Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > İnsanları Tanıyalım > Atatürk Bölümü

Atatürk Bölümü Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuna önderlik etmiş Mustafa Kemal Atatürk hakkında yazı ve dosyalar.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 17.01.2009, 21:52   #1
Yazar
gizemli7575
SuSKuN
 
gizemli7575 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 20.11.2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 172
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 39
İtibar Puanı: 185
gizemli7575 hakkında olumlu dusunceler mevcutgizemli7575 hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 379
109 Mesajına 194 Kere Teşekkür Edlidi


Post *** Cumhuriyetimizin Temeli..

Sevgili canlar..
Cumhuriyetimizle ilgili çoğu gerçekleri hepimiz biliyoruz. Ben bu yazıyı bipte unutanlar için veya yine bilipte anlamak istemeyenler için tekrar paylaşmak istiyorum. Bunun gibi birçok gerçeği okuypta anlmayan hala bi sürü insan var. Zira *Anlamak istemeyen*biri için yapılacak hiçbirşey yoktur.



''Milli sınırlar içinde bulunan yurt parçaları bir bütündür; birbirinden
ayrılamaz." Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK
'' Kendi kaderinizi çizecek kadar güçlü değilseniz, birileri sizin için
kaderinizi çizer, ve buna itiraz edemezsiniz. ''


*CUMHURİYETİMİZİN TEMELİ*
Faruk AKIN



*Bir İngiliz dostu Ahmet Taner Kışlalı'ya sık sık yinelediği bir
eleştiride bulunur: "Atatürk'ü biraz abartıyorsunuz!"*


*Yazgı bu ya… Türkiye'nin ardından Suudi Arabistan'da görevlendirilir ve
Riyad'dan yolladığı ilk yılbaşı kartında şu satırlar yer alır: "Mutlaka
buralara gelmelisin! Gelip görmelisin ki Atatürk'ün Türkiye için yapmış
olduklarının değerini bin kat daha iyi anlayabilesin…"*
Atatürk gerçeği, Atatürk'ün gerçekçiliğinden doğmuştur. Bu gerçekçilik
ise cumhuriyetimizin temel dayanağı olan Atatürkçülük ve onun beraberinde
Atatürk İlke ve İnkılâplarını şekillendirmiştir.
Bu noktada Atatürkçülük kavramını incelemekte yarar var. Atatürkçülük:
Tüm güçlükleri, yoksunlukları, engelleri aşarak, yayılmacı ve
sömürgeci dış güçlerle; bölücü, yıkıcı ve şeriatçı işbirlikçilere karşı
Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı kazanıp yurdumuzu kurtaran; her yönden tam
bağımsızlığa, ulusal egemenliğe dayanan özgürlükçü, eşitlikçi, hukuksal
yurttaşlık düzeni Türkiye Cumhuriyeti'ni, demokrasiyi amaçlayarak bir bilim
devleti olarak kuran; önderi olduğu Türk devrimi ile büyük adımlar atıp
Türkiye aydınlanmasını gerçekleştirerek çağdaşlaşma sürecini başlatan; "ya
istiklal ya ölüm" diyerek yoktan var edercesine Türklük ve ulus bilincini
yaratıp insanımızı kapıkulluğundan kişilikli bireye, toplulukları cemaat ve
ümmetten ulus düzeyine taşıyan; Türklük ve Türkiye için gerçek yeniçağı açan
Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamak ve aradan geçen yetmiş yılın ardından bile
onun akılcı ve çağdaşlığı hedef gösteren fikirlerini bugün için, gelecek
için, yaşamak için yorumlayabilmek demektir.
Atatürk'ü bir beden olarak değil; bir düşünce, ilke ve sistem olarak
benimsemek, her tür saplantının ve dogmanın karşısında durmak demektir
Atatürkçülük.
Atatürkçülüğün temel dayanağı yine Atatürk İlkeleri ve İnkılâplarıdır.
İlke ve inkılâpların temel hedefi ise çağdaşlaşmadır. Çağdaşlaşmada
gözetilmesi gereken ana gaye kendisinin de vurguladığı gibi "Doğu'nun
dinsel, sosyal ve siyasal baskısından olduğu kadar Batı devletlerinin
siyasal ve ekonomik zorbalığından uzak bir devlet kurmak, bir devlet
yaratmaktır."
Yaşamsal değeri olan Atatürk ilkelerinin önde geleni, yalnız dinle
değil, hukukla, ekonomiyle, eğitim-öğretimle, siyasetle de ilgili olan
laikliktir. Laiklik, Atatürk'ün düşün temellerinden birisi, Atatürkçülüğün
en belirgin öğesi, Atatürk ilkelerinin en önemlisi, Türk Devriminin kaynağı
ve temelidir.
Kelimenin kökenine bakacak olursak kök olarak Yunancadan gelir.
"Laikos" Yunancada "rahip olmayan, halktan olan" anlamındadır. Avrupa'da
kilisenin ibadetten başlayarak, kişinin güncel yaşayışında düşünceden sanata
ve eğitime varana kadar her alanı kapsayan yönlendiriciliğine ve baskısına
karşı çıkan davranışlar, laik diye nitelendirilmiştir. Böylece geniş
kapsamlı bir kavram haline gelen laiklik, Fransız Devrimi ile de büyük bir
önem kazanmıştır.
Modern anlam da ise laiklik, ülke koşullarına göre uygulanan bir
çağdaşlık kurumudur. Devlet yaşamında, devlet işleriyle din işlerinin
ayrılığı, devletin dininin olmaması, din kurallarına göre değil hukuk
kurallarına göre yönetilmesi ve dinler karşısında yansızlığı, inanca saygı
ve bu konuda baskı yapılmayarak din ve vicdan özgürlüğünün güvenceye
bağlanmasıdır. Toplum ve birey yaşamında inancının gereklerini baskısız
yerine getirmesi, bu nedenlerle kınanmamasıdır. Din, insan ve insanlık için
işlevi olan bir kurumdur.
Kant'a göre iyi bir gelecek, toplumsal değişmelere değil, düşünce
tarzındaki değişmelere ve her insanın manevi bağımsızlığına bağlıdır. Bu
nedenle düşünce ufkunun genişletilmesinin çağdaş kültüre ulaşmadaki
etkinliği bir ön koşul olarak ileri sürülebilir. İşte bu bağlamda laiklik de
insanlara sunduğu vicdan özgürlüğü, inanç serbestîsi ve hukuk önünde eşitlik
ilkeleriyle düşünce ufkunun genişletilmesinin bir anahtarıdır. Çünkü
insanlığı çağdaş kültüre götüren fikirler ancak hür, özgür ve baskı altında
olmayan iradelerden çıkar.
Türk tarihine bakıldığında, Türklerin İslamiyeti kabul etmeden önce
yaşadıkları Orta Asya'da ve İslamiyete geçişten sonra gittikleri yerlerde
yabancı ırklardan ve dinlerden olanlara gösterdikleri anlayış ve hoşgörü ile
tanındıkları bilinmektedir.
Ancak, Osmanlı idaresinin ilerleyen dönemlerinde, Müslüman olmayanlara
karşı gösterilen bu hoşgörünün Müslümanlardan esirgendiği de
belirtilmelidir. Özellikle namaz, oruç gibi dinsel konularda Müslümanlara
hiç hoşgörü ile bakılmamış, bu ibadetlerini yerine getirmeyenlere dayak ve
para cezaları uygulanmıştır. Ayrıca kadının sosyal yaşamdaki yeri neredeyse
hiçe indirilmiş ve kadın kılıf kıyafetleri sürekli bir tartışma konusu
olmuştur. Bakınız Falih Rıfkı ATAY Osmanlı toplumundaki kadın hakkındaki
izlenimlerini nasıl aktarıyor:
"Osmanlı toplumunda kadın, taassuba (kör inanç) karşı devletin başlıca
tavizi idi. Taassup için ahlak, ırz; ırz da bilhassa kadın demekti.
İstanbul'da kadınların ırzından yalnız kocaları, anaları babaları sorumlu
değil idiler. Bütün mahalle halkı, aile hayatını kontrol ederdi… Sokakta
herkes kadın kıyafetine karışma hakkını kendinde görürdü. Yüzler, kollar,
bacaklar iyice kapanmalı, çarşaflar vücut biçimin hiç sezdirmeli, peçeler
bir süs değil, tam bir örtü olmalı idi. Harp, pahalılık gibi hadiseler
olduğu veya idare aleyhine dedikodular arttığı vakit, hemen kadın kılığı
günün meselesi haline gelirdi. Kadın erkekle aynı otobüse binemezdi.
Vapurlarda, tramvaylarda, muhallebici dükkânlarında kadın yerleri perde veya
kafesle erkek yerlerinden ayrılmıştı. Mesirelere (gezinti, piknik yerlerine)
kadar her yerde harem kısmı vardı… 1908 Meşrutiyetinden sonra dahi, mesela
kız mekteplerinde, edebiyat hocası haremağasıydı… Birinci Dünya Harbi
bozgunu üzerine Enver Paşa, halk arasındaki dedikoduları durdurmak için
kadın tavizine girişti. Çarşafların ayakların hangi noktasına kadar
ineceğini tespit etmek üzere bir komisyon bile kurulmuştu. Bir gün bir polis
müdürü, ada otellerinden birinde bir karı kocanın beraber oturduklarını
duyunca, bizzat otele giderek kadını sokağa atmıştı… Mütareke gazeteleri
okununca, Osmanlı saltanatının sanki kadınlar yüzünden batmış olduğunu
zannedersiniz. Mondros'ta teslim olmuşuz, kadına hücum; hazine dar, o ay
maaş çıkmamış, kadına hücum."
Aynı zamanda Atatürk de Kastamonu gezisi sırasında da şunları
söylüyor:
* "Bazı yerlerde kadınlar görüyorum ki; başına bir bez veya bir
peştamal veya buna benzer bir şey atarak yüzünü gözünü gizler ve yanından
geçen erkeklere ya arkasını çevirir veya yere oturarak yumulur. Bu tavrın
anlam ve içeriği nedir? Efendiler, uygar bir ulusun anası, ulusun kızı bu
garip şekle, bu vahşi vaziyete girer mi? Bu hal ulusu çok gülünç gösteren
bir manzaradır ve derhal düzeltilmesi gerekir."*
Geri bırakılmışlığı nedeniyle, bağımsızlığını ve özgürlüğünü
sağlayacak ulusal gücünü yitiren bir toplumun uyanması, dirilmesi, akla ve
bilime bağlanarak aydınlığa kavuşması zorunlu idi. Hilafetin ve saltanatın
zararı iyice anlaşılmıştı. Değişmez kurallara dayandığı için zamanla,
koşullarla, gelişimle uyum gösteremeyen hilafet karanlığın yoğunlaşmasına
neden oluyor, onun yaptırımı durumunda olan saltanat da bekçilik ediyordu.
Bu sebeplerle saltanat ve hilafet makamları kaldırılmış, laik bir topluma
giden yolun önü açılmıştı.
Cumhuriyetin ilerleyen yıllarında Kılık Kıyafet Kanunu kabul edilmiş,
tekke ve zaviyeler kapatılarak yerlerine modern ve karma eğitim kurumları
açılmış, kadınlarımıza seçme ve seçilme hakları tanınmıştır. Bu
değişiklikler toplumun birbirinden üstün olmayan iki eşit unsurdan, kadın ve
erkekten var olduğunu gösteren ve aslında laik ve halkçı toplum esas
alınarak yapılan inkılâplardır.
* "Efendiler! İyi biliniz ki Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler,
müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en gerçekçi tarikat uygarlık
tarikatıdır…"*
Atatürk'ün amacı Cumhuriyeti dine dayandırarak İslam ülkelerinin
dinsel önderi olmak değil; tersine İslam ülkelerine laik, demokratik,
ulusçu, akılcı, bilimci yönetimler kurup bağımsızlıklarını kazanabilmeleri
için yol göstermekti. Yeni Türkiye din alanında yalnız yeni vicdan
uyanışının değil, tutsak ve geri kalmış durumda bulunan bütün İslam
uluslarının bağımsızlık ve ilerlemesine de yol göstericiydi.
Laiklik, dine akılcı bir yaklaşımdır. En yaygın ve çok kabul gören
yorumu ile de, din ve devlet ya da din ve dünya işlerini birbirinden ayrı
tutmaktır. Laiklik, "dinin hakkını dine, devletin hakkını devlete veren bir
kavramdır." Laikliğin sosyal açıdan işlevi ise, dini, toplumu etkileyen bir
öğe olmaktan çıkarıp kişisel niteliğe büründürmesidir. Laikliğin bu yanı
toplumu çağdaşlık aşamasına yükseltir. Toplumsal açıdan laiklik, din ve
devlet arası ilişkinin ötesinde "toplumsal yaşamın çeşitli alanlarının en
üstün kural ve değer ölçüleri sayılan din kavramlarından kurtarılmasıdır."
Sosyal davranışları, "günah sevap" kavramları ötesinde, "doğru yanlış"
ölçütü ile şekillendirmektir. Kısaca toplumsal yaşayışın her yönünde, bilimi
ve aklı yol gösterici olarak saymaktır. Bu yaklaşımlarla laiklik, bir toplum
yapısı prensibi olarak anlam kazanmakta ve bu anlamı, toplumsal yaşamın
bütün kurumlarını, sosyal yaşamın her yönünü dinin etkisinden kurtararak,
insanın düşünce yapısını özgünleştirmek amacına yönelik olmaktadır.
Laiklik, ümmetten ulus düzeyine yücelttiği toplumun bireylerini hak ve
özgürlükleriyle kişilikli duruma getirerek istençli yurttaş kılmış,
devletin, yöneticilerinin kulu olmaktan kurtarmıştır.
Nasıl ki her bir Atatürk İlkesi tek başına ve diğerlerinden bağımsız
düşünülemez ise laiklik ilkesi de diğer beş ilkeden ayrı yorumlanamaz.
Atatürk'ün laiklik anlayışı, ulusçuluk, cumhuriyetçilik, devletçilik,
inkılâpçılık ve halkçılık ilkeleri ile özdeştir, bir bütündür. Bu ilkelerin
biri ya da birkaçı yok sayılarak Atatürk İlkeleri tanımlanamaz, savunulamaz.
Örneğin laiklik ilkesinin geçerli olmadığı bir düzende ulusçuluk kesinlikle
olanaksızdır. Türk toplumu için siyasal İslamcılığa hayat hakkı veren bir
anlayışla ulusçuluk anlayışının birlikte telaffuzu bile düşünülemez.
Ümmetten ulus aşamasına geçiş, sadece siyasi değil sosyolojik bir gereklilik
ve gerçekliktir. Yeniden ümmet aşamasına dönmeyi istemek; siyasal otorite
önünde birey olmaktan vazgeçerek kulluğu kabullenmektir, gericiliktir. Dinin
toplum için gerekliliği ayrı bir olgu ve tartışma konusudur. Ulusal
birliğin, ulus-devlet olmanın en önemli koşullarından biri, hukukta birliğin
sağlanmasıdır. Azınlıklara ilişkin hukukun yanı sıra her mezhep için ayrı
hukuk uygulamasının faturasını Türk toplumu, Osmanlı döneminde en ağır
biçimde ödemiştir. Bu açıdan Atatürk, sadece sosyolojik gerekçeye değil,
hukuksal ve siyasal gerekçelerle de Türk ulusçuluğunu ön plana çıkarmıştır.
Bunu yaparken de, Araplar arasında ortaya çıkmış ancak günümüzde anlam ve
önemini yitirmiş ihtilaflara dayalı mezhep ayrılıkların hiç ama hiç dikkate
almamıştır. Ortaçağın Arap gelenek ve göreneklerine, birtakım cahil ve
yetersiz ilahiyatçıların, belki o dönemin koşullarında
değerlendirilebilecek, fetvalarına, içtihatlarına dayandıran; dini ekonomik
ya da siyasal kendi çıkarlarına hizmet için kullanan din tüccarlarına
kesinlikle ödün vermemiştir. Bir yandan şeriatçılığın devlet mekanizmasından
bütünlüğüyle sökülüp atılması için devrimler gerçekleştiren Atatürk, diğer
yandan bin küsur yıl önce bazı Arapların yine bazı Arapları vahşice
öldürmesinin kinini ve hatta kan davasını sürdürmenin Türklere düşmediğinin
bilinci içinde olmuştur. Mezhepsel farklılıkların siyasallaştırılmasını,
Türk ulusçuluğu önünde en önemli engellerden biri olarak kabul eden Atatürk,
tıpkı etnik farklılıklar gibi mezhepsel farklılıkları da, üst kültür kimliği
olan Türklük bilinci içinde kaynaştırmayı hedeflemiştir.
Sürekliliğin gücü temelin sağlamlılığından gelir. Cumhuriyetimizin
temelini ise diğer beş ilke ile beraber laiklik ilkesi oluşturur. Laiklik,
kendi kendini bulmanın ve çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmanın yoludur.
"Türk Genci bu temelin sahibi ve bekçisidir. Devrimlerin gereğine,
doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi
varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır."




KAYNAKLAR
*1*. TURAN, Şerafettin, "Türk Devrim Tarihi/III", Bilgi Yayınevi, Ankara,
1995
*2*. TURAN, Şerafettin, "Türk Devrim Tarihi/III-2", Bilgi Yayınevi, Ankara,
1995
*3. *ÖZDEN, Yekta Güngör, "Laiklik İçin", İleri Yayınları, İstanbul, 2004
*4. *SAVAŞ, Vural, "Türkiye Cumhuriyeti Çökerken", Bilgi Yayınevi, Ankara,
Nisan 2004
*5.* SAVAŞ, Vural, "Militan Atatürkçülük", Bilgi Yayınevi, Ankara, 2001
*6.* HABLEMİTOĞLU, Necip, "Şeriatçı Terör ve Batının Kıskacındaki Ülke:
Türkiye", Toplumsal Dönüşüm Yayınları, İstanbul, Aralık 2003
*7.* "Geçmişten Geleceğe Atatürk", Deniz Lisesi Komutanlığı Atatürkçülük ve
Tarihi Günleri Anma Kolu Bülteni, 10 Kasım Özel Sayısı, 2000

___________________İMZA___________________
[SIGPIC][/SIGPIC]


Tanıtmıyor hiçbir cümle beni
bir anda yıkıp geçiyor
VarLıkLa yokLuk arasında kıstırılmış adım
bir yüreğine yazılıyor
bir yüreğinden kovuluyor-ken
sorguya çekiyorum aşk-ı
tanımıyor sende ki beni
susuyorum!….
daha kaç kez perde çekeceksin yüreğime
dilim ” lâl” olsun bundan böyle
gururum aldı bütün haklarımı eline
kilit vurdu dilime
bir dilsizin yüreği buz tuttu
arabesk kalıyor bundan sonraki sözler
SUS-U-YORUM!….
hiçbir cümlemin yolu düşmüyorken
yüreğimde kaldı yanımda götürdüğüm bütün sevda sözlerim sana
ağzı var dili yok suretime dokunabilecek misin.?
gizemli7575 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
gizemli7575 Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:03.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica