Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Güncel Olaylar/Haberler

Güncel Olaylar/Haberler Ülkemizden ve dünyadan güncel konular, haberler, tartışmalar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 13.05.2018, 18:53   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Insana Can Veren Annelerimizin Anneler Gunu Kutlu Olsun

Insanin Gercek Yaratici ve Tanri Ozelliklerine Sahip Olan KADIN insanliga ve insanlara can veren, GERCEK TANRININ KENDISI OLAN ANNELER VE ANNELERIMIZIN KUNU KUTLU OLSUN....

Onlari otekilestiren, ikinci sinif muamelesi yapan,
YATAKTA SEX ALETI,
EVDE CARIYE,
COCUK DOGURMA MAKINASI,
UCUZ IS GUCU VE HER TURDEN HAKSIZLIKLARA MAGRUZ BIRAKAN INSANLIK DUSMANLARINA INAT...
DIYORUZKI
SAN OLSUN GERCEK TANRININ KENDISI OLAN ANNELER GUNU.....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.05.2018, 16:13   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,

Genel olarak surekli dile getirmeye calisiriz.
ALEVILIK; INSANLIGIN DOGUSUNDEN BERI GELEN BIR YASAM FELSEFESIDIR.

Alevi Yasam Felsefesinin tarihin suc makinasi ISLAM denen yobaz bir inancla ilgi ve alakasinin olmadigini bir cok ornekleriyle kanitliyabiliriz..

Alevilikte
KADIN KUTSALDIR...

Erkek; bir Bayanla evliyken, ustune kuma getirmesinin mumkunu yok, boylesi bir durumda, DUSKUN ilan edilir...

2 kisi veya 2 ayle, 2 ayri koy bir birleri ile kavgaya girismeleri yani kavga etmeleri halinde, KADIN araya girip bas ortusunu yere attiginda, O kavga orada son bulmustur.. Cunku Kadin kutsal olarak gorulur, cignenmez veya hice sayilmaz...

Islam ise tam tersi Kuran denilen suc makinasinda kadina yonelik Karalamalar, Asaglamalar, Horlanmalar, Otekilestirmeler vs vs mevcut iken, Cocuk yastaki kiz cocuklarina tecavuz edilirken, (Ayse Bunun En Guzel Ornegidir) Ayrica Islamin dogusu adi altinda, YAGMALAMALAR, TALAN VE GASP Etmelerin ardindan, yakaladiklari esirlerin arasindaki Kadin, Kiz cocuklari ganimet olarak bakilmasi, Edinilen Esirlere Nikah yapilmasina gerek duyulmadan TECAVUZ edilebilecegi (bu da Muhammed denilen cinsi sapigin Pedofil) mantigin eseri olup, 5 ile 17 yas aralarindaki kiz cocuklarina tecavuz etmesi kendisi icin bir aliskanlik olmustur...

Biz Alevi Kizilbaslarda Eline, Beline ve Diline sahip olma olgusu onemli ogelerden biridir.

Ayse basta olmak uzere KUCUK KIZ COCUKLARA TECAVUZ EDEN, Resmi rakamlara gore 39 hatun ile evlenip ayrilan, bunlarin hepisini yataga atip, zefkini yasamasindan sonra, bosayip yenisini alan, toplam 69 Hatuna tecavuz eden, Ozellikle Kendi Manevi Kizini Alip TECAVUZ EDEN birinin Alevi Yol Onderlerinden Biri Olabilirmi?

Bir birlerinin KUCUK YASTAKI KIZ COCUKLARINA GOZ DIKEN VE BIR BIRLERININ KUCUK YASTAKI KIZ COCUKLARIYLA EVLENIP ONLARA HAYVANCA TECAVUZ EDEN BIR YAPILANMADAN NE BEKLENEBILIR!!!!

Hz. Muhammed; En Yakin Arkadaslari olan Hz Ebu Bekir`in 9 Yasindaki Kizi Ayse, ve 16 Yasindaki Hz. Omer`in kizi ile evlenmis, Yani Ebu Bekir ile Omer kendisinin KAYIN PEDERLERI OLUR.

Ayni Zamanda,
Omer kendisin de Damadi Olur, Hz. Alinin 10 yasindaki kizi ile evlidir, Hz. Ali den kizini ister, Ali kucuk yastaki kizini Omere yollar, Omer kizin etegini kaldirir cinsel organina bakar, begendigini soyler ve evlenir!!!! ne kadar alcakca ve adice bir yaklasim degilmi?

Osman; Muhammedin Iki kizi ile evlidir!!!! kendisine IKI ZINNUREYN (iki melekli)
10 yaslarinda bir kizi olmus olsaymi onu da Osman`a verecekmismis!!!!

Muhammed, Kardesim dedigi (ikrarina) Amcasinin Ogluna Kizini vermistir....

Kardesim dedigi (Alevi Yasam Felsefesinde IKRAR VERMEK OLARAK BILINEN MISAYIPLIK) Olarak bilinen 7 nesil evlilik olmiyacagi, olmasi halinde DUSKUN goruldugu bir gelenekte, Nasli olurda Misayibinin ( Ikrarin) Kizini Alirda Duskun gorulmez!!!! Ustelik Vahsi, Barbar ve Suc Makinasi Islamin KILICI olan Arap Ali denen katil.
Alevilerin Hizir Eli/Oli sinin yerini alabilirmi!!!
Hizir Eli/Oli kutsalini Arap Ali olarak degistiren ve Alevileri islamlastirmak icin caba harciyan yine bu yobaz Islamin asirlarca basaramadigini basarma cabasindan baska bir sey olmadigini, Aklin Yolu ve Vicdani degerlerimizle tespit edebiliriz...

Islam denin suc makinasi 1400 yildan beri cirpinisi bosa cikmistir, bundan sonra da bosa cikacaktir..
Butun oynadigi oyunlar, Hile, Yalan, Sahtekarliklari bosa cikacaktir...
Bu ve benzeri ozellikle kendileri tarafindan acilmis ve Alevi Yasam Felsefesine yonelik oyunlari bosa cikacaktir.....

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 14.05.2018, 16:15   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Erkek dişi sorulmaz muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey yerli yerinde
Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok
Noksanlık eksiklik senin görüşlerinde
Hacı Bektaş Veli

Erkek hükümran inançların hâkimiyeti altında bulunan bir coğrafyada yasaklı bir inanç olmak, Alevîlik açısından kadın konusunda bazı tedbirleri almayı zorunlu hale getirmiştir. Erkek egemen yaşam tarzı kadının sosyal yaşamı hakkında sınırlamalar getirmişse de kadın, Kızılbaş-Alevîlikte bu sınırları kırmayı başarmıştır. Hemen her inanç kadının kendisinde eşit olduğunu ezelden beri söylemiş ise de, bu görüş teoride kalmış; maalesef pratikte, yaşanabilir veya uygulanabilirlik açısından pekte öyle olmamıştır. Bunu yaşayarak ve görerek tecrübe ettik.

Dinî anlamda “kadın âdemin kaburga kemiğinden yaratılmıştır, insanlığın anasıdır” gibi yüzeysel görüşler belirtilmekle beraber; yukarıda bahsini ettiğimiz gibi bu tespitler pratiğe uymamış, sadece tozpembe görüşler olarak kalmış, kadın hiçte bu görüşler ışığında toplum içinde hak ettiği saygınlığı, özgür yaşamı veya eşitliği yaşayamamıştır. Çünkü ilk önce erkek yaratılmış, kadın sonra onun kemiğinden yaratılmıştır. Böylece kadın hayata yenik başlıyordu. Havva yılana aldanıp yasak meyveyi yiyip cennetten âdem ile birlikte sürülüyordu.

Bilimsel (antropolojik, tarihi veya sosyolojik) olarak kadın, avcı-toplayıcı dönemlerden tutun, bugüne değin ana-erkil, ata-erkil vb dönemler içinde değerlendirilmiş ve bu görüşler içinde, kadının sosyal-dini-ailevi yaşam içindeki rolü hakkında saptamalar yapılmıştır.

“Ana tanrıça Kibele Anadoluludur, dolayısıyla anaerkil düzenin en önemli yaşam alanlarından biri de Anadolu’dur. “Tarihin babası Heredot; “Bir Likyalı’ya kim olduğunu sorun, size kendi adını ve anasının soyunu söyleyerek yanıt verecektir demektedir. Likyalılar analarının adını alırlar, mallar miras yoluyla oğullara değil kızlara geçerdi.”[1]

Kadının altın çağı veya altın milenyumları da denilen anaerkil dönemden bahsedilmesi olağan bir durumdur; bilimsel olarak da bu doğrulanmıştır. Bu sürecin aslında semavî denilen dinlerin gelişine kadar -azalarak da olsa- sürdüğünü söylemek haksızlık olmaz.

“Neolitik çağlarda erkeğin döllemedeki fonksiyonu bilinmediğinden kadınların kendi kendilerine gebe kaldıklarına inanılırdı. Ana tanrıça tapınmasının oluşmasındaki en önemli nedenlerden biri de, kadınların insan soyunu tek başına sürdürdükleri inancıydı.”[2]

Tüm bu süreçleri takip etmek zor değildir. Asıl konumuza dönersek. Kadının Alevilikteki konumu hakkında sınıflandırma yapmak gerekir. Aksi durumda sınıflandırmadan anlatmanın zorluğu malumunuzdur. Sosyal yaşamda, dini hayatta, felsefi olarak kadın vb çeşitli başlıklarda ele almak gerekir. Kadın konusu çok derin ve üzerine kitap yazılacak kadar ayrıntısı olan bir konudur. Burada sadece temel noktalara işaret edeceğim.
Sosyal ve Dinî Yaşamda Alevî Kadını

Oturmuş mürşitler dolu içerler,
Dillerinden dürr-ü gevher saçarlar,
Günahlının günahından geçerler,
Kusursuz günahsız kul bulunur mu?
SAKİNE BACI

Kur’an – El Bakara 228:

“…Erkeklerin kadınlar üzerindeki hakları gibi, kadınların da erkekler üzerinde belli hakları vardır. Ancak erkekler, kadınlara göre bir derece üstünlüğe sahiptirler. Allah azîzdir, hakîmdir.”

Alevî tarihinden izlediğimiz kadarı ile kadınların sosyal yaşamlarında kurala bağlanmış veya katı gelenek şeklinde nesilden nesile aktarılmış bir yasaklar silsilesine rastlamıyoruz. Aksine çeşitli yerli-yabancı araştırmacıların eserlerinden öğrendiğimiz kadarı ile bugünkü Alevî yaşamından çok farklı olmayan bir yaşam tarzı ile karşılaşıyoruz.

Örneğin 1800lü yılların sonlarına doğru Breslau Üniversitesi‘nden bir araştırma için Ankara Alevi köylerini gezen Alman Bilim adamı Prof. Richard Leonhard anılarında burada kaç-göç olmadığını, kadınlarla erkeklerin eşit düzeyde olduğu, bu insanların yaşam tarzının Orta Avrupa ülkeleriyle aynı olduğunu belirtmektedir. Alevîlerin kadına verdiği bu önem-değer nedeni ile kınandığı, iftiralara maruz bırakıldığı bilinmektedir. Bu durum bir çekememezliğin ifadesi olarak, sindirme amacı taşır.

Alman araştırmacı A. J. Dierl şöyle der;

“Alevî kadınlar dini törenlerde başörtüsü kullanmadıkları gibi yaşmak, çarşaf, peçe yada yüz örtüsü (ummanda olduğu gibi) takmazlar. Kadın tecrit (soyutlama) edilmemiştir, erkeklerin toplantılarına serbestçe katılabilir, onlarla yemek yiyebilir, dinsel-kültürel toplantılarda konuşma yapabilir. Çiftlerin, yani kadın ile erkeğin birlikte yaptığı dansların yanı sıra, Alevî yaşamında modern ya da eski Türk müziği tarzında müziklere de yer vardır, içki yasak değildir. Bir konferans ya da konuşmada İNŞALLAH gibi tumturaklı dinsel sözler nadiren kullanılır. Ali ile ilgili vecizelerde fazla kullanılmaz.”[3]

Katı dinsel kuralların yaşandığı dönemlerde kadının sürekli sosyal yaşamda sınırlandırıldığını biliyoruz. Yanlışta olsa kadın sesinin haram olduğunu düşünen bir güruhun olduğunu düşünürsek, şüphesiz karşılıklı dans etmenin, toplantılarda konuşma yapmanın önemli bir yeri olmalıdır. Bunu dillendirmek bile abes ile iştigal. Fakat tarihi araştırmalardan da biliyoruz ki olağan olan işlemediği zaman, gün gelir olağanüstü gibi görülmeye başlanır. Abes olan budur. Kadının salt cinsel bir objeden ibaret görülmesi onun sosyal yaşamdan dışlanmasının, ona güvensizliğin nedenlerin başında gelir. Oysaki Kızılbaş-Alevî felsefesinde bu şiddetle reddedilmiş ve eleştirilmiştir.

“…Kötü tensel istekler ruhu aşağıya çekmekte, ruhsal saflığı engellemekte ve Tanrıdan uzaklaşılmasına yol açmaktadır. En büyük baştan çıkarıcı ise, güzel vücudu ile erkeğin aklını çelen kadındır. Kadının erkekten aşağı görüldüğü bütün toplumlarda, sahip olabildiği tek silahı olan cinselliği ve bedeni DİN tarafından başından itibaren olumsuzlanır. Peki, teoride ve pratikte kadını erkekle eşit haklara sahip bir varlık olarak gören, erkekle kadını eşit düzeyde, eşit değerde sayan, cinselliği ve kadın bedenini olumlayan bir din mümkün değil midir? Mümkündür ve böyle bir anlayışın temelleri Alevî Felsefesinde kolayca görülebilir.”[4]

Tüm bu adaletsiz sistem içinde oluşturulan kadın-erkek eşitsizliği, Alevilikte çok sayıda kadın ozan olmasına rağmen, Alevî filozofyası gereği öyle bir eleştirilmiştir ki Edip Harabî ve Melulî Baba kadın mahlası ile şiirler yazmışlardır. Dikkat çekmek için!

Ey erenler erler nasıl ersiniz?
Söyleyin sizinle davamız vardır
Bacılara niçin nakıs dersiniz
Bizimde Hazreti Havvamız vardır

Bizi de halk eden süphan değil mi?
Aslanın dişisi aslan değil mi?
Söyleyin makbul-u rahman değil mi?
Ümmi Gülsüm Zeynep Leylamız vardır
Naciye Bacı (Edip Harabi)

Alevîlikte birden fazla kadınla evlenme yasağı vardır. Harem selamlık uygulaması yoktur. Hülle (3 kere boş ol ve geçici süre ile anlaşmalı evlilik) yapmak, muta, imam nikâhı yoktur. Kadını dövmek, aldatmak düşkünlük nedenidir ve Alevilikten dışlanmayı gerektirir. Boşanma ise evlilikte haksız tarafın düşkün edilmesi ile sağlanır, aksi durumda yasaktır. Erkek burada gözetilmemiş tersine “hak” gözetilmiştir, kadın erkek ayrımı yapılmamıştır. Evlilik kurumuna aşırı derecede önem verilmiştir. Evli olmayan kimse törenle yola giremez ve dolayısı ile dört kapı kırk makam eğitim sistemine dâhil olamaz. Yine Kırklar Cemi efsanesinde 40 kişinin 17si kadındır. 40lar inancı Aleviliğin temelidir ve orda bile kadın hak ettiği yeri almıştır. Kadınsız yaşam yoktur, olamaz.

“Gel benim ey güzel servi çınarım
Yüreğime bir od düştü yanarım
Kıblem sensin, yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır kaşlarının arası
-Pir Sultan Abdal-

Dediği bu değerli kadınlar günlük yaşamdan ibadete, düğünden cenazeye yaşamın her alanını erkekle yan yana yaşarlar. Alevi ibadet ayinlerinde kadın erkeğin yanında olup Aleviliğin eşitlikçi ve toplumcu yapısını sergiler. Alevi törenlerinde evli olmayan, görgü cemine giremez. Evli olanlarsa eşleriyle birlikte görülürler.” [5]

Talip yolu ta ezelden kardeş bacıdır
Kardeş bacı tanımayan zehirden acıdır
–Hasan Sanî-

Alevi kadınında türban, çarşaf, peçe tarzı İslami hayat uygulamaları yoktur. Hatta kimi dedelere göre düşkünlük nedenidir. Alevi kadını giyinme, karşı cinsle iletişim gibi konularda toplumun diğer kesimlerine göre daha serbesttir. Bu nedenle Alevi aileler arasındaki uyum ve muhabbet İslami yaşama göre daha dengelidir. Onlar her şeyin bu dünyada olduğuna inanan öğretiden olsa gerek öbür dünyada ayaklarının altında olacağı müjdelenen cenneti bu dünyada yaşamayı yeğlerler.

İbreti emelim insana hizmet
Hacıya Hocaya kalmadı minnet
Eşim bana huri, evimde cennet
İbriği tespihi kırdım da geldim
–İbretî–
Kadın Pir – Ozanlar:

Pir Anadır hak meydanın baş tacı
İbrikçi, meydancı, süpürgeci bacı
Gözcü, kapıcı, meydan Güruh-u Naci
Naciye’den sır geldim nurdayım erenler
–Nizar Daylemî–

“Türklerin ve Kürtlerin önemli bir kesimi Müslüman’dır. Müslümanlık ise erkek egemenliğini esas alan bir tapınım biçimidir. Doğal olarak bu inanışın kuralları ile şekillenen bir toplumda kadının üstelik şiir yazan bir kadının öne çıkması olası değil. Bu yüzdende İslamcı yazarlar “Şiir erkek işidir; kadın sûretâ şiir…” derler. Sanıyorum Anadolu’da ilk bilinen “kadın” şair Selçuklular döneminde yaşamış bir falcı olan Müneccime Hatun’dur. Mezopotamya’da ise toplumbilimcilerin araştırmaları sonucu ortaya çıkan “Celale Xanima Loristanî, Dayê Tewraza Hevramî, Rihan Xanima Loristanî, Lîza Xanim, Nazdar Xatûn, Nergîz Xanim gibi 7-8. yüzyıldan 12-13. yüzyıla doğru giden 12 -15 civarında kadın şair gelip geçmiş ki, tamamı o dönemin Kızılbaş/ Yarêsan Kürt şairleridir.” [6]

Alevî önderleri olan pirlerin, eşleri de pirdir. Onlar gibi erkân yürütebilir, gülbang okuyabilir, semah dönebilir, hatta dilerse yapabiliyorsa ayin-i cem sırasında saz çalıp, deyiş okuyabilir.

Bazı kadın pirler ve ozanların isimleri ve yaşadıkları tarihler şöyle:

Seyyide Ana Emiş: Bamasur (Baba Mansur) ocağı postnişanesi bile olmuştur. 19. Yy da yaşamıştır. Yaşamı boyunca dediğimiz gibi erkan sürmüş, yolu devam ettirmiştir.

Pulyanlı Elif Ana: Sinemil Ocağından olan Afê Ana, K. Maraş Pazarcıklıdır. Elif Ana başta Maraş, Antep, ve Malatya olmak üzere Alevi toplumu içinde tanınan ve kendi adıyla anılan bir ocağın kurucusu. Ayrıca Elif Ananın 10 yaşından beri her şeyi gördüğü ve bildiği de dile getiriliyor. Yardım sever ve misafir perverliği halen anlatılmaktadır. Son derece bilgili bir kadın-anadır. 31Ekim 1991 Yılında hakka yürüyen Elif Ana öldükten sonrada ziyaret edilmektedir.

Seyyide Ana İsme: Dersim Tehtitel köyünde 1700’lü yılarda yaşamıştır. Oldukça nüfuzlu bir Ana’dır. Çerağ sahibidir. Kendi zamanında Kurêşan Ocağının postnişanesidir.

Kereze Ana: Kurêşan Ocağından olup 19.yy da yaşamıştır. Erkân yürütmüştür. Cem bağlamıştır. Saygınlığı dersim bölgesinde hala bilinmekte ve hatırlanmaktadır.

Daha çok örnek verilebilir; fakat unutulmamalıdır ki bu verdiğimiz örnekler kayıt altına alınmış örneklerdir. Aksi halde her çağda sayısız kadın ozan-pir-ana’nın varlığından şüphemiz yoktur. Bahsettiğimiz dönemleri göz önüne alırsak Osmanlı dönemindeki kadın şairleri ile mukayese edersek; bunlar saray edebiyatı dediğimiz divan şairleridir ve tersine kadı yâda padişahların eşlerinden, kızlarından oluşmakta idi. Bu açıdan bakıldığında dönemin tabiri ile reaya denilen taban içinde pir-ozanlar çıkarmak Kızılbaş – Aleviliğe nasip olmuştur.

Ayrıca Sakine Bacı, Aşık Senem, Zühre Bacı gibi tekke eğitimi almış kadın ozanların varlığı bilinmekle beraber, çok sayıda kadın zannedilen ozanın -Melulî Babanın Latife adı örneğinde olduğu gibi- kadın mahlası ile yazmadığının detaylı araştırma yapılması ve belirlenebilmesi için isimlerinin anmasını doğru bulmuyorum. Melulî Babanın durumunu ise ayriyeten işleyeceğimi bildirerek bu konuyu kapatıyorum.Fakat unutulmamalıdır ki başta da belirttiğimiz gibi erkek yaşam tarzı ile örülmüş bir yaşam biçiminde kadın ozanlarında kendini gizleme ihtimali her zaman vardır. Elbette bu bir ihtimal böyle olduğunu ifade etmemiz için elimizde belgelerin olması gerekir. Şüphelerin olduğu ise su götürmez bir gerçektir.

Oturmuş mürşitler dolu içerler,
Dillerinden dürr-ü gevher saçarlar,
Günahlının günahından geçerler,
Kusursuz günahsız kul bulunur mu?

Mürşitler oturmuş yerli yerine,
Kimse eremedi Ali sırrına,
Hep dikildik erenlerin darına,
Mansur’un çektiği dar bulunur mu?
SAKİNE BACI
Ana Naciye Güruhu – Güruh-u Naci yahut Fırka-i Naciye

Ta ezelden nur-ı kandil
Fatıma anamızdır bil
-Melulî-

Alevî-Kızılbaşlar kendilerini 72 milletten saymazlar. Alevi-Kızılbaşlar 73. Millettir. 72 millet Havva yani Zulüm koludur. 73. Millet Naciye Ana yani Nur koludur. Bu yüzden meslek sahibi olunmadan, evlenmeden, musahibini bulmadan, ikrar verip törenle yola girip işleğini 72den 73e seçmeden Alevî olunmaz. Pirimiz Fedaî’nin buyurduğu gibi “işleğini 72den 73e seçmeden ister evladı resul, ismi şah talibiyim desen faydasızdır”

“Naciye çocuklarıyız bildiniz mi erenler? Babamız Naci’dir. Bu nedenle şeriatte (şeriat kapısında) bize Güruh-u Naci derler amma Marifet Kapısında erenler öyle söylemez. Marifet Kapısında biz ANA NACİYE çocukları olarak anılırız. Marifet Kapısı “ölmeden ölmek” kapısıdır. O kapıda künyemiz ANA NACİYE ile anılır. Hakikat yolculuğuna Naciye çocukları olarak çıkarız.” [7]

Kızılbaş yolağında her şey (a)zahiri ve (b)batınî; yani (a)şeriat-tarikat ve (b)marifet-hakikat kapılarına göredir. Herkesin bildiği gibi Alevi yolağı âdem-Havva değil Şit (Naci)- Naciye soyundan gelir. Bu yüzden zahirde Naci (şit) derken; Batında onun gerçekliği Naciye Anadır. Erenler böyle söyler. Yukarıda anlatıldığı gibi. Yani bir kadın-ata yolağından bahsedilir. Dedik ya erkek egemen dikta, kimi önlemleri zorunlu kılar diye, aynen budur.

“…doğan ve doğuran, bağışlayan ve esirgeyen, besleyen ve büyüten, söyleyen ve söyleten, evrensel yaratıcı kadın-ata’dan söz etmiş oluyordum. Kadim Kızılbaş yolağında ne soy, ne de boy Babaya göre değildir, Kızılbaşların başları Analarına bağlıdır. Baba ancak ikinci doğumlarında söz konusu edilir. İkinci doğma ise ikrardan geçmekle olur. Erkek egemenliği ve onun şiddetle ördüğü yaşam tarzı, ne kadar inkârcı ve ne kadar yok sayıcı olursa olsun, bu coğrafya üzerinde oldukça derinlere kök salmış KADIN-ATA’ya ait kültür varlığını, inanç varlığını ortadan kaldıramamıştır. O bir biçimde kendisine yaşam alanı bulmuştur. Bunun en köklü yaşadığı inanç alanı KIZILBAŞLIKTIR.”[8]

Yazıyı okuyanlar hatırlayacaktır, yukarıda Anadolu yerli halklarından Likyalılar ile ilgili olarak bir alıntı yapmıştım. Aleviliğin kimi değerlerinin Anadolunun kadim miraslarından olduğu artık araştırmalar sonucu yadsınamaz bir gerçekliktir. Şöyle demiştik:

“Ana tanrıça Kibele Anadoluludur, dolayısıyla anaerkil düzenin en önemli yaşam alanlarından biri de Anadolu’dur. “Tarihin babası Heredot; “Bir Likyalı’ya kim olduğunu sorun, size kendi adını ve anasının soyunu söyleyerek yanıt verecektir demektedir. Likyalılar analarının adını alırlar, mallar miras yoluyla oğullara değil kızlara geçerdi.”

Tabi abartıp bağlamak niyetinde değiliz; fakat Anadolu mirasının Alevilik içinde yaşadığının bir gerçek olduğu bilinmelidir. Bu görüşlerin izleri Alevîlik içinde rahatça sürülebilir. Keza 13-14. Yyda ortaya çıkan Bacıyan-ı Rum kadın örgütlülüğü ortadadır. Bunun esinlendiği mirasın kaynağı yine Anadolu’dur.

Asli konumuza dönecek olursak; her şey zahir ve batın veya ilk iki kapı ve son iki kapıya göre değişir demiştik. Haşim Kutlu’ya göre Melulî babanın nefesindeki

Ta ezelden nur-ı kandil
Fatıma anamızdır bil
-Melulî-

Bu anlatımda Fatıma Ana aslında zahirde böyledir; ama batın yüzünde Naciye Anadır. Pir Hasan Sani; Hakkın emri rızası adlı kitabında Fatıma kelimesini kullanırken parantez içinde karşısına NACİYE ismini ekler. Sanırım Haşim Kutlu haksız değildir.

“ Kızılbaş yolunun batın yüzünde “YOL, ANADIR” baba ise erkândır. Ve Kızılbaş erkânınca YOL CÜMLEDEN ULUDUR.”[9]

4 kapıdan geçtiği bilinen bir mürşid olan Başköylü Seyyid Hasan Efendinin Güruh-u Naciye Hakkında söyledikleri sanırım yol’un kadın olduğunun en büyük ipuçlarını verecektir bize.

>>> Fırka-i Naciye, Hakkın emri rızasında olanlardır ve 40 haftada bir, Hakkın divanında dar olur, pirleri tarafından sorgu sual edilirler. Sorulan sorgu, Hakkın emr-i rızasında ne kadar olunup olunmadığıyla ilgilidir. Hakkın emri ve rızasında olmayanlar “CEM” evine alınmazlar. Ancak, cem yerinde sorulan soru ve verilen ceza; ahret gününde sorgu da edilmez, cezada verilmez. Zira insanın kârı, kazancı, sermayesi dünyadır. Ahrette sorgu sual yapılacağı, sadece bir kandırma olup, milleti birbirine düşman edip kırdıran alacaların uydurduğu bir şeydir. Bunların sözleri yalandır. Dünyada kaybolan ahrette bulunur mu? Dünya, insana en büyük sermayedir. Ve nihayet doğuş dünya içindir. Doğuş olmazsa dünya boştur. Dünya insansız, insanda dünyasız olmaz. Doğanlar sermayesini dünyada alır. <<<()
() Pir Hasan Sani, Hakkın Emri Rızası ve Varlığın Doğuşu

Pir Hasani bunu anlatırken anadan gelmeyi, yaradılış reddini ve doğuş inancını vurgular. Çeşitli başlıklarda Alevilikte yaradılışın olmadığını varoluş-doğuş inancının olduğunu yazmıştık. Pir Hasani’nin bu anlatımını 16. yy piri ulu ozanımız Kul Himmet;

Nice yüz bin yıllar kandilde durdum
Ata’nın belinden ana’dan geldim
–Kul Himmet–

şeklinde haber vermektedir. Bu yüzden ana-erkil dönemlerden kalma, kadının doğurganlık ve analık yönününde kızılbaş-alevi filozofyasında değer gördüğünü, insani tüm hakların yanında salt bu nedenden dolayı bile kadının kutsandığı ve önemsendiği söylenebilir. Naciye ana kabulü sadece nedenlerden biri olup elbette sadece bir boyutudur. Salt bu değildir. Bu yüzden çetrefilli ve gizemli bir konu olan Naciye Ana konusuna değinmeyi gerekli gördüm. Son olarak üstat Haşim Kutlu’dan bir alıntı ile konuyu noktalamak istiyorum. Kusur ettiysek, sürç-i lisan ettiysek affola!

“ 60lı yılların sonuna doğru meydana çıkan bu savrulmalarda bu tahribatın büyük etkisi vardır. Bugünkü yol, erkân sıkıntısının bir ayağı da bu noktaya oturur. YOL VE ERKÂN KADIN ANALARIN HİMAYESİNDEYKEN YAŞAMAKTAYDI. Her ocağı esasta tüttüren onlardı. Onlar (kadın analar) terk edince BABALAR REHBERLER PİRLER zaten çoktan terk etmişlerdi.”

Kul Seyyid

Dipnot ve Kaynakça:

[1] Merlin Stone ,Tanrılar Kadınken

[2] Hasan TORLAK, Ana Tanrıça İnancının Bitkisel Kaynakları, Yolculuk Der. Eyl.2002)

[3] Anton Josef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları

[4] Anton Josef Dierl, Anadolu Aleviliği, Ant yayınları

[5] Nejat Birdoğan, Anadolunun Gizli Kültürü Alevilik

[6] Ezeli Doğanay, Kadın Halk Ozanları. Ürün Yay. 1997 Ankara.

[7] Haşim Kutlu, Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, yurt kitap yayın

[8] Haşim Kutlu, Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, yurt kitap yayın

[9] Haşim Kutlu, Kızılbaş Alevilikte Yol Erkan Meydan, yurt kitap yayın

Kaynaklar: Yukarıdakilerin dışında

Başköylü Seyyid Hasan Efendi, Varlığın Doğuşu

Başköylü Seyyid Hasan Efendi, Hakkın Emri Rızası

Ünsal Öztürk, Alevilerin Büyük Sırrı

Etem Xemgin, İnsan mı Tanrıyı Yarattı

Süleyman Diyarloğlu , Tanrının Gizli Dili – Alevilik Batınilik-Ezoterizm

Öznur Tanal, Kadına Bakış

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.05.2018, 03:08   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İslam öncesi dönemi ‘cahiliyye’ olarak tanımlayanlar, bu dönemde Arap kadınının köle durumunda tutulduğunu, mal gibi alınıp satıldığını ve bu durumun Muhammed ile düzeltildiğini fakat daha sonra, yani İslami esasların ihmali nedeniyle kadın haklarının yok kılındığını iddia ederler. Bu iddianın tarihi gerçeklere oturmadığını kısaca belirtmekte yarar vardır.

Sözde Cahiliye Devrinde Arap Kadını Özgürdü.

Tarihi gerçek o’dur ki İslam öncesi dönemde Arap kadını, toplumun şerefle sayar olduğu, siyasal ve sosyal haklarla donattığı bir varlıktı; mal değil aksine hak süjesi durumundaydı. Erkeğini kendi seçer ve dilediği takdirde boş edebilirdi. Giyim ve kuşamında olduğu gibi dilediği işleri görmede (örneğin ticaret) serbestti. Bunun böyle olduğunu Arap kaynaklardan öğrenmek mümkündür. Sebe melikesi özelliği, ‘cahilliyye’ olarak küçümsenmek istenilen dönemlerde kadının devlet başkanlığına gelebildiğinin kanıtı olmak üzere ortadadır. [İzzettin, age, (1953) 29.]

Kur’an’da Sebe Melikesi diye adı geçen Belkıs, ilk Arap kadın hükümdarı sayılır. Güya şeytana kanmış ve Allah’ı bırakmıştır. Hüdhüd kuşu bunu Süleyman peygambere bildirmiş ve o da Sebe melikesine mektup yazarak muhteşem köşküne davet etmiş ve bunun üzerine Sebe Melikesi: ‘Rabbim, şüphesiz ben kendime yazık etmişim. Süleyman’la beraber alemlerin Rabbi olan Allah’a teslim oldum’ (Neml 20-45) diyerek inananlardan olmuştur.

‘Kitab al-Muhabbar’ yazarı Muhammed İbn Habib (el-Bağdadi) , İslam’dan önce Arap kadınının sosyal ve ekonomik haklara sahip olduğunu, evleneceği erkeği seçmekte ya da dilediği işleri görmekte özgür bulunduğunu kanıtlayan nice örnekler verir. (Eyyumu’l-Arab’da bu hususlar açıklanmıştır.) Bunlara eklenebilecek en ilginç örnek, hiç kuşkusuz, Muhammed’in ilk karısı Hatice’dir.

Bazı yazarlar, Cahilliyye’de Arap kadınının şahsiyet sahibi olmadığını, mal-mülk edinemediğini kanıtlamak gayretkeşliğiyle Hatice’nin işlerinin babası tarafından yürütüldüğünü ve fakat babasının bir savaş esnasında ölümü üzerine güç durumda kalıp ne yapacağını bilmediğini ve sırf işlerini yürütebilmek maksadıyla Muhammed’i işe aldığını ve Muhammed sayesinde kurtulduğunu iddia ederler.

Oysa ki gerçek bu değildir; zira Hatice, babasının ölümü üzerine ticarete başlamamıştır; çok daha önceden beri ticaretle meşgul olmuştur. İbn İshak ve İbn Hişam ya da Taberi gibi en sağlam kaynakların bildirdiğine göre Hatice Kureyş kadınları arasında neseb bakımından üstün, şeref ve servet bakımından yüksek, akıl ve idrakle iş gören, zeki bir kadındı. Ticaretle uğraşırdı; başkalarına mal ve para vererek ticaret eder, onlara kardan belli bir pay ayırarak karları paylaşırdı. Kureyş kavminden her erkeğin onda gözü vardı. Dul kaldığı andan itibaren her erkek onunla evlenmek için can atar, maksadına erişmek için paralar harcardı. Fakat o gönlüne yakın birini bulamadığı için hiç kimseye kulak asmazdı.

Fakat Muhammed’in ‘güvenilir’ bir kimse olduğunu işitince ona adamlarını göndererek Şam’a gidip alış verişte bulunmak üzere para ve mal vereceğini ve kölesi Meysere’yi de kendisine yardımcı katacağını bildirdi. Muhammed onun bu teklifini kabul etti. Hatice’den mal alarak ve yanında Meysere de olduğu halde Şam’a gitti. Malları satıp, paraları topladıktan sonra Mekke’ye döndü. Getirdiği malları Hatice’ye teslim etti. Hatice bu malları bir kat fazla fiyata sattı ve karı paylaştı. Hatice Meysere’den bilgi istediğinde Meysere kendisine, Şam’da bir Rahib’in Muhammed hakkında ‘Bu zat bir peygamberdir’ dediğini ve yolda gelirken iki meleğin Muhammed’i gölgelediğini söyledi. Bunun üzerine Hatice, adam göndererek kendisiyle evlenmek istediğini Muhammed’e bildirdi. Muhammed bunu amcalarına açıkladı. Ve amcası Hamza bin Abdülmüttalib, Hatice’nin babasının katına giderek ondan Muhammed için Hatice’ye talib oldu. Böylece Muhammed Hatice ile evlendi. (Taberi, Milletler ve Hükümdarlar Tarihi, M.E.B.Yayınları, İstanbul 1966; 2.cild; 68-71)

Vakidi’nin anlatışına göre Hatice’nin Muhammed’le evlenmesi şöyle olmuştur. Hatice Muhammed’e aracı göndererek ona evlenme teklifinde bulunur. Bu arada kendi babasına bolca şarap içirterek onu sarhoş kılar ve sonra Muhammed’e, amcasıyla birlikte gelmesini ister. İstediği gibi olur; Muhammed amcasıyla birlikte Hatice’nin babası Huvayilid’ten, kızına talib olduğunu ve onu Muhammed’le evlendirmesini söyler. O da denileni yapar ve kızını Muhammed’e verir. (İbid. 70)

İslam öncesi dönemde Arap kadınının kendi başına ticaretle uğraşabilecek, ya da erkeğe evlenme teklif edebilecek kadar açık fikirli olduğunu kanıtlayan bu örneğe benzer daha nicelerini burada sıralamak mümkündür. Kitabu’l-Agani’de adı geçen Selma bint Amr, ki sadece şiirleriyle değil fakat güzelliğiyle de ün salmış bir kadındı, pek çok talipleri bulunmasına rağmen kendi kafasına ve gönlüne uygun birini bulana kadarevlenmeme kararında olduğundan sayısız taliplerini reddetmekle tanınmıştı. Evlenirken de, evlilik boyunca özgürlüğüne sahip kalacağına ve dilediği an kocasını boşayacağına dair şart koşmuştu.(Agani, XIII ve XVI. 124. İbn Hişam, age, 83)

Yine aynı şekilde, kadın şairlerden Bint Amru’l-Harise bin el-Şarid, ki üç kocaya varmış ve kocalarının hepsini de kendi seçmiş ve boşama şartı ile evlenmişti, zikredilebilecek bir başka örnektir.

İslamiyette kadının kocasını boşama hakkını nikah esnasında alabileceğine dair İlmihallerde yazılanlar aslında İslam’la değil, Cahiliyye dönemiyle alakalı Arap Örfleridir. Kur’an’ın kadına bir tek yerde boşanabilme hakkı verdiğini görüyoruz. O da eşine tazminat ödemesi şartıyla. Evlilik birliğinin sona ermesinde eşin kusurlu davranışları, şiddet uygulaması Kur’an için mühim görülmemiş, böyle eşlerden kadınların boşanabilmesi ancak o fena eşlere mehir olarak aldığını bırakmak, yani tazminat ödemek şartına bağlanmıştır. Oysa ki erkeklerin kadınları ne denli kolay boşayabildikleri Kur’an’daki düzinelerce ayette zikredilmiştir.

Muhammed’in dayısı Abdül-Muttalib b. Haşim’in annesi Selma binti Amr, bu konuda verilecek nice örneklerden bir diğeridir ki, Cahilliyye döneminde Arap kadının özgürlüğünü temsil eder. En sağlam Arap kaynaklarından öğrenmekteyiz ki Selma, öylesine şahsiyetine ve özgürlüğüne sahip bir kadındı ki, evleneceği zaman kendi işlerinin kontrolünü kendi elinde tutacağına ve dilediği zaman kocasını boşayacağına dair şartı, evlilik akdinin şartı kılardı. (Sahih-i… I. sh. 49; VIII, sh. 410; İbn-i İshak, age, sh.59)

Hemen hatırlatalım ki İslamdan sonra Arap kadını, kocasını seçme hakkını yitirmiştir. Aynı şekilde Cahiliyye’de kocasını boşama hakkına sahip iken, İslamdan sonra bu hakkından da yoksun kalmıştır. Zira Muhammed, muhtemelen kendi başına gelenlerden ders almış olarak, boşanma hakkını sadece kocanın hakkı olarak yerleştirmiştir. Örneğin Hazrec’in kızı Leyla ‘aramızdaki akdi boz’ diyerek onunla ilişkisini bozanlardan biridir.

Öte yandan ‘Müt’a evlilik’ sistemi, İslam’dan önce Arap kadınının özgürlüğünün bir başka örneğidir. Arap lügat’lerine göre ‘Zevk evlenmesi’ anlamına gelen bir tür evliliktir, ki, belli bir süre boyunca birlikte yaşamak isteyen kadın ve erkek, hiç bir özel merasime gerek görmeden, aralarında yapılacak bir anlaşma ile evlenebilirlerdi. Evlilik akdi sırasında ne kadının babası ya da velisi ve ne de başkaca bir tanık hazır bulunurdu. Böylece iki tarafın serbest iradesiyle geçici bir evlilik kurulmuş olurdu. Her ne kadar bu evliliğin, kadına verilen bir ücret karşılığında yapıldığı ve belli bir süre (örneğin üç gün) için geçerli olmak üzere akdolunduğu belirtilirse de, gerek akdin serbest iradeye dayalı bulunması ve gerek sürenin taraflarca istendiği gibi uzatılabilmesi nedeniyle ortada kadın bakımından kısıtlayıcı bir durum söz konusu değildi.

Kadınların müt’a suretiyle nikah edilmesi usulüne Muhammed yıllar boyu ses çıkarmamıştır; aksine izin verdiğini bazı hadis’leriyle açıklamıştır. (Ali İbn-i Ebu Talib’den Buhari’nin rivayeti için bkz. Sahih-i… X, 272, hadis no 1613) Hatta söylendiğine göre kendisi bile bundan yararlanmıştır. Ancak ne var ki usulün devamına izin vermesinin nedeni, yine İslam kaynaklarının bildirmesine göre; Kadın ihtiyacının şiddeti ve onların azlığı ve harb ve gaza gibi müstesna zamanlara ait bulunmasıdır, yoksa kıdının özgürlüğüne önem vermesinden değil. Bazı kaynaklar, Hayber günü bu usulü yasakladığını, ve Mekke’nin fethi seferinde yeniden serbest bıraktığını fakat Veda Haccı’nda kesin olarak ortadan kaldırdığını bildirirler. Bununla beraber müt’a uygulamasını yasaklamadığını kabul edenler, ve hatta Kur’an’a koyduğu bir ayet ile ‘ücret karşılığı kadın alma’ olasılığını sağladığını söyleyenler de vardır. Nisa Suresinin 24. ayetinde: (Evli kadınlardan ve cariyeler’den) başkasını… mallarınızla istemeniz size helal kılındı ‘ diye yazılıdır. Bundan dolayıdır ki şii’ler arasında hala müt’a ile nikah usulü geçerlidir. O kadar ki İran Devletinin bu usulü destekler nitelikte kararnameler yayımladığını biliyoruz.

Şunu da eklemek gerekir ki cahilliye döneminde Arap kadını, sözünü geçiren ve erkeğini etkileyebilen, haysiyetine düşkün bir varlıktı. Kocasını saydığı kadar kocası da karısını sayardı; çocuklar baba otoritesine olduğu kadar ana otoritesine de bağlıydı. (Lichtestadter, age 65-83, 1935)

Bu yazı İlhan Arsel’in Şeriat ve Kadın kitabından faydalanarak hazırlanmıştır. Ülkemzin nadiren yetiştirebildiği bilim insanlarından biridir. Yobazların baski ve tehtitleri nedeniyle ömrünün son yıllarını yurtdışında geçirmek zorunda kalmış ama yılmayıp insanlarımızı aydınlatmak için çabalamıştır. Kendisini saygıyla anıyorum.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.05.2018, 03:12   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Suc Makinasi Kuran’da Kadına Bakış

İslamcıların, dinde kadın ile erkeğin eşit/denk olduğu; islamiyetin kadını yücelttiği ve çok değer verdiği iddiası vardır. İnsan hakları evrensel bildirgesini benimsemiş, çağdaş insanların dinden çıkmasını önlemek için böyle gerçek dışı iddialarda bulunmak zorundalar. İşin aslını açıkca ortaya koysalar insanların dinden soğuyacağı ve dinden çıkmaların artacağı kesindir.

Kendinizi “islamiyetin Kadını yücelttiğine” inandırmak isteyebilirsiniz, ama Kuran’da durum ortada, bu nedenle hadislerden bazılarına, peygamberin hayatından örnek “rivayet”lere, menkıbelere, hacıların hocaların çarpıtılmış ve gerçek dışı yorumlarına sarılmak zorundasınız. Gerçek şu ki Kuran’da kadın’ın değeri yoktur, hatta erkeğe eşit bile değildir. Bu gerçeği bilen islamcılar hadislere sarılırlar. Binlerce hadis bulunduğu için kadını yücelten seçmece hadisleri önpilana çıkarırlar ki bunlarda “kadın”dan ziyade, çoğu “anneliği” veya “kadının itaatini” öven sözler görebilmekteyiz. Bununla birlikte kadını cehennemlik gösteren ve aşağılayan birçok hadis de bulunmaktadır.

Kuran’da kadının durumunu anlayabilmek için özellikle altta sıralanan ayetleri anlayarak ve sorgulayarak okumak gereklidir. Anlayarak okunduğunda Kuran’da kadına hangi gözle bakıldığı açık ve net olarak görülecektir.

1-Erkeklerin kadınlardan üstün olduğunu, kadınların kocalarına boyun eğmesi gerektiğini, erkeğin karısını dövebileceğini anlatan ayet:

Nisa-34 “Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta) dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. (Evlilik yükümlülüklerini reddederek) başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. (Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız) onları dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Şüphesiz Allah, çok yücedir, çok büyüktür.”

2-Kurana göre erkekler kadınlardan bir derece üstündür:

Bakara-228 “Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın kendi rahimlerinde yarattığını gizlemeleri onlara helâl olmaz. Kocaları bu süre içinde barışmak isterlerse, onları geri almağa daha çok hak sahibidirler. Kadınların, yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır. Yalnız erkeklerin kadınlar üzerinde bir derece farkı vardır. Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

3-Şahitlik konusunda iki kadının bir erkeğe denk düşmesi: Sormak gerekir neden 1 erkek yerine 1 kadın değil? Bunun açıklaması 2 kadının ancak 1 erkeğe denk görülmesi ve kadının yarım akıllı olarak nitelenmesidir.

Bakara-282 “Ey iman edenler! Belli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman bunu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın. Yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan kaçınmasın, (her şeyi olduğu gibi dosdoğru) yazsın. Üzerinde hak olan (borçlu) da yazdırsın ve Rabbi olan Allah’tan korkup sakınsın da borçtan hiçbir şeyi eksik etmesin (hepsini tam yazdırsın). Eğer borçlu, aklı ermeyen, veya zayıf bir kimse ise, ya da yazdıramıyorsa, velisi adaletle yazdırsın. (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu, onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler çağırıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar. Az olsun, çok olsun, borcu süresine kadar yazmaktan usanmayın. Bu, Allah katında adalete daha uygun, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Yalnız, aranızda hemen alıp verdiğiniz peşin ticaret olursa, onu yazmamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. Alışveriş yaptığınız zaman da şahit tutun. Yazana da, şahide de bir zarar verilmesin. Eğer aksini yaparsanız, bu sizin için günahkârca bir davranış olur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Allah, size öğretiyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”

4-“Peygamber”e tanınan kadın haklarına bakalım: Savaş esiri kadınlar “ganimet” sayılıp helal kılınmıştır, ücretini hibe eden kadınlar helal kılınmıştır ve daha birçok kadın helal kılınmıştır

Ahzab-50 “Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da (sana helâl kıldık.) Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.”

5-Kadınların erkeklerin tarlası olması ve erkeklerin istedikleri gibi varabilmeleri: Heralde kadın ancak bukadar aşalanabilir.

Bakara-223 “Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah’tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O’nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdele!”

6-Kadından, ikişer üçer dörder tane alınabileceğini söyleyen ayet: Çok eşlilik kadının aşalnması, ikinci sınıf görülmesi ve bir kadının erkeğini başka bir kadınla paylaşmak zorunda kalması yani onursuz bir hayata mahkum edilmesinden başka Bir şey değildir. İslamın çağdışı yönlerinin içinde en belirgin olanı da budur. Nekadar sevimli gösterilmeye çalışılırsa çalışılısın çağımızda açık seçik ahlak dışı bir uygulamadır. Üstelik kadın köleleri nikahsız cinsel yönden kullanmaya izin veren utanç verici bi hükümüde içinde barındırmaktadır.

Nisa-3 “Eğer, (velisi olduğunuz) yetim kızlar (ile evlenip onlar) hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan (başka) kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz (cariyeler) ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.”

Çok eşliliği onaylayan ve sözde adaletli olmayı öğütleyen bir ayet daha:

Nisa-129 “Ne kadar uğraşırsanız uğraşın, kadınlar arasında adaleti yerine getiremezsiniz. Öyle ise (birine) büsbütün gönül verip ötekini (kocası hem var, hem yok) askıda kalmış kadın gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve Allah’a karşı gelmekten sakınırsanız, şüphesiz Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.”

7-Miras konusunda, kadının yarım pay sahibi olması; Kuran üç farklı ayette miras hükümlerini içermektedir. Üstelik miras ayetleri hem cinsiyet ayrımı yaparak haksızlık yapmakta, hemde içinde matamatik hatası barındırmaktadır.

Nisa-11 “Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Çocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ölenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”

Nisa-12 “Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer. Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah’ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)”

Nisa-176 “Senden fetva istiyorlar. De ki: “Allah, size “kelâle” (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Çocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.”

Bu konuda islamı savunanların genel görüşü şudur; “Erkeklerin kadınlardan üstün yanı ve kadınların da erkeklerden üstün yanı vardır. Bu yüzden bazı konularda erkek üstün tutulmuştur.” Elbette ki kadın ile erkeğin fiziksel farklılıkları vardır. Ancak bu durum, fiziki güç gerektirmeyen; mirasta, şahitlikte ve evlilik gibi konularda kadını ikinci sınıf ve yarım erkek yerine koymayı haklı gösteremez, bunu akılcı ve çağdaş yaşama sahib günümüz insanlarının kabul etmesi mümkün değildir.

Geçmişte işler daha çok fiziksel güce dayandığı için böyle bir uygulamaya gidilmiş olabilir. Ancak artık işlerin pek fiziksel güç gerektirmemesinden dolayı kadınlar mevcut işlerin birçoğunda çalışabilmektedir. Üretime erkek ile eşit katkı sağlamaktadır. Kaldı ki kadın çalışmayıp ‘ev hanımlığı’ yapsa da, bu da bir iştir, bir nevi meslektir ve bu sebeple mirasta erkekle eşit pay almalıdır. Şahitlik konusuna gelince, kadınların erkeklere göre akli açıdan bir eksiği bulunmamaktadır. Şahitlik yapmalarını engelleyecek, yarım erkek yerine konacak herhangi bir nörolojik bulgu yoktur.

8-Kuran’da Cariye olayı yani kadın kölelerin cinsen istismarı olağan görülmüş, bu bahtsız kadınların kendini esir edenler tarafından kullanılmasına açıkca izin verilmiştir. Üstelik bu Kadınları cinsel yönden kullanmak için evli olmakta gerekmemetedir. Satın almak veya savaşta ganimet olarak esir etmek bu kadınlarla birlikte olmak için yeterlidir. Daha sonra bu konu detaylı olarak işlenecektir.

Müminûn-5, 6 “Onlar/Müminler, mahrem yerlerini günahlardan korurlar. Yalnız eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri ile ilişki kurarlar.”

Mearic-29, 30 “Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir. Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.”

9-Sizler domuz eti yer misiniz? Hayatta yemezsiniz. Müslümanlar asla domuz eti yemez. Malezya’dan İngiltere’ye, Türkiye’den Dağıstan’a, Sudan’dan Afganistan’a bu böyledir. Neden? Enam ve Nahl surelerinde açıkça yasaklanmıştır da ondan.

Peki müslümanlar kitablarında;”Ey inananlar, kadınlarınıza asla şiddet uygulamayın, kadınları döven ve ezenler, onları taşlayanlar ile bu zulme seyirci kalanlar bizden değildir, onları cehennemde tarifsiz azaplar bekler” Şeklinde kadını yücelten, değer veren tek bir ayet gösterebilirmisiniz? Malesef hayır Gösteremezsiniz.

Kuran’da kadınları yücelten ve koruyan böyle bir hüküm yok, tam aksine Kuranda kadınlar ve oğullar mal ve nimet mertebesinde gösterilmişdir.

Ali İmran-14 (Elmalılı sadeleştirilmiş) “İnsanlara, kadınlar, oğullar, yüklerle altın ve gümüş yığınları, cins atlar, davarlar, ekinler gibi zevklerin sevgisi, çekici hale getirildi. Fakat bunlar, dünya hayatının geçici nimetleridir. Oysa Allah, akibet güzelliği, O’nun yanındadır.”

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 17.05.2018, 03:18   #6
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 274
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 9
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Islam Dinin Lideri Olan Cinsi Sapik ve Uckur Duskunun Kuran`da uydurdugu Cok Eslilik, Kadina yonelik yapilan en buyuk haksizlik ve namusuzlugun en acik gostergesidir.

Cok Evlilik Savunma Yalanlari, Kuran Denilen Suc Makinasinin Sahtekarligini En Acik Sekilde Ortaya Koymaktadir.


Önce bu konuyla ilgili müslüman savunmasına bakalım;

“Nisa Suresi 3. Ayette” izin verilen çok eşliliğe Müslüman savunması; Savaşlar olmuyor mu? Evet savaşlar oluyor, Erkekler savaşlarda ölüp gidiyor erkek sayısı azalırken, Toplumda kadın sayısı fazla hale geliyor, yani mecburiyetten çok kadınla evlilik yapmak gerekli olabiliyor. Bu zorla olan birşey değil kabul eden kadın olursa Allah izin veriyor, yoksa kocasız kalan kadınlar kötü yola düşebilir. Bu evlilikler yapılmazsa zina da artabilir. Allah bu günahın önüne geçmek için çok kadınla evlenmeyi helal kılmıştır.

Şimdi bu savunmaları tek tek inceleyelim:

(1) Savaşlar olmuyor mu? Evet savaşlar oluyor, Erkekler savaşlarda ölüp gidiyor erkek sayısı azalırken, toplumda kadın sayısı fazla hale geliyor, yani mecburiyetten çok kadınla evlilik yapmak gerekli olabiliyor.

CEVAP: Cumhuriyet kurulduktan sonra ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapıldı. Bu sayımda erkeklerin oranının kadınlara göre çok daha düşük olmasını bekleriz değil mi? Çünkü ülkemiz 1911-1922 arasında 11 yıl boyunca kesintisiz savaş dönemi yaşanmıştır.

GERÇEK: 1927 Nüfus sayımı sonuçlarına göre erkeklerin nüfustaki oranı %48,1 dir. Biz yıllarca o savaş senin bu savaş benim dört bir cephede savaşmadık mı? Sadece Çanakkale’de yüzbinlerce Erkek can vermedi mi? Demek ki savaşta erkeklerin nüfus olarak büyük oranda azaldığı iddası gerçek dışı, onca yıl süren savaş nüfus dengesinde sadece %2 lik bir değişime neden olmuş, heralde bu erkeklerin harem kurması için mantıklı bir gerekçe olamaz, kaldı ki geçmiş dönem savaşları daha da az nüfus kayıplarına yol açıyordu.

Ayrıca bu mantığın Kuran’da daynağını da yoktur. Kuranda çok kadınla evlenmenin tek şartı haksızlık etmemek, kadınların arasında adil davranmaktır. Başkaca şartı yoktur. Bir erkek maddi gücü ve züriyeti yerindeyse Kuran’ın hükümlerine göre istediği kadar kadını alır. Cariyeleri de hesaba katarsak isterse kendine harem bile kurabilir.

(2) Çok kadınla evlilik zorla olan birşey değil, kabul eden kadın olursa Allah izin veriyor.

CEVAP: Erkeğin birden fazla Kadınla evlenmek için eşlerinin rızasını alması gerekmemektedir. Eğer kadın erkeğini başka kadınlarla paylaşmak istemezse, kocasına ittaat etmemiş yani baş kaldırmış olur. Erkeklere hertürlü hakkı tanıyan yani kadını erkeğe itaate zorlayan, itaat etmezse de dayağı yasallaştıran bir dinde kadının haklarından bahsedilemez. Baba kızına, koca eşine baskı yapar, bu baskıyla kadın istemediği adamla evlendirilir, üstüne kuma gelmesini de razı olur.

(3) Bu evlilikler yapılmazsa zina da artabilir. Allah bu günahın önüne geçmek için çok kadınla evlenmeyi helal kılmıştır.

CEVAP: Kocasız kalan kadınlar erkek diye sokağa mı dökülüyor? Bu düşünce kadına yapılmış en ağır hakarettir. Asıl çok eşlilik zinadır, Kadın’nın 4 erkekle evlenmesini doğru olur mu? Hayır Bunu nasıl insanın miden kaldırmazsa çok kadını almayıda midesi kaldırmamalı, bu ahlaksızlıktır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:03.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica