Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Kültür-Sanat > Müzik > Türkü ve Şarkı Sözleri

Türkü ve Şarkı Sözleri Türkülerin ve şarkıların sözlerini burada paylaşabilirsiniz.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 10.12.2006, 15:24   #1
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Türkü Öyküleri

Drama Köprüsü - Depreli Hasan Bölge: Rumeli
Şehir / Kasaba: Rumeli
Kaynak: Öyküsüyle Türküsüyle
Batı Trakya Türküleri
Reşit Salim- Osman H. Arda


Debreli Hasan, Drama'da yetişmiş. Debreli namıyla mübadele öncesi dönemde Drama-Serez-Sarisaban bölgelerinde faaliyet göstermiş bir halk kahramanı eşkıyadır.
Drama köprüsünü, o devrin haksızlıkla para kazanan halkı ezen zenginlerinden aldığı haraçla yaptırmıştır. Debreli Hasan'ın yaşadığı dönem kesinlikle bilinmemekle beraber Cakircali Efe ile çağdaş olduğu görüşleri, hatta atıştıklarına dair hikayeler onun 1870–1920 yılları arasında Makedonya dağlarında egemen olduğunu göstermektedir. Bu konuda halk arasında söylenen menkıbeye göre; Selanikli Yahudi bir tüccar ticaret için İzmir'e gidecektir. "Eğer bu civar dağlarda hükümran olan Debreli'den geçsen, Ege dağlarında Cakircali'dan geçemezsin. "denir, kendisine. Nitekim de öyle olur.

Debreli'nin çetesinde pek çok kişi yoktur. Bilinen Kara kedi namıyla bir tek kızanı olduğudur. Halka onu sevdiren eşkıya kişiliğinin en ustun tarafı ise fakirlere yardim etmesi, bilhassa birbirini seven yoksul gençleri evlendirmesidir. Bu konuda şöyle bir menkıbe de vardır. "Evlenmek niyetinde olan dağlı bir genç, tek danasını almış, İskece pazarına inmektedir. Yolu, Debreli Hasan tarafından kesilir. Delikanlının evlenmek için parası olmadığını anlayanca Debreli kendisine düğün için yetecek parayı verir ve ayrıca danasını satmamasını salık verip uğurlar."

Makedon dağlarının Debreli'si sonunda padişah affına uğrar veya söylentiye göre mübadelede güvenlik güçlerinin elinden kaçmayı başarır ve Türkiye'ye göç eder.

Kısacası Rumeli Türklerinin gönlüne yerleşmiştir efsanesiyle Debreli Hasana.

Drama köprüsü Hasan dardır geçilmez
Soğuktur suları Hasan bir tas içilmez
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Kara kedi dinlesin

Mezar taşlarını Hasan koyun mu sandın
Adam öldürmeyi Hasan oyun mu sandın
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin

Drama köprüsü Hasan dardır daracık
Çok istemem Yanko Corbaci bin beş yüz liracık
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan Kara kedi dinlesin

Drama köprüsünü Hasan gece mi geçtin
Ecel şerbetini Hasan ölmeden mi içtin
At martinini Debreli Hasan dağlar inlesin
Drama mahpusunda Hasan dostlar dinlesin.

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.12.2006, 19:50   #2
Yazar
allı turnam
Forum Katılımcısı
 
allı turnam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 17.10.2006
Mesajlar: 205
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 47
İtibar Puanı: 24
allı turnam iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 40
26 Mesajına 56 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Zahide Türküsü ;

Halk arasında “Zahidem” adıyla ün yapan türkünün şairi Aşık Arap Mustafa, 1901 yılında Çiçekdağı’na bağlı Orta Hacı Ahmetli köyünde dünyaya gelmiştir. Babasını annesini çok küçük yaşlarda yitirdi. İlk önce bir akrabasının himayesinde, daha sonraları da onun bunun yanında büyüdü.

Arap Mustafa’nın babası düğünlerde, toplantılarda “Koca Oyunu” adı verilen oyunda “Arap” rölünü üstlenirdi. Bu nedenle Mustafa’ya da “Arap” lakabı takılmıştır. Kimsesiz kalan Arap Mustafa 10 yaşına gelince Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Hacı Bürozadeler’den Mehmet’e çiftçi durdu. Zaman içinde çalışkan, babayiğit, giyimine özen gösteren yakışıklı bir delikanlı olan Arap Mustafa, Ağasının yeni yetişen Zahide’ye gönlünü kaptırdı. Fakir ve kimsesiz olduğundan bu sırrını bir türlü açığa vuramadı.

20’sinde askere giden Mustafa’nın aklı, deliler gibi sevdiği Zahide’de kalmıştı. Köydeki dostlarına mektuplar göndererek Zahide’den haber almaya çalışan Arap Mustafa, Zahide’nin başka biriyle evlendirildiğini ve düğünün’ün de bir hafta sonra olacağını duyunca üzüntüsünü aşağıda içli mısralara dökmüştür. Türküyü Neşet Ertaş plağa okuyup tanıtmıştır. (1)

Zahide Kurbanım n'olacak Halim
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden gidenden haber sorarım
Zahidem bu hafta oluyor gelin

Hezeli de deli gönül hezeli
Çiçekdağı döktü m'ola gazeli
Dolaştım alemi gurbet gezeli
Bulamadım Zahidem'den güzeli

Ay ile doğar da gün ile aşar,
Zahide’mi görenin tebdili şaşar
İyinin kaderi kötüye düşer,
Diken arasında kalmış gül gibi.

Zahide’m kurbanım kurtar bu dardan
Baban anlamadı bizim bu haldan
Kekiline sürmüş kokulu yağdan,
Derdin beni del’ediyor Zahide’m.

Ziyaret’ten çıktım Cender’in özü
Kum gibi kaynıyor Zahide’m gözü
Aslını sorarsan esalet yerden
Hacı Bürolardan Mehmet’in kızı.

Gurbet ellerinde esinim esir
Zahide’m kurbanım hep bende kusur
Eğer baban seni bana verirse
Nemize yetmiyor el kadar hasır.

Çiçekdağı’nda da hiç gitmez duman
Zahide’rn kurbanım hallarım yaman
Yapamadım şu babayın gönlünü
Fakir diye bana vermedi baban.

Anamdan doğalı çok çektim cefa,
Şu yalan dünyada sürmedim sefa,
Adımı namımı soran olursa,
Orta Hacı Ahmetli Arap Mustafa.

Arapoğlu Mustafa’nın kendisine Mecnun gibi aşık olduğundan etkilenen Zahide, Mustafa için şiirler söylemiştir. Bu şiirin üç kıtasını H. Vahit
Bulut, 1973 yılında Yukarı Hacı Ahmetli köyünden Zahide’nin yakın arkadaşı ve sırdaşı Fatik’ten derlemiştir.(2) Baştaki iki kıta tarafımızdan derlenmiştir.

Bu nasıl sevdaymış geldi başıma
Felek ağu kattı tatlı aşıma
Sevda çekenlere zor gelir gurbet
Gece gündüz elim kalkmaz işime.

Aşağıda sap kağnısı geliyo
Derdin beni elik elik eliyo
Kurbanlar olayım gara Mustafam
Babam beni yad ellere veriyo.

Arapoğlu derler gayeten atik
Gözleri kara da, kaşları çatık
Git nazlı y de bir haber getir
Bastığın yerlere kurbanım Fatik.

Ağlayarak yayığımı yayarım
Yarim gitti günlerini sayarım
Çıksa Büyüköz’e mendil sallasa
Islık çalsa ıslığını duyarım.

Coşkuna da deli gönül coşkuna
Aşkından Zahide döndü şaşkına
Sensiz edemiyom nazlı civanım
N’olur bir yol görün Allah aşkına.

KAYNAK
- Doğuş Gazetesi, Sayı, 8,9-18 Ekim 1973.
- H. Vahit Bulut, Kırşehir Halk Ozanları, Filiz Yay. 1983, S. 109.


Kaynak:
Öyküleriyle Kırşehir Tütküleri, Destanları, Ağıtları (sayfa: 206,207,208)
Baki Yaşa Altınok
Oba Kitabevi
Ankara, Mayıs 2003

Yozgat Sürmelisi Türküsü

Yozgat şehri 1760 yılı başlarında Bozok Yaylasının, yeşillik, etrafı ormanlarla çevrili içinde binbir çeşit kuşun ötüştüğü bir sahada kurulurken; Yozgat halkı o zaman yarı göçebe ve sürülerini besleyerek hayvancılıkla uğraşır, hayatlarını bu yoldan sağlarlardı.

Bozok yaylasında otlayan bu sürülerin birini de Sürmeli Bey adında bir Türkmen Yörüğü otlatırdı. Halk tarafından sevilen bu yanık sesli halk ozanı elinde kavalı, sırtında sazı Yozgat'tan Akdağmadeni'ne uzanan ormanların içinde sürüsünün içinde dolaşırdı. Bazen bir çamın dibine rastlanır. Sazının tellerini konuşturur bazen bir derenin kenarında kavalını çalar, aşık olduğu gönlünün sevgilisini düşünürdü.

O sevgili ki güzelliği Bozok yayla'sına yayılmış, ahu gözlü, sürmeli kaşlı, ayyüzlü bir dilberdi. Babası bir Türkmen beyi idi ve çok sert bir adamdı. Sürmeli Bey, ailesini salarak, babasından sevdiğini istetir, mağrur adam, kızını bir çobana vermeye yanaşmaz. Araya beyler, ağalar girer ama boşuna, bir türlü gönlü olmaz kızın babasının ve iki sevgili birleşemezler.

Üzüntüsünden sürüsünü bırakan Sürmeli Bey alır sazını eline beş çamlar mevkiinde kendine bir dergah kurar. Aşkını, yanık türküleriyle dağlara ağaçlara anlatır. Küser otağına, obasına ve Akdağlar'a kadar uzanan çamların arkasında onu bir daha gören olmaz. Dertli kavalına üflediğ, işli sazına söylettiği nameler kalır geriye. O gün bu gündür dillerde yankılanır Sürmeli Bey'in türküleri.

SÜRMELİ KIZIN ÖYKÜSÜ

Sürmeli Yozgat'ta yaşanmış Türk Halk Edebiyatının en güzel örneklerinden birisidir. Yozgat Sürmelilerinin ortaya çıkışı 19. yy. sonlarında İkinci Cihan Harbinin sona erdiği dönemdir. Hepsi 96 beyittir.

Sürmeli güzel gözlü sevgiliye bir hitaptır. Eskiden genç kızlar dışarıya çıkarken gözlerine sürme çekerlerdi ve gözleri daha alımlı olurdu. Bol feracelerinin içinde sadece gözleri görünürdü kızların.

Yozgat Sürmelileri yaşanmış öykülerin getirdiği birer sevda, hatta karasevda türküleridir. Bu bir anlık sürmeli gözlere bakış, yüreklerde büyük aşklara kara sevdalara başlanmış olur kor düşen yürekler sessiz sessiz yanar, ateşini genişletir ve ağızlardan sürmelinin sözleri olarak dökülür. Söylenen sözlerde acı vardır, hasret vardır, gurbet vardır. Sürmelileri dinlerken bu kadar duygulanmamızın sebebi bu sürmeli öykülerinde yakaladığımız duyguların kendimizde de bir yeri, bir acısının olmasındandır. Kısaca kendi aşklarımızı, hasretimizi buluruz Yozgat Sürmelilerinde.

Sürmeli Beyin en tanınmış türküsü ;

Of ooof !
Yozgat seni delik delik anam delerim
Kalbur olur toprağını anam elerim
Vay vay anam sürmelim

Eğer sürmelini yitirirsen anam
Koyun olur peşin sıra melerim
Vay vay anam sürmelim

Of oof ! Çamlığın ardında bir yuva yaptım
Yuvamın içinde sürü otlattım
Ben sürmelimi gurbete attım
Vay vay anam sürmelim

Yozgat türkülerinde hasret, sevda ve hepsinden daha çok yayla ve yayla ile ilgili konular işlenmiştir. Yozgat’ı en iyi anlatan “Türkü Yozgat Sürmelisi”dir. Sürmeli Türküsünden bir dörtlük şöyledir.

Dersini almış da ediyor ezber
Sürmeli gözlerin sürmeyi neyler
Bu dert beni iflah etmez del eyler
Benim dert çekmeye dermanım mı var


Konu allı turnam tarafından (10.12.2006 Saat 19:59 ) değiştirilmiştir. Sebep: Automerged Doublepost
allı turnam Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.12.2006, 20:20   #3
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Erzincan'a Girdim Ne Güzel Bağlar Bölge: Doğu Anadolu
Şehir / Kasaba: Erzincan
Ayşegül Göktepe (Radyo Program Yapımcısı)



"Erzincan’a girdim ne güzel bağlar”, Erzincan Halk Türküleri içinde en çok sevilen bir uzun havadır. Güzel olduğu kadar da acı bir gerçeği dile getirir.

Erzincan, yemyeşil beldelerimizden biridir. I. Dünya Savaşı yıllarında bu “güzel bağlar” da tıpkı o günkü Erzincanlılar gibi hüzünlüydü. Çünkü bu bağlar terk ediliyordu. 1916 yılında, Ruslar Erzurum’u almış Erzincan’a doğru ilerliyorlardı. Halen yaşlı Erzincanlıların hatıraları arasında kalan genç nesillerin masal havası içinde dinledikleri “Muhacirlik”, binlerce Erzincanlının Anadolu içlerine göç etmesini ve aylar sonra Erzincan’a geri dönmesini hikâye eder.

Bu türkü o acı hatıraların yaşandığı hüzünlü Erzincan'ı dile getirir.

ERZİNCAN’A GİRDİM TÜRKÜSÜ

Erzincan’a girdim ne güzel bağlar
Erzurum’a vardım dumanlı dağlar
Elleri koynunda bir güzel ağlar
Oy anam anam hallarım yaman

Yüce dağ başında çadır açarım
Nazlım seni burdan alıp kaçarım
Kahve bulamazsam kenger içerim
Oy anam anam hallarım ağlar

Anama söyleyin lamba yakmasın
Çuha şalvarıma uçkur takmasın
Oğlum gelir diye yola bakmasın
Oy anam anam hallarım yaman

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.12.2006, 06:19   #4
Yazar
jacabo02
Edi Bese
 
jacabo02 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 16.09.2006
Bulunduğu yer: İstanbuldayım
Yaş: 36
Mesajlar: 429
Memleket: ADIYAMAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 49
İtibar Puanı: 88
jacabo02 yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 105
48 Mesajına 94 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Karadır Kaşların Ferman Yazdırır

Bilinen öyküye göre bu türkü Malatyalı Fahri 'ye ait. Yaşar Özürküt, bu türkünün sahibinin Eskişehir’in Seyitgazi ilçesinden Mustafa Tuna olduğunu söylüyor. Türkünün öyküsünü dinlemek üzere Mustafa Tuna'yı Seyitgazi'de bulup onunla söyleşi yapıyor. Mustafa Tuna, sevdiği kadına yazdığı bu türküyü gizliyor. Çünkü bu aşk, bu türkü bilinmesin istiyor. Kadın başkasıyla, Mustafa Tuna başkasıyla evleniyor. İkisinin de çocukları oluyor. Öyküyü Mustafa Tuna'nın anlatımından aktarıyorum: ''Kızın babası Rum'dan dönme idi. Babam, 'Ben soyuma Rum kanı katmam' diye itiraz etti... Belki de isabetliydi. Gönül ferman dinlemediği için biz kızı kaçırmaya karar verdik... Benim aracı kadınlarım vardı. Haber getirip götüren. Onlardan kızın ertesi gün çeşmeye geleceğini öğrendim. Bir yandan da kızın kına hazırlığı var. Bu iŞ bitiyor, biz bunu önleyelim dedik.'' ''Kızın eviyle, Kuruçeşme arasında dar bir sokak var. Arabayı sokağın başına çektik. Bir gün önceden de atları nallatmışız. Kız testileri su doldurup omzuna almış. Sokak dar kaçacak göçecek yer yok. Sabahın da körü. Kızı yakaladım. Duvara çarptım. Omzundaki su testileri kırıldı. Kucaklayıp arabaya attım. Atları kırbaçladık. Yola koyulduk... Arabacı yolu şaşırdı. Eskişehir yoluna saptı. Zaten arabacı Raşit saralıydı. Nöbeti tuttu, titriyor. Bir elimle kızın ağzını kapatıyor, ötekiyle Raşit’i tutuyorum. Yuları kavrayıp, atların sırtına bineceğim, ama bu defa ötekiler arabadan düşecekler. Atlar başıboş koşuyorlar. Aniden bir de karşıdan kamyon çıktı. Kamyonu gören atlar ürktü, anayoldan çıkıp orman yoluna saptı araba... Kızıltepe Ormanı diyoruz, Şu karşıdaki orman. O arada millet de peşimize düşmüş. Jandarma süvarisi bir yandan çevirdi; kızın nişanlısının akrabaları öte yandan üstümüze geldiler... Teslim olmak zorunda kaldık.'' ''Götürdüler tevkif ettiler. Bir seneye mahkûm edildim. Yıl 1944 tek parti dönemi... Ben Seyitgazi'de ilk yirmi yedi günlük hapisliğimde sazla türküyü söylemeye başlamıştım. Hapishaneden dışarıya taştı türkü. Öyle meşhur oldu ki türkü, Eskişehir yıkılıyor... Ben günümü tamamlayıp çıkacağım sırada, Hakkı Efendi, yani kızın babası haber gönderiyor, 'tahliye olduğunda doğruca bize gelsin görüşelim' diyor. Ama babam kabul etmiyor. Ben babamı karşıma alıp da onlara gitmedim.'' ''Ben kızla görüşüyorum, ama babasına gitmedim. Hatta hiç unutmuyorum, aracılar vasıtasıyla kız bana bir çevre göndermişti. Baktım olmayacak, babam reddediyor, 1948'de terk-i diyar eyleyip Ankara'ya gittim.'' Mustafa Tuna evleniyor. Sevdiği kız da evleniyor. Uzun yıllar sonra Seyitgazi'ye dönmüş. Sevdiği kadının adını söylemek istemiyor.

Kaynak:
Yaşar Özürküt
Öyküleriyle Türküler 4
İstanbul, 2003

Karadır kaşların ferman yazdırır,
Bu aşk beni diyar diyar gezdirir,
Lokman Hekim gelse, yaram azdırır,
Yaramı sarmaya yar kendi gelsin.

Ormanlardan aşağı aşar geçerim,
Nazlı yari kaybettim ağlar gezerim
Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

Karadır kaşların benzer kömüre,
Yardan ayrılması zarar ömüre,
Kollarımdan bağlasalar demire,
Kırarım demiri, giderim yare.

Ormanlardan aşağı aşar giderim,
Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

Uzaklara gittim,gelirimdiye,
Tabancamı doldurdum vururum
Hiç aklıma gelmez ölürüm diye,
Ölüm ver Allahım ayrılık verme.

Ormanlardan aşağı aşar giderim,
Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

Üç güzel oturmuş karaya bakmaz,
İnsan sevdiğini dilden bırakmaz,
Hey Allahtan korkmaz, kuldan utanmaz,
Gönül defterinden sildin mi beni.

Ormanlardan aşağı aşar giderim,
Nazlı yari kaybettim,ağlar gezerim,
Ormanların gümbürtüsü, başıma vurur,
Nazlı yarin hayali karşımda durur.

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA,YA HEP BERABER,YA HİÇBİRİMİZ...

BİJİ BİRATİYA GELAN(YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ)



bırayên delal hun werın kurdıno
bıhışta welat em herın merdıno
eger hun nayên vane keç em meşin
bese koletî serfıraz her bijîn
herne peş herne peş dewr û dem ya meye
welat çav lı rê bendewarê meye
keçên nûgihan em dıxwazın xebat
me canê cıwan dani rêka welat
dılê mejpola gurçık bûne hesın
bo ala rengîn hun werın em besın


Kahpe kurşunlar,
Kanlarımızda boğuldular,
Kalleşlikler ve yalanlar,
Çirkin yüzleriyle döküldüler meydana,
Bizi öldüremediler,
Diriltiler bizi,
Çünkü biz Halkların Kurtuluşu Uğruna,
Can kalkan etmeye kurşuna,
Can asmaya boyunlarımızdan darağaçlarına,
Yeminliyiz,
Yeminliyiz,
Yeminliyiz Kurtuluş'a kadar savaşmaya...
Yaşasın Devrim ve Sosyalizm
jacabo02 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 11.12.2006, 22:54   #5
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hekimoğlu : Bölge: Karadeniz
.Şehir / Kasaba: Fatsa, Ordu
.Kaynak: Mehmet Bayrak
.Eşkıyalık ve Eşkıya Türküleri
.Yorum Yayınları Ankara 1985

Hekimoğlu derler benim de aslıma
Aynalı martin yaptırdım narinim kendi nefsime
Konaklar yaptırdım döşetemedim.
Ünye de Fatsa bir oldu narinim baş edemedim
Konaklar yaptırdım mermer direkli
Hekimoğlu sorarsan narinim demir yürekli
Bahçe armut dibinde kaymak yedin mi
Hekimoğlu'nu görünce narinim budur dedin mi

Çiftlice Muhtarı puşttur pezevenk
Hekimoğlu geliyor narinim uçkur çözerek
Hekimoğlu derler bir ufak uşak
Bir omzundan bir omzuna narinim yüz arma fişek

Ordu dolaylarında yaşayan Hekimoğlu, yoksul bir ailenin çocuğudur. Üstelik yoksul bir anneden başka hiç kimsesi yok. Çevresinde dürüstlüğü, akıllılığı ve yiğitliğiyle tanınan bir gençtir.

Yörede egemenlik kurmuş bir Gürcü Beyi vardır. Bu Gürcü Beyi, Ayşa adında güzel ve narin bir kızla sözlüdür. Ne ki, bu kız Gürcü Beyini sevmemekte, Hekimoğlu'na bağlanmıştır. Bu, dostlukla, arkadaşlıkla karışık bir sevgidir. Üstelik Hekimoğlu'yla görüşmeye başlamıştır.


İşte Bey, iki gencin ilişkisinin bu noktaya vardığını duyar duymaz Hekimoğlu'na düşman olur ve ona savaş açar. Hekimoğlu'yla teke tek görüşüp, hesaplaşmayı önerir; bir de yer belirtir. Hekimoğlu, gözüpek, mert bir gençtir. Aynalı mavzerini kuşanıp, tek başına buluşma; yerine gider. Gitmeye gider ama, Bey sözünde durmamış adamlarıyla gelmiştir. Üstelik adamlarından biri, buluşma yerine varır varmaz, sabırsızlanıp Hekimoğlu'nu yaylım ateşine tutar. Ötekiler de çevresini sararlar. Hekimoğlu'yla Beyin adamları arasında yaman bir çatışma olur. Hekimoğlu, çatışma sonunda çemberi yararak kurtulur. Olaydan hemen sonra, Bolu da tek başına yaşayan anasının yanına gider. Anasına durumu anlatır ve artık şehir yerinde duramayacağını bildirir. Anasıyla helallaşıp, yanına Mehmet adlı iki amcaoğlunu alarak dağa çıkar. Çıkış bu çıkış ve ölünceye kadar Hekimoğlu artık dağdadır.

Hekimoğlu'nun dağa çıkış nedenini ve biçimini bilen, duyan yöre köylüleri kendisine kucak açarlar. Onun mertliği, yiğitliği ve doğru sözlülüğü köylüleri daha da etkiler ve her açıdan kendisine yardım ederler. Özellikle yoksul köylülerle dostluk kurar, zenginlerden aldıklarıyla onlara yardım eder.

Hekimoğlu, artık Gürcü Beyinin korkulu düşü olmuştur. Bu yüzden Bey, kendisini sürekli jandarmaya şikayet eder ve kesintisiz izletir. Hekimoğlu'nu ihbar etmeleri için çeşitli yörelerde adamlar tutar. Fakat halk koruduğu için, Hekimoğlu'nu bir türlü ele geçiremezler.

Hatta bir defasında, Beyin adamlarından birinin ihbarı üzerine Hekimoğlu'nun kaldığı evi jandarmalar basıyorlar. Bütün çevre kuşatılmıştır. Evin altında bir fırın vardır. Hekimoğlu fırıncının yardımıyla fırının ekmek pişirilen yerini arkadan delip kaçmayı başarır.

Hekimoğlu, kaçmaya kaçıyor ama Beyin, iki amcaoğlunu öldürttüğünü haber alıyor ve doğru Çiftlice köyüne iniyor. Gittiği ev muhtarın evidir. Bu Muhtar, Hekimoğlu'ndan yana görünüyor, oysa gerçekte Beyin adamıdır ve onunla işbirliği içindedir. Nitekim adamlarından biri aracılığıyla ihbarda bulunur ve Hekimoğlu jandarmalarca sarılır. Hekimoğlu, Muhtarın “puştluğu” yüzünden kıstırılmıştır. Büyük bir çatışma çıkar taraflar arasında. Adeta namlular kurşun kusmaktadır. Özetle “yaman cenk” olur orada.

Olayın sonucuna ilişkin iki söylenti var halk arasında:
1-Hekimoğlu, çatışma sırasında. Çemberi yarıyorsa da, aldığı yaralar yüzünden fazla uzaklaşamadan ölüyor.

2 -Atına atlıyor, elini karın bölgesinden aldığı yaralara basarak Ordu'ya kadar geliyor ve burada ölüyor.

Hekimoğlu, tipik bir örneğidir. Haklı bir nedenle dağa çıkıyor. Mertliği, yiğitliği ve iyilikseverliğiyle halk arasında büyük ün yapıyor. Yoksulların dostu, onları ezen varsılların düşmanıdır.

Hekimoğlu denince, hemen akla gelen bir özelliği de “aynalı martini”dir. Hekimoğlu Türküsü'nde geçen ve kendisinin adıyla özdeşleşen “aynalı martini”nin özelliği şudur. Hekimoğlu, özel olarak yaptırdığı mavzerinin üstüne bir ayna taktırıyor. Çatışmaya girdiğinde, bu aynayı: düşmanının gözüne tutarak, gözünün kamaşmasına, dolayısıyla hedefini şaşırmasına yol açıyor.
Bu yüzden Hekimoğlu'nun adı “aynalı martini”yle özdeşleşmiştir.

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 22.12.2006, 00:39   #6
Yazar
venge hak
Forumla Bütünleşmiş
 
venge hak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.09.2006
Bulunduğu yer: Yeraltı
Mesajlar: 2.693
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 84
İtibar Puanı: 1391
venge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı varvenge hak görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 1.693
1.297 Mesajına 3.346 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını
Bölge: İç Anadolu
Şehir / Kasaba: Divriği, Sıvas
Ayşegül Göktepe (Radyo Program Yapımcısı
)


Her biri bilinmez bir mezar şimdi. Mezar taşları ürpertir, ürkütür insanı. Ama beni, o hassas melteme bile dayanamayacak kadar hafif vucutları, yüreklerinin çektikleri, katlandıkları ve yaşadıkları dillere destan, ateş dolu, acı dolu hayatları daha çok ürpertmiştir hep. Mezar taşlarından daha fazla… “Sen ne güzel bulursun gezsen Anadolu’yu” demiş ozan. Demişya! Ne yürekten demiş, ne Doğru demiş. Anadolum benim. Günde bin güzellik görüp, birine vurulduğumuz. Gam ile dert ile yogrulduğumuz. Gök gözlü, güneş yüzlü, derin sözlü, yarım özlü. Ekmek’ini el ile paylaşan, çarşambasını sel alan, sevdiklerini el alan. Kor yürekli, demir bilekli, başı bulutlarda yiğitlerin, vefalı, sadık, vefakâr, örük saçlı, uzun boylu yapalakların, tuğ sunaların, toraşamların, gül yüzlü güzellerin, ceylanların, efsanelerin, lav gibi fişkıran yüreklerin, düğünlerin, halayların, türkülerin, ağaların, beylerin, ozanların ve dillere destan âşıkların diyarı Anadolum. Anadolum benim. Kerem ile Aslı’sı var, Ferhat ile şirin’i var, Leyla ile Mecnun’u var, Elif ile Mahmut’u, Sürmeli bey’i, Şah İsmail’i, Sümmani’si var. Dil hangi birine döner, yürek hangi birine katlanır. Ve kalem hangi birini yazabilir. Yazıpta başedebilirki.
İşte Senem ile yazıcı oğluda bu yürek yangınlarını çekmiş binlerce kor yığınından sadece ikisi.

Tülü mayalar, kırk atlar koçlar, taylar kuzular, gökce gelinler ve koç yiğitlerden kurulu yörük kervanı Binboğa dağlarının üstünden aşıp, güneş’in kızıla boyanıp battığı Tanır yaylasına doğru ince bir çizgi gibi, bir uçtan bir uca süzülüp geçti. Günlerdir at üstündeki aşiret mensupları yorulmuşlar, bunalmışlardı. Ama yol bitmiş sınırın hemen yanıbaşındaki konak yeri Yapalak görünmüştür. Akşamüstü yaylaya ulaşınca kervanın en önünde giden tülü mayadan yaşlı bir yörük beyi sıçrayip indi. Arkasinda uzanan kervana dur etti ve bağırdı. “Konak yerimiz buradır. At lar baglana, denkler çözüle tez elden çadırlar kurula ALLAH hayıra getire dedi”Yigitler atlarından, gelinler tülü mayalarından indiler. Birkaç genç kadın, yörük beyinin indiği devenin yedeğindeki al bir at’tan, genç bir kızı incitmekten korkar gibi tutup indirdiler yere. Altına kilim serildi. Üstüne gölgelik çekildi hemen. Bağdaş kurup oturdu genç yörük kızı yere. Omuzunun bir ucundan bir ucuna fişeklik çevriliydi. Belinde gümüş saplı bir hançer takılıydı. İran ipeğindendi tüm giysileri. Samur saçları başındaki yeşil berenin içinde toplanmış, kenarlarından taşmıştı. Uzun boylu, beyaz tenli, simsiyah gözlü, ceylan bakışlı, bakanın bir daha baktığı, gürenlerin yüreklerini yaktığı bir ahuydu bu. Ne Tanır, ne Binboğalar nede bu küçük Yapalak, böyle bir güzele çadır açmamış, böyle bir ceylana raslamamışlardı. Yayla böyle bir güzel görmemişti.

Tez elden çadırlar kuruldu. Atlar kuzular koyunlar çayır’a salındı. Beyin siyah çadırından geniş obası kuruldu. Tüfekler, sazlar asıldı çadır direklerine. Ay orta yere gelip dolandı. Mehtap bir uçtan bir uca ışığıyla doldu yapalak’a. Yörükler meydan yerinde yaktıkları, gökyüzüne uzanan bir ateş yığınının başında, geceye teslim ettiler ilk günlerini.

Ertesi sabah hemen duyuldu Tanır’a yörüklerin gelip yerleştikleri. Adettendi, yerli halk gelip hoşgeldiniz derdi. Birkaç ay kalıp sonra gidecek olan bu göçebe yörükleriyle kardeş gibi geçinirlerdi. Hoşgeldine gitmek bölgenin ağasına düşerdi. Ağa yanına bölge büyüklerini toplar, kadın’ını yanına alır, gider yeni misafirleriyle tanış olurdu. Yine öyle oldu. Tanır’ın şanlı Bey’i Yazıcı oğlu köyünün büyüklerini çağırıp, başlarınada oğlu Osman’ı katıp hoşgeldine gönderdi yörük içine. Atlayıp atlarına, vardılar yörük yaylasına yerliler. Yörükler hürmetle yürekten karşıladılar gelenleri. Koşup ağaya haber verdiler. Kara çadırından önce ak saçlı yörük beyi, ardında o ahu gözlü, fidan boylu ceren çıktı. Bir hançer gibi dikildi karşılarına. Başı yularda iki eli böğründe Daha buyrun diyemeden, ziyaretcilerin başında atın üstünde bir kartal gibi duran yemyeşil gözlü, kartal bakışlı çınar gibi heybetli Osmana takıldı gözleri. Bir yıl gibi sürdü ikisi içinde bu bakışlar. Bakıştılar.

Buyrun dedi yörük bey’i. Yanında hala, yere saplı bir hançer gibi duran kıza döndü. Senem dedi: Atı tut kızım. Koştu Senem adetleri gereğince, gelen kafilenin bey’i ile hanım ağasının atının yularına sarıldı. Kadında Osmanda indiler atlarından. Tam kafile yörük illeri gelenekleri gibi halka tutup oturdular. Hoş geldiniz edildi. Kahveler, katıklar içildi, konuşulup tanışıldı. Ama iki genc’in aklı ve gözleri bir an bile ayrımadı birbirlerinden. İşte diyordu Senem! Kendimi kollarına teslim edebileceğim, erim, erkeğim diyebileceğim çınar gibi bir yiğit. İşte diyordu Yazıcı oğlu Osman’a. Yazıcı oğlu Osmanda; Baba evine götürebileceğim, övünç duyup yaslanacağım, bir ahu diyordu kendi kendine.

Akşama kadar kalındı yörük yaylasında. Geniş sofralar yazıldı yere, koyunlar kızartıldı, katıklar yayıldı, yenildi içildi. Ama Senem le Osman bir kere düşen bir kor yığını gibi, bakıp durdular birbirlerine. Akşam yörüklerden ayrılıp Tanır’a dogru yola çıktıkları zaman, Osman yüreğinden bir parçanın yapalakta kaldığını hissetti. Senem yüreğinden bir parçanın kopartılıp alındığını, içinden bir şeylerin eksildigini sandı. Günler akıp geçti. Ne Senem nede Osman unutamadılar birbirlerini. Bir bahane bulup yeniden gidemedi Osman yörük çadırına. Senem obadan dışarıya ayak atamadı.

Ama seven yürek neler etmezki, her şeyin çaresi bulundu. Bir yörük kadını yardım etti bey kızına bey oğlu atlayıp atına Seneme koştu. Ay ışığında her buluşup konuşmalarında daha çok yandı yürekleri. Daha çok sevdiler, daha çok bağlandılar birbirlerine.

Sevda bu. Çaresi olmazsa sarartıp soldurur, öldürür adamı. Senem de Osman da aynı ateşte kavruldular. Senem seviyordu ama çaresizdi. Biliyorduki babası obadan dışarı kız vermezdi. Töreler böyleydi. Osman düşündü, bir yörük kızını eve almazdı babası. Kaçalım dediler bir gün. Yok dedi Senem. Kaçalım dedi oğlan yok dedi Senem. Ben böyle bir ateşle yana yana ölürümde kaçmam. Kaçıp yere yıkmam başını babamın. Babamın başını yere yıkamam. Başka çare yok. Kaideleri yıkacak, iki sevdalıyı birbirine kavuşturacak, ağır kuvvetli Yörük beyine bir dünür kafilesi gerekti.

Bir yiğit sararıp solar erir giderde, bir bey kadını hatun ana’sı hissetmezmi. Gayrı sordular, Osman anlattı. Bir tek oğlanın derdine çare bulmak, onu bu dertten bu acıdan kurtarabilmek için kaideleri bir bir yıktı babası. Etraf çevrelerden ağalar toplandı. Dünür kafilesi ve hediyeler hazırlanıp varıdı yörük ağasına. Bir sevinç bir umut düştü içine senemin, bir sevinç doldurdu içini Osman ağanın. Ne kaldıki aha bugün olsa yarın kavuşuverirler. Birbirlerine yakışan nazarlık bir çift olular. ALLAH'ın emriyle dediler kızını istediler. ALLAH yazdıysa biz ne edek velâkin obamızın kanunları vardır. İhtiyarlarımıza soralım, bir kaç gün izin verin düşünelim, iletiriz kararımızı. İsteriz ki kızımız oğlunuza kurban ola, böyle bir beyin gelini ola. Ama töreler dediler.

Umut içinde döndü dünür kafilesi. Bir yangın düştü içine yörük beyinin. Ama ölürde törelerini yıkmaz, aşiretin dışına kız vermezdi. Fakat bu çevrenin en güçlü adamı dünür geliyor. Vermezlerse basarlar obayı alır kaçırırlar kızı. Onlar basmadan biz kaçmalıyız dedi oba yaşlılarına. Hemen o gece çadırlar söküldü, sürü toplandı, kervan hazırlandı. Ve Senem içi kan ağlıyor. Bir ölüden farksız… Tüm oba yiğitlerinin arasında çekilip gittiler Yapalaktan. Bir gecede toplandılar gittiler.

Ertesi gün tüm Tanırlılar boş buldular yaylayı. Bin yerinden hançerlenmiş gibi inledi yıkıldı, bir ölüden ferksız oldu Osman. Her yana haberler salındı, sözcüler gönderildi. Aylar yıllar sürdü bu arayış. Ama ne yörük kervanının izine raslandı, nede Senemden bir haber alındı.

Yıllar geçti aradan yandı yıkıldı Osman, ama Senemden bir haber alamadı. Talih’i her gün biraz daha karardı. Bir düğünde bir gözünü kaybetti. Değen saçmalarla birlikte anası babası öldü. Günler yel gibi geldi geçti. Onun içindeki yangın geçmedi unutamadı Senem’i. On yıl, yirmi yıl, elli yıl, atmış yıl geçti, bir haber gelmedi Senemden.

Sonra bir yaz günü evinin önünde oturup çocuklarıyla oynarken; Köyün çerçicisi bir ermeni vardı. O geldi koşarak yanına. Ağam dedi! Ağam kurban olam haberler neki haberler. Desem yıkılırmısın yoksa sevinirmisin. Eski bir yaraya tuz mu atarım. Anlat dedi Yazıcıoğlu. Anlat hele ne istersin. Haberin hayırlıysa tarla veririm, değilse çek git.

Kozan’daydım dedi ermeni çerçi, mal satardım. Açmış oturmuştum metamı, buğday almış kumaş verirdim. İki büklüm bir ihtiyar geldi yanıma. Saçları ak, gözlerinin feri sönmüş bir ihtiyar kadın. Oğuk dedi nerelisin. Tanırlıyım ana dedim. Osman ağayı bilirmisin dedi. Bilirim elbet dedim. İnsan köyünün ağasını bilmez mi?

Kuşağından bir çıkını çıkarttı. Aha bu lapatan’ı elime tutuşturup, Osman ağaya söyle Senem ananın selamı var, yüreği yüreğinle birdir. Kimseye yar olmamıştır. Bir yayla kızı gibi sevmiş bir yayla kızı gibi sadık kalmıştır da, ama gayrı her şey geçti… Gelip aramaya, arayıp sormaya de. Ağam selam yerde kalmazmış getirdim sana, Gayrı sen bilirsin dedi ermeni çerçi. Yüreğinde yetmiş yıl evvelin koru yeniden yandı. Osman Ağanın içinde kaynar bir şey aktı. Altınlar tarlalar verdi ermeni çerçiye. At hazırlattı, yanında iki adam düştü kozanın yoluna. Osman Ağa Senem le buluştumu bunu bilmiyoruz ama Maraş'ta Tanır da. Toros'larda, Avşar illerinde ne zaman bir düğün kurulsa; önce Osman ağanın aldığı haberden sonra söylediği türküyü söyler kadınlar erkekler. Yankıları Torosların Binboğaların ötesine doğru yanık bir ses, yanık bir yürek. Nerede bir gece toplantısı olsa, yaşlılar genç'lere Senem ile yazıcıoğlu Osmanın sevdalarını anlatırlar hep.

Aşan Bilir Karlı Dağın Ardını
Çeken Bilir Ayrılığın Derdini
Bülbül Kaça Aldın Gülün Nargını
Gül Alıp Satmanın Zamanı Değil

Yaprak Gazel Olmuş Duruyor Dalda
Vefasız Güzelden Bize Ne Fayda
Bu Ayda Olmazsa Gelecek Ayda
Ölürüm Vazgeçmem Sevdiğim Senden

Selvinin Dalları Boyundan Uzun
Yavrular Gözüme Bir Salkım Üzüm
Ölmeden Görseydi O Yari Gözüm
Koyun Kuzu Kurban Olur O Zaman

___________________İMZA___________________
Yaşamak! Bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine.....

dinin her türlüsünün devlet aygıtının dışına çıkarılması için mücadele etmeliyiz...


aç insanlar, aç bebeler
ezilen, sömürülen hor görülen insanlar
ve işkenceden geçen nice yiğitler
varlığıyla ısıtan ve ışık saçan insanlar
selam sizlere...........


yalanla besliyorlar sizi
halbuki açsınız
etle beslenmeye muhtaçsınız
ve beyaz bir sofrada
bir kerre bile yemek yemeden doyasıya
göçüp gidersiniz
bu her dalı yemiş dolu dünyadan...
YALANIM VARSA BAŞBAKAN OLAYIM

ikrare xore wayir biwejiye, rae xu wind meqe...
(ikrarına sahip çık yolunu kaybetme...)
venge hak Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.10.2007, 01:16   #7
Yazar
shrewish
Üye
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 05.10.2007
Bulunduğu yer: Antalya
Yaş: 36
Mesajlar: 46
Memleket: KAYSERİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 41
İtibar Puanı: 21
shrewish iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 24
12 Mesajına 19 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Yaşanmış Türkü Hikayeleri

Çok eskiden köyün birinde Zeynep isimli çok güzel bir kız vardır. Onaltıya yeni bastığında Zeynep'i köylerindeki bir düğünde yabancı köylerden gelen Ali isimli bir genç görür. Ali Zeynep'i çok beğenir ve köyüne döndüğünde kızın babasına hemen görücü gönderir. Zeynep'i Ali'ye verirler. Kısa bir zaman sonra düğünleri olur. Ali, Zeynep'i alıp yabancı köyüne götürür.

Zeynep'in gelin gittiği köy ile kendi köyü arası üç gün üç gece çeker. Bu kadar uzak olduğundan dolayı Zeynep, anasını babasını ve kardeşlerini tam yedi yıl göremez. Bu özlem Zeynep'in yüreğinde her gün biraz daha büyüyerek dayanılmaz bir hal alır. Köyün büyük bir tepesinde bulunan evinin bahçesine çıkarak kendi köyüne doğru dönüp için için kendi yaktığı türküyü mırıldanır ve gözleri uzaklarda sıla özlemini gidermeye çalışırmış.

Oysa kocası, Zeynep'in bu özlemine pek aldırış etmez. Kaldı ki eski sevgisi de pek kalmadığından kendini fazlaca horlamaya, eziyet etmeye başlar. Sonunda bu özlem ve kocasının horlaması Zeynep'i yataklara düşürür.

Gün geçtikçe hastalığı artan Zeynep'in düzelmesi için, köyden gelip gidenler de anasının babasının çağrılmasını salık verirler. Başka çare kalmadığını anlayan Zeynep'in kocası da anasına babasına haber vermeye gider. Altı gün altı gecelik bir yolculuktan sonra bir akşam üstü Zeynep'in anası babası köye gelirler, Zeynep'i yatakta bulurlar. Perişan bir halde Zeynep hala türküsünü mırıldanmaktadır. Aynı türküyü anasına babasına da söylemeye başlar. Çevresindeki bütün köy kadınları duygulanıp göz yaşı dökerler. Annesi fenalıklar geçirir ve bayılır.

Zeynep hasretini giderir, giderir ama artık çok geç kalınmıştır. Sonu ölümle biter. Herkes Zeynep için göz yaşı döker. İşte o gün bu gündür bu türkü ayrılığın türküsü olarak söylenip durur.

Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar
Aşrı aşrı memlekete kız vermesinler
Annesinin bir tanesini hor görmesinler

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim

Babamın bir atı olsa binse de gelse
Annemin yelkeni olsa uçsa da gelse
Kardeşlerim yolları bilse de gelse

Uçan da kuşlara malum olsun ben annemi özledim
Hem annemi hem babamı hem köyümü özledim


shrewish Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
shrewish Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
cemanl? (25.10.2007), __G E N C O__ (20.10.2007)
Alt 20.10.2007, 01:28   #8
Yazar
__G E N C O__
Forumla Bütünleşmiş
 
__G E N C O__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.08.2007
Bulunduğu yer: ankara
Yaş: 39
Mesajlar: 1.010
Memleket: MUĞLA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 52
İtibar Puanı: 78
__G E N C O__ yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 1.610
485 Mesajına 908 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Türküler ;Anadolu insan'nın üzüntüsünü,sevincini yansıtır ve hepsininde gerçek birer hikayesi vardır..Bu Türkünün hikayesini bilmiyordum...çok hüzünlü..Teşekkürler

Türkü Dostu,Emeğine sağlık


Konu __G E N C O__ tarafından (20.10.2007 Saat 01:33 ) değiştirilmiştir.
__G E N C O__ Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
__G E N C O__ Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
cemanl? (25.10.2007), shrewish (27.10.2007)
Alt 20.10.2007, 01:58   #9
Yazar
__G E N C O__
Forumla Bütünleşmiş
 
__G E N C O__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.08.2007
Bulunduğu yer: ankara
Yaş: 39
Mesajlar: 1.010
Memleket: MUĞLA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 52
İtibar Puanı: 78
__G E N C O__ yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 1.610
485 Mesajına 908 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kütahya'nın Pınarları,

Bundan 100-120 yıl önce Kütahya'da bir ailenin genç yakışıklı, sözü dinlenir, temiz kalpli bir oğulları varmış. Orta halli bir ailenin de güzel, boylu poslu uzun saçlı bir kızları varmış. Kız biraz hoppa olduğu, ele, avuca sığmadığı için arkadaşları ona "deli düve" ismini vermişlerdi (düve: buzağı doğurma zamanı gelmiş yeni ineklere bazı yerlerde düve denirmiş). İşte genç yakışıklı delikanlı deli düveye aşık olmuş. O zamanlar deli düve adı dillere destandır. Genç, deli düveyi ailesinden ister, fakat kızı vermezler. Kızla genç gizli gizli buluşurlar. Bunu duyan kızın ailesi razı olur ve kızla genci evlendirirler. Fakat gençlerin saadetleri uzun sürmez, bu kızın güzelliğini duyan gören zamanın delikanlıları kendilerini reddeden kızın kocasını hem kıskanır hem de ona kin bağlarlar.

Aradan hayli zaman geçer bu genç ve güzel gelin bazı delikanlılar tarafından tehdit edilmeye başlanmıştır. Delikanlılar "kocandan ayrılacaksın yoksa seni dağa kaldırırız, kocanın da gözlerini kör ederiz" diye kıza haber salmışlar. Genç kadın önceleri aldırmaz ve kocasından saklar, onu sevdiği için bir türlü kötülük etmelerine razı olamaz ve delikanlılara şöyle haber yollar " Ne olur, kocamı rahat bırakın. Ona dokunmayın ne isterseniz yapayım" der. Bunu haber alan gençler kadını kaçırmaya karar verirler. Aracı kadına "biz istediğimizi çeşme başında söyleyeceğiz. Oraya kadar gelsin" derler. Bunu duyan gelin meraktan çatlayacak bir duruma geldiğinden çeşme başına gider. Çeşme başına giden delikanlılar tuzak kurarak kadını kaçırırlar. Kadın bu sırada çığlık atar o sırada kadının kocası olan Asalıoğlu sesi duyarak koşarak gelir. Kadının kocası ile diğer gençler arasında kanlı bir kavga olur ve Asalıoğlu ölür. Gençler kızı dağa kaldırmıştı öte yandan oğullarını kanlar içinde yattığını gören gencin ana ve babası saçlarını başını yolarlar.

Kütahyanın Pınarları

Kütahyanın pınarları akışır
Devriyeler kol kol olmuş bakışır
Asalıya çuha şalvar yakışır

Aman aman Vehbim öylede böyle olurmu
Ah ben ölürsem dünya sana galırmı

Salın gelip musallaya dayandı
Gar beyaz Vehbim al ganlara boyandı
Seni vuran oğlan buna nasıl dayandı

Aman aman Vehbim öylede böyle olurmu
Ah ben ölürsem dünya sana galırmı


Konu __G E N C O__ tarafından (20.10.2007 Saat 10:01 ) değiştirilmiştir.
__G E N C O__ Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
__G E N C O__ Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
cemanl? (25.10.2007), shrewish (20.10.2007)
Alt 25.10.2007, 23:33   #10
Yazar
__G E N C O__
Forumla Bütünleşmiş
 
__G E N C O__ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.08.2007
Bulunduğu yer: ankara
Yaş: 39
Mesajlar: 1.010
Memleket: MUĞLA
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 52
İtibar Puanı: 78
__G E N C O__ yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 1.610
485 Mesajına 908 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ah,Bir ataş ver !..(Çok sevdiğim ve severek okuduğum bir Türkü )

Çanakkale Boğazı, Nağra Burnu açıkları 4 Nisan 1953, Saat 02:15

Uzun ve yorucu bir seferden dönen Dumlupınar denizaltısı, Nağra Burnu açıklarında İsveç bandıralı Nabuland Şilebi ile Çarpıştı. Sessiz, soğuk ve bulanıktı gece. Başından aldığı şiddetli darbe ile Dumlupınar birkaç saniye içinde sulara gömüldü. Gemideki 81 kişilik mürettebattan sağ kalan 22 kişi, geminin arka bölümündeki torpido dairesine sığındı. Mahsur kalanların su yüzüne fırlattıkları telefon şamandırasıyla gemi ile irtibat sağlandı. Sağ kalan 22 kişiyi kurtarmak için herkes seferber oldu. Bu arada oksijeni idareli kullanmaları için, gereksiz yere konuşmamaları, şarkı türkü söylememeleri ve sigara içmemeleri konusunda uyarılar yapıldı. Ancak saatler süren kurtarma çalışmalarının sonunda, umutların tükendiği anda karanlıkta bekleyen 22 kişiye, herşey yine aynı sözcüklerle anlatıldı; konuşabilirler, türkü söyleyebilirler ve hatta sigara bile içebilirler. Şamandıradaki telefon hattının Öbür ucundan, tüm Türkiye, denizaltıda tevekkülle ölüme yapılan hüzünlü ama başı dik türküsünü dinledi

Ah, Bir Ataş Ver, Cıgaramı Yakayım
Sen Sallan Gel, Ben Boyuna Bakayım


Uzun Olur Gemilerin Direği
Ah,Çatal Olur Efelerin Yüreği
Ah,yanık olur Anaların yüreği

Ah, Ataşı Gavur, Sinem Ko Yansın
Arkadaşlar Uykulardan Uyansın

__G E N C O__ Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
__G E N C O__ Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
cemanl? (25.10.2007), shrewish (27.10.2007)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 11:36.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica