Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 10.05.2018, 17:33   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Hz. Muhammed’in Tecavüzcülüğü ve Yağmacılığı..

Müslümanlar muhammed’in “sözde” din adına yaptığı savaşlardan gururla söz ederler. Oysaki muhammed’in savaşları; çete savaşı yapmak, düşmanı gafil avlamak ve düşmanı hiç beklemedikleri bir anda yakalayıp erkekleri kılıçtan geçirip kalanları esir almak, kadınları, kızları cariye yapmak ve ganimet toplamaktan ve böylece ele geçirilen bölgeleri yağmalayıp hakimiyet kurmaktan ibaretti. Din, hakimiyet kurmanın amacı değil aracıydı.

Muhammed Medine’ye göç ettikten sonra, hayatının son on senesinde o’na inananlarında çoğalması ile artık sağa sola saldırmak ve civarda terör estirmek için kendinde yeterli gücü hissetmiştir. İslam âlimi Ibni Sad, “Kitab-al Tabakat” adlı eserinde muhammed’in bu son on yılı içerisinde “74 baskın” yaptığını kitabında belirtmiştir. Muhammed kendisi bizzat baskınların 27 tanesini komuta etmiştir. Arapça yazılmış tüm İslami eserlerde bu baskınlara “Gazve” denir. Muhammed’in adamlarını görevlendirdiği ve kendisinin katılmadığı baskınlara ise “Sariyyah” denmektedir.

Muhammed gazvelerde hiçbir zaman kendisi kılıç sallamamıştır. Uhud Savaşında muhammed’in dişinin kırılması olayına müslümanlar “dendan-i saadet” adını vermişlerdir. Muhammed’in dişi, “Utbe bin Ebu Vakkas” isimli bir düşmanın eline bir taş alıp, uzaktan muhammed’e atması sonucu muhammed’e isabet etmiş ve miğferi yamulup dişini kırmıştır. Utbe’nin muhammed’e savaş anında taş atmasının nedeni de zaten muhammed’in sürekli süvarileri tarafından korunması ve kimsenin yanına yaklaşamamasındandır. Başta cebrail olmak üzere, müslümanları koruyan tüm meleklerin neden muhammed’in dişini koruyamadığı da ilginçtir.

Muhammed her zaman için saldırdığı ve yağmaladığı kasaba ve şehirleri gafil avlamıştır. bir kısmı katledilmiş, çiftlik hayvanlarına, mallarına ve silahlarına el konmuş, esirler para karşılığı takas edilmiş ya da kendilerine köle ve cariye olarak kullanmışlardır.

Abdullah Ibnu Avn, İslami kaynaklarda bu gazvelerden birini şu şekil anlatmıştır;

“Nafi’ye yazarak savaştan önce müşrikleri İslam’a davet etme hususunda sordum. Şu cevabı verdi: “Bu İslam’ın başında idi. Resulallah aleyhissalatu vesselam Beni Mustalik’e ani baskın yaptı. Adamları gafildi, hayvanları su kenarında sulanmakta idi. Savaşabilecekleri öldürdü, kadın ve çocuklarını da esir etti. O gün Cuveyriye validemizi esir almıştı. Bunu bana Abdullah Ibnu Ömer rivayet etti. Abdullah bu orduya asker olarak katılmıştı.” [Buhari, Itk 13, Müslim, Cihad 1, (1730); Ebu Davud, Cihad 100, (2633).]

Müslüman tarihçiler bu baskında 600 esir, sayısız ganimet, 2000 deve ve 5000 küçükbaş hayvanın ele geçirildiğini rivayet ederler.

Müslümanlar bugün bile tüm dünyanın öfke ve iğrençlikle karşıladığı terörizm olaylarında hemen savunma moduna geçip islami teröristlerin islam la bir alakası olmadığını ve İslam da masum kadın ve çocukların öldürülmesinin yasak olduğunu söylerler. Oysa gerçek çok başkadır.

“Ya Resulallah! Evlere yapılan gece baskınlarında, müşriklerin kadınları, çocukları da öldürülüyor, ne dersin?” “Onlar da öbürlerindendir.(Kadın ve çocuklar da onlardandır.) (Bkz.Ebu Davud, Cihad/102, hadis 2638; Cihad/121, hadis 2672; Ibn Mace, Cihad, hadis 2840; Ahmet Ibn Hanbel, 4/46; Tirmizi, Siyer/19, hadis 1570)

İbn-i Kudame ise bu konu hakkında bize şu bilgileri vermektedir;

Kâfirlere geceleyin baskın yapmak ve haber vermeden öldürmek caizdir. Ahmet, geceleyin baskın yapmakta bir sakınca olmadığını söyler. Zaten Rumlara geceleyin baskın yapılmadı mı? Düşmana geceleyin saldırmanın mekruh olduğunu söyleyen kimse bilmiyoruz. Süfyan, Zuhri, Abdullah bin Abbas ve Sab bin Cessame senedi zinciri ile Rasulullah’tan (Sallalahu aleyhi ve sellem) şöyle aktarılır: Müşriklerin evlerine gece baskın düzenliyoruz, onların kadın ve çocuklarını esir alıyoruz, bunda bir sakınca var mıdır? Diye soruldu. Bunun üzerine Rasulullah (Sallalahu aleyhi ve sellem): Onlar da onlardandır diye cevap verdi.”

Günümüzün çoğu Müslüman ilahiyatçıları bu çirkin hadiseleri örtbas edebilmek ve haklı gösterebilmek için türlü türlü bahaneler üretmektedirler. Üretilen bütün mazeretler bu savaşlarda hiçbir suçu olmayan masum insanların neden esir ve köle yapıldığını, kadınların kızların neden tecavüze uğradığını ve cariye olarak yaşamaya mahkum bırakıldıklarını açıklayamaz. Aslolan muhammed’in ganimet, şehvet, güç ve servet arzusundan başka hiç bir şey değildi. Ganimetler sadece servet ve zenginlik getirmemişti. Esir kadınlarla cinsel ilişkiye de giriyorlardı.

Rasulullah (sav)’la birlikte Beni’l-Mustalik Gazvesi’ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekârlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Rasulullah (sav) varken, ona sormadan azil (Boşalmadan penisi çekmek) yapmak olur mu?” dedik ve sorduk. “Hayır!” buyurdular. “Bunu yapmamanız gerekir. Kıyamete kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”

Kaynak: Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatt

Müslümanlar muhammed’in hanımlarının çoğunun çaresiz dul hanımlar olduğunu söylemektedirler. Akıl sahibi bilir bir kişi, hayırseverliğin tanımını bilmiyor ise, muhammed’in bu dul, çaresiz, özellikle genç ve güzel hanımları kendilerine acıdığı için sorumluluğu altına aldığını düşünebilir. Fakat ortada bariz bir şekilde gözden kaçırdıkları nokta şudur ki, bu hanımların dul kalmasının nedeni de zaten muhammed ve müritleri kocalarını öldürdüğü içindir.

Muhammed eşlerinden biri “Reyhâne” ile ne şekilde evlenmiş hep birlikte görelim.

Benî Kureyzâdan alınan savaş ganimetleri ve esirleri müslümanlar arasında islâm dinine uygun bir şekilde taksim edildi. Reyhâne (r.anhâ) da savaş esirleri arasında bulunuyordu. Ganimetler taksim edilip, sıra esirlere gelmişti. Reyhâne (r.anhâ) da Peygamber efendimizin hissesine düşmüştü. Kaynak: Tabakât-ı İbn-i Sa’d cild-8, sh-129

Yukarda açıkça köle olarak muhammed’in payına düşen bu bahtsız kadının akrabalarına ne olmuş hemen bakalım:

Kocasının ismi Hakem idi ve Kurayza baskınında öldürülmüştü. Geriye kalan babası, kardeşleri ve diğer erkek akrabaları ise Kurayza esirleri arasında boynu Hz.Zübeyr ve Hz.Ali tarafından vurulanlar arasındaydı.

Kadının bu katliam ardından akıbetine bakalım:

Reyhane’nin muhammed’in eşi olup olmadığı ve cariyesi olarak kalmış olabileceği de hep tartışma konusu olmuştur. İbn Sa’d da onun “safiyy” payı olarak daha ganimetler dağıtılmadan önce muhammed’in onu kendisine ayırdığı ve onu hür zevceleri arasına kattığı yazılıdır. Kurtubi’ye göre de muhammed kendisini azad edip onunla evlenmiştir. İbn İshak’da ise cariye olarak kaldığı yazılıdır.

Özetle bu talihsiz kadın bütün erkek akrabalarını katleden bir adama kadınlık yapmak zorunda kalmış belki de bundan dolayı 631 yılında genç yaşta ölmüştür.

İslam tarihçileri muhammed’in Hatice (ilk karısı) öldükten sonra sadece güzel ve genç ve “çocuksuz” hanımlarla evlendiğini kabul etmektedirler. Büyük İslam âlimi Cerir el-Tabari, eserlerinin birinde muhammed, Hint Bint Ebu Talip (Ebu Talip kızı Hint) isimli öz kuzenini kendisine istiyor, fakat Hint’in çocuğu olduğunu öğrenince vazgeçtiğini bildiriyordu. Tabari, diğer bir eserinde ise muhammed, Zia bint Amir’i (Amir kızı Zia) kendisine istemiştir. Zia peygamberin teklifini kabul etmiş, fakat muhammed zia’nın çocuğu olduğunu öğrenince evlenmekten vazgeçmiştir.

Sahihliği kabul edilen diğer bir hadiste ise Cerir ibn Abdullah isimli bir kişi ve Muhammed arasında söyle bir konuşma geçmiştir;

Câbir: Babam Abdullah, arkasında yedi yahut dokuz kız bırakıp vefat etti. Bir müddet geçince ben bir kadınla evlendim.

Peygamber :”Evlendin mi ya Câbir?” diye sordu.

Ben: Evet evlendim! Diye cevap verdim.

Peygamber: “Bakire kız ile mi, yoksa dul ile mi evlendin?” dedi.

Ben: Dul bir kadınla evlendim, dedim.

Peygamber:”Kendisiyle oynaşacağın, seninle oynaşacak- – yahut: Kendisiyle gülüşeceğin, seninle gülüşecek- bir kızla evlenseydin ya!” buyurdu.

Kadınlar Arabın Allahı için sadece seks kölesidir. Tek görevleri erkelerin cinsel isteklerini yerine getirmek ve çocuklarına bakıcılık yapmaktır.
1- Tecavüz

Muhammed baskın ve yağmalamalar sırasında ele geçirilen masum kadınların tecavüz edilmelerine karşı gelmemiştir. Bir önceki konuda da verilen Sahih hadis muhammed’in müritlerinin ellerine geçirdikleri esir kadınlarla cinsel ilişkiye girdiklerini ortaya koymaktadır. Üstelik kadınlar çoğu ya evli ya da kocaları müslüman savaşcılar tarafından katledilmiş kişilerdi. Bu konu Kuran’daki ayetlerde de kendine yer bulmuş, savaşlarda ele geçirilen kadınların Cariye olarak kullanılması ilahi bir hak olarak müminlere sunulmuştur.

Mu’minun 5-6 “Onlar ki, ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.”

Nisa-24 “(Savaş esiri olarak) sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar (da size) haram kılındı. (Bunlar) üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. ………………..”

Cariye nasıl ediniliyomuş..? Büyük oranda savaş esiri olarak ayet açık. Ayetler ne diyor..? Ellerinin altında bulunan cariyeler ile ilişkilerinden dolayı kınanamaz. Bu kadınlar evli bile olsa istenirse nikahlanabiliyor bile.

HADİS: Resulullah (sav)’la birlikte Beni’l-Müstalik Gazvesi’ne çıktık. Arap esirlerinden çokça esir ele geçirdik. Kadınlara karşı arzu duyduk. Çünkü üzerimizde bekarlık şiddet kesbetmişti. Hep azil yapmak istiyorduk ve: “Aramızda Resulullah (sav) varken, ona sormadan azil (Bosalmadan penisi cekmek) yapmak olur mu?” dedik ve sorduk. “Hayır!” buyurdular. “Bunu yapmamanız gerekir. Kıyametc kadar geleceği takdir edilen her canlı mutlaka yaratılacaktır (siz tedbirinizle önüne geçemezsiniz).”

Kaynak: Buhari, Nikah 96, Büyu 109, Itk 13, Megazi 32, Kader 4, Tevhid 18; Müslim, Nikah 125, (1438); Muvatt

Savaşlarda esir alınan kadınlar daha savaş devam ederken müslüman askerlerin tecavüzüne uğruyor bakın bu Kutubu Sitteden bir hadistir islam inancına göre doğruluğu tartışmasız kabul edilen bir hadistir. Üstelik Kuran’ın ilgili ayetleri ile de uyumludur. Yukarıda ki sahih hadisten de anlaşıldığı gibi muhammed’in savaşlarda hiçbir suçu olmayan masum kadınların kızların esir alınmasını, ırzlarına geçilmesini yani tecavüze uğramalarını sorun etmediği, tam aksine uygun gördüğü görülmektedir. Sadece doğacak çocuklarla ilgilenmektedir. Bu hadis ve bu hadisle uyumlu Kuran ayetleri (Müminun-6, Meariç-30, vb…) Muhammed’in nasıl bir insan olduğunu ama gerçekte peygamber olmadığını ortaya koymaktadır. Ortada olan iktidar mücadelesi, acımasız bir savaş, İslam gerçeği ancak böyle özetlenebilir.

2-İşkence

Şimdi gene islam tarihinden örneklerle muhammed döneminde yapılan savaşlarda servet edinmek için yapılanları görelim. Büyük İslam âlimi Ibni İshak Heyber’in ele geçirilişini ve muhammed’in karısı Safiye’nin eski kocası Kinane’ye yapılan işkenceyi şu sözlerle anlatmaktadır;

Muhammed, Safiye’nin babası Huyey b. Ahtab’i, ve kocası Kinane b. Ebi’l Hukayk’i, ve kocasının kardeşi Rebi’b. Ebi’l-Hukayk’i esir olarak ele geçirir ve her birini, Benû’n Nadir Kavmi’ne âid hazinenin yerini söylemeye zorlar, ve fakat onlardan olumlu bir cevap alamaz. Bu sırada muhammed’in katına gelen Yahudilerden biri: “Ben Kinâne’nin her sabah işte şu harabe etrafında dolaştığını görüyordum” diye bilgi verir.

Muhammed Kinâne’ye sorar, fakat o bilmediğini söylemekte ısrar eder. Muhammed harabenin etrafının kazılmasını emreder. Kazı sonucunda hazinenin bir kısmı bulunur. Muhammed Kinâne’den hazinenin kalan kısmını sorar fakat Kinâne bilmediği söyler. Bunun üzerine muhammed, Kinâne’yi işkence yolu ile söyletmeğe çalışır. Zübeyir b. Avvam adındaki adamına emir verir ve hazinenin nerede bulunduğunu söyletmek üzere Kinâne’ye işkence yapılmasını ister. Zübeyir elinde tuttuğu bilek kemiği ile Kinâne’nin göğsüne vurur ve ölecek dereceye gelinceye kadar onu döver. Bir rivayete göre ateşte kızdırılmış demiri onun göğsüne tutar.

Fakat her şeye rağmen Kinâne, hazinenin nerede olduğunu bilmediğini söylemeye devam eder. Muhammed onun artık daha fazla işkenceye dayanamayıp öleceğini anlayınca yanında duran muhammed bin besleme’ye teslim eder ve basını kesmesini emreder. Bu işi muhammed bin besleme’ye vermesinin sebebi, ona kardeşinin intikamını alma fırsatını sağlamak içindir. Çünkü muhammed bin mehleme’nin kardeşi olan mahmut bin mesleme daha önce Yahudiler tarafından öldürülmüştür ve işte simdi kardeşi, onun intikamını alacaktır. Kaynak: Taberi, age, 1966, Cilt II. sh. 610

Muhammed Safiye’nin kocası Kinane’yi öldürttüğü gün Safiye’yi yatağa atmakta gecikmemiştir; Nihayet yol üzerinde iken Ümmü Süleym, Safiyye`yi aleyhi`s-salâtü ve`s-selâm için cihazlayıp gece olunca gerdeğe koydu. Artık Nebiyy-i Ekrem salla`llâhu aleyhi ve sellem güveyi olmuştu. Sabah olunca: “Kimde bir şey varsa getirsin.” buyurdu. Kimi yağ, (kimi başka şey) getirdi. (Râvî der ki: Enes) Sevîkı yâni kavudu da saydı zannederim. Enes der ki: (Hazır olan) cemâat, hays yapıp yediler ki, Resûlu`llâh salla`llâhu aleyhi ve sellem`in velîmesi bu olmuş oldu.

3- Şantaj

Mâlik bin Avf’ın müslüman olması islam tarihinde şöyle anlatılır;

Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu: “Ona haber veriniz ki, eğer Müslüman olur, yanıma gelirse, kendisine ev halkını ve malını geri verir, Ayrıca da yüz deve ihsan ederim.” Heyet, haberi kendisine götürünce Mâlik, çıkıp Hz. Resûlullahın huzuruna gelerek Müslüman oldu. Resûl-i Ekrem vaad ettiği şekilde kendisine ev halkını, malını teslim etti, hem de yüz deve ihsanda bulundu.Resûl-i Kibriyâ Efendimiz yüz deve ihsanından başka, düne kadar en şiddetli düşman olan Mâlik bin Avf’ı, kabilesinden Müslüman olanlar üzerine vâli tayin ederek taltif etti. Kaynak: Sîre, 4:133; Taberî, 3:135 ,Sîre, 4:134; Taberî, 3:136.

Muhammed’in yaptığına sizce ne denir..? Günümüzde bu tarz uygulamaları ancak mafya vari örgütlerde görebiliriz hele bunu yapanın bir peygamber ve sözde örnek insan görüldüğünü düşünürsek olay daha iyi anlaşılabilir.

Zavallı Malik’in karısını, çoluğunu çocuğunu rehin olarak ele geçiren (sözde) peygamber muhammed, Malik’in müslüman olmayı kabul etmesine karşılık olarak ev halkını, yani ailesini o’na geri vermeyi teklif ediyor. Böyle bir herife peygamber denebilir mi..? Bu nedir, tebliğ mi şantaj mı..? Sıradan bir insan böyle bir teklifde bulunsa, siz bu teklifi yapan kişiyi ne olarak nitelersiniz…?

Sonuc olarak sozum ona sozde Allah tarafindan gonderildigi idda edilen KURAN denilen Suc Makinasi, Muhammed Yagmaci tayfalariyla birlikte donemin Hiristiyan ve Yahudi din bilginlerini HIRA magarasina kapatarak, yukaridaki tehditler benzer tehditlerle, BANA OYLE YENI FIKIR VE DUSUNCELERLE GELINKI, YAKINLARINIZI TEK TEK GETIRIP GOZUNUZUN ONUNDE LIME LIME ETMEME ENGEL OLUN... diyerek Onlarin urettikleri fikir ve dusuncelerini Allah tarafindan gonderilen Vahi olarak yaydi..... Boylelikle hem kendisini Son Peygamber Ilan Etti, Hemde Cinsi Sapikligini ve Uckur Duskunlugunu, Cocuklara Tecavuz Etme Hastaligini Koruma Altina Aldi....

INSANLIK;
BU COCUK TECAVUZCUSU VE SUC MAKINASI ISLAMI MAHKUM EDECEKTIR....

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.05.2018, 16:33   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hz. Muhammed’i Cinselliğe Düşkün Biri Olarak Gösteren Hadisler Hakkında Ne Düşünmeliyiz?

Hz. Muhammed’i Cinselliğe Düşkün Biri Olarak Gösteren Hadisler Hakkında Ne Düşünmeliyiz?

Bu tarz hadislere şunlar örnek gösterilebilir:
“Peygamber 30 erkeğin cinsel gücüne sahipti” ( Buhari, MuhtasanTecıîd-i Sarih, hadis no: 192.)
“Peygamber bir gecede dokuz hanımıyla ayrı ayrı cinsel ilişki kurardı” ( Buhari, MuhtasanTecıîd-i Sarih, hadis no: 192.)
“Cebrâil bana bir çömlek getirdi de ben ondan içtim ve bunun üzerine bana cinsî münasebette kırk erkek gücü verildi” (IbnSa’din, et-Tabakatu’l- Kübra, s.374)

Peygamber nerede güzel bir kadın görse hemen eve koşar, hanımı Zeynep’le cinsel ilişkiye girerdi.(Buhari, Hibe, 8).

Ne yazık ki Peygamberimiz’in vefatından yüzlerce yıl sonra toplanan hadislerin içine birçok uydurma hadis karışmıştır. (Bakınız: Hadisler Dinin Kaynağı Olabilir Mi?) Dolayısı ile yukarıdaki hadisler de ne dini ne tarihi kaynak olarak alınamazlar. Buna karşın kitabımız Kuran’ı Kerim’de buna benzer tek bir ifade bile geçmemektedir. (Bakınız: Neden Dinin Tek Kaynağı Kuran’dır?)

Zaten yukarıdaki hadisler, hadislerin Peygamberimiz’in sözleri olduğunun nasıl güvenilmez bir iddia olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Peygamberimiz’in insanlara cinsel hayatından bahsetmesi, cinsel gücüyle övünmesi düşünülebilir mi? Hadis toplayıcıları hangi ciddiyetle bu hadisleri kitaplarına almışlardır? Bu hadisler hem Peygamberimiz’e, hem dinimize, hem de sahabeye iftira niteliği taşımaktadır. Peygamberimiz’in cinsel gücünü kim nasıl ölçmüştür? Sahabeler ibadeti bırakıp, Peygamberimiz’in mahremini mi gözetlemişlerdir? Dahası bu hadislerden öğrenmemiz gereken şey, ya da çıkarmamız gereken sonuç nedir? Bunları kalkıp dine kaynak edinmek, Yüce Allah’ın yüce dinine karıştırmak gerçekten kabul edilemez bir durumdur. Düşünsenize, Allah’ın yüce ayetleri yanında, eşdeğer şekilde bunları da kaynak edinmek, hâşâ Allah’ın dinine hakaret değil midir?

Son olarak bu tarz hadisleri din aleyhinde kullanan ateistlere şunu hatırlatmakta fayda var; eğer hadisleri tarihsel kaynak olarak kullanacaklarsa, o zaman Hz. Muhammed’in ayı yardığı, gözyaşlarının güle dönüştüğü, göğe yükseldiği gibi rivayetleri de tarihsel gerçek olarak kabul etmeleri gerekmektedir. Zira görüşlerini tutarlı bir biçimde savunmalarının tek yolu budur, bilimsel bir tartışmada aynı kaynakta geçen rivayetleri keyfi olarak doğru ya da yanlış ilan edemeyiz. Ateistlerin çoğu işine gelen hadisleri tarihsel gerçek gibi alırken, işine gelmeyenleri ise görmezden gelmektedirler. Bu noktada onları tutarlı olmaya davet etmekte fayda vardır.

Dinimizin güvenilir tek kaynağı Kuran böylesi izahları ihtiva etmez, eğer kendi döneminin insanlarının hayat görüşlerine göre Kuran yazılmış olsaydı, hadislerde ortaya çıkan gariplikler ve çelişkiler Kuran’da da olurdu:

Kuran’ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o Allah’tan başkasının katından olsaydı elbette içinde birçok çelişkiler bulacaklardı.(4-Nisa-82)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02.06.2018, 12:13   #3
Yazar
cassiopaean
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2018
Mesajlar: 19
Memleket: ORDU
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 2
İtibar Puanı: 10
cassiopaean iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 2
2 Mesajına 2 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

peki, tüm bu başlıklarda (üst başlıklarda) kişinin (ki öyle biri varsa bilmiyoruz) hazret (hz.) eki alması da bir çelişki değil midir?

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
INSANLIK;
BU COCUK TECAVUZCUSU VE SUC MAKINASI ISLAMI MAHKUM EDECEKTIR....

Saygi ve Insani Sevgilerimle.
aleviweb foruma asılan/taşınan -tarihsel- yorumumuz;

--
islam belki de yeni bilgiler ışığında çözümlenebilir.

arkadaşlar islamın ve yahudiliğin de muhtemelen ortadoğuya dış dünyadan inen güçlü bir uzay varlığı ve uygarlığının bu bölgeye yaptığı iniş sonrası gelişmiş bir karmaşa olabileceğini düşünüyoruz artık

bunu belirten yeni nesil bir çok algılayış ve içerikte olmasına rağmen, bu sav başlı başına tevrat incelemesi ve tarih ve mitoloji karşılaştırması ve bunun/bunların dilsel-mitolojik kozmoloji anlayışı ile birleştirilmesi ile gövdelenerekte tarihsel olarak dürüstçe savlanabilirdi...
bunu öne sürmek için yukarıda sayılanlar bizce yeterlidir artık..

-

eğer ortadoğu gerçekten böyle bir misafirlik yapmışsa ve buna oradan tanık olunmuşsa, yani gökten gelen ve insan içene girip bir insan toplumuna (israilli denilenlere) tuhaf makineler veren, sodom ve gomora da insan kentleri yıkan ve oraları ot bitmez hale getirip küle çeviren, babil öyküsünde insanlığı bölen ve kafasını karıştıran ,ortalığı tuzaklarla dolduran ,adem ve havva öyküsünde cinsel kimlik ayrımcılığı dayatan, nefil ve golyat öyküsünde 4 metrelik bir dış dünya türünü insanla çapraz melezlemeye çalışan, bu insanın genetik kodlarıyla oynayan-oynayabilen, her defasında korku tehdit işkence öne süren tarihsel olarak dış uzayda ileri gitmiş ve ileri teknoloji geliştirmiş sömürgeci ve kolonici bir dış uygar/uygarlık varsa ve bu dünyaya inmişse ve korku tehdit ve zorbalık üretmişse? gelip güç ve gövde gösterisi yapmışsa?

tarihteki tüm çarpıklık ve ortadoğu miti/mitleri ve tüm bu anlamsızlık belki de yerine oturabilirdi...

incilin fahişe babil olarak sözettiği imge olması olası bu rab/rablar adı verilen varlık ve varlıklar, nerdeyse hayvana göre insanın gelişmişliği gibi insanüstü doğa da olan bu canlı, gelip bizim aramıza insanın hayvan asimilasyonu gibi, bizi ve türümüzü aslında tarihi ve tüm gerçeği de ordan asimile etmişse?
ve bizi bizden koparmışsa?


muhammed öyküsünü bu habil ve kabil gibi yorumluyoruz. bir kardeşin oyuncağı var. tarihsel oyuncağı var sadece...

diyelim ki bu gökten gelen gelip bir topluma ahit sandığı veriyor, kutsal emanetler hazineler veriyor, ve kısmen teknoloji bilgisi ve bilim bilgisi veriyor ve topraklar vaadediyor. ve bunlar üzerinden de diğer insanlığı yönetmeye kullanmaya ve asimile etmeye girişiyor diyelim.
diğeri/diğerleri oyuncaksız kalan çocuk/lar...

bunun sonucunda samiler bölünüyor ve bir kısmı saf dışı kalıyor olabilir.. diğerleri de ona/onlara karşı güçlü bir din ya da kurumsal yapı örgütlüyor ve geliştiriyor olabilir.
işin aslı yahudilik ve müslümanlığı bozulmuş biçimde birine örülü bağlı ve birbirinden bölünmüş-oluşmuş, bir durumdan gelişmiş kol mezhepler gibi düşünmeyi de denedik.

diğer durumda bu müslümanlık denilen bu yazım, tarihsel olarak onları kontrol altında tutmak için o yahudilik denen o grubun da bir komplosu ve tedariki-tahakkümü de olabilir .bunları da bilmiyoruz..


tarihsel olayları iyi kötü derleyip yazmaya çalışırken kopuk bilgiler oluşmuş olabilir. derleyiciler başarısız olabilir. tarihsel siyasal manipülasyon bu yazma işine katılmış olabilir. bilgiyi örtmek gerekmiş olabilir. nasıl bir baskı ve tarihsel çağ olduğunu bilmiyoruz

yani onların musası varsa rab'a erişen bizim de bir muhammedi imiz var ya da olmalı gibi bir durumda oluşmuş olabilir.
tersinde ise alın siz de bunla oynayın/oyalanın olmuş yapılmış olabilir..

örneğin ahit kutusu var ve dokunan insanı küle çeviren kara bir sandık/kutu bu. ve hacerülesvet gibi bir şey var arada bir bağ kurulabilir. o taş onu simgeliyor olabilir...

yani örneğin bir yan tali bir din olarak ve geçici uyuşturma din olarak bu onlara kurulmuş ve ellerine verilip örgütlenmiş ve işletilmişte olabilir .çocuklar oyun bozmasın birbirine karışsın/katışsın diye...
onların elinde de tarihsel bir mesele/gölge mesele olsun diye. küçük mesele ve meselenin gölgesi olsun diye.... .. yani çocuğun eline bir oyuncak tutuşturmak gibi- küçük sorunla büyük soruyu örtmek/gizlemek gibi
-her şey olası..

eğer rab denilen göksel gelici gerçekten güçlü sayıldıysa ve görüldüyse ve gerçekten az çok gücüyle birlikte bu yarı bçukta olsa tanrılaştırıldıysa ve üstvarlıklaştırıldıysa, musa'nın toplumu bu varlıktan bir şeyler koparmak istemişte olabilir. musanın paçasına yapışmış onu zorlamışta olabilir... bundan kendilerine kolay yaşam vermesini istemiş olabilirler. bu iki taraflı işletilmiştir belki... insan hayvanla pazarlık yapabilir mi? hayvan insanla?

Bunu bizim hayvanlara hazır yemek ve dış çevre vermemiz gibi düşünebiliriz. Bu açıdan musayı ona iletim kurması için iteklemiş/tetiklemiş te olabilirler. Bu açıdan biz İsraillilere Almancılar diyoruz. sezgileri ve duyguları yüksek biri de olabilir musa belki bilmiyorum.. ya bir kurban ve seçilmiş ileri atılmış kişi de olabilir -saflığı kullanılmış olabilir. sonra yoldan çıkmıştır belki.. halkı tarafından ama../öne sürülmüş nassreddin hocanın timura gidişini ve gönderilişini hatırlayın
aynı şeyse bu muhammedin başına da getirilmiş ve örülmüşte olabilir- bu çorap.

aynı şey muhammedin başına da gelmiş olabilir. ya da bu gölge olabilir-olaayı örten temsiller. karmaşık..
yani yarıbuçuk kendi toplumları ve onlardan birşey isteyen insanlar , ne yapılacağın sorup duranlar ve ille de rab'a erişmek isteyenler ,kolay almak isteyenler ,rahat almak isteyenler -ölüm sonrası bilgisi, güçlülük ve ölmeme ya da ondan miras iteyenler, bunları zora koşmuş ve yarı delirtmiş ya da kullanmışta olabilirler. tarihsel kayıtlar şüphesiz berbattır-gerçek örüntülüdür...

muahmmed bir sünnet çocuğu gibi tahta oturtulup süslenmiş olabilir-bilmiyoruz bizler

bunu bilmiyoruz. tarihsel kayıtlar berbat,
bu yahudilik islam incelemesi bölünmemelidir birbirinden.bizim kanımız bu...

muhammed in toplumu onu aracı kılmış ve yoldan çıkarmış ve zorlamış olabilir. kişi böyle bir tarihsel kimlik giydiğinde zorlanmış ve yoldan çıkmış olabilir. aynı şey musa içinde geçerli
muhammed hep uydurma da olabilir-böyle birileri de olmayabilir...
bunlar paralel geniş öyküler de olabilir...
sonuçta tarihsel bir ihtiyacın ürünü ya da yansıtılmasıdır..

ordaki geçmişteki güç, korku ve karanlık bunları yaratmış dahası yansıtmış olabilir.. tarih ne kadar çarpık olursa olsun bunun bir sebebi vardır..
gulyabani gibi bir öykü bu rab ...kuşkusuz ki ,bunun altında yaşayan insan tarihi öyle bir gerçeklik üretmiş olabilir ..belki de tarihsel kişiyi var mıydı onu da tam bilmiyoruz ancak bugünkü çağın gerçekleriyle olayları/koşulları bilmeden o kadar ileri yargılamamak gerekir diye düşünüyorum... yan idin çökertmek için başka bilgiler de var...

tüm bunlardan emin değiliz ancak kuşkusuz ki tarihsel alternatif yorumlar

Kasyopya denenin artık okunması gerekiyor candaşım bunları ayrılması için
sevgiler ve en derin sevgiler bizden..


Konu cassiopaean tarafından (02.06.2018 Saat 13:42 ) değiştirilmiştir.
cassiopaean Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
cassiopaean Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Raya Haq (03.06.2018)
Alt 02.06.2018, 13:48   #4
Yazar
cassiopaean
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2018
Mesajlar: 19
Memleket: ORDU
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 2
İtibar Puanı: 10
cassiopaean iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 2
2 Mesajına 2 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İşin aslı ve özü İslam denilen bir Yahudilik/Siyonizm ve ya da bilinmeyen geri tarih komplosu olabilir-/mi?

İslam bir Siyonist/Yahudi komplo mudur? Tıpkı işid vb. gibi derin-organizasyonsal başlıbaşına bir üretim midir? sentez midir? tarihsel bir sentez midir?

İşin daha da aslı ve özü İslam-Yahudilik bilişimi/bileşimi kendi tarihsel bir komplo ya da islam denilen din diğerine göre, büyük olana göre bir tarihi küçük balık ve gölge din ve gölge biliş ve islam denilen bizzat Yahudiliğe emanet ve hizmet eden ya da onu gösteren ve kendi de bir hezimet olan tuzak ve bir Yahudi bilişi/buluşu ve bunun yamanması süreci de tarihsel Yahudi çıkarlarına hizmet eden, tarihsel Yahudi ve güç uşaklığı ve tüm bunlar Yahudi komplosu ya da onlar üzerinden rab/rablik/rabbiye makamı komplosu da olabilir mi?
ve asıl hedef-hedefimiz Yahudilik midir?
ya da daha asıl hedefimiz? bir soru işareti mi?

cassiopaean Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
cassiopaean Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Raya Haq (03.06.2018)
Alt 03.06.2018, 02:03   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

(cassiopaean, peki, tüm bu başlıklarda (üst başlıklarda) kişinin (ki öyle biri varsa bilmiyoruz) hazret (hz.) eki alması da bir çelişki değil midir? Alinti)


Sayin cassiopaean, oncelikle foruma hosgeldiniz.

Toplum degerlerine Saygili olma adina verilen sifatlar, onlarin tarihte yaptiklari olumsuzluklari ortbas edemiyecegi gibi, sahip olmus olduklari gercek kimligi de sakliyamiyacaklaridir.

Oncelikle insanlar kendi tabularini yikmalidir, yikmasi icin surekli arastirici ve kendisini yeniliyen bir kimlige sahip olmasi gerekir.

Din Toplumun ve insan beynine yerlestirilen gunumuzun en zehirli AFYONUDUR.
Dinler kendi egemenliklerini ve oteriterlerini belirli bir yere kadar goturur. Cennet hevesi ve Cehennem korkusu ile sinirlandirir. Oltaya kim takilirsa, heves ve korku olgusunun etkisinde kalarak gorevini yapmaya calisir.
Yanlis yaptigi zaman da eeee herseyin yaraticisi O olduguna gore, Af edici ozelliklerinde sahip olmasi, beyindeki hucrelerin sadece ve sadece onun icin islev gormesi, hucrelerin Eroin ve Esrara alismis olmasi ile, kisiler onun disinda birsey dusunmedigini goz onunde bulundurursak, OLTAYA TAKILMIYA DURSUN, Oltaya takilan baligin kurtulma sansi var, ama bunlarin sansi cok az...

Gunumuzun ISID denilen insan kasabinin caniligini goren bazi sozum ona dinci kesim,
Bunlar Musluman Degil,
Bunlar Musluman Olamaz.
Musluman Cana Kiymazmis!!
Muslumanlik Baris Diniymis!!!
Muslumanlik Sevgi Diniymis!!

Gunumuz Vasilerinden biri olup Insan Bogazliyan bu mantik, Gecmiste Bu Dinin Yaptigi daha acimasiz ve daha katmerliydi....
Tarihi belge ve kaynaklar, bunun en guzel kanitidir...

Hz. neden zikir edilmis veya edilmesinde bir sakinca varmidir, Elbette yok. Bize gore bunlarin boyle bir hitab seklini hak ediyorlarmi? Elbette degil.

Hazret ne anlama geliyor?

1.
dinsel olarak kutsal sayılan kimselerin adlarının başına getirilen san.
"Hazreti Ali’yi halife yapmak istemiyorlardı"
2.
teklifsiz (senlibenli) konuşmada
bir seslenme sözcüğü olarak kullanılır.
"Hazret, nereye böyle?"

Ingilizce`de

1. Excellency
olarak gecer, Bu sadece Din liderleri icin kullanilmiyordu, Kral ve Pahdisahlar icin de kullanilmis bir tabirdir. yucelestirmek anlamina gelir.

Insanlar icinde bulunduklari donemi goz onunde bulundurarak, Onlarin Yucelik varligini kabul ediyor, Onlari arastirma, Sorgulama ve Yargilama gibi bir ortam icinde olmalari halinde, Korku ogesinin icine kendisini atmis olur, Yani cehenneme gider...

Soruyorsun, 53 Yasinda birisi, Senin 6 yasindaki kizina, yegenine, akrabana veya komsuna goz dikmesi halinde, O kisi ve kisilere nasil bakarsin, onlara ne isim verirsin?
Tek Kelime ile, Cinsi Sapik, Serefsiz, Alcak ve Adi diyor!!!
Pekki Bir Din Lideri ve Onderinin boylesi bir sey yapmasi halinde ne diyebilirsin?
Hemen aklina Muhammed`in 6 yasinda Ayse ye goz dikmesini goz onunde bulundurur, olur ya cehenneme gider korkusu ile,
Onu bilmem der, kestirip atar..

Soruyorsun, Bir insan kendi Manevi oglunun karisini, veya Gelinini yatagina atarmi?
Yok daha neler oyle bir serefsizlik olurmu, Kizi ile evlenmis olur, Der..

Pekki Bir Din Liderinin kendi manevi kiziyla evlenmesi sence ayni sekilde SEREFSIZLIK olurmu?
Onu bilmem der, kestirip atar. Acaba inandigim inancta boylesi bir durum varda benmi bilmiyorum korkusu ile yorum yapma cesaretini bile gostermez....

“Din Toplumun Afyonudur”…
Marx hakkında hiç bir şey okumamış olanlar bile duymuşlardır bu sözü. Marx’a göre ezilenler için bir anestezi, bir tür “ideoloji” olmuştur din, Baudelaire’in girişteki metninde anlattığı gibi dindarlık itiraz etmeden katlanılan, alışılmış bir köleliktir.

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.06.2018, 13:36   #6
Yazar
cassiopaean
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 01.06.2018
Mesajlar: 19
Memleket: ORDU
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 2
İtibar Puanı: 10
cassiopaean iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 2
2 Mesajına 2 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
Raya Haq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
(cassiopaean, peki, tüm bu başlıklarda (üst başlıklarda) kişinin (ki öyle biri varsa bilmiyoruz) hazret (hz.) eki alması da bir çelişki değil midir? Alinti)


Sayin cassiopaean, oncelikle foruma hosgeldiniz.

Toplum degerlerine Saygili olma adina verilen sifatlar, onlarin tarihte yaptiklari olumsuzluklari ortbas edemiyecegi gibi, sahip olmus olduklari gercek kimligi de sakliyamiyacaklaridir.

Hz. neden zikir edilmis veya edilmesinde bir sakinca varmidir, Elbette yok. Bize gore bunlarin boyle bir hitab seklini hak ediyorlarmi? Elbette degil.

Hazret ne anlama geliyor?

1.
dinsel olarak kutsal sayılan kimselerin adlarının başına getirilen san.
"Hazreti Ali’yi halife yapmak istemiyorlardı"
2.
teklifsiz (senlibenli) konuşmada
bir seslenme sözcüğü olarak kullanılır.
"Hazret, nereye böyle?"

Ingilizce`de

1. Excellency
olarak gecer, Bu sadece Din liderleri icin kullanilmiyordu, Kral ve Pahdisahlar icin de kullanilmis bir tabirdir. yucelestirmek anlamina gelir.

Insanlar icinde bulunduklari donemi goz onunde bulundurarak, Onlarin Yucelik varligini kabul ediyor, Onlari arastirma, Sorgulama ve Yargilama gibi bir ortam icinde olmalari halinde, Korku ogesinin icine kendisini atmis olur, Yani cehenneme gider...

Saygilarimla.
Sayın Raya Haq öncelikle foruma hoşbulduk.

benim hazret eki'yle başka bir geçmişim var. Muhammed başlığı kulanarak hazretsiz yazdığım bir yazıma sonradan bir moderasyon ekibi tarafından hazret ibaresi eklenmişti ona içerilenmiştim ve o hazreti ben yazmamıştım demiştim.. beki onunla kurulan paralelelikten bir gönderme olarak ürettim bunu o an.

saygılar

ama hiç bir insanın hazret eki almaması ya da her insanın eşit bir biçimde hazretlenmesi ve hazret eki alması ya da bunun saygısını/saygınlığını görmesi umuduyla

"din, bunalmış mahlukun iç çekişi, merhametsiz bir dünyanın ruhu aynı zamanda...kitlelerin (uyuşturucusudur/yaştıştırıcısıdır/uyutucusudur vb. gibi sanırım) afyonudur"

sanırım bu söz sevgili Karl Marx'a aiat
sanırım bu da..

"Dinsel sıkıntı hem gerçek sıkıntıların bir dışa vurumu hem de gerçek sıkıntılara karşı bir protestodur."


Konu cassiopaean tarafından (04.06.2018 Saat 20:22 ) değiştirilmiştir.
cassiopaean Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.08.2018, 06:45   #7
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

1- Nadir Bin Haris’in Öldürülmesi:
Nadir, Muhammed’in akrabalarındandı. Kureyşliler içinde zeki ve aydın bir insandı. Muhammed’in büyük bir iş peşinde olduğunu düşünüyor ve ona inanmıyordu.

Hicretten önce Nadir, Kuran ve Muhammed’in peygamberliği ile ilgili olarak halkı uyarır ve onun sahte bir peygamber olduğunu söylerdi. Onun bir kahin, sihirbaz veya şair olmadığını ama “aileleri ve insanları birbirine düşman eden bir büyücü” olduğunu iddia ediyordu.
Kaynak: İbn Hişam, cilt.1. sf.399

Aynı eserin 320-321. sayfasında Nadir Bin Haris’in şöyle konuştuğu yazılıdır :

“Bu adama karşı çıkma yolunuz sizi bir yere götürmez. O sizin aranızda yaşamakta. Şimdiye dek ahlâken en iyi olanınızdı; aranızda yaşayan en doğru, en dürüst ve emin kişi oldu daima. Siz tutmuş, onun bir kahin, sihirbaz, şair ve mecnun olduğunu söylüyorsunuz. Kim inanır buna..? Ahali, bir kahin nasıl konuşur bilmiyor mu..? Bir şairin, bir mecnunun halini tefrik edemez mi halk..? Bu ithamların hangisini Muhammed’e yamayabilirsiniz ki halkın dikkatini ondan kaçırabilesiniz. Bakın.! Ben size onunla nasıl baş edeceğinizi söyleyeyim.” İbn Hişam, cilt-1.sh.320-321.

Sonra Irak’a gitti ve oradan” İran kısraları”, “Rüstem ve İsfendiyar’la ilgili masallar” vb. hikayeleri topladı ve Muhammed’in getirdiği Kuran’ın bunlardan farkı olmadığını anlatmaya başladı. “Bunlar da Muhammed’in söylediği türden şeylerdir. Üstelik ben onun gibi peygamberlik iddiasında bulunup, Allah’dan vahiy aldığımı da ileri sürmüyorum. Kur’an, bunlar gibi eskilerin masallarından başka bir şey değildir” diyordu.
Kaynak: İslam Tarihi, Asım Köksal, cilt 1-258

Aşağıdaki ayet’in yazılma sebebinin bu olduğu da söylenir:

Lokman-6 “İnsanlardan öylesi var ki, herhangi bir ilmi delile dayanmadan Allah yolundan saptırmak ve sonra da onunla alay etmek için boş lafı satın alır. İşte onlara rüsvay edici bir azap vardır.”

Bedir savaşında esir düştü. Nadir’i esir alan Mikdad bin Esved’di. Muhammed, Nadir’in öldürülmesini emredince Mikdat fidye alamayacağı için, “Ya Resulallah, o benim esirimdir” dedi. Muhammed, “O Allah’ın kitabı hakkında ileri geri konuşuyordu” dedi ve “öldürülmesini” emretti. Mikdat tekrar, “Ya Resulallah, o benim esirimdir” dedi. O zaman Muhammed, “Allah’ım Mikdat’ı lütfunla zengin kıl” diye dua etti. Miktad, “İstediğim buydu” dedi. Nadir’in başı “Ali” tarafından kesildi. Onunla birlikte birçok esir de öldürüldü ve öldürenlerin başında yine Ali vardı. Kureyş’in ileri gelenlerinden Ukbe bin Muayt da fidyesi kabul edilmeyerek öldürülenler arasındaydı.

Ukbe’nin Mekke döneminde birgün Muhammed’i boğmak istediği, bir başka gün namaz kılarken yüzüne hayvan işkembesi attığı, bu nedenle affedilmeyip öldürüldüğü rivayet edilir.

İslami kaynaklarda, Nadir Bin Hâris’in idamına neden olan suçlar şöyle sıralanıyor: Müşrikler, muhammed’in tebliğini engellemek için başvurdukları yollardan birçoğunu Nadir bin Hâris, bizzat kendisi de uygulamıştır. Bunlar: Daveti engellemek, münazara yapmak ve tartışmak, alay etmek, eza ve cefa yapmak, tehdit etmek, öldürme teşebbüsünde bulunmak gibi. Müşrikler, muhammed başta olmak üzere müslümanlara uyguladıkları kötülüklerde şu sırayı takip etmişlerdir: “istihza”, “hakaret”, “işkence”, “her türlü ticari ve medeni münasebetleri kesme devri” ve “şiddet politikası” gibi. Onlar, bu metotları uygulayarak islâmiyet’in yayılmasını engellemeyi amaçlıyorlardı. İbn Hâris, bu safhaların hemen hepsinde de yer alarak müslümanlara eziyet etmiştir.

İslami kaynaklarda öldürülme nedeni olarak gösterilen bazı suçlar İnsan Hakları kapsamındadır. Ama asıl öldürülme nedeni olarak İslamın yayılmasını önlemek gösterilmektedir. Muhammed’e göre eleştirmek, tartışmak, alay etmek veya zorluk çıkarmak bu kişi ve diğer muhaliflerin öldürülmesi için yeterlidir.

Görüldüğü gibi İnsan hak ve hürriyetlerine değer vermek yoktur. Bu kişi ve diğer muhalifler sözde allah’a ve islamiyet’e karşı geldiklerinden öldürülmüşler, ama gerçekte acımasız ve tahammülsüz bir zihniyetin kurbanı olmuşlardır.

2- Ebu Afak’ın öldürülmesi (624)

Muhammed 622 yılında hicret ederek Medine’ye vardıktan sonra kendisi hakkında eleştirilerde bulunan Yahudi ve diğer putperest arapların teker teker seslerini kestirmiştir. Muhammed’den nasibini alan kişilerden biri de zavallı yaşlı adam Ebu Afak’dır. Ebu Afak Medine’de kendi halinde yaşayan 120 yaşlarında bir yahudidir. Ebu Afak’ın suçu diğer Medinelilere muhammed hakkında şiir yazarak sorgulamaya teşvik etmesiydi.

İslam alimi İbn İshak’ın “Siret Resulullah” eserinde bahsettiği olay şu şekilde geçiyor;

Ebu Afak, Ubayda kabilesinden biriydi. Allah’ın elçisinin “El-Harit Bin Suveyd Bin Samit” adlı kişiyi öldürmesini hazmedemiyor ve eline aldığı kalem ile şiir yazarak hoşnutsuzluğunu şu sözlerle dile getiriyordu;

Uzun yıllar yaşadım

Ama Kayla Oğulları gibi

Bir araya geldiklerinde

Üstlendikleri şeyi yapma ve müttefikleri konusunda

Onlardan daha sadık olan,

Dağları deviren ve hiç bir zaman boyun eğmeyen

Bir topluluk ya da halk grubu görmedim

Onlara gelen bir atlı onları

Her konu hakkında

“Haram” ve “Mübah” diyerek ikiye ayırmıştır

Yücelik ve krallığa inansaydınız

Tubba’yı izlerdiniz

Not: Tubba, eskiden arap topraklarını işgal etmiş Yemenli bir hükümdar. Kayla oğulları ise o’na karşı koymuşlardı.

Bunun üzerine allahının sevgi ve hoşgörü abidesi olan “örnek ahlâklı insan” Muhammed, tıpkı günümüzde ki bir mafya babası tabiri ile kendisine inanan cahillere “Bu alçağı benim için kim halledecek..!” beyanatında bulunmuş ve Salim Bin Umayr bu “suikast” görevini üstlenerek yaşlı adamı gece karanlığında hançeriyle katletmiştir.

Gerçekten de Ebu Afak‘ın öldürtülmesi pek feci bir şekilde olmuştur. Cinayeti işlemeyi şerefli bir iş gibi üzerine alan Salim Bin Umayr, gece karanlığında Ebu Afak‘ın evine giderek sanki onu dostça ziyaret ediyormuş gibi görünmüş, ve kendisini ağırlamak için kapıyı açan ihtiyarcığı oracıkta hençeriyle yere sermiştir. Umama Bin Müzayrıya adında bir şair; Ebu Afak’ın öldürülmesi olayından hemen sonra şu satırları yazmıştır:

Sen Tanrı dini’ne ve Muhammed’e ‘-Yalancısın-‘ dedin…

(Bu nedenle) geceleyin bir Hanif sana yaklaştı, senin güvenini kazandı.

‘Yaşına ragmen al bunu Ebu Afak-‘ diyerek (hançeri göğsüne sapladı ve)seni gebertti…

Gece karanlıklarında seni geberten yaratık insan mı idi..? yoksa Cin mi..?, hiç bilemiyorum”

(Kaynak: Ibn Sad, Tabakat, cilt 2)

Muhammed’in bu yaşlı adamı öldürtmesi elbette kendisine fiziksel bir tehdit olarak gördüğü için değildi. 100 yaşını aşkın bu zavallı yaşlı adamın tek suçu muhammed’i “eleştirmekti”. Narsisist liderler kişilikleri icabı kendileri hakkında en ufak eleştiriye bile tahammül edemezler, tıpkı şimdiki başta olan Narsisist gibi.  Ayrıca Ebu Afak için hiç bir islami kaynakta muhammed’i yaralamak ya da öldürmek gibi bir girişiminin ya da planının olduğu yazmamaktadır.

Sözde allah’ın örnek insan olarak gönderdiği muhammed, Ebu Afak’la hiç bir zaman yüzleşmemiş, tam aksine bir mafya babası gibi tetikçilerine öldürülmesini emretmiştir.

3- Ka’b Bin Eşref’in öldürülmesi (624)

Ka’b Yahudi Nadiroğullarına mensup bir şair idi. Bedir Savaşında öldürülenleri duyunca “Vallahi, eğer muhammed bu ulu kişileri öldürtmüşse yerin altı üstünden daha hayırlıdır.” Diyerek Mekke’ye gitti. Bedir’de öldürülenler için mersiyeler okudu, Mekkelilerle ağlaştı. Daha sonra tekrar Medine’ye döndü.

Müslümanlar ve kendisi aleyhine okuduğu hicivli şiirlere muhammed daha fazla dayanamadı ve onun öldürülmesi için bir suikast timi oluşturdu. Bu timin içinde Ka’b’ın süt kardeşi olan Ebu Naile Silkan da vardı. Muhammed’in olduğu yerde baba evladı, kardeş kardeşi, amca yeğeni tanımazdı ve tabii ki bir insanın süt kardeşinin de onu tanımaması çok normaldi.

Suikast timi Evs kabilesindeki şu kişilerden oluşuyordu:

Ebu Nail Silkan (Ka’b’ın süt kardeşi)

Muhammed bin Meslem

Abbad bin Bişr

Haris bin Evs

Ebu Abs bin Cebr

Suikast planı kendilerine yakışan hain bir tuzaktı. Ka’b Nadiroğullarıyla birlikte kalede yaşıyordu. Önce Ka’b’la görüştüler ve ona muhammed’den yakınarak kendilerinden vergi istediğini söylediler. Ondan borç istediler. Silahlarını rehin bırakmak üzere anlaştılar. Belirlenen zamanda tekrar gelmek üzere ayrıldılar. Sözleştikleri zamanda tekrar gelip Ka’b’a seslendiler. Eşinin kuşkulanıp uyarmasına rağmen Ka’b eşine “Onlar benim kardeşlerim, dostlarım” diyerek yanlarına iner. Plana göre Mesleme, Ka’b’ın başını koklarken yakalayıp tuttuğunda diğerleri saldıracaktır.

Ünlü islam şarlatanı Süleyman Ateş öldürülüş anını aynen şöyle anlatıyor:  “Ka’b’ın üzerinde zırh olduğu için adama kılıç işlemiyordu. Hz.Muhammed İbn Mesleme, kılıcın ucunu Ka’b’ın göbeğinin altına koyup üstüne abandı. Adamın “anüsüne” kadar sapladı ve Ka’b yere yıkıldı”. (Süleyman Ateş – Kuran’a göre Hz.Muhammed’in hayatı. Sayfa.565)

Medine’de, muhammed’e bağlılık ve sadakat bakımından birbirleriyle rekâbet halinde iki müslüman kabile vardı. Evs’ler ve Hazreci’ler. Bunlardan biri muhammed’e hizmette bulunsa, diğeri kıskanıp benzeri ya da daha iyi bir hizmette bulunma hevesindedir. Ka’b’ın öldürülmesi muhammed’i çok sevindirmişti. Bu yüzden Evs kabilesini övmüş olması Hazreci kabilesini kıskandırmıştı.

4- Esma Bin Mervan’ın öldürülmesi (624)

Yezid Bin Zeyd’in eşi ve 5 çocuk annesiydi. Beni Khatma kabilesindendi ve oda bir şairdi. Bu kabilede de muhammed’e sadık müminlerin sayısı artmıştı. Buna karşın inanmayanlar da birhayli çoktu. Asma Bin Mervan da muhammed’e inanmamakta ve onu yazdığı şiirlerle eleştirmekteydi.

Muhammed, Asma’nın aleyhindeki şiirlerini ve konuşmalarını haber almaktaydı. Anlaşılan o ki, muhammed aleyhine okuduğu şiirleri kendi kabilesinden muhammed’e ileten ajanlar vardı.

Asma Bin Mervan, Ebu Afak’ın öldürüldüğünü duyunca üzüntüsünü şu dizelerle şiire döker:

Bin Malik ve El-Nabit ve Auf ve El-Khazraj’e saygı duymuyorum.

Sizden biri olmayan bir yabancıya

Murad yada Mahrij (yemenli iki kabile) olmayan bir yabancıya itaat ediyorsunuz.

Ahcının pişirdiği yemeğin olmasını bekleyen aç adamlar gibi bekleyen

Reisinizi öldüren bu adamdan (Muhammed’den) size iyilik geleceğinizi mi bekliyorsunuz..?

Aranızda onu gafil avlayarak ona saldıracak

Ve ondan gelmeyecek yardımı bekleyenlerin

Umutlarına son verecek gururlu bir adam hiç yok mu..?

Kaynak (Ibn Sad, Siret resul)

Muhammed Asma’nın bu şiirlerine öfkelenir ve öldürülmesine karar verir. “Kim beni Mervan’ın kızından kurtaracak..?” diye sorduğunda; Adiyy Bin Hareşe isminde (gözleri görmeyen) bir müslüman bu göreve talip olur. Muhammed’in adamları Bedir’den döndükten sonra Adiyy ile birlikte Ramazan’ın 25. gecesi o kadının evine giderler. Evdekiler uykudadır. Asma, çocukları ile birlikte yatmakta olup, hatta bir bebeği de onun üstüne uzanmış durumdadır. Adiyy eliyle yoklayarak bebeği kenara çeker ve gözleri görmemesine rağmen kılıcını Mervan’ın göğsüne dayayıp yüklenir ve kılıç Mervan’ın sırtından çıkıp kuma saplanır.

Sabah olunca gelip muhammed ile birlikte namaza durur. Muhammed onu tedirgin görünce “Ya Umeyr Mervan’ın kızını mı öldürdün..?” diye sorar. O da “Evet ya Resulullah, acaba hata mı ettim..?” diye cevap verir. Muhammed “Hayır onun için iki keçi bile birbiriyle toslaşmazdı” der.

Başka kaynaklarda Muhammed’in söylediği son söz şöyledir: “Onun kanı hederdir, sorup karşı çıkacak kimse yoktur”
Kaynak: Mahmud Esad- İslam Tarihi “Tarih-i Din-i İslam” Sayfa – (550-551)

Ömer “Tebrikler doğrusu, böyle kör bir şahıs böyle mühim bir hizmette bulunsun” deyince muhammed cevap olarak, “Ya Ömer, kör deme, o gerçeği gören mert bir kişidir. Habersizce Cenab-ı Hakk’a ve Resulü’ne yardım etmiştir” der. Muhammed böyle bir işi “kör” olmasına rağmen yerine getirdiği için Adiyy Bin Hareşe’ye “Umeyr” yani “gözleri gören” ismini takar.
Kaynak: İbn İshak Allah’ın Resulü’nün Sireti (S.675-676), İbn Sad “Tabakat el-Kebir” (Cilt 2 Sayfa 31)

Not: Bu cinayetten hemen bir gün sonra Khatma kabilesinin tamamı ölümle korkutularak müslüman olur.

Asma, muhammed’in öldürttüğü kişiler için iyice içerlemiş olacak ki, halktan muhammed’i (tıpkı muhammed’in öldürttüğü gibi) gafil avlayacak birinin çıkmasını ümit ediyor. Bu demektirki Asma’nın kendisi hem kadın olduğu için ve hem de acizliğinden böyle bir işi kendisi yapamaz.

O halde Asma denen bu 5 çocuklu kadın muhammed için ne gibi bir tehdit unsuruydu..? Muhammed’in “O kadın için iki keçi bile toslaşmaz” cümlesinden anlıyoruz ki, Asma’nın ölümü halk içinde pekte ses getirecek bir hadise değildir. Bu demektirki Asma o dönemlerde otoriter, devlet idaresinde bulunan bir kişi ya da muhammed’e karşı diğer kabilelerle iş birliği yapabilecek mevkide bir kadın değildi.

Asma, kendi çapında şiirler yazan 5 çocuklu şair bir annedir. Asma şiirleri ile değil diğer güçlü kabileleri muhammed’e karşı savaşmak için iş birliğine çağırabilmek, kendi halkını bile muhammed’e karşı ayaklandıramayacak kadar aciz bir kadındı. Tek suçu muhammed’in kişileri gafil avlamasına ve kallesçe işlenen suikast olaylarına kızarak, muhammed’in bu eylemlerini eleştirmesidir. Akabinde yazdığı dizelerin bedelini kendi çocukları önünde vahşice katledilerek ödemiştir.

Asma Bint Marvan için iki keçi tokuşur mu bilemem ama, geride bıraktığı 5 yetim çocuğun sabah akşam analarına ağladıkları ve hayatlarının geri kalanını perişan bir şekilde geçirdikleri kesindir.

5- İbn Sunayna’nın öldürülmesi (624)

Süneyye olarak da tanınan İbn Sunayna Yahudi tacirlerindendi. Muhayise Bin Mesud tarafından öldürüldü.

Muhammed, Yahudi şairi Ka’b Eşref’in öldürülmesinden sonra “Yetkiniz altındaki her yahudiyi öldürün” emri vermişti ve bu emir üzerine Muhayissa, yakın ticari ve sosyal ilişki içinde bulunduğu Suneyna’nın aniden üzerine atlayarak onu öldürdü. Muhayyıs’nın henüz müslüman olmayan ağabeyi Huvayyısa bin Mes’ud ona vurmaya başladı ve: “Ey Allah düşmanı..! Onu öldürdün ha..?! Vallahi, senin kamında onun malından pek çok içyağı vardır..!” dedi. Muhayyısa: “Vallahi, onun öldürülmesini bana öyle bir zât emretti ki, eğer o seni öldürmemi de bana emretseydi, muhakkak senin boynunu da vururdum..!” dedi. Huvayyısa’nın İslâmiyete girmesine ilk sebep, bu cevap oldu. Huvayyısa: “Şaşılacak şey..! Eğer muhammed öldürülmemi sana emretse, gerçekten beni öldürür müsün..?” dedi. Muhayyısa: “Evet.! Vallahi, o senin boynunu vurmayı bana emretseydi, muhakkak, senin de boynunu vururdum.!” dedi. Huvayyısa: “Vallahi, seni bu duruma getiren bir din, hayrete şayandır..!” dedi ve o da Müslüman oldu.

Kaynak: İbn İshak, İbn Hişam, Sîre, c.3, s.62, Vâkıdî, Megâzî, c.1, s.191-192, Taberî, Târih, c.3, s.5, Beyhakî, Delâilü´n-nübüvve, c.3, s.200, İbn Abdilberr, İstiâb, c.4, s.1464, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s.144, İbn Seyyid, Uyûnu´l-eser, c.1, s. 01, Zehebî, Megâzî, s.1 31, E bu´l-Fidâ, el-Bidâye ve´n-nihâye, c.4, s.5.

6- Ebu Rafi’nin öldürülmesi (624)

Ebu Rafi de Hayberli bir Yahudi tacirdir. Evs kabilesinin Şair Ka’b Eşref’i öldürmesini kıskanan Hazreci kabilesi ahmakları, Ka’b kadar değerli birini öldürüp muhammed’in gözüne girmek isterler. Akıllarına Ebu Rafi gelir. Gatafan kabilesini muhammed’e karşı savaşa kışkırttığı ve tacir olduğu için faizle borç para verdiği vb. bir takım ithamlarla suçlayarak muhammed’den öldürmek için izin isterler. Muhammed onu öldürtmek için Abdullah bin Atik komutasında bir tim oluşturur.

Tim üyeleri şu kişilerdir:

Abdullah bin Atik

Mesud bin Sinan

Abdullah bin Üneys

Ebu Katede Haris bin Ribiy

Hüzai bin Esved den oluşlan 5 kişilik bir fedai timiydi.

Ebu Rafi Hayber’de bir kalede yaşıyordu. Abdullah bin Atik’in süt annesi Hayberli olduğu için bu yöreyi çok iyi biliyordu. Abdullah İbn Atik kalenin içine sızmayı başarır ve bir ahıra saklanır. Herkes uykuya çekildikten sonra Atik, Ebu Rafi’nin yatak odasına sızar.

Ebu Râfi, karanlık bir oda içinde, ailesinin arasında uykuya yatmış bulunuyordu. Abdullah bin Atîk; Ebu Râfi’in odanın neresinde olduğunu kestiremediğinden, anlamak için: “Ebu Râfi..!” diyerek seslendi. Ebu Râfi: “Kim o..?” dedi.

Abdullah bin Atîk, ses gelen tarafa yaklaşıp ona kılıçla ilk darbeyi indirdi. Fakat, bir iş görememiş olmanın heyecanı ve dehşeti içinde kaldı. Ebu Râfi çığlık koparınca, Abdullah bin Atîk, hemen dışarı çıktı. Kısa bir müddet sonra, tekrar içeri girip sesini değiştirerek: “Nedir bu feryad ey Ebu Râfi..?” dedi. Ebu Râfi: “Anan Cehenneme..! Sen seslenmeden önce, birisi bana oda içinde kılıçla vurdu!” dedi. Abdullah bin Atîk, ona kılıçla bir darbe daha indirip iyice yaraladı. Fakat, yine öldüremedi. Sonra, kılıcın keskin ucunu kamına basınca, Ebu Râfi arkasına devrildi.
Kaynak: Buhârî, Sahîh, c.5,s.26-28, Taberî, Târîh, c.3,s.6-7, Beyhakî, Sünenü´l-kübrâ, c.9,s.80, Delâilü´n-nübüvve, c.4,s.37-38, İbn Esîr, Kâmil, c.2, s.147-148, Zehebî, Megâzî, s.285-286.

Suikast timindeki herkes Ebu Rafi’yi kendisinin öldürdüğünü iddia eder. Bunun üzerine muhammed, herkesin tek tek kılıcını kontrol eder. Öldürenin Abdullah bin Uneys olduğunu söyler, çünkü kılıcında kemik izleri görmüştür.

Taberi’de olay şöyle anlatılır:

“Biz, yatağında bulunan (kocasına) kılıçlarımızla vurmaya başladık; gecenin karanlığında onu ancak ince ve beyaz Kipti bezine benziyen beyazindan dolayi seçebildik… Biz ona kılıçlarımızla vurduktan sonra Abdullah bin Üneys kılıcını onun karnına sapliyarak öbür tarafina geçirdi. Yahudi bu sirada: -’Yeter, yeter’- diye bağırıyordu. Bundan sonra biz onun yanından çıktık. Abdullah bin Atik’in gözleri iyi görmüyordu, bu yüzden inerken basamaktan düşerek ayağını şiddetli bir surette incitti; onu yükleyerek akan su çukuruna kadar götürdük. Biz o çukurda saklanacaktık. kalede ateşler yakıldı, bizi her taraftan araştırmaya koyuldular. Ancak bizi bulmaktan ümidi kestikten sonra yaralının yani (Ebû Râfi’in) yanına dönerek onu her taraftan sardılar. O, onlar arasında can çekişiyordu. Biz, Tanrı düşmanının ölüp ölmediğini bilmek istedik. Aramızdan biri: -’Ben gidip anlar, ve bekliyerek onun haberini getiririm’- dedi; ve Yahudi’ler arasına karıştı. Yahudi’ler arasına karışan adam söyle diyor: -Ben yanlarına geldiğim vakit, yahudilerin ileri gelenleri onun yanında toplanmışlar(dı); karısının elinde kandil vardı. O, kandilin ışığında kocasının yüzüne bakıyor, aynı zamanda toplanmış olan adamlarla konuşarak: -Tanrı adına and içerek teyid eylerim ki, Ibn-i Atik’in sesini işitmiş gibi oldum, fakat sonradan kendi kendimi -Ibn-i Atik Medine’dedir, bu memlekete nasıl girebilir?- dedim. Bu arada ben de yaralinin yuzüne bakmak üzere yanina yanastigim vakit karisi: – Yahudi ilâhına and içerek ölmüş olduğunu temin derim- dedi. Haber almaya giden arkadasimiz: -Bu söz benim için her şeyden daha hostu- diyor. O, bize Ibn-i el-Hukayk’in (Ebû Râfi’i’n) ölüm haberini getirdi. Bundan sonra biz, arkadasimizi (Ibn-i Atik’i) yükliyerek kaleden ayrıldık. Tanrı elçisinin katina gelerek Tanrı düşmanını öldürdüğümüzü haber verdik. Fakat onu hangimizin öldürdüğü hakkinda aramizda ihtilâf başgösterdi. Her birimiz onu kendisi öldürmüş oldugunu iddiâ ediyordu. Bunun üzerine Tanri elçisi: -Haydi kiliçlarinizi gösteriniz- dedi. kiliçlarimizi getirdik; o, kiliçlara bakti ve Abdullah bin Üneys’in kilicini gözden geçirdikten sonra: -Bu kilicin sahibi onu öldürmüştür, ben bu kiliçta kemik izleri görüyorum- dedi”

Kaynak:  Milli Eğitim Bakanlığı yayınları – Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, İstanbul, 1966, cilt II. sh. 365-6

7- Useyr Bin Zarim’in öldürülmesi (627)

Useyr, Hayber Yahudilerindendi. Hicretin 6. yılında Muhammed, 3 kişilik bir heyeti Abdullah İbn Rehava başkanlığında Hayber’e göndermişti. Rahava, Hayber’de 3 gün kaldı. Yahudilere başkanlık eden Useyr bin Zarim’le görüştü. Döndüğünde Useyr’in Gatafan kabilesini müslümanlara karşı kışkırttığını muhammed’e anlattı. Muhammed, Useyr için planını yaptı ve Rahava’yı bu defa 30 kişiyle Hayber’e gönderdi. Muhammed’in kendisini Hayber’e vali olarak atadığını, kendisini görmek için Medine’ye beklediğini iletti. Teklife kanan Useyr’le birlikte yola çıktılar. Yahudiler de 30 kişiydi. Hayber’e 6 mil mesafede bulunan Karkara’ya geldiklerinde Useyr kuşkulandı, pişman olup gitmekten vazgeçti ve geri dönmek istedi. Bunu anlayan Abdullah İbn Uneys kılıcına davranıp onun ayağını kesti, Useyr de elindeki değnek ile Abdullah bin Uneys’in başına vurdu. Useyr’le birlikte 29 Yahudi kılıçtan geçirilerek öldürüldü. Bir kişi kaçtı. Uneys, muhammed’e geldi ve muhammed onun yarasını “tükürerek” iyileştirdi.
Kaynak: Taberi–Tarih 3/155

8- Halid Bin Süfyan’ın öldürülmesi (625)

Hüzeli Kabilesi Lıhyanoğulları kolundandı. Muhammed, Halid bin Süfyan’ın kendisine karşı çarpışmak için adam topladığı istihbaratını alır ve Abdullah bin Üneys’e onu öldürmesi için talimat verir.

Abdullah, muhammed’den Halid’i aldatmak için kendisini kötüleme konusunda izin ister. Muhammed’de “istediğini söyleyebilirsin” der. Halid’in eşgalini tarif eder ve ekler:

“O’nu gördüğünde şeytanı hatırlarsın. Onunla senin arandaki alamet; onu görünce kendinde bir ürperme ve korku hali bulursun.”

Abdullah, aldığı talimat doğrultusunda Halid’in kabilesine doğru yola çıkar ve Urana vadisine ulaşır. Orada bir kadın çobanı görür ve Halid bin Süfyan’ı sorar, o da “İşte buraya doğru gelen o” der. Halid Süfyan ona kim olduğunu sorar ve o da muhammed’e karşı savaşmak istediğini ve kendisinin bu amaçla bir ordu oluşturduğunu duyduğu için onun yanına geldiğini söyler. Bunun üzerine Halid bin Süfyan onu alır, götürür misafir eder. Yedirir, içirir. Herkes uykuya çekilince Abdullah bir punduna getirip Halid’i öldürür.

Bu işe karşılık muhammed ona bir asa hediye eder ve “Cennette kullanırsın” der. Abdullah’ın vasiyeti üzerine bu asa kefenine sarılıp öyle gömülmüş. Cennette kullanacak ya ondan..!
İşte böyle arkadaşlar, yani sizlere anlatıldığı gibi islam güller ve karanfiller dağıtılarak insanlar islama davet edilmedi, bu işin altında katliam, hain planlar, kan ve vahşet vardı..!

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.08.2018, 06:48   #8
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bunca ayet ve yaşanan olayın ardından kendini peygamber ilan eden birinden insanların beklenti içine girip; Peygamberliğini tescilleyecek, insanların içindeki şüpeleri giderecek ve yeri geldiğinde kendinden medet umanlara çare olacak mucizeler beklemesi normaldir. Ama ortada böyle bir mucize yoktu, bu nedenle insanlar muhammed’e neden mucize gösteremediğini ısrarla sormuşlardır.

Böyle bir mucize gösterme gücü olmayan muhammed çareyi ayet uydurarak geçiştirmekte bulmuştur. Aşağıda göreceğiniz gibi muhammed kendisinden mucize isteyenlere değişik zamanlarda nasıl cevaplar vermiş; Derler ya “Yiğidi öldür ama hakkını yeme” İşte politika, işte kurnazlık. Bu arada kendisinden sürekli mucize isteyen insanlardan artık gına geldiği de belli oluyor.

Taha-133 “İnanmayanlar, “Doğru söylediğine dair bize Rabbinden açık bir delil (bir mucize) getirse ya!” dediler. Önceki kitaplarda olanların apaçık delili (olan Kur’an) onlara yetmedi mi?”

İsra-59 “Bizi, mucizeler göstermekten alıkoyan, daha öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onunla kendilerine zulmettiler. Biz, mucizeleri yalnız korkutup sindirmek için göndeririz.”

İsra Suresi 89 ve 93. Ayetler Arası“Muhakkak ki biz, bu Kur’an’da insanlara her türlü misali çeşitli şekillerde anlattık. Yine de insanların çoğu inkârcılıktan başkasını kabullenmediler. Onlar: “Sen, dediler, bizim için yerden bir kaynak fışkırtmadıkça sana asla inanmayacağız. Veya senin bir hurma bahçen ve üzüm bağın olmalı; öyle ki, içlerinden gürül gürül ırmaklar akıtmalısın. Yahut, iddia ettiğin gibi, üzerimize gökten parçalar yağdırmalısın veya Allah’ı ve melekleri gözümüzün önüne getirmelisin. Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız.” De ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben, sadece beşer bir elçiyim.”

Yunus-20 “Ona (peygambere) Rabbinden bir mucize indirilse ya!” diyorlar. De ki: “Gayb ancak Allah’ındır. Bekleyin, şüphesiz ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim!”

En’am-35 “Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma.”

En’am-37 “Dediler ki: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” De ki: “Kuşkusuz,”

En’am-109 “Tüm yeminleriyle Allah’a yemin ettiler ki, eğer kendilerine bir mucize gelirse ona mutlaka inanacaklar. Söyle onlara: “Mucizeler ancak Allah’ın katındadır.” Mucize geldiğinde de iman etmeyeceklerini anlamıyor musunuz?”

Enbiya-5,6 “Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şairdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin.” “Bundan önce helak ettiğimiz hiçbir kent(halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?”

Ankebut-50 “Dediler ki: “Ona Rabbinden mucizeler indirilseydi ya!” De ki: “Mucizeler ancak Allah katındadır ve ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.”

Bakara-118 “Bilmeyenler, “Allah bizimle konuşsa, ya da bize bir mucize gelse ya!” derler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişti. Onların kalpleri (anlayışları) birbirine benziyor. Biz âyetleri, kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık”

Muhammed’in kuyruğu sıkıştıkça cehennem tehtidi ve korkutma ile durumu geçiştirmeye ve kendisine inananların aklını kullanıp sorgulayanlar tarafından yoldan döndürülmesini uydurduğu ayetlerle engellemeye çalışıyor…

Bakara-145 “Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.”

Rad-20 “İnkâr edenler, “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” diyorlar. Sen ancak bir uyarıcısın. Her kavim için de bir yol gösteren vardır.”

Yukarıda kuran’ın iniş sırasına göre sıralanan ayetlerinde kanıtladığı gibi insanların ısrarına rağmen muhammed açık ve herkezin görüp şüpe duymadan inanacağı bir mucize gösterememiş bu beklentiyi ancak ayet yazarak geçiştirmeye çalışmıştır.

Tabi zaman içinde muhammed’in sağlığında gösteremediği bu mucizeler ölümünden sonra ağızdan ağıza dolanan hikayelerde gerçekleşmiş sanki olmuş gibi anlatılıp günümüzde islam dünyasında inanılan mucize masalları ortaya çıkmıştır.

Şimdi muhammed’in günümüzde inanılan mucize masallarına bir bakalım…

1-Gökteki Ay’ı ikiye bölmüş iki parça da Hira Dağı’nın iki yanına düşmüş.

2-Mirac olayında eşek-katır arası cennetten gelen bir hayvanla bir gece de Mekke’den Kudüs’e gitmiş, aynı gece bir merdivenle yedi kat göğe çıkmış, ordan kendisine verilen bir uçan döşekle Allah’ın yanına gitmiş ve aynı gece Mekke’ye geri dönmüş.

3-Tükürükle ağrıyan gözleri iyileştirirmiş.

4-Muhammed tuvalete dışarıya çıktığında ona siper olsunlar diye ağaçlar da onunla birlikte yürürmüş.

5-Uzun zamandır camide bulunan bir kütük onu camiden dışarı cikaracaklarında, muhammed’den ayrılmak istemeyen kütük inleyerek ağlamaya başlamış.

6-Hubeydiye’de, susayan müslümanların susuzluğunu gidermek için on parmağı on çesme olmuş.

7-Duasıyla yiyecekler çoğalırmış.

8-Peygamberin bir düşmanı ölünce toprak onu kabul etmemiş, üç kere dışarıya fırlatmış.

9-Gelecekte ne olacağını bilirmiş.

10-Kırk erkeğin cinsel gücü varmiş.

Yukarda yazan mucizelerden; Ayın ikiye bölünmesi ve Miraç olayı Kuran destekli de olsa o dönemde ayetlerden de anlaşıldığı gibi şüpe uyandırmış ve inandırıcı olamamıştır, zira günümüzde muhammed’in Kamer suresi 1. Ayet’in de yer alan “ay yarıldı” dizelerini islamiyet öncesi cahiliye dönemi denilen zamanda, 497-545 yılları arasında yaşamış olan arap edebiyatının önde gelen şairleri arasında yer alan İmruü’l Kays’dan çaldığı da bilinen bir gerçek.

Kur’an’da Mirac’la ilgili İsra suresi var. Miraç olayı için muhammed’in eşlerinden en tanınmışı Ayşe “Aslında Muhammed bedeniyle/fiziki olarak göklere çıkmamıştır; o ancak rüya yoluyla bunları anlatıyor.” diyor. Ayrıca… (Fahrettin er-Razi, Taberi ve daha birçoğu, bunu İsra suresi ilk ayetin açıklama kısmında anlatıyorlar.)

Görüldüğü gibi mucize konusunda eşini bile inandıramamış, üstelik muhammed’in herhangi bir mucizesinin olmadığı Kuran’da net olarak ortaya konmaktadır.

Neyse, şimdi biraz da muhammed’den mucize bekleyenlere cennet vaatleri vermesine ve insanları kandırarak şiddete teşvik etmesine bakalım.

Kuran’ın birçok suresinde Müslümanları “kanunsuz kazanca teşvik eden” (örneğin ganimet, köle, cariye, ahrette ise huri, şarap akan ırmaklar vs) ayetleri görmek mümkün. Örnek olarak şu ayeti verebiliriz;

Fetih-20 “Allah size, elde edeceğiniz birçok ganimetler vaad etmiştir.”

Bu kanunsuz ve adaletsiz kazancı Müslümanların içinde elbette ki içlerine sindiremeyenler olmuştu. Muhammed adamlarının yaptıkları kanunsuzluğu haklı bir dava gibi göstermek ve vicdan azabı çekenlerin sesini kesmek için şu ayetleri yazıyor.

Enfal-69 “Artık elde ettiğiniz ganimetten helal ve temiz olarak yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendi.”

Üstte ki ayetten açıkça görülüyor ki, “Çaldığınız mallar, ırzlarına geçtiğiniz kadınlar, esir olarak aldığınız çoluk çocuk size temiz ve helal. Sakın ola ki Allah’a karşı gelmeyin” denmektedir. Farz edelim ki, Müslümanlar Mekke’den zorla çıkarıldılar, ki böyle bir durum asla olmadı, bu konuya bir önceki makalede yer vermiştim. Bu şekilde düşündüğümüz takdirde bile Müslümanların kâfir kervanlarına saldırıp mallarını gasp etmeleri, erkekleri öldürüp kadınları cariye, çocukları ise birer köle olarak almaları, sizce ilahi bir yaratıcının emri olabilme ihtimali var mı diye sorun kendinize..? Kovulduğumuz bir şehrin, hiç tanımadığımız bir vatandaşının malına el koyup onu öldürmek ve onun karısına kızına göz dikmek, değil ilahi, normal sıradan bir ahlâk anlayışına sığıyor mu…? Bu olayı normal görebilen biri zaten önce insanlığını sonra da inancını sorgulaması gerekir.

Mekke’den muhammed ile hicret etmiş Müslümanların sayısı Medine’de parmakla sayılacak kadar azdı. İslami kaynaklar nüfuslarını 80 ila 100 arası olarak bildirmektedir. Muhammed’in baskın ve yağmalamalarda daha etkili olabilmesi için “Enseri” adını verdiği, yani Enser kentinden Medine’ye göç etmiş ve daha henüz çiçeği burnunda müslüman olmuş, “yardımcı” kişilere ihtiyacı vardı. Çok geçmeden görüldü ki muhammed’in emekleri boşa gitmemişti. Haksız kazancın haklı olarak gösterilmesi ile galeyana gelen Araplar, birde üstüne üstlük ölümden sonraki hayatta hurilerin, köşklerin, hiç boşalmayan şarap kadehlerinin de verdiği garanti ile onca masum tüccar, kadın ve çocukların rızıklarına el koyuyor ve tecavüz ediyordu. Savaş ganimetleri ile gücüne güç katan muhammed, müslümanların allah yolunda savaşmalarını sadece bilek güçleri ile değil, ayrıca maddi ve finansal güçleri ile de yapmalarını emrediyordu.

Bakara-195 “(Mallarınızı) Allah yolunda harcayın. Kendi kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.”

Allah’a inanmak ve kervan eşkıyalığı yapmak farklı şeylerdir. Muhammed’den önce Araplar dini savaş nedir bilmezlerdi. Bugün bile müslümanlar arasında gördüğümüz kişiler Allah’a inandıkları halde gasp ve eşkıyalığı ne koşullarda olursa olsun doğru bir hareket biçimi olarak görmez, kişileri dini inançları yüzünden birer pislik ve öldürülmeye layık kişiler olarak kabul etmek istemezler. Bu türde insanların aklını çelebilmek için muhammed hayali Tanrısının ağzıyla şu sözleri yazmıştır;

Bakara-216 “Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.”

İşte tüm bu çarpıtılmış ahlâk anlayışı yüzünden insanlar bugün bile kendi benliklerini, kendi insani yaşam kurallarını hiçe sayarak beyinleri yıkanmış bir şekilde hiç tanımadıkları, hiç bilmedikleri insanları, sırf dini inançları birbirleri ile uyuşmuyor diye nefret edebilmekte ve hiç acımadan öldürebilmekte. Muhammed kendi menfaati ve emelleri için tüm bu vahşiliği, caniliği, ahlâksızlığı “Allah’ı memnun eden davranış biçimi” olarak gösteriyor ve insanların beynini bu şekilde yıkıyordu. Muhammed, müslümanlar tarafından cihad için yeterli finansal desteği göremediği zamanlarda sinirleniyor ve hayali tanrısını sürekli konuşturuyordu;

Hadid-10 “Size ne oluyor da, Allah yolunda harcama yapmıyorsunuz? Hâlbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. İçinizden, fetihten (Mekke fethinden) önce harcayanlar ve savaşanlar, (diğerleri ile) bir değildir. Onların derecesi, sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Allah bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”

Allah denilen müslümanların eline mi baka kalmış…? Sırf bu üstte ki ayet bile Kuran’ın allah diyerek, para, şan, şöhret ve ranta susamış biri tarafından yazıldığını göstermek için yeterlidir. Muhammed birde tüm bunların üstüne üstlük, allah yolunda harcanan paraların aslında müslümanlara cennette mükâfat olarak geri dönecek bir borç olduğunu söylemekteydi. Allah’ın dini için insanlardan borç para istemesini hangi akıl mantık sahibi insan açıklayabilir…?

Hadid-11 “Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki, Allah da onu kendisine kat kat ödesin. Ona çok değerli bir mükâfat da vardır.”

Muhammed üstteki ayeti ile artık cihad için servetlerini harcayan insanlara allah’ın borçlu kişi olduğunu söyluyordu. Muhammed’e inanan Araplar artık cihad yolunda paralarını ve servetlerini de harcıyordu. Allah yolunda servetlerini harcayıp böbürlenen müslümanlar vardı ki, Muhammed narsisliği ve “tek itaat edilen kişi” olma isteğinin de verdiği kıskançlık ile bu kişilere tahammül edemiyor, böbürlenen kişilerin seslerini kesmek için hemen şu ayeti yazıyordu;

Bakara-262 “Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra da harcadıklarının peşinden (bunları) başa kakmayan ve gönül incitmeyenlerin, Rab’leri katında mükafatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir de.”

Kâfirlerin boyunlarına vurdurup emellerine birer birer ulaşmaya başlayan muhammed, artık müslümanlara allah yolunda yaptıklarından dolayı adeta teşekkür ediyor ve hayali tanrısının bunu hiç bir zaman unutmayacağını dile getiriyordu;

Muhammed-4 “İnkâr edenlerle karşılaştığınız zaman boyunlarını vurun. Nihayet onları çökertip etkisiz hale getirdiğinizde bağı sıkı bağlayın (sağ kalanlarını esir alın). Artık bundan sonra (esirleri) ya karşılıksız ya da fidye karşılığı salıverin. Savaş sona erinceye kadar hüküm budur. Eğer Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Fakat sizi birbirinizle denemek için böyle yapıyor. Allah yolunda öldürülenlere gelince, Allah onların amellerini asla boşa çıkarmayacaktır.”

Üstteki ayetten anlaşılan şudur ki; Allah istese kâfirleri siz müslümanların yardımı olmadan da öldürebilir, fakat bunu müslümanları sınamak için yapıyor. Tıpkı herhangi bir mafya çetesi ya da terör örgütüne yeni üye olmuş çaylak kişinin, lidere kendisini kanıtlamak için yaptığı kanundışı eylem gibi.

İslam dininde inanç, kişilerin kana ne derece susamış olduğuna göre ölçülür.

Enfal-60 “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”

Muhammed cihad yolunda cimri davrananlara ve cihada yârdım edenlere ayrıca şu vaatlerde bulunuyor;

Saf-10, 11 “Ey iman edenler! Sizi elem dolu bir azaptan kurtaracak bir ticaret göstereyim mi size Allah’a ve peygamberine inanır, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edersiniz. Eğer bilirseniz, bu sizin için çok hayırlıdır.”

Rahman-53, 54, 55 “O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz? Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır. O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?”

Nebe-31, 32, 33 “Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlara bir kurtuluş, bahçeler, üzümler, kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır.”

Hadid-7 “Allah’a ve Resulüne iman edin ve sizi üzerinde tasarrufa yetkili kıldığı maldan, (Allah yolunda) harcayın. İçinizden iman edip de (Allah yolunda) harcayanlar var ya; onlar için büyük bir mükâfat vardır.”

Üstteki örnek verdiğim ayetler bakarak aklı başında bir insan Din ve Terör gibi birbirine benzeyen iki unsurun neden İslam ile birleştiğini kolaylıkla anlayabilir.

Muhammed kendisine inananlar arasında “isteksizlik” veya “yorgunluk” hissettiğinde, yine her zaman ki gibi hayali tanrısını konuşturmuş ve onları bu şekilde savaş için motive etmeye çalışmıştır;

Muhammed-20 “İnananlar, “Keşke bir sure indirilse!” derler. Fakat hükmü apaçık bir sûre indirilip de onda savaştan söz edilince; kalplerinde hastalık olanların, ölüm baygınlığına girmiş kimsenin bakışı gibi sana baktıklarını görürsün. O da onlara pek yakındır.”

İnsanlar kuran’ın bir tanrı tarafından gönderildiğine inandıkça islam’ın olduğu yerde özgürlük hiç bir zaman olmayacaktır ve insanı insana düşman eden bütün semavi din kitapları bir gün ait oldukları çöpe atılıp, yakılarak yok edilecektir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.10.2018, 20:52   #9
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Islam Yer Yuzunun en Vahsi ve Cinsi Sapik Dini`dir

İslamda katliam tamamen sıradan ve doğal bir olaydır. Bunun örneklerini saymakla bitmez. Üstelik bu katliamlar hem tarihte yapılmış hemde günümüzde yapılmaktadır.

İslamcılara sorarsanız; bunların hiçbiri katliam değildir ve savunma amaçlı savaşlardır fakat gelgelelim, Hitler ve Stalin gibi canilere sorarsanız, onlara göre; onların yaptığı şey de katliam değil, savunma amaçlı ve haklı bir savaştır. İslamda müslüman olmayanları katletmenin legal olduğu kurandaki ayetlerle de sabittir.:

Ahzâb-27 “ Allah sizi onların TOPRAKLARIna, YURTLARIna, MALLARIna ve HENÜZ AYAK BASMADIĞINIZ topraklara varis kıldı. Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Yukarıdaki büyük harflerle yazılmış kelimeler islamdaki katliamların savunma ile ilgisi olmadığını, tam tersine saldırı, yağma ve talan ile ilgili olduğunun açık bir göstergesidir. Ayrıca savunma amaçlı savaşan insanlar barış için savaşırlar. Oysaki kuran; eğer ezebilecek güçteysen, barışa karşıdır. Yani “güçlüysen katletmekten asla geri kalma” emri verir. Bakınız:

Muhammed-35 “Sakın za’f göstermeyin. ÜSTÜN OLDUĞUNUZ HALDE BARIŞA ÇAĞIRMAYIN. Allah sizinle beraberdir. Sizin amellerinizi asla eksiltmeyecektir.”

Bu ayetler islamdaki katliamların delilidir. Hadislerde anlatılan katliamlarda bu ayetlerin delilidir, günümüzde yapılan Hizbullah, El kaide, İŞİD vs gibi örgütlerin müslümanlara dahi yaptığı katliamlarda bu ayetlerin ve birçok hadislerin delilidir.

Kimse gerçekleri saptıramaz:

1-Bu dinin Peygamberi adam kesmişmi? Kesmiş.

2-Ondan sonraki halifeleri adam kesmişmi? Onlar da kesmiş.

3-Hadislerde adam kesme varmı? Var.

4-Kuranda bunları destekleyen ayetler varmı? Orda da var.

5-Peki günümüzde katliam varmı? Günümüzde de var.

6-Sadece müslüman olmayanlarımı katlediyorlar? Hayır, mezhep çatışması yüzünden birbirlerini de katlediyorlar.

Daha hala islamda katliam yokmuş, islam barış diniymiş, yok bilmem ne. Kim inanır buna? Ancak müslüman inanır, başkada kimse inanmaz. Zaten bu din yüzünden bütün dünyaya rezil olduk ama kimsenin bundan haberi yok. İslam dediğin zaman; İngilizi, Yahudisi, Japonu, Hindu’su; dünyada kim varsa nefret ediyor. Tüm Dünyada Müslümanlar hariç hemen hemen bütün insanlar tarafından nefret edilen bir dindir. Bunu yabancı kaynaklı internet sitelerinde ve forumlarda görmek çok kolay.

Gelelim tecavüz olayına Kuran islamda köleliği legalleştirdiği gibi onlara tecavüzü de legalleştirmiştir. Bu konuya girmeden önce islamda ganimet ve cariye ne demektir ona bir göz atalım.

İslamda ganimet: Güya savaşlarda ama aslında ganimet ele geçirmek için yapılan baskınlarda; (özellikle gece baskınlarında) ele geçirilen; altın, gümüş, para, ziynet eşyası, gayrımenkul, hayvan ve köleleştirmek amaçlı insan.

İslamda cariye: Gece baskınlarında ele geçirilip köleleştirilen kadınlardır. Bu kadınların tıpkı bir mal gibi alınıp satılması legal olduğu gibi; aynı zamanda bu kadınların bir seks kölesi olarak kullanılması da helaldir. Bu kadınlarla evlilik dışı seks yapmak serbesttir, zina kapsamına girmez. Üstelik bu kadınların evli olup olmaması da önemli değildir. Dahada çarpıcı olanı ise; bu kadınların sex’e hayır deme şansları da yoktur. Yani yasal tecavüz. Helal tecavüz.

Kuranda “Cariyelerinizle evlilik dışı seks yapmayın” diyen tek bir ayet yoktur. “Başka biriyle evli cariyelerinizle seks yapmayın” diyen tek bir ayet de yoktur. “Cariyelerinizin rızasını almadan onlarla seks yapmayın” diyen de tek bir ayet yoktur. Bakınız tam tersine nasıl ayetler var:

Mü’minûn-6. “Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.”

Nisâ-3 “Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın.2 Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız o taktirde bir tane alın veya SAHİP OLDUĞUNUZ (CARİYELER) İLE YETİNİN. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.”

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi; bu bir yasal tecavüzdür. Çünkü cariyenin rızasına gerek görülmemiştir. Rızası alınmadan bir kadınla cinsel münasebette bulunmanın adı tecavüzdür. Ayrıca kendisini tıpkı bir mal gibi alıp satan, babasını, kardeşini katleden, biriyle hiçbir kadın seks yapmak istemez. Zaten bu bilindiği için onların rızasına gerek görülmemiştir. Size şimdi rezaletin son perdesi bir örnek vereyim Bu örnekte verdiğim olayların hepsi islamda legaldir. Diyelimki bir bahane buldunuz ve bir topluma bir gece baskını düzenlediniz.

Bu gece baskınında evli ve 3 çocuklu bir aileyi ele geçirdiniz. Çocuklardan biri 7 yaşında bir erkek çocuğu, bir tanesi evin 24 yaşındaki oğlu, diğeri ise 10 yaşında bir kız çocuğu olsun.

Bakınız şimdi bu aileye neler yapabilirsiniz?:

1-Onlarına evine malına ve her türlü maddi imkanlarına konabilirsiniz.

2-Ailenin 24 yaşındaki oğlunun boğazını kesebilirsiniz.

3-Ailenin 7 yaşındaki erkek çocuğunu; tıpkı muhammedin yaptığı gibi; şam esir pazarına götürüp köle olarak satabilirsiniz.

4-Aile reisi babayı ise onun kendisinden ele geçirdiğiniz bağ ve bahçelerde ömür boyu köle olarak çalıştırabilirsiniz.

5-Ailenin 10 yaşındaki kız çocuğunu ve anasını hem köle olarak çalıştırıp hemde cariye olarak yatağınıza atabilirsiniz.

Zavallı aile reisi ise; mallarının elinden çalınışına, oğullarının birinin katledilmesine, kendisinin köleleştirilmesine, 7 yaşındaki erkek çocuğunun satılıp yok olmasına, karısının ve 10 yaşındaki kız çocuğunun köleleştirilmesine katlanır vede eşinin, kızının başkalarının yatağına atılmalarınaına yanar durur. Ama aynı evin içinde olmasına rağmen bunların hiçbirine itiraz edemez.

Yukarda yazdıklarımın tamamı islama ve kurana tamamen uygundur ve hiçbirinin günahı yoktur. Üstelik uygulamaları da hem muhammed tarafından ve hemde muhammed tarafından cennetlik olarak ilan edilen halifeler tarafından da yapılmıştır. Türklerin birbirinden kopuk beylikler şeklinde yaşamasını fırsat bilip, zorla müslümanlaştırıldığı sıralarda, bu tür uygulamalar Türk’lere de yapılmıştır.

Tanrı’ya inanmak güzeldir, hoştur. İnsana zor zamanlarında bir güç verir, onunla sevincini ve kederini paylaşırsın. Ama eğer varsa bir tanrı; onu böylesine bir din ile rezil etmek günahların en büyüğüdür. Bırakın şu arap’ın allahını, o ancak araba yakışır. Aklı başında Türk insanına değil. Çünkü bu dinin satanizmden pek fazla farkı yok.

Islam kitabinda kadina tecavuze ruhsat veren, kadinin baskalarina peskes cekilmesine ruhsat veren onlarca ayet var.

Ornek görmek istiyorsanız Nur-33. ve Nisa-24. ayetlerine bakmak yeterlidir.

Nur-33 “Evlenme imkânını bulamayanlar ise; Allah, lütfu ile kendilerini varlıklı kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altında bulunanlardan (köleler ve câriyelerden) mükâtebe yapmak isteyenlerle, eğer kendilerinde bir hayır (kabiliyet ve güvenilirlik). görüyorsanız, hemen mükâtebe yapın. Allah’ın size vermiş olduğu malından siz de onlara verin. Dünya hayatının geçici menfaatlerini elde edeceksiniz diye, namuslu kalmak isteyen câriyelerinizi fuhşa zorlamayın. Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”

Ayetin İniş Nedenleri:

Müslim`in Cabir bin Abdullah (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Abdullah bin Ubeyy cariyesini gidip fuhuş yaparak kendisine para getirmesi için zorluyordu. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi. Yine aynı senedle rivayet edildiğine göre Abdullah bin Ubey`in Mesike ve Umeyme adını taşıyan iki cariyesi vardı; onları zina yapmaya zorlardı. Onlar bundan dolayı Resulullah (a.s.)`a şikâyetçi oldular. Yüce Allah bu hükmünü indirdi. [Müslim; K. Tefsir: (26, 27, 29, 30) 2320, İbn Çerin 18/103, Suyuti; ed-Diirr: 5/46.]

Taberani`nin Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Abdullah bin Ubeyy`in cahiliye döneminde zina yapan bir cariyesi vardı. Zinayı haram kılan ayeti kerime indirilince: “Vallahi artık asla zina etmem” dedi. Bundan sonra bu ayeti kerime indirildi.[Taberî, age. XVIII, 103. Bedreddin Çetiner, Esbab-ı Nüzul, Çağrı Yayınları: 2/651.]

Bu rivayetleri destekleyen daha bir çok rivayet aktarılmıştır ve bir çoğunda Abdullah bin Ubeyy`in cariyelerini para kazanmaları için zinaya zorlaması nedeniyle bu ayeti yazıldığınja dikkat çekilmektedir.

Ayeti önumuze koyup sorularimizi soralim

1-Mukatebe nedir? (kölenin ve Cariyenin özgürlüğünü satın alması, parayı nerden bulacak?)

2-Bu ayette bahsi gecen gecici menfaatler ne olabilir?

3-Bu gecici menfaatlerden kimler yararlanabilir?

4-Namuslu kalmak İSTEMEYEN cariyeyi fuhusa zorlayabilirmiyiz?

5-Bu zorlamayi yapacak ve gecici menfaat temin edecek adamin meslegi ne olabilir?

6-Bu kadinlari fuhusa kim zorluyor?

7-Bu zorlanmadan dolayi Allah kimi af ediyor, kime ceza veriyor veya verilen bir ceza var mı?

Bu soruların ceavını samimi, dürüst ve mantıklı olarak vermek islamın gerçeğini görmek için yeterlidir. Bu ayette fuhuşu yasakmala varmıdır? Görüldüğü gibi kölesini zorla fuhuşa sürükleyen kişiye Kuran’da yasak veya yaptırım yoktur. Sadece “zorlamayın” diye tavsiyede bulunulmaktadır. Boşverin cezayı, yasaklamayı, aksine fuhuşa dolaylı olarak izin vermek vardır. Ayetin sonunda diyor ki ‘Kim onları zor altında bırakırsa, bilinmelidir ki zorlanmalarından sonra Allah (onlar için) çok bağışlayıcı ve merhametlidir.’ Burada affedilenin kadin oldugu bir gercektir ama nerede bu kadini zorlayan pezevenge verilecek ceza?

Bu tip ayetleri gördükçe, Müslümanların “din olmasa ahlak diye bişey olmaz, bakın cahiliye dönemine, neler oluyomuş vs, vs…” tarzı boş sözlerine sadece Aziz NESİN gibi acı acı gülüyorum

(Nisa-24) (Harp esiri olarak) sahip olduğunuz cariyeler müstesna, evli kadınlar da size haram kılındı.

Bu ayetin iniş nedenini açıklamak İslamın ilk yıllarında yaşananları, cariye edinmenin teşvikini ve Muhammedin gerçekte nasıl biri olduğunu anlamanızı sağlayacaktır. Esir olarak ele geçirilen evli kadınlar bile helal kılınmıştır. Bunun adı Helal Tecavüzdür.

1-Muhammed b. Abdirrahman b. Bünanî, Muhammed b. Ahmed b. Hamdan’dan, o Ebû Ya’la’dan, o Amr en-Nakıd’dan, o Ebû Ahmed Zübeyri’den, o Süfyan’dan, o Osman el-Bettî’den, o Ebu’l-Halil’den, o da Ebû Said el-Hudrî’den şöyle dediğini bize rivayet etti

“Evtas Gazvesi’nin olduğu gün kocaları olan esir kadınları ele geçirmiştik. Onlara mücamaatta bulunmayı çirkin bulmuştuk. Peygamber (s.a.v.)’e bunu sorduk da bu âyet nazil oldu. Biz de o kadınları böylece helal bulduk.” [Müslim; er-Rada’: 35, 35 mükerrer/1456 s. 1080, Tirmizi; Nikah: 11/32; İmam Ebu’l-Hasen Ali bin Ahmed el-Vahidi, Esbâb-ı Nüzul, İhtar Yayıncılık: 120; Muhammed Ali Es-Sabuni, Safvetü’t-Tefasir, Ensar Neşriyat: 2/509.]

2-Ahmed b. Muhammed b. Ahmed b. el-Haris, Abdullah b. Muhammed b. Cafer’den, o Ebû Yahya’dan, o Sehl b. Osman’dan, o Abdurrahim’den, o Eş’as b. Sevvar’dan, o Osman b. Bettî’den, o Ebu’l-Halil’den, o da Ebû Said el-Hudrî’den bize şöyle dediğini haber verdi:

“Rasulullah (s.a.v.) Evtas ahalisini esir alınca dedik ki: “Ey Allah’ın Rasulü, soylarını, kocalarını tanıdığımız esir kadınlarla nasıl mucamaatta bulunabiliriz?” Bunun üzerine bu âyet nazil oldu.”[Müslim;er-Rada’:35, 35mükerrer/1456 s.1080, Tirmizi;Nikah:11/32.]

3-Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim el-Farisî, Muhammed b. İsa b. Amraveyh’ten, o İbrahim b. Muhammed b. Süfyan’dan, o Müslim b. Haccac’dan, o Ubeydullah b. Ömer el-Kavarirî’den, o Yezid b. Zuray’dan, o Said b. Ebî Arube’den, o Katade’den, o Ebû Salih Ebû Halil’den, o Ebû Alkame el-Haşimî’den, o da Ebû Said el-Hudrî’den bize şu rivayette bulundu:

“Rasulullah (s.a.v.) Huneyn Günü, Evtas Kabilesi’ne bir grup ordu gönderdi. Bu grup bir düşman birliğine rastlayıp onlarla savaştılar da onlara galip gelerek, kadın esirler elde ettiler. Rasulullah (s.a.v.)’ın Ashabı’ndan bir grup, müşrik kocalarından dolayı o esir kadınlarla münasebette bulunmaktan sakındılar. Allah Teala da bu âyeti indirdi,” [Müslim; Rada’: 33, 34/1456 s. 1079, Ebu Davud; Nikâh: 1132.]

4-Ebu Saîd Hudrî’den Nesâî, Tirmizî, Ebu Davut ve Buharî rivayet etti. Ebu Saîd:


-Bize, Evtâs esirlerinden esirler isabet etti. Kadınların kocaları vardı. Biz onlarla birleşmeyi çirkin gördük, Nebî Aleyhisselâm’a sorduk., Nisa: 4/24 âyeti indirildi. Ancak Allah’ın sizin üzerinize Efa ettiği şeydir, biz onların ferclerini helal kıldık, buyurdu. [İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/183.]

5-İbnu Abbas’tan (r.a.) Taberânî anlattı. İbnu Abbas (r.a.):

-Huneyn gününde indi. Allahü Teâlâ, Huneyn günü Müslümanlara fetih müyesser kılınca, ehli kitabın kadınlarından müslümanlara kadınlar isabet etti. Onların kocaları vardı. Bir erkek, kadınlardan biri ile olmak istediğinde, Kadın:

-Benim kocam var, derdi. Bundan Rasûlullah’a soruldu. Allahü Teâlâ, Nisa: 4/24 âyetini indirdi, dedi. [İmam Celaleddin es-Suyuti, Lubabu’n-Nukul Fi Esbabi’n-Nuzul, Fatih Yayınevi: 1/183.]

Anlatılan olaylara ancak Helal Tecavüz denebilir.

Müslümanlar’ın o çok aşağıladığı Cahiliye Dönemi Arap adetlerinde bile en azından evli olduğunu beyan eden esir kadının ırzına geçmek yokmuş, adam resmen anlatmış işte (Mücamaat, cinsel ilişkide bulunma demektir) esir aldığımız kadınlara tecavüz etmekten utandık ama ayet gelince yaptık diyede eklemiş. Buna cariyeliği kadırmayı istemek mi denir? Yoksa cariye edinmeyi teşvik mi denir? Kimse kusura bakmasın ama bu yapılan savaşlarda Tecavüzü helal ilan etmektir.

Ben burada huzurlarınız da gerek Buhari gerek Tırmızi ve gerekse de tüm hadis ve islam alimlerini yürekten kutluyorum, neyi bulmuşlarsa hiç çekinmeden kitaplarına koymuşlar, günümüz müslümanları ve alimleri gibi kıvırmak ve bu çirkinlikleri örtbas etmek için uğraşmamışlar.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.10.2018, 06:53   #10
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 407
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
29 Mesajına 31 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Barış dini olarak İslam'ın kanlı tarihi


basit iki paragrafı önünüzde bulduğunuzda "Bizi Batı bu hale getirdi" cümlesinin ötesine geçilmesi gerektiğini görüyorsunuz. Çok net.

Son derece etkileyici bir kapakla çıktı #tarih dergisi bu ay.
“Tanrı böyle buyurmadı”
diyor kapaktan. Dosyanın başlığı ise
“Din adına işlenen günahlar.”
Ayşen Gür, İncil’deki “Dağdaki Vaaz” bölümünden yola çıkarak Hz. İsa şiddete bakışıyla, yandaşlarının ve tabii Hıristiyan dünyasının katliamlarını, bu katliamların nasıl rasyonalize edildiğini müthiş yazmış.

İslam’ın şiddetle ilişkisini ise İhsan Eliaçık ile yapılmış röportaj ele alıyor: ‘Barış dini ve kanlı tarihi.

Son derece önemli bulduğum ve çok sarih bir dille meseleyi ortaya koyduğu için kendimce bir özetini sizlerle paylaşmak istiyorum.

**

Şöyle anlatıyor İhsan Eliaçık: “Müslümanlar ancak kendilerini savunmak için silaha başvurabilirler.
Savunma sözkonusu değilken bir yeri işgal etmek, fethetmek, haraca kesmek, birilerini din adına öldürmek diye bir şey yoktur.
Peygamber zamanındaki durum da genel hatlarıyla böyleydi…

Müslümanlar arası şiddetin kökeninde bir siyaset ve iktidar mücadelesi vardı… Kerbela olayında olduğu gibi zorbalık yapıp büyük günahlar işleyenler, yaptıklarını meşrulaştırmak için kelam üretmeye, uydurmaya başladılar. Mesela, büyük hadis kitaplarından herhangi birinin iman bölümü açıldığı zaman şunların yazıldığı görülür:
Kalbinde hardal tanesi kadar imanı olan bir kimse deniz köpüğü kadar günah işlemiş olsa bile affolur.
Yani Kerbela’da bu katliamları yaptım ama kalbimde iman var. O zaman bu günahların iffedilmesi lazım çünkü peygamberimiz böyle buyurmuş. Bu uydurmalara daha başka bir çok örnek verebiliriz:
İkindi namazı kılanların o günkü günahları affolur,
Cuma namazı kılanların o haftaki günahları affolur,
hacca gidenlerin bir yıllık günahları affolur.
Arafat’a çıkanın kul hakkı da affolur.
Bunların hepsi uydurmaydı ama hadis kitaplarına geçince nesilden nesile aktarıldı, bunların etrafında bir ilahiyat üretildi ve günümüze kadar ulaştı… Emevilerden sonra gelen Abbasiler, Selçuklular ve Osmanlılar dönemleri bu açıdan birbirinin devamıdır. Bu 14 asır boyunca İslam dünyasında barış içinde geçen 10 yıl bile yoktur.”

**

Yine aynı dosya için “Halifelerin marifetleri…” başlıklı bir makale yazan Necdet Sakaoğlu ‘boyun uçurma ve kafir kesme kültürünün’ halk arasında nasıl günlük bir sohbet malzemesi olarak yayıldığını anlatıyor. “Günümüzde giderek kabaran bir insanlık tehdidi, her bombayı, mermiyi bir Allahü ekber nidasıyla atmak…
Asıp kesmenin sevap olduğunu anlatan, Dört Halife, Muaviye-Yezid savaşımlarını özendiren yayınlar, inanç ve saplantılarını besleyen yüzlerce yıllık bir gaza literatürü de mevcut.
Bunlar dünlerde cami kapılarında, Namaz Hocası, İlmihal, Mevlid-i şerif kitapçıkları yanında ve onlardan çok satılırdı…
Olağanüstü asıp kesme öyküleri anlatılan bu kitapçıklar, kasaba çarşılarındaki iş durgunluğunda üçü beşi bir araya gelen esnaf arasında ve kahvelerde sesli okunur, ilkokul-ortaokul çocuklarının çantalarından eksik olmaz, okuryazar köylüler de söğüt gölgesinde okurlardı. Kitapların ortak kurgusu kafir kesme, öteki dinlerden olanları boynunu uçurarak öldürmektir.”

**

Şu basit tarihi izleği iki paragraf halinde önünüzde bulduğunuzda, Selefiliğin ve Vahabiliğin nasıl oluştuğunu, ne manaya geldiğini de bir lokma okuduğunuzda “Bizi Batı bu hale getirdi” cümlesinin ötesine geçilmesi gerektiğini görüyorsunuz. Çok net. Asıl hüzünlü olan bu konuların Müslümanlar tarafından böylesine açık ve basit biçimde tartışılamaması. İşte bu yüzden #tarih dergisinin yaptığı işi ‘dev hizmet’ olarak yorumlayıp, herkesin haberdar olmasını istedim.

Çoğunluğun bunlardan haberdar olduğu günlerden bir gün, belki, iyi insan olmak ile dindar insan olmak arasındaki bağın cılızlığını, dürüst insan ile dini metinleri kötülüklerine bahane diye kullanan insan arasındaki farkın kıymetini de konuşabiliriz. Bir gün, belki, sekülerizmin faydalarını dile getirebiliriz.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:11.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica