleri olarak TBMM'ye almıştı.

Bölgeden huzursuzluk yükselince de bu bölgenin ileri gelenlerini TBMM'ye getirme çabalarını daha bir yaygınlaştırmıştı. Baytar Nuri'nin satırları arasında bu politik atağı açıkça görüyoruz:

"Mustafa Kemal, Ankara askerlik şubesi başkanı Dersimli Mustafa'yı, Sivas'ın Aziziye kazasına uzun seneler evvel yerleşmiş olan Dersimin Kara Bal aşiretinden kolağasılıktan emekli Kango oğlu Ahmet Ramiz'i ve binbaşı Kürt Hasan Hayri'yi dahi kandırarak, bunların Dersim mebusu tayin edildiklerini acele olarak Dersimlilere bildirmiş ve bu suretle Dersim milli harekâtını zaafa düşürmeğe muvaffak olmuştu."
Elbette ki bu ataklara, Kürtçüler, Alişer ve Baytar Nuri üzerinden karşı ataklarla cevap veriyorlardı. Bunlar işi azıtmışlar, Ankara'daki Meclis'i tehdit eder hale gelmişlerdi. Baytar Nuri bunun belgelerini de ortaya koyuyor.

Hozat'ta yapılan toplantıdan sonra Ankara hükümetine aşağıdaki telgrafı çekiyorlar:

"1- Kürdistan muhtariyet idaresine muvafakat ederi İstanbul Saltanat Hükümetinin bu baptaki kararını Mustafa Kemal hükümetinin de resmen kabul edip etmiyeceğinin açıklanması.
2- Kürdistan muhtariyet idaresi hakkında Mustafa, Kemal hükümetinin görüş noktası ne olduğu hususunda Dersimlilere acele cevap verilmesi.
3- Elaziz, Malatya, Sivas ve Erzincan mıntıkaları hapishanelerinde mevcut bütün Kürt mevkufların hemen serbest bırakılması.
4- Kürt çoğunluğu bulunan mıntıkalardan Türk hükümeti idare memurlarının çekilmesi.
5- Koçkiri mıntıkasına gönderildiği haber alınan askeri müfrezelerin derhal geri alınması (15 Kasım 1336). "

Tehdit, Baytar Nuri'nin aktardığı şu telgrafta daha da açıkça ortaya çıkmaktadır:

"Elaziz vilayeti vasıtasıyla Ankara Büyük Millet Meclisi riyasetine Sevr muahedesi mucibince Diyarbekir, Elaziz, Van ve Bitlis vilayetlerinde müstakil bir Kürdistan teşekkül etmesi lazım geliyor, binaenaleh bu teşkil edilmelidir, aksi takdirde bu hakkı silah kuvvetiyle almağa mecbur kalacağımızı beyan eyleriz .
25 Teşrin Sani 1336
İmza: Garbi Dersim aşair ruesası (Batı Dersim Aşiret Reisleri)"

Bu telgraflara Ankara hükümeti yazılı karşılık vermedi.

(... ) Malatya'nın Arapgir ilçesi mıntıkasında Drejan, Atma ve Divriği dağlarındaki Parçıkan aşiretleri de milli harekete iştirak edeceklerini vaad etmişlerdi.

Programımız, şu idi:

İlk önce Dersim'de Kürdistan istiklali ilan edilecek, Hozat'ta Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elaziz ve Malatya istikametlerinden Sivas'a doğru hareket ederek Ankara hükümetinden resmen Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi, çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı.
İlk adımı başarıyla aldıktan sonra, bütün Kürdistan'ın bizimle işbirliği yapacağına şüphe yoktu, çünkü milli kurtuluş ve ecnebi boyunduruğunu kırıp atmak milli vakarı olan her Kürdün emeli idi."

Saldırı Başlıyor

Baytar Nuri, örgütleyicilerinden birisi olduğu ayaklanmanın gelişimini şöyle anlatıyor:

"(...) Kürt hâkimiyetine fiili bir şekil vermek için, Kürt halkında dikkate değer bir hazırlık ihtiyacı ve sabırsızlık baş göstermişti. Bu sebeple Sivas-Kangal-Divriği Türk postası Dumurca Dağları'nda Canbegân aşireti tarafından müsadere edilerek, posta müdürü Divriğili Türklerden Ayan oğlu Mustafa imha edilmişti (20 Aralık 1336 H./1920).

(... ) Kürt müfrezeleri, Türk ordusundan Koçkiri teşkilatımıza iltihak eden Yüzbaşı Selahattin idaresinde idi. Askeri tertibat ve harekâtı mumaileyh tanzim ediyor, aşiretlerle irtibatı ve Dersim'le münasebet ve muhaberatı dahi ben temin ediyordum.

(... ) Bu sırada Sivas jandarma taburu Zara'ya hareket emri almıştı. Sivaslılarca Zalim Çavuş şöhretiyle yâd olunan Şadan aşireti Kürt yiğitlerinden Hüseyin Ağa kuvvetleri bu taburla çarpışmaya başladı ve Karacaören nahiyesinin Kaya mıntıkasında adı geçen müfrezeye indirdiği kati bir darbe ile teslime mecbur etti.

(... ) Sivas merkezinin durumu pek tehlikeli olduğundan Ankara'dan imdat istenmişti. Bunun üzerine 18 Ocak 1337'de Fırka Kumandanı Malatyalı Miralay Halis, Sivas'ta ihtiyata bıraktığı 6. Süvari alayıyla ve bu alay kuvvetine bir kısım makineli tüfek ve birkaç top ilavesiyle görünüşte Erzincan'a geçmek bahanesiyle Zara'ya gönderilmiş ve Miralay Halis'in da 15 Şubat 1337'de Ümraniye üzerine yürümek emri almıştı.

(... ) Kürtler 6 Mart 1337 de Ümraniye merkezini her taraftan muhasara çemberi altına aldılar. Yirmi dört saat süren şiddetli muharebelerden sonra, Türk alayı teslime mecbur oldu. Kumandan Halis, hususi surette teşkil edilen Kürt askeri Divanı Harbi tarafından yargılanarak ölüme mahkum ve ölüm kararı Ümraniye merkezinde Halis'in kurşuna dizilmesi suretiyle infaz edildi.

Türklere karşı elde edilen bu parlak zafer üzerine Ümraniye merkezinde Kürdistan bayrağı çekildi.
Yapılan muharebelerde imha edilen Türk alayının bütün top, makinalı tüfenk ve askeri teçhizatı elimize geçtiği gibi binden fazla at ve külliyetli miktarda nakliye katırları iğtinam edildi.

(... ) Bütün Kürt kuvvetleri hudutlarda savaşa hazır bir duruma getirilmişti. Alişan bey oğlu İzzet kuvvetleri, 12 Mart 1337'de Divriği'nin Hamo nahiyesine gelen Divriği jandarma bölüğünü tamamen esir etmişlerdi.
Ümraniye'deki savaş durumu ciddi tedbirler alınmasını gerektirdiği, Dersim, Erzincan ve Malatya aşiretlerine bildirildi, bunlardan imdat istenildi, halbuki mevsim kış olduğundan acil bir imdadın yetişmesine imkân olmadığı anlaşılıyordu.

(... ) Alişan bey oğlu Mahmut, Divriği cephesi kumandanlığını üzerine aldı, Azamet ve Aşki ise Kuzey cephesini muhafaza ediyorlardı.

(... ) Kangal, Koçhisar, Divriği, Zara, Refahiye, Kuru Çay ve Kemah kazaları Dersim hududuna kadar işgalimiz altında idi. Bu mıntıkalardaki bütün Kürtler milli haklarını elde etmek için temamen isyan halinde bulunuyorlardı.
Bu sırada Türk hükümeti, Temyiz Mahkemesi Başkanı Bitlisli Şefik'in başkanlığında Koçkiri'ye bir heyet göndermişti.
8 Mart 1337 de Ovacık aşiretlerinden ancak 2500 mevcutlu bir kuvvet, ayaklarında hedik ve lekan denilen kalburlar takılı olduğu halde karla örtülü Munzur dağlarını aşarak Kemah'a gelmişlerdi.
Bu Kürt kuvveti Kemah merkezinde Türklerin mukavemetini kırarak, hükümet konağını ve Kemah derebeylerinin konaklarını yakmışlar ve kaymakamla jandarma kumandanını esir etmişlerdi. Bu başarıdan sonra, Fırat nehri üzerindeki Şeytan Köprüsü denilen köprüyü tamir ederek, Kuruçay ilçesine girmişler ve burada da Türk mukavemetini kırarak, hükümeti işgal ve kaymakamla buranın derebeylerinden Şehsivar oğlu Mahmut ve arkadaşlarını tevkif ederek muhakemeleri görülmek üzre Ümraniye merkezine getirmişlerdi.
Dersim kuvvetlerine kumanda edenler, Pezgâvır aşiret reisi Bira ibrahim, Maksudan reisi Polis Mınzur, Çırpazin nahiyesi sabık müdürü Mustafa, Arslanan aşiret reisi Mahmut ağalarla Alişer idiler.
Yukarıda sözü geçen Kürt kuvveti, Refahiye ilçesini, Divriği mıntıkası nahiye merkezlerini ve Koçhisar ilçesinin Celalli nahiyesini dahi işgal ettikten sonra, suretini aynen aşağıya dere ettiğim telgrafı çekmişlerdi,

"Ankara Büyük Millet Meclisi Riyasetine, Nefsi Zara hariç olmak üzre ekseriyet azimesi Kürtlerle meskûn olan Koçkiri kazasıyla Divriği, Refahiye, Kuruçay ve Kemah kazalarının mümtaz bir vilayet haline ifrağ ve teşkiliyle yerli Kürtlerden bir valinin tayinini, memurin-i adliye ve mülkiyenin yine vazifeleri başında bulunmasını dileriz.
11 Mart 1337 H.
Koçkiri Aşireti Reisi: Muhammet ve Taki Dersim aşiretleri reislerinden: Mustafa, Seidhan, Muhammed, Munzur.
Sadattan: Alişer"

(...)Gönderdiğimiz telgraf üzerine 15 Mart 1337'den itibaren Sivas, Elaziz ve Erzincan vilayetleri dahilinde örfi idare ilan edilmişti.

Diğer taraftan bu hazırlıkları engelsiz olarak ikmal için, Şefik'in başkanlığındaki heyet, Haydar'ın konağında Kürt aşiret reislerini aldatıp uyutmağa çalışıyorlardı.

(... ) Sivas valisi, Elaziz vilayeti vasıtasıyla, Dersim aşiret reislerine bir telgraf çekmiş ve mücadeleye devam edip etmiyecekleri hakkında bilgi vermelerini istemişti.

Bu telgrafa cevap olarak, Dersim aşiret reisleri yine ayni yolla ve telgrafla gerek Sivas vilayetine ve gerek Ankara hükümetine:

"Türk hükümetinin, Kürtleri de Ermeniler gibi tehcir ettirmek emelinde olduğunu bildikleri için, milli istekleri uğrunda ve meşru müdafaa durumunda savaşa devam edeceklerini" bildirmişlerdi.
Alişan'ın Dersim'de kalarak teşkilat yapmağa devam etmesi, Ankara hükümetini büyük müşkülat karşısında bulunduruyordu, çünkü Dersim'den yapılacak muhtemel bir taarruza karşı, Yunanlılarla savaşmakta olan Türk kuvvetlerinden bir kısmını cepheden çekerek, ihtiyat olarak alıkoymak zorunda kalıyordu.
Kürt harekâtı başarıyla sona erdiği ve Kürdistan Türk topraklarından ayrılmağa muvaffak olduğu taktirde, Ankara hükümetinin artık mevkiinde tutunamayarak inhilal edeceği (çökeceği) şüphesizdi. Bu sebeple Ankara, Nasihat Heyeti vasıtasıyla aşiretleri aldatmaktan başka çaresi olmadığını kestirmiş ve bu heyeti Koçkiri'ye göndermekle beraber, Sivas ve Ankara üzerine vukuu muhtemel hücumleri önlemek için de, Türk Kurmay Heyeti, 14'üncü Süvari fırkasıyla 13'üncü Süvari livasını acele olarak Sivas'a göndermiş ve harekâtın Doğu ve Kuzey'e yayılmamasını temin maksadıyla dahi Elaziz ve Erzincan merkezlerine önemli kuvvetler sevk etmişti.
Bu durum karşısında, amacımıza başarıyla yetişebilmek için her zamandan ziyade birliğimizin takviyesi gerekiyordu, fakat ne yazık ki, Haydar, Nasihat heyetinin yalanlarına aldanmıştı ve bu sebeple Sivas vilayetinin Kürtler tarafından işgaline ve Ankara üzerine kadar harekâtımızın genişlemesine içten engeller çıkmıştı.

Bu sırada Ankara Büyük Millet Meclisi'nde, Merkez ordusunun Koçkiri üzerine hareketi müzakere ediliyor ve Kürdistan mebusu adını taşıyan ve Kürtleri hiç bir suretle temsil etmeyen bir takım dalkavuklar, Mustafa Kemal'e hoş görünmek için, Kürtlerin imhasını hedef tutan bu harekâtı, «Muvafık!» sedalarıyla tasvip ediyorlardı. Bu dalkavuklardan istisna teşkil eden yalınız Erzurum mebusu ve Şadan aşireti aydınlarından Hüseyin Avni olmuştu. Bu zat, Kürtleri imha hedefini güden böyle bir hareketin icrasına itiraz etmek cesaretini göstermişti. Mustafa Kemal, bu itiraza cevaben:
"Ordunun Koçkiri'ye hareketi, tenkil maksadıyla olmayıp ileride vukuu melhuz büyük bir hadiseyi önlemek maksadına matuf bir tedip ve ıslah hareketi olduğunu" dermeyan ederek Meclis'ten istediği kararı almış ve Nureddin Paşa acele olarak Sivas'a hareket etmişti.

(... ) Sivas, Kangal, Malatya, Elaziz, Sivas-Zara şoseleri ordu kuvvetlerinin kontrolü altına alınarak buralardan seyahat yasak edilmişti.
Dersim ile Elaziz, Arapkir, Malatya, Eğin ve Kemah arasındaki Fırat ve Murat nehirleri üzerindeki köprüler dahi kapatılmış ve geçit noktalarına askeri müfrezeler konmuş, gemiler bu kuvvetlere teslim edilerek münakale tamamen kesilmişti.
Dersim-Erzincan mıntıkasına gelince: Bu mıntıkada karlı ve başı dumanlı Munzur dağlarından geçmek esasen çok güçtü ve mevsim dolayısıyla vadilerde sular, nehirler, çaylar coşkun bir halde olup yağmur mütemadi bir surette yağmağa devam ediyordu. Tabiatın bu engellerine rağmen, savaş bütün şiddetiyle başlamıştı. Kürtler için artık bir ölüm kalım mücadelesi meydana gelmişti, bu sebeple eli silah tutan erkek, kadın, kız ve hatta çocuklar bile güçlerinin yettiği ve ellerinden geldiği kadar savaşa iştirak ediyorlardı. (... ) Sivas-Koçhisar-Zara ve Sivas-Kangal hatları üzerinde şiddetli muharebeler başlamış ve aynı hatlarda Seyit Aziz dahi bizzat muharebelere iştirak etmekte idi.
Sivas istikametinden, Hafik cephesinde, Kurmeşan aşiretiyle muharebe eden orduya Kürt Aziz bey kuvvetleri piştarlık ediyorlardı.

(...)aslen Kürt olup Türkçe konuşan bütün Alevi mıntıkaları, saflarımızda Kürt milli davası uğrunda bizimle beraber cansiperane savaşa iştirak ediyorlardı.
Harbin ağırlık merkezi evvelce Sivas ve Kızıl ırmak hattına münhasır iken, Kuzeydoğu'dan Giresunlu Topal Osman çete alayı, Seyran jandarma kuvvetleri ile 20 Mart 1337 de Refahiye üzerinden Koçkiri'ye cephe açmışlardı.

(... ) Kahraman Koçkiri aşireti ırtık yalnız başlarına kalmışlar ve arslanlar gibi savaşarak viciansız ve hayın düşmana karşı ölüm dirim mücadelesi yapmaya levam ediyorlardı.

(... ) Erzincan hükümeti, Dersimlilerin hücumına maruz kalmaktan endişe ederek mevzii seferberlik ilan etmiş ve bütün ihtiyat subay ve erlerini silah altına almıştı.

(...)Dostan ve Lordun geçitlerinde karşılanan Divriği jandarma aburları tamamen mağlup edilmişti. Kangal aşiretlerinin iştira-i ile Divriği'nin Sincan nahiyesine de hücum edilmiş ve 30 mart 1337'de nahiyede mevcut Türk müfrezesi teslim alınmıştı.

(... ) Arapkir jandarma bölüğü (... ) teslime mecbur olmuştu.

(... ) Durum bu merkezde iken Kangal ağası Kürt Hacı Ağa lelallı mıntıkasında bulunan cephe kumandanlarımızdan Seyit Aziz'i ve Kürt kahramanlarından Zalim ve kardeşi Hüseyin çauşları cephane ve erzak tevzii bahanesiyle aldatarak konağına davet etmişti.

(... ) Murat paşanın hazırladığı 40 kişilik bir kuvvet, gafil Kürt yiğitlerini derdest etmiş bu bedbaht kahramanlar derhal Sivas'a nakledilerek 24 saat sonra Divan-ı Harpçe ölüme mahkum edilmişlerdi.

(...) Nurettin Paşa ordusu, Kurmeşan aşiretine hücum ve köylerini imhaya başlamıştı. Kürt cephesini idare eden Kurmeşan aşireti reisi Eymerli Güzel Ağa harikalar gösterdikten sonra şehit düşmüştü. (... ) Kuvvetlerimiz Koçhisar istikametinden doğuya doğru çekilmek zorunda idi.

(... ) Dersimli meşhur Ateş Kuvvetleri dahi Erzincan-Kemah arasını keserek ricat hattımızı takviyeyi başarmışlardı.. Harp bütün şiddetiyle Koçkiri ve Ümraniye mıntıkalarına mahsur kalmış ve bir kısım kuvvetlerimiz de Zara civarında harp ediyorlardı. Ümraniye cephesi kumandanımız Azamet Bey dahi şehit düşmüştü.

(... ) Dersim'den Kasım oğlu Munzur kuvvetleri Beytan aşiretiyle Erzincan'da toplanan Türk kuvvetlerinin Koçkiri üzerine harekâtını geciktirmeye muvaffak olmuşlardı. Erzincan'ın güney mıntıkasında bulunan Aşuran aşireti dahi Dersimli Seyit Rıza'dan aldıkları ilham üzerine Erzincan'ı sıkıca tehdit ettiklerinden Doğu Cephesi bir dereceye kadar müemmen olarak harbe devam ediyordu. Fakat güney ve batı istikametlerinde imdatsız kalan kuvvetlerimizi Türk ordusu dört beş parçaya bölmeye muvaffak olmuştu. Aşiret cephe kumandanlarından Sabit ve Bahri Beyler de şehit düşmüşlerdi. Harp sahasındaki kadın ve çocukların Dersim'e iltica ettirilmesi kararlaştırılmıştı."
Baytar Nuri, Koçgiri ayaklanması sırasında Alişer'in yazdığı bir destanı da kitabında aktarıyor. Görüleceği üzere, kendisini en hızlı Kürt sayan Alişer, bu destanı Türk halk edebiyatının şekli ile ve Türk dili ile yazmıştır.

Koçkiri başladı harba. Sesi gitti şarka garba. Bir ordu asker geldi, Dayanamadılar bu darba.
Dilo yaman, yaman, yaman, Çiyan kırto berfo duman, Mera bişin şalü merdan, Evdermane hemu derdatı. Ovacığın aşireti Zapt eyledi memleketi, Geriden imdat gelmedi, Hozat çekmedi gayreti.

Dilo yaman

Kürdistanın orduları, Kalır etliler barbarları, Vatan için öleceğiz, İstemeyiz Moğolları

Dilo yaman...

Yemin edenler elmaya, Zülfükar-ı Mıırtazaya, Geriden teller çektiler, Biz uymayız aşkiyaya.. (Alişer)

Baytar Nuri, isyanın sonraki aşamasını şöyle anlatıyor:

"(...) Merkez ordusu karargâhı artık Sivas'a dönmüş, Koçkiri mıntıkası askeri miirakabeye tabi olmak şartıyle mülkiye idaresine verilmişti.
Bu sırada ordu kurmayı aşağıdaki tebliği neşrediyordu: Koçkiri reislerinden Azamet ve biraderleri Bahri ve Sabit beylerle Filik Ali ve Hamo ve Zara'nın Çevirme Hanından Aziz, Taki ve Haydar bey müteallikatından Pehlivan ile Hüseyin ve Aştır ile beraber 159 kişi ve ayrıca 113 kişi meyyiten ve 113 kişi mecruhen elde edilmiştir. Aynı zamanda 2000 tiifenkle 218 bargir ve 207 asker firarisi yakalanmıştır."

(...) Harp Divanı, Haydar ve Seyit Aziz ile diğer 15 arkadaşlarının vicahen, Koçkirili Alişer, Dersimli Baytar Nuri, Mustafa paşa oğlu Mahmut, Tarbazlı Memo, Dilo, Sabri ve diğer 95 kişinin dahi giyaben idamlarına, kalan sanıkların, derecelerine göre müebbet, on beş ve beş yıl olmak üzere muhtelif hapis cezalarına karar vermişti. Bu suretle 400 mevkuftan ancak 110 kişinin sorumsuzluğuna karar verilmiş ise de, bunların dahi sürgün edilmeleri tensip edilmişti.
Bu karar, Tahkik Heyetinin raporuyla birlikte Biiyiik Millet Meclisi'ne gönderilmişti.
Dersim'den mütemadiyen Büyük Millet Meclisi'ne telgraflar yağdırılıyor ve Sivas'taki mevkufların tahliyesi isteniliyordu.

(... ) Büyük Millet Meclisi, Dersim'in durumunu Türkiye'nin genel siyasetine aykırı görüyordu.
Güç bir durumda kalan Mustafa Kemal, Alişer ve Dersimli Baytar Nuri müstesna olmak üzere bütün mahkûmların affını ve Sivas'taki Harp Örfi Divanı'mn lağvını Meclis'ten istedi. Meclis bu isteği tamamen kabul etti. Keyfiyet Sivas ve Koçkiri mıntıkalarında ilan edilerek, ölüme mahkûm bütün mevkuflar serbest bırakıldı.

(...)Tahliye edilen mevkuflardan büyük bir kısmı, hürriyetlerini tehdit eden bazı şartlar dahilinde Koçkiri'ye dönmüşlerdi. Sözü geçen affın Dersimde bulunan Koçkirililere şümulü yoktu." Verilen bilgilerden anlaşılıyor ki Koçkiri ayaklanması, Dersim isyanının bir ön hazırlığı gibidir. Baytar Nuri'nin aktardığı bilgilere göre, Dersim'den gelen kuvvetlerin toplamı 2150 savaşçıyı buluyor. Bu kuvvetlere Alişer, Baytar Nuri, Munzur, İbrahim, Ateş, Seyit Abbas, Zeynel gibi isimler kumanda ediyordu. Koçgiri aşiretlerinin silahlı kuvveti ise 6185 isyancı idi. Bu kuvvetlere, bölgedeki aşiretlerin sağladığı yan destek de dikkate alındığında, Ankara'da kurulan Millet Meclisi'nin çok ciddi bir tehditle karşı karşıya bulunduğu anlaşılır. Üstüne üstlük de isyan eden bu kuvvetler, çete savaşlarını çok iyi bilen kişilerden oluşuyordu. Ankara hükümetinin gönderdiği ordunun bu isyanı bastırması, bu nedenle çok önemli bir başarıdır.
Günümüzün Kürtçü/Kürdistancı proje yandaşları, Koçkiri ayaklanmasını masum göstermek için, kendi adamlarının yazdığı kitapları bile görmezden geliyorlar. Koçkırılı Alevilerin Kürtçülük fikriyle kandırıldıkları gerçeği o zamanki TBMM tutanaklarına da yansımış bulunuyor. Hükümetin, alevlenmesini önlemek için küçük bir olay gibi göstermeye çabaladığı bu ayaklanmanın Alişer tarafından kotarıldığı gerçeği 18 Kasım 1920 tarihli TBMM toplantısında İçişleri Bakanı Adnan Adıvar'ın şu sözlerinden de anlaşılmaktadır: "... Efendim soru önergesinin dördüncü maddesinde Kürdistan'da bir takım propagandacıların dolaştığının doğru olup olmadığı soruluyor. İşte bu Alişir, propaganda yapanlardan birisidir. Kürdistan istiklali namına propaganda yapıyor ve propagandanın köklerini uzaklardan da aldığı sanılıyor (maznundur). Bu propaganda burada henüz tamamen yayılmış olmamakla birlikte bazı aşiretler arasında böyle bir fesat tohumu atılmış olduğu muhakkaktır.

"Bölgedeki Kürtçü/Kürdistancı kadro, Anadolu'ya giren Yunan ordusunun saldırılarını da dikkate alan bir ayaklanma politikası izliyordu. Koçkiri isyanının ciddi bir saldırı haline gelmesi, Yunan ordusunun 22-23 Mart gecesi başlattığı harekâtla çok ilişkilidir. İkinci İnönü Savaşı denilen çetin savaşlar sürerken, 29 Mart 1921'de Koçkiri isyancıları Kuruçay'ı basıyorlar, Divriği kaymakamını ve jandarmasını esir alıyorlardı. Bu ortamda, 10 Nisan'da Nurettin Paşa, ayaklanmayı bastırmak için Merkez Ordusu'nu harekete geçirmiştir.

Tabii Kürtçü Kürdistancı ekip bunun üzerine, bu ordunun Kürtlere ve Alevilere karşı harakete geçtiği propagandası yapmaya başlamışlardı.

Durumu öğrenen Nurettin Paşa yayımladığı bildiride şöyle diyordu:

"Fesatçılar ve münafıklar, Ümraniye çetelerinin yok edilmesi için hükümetçe alınan güvenlik önlemlerini, güya Kürtler ve Aleviler aleyhine bir hareket gibi göstermeye uğraştıklarını ve din kardeşleri arasına nifak sokmaya çalıştıklarını üzüntüyle ve nefretle öğrenmekteyim. İş bu kötü maksatlı söylentileri, geçersiz rivayetleri ve bölücülüğü, din ve devletimiz adına kesin olarak yalanlarım."

17 Haziran 1921'de tamamen bastırılan bu ayaklanmadan sonra, Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa, uyguladığı bastırma yöntemi yüzünden TBMM'de şiddetli eleştirilere uğradı. Ağır biçimde cezalandırılması istenen Nurettin Paşa'yı Mustafa Kemal savundu ve cezalandırılmasına fırsat vermedi.
Bu ayaklanma, Koçkiri bölgesinde bitirilmiş olsa bile hafifletilmiş biçimde bittiği yerden Dersim (Tunceli) bölgesinde sürdürülecektir. Dersim isyanlarının liderliğine de Seyit Rıza gelecektir.
(Dersim isyanları ve Seyit Rıza gerçeği, Rıza Zelyut)


Konu slistre tarafından (21.10.2015 Saat 12:29 ) değiştirilmiştir.
slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
slistre Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
haziran_AW (22.10.2015)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 17:16.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica