Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Üyelerin Mekanı > Üyelerimizin Makaleleri

Üyelerimizin Makaleleri Üyelerimizin Alevilik, Siyaset ve Yaşam konusundaki makaleleri, denemeleri, edebi yazıları. Lütfen sadece KENDİ yazılarımızı paylaşalım ve MAKALE tarzında olmasına dikkat edelim.

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 06.06.2015, 23:09   #1
Yazar
gnost
Forumla Bütünleşmiş
 
gnost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 21.02.2006
Mesajlar: 3.867
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 95
İtibar Puanı: 1138
gnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 828
1.206 Mesajına 2.509 Kere Teşekkür Edlidi


Standart "Yetmiş iki millete bir nazarla bak" abilen bir düşünce... ALEVİLİK

"Yetmiş iki millete bir nazarla bak" abilen bir düşünce... ALEVİLİK

Pek doğaldır ki Aleviliği az çok inceleyen her kişi bir gerçek ile karşılaşır.Bu gerçek özetle şudur. Baskılar, katliamlar ve sürgünler altında yaşayan, iktidarlar tarafından "sakıncalı" olarak görülen bu öğretinin insanları ve öğretinin kurumları, yok etme süreçlerine maruz kalmışlardır. Bütünüyle Aleviliğin tarihi aslında bu yok etme süreçlerine karşı verilen mücadelenin tarihidir. Öncelikle bu düşüncenin tarihsel seyrini ortaya koymadan ve tarihine dokunmadan yapılan bazı analizlerin yanlışlığının iki biçimini ortaya açıkca koymak gerekiyor. Bu analizlerden ilki çok bilindik bir çevrenin bilinçli olarak ,asırların yok edicisi ve katliamcısı olmasının da verdiği deneyim ve imkanlarla ortaya koyduğu teori ve pratik yığınlarıdır. Alevi kamuoyunca dile getirilen ve adına asimilasyon denilen bu teorik ve pratikler yığını içinde yolunu şaşırmamak ve bu teorik yığının insanlara sunum biçimlerine kendini kaptırmamak hayli zor.

Son yıllarda artan iletişim olanakları ile birlikte sıkça irdelenip üzerinde konuşulan ve hücrelerine kadar incelenen bir konu oldu Alevilik. Aslında asırlar devirip kendi evrimi içinde sürekli gelişen ve değişen yanlarıyla akademik çevrelerce de ilgi odağı olan bu düşünce ve inançlar sistemi, şimdilerde bir başka biçimde tartışılır oldu. Öncelikle Alevilerin fiziki olarak yok edilmesinde kesin bir başarı sağlayamayan egemen zihniyetler özel laboratuvarlarında çok daha ölümcül çok daha uzun sürecek bir metod hazırlayıp Aleviliğin asimilasyonu sürecini başlattılar. Bu süreç başlarken geçmişin izleri silinmeye, toplumun düşüncelerindeki netlikler muğlaklaştırılmaya çalışıldı. Alevileri kendi içlerinde de belli ölçülerde ayrıştırmak ve onları içtende zayıflatmak için özel çabalar sarfedildi. Egemenlerin işini kolaylaştıran bir çok neden vardı ortada. Hazırlanan bu asimile sürecinin uygulanabileceği alanlar vardı. Kendi içinde her düşünceye hoşgörü ile bakan Alevi insanı, yanında yakınında kendisi gibi yaşamayan insanların dini sembollerine, ibadet biçimlerine ve genel inançlarına karşı duyarlıydı. Bunun somut örnekleri vardır. Hiç namaz kılmayan bir Alevi ailenin evinde seccade bulundurması gibi davranışları bilen ve bu davranışların nedenlerini kavrayan egemenler geri dönüp "bu seccade seni Müslüman yapar" yada "evinde bulundurduğun İslam dini sembolleri (Hz.Ali kılıcı yada temsili resmi) seni Müslüman yapar" demeye başladı. Elbette bu kadar basit bir süreç değildi bu. Yüzyıllardır sindirme politikalarına maruz kalmış Alevi insanına karşı tüm birikimlerini, gücünü ve enerjisini yoğunlaştıran yok ediciler, Aleviliğin tarifi ile yola çıktılar. Bu tarife uymamak ise İslam'a karşı gelmek ile eş değer tutulacak ve bölece keskin bir saflaşma yaratılacaktı. Alevi insanının yada kendi öz gücüyle oluşturduğu kurumların yada Aleviliğin otantik hiyerarşilerinin haberi olmadan ve hemen hemen hiç konuşulup tartışılmadan yapılan ısmarlama Alevilik tarifleri şüphesiz bu öğreti içinde daha önce hiç yaşanmayan tartışmaları doğurmuştur. Bu tartışmaların bu denli yoğun ve bu denli ayrıştırıcı olmasının sebepleri şüphesiz, Aleviliğin kendisini yine kendi içinde yeterince tartışıp somutlayamaması da vardır. Asırlardır ayrı coğrafyalarda ve farklı biçimsel inanç ritüelleri, yaşam biçimleriyle donanmış olan Alevi insanı belli ölçüde farklılaşmış bir bütünsellik iken şimdi egemenlerin "standart" dayatmaları karşısında şaşırmış ve hayrete düşmüştür. Kendi içinde "Müslümanmıyım,değilmiyim?" yada "Alevilik İslam'ın içinde mi? dışında mı?" türünden sorulara ve sorunlara doğru itilen Alevi insanı, bu yeni süreci donanımsızlık ve toerik yoksunluklarla karşılamaya çalıştı. Sorulan her soru ve tartışılan her konu kafa karıştıran bir hal alıyordu. Sonuçta bir çok Alevi kendini Müslüman, yine bir çoğu da Müslümanlığın dışında ama ondan etkilenmiş bir düşünce yada yaşam biçimi olarak Aleviliğe kendince tarifler bulmaya çalıştı. Egemenlerin tutuşturduğu ateş şimdi Alevilerin kendi ellerinde yangına dönüşüyordu.Saflar oluşturuluyor ve kurumlar, köyler, mahalleler ve Cemevleri düzleminde bu ayrışma netleşiyordu. Bir yanda Müslüman ve Türk kavramlarıyla örtülmüş bir Alevilik diğer yanda ise kendisini yeniden var etmeye ve tarihsel birikimlerinden hareketle kendisini ifadeye çalışan bir düşünce.

Gelelim ikincil ve en az birincisi kadar tehlikeli analiz ve bu analizleri yapanlara. Şüphesiz egemen anlayışın ikiye ayırmayı bir ölçüde başardığı Alevi toplumu bazı kurum ve kuruluşlar etrafında toplanmaya ve kendi görüşünü güçlü kılmaya yöneldi. Hepimizin bilmek zorunda kaldığı bir kişiliği burada sizlere takdim etmeye hiç niyetim yok. Söz konusu kişi yada kişiliklerin oluşturdukları ve egemen anlayışın sözcülüğünü yapar durumdaki kurumları bir çoğumuz biliyoruz. Bu çevreler, egemen anlayışın hazırlayıp sundukları projeye dört elle sarılmayı tercih ederken, Alevilerin bu süreç içinde kendilerini yeniden tarif etmelerine ve kendi tarihlerini ortaya koymalarına tenezzül etmemişlerdir. Bir oldu bitti ile Alevileri ve Aleviliği İslam'ın içinde sayan bu anlayış çok net ve çok keskin bir biçimde eleştiriye uğramış, yanında ve yakınında bulunanları ise Alevi kültüründen, tarihinden, inanç ritüellerinden uzaklaştırmıştır. Hiç şüphesiz bu süreçte üslendikleri rolün bilincinde olan ile olmayanları ayırmak gerekiyor.

Şimdilerde ise üzeri örtülü olan egemen zihniyet ve onun eylemleri "Abant Platformu" adıyla bilinen toplantılarda pervasızlığa ve cürete dönüşmüştür. Alevilikten koparıp asimile tuzağına düşürdükleri sözde Alevi temsilcilerininde hazır ve nazır bulundukları bu toplantılardan şu mesaj açıkca okunabiliyor. Asimilasyon süreci artık egemenler ile birlikte, asimile olmuş Alevilerin elinde, bir silaha dönüşmüştür. Bu silahın kimi ve nereyi vurmayı planladığıda açıktır. Hedef, fiziken yok edilememiş olan Alevi yaşam biçimi ve onun tarihsel mirasıdır.

"O halde yapılması gereken nedir?" diyenler olacaktır.

Alevilerin 1990 lı yıllardan başlayarak günümüze kadar süren örgütlenme süreçleri ve örgütlenmede ortaya koydukları kurumlar var. Bu kurumların asimilasyona karşı birer mevzi, egemen zihniyete karşı birer savunma alanları olduğunun en iyi güncel göstergesini yine Abant Paltformu adıyla toplananlara karşı verilen cevaptan anlamak mümkün. Değerli bir kurum yetkilisi olan Ali Yıldırım'ın adı bu süreçte çok daha öne çıktı. Ancak Ali YILDIRIM'ı Ali YILDIRIM yapan bu öğreti ve onun kurumlarını öncül saymadan yapılacak bir Abant eleştirisi yarım kalır. Yapılacak şeyin adı çok nettir. Ali YILDIRIM'lar çoğalmalı, Ali YILDIRIM'lar yalnız kalmamalı. Her duyarlı insanın Alevi kurumlarıyla el ele verip birlikteliği kurumlaştırması ve bu sürece karşı birlik duvarı örmesi gerekir. Toplumun her kesiminde uygulanan ayrım ve şiddet temelli politikalara karşı Alevilerin yaklaşımı çok nettir. Kültürel yozlaşma ve negatif ayrımcılık Alevilerin bilinç duvarlarında kırılabilir. Çünkü Aleviler "Yetmiş iki millete bir nazarla bak" abilen bir düşüncenin temsiliyetini yapmaktadırlar. İslam dini veya Dünya üzerinde bilim ve akıl süzgecinde süzülen her inanç Aleviğin eşit mesafesinde değer bulur. Her inanca ve her millete eşit mesafeden yaklaşan Aleviler bir inanç yada bir milliyet ölçeğinde saplantılara kurban edilemez. Arap, Kürt, Türk Alevisi arasında milliyet kavgası yada Müslüman ile Hristiyan arasında din kavgası yaratmak ayrımcılık ve bölücülüktür.

Tabi olduğu milliyete ve millete bilimi ve akılcılığı taşıyan Alevileri bu ölçüler ile değerlendirmekte fayda var. Hiç şüphe yoktur ki;

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir…" (M. Kemal ATATÜRK)

ve

"İlimden Gidilmeyen Yolun Sonu Karanlıktır…" (Hacı Bektaş Veli)

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
gnost Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:25.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica