Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Genel

Alevilik Genel Alevilik üzerine genel tartışmalar, eleştiriler, sorunlar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 19.02.2019, 05:27   #1
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Alevilere Yonelik ”Mum Söndü” iftirası

Saygideger Canlar.


Biz Alevi toplumun sahip oldugu Eline, Beline ve Diline Sahip Olma olgusu, Alevi Yasam Felsefesinin temel felsefesidir.

Hal boyle olunca, etrafimizda, cevremizde ve yasamin her alaninda gozlerimizle gormedigimiz bir seye VAR iftirasini atmak, bu yolda DUSKUNLUK oldugunu bildigimizden dolayi, dilimize sahip olmayi kendimize amac edindigimizden, boylesi mesnetsiz hata ve yanlislara dusmemizin mumkunu yok.

Ornegin sahit oldugumuz bir olumsuz konuyu da O topluma mal edemeyiz.
Mesela Sunni, Safi, Hanefi, Hambelli, Caferi veya Hiristiyan, Yahudi, Budist vs vs gibi olusumlardan bir bireyin yaptigi hatayi O topluma mal edemeyiz...

Lakin Bir Olusumun Din Liderinin ve O Olusumun Inanci bile bile, goz gore gore bir ahlaksizligi savunuyorsa ve ahlaksizlik yapiyorsa, O inancin takipcileri de bunu takip edip halen O inanci savunyorsa.... Sahip oldugu kimlikte Odur....

MUM SONDU iftirasinin temel kaynagi ve iddalari nedir?
Guya Aleviler CEM`e girdiklerinde ANA, BACI, KARDES, HALA, DAYI, AMCA, TEYZE VS VS bir birleri ile Sex yapiyorlarmis!!!!!!

Bakalim Bunlarin Yalan ve Iftiralari ile Yapmaya Calistiklari KARLAMALAR,
ISLAM`dami?
Yoksa, ALEVILIK`demi var!!!

Birine Gucun Gitmiyorsa, Onu Alt Etmek Icin Bas vuracagin tek sey Hile, Yalan, Karalama, Kotuleme, Asaglama, Iftira vs vs gibi yaklasimla alt edebilirsin... Manti ile hareket ettiklerinden dolayi,
ELINE, BELINE VE DILINE Sahip olmiyan, SUC MAKINASI, CINSI SAPIK, UCKUR DUSKUNU VE AHLAKSIZ ISLAMIN DA BAS VURDUGU ALCAKCA TUTUMUDUR.

Biz Aleviler, Islama yonelik her hangi bir iftirada bulunabilirmiyiz? kesinlikle hayir.
Biz Aleviler, Tarihi kaynaklardan belgelerle yola cikarak gercek ve dogrulari butun ciplakligi ile aciklarken, Incitmeden, Kirmadan ve Yikmadan olmasi gerektigi gibi aciklariz.
Her Hoca, Mufti, Imam veya Musluman Camide Kuran kursuna giden cocuklarin hepisine tecavuz ediyor diye bir iddamiz olamaz, Cunku herkes onursuz ve ahlaksiz olamaz.

Islamin 1400 Yillik Asimile Politikasinin Alevilik uzerinde bazi olumsuz etkileri olmustur.
Bunlardan birisi AKRABA EVLILIGIDIR.
Ozunde Alevi Yasam Felsefesini bilincli olarak yasamina yansitanlarda Genel olarak karsi ciksalarda,
Bir cok yerde AKRABA Evlilikleri yapilmaktadir.
Dayi, Amca, Hala, Teyze kizlari ile evlenmek yanlista olsa, Bu Islamin Aleviler Uzerinde Biraktigi En kotu miraslardan biridir. Fakat genel olarak karsi cikilmaktadir.
Kardes sayilir,
Evlilik Yapilmaz denmektedir.
Evliligi yanlis gormiyenlerde, hic kuskusuz Islam Peygamberi Olan Muhammed`in surdurdugu cirkinliklerin devamidir.

Bunun temel sebebi, Muhammed`in Kizlarini Amcasinin Cocuklarina, Akrabasinin cocuklari ile evlenmesi ve evlendirmesinden sure gelen bir yapilanmadan kaynaklanmistir.

1. ISLAM `da; Kivre ve Kivre Cocuklari evlenir!!!

1. ALEVILIK`de; Kivre ve Kivre Cocuklari ile evlenilmez, Ikrar Sayilir (Kardes Sayilir) 7 Nesil Evlilik Yapilmaz..

2. ISLAM`da; Sadic, (Kan Kardes) Cocuklari ile evlilik yapilir.

2. ALEVILIK`de; Misayip (Kan Kardes) Olarak Gecer, Yola girmektir, Ikrar vermektir, yine ayni sekilde 7 nesil evlilik yapmaz, yapmasi halinde, yapanlar DUSKUN ILAN EDILIR.

3. ISLAM`da; Cok Evlilik Var. Bu dinin lideri zehirlenip oldugu zaman 9 hatun ile birden evlidir. toplam resmi rakamlara gore, 69 cocuk ve hatuna tecavuz etmistir.

3. ALEVILIK`de; Tek Evlilik vardir. BELINE SAHIP OLMA ILKESINDEN DOLAYI.

4. ISLAM`da; Yaradilis inanci var. Allah tarafindan Adem Ile Havva`nin Yaratildigi, hatta ve hatta Havva sozde Ademin sag kaburgasindan yaratildigi!! kendisinden yaratilan kisiye Tecavuz Edip!! daha sonra cocuklarini bir birleri ile evlendirdigini !!!!! ENSEST ILISKI adidir bu...
OZELLIKLE ANA BACI TANIMIYAN BU YAPILANMA IKEN, KENDI PISLIKLERINI ORTBAS ETMEK ICIN BASKALARINA CAMUR ATIP, KENDILERINI AKLAMA CABASI OLABILIRMI?

4. ALEVILIK`de; Yukaridaki olusumdan tamamen zit, VAROLUS inanci var.
Reya Hak/ Gerçeğin Yol’u, Alevi inancında belirtilen Batın ve Zahir bu iki farklı algıyı açıklamak içindir.
Zahir ile duyu organlarımızın keşfettiklerini, yani görebildiklerimizi algılarız.Kamil İnsan ise gözle göremediklerimizi gönül gözüyle sezendir. Leduni ilmini çözenlerin görebildikleri ise Batın’dır. Yani sezgisel bilinçdir.

Ne hacıyız ne hocayız

Ne falcı ne muskacıyız

Bizler Güruh-u Naci'yiz

Mahşer günü pervamız yok



Kamil sözü Kur'anımız

Hikmet söyler irfanımız

Hakikattir erkanımız

Yalan yanlış foyamız yok



Yasak bize buğz-i hasret

Gönlümüz bir ilelebet

Aramıza fitne fesat

Sokan şeytan havamız yok



Övünmeyiz aslımızla

Sevişiriz dostumuzla

Uğraşırız nefsimizle

Kimse ile davamız yok



Meluli'yim sözümüz bir

Dostumuzla özümüz bir

Yer içeriz nazımız bir

Sen ben diye kavgamız yok


Konu Raya Haq tarafından (19.02.2019 Saat 05:30 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 05:36   #2
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

I.Konstantin, MS. 323 yılında Roma İmparatorluk tahtına çıktığında mutlak iktidarının önünü kapatan iki büyük güç odağı ile karşı karşıya kaldı. Başkent Roma çok çeşitli siyasi baskı guruplarının yoğun faaliyetlerini sahneye koydukları bir yerdi.Bu şehir Konstantin’in İmparatorluğun tek egemeni olabilmesinin önündeki ilk engeldi. Konstantin yönünü doğuya çevirerek, faaliyetlerini Roma şehrinde kümelenmiş siyasi baskı guruplarının etki alanından uzağa, Boğaziçi kıyılarına, İstanbul’a taşıyarak bu engeli kolayca aştı.

Konstantin’in mutlak egemenlik arayışının önünde bir engel daha vardı ki bu engel hem kolayca aşılabilecek türden bir mania değildi hem de Konstantin başkenti İstanbul’a naklederken bu engele yakınlaşmış, hatta bu engelle yüz yüze gelmişti.Bu büyük engel Ana Tanrıça kültünün ve Işık inanışının yaşandığı ve yaşatıldığı ‘devlet içinde devlet’ olan Anadolu dergah-devletleriydi. Bu dergah-devletler İmparatorluk yönetiminin denetimi ve tasarrufu dışındaydılar ve halk üzerinde mutlak etkiliydiler.Bu kutsal güç odaklarının kendi yasaları, kendi kutsal ve dokunulmaz yönetimleri altında, yüksek gelir getiren, geniş toprakları vardı.

Bütün bunların ötesinde bu devlet içindeki devletlerin yeminli yurttaşları kendi mürşitlerinin buyruklarını, Roma İmparatoru’nun emirlerinden üstün sayıyorlar, kendi mabetlerinden yayılan ruhani güce sorgusuz sualsiz boyun eğiyorlardı. Dergâh-devletlerin kendi yeminli yurttaşları üzerindeki sınırsız egemenlikleri mutlak iktidar arayan Roma İmparatoru’nu korkutacak boyutlardaydı.

Konstantin, kendi siyasi iktidarının ve devletin devamlılığının önünde en büyük tehlike olarak gördüğü, dergâh-devletlerin İmparatorluk sınırları içindeki nüfuzlarının ortadan kaldırılmasının yolunun Roma İmparatorluğu’nun bir ‘resmi din’e kavuşturulması ve bu resmi dinin İmparatorluğun güdümünde olmasından geçeceğine inanıyordu.

325 yılına gelinceye kadar silik ve önemsiz bir dini yapı olan Hıristiyanlık I. Konstantin’in bir din tekeli inşa etme düşüncesi doğrultusunda İznik konsilinde yeniden dizayn edildi.

İsa Dini İznik’te resmi din olarak yeniden biçimlendirilirken I.Konstantin dergâh-devletlerin bu yeni dine karşı direneceklerini biliyordu.Bu nedenle İznik Konsili’nde yeni dinin dış görünüşü ve ritüelleri düzenlenirken Alevi/Işık inanışının baskın formları öne çıkarıldı.Bunda amaç Hıristiyanlığın Anadolu’da karşılaşabileceği olası direnci olabilecek en alt düzeye indirmekti. I.Konstantin İznik konsilinde hamiliğini yaptığı yeni dine halkın kolaylıkla kabul edebileceği, kendilerine yabancı gelmeyecek, eskiyi anımsatan, çekici bir dış görünüş verilmesinde ısrarcı oldu. I. Konstantin’in çabalarıyla ‘Yeni İsa Dini’ Anadolu Işık inanışının baskın motifleri ile donatılmış olarak yeniden yaratıldı..Bu cümleden olarak Alevi Ayin-i Cem’in on iki hizmetlisi, İsa’nın on iki havarisine dönüştürüldü. Alevili erkanında evren-dünya-insan birlikteliğinin ifadesi olan üçlü teslis Kutsal Ruh-Meryem–İsa özneleri içinde Hıristiyanlaştı.Alevilikteki ‘dara çekilme’ Hıristiyan üst meclisine taşındı adı ‘kutsal sorgulama’ oldu. Bugün bile Anadolu’da hemen her Alevi köyünde kutlanan yumurta bayramı, Hıristiyan ikliminde paskalya oldu.. Aleviliğe ait ‘Düşkünlük’ kurumu Hıristiyanlık tarafından ‘Aforoz’ adı altında yeniden biçimlendirildi.

Öyle ki ,Erken Hıristiyanlar başlangıçta reddettikleri ve lanetledikleri kimi Alevi ritüellerini de halkın yeni dine karşı gösterdiği dirence paralel olarak bünyelerine alıp içselleştirmek zorunda kaldılar.

Yılbaşı kutlaması buna bir örnektir.Erken Hıristiyanların vaazlarında yılbaşı kutlamasını o ünlü ‘mum söndü’ iftirasını da katarak lanetlediklerini görüyoruz.

“… Ocak ayının birinci gününde kutlama adını verdikleri bir toplantı için bir araya gelen, ancak akşama kadar içki içtikten sonra ışıkları kapatıp yaşa, cinsiyete ve akrabalık derecesine bakmadan birbirine girip seks alemi yapanlara lanet olsun.”

Yılbaşı kutlaması, bugün bile, azalmış olmakla birlikte hala Sivas, Tunceli, Erzincan, Bingöl ve Muş illerinin kırsal kesiminde yaşatılmakta olan kadim bir Alevi geleneğidir. Bu kutlamanın, adına Dersim dilinde ‘Khal Gağan’ denir. ‘Khal Gağan’ Dersim dilinde, eski yılın uğurlanması ve yeni gelen yılın kutlanması anlamına gelir. ‘Khal Gağan’ kutlamaları Aralık ayının son haftasında, ‘Khal Khelk’ adı verilen, ak saçlı, aksakallı, gün yüzlü,ipek sakallı bir ihtiyar adamın, köy çocuklarıyla beraber kapı kapı dolaşarak çocuklar için hediye toplaması ile başlar, yeni yılın ilk gününde kurulan bir Ayın-i Cem ile sona erer.

325 yılında İznik’te toplanan Ekümenik Hıristiyan konsili ile birlikte de Anadolu’daki Alevi mabetlerinin dokunulmazlıkları ve özerklikleri kendiliğinden ortadan kalkmış oldu.Binlerce yılın inanç barınakları ve Anadolu’da sosyal hayatı düzenleyen, iç barışı ve huzuru sağlayan ruhani yapılar İmparatorluk askerleri tarafından tarumar edildiler.

Hıristiyanlık Anadolu’nun kadim inanç motifleri ile süslenmiş pırıltılı bir tepsi içinde halka sunulmuş olsa da Anadolu’nun yerli halkı ‘Yeni İsa Dini’ni asla kabul etmedi.Görünüşte benzerlikler olsa da, esasta ayrılık vardı, bu halkın gözünden kaçmadı. Halk binlerce yıldan beri kutsal saydığı değerlerinden ve sadakat ile bağlı kaldığı ‘ma-beth’ lerden kopmadı.

Anadolu halkının Hıristiyanlığa karşı direnişi önceleri,aleni,fütursuz hatta biraz da alaycı oldu.

Kendilerini umursamayan, ciddiye almayan ve bıyık altından kendilerine gülen bu insanlara karşı Hıristiyan Kilisesi çok sert tepki verdi.

Hıristiyan Kilisesi kendi yayılmasının ve kurumlaşmasının önünde büyük engel olarak çıkan Anadolu’nun eski inanç merkezlerinin direncini kırmak ve bu merkezlerin halk üzerindeki etkinliklerini ortadan kaldırabilmek için, ağır şiddete, zorunlu göç ettirmeye ve soykırıma varan insanlık dışı çok çeşitli tedbirler aldı.

Anadolu’nun kadim halkı devletin gücünü arkasına almış olan Hıristiyanlara karşı açık ve pervasız bir biçimde muhalefet etmenin kendilerini çok hızlı bir yok oluşa sürüklediğini çok geçmeden fark ettiler. Varlıklarını korumak için açık muhalefeti terk ederek, yeni bir savunma anlayışı geliştirdiler. Yok olmanın eşiğinde gelen bu insanlar inançlarını terk etmeden yeni oluşan şartlara uygun ‘nefs-i müdafaa’ mekanizmaları geliştirdiler. Kendilerini inkar ettiler.

Madem ki Hıristiyan kilisesi Anadolu’da Hıristiyan olmayanlara yaşam hakkı verilmiyordu. Onlar da takiyye yaptılar, Hıristiyanlarmış gibi göründüler. Daha da ileri giderek dışarıya karşı asıl Hıristiyanların kendileri olduklarını iddia ettiler.

Bugünkü manzara da aynı.Bugün nasıl dışarıdan Alevilik İslamiyet’in sapkın bir kolu olduğu düşünülüyor ve Aleviler de kendilerinin asıl Müslümanlar olduklarını öne sürüyorlarsa; Bin beş yüzyıl önce de benzer şekilde aynı coğrafyada yaşayan insanlar dışarıda sapkın Hıristiyanlar olarak görülüyorlar ancak onlar kendilerini asıl Hıristiyanlar bizleriz diye savunuyorlardı.

Aleviler, başka dinlerin hükümranlık zamanlarında kendilerini hep olduklarından farklı gösterdiler.Bu onların varlıklarını devam ettirebilmek sığındıkları bir aldatmacaydı Son bin yılda, İslam coğrafyası içinde,mezalimden,soykırımdan ve katliamlardan olabildiğince kurtulabilmek için olduklarından başka kisvelere bürünen Aleviler’in, önceki bin yılda da aynı korunma gerekçesi ile Hıristiyanlığa karşı takiyye içinde oldular.
İslam egemenliği altında yaşamaya mecbur kaldıklarında “asıl Müslümanlar biziz” demelerine rağmen kendilerine ucuz bahaneler yaratıp, sudan sebeplerle camiye gitmeyenler, oruç tutmayanlar, namaz kılmayanlar, haccı reddedenler, geçmişte aynı coğrafyada Hıristiyan eziyeti ile kuşatıldıklarında gerçek Hıristiyanlar bizleriz deyip,sudan bahanelerle; Kiliseyi, kilisenin dogmalarını, kurumları, kilise hiyerarşisini ve ruhban sınıfınının otoritesini reddettiler. Hıristiyan azizlerine, kutsal ekmeğe ve ikonlara yapılan kutsal ibadete şiddetle karşı çıktılar Hz. İsa’nın düpedüz bir insan olduğunu, onun babasın dünyanın yaratıcısı olamayacağını savundular . Asla kiliseye gitmediler, ibadetlerini inatla ‘proseuchai’ denilen evlerde (dua evi/cem evi) yaptılar.

Alevilere yönelik o ünlü ve iğrenç ‘mum söndü’ iftirası da ilk defa bu dönemde Hıristiyan kilisesinin vaazlarında görülmeye başlandı.

Kilisenin kurumlarını ve hiyerarşisini tanımamak. Hz İsa’yı ve Hz Meryem’i küçümsemek,kilise dışında toplanmak, kendilerine kusursuz boyun eğilmesini bekleyen, koşulsuz itaat edilmesini isteyen kilise ruhban sınıfının tahammül sınırının ötesinde bir durumdu . İşte bu nedenle Ortodoks Kilisesi, kilise dışında yapılan geleneksel ibadetleri Ayin-i Cem’leri sapkın cinsellik iftirası ile donatarak lanetledi. O döneme ait bir başka kilise vaazı aynen şöyledir.

“Kız kardeşleri, kayınvalideleri veya görümceleriyle kirlenmiş olanlara, ziyafet için toplanıp içki içtikten sonra ışıkları kapayan ve akrabalığa, yaşa ve cinsiyete bakmadan âlem yapanlara lanet olsun”.

Bu coğrafyanın insanları ne geçmişlerinde Hıristiyan oldular ne de İslam ikliminde yaşamaya başladıklarında Müslümanlığı seçtiler. Onlar varlıklarına kast eden, bitmez, tükenmez tehlikeleri savuşturmak için bir çeşit güvenlik kalkanı oluşturdular.

Kısaca şunu söylemek mümkündür. Aleviler geçmişlerinde ne kadar Hıristiyan oldularsa bugün de o kadar müslümandırlar.



E. Çınar

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 05:45   #3
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İŞTE İSİM İSİM “MUM SÖNDÜ ”HAKARETİNİ YAPANLAR

Mehmet Ali Erbil’in canlı programda 'Mum söndü mü yapıyoruz burada?' demesi birçok açıklamada “gaf” olarak nitelendirildi, hatta bazı haberler “inanılmaz gaf” olarak başlık attı.

Mehmet Ali Erbil de Alevi kamuoyunda oluşan haklı tepkiler üzerine Ahmet Hakan’ın Tarafsız Bölge programında yaptığı açıklama özrünü kabahatinden büyük hale getirdi. Erbil, “'mum söndü mü yapıyoruz burada?” ifadesini “iyiniyet” olarak niteleyerek“benim iyi niyetli de olsa ağzımdan çıkan bir söz onları incitmişse çok özür dilerim” dedi. “İyiniyetli” Erbil üstelik çok masum havalarda “ben bunu bilsem ben Mehmet Ali Erbil olarak nasıl böyle bir şey söylerim” deyiverdi. Ahmet Hakan da “Erbil'in kötü bir niyeti olmadığını anlaşılan sadece bilgisizlikten kaynaklanan bir kazanın söz konusu olduğunu” söyleyerek olayı kapattı.

Alevi toplumu biliyor ki, bu söylem ne bir “gaf”, ne bir “iş kazası” ne de “bilgisizlik”. Bu söylemlerin hepsi açıkça yalan! Mehmet Ali Erbil “Mum söndü”nün ne anlama gelmeyeceğini bilmeyecek! Kimi kandırıyor? Aleviler de, Sünniler de bunun bir hakaret olduğunu çok iyi biliyorlar.

Yüzlerce yıla yayılan bu hakaretler Sünni çoğunluğun bilinçaltına, hatta genlerine yerleşmiş. Bu hakaretler son yıllarda Alevilerin yükselen mücadelesinden dolayı azalmış olsa da, cezai bir yaptırımla karşılaşılmadığı için en son Mehmet Ali Erbil örneğinde olduğu gibi zaman zaman bilinçaltından çıkıyor ve “doğal bir refleks olarak” dışa vuruyor. Tepki oluşunca da “valla billa ben böyle demedim, yanlış anlaşıldım” deyiveriyorlar.

Bunların sayısı sanıldığı gibi az değildir. Her yerde varlardır. Üzerlerine gidince topu hep başkasına atarlar. Söylediklerine de sahip çıkamazlar. Üstelik arkasından sana akıl vermeye çalışırlar: Farklı inançlara, farklı kültürlere ne kadar saygılı olduklarını, kendi dünyalarında bu köken sahibi insanlarla ilişkilerinden dem vururlar. Eşi, dostu, askerlik arkadaşı, yurt arkadaşı, iş arkadaşı mutlaka birden bire Alevi ya da Kürt olur. Tavır koyunca, ’ötekini’ hatırlayan bu zat-ı muhteremler, her nedense ’duydukları bu aşağılık sözleri, iftiraları’ , bu iftiraları yayanların suratlarına vurmazlar. Bu iftiraları söyleyenlere bir şey demeyen bu kişiler, üstelik söylenenleri de ’ben demiyorum, başkaları söylüyor’ diye de sürekli yayarlar…

Lafı uzatmaya gerek yok, bırakın çok uzak geçmişi yakın geçmiş bile Alevilere yönelik bu hakaretlerle dolu. Daha referandumda “Alevilerin katli vaciptir” diyen Şeyhülislam Ebusuut Efendi’yi “örnek insan, büyük alim” diye gösteren bir başbakan olunca, gerisi laf-ı güzaf!

Bu hakaretlere cezai ve maddi yaptırım uygulanmadığı sürece, medyada bu iftiralar, hakaretler teşhir edilmediği sürece hakaret edenlerin yalnızca ismi değişir, hakaretler devam eder…

İşte Alevilere yönelik yapılan aşağılık hakaretlerden, iftiralardan yalnızca birkaç örnek. Üstelik “cahillerden” değil “aydınlardan, sanatçılardan, önemli şahsiyetlerden”!

Yıl 1923: (Son baskı 1999): Türk edebiyatın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu, ‘Nur Baba’ adlı romanındaki bölüm başlıklarından biri şöyle: “Bir Bektaşi Tekkesinde Mumlar Nasıl Söner”...

Yıl 1971: Reşat Nuri Güntekin’in Aleviler’i aşağılayan “Balıkesir Muhasebecisi Tanrı Dağı Ziyafeti” adlı eserinin 13. sayfasındaki diyalog şöyledir: ’‘Karı amma vurdu ha. Eh bu da olur... Kızılbaşların mum söndü gecesi gibi töbe olsun...’’ Kitap MEB tarafından basılır ve dağıtılır.

Yıl 1973: Hüseyin Rahmi Gürpınar ‘Toraman’ adlı romanında şöyle yazar: “Tanrım insanı bir kere şaşırtmasın. Herif artık bu hırtlamba karının yüzüne bakmaktan bıktı. Karşısında dolaşan ay gibi evlatlığı görünce kendini tutamadı. Mezhebi geniş adam... Kızılbaş mıdır nedir”

Yıl 1977: Prof. Nebahat Küyel için "Felsefeye Başlangıç" adlı kitabında Aleviler’e hakeret ettiğinden dolayı dava açıldı.

Yıl 1988: Zaman Gazetesi'nin bulmaca köşesinde soruyor; "Ehli sünnet dışı sapık bir mezhep?" Cevap: Aleviler.

Yıl 1989: Milli Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulunun 2 Mart 1989 tarih ve 1420 sayılı yasa ile eğitim ve öğretim açısından uygun bulduğu İngilizce sözlükte Ensest sözcüğünün Türkçe karşılığı şöyle yazılmış: "Akraba ile zina, Kızılbaşlık"! Aynı ifade Milli Eğitim Bakanlığı FONO Açık öğretim kurumu tarafından Aydın Karaahmetoğlu ile Ali Bayram'a hazırlanan Fransızca-Türkçe sözlükte değişmeden yer almış: "Akraba ile zina, Kızılbaşlık."

Yıl 1994: Güner Ümit 9 Ocak tarihinde televizyon programında hamile bir kadın rolündeki arkadaşına sanki çok doğalmış gibi "sen Kızılbaşlar gibi babandan mı aldın o çocuğu" der.

Yıl 1997: Dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan, "Aydınlık Türkiye İçin Bir Dakika Karanlık" eylemleri için "Mum söndü oynuyorlar" dedi.

Yıl 2004: Yine Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan Ömer Seyfettin’in “Harem” adlı yeni baskı kitabında “…Evvel zamanda, insanlar daha hayvanlara pek yakın iken, ferdi izdivaç yokmuş. Sürü halinde yaşarlarmış. Kabilenin bütün erkekleri, bütün kadınların musavi surette kocası imiş. (…) Doğan çocukların anası babası da kabilenin, bütün halkı imiş. Bu hal ayin gibi hala bazı cemaatlerde devam eder. Mesela Kızılbaşlar gibi… Ne ise…”

Yıl 2005: Haldun Taner’in Milli Eğitim Bakanlığı, tarafından ilk ve ortaöğretim öğrencilerine önerilen 100 Temel Eser arasında yer alan “Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu' adlı (yeni baskı) kitabında yer alan iki cümle ise şöyle: "Bırak alasen müdür bey. Bazen kanıma dokanıyor vallaha. Sen onun oruçlu olduğuna inanıyor musun? O ne hinoğluhindir o, ne kahpe dinli kızılbaştır o! Müslüman olsa acımak bilir." … “Ve iste o anda, tövbeler olsun, abla-kardeş, Kızılbaşlar gibi sarmaş dolaş oluverdik."

Yıl 2007: Yer Almanya ve ARD televizyonu: Bir dizi filmde bir Türk ailesi Alevi olarak gösteriliyor ve “mum söndü” çağrışımı işleniyor.

Yıl 2007: İnternetten Türk Dil Kurumu Sözlüğü'ne girip "mum söndü" diye yazdığınızda karşınıza şu cevap çıkıyor: " Cem ayinlerinde, aydınlatmak için kullanılan mumun tören bitiminde söndürülmesinin yanlış yorumlanmasıyla ortaya çıkmış bir inanış."

Yıl 2009: Star TV’de bir programda kendisinden küçük bir kadınla evlendirilmek istenen kişi sunucuya sorar: “Kızım ben Kızılbaş mıyım?”

Yıl 2010: Yer yine Star TV, bu kez Mehmet Ali Erbil sorar: “Mum söndü mü yapıyoruz burada?”

Bu kadar kirlenmişlik, bu kadar örnek: Hepsi “gaf”, hepsi “iş kazası”, hepsi “tesadüf”.

Sonra da kendilerinin iyi niyetlerine inanmamızı bekliyorlar. Pes doğrusu!

Siz Alevi olsanız ne yapardınız?

Necdet Saraç

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 16:45   #4
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Eline, Beline ve Diline Sahip Olmayi Kendisine Amac Edinen Alevi Yasam Felsefesine yonelik yapilan Ahlaksizca Karalama, Malesef Islamin kendisinde var oldugunu belgelerle kanirliyabiliriz..

Gerek Suc Makinasi Olan KURAN ve bu Dinin Peygamberi Olan Hz. Muhammed`in yasadigi donemde yaptigi ahlaksizliklarla bunlari kanitliyabiliriz.
Gerek KURAN Gerek bu Dinin Peygmaberine iftira, yalan veya karalama gibi bir yaklasimda bulunmamiz, Bizleri SUC MAKINASI ISLAM`DAN FARKLI BIR YERE GOTURMEZ.

"NİSÂ -- 23--Size haram kılındı...kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Fakat eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, sizin üzerinize bir günah yoktur. " Alinti;

Yani Evlendiginiz Bir Bayanin kucuk yastaki kizi ile de evlenebilirsiniz!!!! Evlendiginiz bayanin kizi sizinde cocugunuz sayilmazmi?
Pekki bayan evlendigi Adamin Oglu ile evlenmesi Dogrumudur?
Evlendigi Adamin Oglu kendisininde oglu sayilmazmi?

ALEVI YASAM FELSEFESINDE, KENDI ESINDEN BASKASINA BACI VEYA KARDES GOZU ILE BAKAR.
Yani, Beline sahip oldugunu, nefsine hakim oldugunu kanitlar yolun geregini yapar, yok degilse toplumda duskun ilan edilir.
Muhammed ve Islamin sahip oldugu Uckur Duskunlugu ve Cinsi Sapikliga yer vermez.

Bu Dinin Peygamberi Hz. Muhammed Kendi Kizi ile evlenmis ve Kendi Kizina Tecavuz etmis birisidir.
Erkek Cocuklarinin kucuk yasta hastaliklardan dolayi olmelerinden, Kendisini Bir kac savas da Onunde siper olarak kendi hayatini kurtarmis olan Kolesi, Zeyd`i Bundan sonra SEN BENIM OGLUMSUN diyerek kolelikten azat edip, evlatlik edindigi Zeyd Bin Harise, Asik oldugu Zeynep ayni zamanda Hz. Muhammed inde halasinin kizidir!
Evlendirdikten sonra, Evine gittigi zamanin birinde Zeynep`i banyo yaparken veya giyinirken ciplak gormesinin ardindan, Sapikligi Kendi Kizi Sayilan Zeynep`i zorla bosanmasini sagladiktan sonra, Onunla Evlenmesi!!!!!
ANA BACI TANIMIYAN MANTIGIN KENDISI DEGILMIDIR?

Muhammed`in hangi kadinla yatacagini, hangi cocuga tecavuz edebilecegini, kimi hunarca katledip, Kiz cocuklarini ve eslerini alip tecavuz edebilecegini sozde olmiyan ALLAH tarafindan vahiler gonderilip, tecavuz uzerine tecavuz ettiren ALLAH`a dememiz gereken O kadar cok sey varki, soyledigimiz zaman`da Yok efendim, Insanlarin Inancina SAYGILI OLALIM!!!

Saygili Olmak Dogru Bir Yaklasimdir ve oyle olmalidir.
Lakin Bunlar kendileri gibi dusunmiyen, kendileri gibi inanmiyanlara, insanligin kabul etmedigi en buyuk iftira, karalama ve en asagilik ortam icine girmelerine ne diyelim?

Bu Allah denen kisinin Kiz cocuklari veya uvey kiz cocuklari sozde Peygamber ilan ettigi kisi ve ona inananlara sex aleti olarak kullanmalarina dayir verdigi fetvalar mide bulandiriyor...

Allah`a inanmalarini gosteren hic bir kanit yok. onun olup olmadigina dair bir kanit yok. kimse gormemis, kimse duymamis, birinin uydurdugu yalanla inanmalari Aklin isi degil... Bizler degil Allah denen sahsiyeti, en yakinlarimizi ve kendimizi bile sorguliyacak cesaretimiz yoksa... Kendimizi INSAN gormemiz veya gormeye calismamiz bile insanlik isi degil....

Insanligi kavramak insanligin ozunu kavramaktan gecer, Insanligi ogrendigimiz zaman, Allah, Peygamber Halife, Kral ve daha nice insanlik dusmanlari tarihin coplugunden baska bir yere gidemezler.
Onlari tarihin coplugune atmanin yolu, "Diyalektik ve Tarihsel Meteryalizmi" kavramaktan gecer.

Insanlik tarihinde kara bir leke olan ve insanligin en buyuk ayibi ve utanci olan "Islam Dini" Insan beynine yerlestirilen en buyuk uyusturucudur. bu uyusturucunun adi, KORKU VE HEVESTIR.

Kindimizden asagi gordugumuz, dusunup yaratma ozellikleri olmadigini dusundugumuz HAYVANLAR bile belirli bir yasa gelmedikce ciftlesmiyorlar,
Islam sadece cocuklara tecavuz etmekle kalmiyor hayvanlara bile tecavuz eden bir sapik yapiya sahiptir....

SUC MAKINASI ISLAMIN SAHIP OLDUGU AHLAKSIZLIGI GOZ ONUNDE BULUNDURDUGUMUZDA,
Kendilerinin yaptigi onursuzlugu MUM SONDU karalamasini Aklin Yolu ve Vicdanimizla mahkemesini yaptigimizda..
KENDI AHLAKSIZLIKLARINI, ONURSUZLUKLARINI, CINSI SAPIKLIKLARINI VE SEREFSIZLIKLERINI Bir baska topluma yamamaya calismalari!!
ADINI BEN DEGIL SIZ SOYLEYIN.....

Saygi ve Insani Sevgilerimle

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 16:51   #5
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Aleviler "Kızılbaşlık = Ensest" Diyen Kitabevinden Özür Bekliyor
İnkılap Kitabevi'nin yayınladığı sözlükte "ensest" kelimesinin anlamını "Kızılbaş" olarak vermesi Alevilerin tepkisini çekti. PSAKD Başkanı Gümüş, kitabevi yetkililerinin özür dilemelerini ve Alevilere hakaret içeren ifadenin de sözlükten çıkarılmasını istedi.

"Bu iftiranın kaynağında 'Alevilerin malı, canı helaldir, katli vaciptir' fermanları yayınlayan Ebu Suud'lar vardır ki, o Ebu Suud, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çorum'da yapılan referandum mitinginde yere göğe sığdıramadığı Ebu Suud'dur."

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Başkanı Avukat Fevzi Gümüş, kızılbaşlığı, "ensest" olarak tanımladığı sözlüğü yayımlayan İnkılap kitabevi yetkililerine böyle yanıt verdi.

Gümüş, yaptığı yazılı açıklamada, Reusuhi Akdikmen'in hazırladığı "Langenscheidt New Standard Dictionary: Turkish-English/English-Turkish" adlı sözlüğün 200. sayfasında "in-cest", "ensest" sözcüğünün Türkçe karşılığının "akraba ile zina, kızılbaşlık" olarak verildiğini söyledi.

Gümüş, sözlükte yer alan ifadenin, Alevileri aşağılama amaçlı kullanılan 'mum söndü' iftirasının, bu toplumun sözde eğitimli insanlarının kafasında hala canlılığını koruduğunu belirterek, şunları söyledi:

"Hatta, bu önyargıları bizzat bu toplumun yazarları, kadıları, şeyhülislamları, yayıncıları üretmekte ya da beslemektedir. Bu kitapta Aleviliğe hakaret ve iftiralarda bulunulmaktadır. Alevilerle ilgili bu asılsız ve çirkin iftiranın sahiplerini şiddetle kınıyoruz."
"Bu hakaret ilk değil"

İnkılap Kitabevi yetkililerini özür dilemeye çağıran, Alevilere hakaret içeren ifadenin de sözlükten çıkarılmasını isteyen Gümüş, Halit Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Nur Baba, Reşat Nuri Güntekin'in Balıkesir Muhasebecisi Tanrı Dağı Ziyafeti, Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Toraman adlı eserlerinde "mum söndü, Kızılbaş" atıflarının yapıldığını söyledi.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 1979'da "Felsefeye Giriş" ders kitabında ve AKP döneminde de "100 Temel Eser" serisinde yayımlanan bazı kitaplarda, Alevilerle ilgili benzer ifadelerin olduğunu belirtti.

"Bu iftiranın kaynağında 'Alevilerin malı, canı helaldir, katli vaciptir' fermanları yayınlayan Ebu Suud'lar vardır ki, o Ebu Suud, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Çorum'da yapılan referandum mitinginde yere göğe sığdıramadığı Ebu Suud'dur.

Toplumsal bilinçaltına yerleştirilen Alevilerle ilgili bu önyargılar, bu coğrafyada hala egemenliğini sürdüren Emevi zihniyetinin, zorunlu din derslerinin, Diyanet İşleri Teşkilatı'nın, Alevi köylerine zorunlu cami uygulamalarının bir ürünüdür.

Siyasal iktidarın, Alevilere yönelik nefret söyleminin iyice azgınlaştığı bir dönemde bu tür ayıplar, Türkiye'de 'eline, diline, beline sahip ol' ilkesini inancının temeline oturtan milyonlarca insanı incitmektedir. Herkesi, Alevilerle ilgili daha saygılı bir üslup kullanmaya davet ediyor, bu ve benzeri çirkin iftiraya yer verenleri bir kez daha kınıyoruz."(BT/EÖ)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 16:55   #6
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

BASIN AÇIKLAMASI: ALEVİ NEFRETİ VE DÜŞMANLIĞI YAYINCILININ ESERİ SKANDAL KİTAP

Ajanslarımızın ve Haber Merkezlerimizin Dikkatine

BASIN AÇIKLAMASI

KONU: ALEVİ NEFRETİ VE DÜŞMANLIĞI YAYINCILININ ESERİ SKANDAL KİTAP; “BATİNİLERİN VE KARMATİLERİN İÇYÜZܔ

Sayın Basın Mensupları

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, Basın Suçlarını Soruşturma amaçlı, 2013/1243 Dosya numarası ile “BATİNİLERİN VE KARMATİLERİN İÇYÜZܔ isimli kitap hakkında suç duyurusunda bulunarak, bu kitabın kitapevlerinde satışta olanlarının ve tüm kamu kütüphanelerinden toplatılmasının bu kitabı yayınlayan Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sebil Yayınevi hakkında dava açılmasını için talepte bulundum.

Çünkü, söz konusu kitap, düşünce ve ifade özgürlüğü ile açıklanamayacak derecede çirkin ifadelerde bulunmak suretiyle alenen Alevi-Bektaşiliğe ve değerlerine pervasızca saldırılmak suretiyle Alevi inancına, Alevilere ve Bâtıniliğe inanan Alevi-Bektaşiler, hakarete ve aşağılamaya maruz bırakmıştır. Dolaysıyla DİB ve Sebil yayınevinin bu eylemlerinden dolayı toplumda infiali uyandıracak bir tepki de meydana geldiği için buna sebep olan sorumluların TCK 216/3. Madde kapsamında cezalandırılmaları ve söz konusu kitabın toplatılması zorunludur.

“Dini değerlere hakaret ve aşağılama, insanları kin ve düşmanlığa tahrik etmek” suç sayılsa da, kamu yayınları ve özel yayınlar suç işlemeye devam ediyor. Diyanet İşleri Başkanlığı’nın (DİB) 1948’de basılmış, 24 nolu yayını olan BATİNİLERİN VE KARMATİLERİN İÇYÜZÜ isimli kitap ve bu kitabın Sebil Yayınevi tarafından tekrar basılmış yeni baskısı bu suçu işlemeye devam ediyor.

DİB’nın ve Sebil yayınevinin, 1948 ve 2004 baskısı olan bu skandal kitap, kitapçılarda satılmakta ve kütüphanelerde okuyan insanların beynini zehirleyerek Alevilere yönelik düşmanlığı ve nefreti yaratmaktadır.

Söz konusu kitap Alevi-Bektaşi inancına, bu inanca mensup Alevi-Bektaşilere ve inanç önderi dedelerine yönelik iftira, itibarsızlaştırma, hakaret, nefret ve aşağılama nitelikleri olan propaganda yayınıdır.

Şüphelilerin yayınladığı kitabın tamamı bu nitelikte olup emsal olması açısından küçük bir kısmını beyan ediyoruz;

DÖNENİN DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ ALEVİ KİNİ VE NEFRETİ

Diyanet İşleri Başkanlığı ve Sebil Yayınevi’nin kitap yoluyla Alevi-Bektaşiliğe ve Alevilere Yönelik hakaretleri, insanları kin ve nefret yoluyla düşmanlığa tahriki; Kitabın Önsöz’ünde Diyanet İşleri Başkanı Ahmed Hamdi Akseki şöyle yazmaktadır.

“Bugün de bunların bakiyeleri vardır. Irak’ta bunların adı Karamita ve Mazdekiyye’dir. Çünkü bunlar da tıpkı Sasaniler devrinde Mazdek’in ortaya attığı mal ve kadında herkesin ortak olduğunu, bunlarda temellük ve tasarruf olamayacağını da söylüyorlardı. Horasan’da bunlara Talimiye ve Melâhide denildiği gibi; Karmat’ın kardeşi olan Meymun’a nizbetle Meymuniyye de denir. Mısır’da meşhur Ubeyd’e nisbetle Ubeydiyyun, Şam’da Nusayriye,Dürzü, Tayamine adını alır. Filistin’de Bahaiye, Hint’te Behere ve İsmailiye, Yemen’de Yamiyye, Kürdistan’da Aleviyye, Türkler arasında Bektaşi ve Kızılbaş, Acemistan’da Babiye diye anılırlar.” denilmek suretiyle “Alevilerin mal ve kadını ortak kullandığı gibi çirkin bir iftira atılmaktadır.

“DEDELER SOYSUZ”, “ALEVİLERİN KESTİĞİ YENMEZ” VE “ALEVİLERDEN KIZ ALINMAZ VE VERİLMEZ”

Kitapta, dönemin Diyanet İşleri Başkanı ve Hatay Müftüsü İsmail Hatib Erzen Alevi-Bektaşi ve Nusayrileri ve ateistleri “haramı helal sayarlar”, “sapıklar” diye suçladıktan sonra, Alevilere yönelik iftira ve önyargıların ürünü olan “mum söndü” olayı kitapta Alevilerin bir tür “kutsal ayini” olarak anlatılmaktadır.

Kitabın bu iftira, aşağılama, hakaret ve nefret içeren görüşleri, kitapta şu şekilde yer almaktadır;

”Ehli Beyt’e muhabbet iddia eden soysuzlar” ve “dış görünüşü Ehl-i Beyte muhabbet, içyüzü ise Mecusilik ve Yahudilikten ibaret bulunan Rafızi tarikatı”

“Batıniye tarikatına, ki bugünkü manasıyla İbahiye, dinsizlik demektir.”

Diyanet Başkanı, sözü Alevi pirleri ve dedeleri gibi “Ehl-i Beyt soyundan geldiklerini“ iddia edenlere getirerek, şu hakaretleri savurmaktan geri durmuyor:

‘’Ehli Beyte muhabbet iddia eden bu soysuzlar’dan bir takımları da uydurma Şecereler’le Peygamber’in neseb-i pâkine mensup olduklarını iddiaya kadar cüret ettiler.“

‘’Kötü emeller peşinde koşan bu Şeytan ruhlu kimselerin tuzağına düşmekten milleti korumak en önemli vazifedir. Bu yoldaki ilmi yayınlarımıza imkân nisbetinde hız vereceğiz”

“..Bunlardan kız alıp vermek caiz olmadığını, kestiklerinin yenmediği için bunların Yahudi ve Hristiyanlardan daha kafir olduklarını…”

“Akşam karanlığı basıp kadehler dolaşır; başlar kızar; nefisler çakır keyf olunca, bu mel’ün tarikatın bütün mensupları karılarını getirirler; her kapıdan erkeklerin yanlarına girerler; çıraları ve mumları söndürürler ve her biri eline geçeni tutar.”

Bu türden açık suçun işlendiği, bir arada yaşama kültürünü zehirleyen fikirlerin yer aldığı bu skandal kitap, kitapçılarda ve kütüphanelerde zehirlenecek yeni beyinleri bekliyor.

Sebil Yayınevi tarafından basılı söz konusu kitabın arka kapağında ise, yayınevi adına Batinileri “İslama karşı ihanet” olduğunu, bu nedenle “Sebil yayınevi günümüz ihanetlerini anlayıp değerlendirmede çok müessir bir kıstas olarak rol oynayabilecek böyle bir eseri yayınlamaktan şeref duyar..!” diyerek, 21. Yüzyıl Türkiye’sinde Alevilere-Bektaşilere, Nusayrilere ve Ateistlere adeta “ihanetçiler”, “sapıklar”, “Mum söndü ayini yapıyorlar” ve “ahlaksızlar” damgası vurularak, hedef gösterilmektedir. Bu kitabı inanarak okuyan insanların, Alevilere önyargıyla yaklaşması, Alevilere yönelik şiddet eylemine (Maraş, Çorum ve Sivas madımak otelinde 35 insanın yakılması gibi) katılması engellenemez. Ancak teşvik edilir.

Oysa ister kamu adına olsun, ister özel yayıncılık adına olsun, toplum içinde farklı dinlere ve inançlara mensup kişilere karşı eşitlikçi, özgürlükçü ve hoşgörülü anlayış ve bu kişilerin de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak eşit haklara sahip olduğu fikri ve bir arada yaşama kültürü, başta eğitim, kamu kurumları, sivil toplum ve yayıncılık aracılığıyla olmak üzere, aktif olarak gündeme getirilmeli ve teşvik edilmelidir.

Tüm din ve inançlarda olduğu gibi özellikle Alevilik ve Bektaşilikte Bâtınilik çok önemli bir yer tutmaktadır. Yukarıda bir kısmını belirttiğimiz kitaba ait bölümler incelendiğinde; resmen isimler (Kürdistan’da Aleviyye, Türkler arasında Bektaşi ve Kızılbaş) verilerek, Alevi-Bektaşiliğe ve Alevi-Bektaşi inançlı insanlara yönelik ağır hakaret ve iftira unsurları bulunmaktadır.

Alevi-Bektaşi felsefesinde önem atfedilen Bâtıniliğe yönelik kullanılan ağır suçlayıcı, itibarsızlaştırıcı ve aşağılayıcı üslup kullanmaktadır. Kitapta yer alan yazılar açıktan ve düpedüz bu Alevilere hakaret etmektedir. Ayrıca şüpheliler, kitapta, Alevilere “mum söndü” iftirasını tekrar edecek kadar ileri gitmektedir.

Sağduyulu ve vicdan sahibi insanlarca malum olduğu üzere, Türkiye’de farklı inanç, felsefi görüş, siyasi kanaatten 76 milyon insanın karşılıklı saygı ve hoşgörü içinde kardeşçe yaşaması ve barışçıl bir ortama yaratılmak zorundadır. Farklı inançlardan ve dinlerden insanların bir arada, barış ve hoşgörü içinde yaşaması gerekirken, DİB’nın ve Sebil Yayınevi bu kitapla, ortamını bozma bu ülkeye ve bir arada yaşama kültürüne verilebilecek zararların en büyüklerinden biridir.

Yirmi milyon civarında Alevi-Bektaşi inancına mensup insanların yaşadığı ülkemizde, Aleviler için önemli olan Bâtınilik öğretisine yönelik böylesi hakaret ve aşağılama unsurları taşıyan bir şekilde yazılmış kitabın, çok açık bir şekilde konu edilmesi TCK 216. Maddede yerini bulan “DİNİ DEĞERLERİN AŞAĞILANMASI” eylemidir.

Hem bizim hukukumuz, hem de ifade özgürlüğünün en son sınırlarına kadar yaşandığı bir yer olarak kabul edilen Avrupa’da dini değerlere yönelik böylesi saldırılar hukuken karşılığını bulmaktadır. Dini ve inanç değerlerine saldırı tehlike suçları kapsamında görülmekte ve tüm hukuk sistemlerinde bu konuda düzenlemeler yapılmaktadır. Bu suçun tehlike suçu olduğu AİHM kararlarında ve evresel hukuk ilkelerinde kabul edilmiştir.

Bu eylemin, Türk hukuk sistemindeki karşılığı TCK MADDE 216/3 fıkrasında düzenlenmiştir. TCK 216. Maddesi ile korunan hukuki yarar; kamu barışı, güveni ve düzenidir. Bu düzenleme ile toplumda suç işlenmesine de sebep olabilecek tehlikeli durumların ortaya çıkmasının önlenmesi amaçlanmaktadır. TCK md.216/3 aynen şu şekildedir. Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. TCK 216/3 maddesinde “DİNİ DEĞERLERİ ALENEN AŞAĞILAMA” ve “FİİLİN KAMU BARIŞINI BOZMAYA ELVERİŞLİ OLMASI” şart olarak görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere DİB ve Sebil yayınevi kitap yayını yoluyla Alevi-Bektaşi inançlı insanların inancına pervasızca saldırı mahiyetinde olup, tüm Alevi-Bektaşilerce kabul edilen tüm değerlere saldırarak, hakaret ederek ve iftiralar atarak, inanç değerlerine alenen aşağılama olduğu izahtan varestedir.

Söz konusu kitap, ayrımcı ifadelerle dolu, Alevi-Bektaşilere karşı nefret ve önyargı oluşturan bütün veri ve açıklamalar suç teşkil etmektedir. Bir arada yaşamaya ve inançlara saygıya dayalı kültürün gelişmesi konusunda temenninin ötesinde adımlar atılmalı, uygulamalar denetlenmeli ve hukuksal yaptırımlar kullanılmalıdır.

İFTİRA, KÜFÜR VE NEFRET, DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜNÜN DIŞINDADIR

Bu skandal kitap, ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında kabul edilemez.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine göre, ifade özgürlüğü kullanılırken aşağıdaki özel durum açıkça göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, başkalarının dini, inançsal, felsefi hislerini veya örf ve âdetini yaralamaya elverişli olan düşünce açıklamalarında özellikle dikkatli davranılmalı, diğer önemli bir husus ise, kin ve düşmanlığın yaygınlaştırılması yol açmaya elverişli durumlarda yine özellikle dikkatli davranılmalıdır. Soruşturmaya konu olan kitap incelendiğinde şüphelilerin eylemleri ifade ve düşünce özgürlüğü sınırları içinde kabul edilemez. Zira dine hakaretin fikir olmadığı, ifade özgürlüğü olarak görülemeyeceği aşikardır, bu hususla AİHM kararları mevcuttur.

İnsanların inanç değerlerine saldırarak toplumsal barışı dinamitleyen böylesi tehlikeli eylemlerin, özgürlük çerçevesinde görülüp kabul edilebilmesi mümkün değildir. Hiç kimse bir başkasının inanç değerlerine ve bizatihi kendilerine mizah yoluyla da olsa hakaret edemez aşağılayamaz. Hiçbir hukuk sistemi böylesi eylemleri kabul etmez, edemez.

Bilindiği üzere Kitap yayıncılığı, satışı, kütüphanelerde bulunması nedeniyle birçok kişiye ulaşabilme imkânı vardır.

Daha önceleri buna benzer ve Alevilere yönelik “mum söndü” gibi son derece saygısızca, inançsal değerleri aşağılayıcı ve küçültücü ifadeler, TV programlarında da dile getirildiğinde özellikle Alevi toplumunda ciddi tepkilere neden olmuştur. TV programlarında bu hakaretlerde bulunanlar, görevlerinden alınmıştır. Ayrıca Alevi inanç değerlerini aşağılama eylemini kitap yoluyla yayınlanmasının Alevi-Bektaşileri rencide edip, kızdıracağı, tahrik edeceği, kamu barışını bozacağı aşikârdır.

Nitekim bu kitabın yayınlanması, satılması ve defalarca baskısının yapılmış olması sonucu, içindeki hakaretler basına ve diğer kitaplara yansımıştır. Dolayısıyla suç unsurları tam olarak oluşmuştur.

Bu kitabın provakatif amaçlı olduğu, bu kitap üzerinden Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarının değerlerine hakaret edildiği, aşağılandığı, toplumsal barışı zedelemeye, inançlı insanları rencide edip aşağılamaya yönelik olduğu açıktır.

Sonuç olarak tüm bu Avrupa ülkemizdeki emsal mahkumiyet örnekleri, emsal Yargıtay Kararları, emsal AİHM kararları, şikayet konusu şüphelinin yazılarının içeriği, bu yazılara ve üslubu üzerine meydana gelen ve basına yansıyan toplumsal tepkiler, haberler ve yorumlar; bu tarz dini değerlere yöneltilen hakaret, aşağılama, alay gibi hukuk dışı eylemlerin tehlikeli, toplumsal barışı bozucu, tahrik ve provakatif hareketler olduğunu, bunları yapanların hukuk karşısında gerekli cevabı almalarını bekliyoruz.

Hükümetten Beklentim;

76 milyonun huzuru ve kardeşliği, toplumsal çeşitliliğimizin barış içinde ve zenginliğiyle yaşama özgürlüğüne sahip olursa mümkündür. Herkesin kendi kültürel, inançsal kimliğiyle eşit koşullarda, eşit haklarla, barış içinde, kardeşçe, şiddetten, ön yargıdan, nefretten, iftiralardan ve hakaretlerden arındırılması için, yayın yoluyla bunu teşvik eden bu türden yayınlar ve kitaplar hakkında en üst düzeyde açıklama yaparak, bunun SUÇ olduğunun açıkça ifade etmelidirler.

Diyanet ve Sebil yayınevinden Talebim;

Yayınladıkları kitabın, suçu, nefreti, çatışmayı, önyargıyı ve toplumsal kutuplaşmaya hizmet ettiğini açıkça kabul edip, özür dilemeleri ve kamuoyuna bir açıklama yaparak, kitabın içeriğinin hakikat dışı, Alevilere yönelik iftira, karalama, çirkin bir önyargı oluşturma amacı taşıyan ve tümüyle ideolojik amaçlı nefret propagandası olduğunu ifa etmelidirler.

Basınımızdan Ricam;

Basınımızın, toplumsal çeşitliliğimize, barışımıza ve huzurumuza yayın yoluyla zarar veren bu türden küfür ve hakaretnamelere itibar edilmemesi için, mezhep çatışmalarının hortlatılmaya çalışıldığı bir dönemde, Alevi, Sünni, gayri Müslim ve Ateistlerin kardeşçe ve bir arada barış içinde yaşamasının önemi büyüktür. Basın yayın ilkelerimizin gereği göstereceğiniz duyarlılık için şimdiden sizlere çok teşekkür ederim.

Saygılarımla

Turan Eser

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.02.2019, 17:00   #7
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

MUM SÖNDÜ DENİLEN İFTİRA HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ

MUM SÖNDÜ DENİLEN İFTİRA HAKKINDA BİR KAÇ SÖZ…


Türk ulusunun ayrılmaz bir parçası olan Alevi Türkmenlerin yüzyıllardan beri maruz kaldığı iğrenç aşağılama ve iftiralardan biri de " Mum Söndü" safsatasıdır. Söze konu iftira, ben Türküm, ben insanım diyen herkesi derinden yaralamalıdır. Bu iftiranın arkasında Ümmetçi İslamcı yobaz sözde din adamları bulunmaktadır. Emevi kafasıyla dine yaklaşan bu sözde din adamlarının verdiği fetvalarla bir dönem Anadolu'da Alevi Kızılbaşlara yönelik büyük katliamlar gerçekleştirilmiş, haklarında ana bacı tanımaz şeklinde iğrenç söylentiler üretilmiştir. Egemen din anlayışının temsilcilerinin sayıca azlıkta olanlar hakkında bu türden iftiralar ortaya atması hemen hemen tüm toplumlarda mevcuttur.

Bu iftiranın kaynağı sözde din bilginlerinin verdikleri fetvalardır. Aleviler sapkın, rafızi, çerağ söndüren, mum söndüren vb. çirkin nitelemelerle durduk yerde sıradan halk tarafından aşağılanmış değildir. Zira halkın arasında bu türden bir inanç sorununun olması pek mümkün görünmemektedir. Siyasal ve dinsel gücü ellerinde bulunduranların kendileri gibi olmayanları, kendileri gibi inanmayanları ve itaat etmeyenleri yok etme yollarından biri de yapmak istedikleri katliamlarına önce dinsel bir kılıf hazırlama ve hedefteki topluluğu din dışı, sapkın ve tehlikeli gösterme biçiminde şekillenen hükümleridir. Siyasal ve dinsel gücü kullanarak halkı kışkırtan sözde din bilginleri Allah adına işlenen cinayetlerin baş sorumlularıdır.

Alevilere yönelik iftiraların alt yapısını oluşturması bakımından kimi Osmanlı Şeyhülislamlarının verdikleri fetvaları bilmek lazımdır.

Ana hatlarıyla bu fetvalarda şu yalanlara yer verilmiştir:

Ar, namus tanımazlar, bilmezler.

Şeriata aykırı düşünce ve inanç içindedirler.

Şeriatı küçümserler, Kur’an’ı istihfaf ederler.

İlk üç halifenin halifeliğini inkar ederler.

Ebu Bekir, Ömer ve Osman’a söverler.

Peygamberin eşi Ayşe’ye söverler.

Kafir ve ehl - i fesattırlar, dinden dönmüşlerdir.

Başlarına giydikleri, küfür ( kafirlik ) ve Kızılbaşlık işaretidir.

Hem dinsizdirler hem de sultana isyan ederler.

Kadınlarının ve erkeklerinin nikahları batıl ve geçersizdir. Bu nedenle çocuklarının herbiri zina ( veled - i zina ) çocuğudur.

Ehl - i din olan akrabalarından dolayı miras hakları yoktur.

Kestikleri hayvanlar murdardır, etleri yenmez.

Okla, köpekle, doğanla avladıkları dahi murdardır.

Topluca öldürülmeleri gerekir.

Onları öldürmek için yapılan savaş, en büyük, en kutsal savaştır.

Bu uğurda ölmek şehitliğin en ulusudur.

Tamamını öldürüp yok etmek Müslümanlar için farzdır.

Onlara eğilim duyanlar, onlara katılmak isteyip de yakalananlar ve onlara yardımcı olanlar, onlar gibi kafirdirler, öldürülmeleri vaciptir.

Kızılbaşların malları, çocukları ve karıları Müslümanlar için helaldir, ganimettir.

Kızılbaşların pişmanlıklarının, tövbelerinin, yalvarmalarının hiçbir değeri yoktur. Öldürülmeleri vaciptir.

Bu noktada daha açıklayıcı olması nedeniyle büyük Alevi / Kızılbaş Türkmen önderi Pir Sultan Abdal hakkında verilen hükme de bakmak gerekmektedir. Sünni İslam bilginlerince Pir Sultan hakkında verilen fetva özetle şu şekildedir:

1- Pir Sultan, dinsiz, namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor.

2- Şeriata aykırı söz söylüyor ve davranış sergiliyor.

3- Müslümanlara 'Yezit' diyor ve şarap içiyor.

4- İslamiyet'in ilk üç halifesine sövüyor.

5- Cem Ayini gibi gizli toplantılar yapıyor.

6- Safevi taraftarı ve Kızılbaş taifesinden bir devlet düşmanı.

7- Rafizi kitaplar bulunduruyor, okuyor ve okutuyor.

8- Saz ve Çalgı çalıyor törenlerde semah dönerek oyun oynuyor.

9- Törenlerde ve dışarıda harem selamlık kuralına riayet etmiyor.

10- Mehdi-i Zaman (Zamanın Mehdisi) gelecek propagandası yapıyor...

Bu ifadelerden, Alevi / Kızılbaş topluluklar için halk arasında yayılan çeşitli söylentilerin en acımasız ve en iğrenç olanı “ Mum Söndü “ iftirasının beslendiği kaynağın doğrudan doğruya Sünni İslam’ın dinsel önderlerinin verdiği fetvalar olduğu görülmektedir.

Türk toplumu arasında ahlak ve edebiyle öne çıkan bir topluluk olan Alevi Kızılbaşlar için böylesi bir iftiranın dillendirilmesi mazlumun en hassas yerinden vurulması hayasızlığıdır.

Ne hazin ki tarihte bu türden ironik hadiseler yaşanmıştır.

Zaman gelmiş dindarlıkta emsali bulunmayan hak erenleri dinsizlikle, tevazu timsali dervişler kibirle, müminler imansızlıkla, mazlumlar zalimlikle suçlanabilmiştir.

"Enelhak " diyerek Tanrı'ya imanını zirveye taşıyan hak aşığının " Tanrı'yı inkar ve şirkle" suçlanıp idam edilmesi yürek burkan bir ibrettir. Muhteşem bir sözün iğrenç bir suçlamaya dayanak yapılmasının tarihsel bir örmeği...

Derisi yüzülenler, dar ağaçlarında katledilenler ve diri diri yakılanlar cellatları tarafından hep yok edilmesi gereken kötü insanlar olarak görülmüşlerdir.

Ne hazin değil mi ?

Ömrünüzü verdiğiniz, yoluna baş koyduğunuz bir davada sadakatsizlikle, ihanetle suçlanmak ve alçakça bir iftiraya maruz kalmak...

Sizi sizin değerlerinizle vurmaları ve sizden görülenler tarafından vurulmanız ne acı bir şeydir değil mi ?

Anneniz, babanız, kardeşleriniz tarafından linç edilerek öldürülmek gibi bir trajedidir bu !

Tanrı kimseye böyle bir hüzün yaşatmasın...


MUSTAFA CEMİL KILIÇ

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.02.2019, 04:22   #8
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Müslümanlar muhammed’in “sözde” din adına yaptığı savaşlardan gururla söz ederler. Oysaki muhammed’in savaşları; çete savaşı yapmak, düşmanı gafil avlamak ve düşmanı hiç beklemedikleri bir anda yakalayıp erkekleri kılıçtan geçirip kalanları esir almak, kadınları, kızları cariye yapmak ve ganimet toplamaktan ve böylece ele geçirilen bölgeleri yağmalayıp hakimiyet kurmaktan ibaretti. Din, hakimiyet kurmanın amacı değil aracıydı.

Muhammed Medine’ye göç ettikten sonra, hayatının son on senesinde o’na inananlarında çoğalması ile artık sağa sola saldırmak ve civarda terör estirmek için kendinde yeterli gücü hissetmiştir. İslam âlimi Ibni Sad, “Kitab-al Tabakat” adlı eserinde muhammed’in bu son on yılı içerisinde “74 baskın” yaptığını kitabında belirtmiştir. Muhammed kendisi bizzat baskınların 27 tanesini komuta etmiştir. Arapça yazılmış tüm İslami eserlerde bu baskınlara “Gazve” denir. Muhammed’in adamlarını görevlendirdiği ve kendisinin katılmadığı baskınlara ise “Sariyyah” denmektedir.

Muhammed gazvelerde hiçbir zaman kendisi kılıç sallamamıştır. Uhud Savaşında muhammed’in dişinin kırılması olayına müslümanlar “dendan-i saadet” adını vermişlerdir. Muhammed’in dişi, “Utbe bin Ebu Vakkas” isimli bir düşmanın eline bir taş alıp, uzaktan muhammed’e atması sonucu muhammed’e isabet etmiş ve miğferi yamulup dişini kırmıştır. Utbe’nin muhammed’e savaş anında taş atmasının nedeni de zaten muhammed’in sürekli süvarileri tarafından korunması ve kimsenin yanına yaklaşamamasındandır. Başta cebrail olmak üzere, müslümanları koruyan tüm meleklerin neden muhammed’in dişini koruyamadığı da ilginçtir.

Muhammed her zaman için saldırdığı ve yağmaladığı kasaba ve şehirleri gafil avlamıştır. bir kısmı katledilmiş, çiftlik hayvanlarına, mallarına ve silahlarına el konmuş, esirler para karşılığı takas edilmiş ya da kendilerine köle ve cariye olarak kullanmışlardır.

Abdullah Ibnu Avn, İslami kaynaklarda bu gazvelerden birini şu şekil anlatmıştır;

“Nafi’ye yazarak savaştan önce müşrikleri İslam’a davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: “Bu İslam’ın başında idi. Resulallah aleyhissalatu vesselam Beni Mustalik’e ani baskın yaptı. Adamları gafildi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cuveyriye validemizi esir almıştı. Bunu bana Abdullah Ibnu Ömer rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştı.” [Buhari, Itk 13, Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633).]

Müslüman tarihçiler bu baskında 600 esir, sayısız ganimet, 2000 deve ve 5000 küçükbaş hayvanın ele geçirildiğini rivayet ederler.

Müslümanlar bugün bile tüm dünyanın öfke ve iğrençlikle karşıladığı terörizm olaylarında hemen savunma moduna geçip islami teröristlerin islam la bir alakası olmadığını ve İslam da masum kadın ve çocukların öldürülmesinin yasak olduğunu söylerler. Oysa gerçek çok başkadır.

“Ya Resulallah! Evlere yapılan gece baskınlarında, müşriklerin kadınları, çocukları da öldürülüyor, ne dersin?” “Onlar da öbürlerindendir.(Kadın ve çocuklar da onlardandır.) (Bkz.Ebu Davud, Cihad/102, hadis 2638; Cihad/121, hadis 2672; Ibn Mace, Cihad, hadis 2840; Ahmet Ibn Hanbel, 4/46; Tirmizi, Siyer/19, hadis 1570)

İbn-i Kudame ise bu konu hakkında bize şu bilgileri vermektedir;

Kâfirlere geceleyin baskın yapmak ve haber vermeden öldürmek caizdir. Ahmet, geceleyin baskın yapmakta bir sakınca olmadığını söyler. Zaten Rumlara geceleyin baskın yapılmadı mı? Düşmana geceleyin saldırmanın mekruh olduğunu söyleyen kimse bilmiyoruz. Süfyan, Zuhri, Abdullah bin Abbas ve Sab bin Cessame senedi zinciri ile Rasulullah’tan (Sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle aktarılır: Müşriklerin evlerine gece baskın düzenliyoruz, onların kadın ve çocuklarını esir alıyoruz, bunda bir sakınca var mıdır? Diye soruldu. Bunun üzerine Rasulullah (Sallalahu aleyhi ve sellem): Onlar da onlardandır diye cevap verdi.”

Günümüzün çoğu Müslüman ilahiyatçıları bu çirkin hadiseleri örtbas edebilmek ve haklı gösterebilmek için türlü türlü bahaneler üretmektedirler. Üretilen bütün mazeretler bu savaşlarda hiçbir suçu olmayan masum insanların neden esir ve köle yapıldığını, kadınların kızların neden tecavüze uğradığını ve cariye olarak yaşamaya mahkum bırakıldıklarını açıklayamaz. Aslolan muhammed’in ganimet, şehvet, güç ve servet arzusundan başka hiç bir şey değildi. Ganimetler sadece servet ve zenginlik getirmemişti. Esir kadınlarla cinsel ilişkiye de giriyorlardı.

Rasulullah (sav)’la birlikte Beni’l-Mustalik Gazvesi’ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekârlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Rasulullah (sav) varken, ona sormadan azil (Boşalmadan penisi çekmek) yapmak olur mu?” dedik ve sorduk. “Hayır!” buyurdular. “Bunu yapmamanız gerekir. Kıyamete kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”

Kaynak: Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatt

Müslümanlar muhammed’in hanımlarının çoğunun çaresiz dul hanımlar olduğunu söylemektedirler. Akıl sahibi bilir bir kişi, hayırseverliğin tanımını bilmiyor ise, muhammed’in bu dul, çaresiz, özellikle genç ve güzel hanımları kendilerine acıdığı için sorumluluğu altına aldığını düşünebilir. Fakat ortada bariz bir şekilde gözden kaçırdıkları nokta şudur ki, bu hanımların dul kalmasının nedeni de zaten muhammed ve müritleri kocalarını öldürdüğü içindir.

Muhammed eşlerinden biri “Reyhâne” ile ne şekilde evlenmiş hep birlikte görelim.

Benî Kureyzâdan alınan savaş ganimetleri ve esirleri müslümanlar arasında islâm dinine uygun bir şekilde taksim edildi. Reyhâne (r.anhâ) da savaş esirleri arasında bulunuyordu. Ganimetler taksim edilip, sıra esirlere gelmişti. Reyhâne (r.anhâ) da Peygamber efendimizin hissesine düşmüştü. Kaynak: Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-8, sh-129

Yukarda açıkça köle olarak muhammed’in payına düşen bu bahtsız kadının akrabalarına ne olmuş hemen bakalım:

Kocasının ismi Hakem idi ve Kurayza baskınında öldürülmüştü. Geriye kalan babası, kardeşleri ve diğer erkek akrabaları ise Kurayza esirleri arasında boynu Hz.Zübeyr ve Hz.Ali tarafından vurulanlar arasındaydı.

Kadının bu katliam ardından akıbetine bakalım:

Reyhane’nin muhammed’in eşi olup olmadığı ve cariyesi olarak kalmış olabileceği de hep tartışma konusu olmuştur. İbn Sa’d da onun “safiyy” payı olarak daha ganimetler dağıtılmadan önce muhammed’in onu kendisine ayırdığı ve onu hür zevceleri arasına kattığı yazılıdır. Kurtubi’ye göre de muhammed kendisini azad edip onunla evlenmiştir. İbn İshak’da ise cariye olarak kaldığı yazılıdır.

Özetle bu talihsiz kadın bütün erkek akrabalarını katleden bir adama kadınlık yapmak zorunda kalmış belki de bundan dolayı 631 yılında genç yaşta ölmüştür.

İslam tarihçileri muhammed’in Hatice (ilk karısı) öldükten sonra sadece güzel ve genç ve “çocuksuz” hanımlarla evlendiğini kabul etmektedirler. Büyük İslam âlimi Cerir el-Tabari, eserlerinin birinde muhammed, Hint Bint Ebu Talip (Ebu Talip kızı Hint) isimli öz kuzenini kendisine istiyor, fakat Hint’in çocuğu olduğunu öğrenince vazgeçtiğini bildiriyordu. Tabari, diğer bir eserinde ise muhammed, Zia bint Amir’i (Amir kızı Zia) kendisine istemiştir. Zia peygamberin teklifini kabul etmiş, fakat muhammed zia’nın çocuğu olduğunu öğrenince evlenmekten vazgeçmiştir.

Sahihliği kabul edilen diğer bir hadiste ise Cerir ibn Abdullah isimli bir kişi ve Muhammed arasında söyle bir konuşma geçmiştir;

Câbir: Babam Abdullah, arkasında yedi yahut dokuz kız bırakıp vefat etti. Bir müddet geçince ben bir kadınla evlendim.

Peygamber :”Evlendin mi ya Câbir?” diye sordu.

Ben: Evet evlendim! Diye cevap verdim.

Peygamber: “Bakire kız ile mi, yoksa dul ile mi evlendin?” dedi.

Ben: Dul bir kadınla evlendim, dedim.

Peygamber:”Kendisiyle oynaşacağın, seninle oynaşacak- – yahut: Kendisiyle gülüşeceğin, seninle gülüşecek- bir kızla evlenseydin ya!” buyurdu.

Kadınlar Arabın Allahı için sadece seks kölesidir. Tek görevleri erkelerin cinsel isteklerini yerine getirmek ve çocuklarına bakıcılık yapmaktır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.02.2019, 04:24   #9
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

1- Tecavüz

Muhammed baskın ve yağmalamalar sırasında ele geçirilen masum kadınların tecavüz edilmelerine karşı gelmemiştir. Bir önceki konuda da verilen Sahih hadis muhammed’in müritlerinin ellerine geçirdikleri esir kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini ortaya koymaktadır. Üstelik kadınlar çoğu ya evli ya da kocaları müslüman savaşcılar tarafından katledilmiş kişilerdi. Bu konu Kuran’daki ayetlerde de kendine yer bulmuş, savaşlarda ele geçirilen kadınların Cariye olarak kullanılması ilahi bir hak olarak müminlere sunulmuştur.

Mu’minun 5-6 “Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.”

Nisa-24 “(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. ………………..”

Cariye nasıl ediniliyomuş..? Büyük oranda savaş esiri olarak ayet açık. Ayetler ne diyor..? Ellerinin altında bulunan cariyeler ile ilişkilerinden dolayı kınanamaz. Bu kadınlar evli bile olsa istenirse nikahlanabiliyor bile.

HADİS: Resulullah (sav)’la birlikte Beni’l-Müstalik Gazvesi’ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Resulullah (sav) varken, ona sormadan azil (Bosalmadan penisi cekmek) yapmak olur mu?” dedik ve sorduk. “Hayır!” buyurdular. “Bunu yapmamanız gerekir. Kıyametc kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”

Kaynak: Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatt

Savaşlarda esir alınan kadınlar daha savaş devam ederken müslüman askerlerin tecavüzüne uğruyor bakın bu Kutubu Sitteden bir hadistir islam inancına göre doğruluğu tartışmasız kabul edilen bir hadistir. Üstelik Kuran’ın ilgili ayetleri ile de uyumludur. Yukarıda ki sahih hadisten de anlaşıldığı gibi muhammed’in savaşlarda hiçbir suçu olmayan masum kadınların kızların esir alınmasını, ırzlarına geçilmesini yani tecavüze uğramalarını sorun etmediği, tam aksine uygun gördüğü görülmektedir. Sadece doğacak çocuklarla ilgilenmektedir. Bu hadis ve bu hadisle uyumlu Kuran ayetleri (Müminun-6, Meariç-30, vb…) Muhammed’in nasıl bir insan olduğunu ama gerçekte peygamber olmadığını ortaya koymaktadır. Ortada olan iktidar mücadelesi, acımasız bir savaş, İslam gerçeği ancak böyle özetlenebilir.
2-İşkence

Şimdi gene islam tarihinden örneklerle muhammed döneminde yapılan savaşlarda servet edinmek için yapılanları görelim. Büyük İslam âlimi Ibni İshak Heyber’in ele geçirilişini ve muhammed’in karısı Safiye’nin eski kocası Kinane’ye yapılan işkenceyi şu sözlerle anlatmaktadır;

Muhammed, Safiye’nin babası Huyey b. Ahtab’i, ve kocası Kinane b. Ebi’l Hukayk’i, ve kocasının kardeşi Rebi’b. Ebi’l-Hukayk’i esir olarak ele geçirir ve her birini, Benû’n Nadir Kavmi’ne âid hazinenin yerini söylemeye zorlar, ve fakat onlardan olumlu bir cevap alamaz. Bu sırada muhammed’in katına gelen Yahudilerden biri: “Ben Kinâne’nin her sabah işte şu harabe etrafında dolaştığını görüyordum” diye bilgi verir.

Muhammed Kinâne’ye sorar, fakat o bilmediğini söylemekte ısrar eder. Muhammed harabenin etrafının kazılmasını emreder. Kazı sonucunda hazinenin bir kısmı bulunur. Muhammed Kinâne’den hazinenin kalan kısmını sorar fakat Kinâne bilmediği söyler. Bunun üzerine muhammed, Kinâne’yi işkence yolu ile söyletmeğe çalışır. Zübeyir b. Avvam adındaki adamına emir verir ve hazinenin nerede bulunduğunu söyletmek üzere Kinâne’ye işkence yapılmasını ister. Zübeyir elinde tuttuğu bilek kemiği ile Kinâne’nin göğsüne vurur ve ölecek dereceye gelinceye kadar onu döver. Bir rivayete göre ateşte kızdırılmış demiri onun göğsüne tutar.

Fakat her şeye rağmen Kinâne, hazinenin nerede olduğunu bilmediğini söylemeye devam eder. Muhammed onun artık daha fazla işkenceye dayanamayıp öleceğini anlayınca yanında duran muhammed bin besleme’ye teslim eder ve basını kesmesini emreder. Bu işi muhammed bin besleme’ye vermesinin sebebi, ona kardeşinin intikamını alma fırsatını sağlamak içindir. Çünkü muhammed bin mehleme’nin kardeşi olan mahmut bin mesleme daha önce Yahudiler tarafından öldürülmüştür ve işte simdi kardeşi, onun intikamını alacaktır. Kaynak: Taberi, age, 1966, Cilt II. sh. 610

Muhammed Safiye’nin kocası Kinane’yi öldürttüğü gün Safiye’yi yatağa atmakta gecikmemiştir; Nihayet yol üzerinde iken Ümmü Süleym, Safiyyeyi aleyhis-salâtü ves-selâm için cihazlayıp gece olunca gerdeğe koydu. Artık Nebiyy-i Ekrem sallallâhu aleyhi ve sellem güveyi olmuştu. Sabah olunca: “Kimde bir şey varsa getirsin.” buyurdu. Kimi yağ, (kimi başka şey) getirdi. (Râvî der ki: Enes) Sevîkı yâni kavudu da saydı zannederim. Enes der ki: (Hazır olan) cemâat, hays yapıp yediler ki, Resûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem`in velîmesi bu olmuş oldu.
3- Şantaj

Mâlik bin Avf’ın müslüman olması islam tarihinde şöyle anlatılır;

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ona haber veriniz ki, eğer Müslüman olur, yanıma gelirse, kendisine ev halkını ve malını geri verir, Ayrıca da yüz deve ihsan ederim.” Heyet, haberi kendisine götürünce Mâlik, çıkıp Hz. Resûlullahın huzuruna gelerek Müslüman oldu. Resûl-i Ekrem vaad ettiği şekilde kendisine ev halkını, malını teslim etti, hem de yüz deve ihsanda bulundu.Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yüz deve ihsanından başka, düne kadar en şiddetli düşman olan Mâlik bin Avf’ı, kabilesinden Müslüman olanlar üzerine vâli tayin ederek taltif etti. Kaynak: Sîre, 4:133; Taberî, 3:135 ,Sîre, 4:134; Taberî, 3:136.

Muhammed’in yaptığına sizce ne denir..? Günümüzde bu tarz uygulamaları ancak mafya vari örgütlerde görebiliriz hele bunu yapanın bir peygamber ve sözde örnek insan görüldüğünü düşünürsek olay daha iyi anlaşılabilir.

Zavallı Malik’in karısını, çoluğunu çocuğunu rehin olarak ele geçiren (sözde) peygamber muhammed, Malik’in müslüman olmayı kabul etmesine karşılık olarak ev halkını, yani ailesini o’na geri vermeyi teklif ediyor. Böyle bir herife peygamber denebilir mi..? Bu nedir, tebliğ mi şantaj mı..? Sıradan bir insan böyle bir teklifde bulunsa, siz bu teklifi yapan kişiyi ne olarak nitelersiniz…?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.02.2019, 04:28   #10
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Arapların dört eş krizi
Türkiye’den konut alarak 1 yıllık oturma izni hakkı kazanan Araplar, ‘4 eş’ krizi yaşıyor. Çok eşli Araplar, tüm eşlerine oturma izni çıkmayınca, müteahhitlerden destek istemeye başladılar.

Mütekabiliyet yasasının çıkmasının ardından, Türkiye’deki konut projelerine ilgi gösteren Arap yatırımcılar, tüm eşleri için oturma izni istiyor. Türkiye’den mülk aldığında 1 yıllık oturma izni verilen yabancıların, eş ve çocuklarına da izin çıkıyor. Ancak, çok eşli Araplar, tüm eşleri için oturma izni almakta sıkıntı yaşayabiliyor. 4 eşin yasal olduğu Arap dünyasının karşısına, Türkiye’den ‘evlilik belgesi’ şartı çıkıyor. Son dönemde Arap yatırımcıların bu sıkıntıyı aşmak için müteahhit firmalardan ‘oturma izni’ konusunda yardım istediği öğrenildi. Sektörde, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da konuyla ilgili bir çalışması olacağı ifade ediliyor.

İzin nasıl alınıyor?
Gayrimenkul Hukuku Derneği Başkanı Ali Güvenç Kiraz’ın verdiği bilgilere göre, mütekabiliyet Yasası’nın koşullarına uygun olarak, Türkiye’den konut alan ve tapusu elinde olan yabancılar, 1 yıllık oturma izni hakkına sahip oluyor. Bu hakkını kullanmak isteyen yatırımcılar, gayrimenkul aldığını bulunduğu ilin Emniyet Genel Müdürlüğü, Yabancılar Şube Müdürlüğü’ne bildiriyor. Tapu ve istenen belgeleri de hazırlayıp ikamet izni istiyor. Emniyet, gerekli kontrolleri yaptıktan sonra sakınca görmezse, oturma izni veriyor. 1 yıllık oturma izni, talep edildiği takdirde, ev alan yabancının 1. dereceden yakınlarına yani eş ve çocuklarına da veriliyor. Araplar, şimdilik bütün eşleriyle birlikte Türkiye’ye gelip süreleri bittiğinde ülkelerine dönebiliyor. Oturma izni almak istediklerinde ise ‘evlilik belgesi’ şartına takılıyor. Bu nedenle, son günlerde konut aldıkları müteahhit firmalara diğer eşleri için de oturma izni istediklerini vurguluyorlar. Demir İnşaat Yönetim Kurulu Başkanı Hamit Demir, “Konut alan Araplar, ‘Ev alacağım ama tüm eşlerim için oturma izni almama yardımcı olun’ şeklinde destek talep ediyor” diye konuştu.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Kaynak: Vatan

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:42.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica