Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 04.08.2018, 16:06   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 333
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi


Standart ıslam ve onun peygamberıne sahtekar dıyebılırmıyız.

Saygideger Canlar.

Islam ve onun Peygamberi Hz. Muhammedin baslattigi ve surdurdugu Islam denen suc makinasini kavramak, anlamak, gormek ve ogrenmenin yolu onu onun yalanlariyla ve sahtekarliklari ile okuyup, Cennet hevesi, Cehennem korkusunun kafamiza yer etmesini bir tarafa birakip, Sahip Oldugu igrencligi, Yalan ve dolani, Sahtekarliklari ve Cinsi Sapikliklarini gorebilirsek, Hak ettigi yere gondermis oluruz.....

Bu suc makinasi Cinsi Sapik, Uckur Duskunu, Yalanci, Sahtekar, Yagmaci Mantik ve onun kurucusu,
DEGIL ALEVILIGIN YANINDAN GECMESI, KESIP ATTIGI TIRNAGI VE AYAGININ TOZU BILE OLAMAZ....
ARAP YARIM ADASINDA VE ANADOLU`DA ISLAMLASTIRAMADIGI ALEVI YASAM FELSEFESINE HER TURLU KARALAMA, ASAGLAMA VE YOK ETME CABASINDA OLAN YINE BU MANTIGIN KENDISI DEGILMIDIR?

BAKALIM SAHTEKAR, YALANCI, UCKUR DUSKUNU VE CINSI SAPIGIN YAPTIKLARINA.

Muhammed’in peygamberlik kariyerine başladığı, güçsüz olduğu, sıkıştığı ve insanları ancak sözle dine davet edebildiği zamanlarda yumuşak üslup kullanmıştır. Bu dönemde insancıl ayetlerin ve hoşgörü sözlerinin yanında, peygamberliğinin amacının insanları Allahın dinine davet olduğunu, ücret istemediğini bu işi sırf insanları doğru yola ulaştırmak için yaptığını idda etmiş vede yazdığı kurana bu yönde ayetler yazmıştır. Bu ayetleri görelim.

Enam-90 “İşte, o peygamberler, Allah’ın doğru yola ilettiği kimselerdir. (Ey Muhammed!) Sen de onların tuttuğu yola uy. De ki: “Bu tebliğe karşı sizden bir ücret istemiyorum. O (Kur’an), bütün âlemler için ancak bir uyarıdır.”

Yusuf-104 “Halbuki sen buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. O (Kur’an) âlemler içinde ancak bir öğüttür.”

Sad-86 “(Ey Muhammed!) De ki: “Bundan (tebliğ görevinden) dolayı sizden hiçbir ücret istemiyorum. Ben kendiliğinden yükümlülük altına girenlerden değilim.”

Sebe-47 “De ki: “Sizden herhangi bir ücret istemişsem o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. O her şeye hakkıyla şahittir.”
GÜÇÜ ELİNE GEÇİRİNCE….

Muhammed askeri gücü ele geçirdikten sonra değişik bahanelerle kervan baskınları, insanları kaçırıp fidye isteme ve çevre kasabalara baskınlar yaparak ganimet elde etmeye başlamış, ilk başta elde edilen bu ganimetlerin tamamını sahiplenmek istemiş, ama gördüğü tepki üzerine ganimetleri müritleriyle paylaşmak zorunda kalmıştır.

Sözde ücret istemediğini söyleyen, amacının insanlara dini tepliğ etmek olduğunu söyleyen Muhammed’in böylece gerçek amacı da ortaya çıkmış oluyordu. Bu arada asıl niyetini gizlemek ve inandırıcı olmak için elde ettiği bu ganimetleri kendi geçimini sağlamanın yanında hayır işlerinde kullanılacağını kurana yazmayı da ihmal etmemiştir.

Enfal-1 “(Ey Muhammed!) Sana ganimetler hakkında soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah’a ve Resûlüne aittir. O halde, eğer mü’minler iseniz Allah’a karşı gelmekten sakının, aranızı düzeltin, Allah ve Rasûlüne itaat edin.”

Enfal-41 “Bilin ki, ganimet olarak aldığınız herhangi bir şeyin beşte biri mutlaka Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara aittir. Eğer Allah’a; hak ile batılın birbirinden ayrıldığı gün, (yani) iki ordunun (Bedir’de) karşılaştığı gün kulumuza indirdiklerimize inandıysanız (bunu böyle bilin). Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.”

Mücadele-12 “Ey iman edenler! Peygamber ile başbaşa konuşacağınız zaman, başbaşa konuşmanızdan önce bir sadaka verin. Bu, sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şâyet (sadaka verecek bir şey) bulamazsanız, bilin ki Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. “

Tevbe-103 “Onların mallarından, onları kendisiyle arındıracağın ve temizleyeceğin bir sadaka (zekat) al ve onlara dua et. Çünkü senin duan onlar için sükûnettir (Onların kalplerini yatıştırır.) Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”

Tevbe-58 “İçlerinden sadakalar konusunda sana dil uzatanlar da var. Kendilerine ondan bir pay verilirse, hoşnut olurlar; eğer kendilerine ondan bir pay verilmezse, hemen kızarlar.”

Ayetlerde de görüldüğü gibi amaç malı götürmektir, yani anlayacağınız tezgah büyük açılmış.

Peki muhammed’in asıl amacı neydi..? Günümüzde Müslümanlar İslam’a karşı yapılan en ufak eleştiriye bile tahammül edemeyip küfür ederler. Dinlerini eleştiren kişiyi öldürmekten zerre kadar çekinmezler. Bunun örneklerini yakın ve geçmiş tarih sayfalarında gördük ve maalesef görmeye devam ediyoruz. Bu toleranssız ve tahammülsüz düşünce tarzı onlara Muhammed tarafından öğretilmiştir. Oysa Muhammed’in tahammülsüz karakter yapısının aksine, Mekkeli müşrikler kişilerin dini inançlarına saygılı ve toleranslı kişilerdi.

Arap yarımadasında dinsel tahammülsüzlük, İslam dininin ortaya çıkması ile başlamıştır. Sözde “Cahiliye Devri” diye adlandırılan dönemde Mekkeli halk, kişilerin dini inançlarını hiç bir şekilde müdahale etmeden Arap yarımadasında uyumlu bir şekilde Hıristiyan, Musevi, Putperest, Mecusi ayrımı yapmaksızın sorunsuz yaşamışlardır. İslam öncesi Arap tarihine baktığımızda, Arap yarımadası sınırları içinde gerçekleşmiş hiç bir dini savaşa rastlanmaz. Bu hoşgörü ortamında Muhammed yıllarca Mekkeli putperest halkın inançlarını karalamış, aşağılamış, Onca aşağılama ve karalamaya rağmen Mekkeli putperest halk hiç bir zaman Muhammed’e ve yandaşlarına hiç bir şekilde zarar vermemişlerdir.

Muhammed’in kışkırtıcı sözlerinden artık bıkıp usanan Mekkeli putperest halk, çareyi amcası Ebu Talib’e gitmek de bulmuş ve “medenice” Muhammed hakkında şikâyette bulunmuşlardır;

“Ey Ebû Talib! Sen bizim yaşlı ve ileri gelenlerimizden birisin. Yeğenini yaptıklarından vazgeçirmek için sana müracaat ettik. Fakat sen istediğimizi yapmadın. Vallahi, artık, bundan sonra onun babalarımızı, dedelerimizi kötülemesine, bizi akılsızlıkla ithâm etmesine, ilâhlarımıza hakaretlerde bulunmasına asla tahammül edemeyiz. Sen, ya onu bunları yapıp durmaktan vazgeçirirsin yahut da iki taraftan biri yok oluncaya kadar onunla da, seninle de çarpışırız.” İbni Hişâm, Sîre, 1/284; Taberî, 2/218; İbni Kesîr, Sîre, 1/47

Ebu Talib Mekkeli putperest halkın sözlerini dinler ve öz yeğeni olan Muhammed’i uyarır:

“Kardeşimin oğlu, kavminin ileri gelenleri bana başvurarak senin onlara dediklerini bana ârzettiler. Ne olursun, bana ve kendine acı ! İkimizin de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşuna gitmeyen sözleri söylemekten artık vazgeç” 234. İbni Hişâm, Sîre, 1/284; Taberî, 2/220

Müslümanlar Muhammed’in putperest halkın inançlarına sövmelerini görmemezlikten gelerek Müslümanları ve Muhammed’i mağdur kişiler olduklarını iddia ederler ve bilgisizlikten dolayı şu gibi sorular sorarlar…

1- Gerçekte Müslümanlara karşı sistemli bir baskı ve zulüm yokken, Müslümanları hicret etmeye zorlayan etken neydi…?

2- O zamanlar da baskı ve zulüm yoksa Müslümanlar neden evlerini terk ettiler…?

3- Tehlike altında olmayan Müslümanların durduk yere evlerini terk edip Medine’ye taşınmalarını nasıl açıklayabilirsiniz…?

Tüm bu soruların cevabını Kuran’da bulmak mümkündür. Hemen islam’ın ana dayanağı olan kuran’a bakalım..

Enfal-72 “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve (muhacirleri) barındırıp (onlara) yardım edenler var ya, işte onlar birbirlerinin velileridir. İman edip hicret etmeyenlere gelince, hicret edinceye kadar, onların velayetleri size ait değildir. Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, sizinle aralarında sözleşme bulunan bir kavme karşı olmadıkça, yardım etmek üzerinize borçtur. Allah yaptıklarınızı hakkıyla görendir.”

İşin aslı Müslümanlar Mekke’de ki putperest halkın işkencelerinden kaçmıyorlar, tam aksine Muhammed’in emri doğrultusunda evlerini terk etmeye zorlanıyorlar. Üstteki ayet, Mekke’den Medine’ye hicret etmek istemeyen Müslümanlar için yazılan bir ayettir. Sözde işkence ve baskı gören Müslüman halkın hicret etmek istemeyişi dikkatinizi çekmiş olmalı. Bugün Müslümanların bahsettikleri türde Mekke’de büyük bir işkence ve zulüm vardı ise, Müslümanlar neden seve seve Mekke’yi terk etmek istememişlerdir..? Neden Tanrı Allah olaya el koyarak Müslümanlara bu konuda ayetler indirmek zorunda kalmıştır..?

Bir başka ayette ise Muhammed, Müslümanlara yine şöyle sesleniyor;

Nisa-89 “Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.”

Üstteki ayette Muhammed Müslümanlara evlerini terk etmelerini ve Medine’ye göç etmelerini emretmekle kalmayıp hicret etmek istemeyenlerin öldürülmelerini emretmiştir. Müslümanlar Mekke’yi putperest halkın baskısı sonucu değil, Muhammed’in tehditlerinden dolayı terk etmişlerdir.

Nisa-97 “Kendilerine zulmetmekteler iken meleklerin canlarını aldığı kimseler var ya; melekler onlara şöyle derler: “Ne durumdaydınız? (Niçin hicret etmediniz?)” Onlar da, “Biz yeryüzünde zayıf ve güçsüz kimselerdik” derler. Melekler, “Allah’ın arzı geniş değil miydi, orada hicret etseydiniz ya!” derler. İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.”

Peki Muhammed neden böyle bir şeyi yapmak istemiş, amacı nedir..?”

Tıpkı tarihte ki diğer belli başlı liderler gibi, Muhammed’in de bir rüyası vardı. Bu tarz insanlar dava adamlarıdır. Stalin’in davası “halkların eşitliği”, Hitler’in davası ise “beyaz ırk’ın üstünlüğü”. İslami kaynaklara baktığımızda Muhammed’in davası “basta Arap yarımadasına ve daha sonra tüm Dünyaya hükmeden biri olmaktı.” arzusunu, Ibn’i Hisam’in da kaleme aldığı şu yazı gözler önüne seriyor;

Mekkeli müşrikler Ebu Talibin ölümüne yakın tekrar ziyaret ederek, arabulucu olmasını isterler.

“Ebû Talib ölmeden bu işe bir çözüm bulmalıyız, yoksa öldükten sonra Muhammed’e yapacağımız her iş için bizi ayıplarlar. Ebû Talib sağken bir şey yapamadılar, o öldü, yeğenine şunları şunları yaptılar, demesinler.”

Bu düşüncelerinden dolayı müşriklerin ileri gelenleri toplanarak Ebû Talibi ziyarete gittiler. Sağlık temennilerinden sonra Ebû Talib’e dediler ki:

“Ey Ebû Talib ! Sen bizim reisimiz, büyüğümüzsün. Şunu görüyoruz ki, sana ölüm yaklaşmıştır. Biz senin ölümünden korkuyoruz, sen sağken şu meseleyi halledemedik, öldükten sonra hiç halledemeyiz. Sen şimdi sağken onu çağır, ondan sağlam bir söz al, biz de bir söz verelim. Bundan sonra ne o bizimle uğraşsın, ne de biz onunla.”

Ebû Talib, Kureyş heyetini dinledikten sonra yeğenine haber salarak, yanına gelmesini istedi. Amcasının davet haberini alan kâinatın efendisi, hemen ölüm döşeğindeki Ebû Talib’in yanına vardı. Bir anda kalabalık bir Kureyş topluluğu ile karşılaşan Efendimiz, bu davetin altında bir şeylerin yattığını anlamakta gecikmedi. Ebû Talib, Kureyş heyetinin isteklerini yeğenine anlattı.

“Ey kardeşimin oğlu ! Kavminden ne istiyorsun?” dedi.

Kâinatın Efendisi “Kendilerinden bir kelime istiyorum. Eğer söylerlerse, bütün Araplar o kelime sayesinde kendilerine uyacak, bütün acem o kelime sayesinde onlara cizye ödeyecek.” dedi.

Ebû Talib atılarak:”Yani tek bir kelime mi?” diye sordu.

Hemen konu ile ilgili hadislere bakalım..

Efendimiz:”Evet, amcacığım tek bir kelime. “Lâ ilâhe illallah” diyecekler.” Sad, 38/1–8. Tirmizî, Tefsir, Sad (3230)

Göründüğü gibi muhammed daha henüz bir düzine müridi olduğu zamanlarda bile dünyayı fethedebilmenin fantezilerini kendi kafasında canlandırmaktaydı. Sizce tüm insanlığa örnek kişi olsun diye gönderilen bir peygamberin ülke fethetmek yerine, insanlara rehberlik eden daha asil düşüncelere sahip olması gerekmiyor mu..? Sözün özü şudur ki, hiçbir zaman öyle islamcı alimlerin anlattığı gibi güller dağıtarak islam’a davet olmadı, her zaman bir zorbalık ve vahşet vardı, islam korku, dışlanma ve ölüm tehditleri ile yayıldı. Bu durum Türklere de bu şekil de yansıdı, yüzbinlerce Türk başları kesilerek bedenleri ağaçlara asıldı, kılıç zoru ile ölüm tehditleri ile islama geçirildiler, Türk toplumundan gizlenen 70 sene süren bu katliamlara daha önce “Türklerin kılıç zoru ile islam’a geçirilişleri” adlı makâlede yer vermiştim. Devam edelim…

İnsanları cizyeye bağlayıp haraç almak niyetinde olan bir kişi nasıl olurda adaletli ve sonsuz merhametli bir Allah’ın insanlığa örnek olsun diye sunduğu bir peygamber olabilir..? Muhammed’in, Hitler’den, farkı nedir..? Psikolojik rahatsızlıkları olan insanların ruh hali çok çabuk değişir. Bunu günümüzde de bir çok örnekle de görüyoruz. İslam kaynaklarına baktığınızda Muhammed’in ruh halinin bazen çok yükseklerde olduğunu, tüm dünyayı ele geçirmek istediğini görebilirsiniz, ki kuran iniş sırasına göre okunduğun da tüm ruh hali çok daha açık bir şekilde ortaya çıkıyor. Evet söylenildiği gibi “Kuran apaçık bir kitap” değilmidir zaten, bir sorgulamaya bakar herşey saçılıverir ortaya, yeterki birkez tarafsızca sorgulayarak korkmadan okunulsun..!

Neyse, dönelim konumuza…

Muhammed, ruh halinin bozuk olduğu anlarda ise intiharı bile düşünmüştür;

Yüce bir dağ zirvesine çıkıp oradan kendimi aşağı atar böylece bu sıkıntıdan kurtulurum, dedim. Böylece yola çıktım, dağın ortasına varmıştım ki, birden bire gökten “Ya Muhammed, Sen Allah’ın Resulüsün. Bende Cebraillim” diyen bir ses duydum. Başımı göğe kaldırdım. Birde ne göreyim ! Cebrail bir insan suretinde ayaklarını semanın ufuklarında açmış vaziyette. Ya Muhammed sen Allah Resulüsün, bende Cebrail’im dedi.
Kaynak: (İbni İshak; İbni Hişâm, Taberî ve Heyhakî)

Muhammed’in ruh halinde ki bu tür değişiklikler, bize aslında Muhammed’in dengesiz ve psikolojik yardıma muhtaç bir insan olduğunu göstermekte. İnsanlar tarafından itaat edilen ve onlara hükmeden kişi olma arzusu o kadar güçlüydü ki, bu heves onu vicdani hislerden yoksun bırakmıştır. Aslında muhammed insanlar üzerinde otorite sahibi olmayı arzulayan ve hayallerine ulaşmak için her şeyi yapabilecek kadar psikolojisi darmadağan olmuş bir insan durumundaydı.


Konu Raya Haq tarafından (04.08.2018 Saat 16:09 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 04.08.2018, 16:07   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 333
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Muhammed’in yanı sıra bir sürü çocuğa da bakmakla meşgul olan Hatice artık ticaret’e fazla zaman ayıramıyordu. Evin direği Hatice öldükten kısa zaman sonra Muhammed’in destekçiliğini, koruyuculuğunu yapan amcası da vefat etmişti. Bu iki kişinin ölümü ve Mekkelilerin Muhammed’i kaale almayışı sonrası artık Muhammed başka bir şehre göç etmek, insanları kendisine inandırmak için yeni bir şehirde, yeniden şansını denemek istiyordu. İlk etapta kendisine inananların Medine’ye göç etmesini emretti.

Bir önceki makâlemde de bahsettiğim gibi kurulu düzenlerini ve ailelerini bırakmak istemeyen Müslümanlar tereddüde düşmüşlerdi. Bu durum karşısında Muhammed çareyi Müslümanları tehdit etmek ve korkutmakta buluyordu. Muhammed Medine’ye, daha doğrusu o zamanki ismi ile Yahudi şehri Yatrib’e gitmek istemeyen Müslümanlara nasıl sesleniyor;

Nisa-97 “İşte bunların gidecekleri yer cehennemdir. O ne kötü varış yeridir.”

Muhammed bir gece düşmanlarının onu öldürmek istediğini iddia ediyor ve Ebu Bekir’in o’na Medine’ye giden yolda eşlik etmesini istiyordu. Bu olay aşağıdaki ayette şu şekilde dile getiriliyor;

Enfal-30 “Hani kafirler seni tutuklamak veya öldürmek, ya da (Mekke’den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kuruyorlar. Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.”

Yukarıdaki ayetten anladığımız kadarı ile Tanrı Allah Muhammed’e tuzak kurulduğunun habercisi oluyor ve O’nu uyarıyor. Muhammed ise arkasında koskoca Tanrı Allah’ı olduğu halde çareyi Ebu Bekir’e sığınmakta buluyor. Muhammed’in Medine’ye kaçtığı gece Hicri takvimin başladığı gündür. Medine’nin zengin kesimi Yahudilerden oluşmaktaydı. Para, Mal, mülke muhtaç fakir Araplar Muhammed’in şarap akan nehir, tomurcuk memeli huriler ve taze taze hurmalar türü masallarına ister istemez inanmak durumundaydılar.

Muhammed yaşadığı dönemde peygamber olduğunu ilan eden tek Arap değildi. Aksine Arap yarımadasında Tanrı elciliği gayet yaygın bir meslekti. Civar şehirlerde de peygamberliğini ilan etmiş ve insanlara Tanrı mesajları öğütleyen kişiler vardı. Aralarında en meşhur olanı ise “Museyleme” idi. Museyleme peygamberliğini Muhammed’den bir kaç sene önce ilan etmişti ve Muhammed’in aksine kendi şehrinde, kendi tanıdığı insanların arasında çokta başarılı idi. Arada ki fark ise Muhammed Arabistan’ın ilk savaşçı peygamberi olmasıdır.

Medinelilerin Hz.Muhammed’i peygamber olarak kabul etmelerindeki etken Muhammed’in öğretici öğütleri değil, daha çok verdiği cezp edici vaadiler, kendisinin de Arap oluşu ve Yahudiler karşısında hissettikleri eziklikten dolayıdır. Yahudiler kendi inançlarına göre “Seçilmiş, üstün insanlardır”. Tıpkı bugünde olduğu gibi Arapların gıpta ile baktıkları kişilerdi. Medine’nin tümü Yahudilere aitti. Kısaca Medine, yani “Yatrib” bir Yahudi şehriydi. Ebu El Farah Ali tarafından yazılmış “Kitab el-Afgani” isimli eser, Yahudilerin Medine de ki ikametlerini Musa zamanına kadar dayatır. Medine’de ki Yahudi halk esnaf, kuyumculuk, ticaret, çiftçilik ile geçiniyor ve soylu ailelerden geliyorlardı. Şehirdeki Arap nüfusu ise Yahudilerin sahip oldukları iş yerlerinde çalışıyordu. Arapların Medine’ye göç etmelerinin sebebi ise 450 yıllarında Yemen’de yaşanan bir tufandan dolayı idi. Muhammed ile Müslüman olmayı kabul ettiklerinde ise Yahudi işverenlerini katlederek mallarına konmuşlardır.

Büyük İslam âlimi Ibni İshak, İslam’ın en değerli eserlerinden biri olarak gösterilen “Siret Resul” adlı kitabında Yahudilerden irfan (bilim) ve kitap ehli kişiler olarak bahsetmiş ve Müslümanların Yahudilere yaptığı eşkıyalıklara ve gasp olaylarına anlatabildiği en güzel dille kitabında yer vermiştir.

Muhammed her zaman kendisini ve ona inananları mağdur ve eziyet çeken insanlar olarak göstermiştir. Günümüzde bile İslami terörist örgütleri tıpkı peygamberleri gibi aynı oyunu oynamakta ve onca masum insanı öldürdükleri halde devamlı kendilerini mağdur insanlarmış gibi göstermeye çalışmakla beraber, tüm dünyayı İslam’a karşı cephe almakla suçlamaktadır.

Muhammed Mekke’den Medine ye göç etmesine, Mekkelilerin ona ve ona inananlara eziyet ettiğini sebep olarak göstermeye çalışmıştır. Halbuki Muhammed her ne kadar kendisini mağdur göstermeye çalışsa da ayetler işin gerçeğini tüm çıplaklığı ile gözler önüne seriyor;

Nahl-41 “Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, elbette onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz. Ahiret mükafatı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi.”

Muhammed, Mekke’de ki evlerini terk etmelerini ve yanında Medine’ye gelmelerini emrettiği Müslümanlara üstteki ayeti yazmak zorunda kalmıştır. Nedeni ise Mekke de kurulu düzenlerini bırakıp Medine’de issiz güçsüz, evsiz barksız kalan Müslümanların beyinlerini yine cennet vaatleri ile yıkamaktır. İnananların gözünde artık Muhammed’in kredisi tükeniyordu. Bazıları artık Medine’den firar etmeye başlamıştı. Bir başka tehdit içeren ayeti ise su şekilde yazdırmıştır;

Nisa-89 “Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı.”

Sadece yukarıda ki ayet bile aslında eziyet çektirenin Mekkeliler değil tam aksine Muhammed olduğunu anlamak için yeterlidir. Ailesini, çoluğunu, çocuğunu, doğduğu toprakları ve kurulu düzenini bırakmak istemeyen bir insan sizce ölümü ne kadar hak ediyor..? Muhammed’in dayatmaya çalıştığı gibi ortada büyük bir çile zulüm var ise cehennem azabı tehditlere ne gerek olabilir..? Müslümanların o eziyet ve çileden kaçmak için Mekke’yi seve seve terk etmeleri gerekmiyor mu? İnsanları sürekli hicret etmek için zorlayan, tehdit eden hatta etmeyenlerin öldürülmelerini emreden bir insan sizce bunu neden yapıyor olabilir..? Bir tek neden var. O da “kontrol” Muhammed narsisi bir kişiliğe sahip olduğu için insanların üzerinde her yönüyle kontrol sahibi olmak istemiştir.

Sonrasın da Muhammed, Medine’de işsizlik ve yoksulluk yüzünden firar eden Müslümanların karınlarını doyurabilmesi için Mekkeli kervanlara baskınlar düzenlemeye ve ganimetlerine el koymaya başlamıştı. Sürekli Medinelileri Mekkelilere karşı kışkırtıyor ve Mekkelilerin onları evlerinden zorla çıkarttıklarını iddia ederek, ganimetlerin bu yüzden onlara helal olduğunu söylüyordu.

Hac-39 ”Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeğe gücü yeter. “

Hac-40 “Onlar, haksız yere, sırf, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah’ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah’ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.”

Müslümanlar efendilerinin yaptığı sinsilik ve hilekârlıklardan övüne övüne bahsederler. Düzenbazlık ve hilekârlığı peygamberliğe layık gören ve bundan pekte hoşnut bir biçimde bahseden sitelere internette rastlamak mümkün. Müslümanlarda Muhammed’i yaptıklarından dolayı sorgulayabilme cesareti yoktur. O yüzden Muhammed’in her yaptığı işi doğru olarak görürler ve “O yapmış ise doğrudur” demişlerdir. Bakınız Ibni İshak “Siret Resul” adlı eserinde Hendek savaşında olan bir hadiseyi nasıl anlatıyor;

Nuaym b. Mes’ud (ra), gizlice Müslüman olmuştu. Allah Resulü, ona bir müddet daha Müslümanlığını gizlemesini söylemiş ve onu bu muhasara esnasında, çok mühim işlerde kullanmıştı.

Nuaym, hem Kureyş’in hem de Yahudilerin itimat ve hürmet ettikleri bir insandı. Efendimiz, ona harbin bir taktik olduğunu söylemiş ve idare-i kelâm etmesine de izin vermişti. Nuaym, bu ruhsat üzerine Yahudilere giderek: Kureyş sizi terk edecek ve Muhammed (sav)le baş başa bırakacak. Düşünün o zaman haliniz nice olur. Eğer bu durumda kalmak istemiyorsanız, onların ileri gelenlerinden bir kaçını rehin olarak yanınızda alıkoyun dedi. Onlar Nuaym’a olan itimatlarından dolayı bu sözlere kesin olarak inandılar.

Nuaym daha sonra Kureyş’e gitti. Onlara da: Yahudiler Muhammed (sav)le gizlice anlaştılar. Sizin ileri gelenlerinizden birkaçını rehin edip ona teslim edecekler. O da onlara ilişmeyecek. Sakın sizden böyle bir talepte bulunurlarsa onların dediğini yapmayın dedi. Kureyşliler de, Nuaym’a itimat ettiklerinden, onun bu tekliflerinden zerre kadar şüphelenmediler.

Kureyş ileri gelenleriyle Yahudi liderleri, bir gün bir araya geldiler. Her iki taraf ta birbirinden şüpheleniyordu. Evvela Yahudiler sözü açtı ve: Siz başınız sıkışınca çekip gidecek ve bizi bu adamla baş başa bırakacaksınız. Teminat için bize birkaç rehin vermezseniz biz savaşı bırakacağız dediler. Kureyş, zaten böyle bir teklif bekliyordu. Nuaym’ın sözünü hatırladılar ve tabii bu teklifi reddettiler. Onların reddi, Yahudilere de Nuaym’ı tasdik ettirdi. Böylece ittifak bozulmuş oldu ve Yahudiler harp sahnesinden çekilmeye başladılar.

Nuaym Müslüman olalı birkaç gün olmuştu. Allah Resulü’nün insanları tanımadaki isabetine bakın ki, hemen Nuaym? ın becerebileceği bir işi ona teklif etmiş, o da arızasız bu işi yerine getirivermişti.

Kaynak: Ibni İshak, Siret Resul.

Yani Ibni İshak’ın yukarıda bize anlattığı hikaye diyor ki; Muhammed iki kabileyi iftira ile birbirine düşürmüştür. Burada bahsedilen kişi sadece bir asker olsa yukarıda anlatılanlar akıl dışı gelmez ve anlaşılabilir. Oysa bahsedilen kişi allah sözcüsü peygamberlik iddiasında olunca bu ve benzeri savaşları teşvik etmesi, savaş hilelerine başvurması ve ganimet peşinde koşması ne kadar haklı ve allah sözcüsü vasfına uygun olur..?

Muhammed kendisine inananları diğer ayetlerde “Tanrı sözü diye, inanılan allah ağzıyla” şu şekilde savaşa davet etmiştir;

Enfal-65 “Ey Peygamber! Müminleri savaşa teşvik et. Eğer içinizde sabırlı yirmi kişi bulunursa iki yüz kişiye galip gelirler. Eğer içinizde (sabırlı) yüz kişi bulunursa, inkar edenlerden bin kişiye galip gelirler. Çünkü onlar anlamayan bir kavimdir.”

Muhammed Müslümanları sanki mağdur olan ve eziyet çekenler gibi göstermeye çalışmış ve beyinlerini yıkamıştır. Asıl kervanlara saldıran, eşkıyalık ve gasp yapanların kendileri olduğu halde durumun adaletli görünebilmesi için suçu her zaman için kâfirlere atmıştır. Tıpkı bugün ki geri kalmış Arap ülkelerin geri kalmışlıklarının nedenini İsrail ve Amerika olarak gösterdiği gibi. Onlar bugün sadece tıpkı peygamberlerinin 1400 sene önce yaptığını yapmakta ve “mağdur olan” kişileri oynamaktadırlar.

Şimdi, ortada ki çelişki barizdir. Muhammed önce Mekkelileri evlerinden zorla çıkartıyor, onları cehennem azabı ile korkutmakla kalmayıp üstüne üstlük birde öldürülmelerini emrediyordu. Diğer bir tarafta ise “Sizi zorla evlerinden çıkartanlara karşı”, yani Mekkelileri suçsuz oldukları halde suçlayarak savaşı körüklüyordu.

Bu strateji Muhammed’i olağanüstü derecede başarılı yapmıştı. Muhammed “böl ve ele geçir” taktiğinin ustası idi. Kabileleri kabilelere, aileleri ailelere ve hatta evlatları babalarına bile düşman ederek, onları bölerek üzerlerinde kontrol sahibi olmayı başarıyordu.

Tevbe, 23. Ayet: Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse, işte onlar, zalimlerin ta kendileridir.

Kısa bir zaman içerisinde bu taktik ile tüm Arap yarımadasını ele geçirmeyi başarmıştır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica