Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Din

Din Dini tartışmalar ve teoriler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 16.08.2018, 05:51   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Kurban Bayramı Adı Altında, Hayvan Katliam Bayramı.

Kurban Bayramı Adı Altında, Hayvan Katliam Bayramı.

Kurban bayrami adi altinda, vicdanin ve aklin yolunun kabul etmedigi vahsete dur demenin insanlik gorevi oldugunu goz onunde bulundurursak.
Yobaz Islam Dinine yonelik mucadelemizin sinif mucadelesi ile parelel oldugunu dusunursek, Bu yobaz gerici ve hayali inanci yerle bir etmenin yolu, kesintisiz olarak mucadele verilmesinin bir gorev oldugunu dusunmek zorundayiz.

Yobaz, Vahsi, Katliamci, Cinsi Sapik ve Gerici Islamin katliamlari sadece insanliga yonelik degildir, ayni zamanda dogada yasiyan butun canlilar icinde gecerlidir....
Hepimizinde bildigi gibi Her Yil Din Ugruna Canavarca ve Hunarca Hayvanlara yonelik toplu katliam yer yuzunun en vahsi ve en canavar olan varligin INSANIN KENDISI OLDUGUNU kanitliyan en guzel ornektir
.
Kurban Bayramin nereden geldigi ve kime hizmet ettigini kisaca yorumlamaya calisalim.


Alıntı:
Istılaht
Istılahta ise, en genel anlamıyla, Hazret-i Muhammed (S.A.S.)e gönderilmiş olan ve onun insanlara tebliğ ettiği dinin adıdır . Tanımda geçen temel unsur olan din kavramını biraz açmak gerekirse, insanın Allah, diğer insanlar ve varlıklarla ilişkilerini düzenleyen ve hayatına yön veren, onlarla ilgili davranışlarına esas olacak kurallar bütünüdür.

Yani bir İslam dini terimi olarak Kurban, Allah’a yaklaşmak ve Allah rızasına ermek niyetiyle kesilen, kurban edilen, hayvan demektir. Kur'an'da geçen İbrahim peygamber ve oğlu İsmail ile ilgili kıssadan yola çıkarak, kurban kavramı, çok daha genel bir adanmışlığı, Allah için bireyin her şeyini feda edebilecek olmasını, Allah'a teslimiyeti ve ona karşı şükür içinde olmayı ifade etmektedir. Kur'an 'da Hac Suresinde geçen şu ayet, kurbanın islam inancındaki yerini özetler:

"Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Allah’a ulaşacak olan ancak, sizin O’nun için yaptığınız, gösterişten uzak amel ve ibadettir." (Hacc 22/36;37)[/

Kurban Bayramı farklı dillerde ve farklı kültürlerde, kültürel etkilerle de, farklı isimlerle anılmaktadır. Arapça İyd-el Adha şeklinde okunan tüm dünyada yaygın olan bir isimdir. Türkçede Kurban Bayramı olarak anılırken, Hindistan ve Pakistan'da bayrama genelikle Bakra Eid denir ki bunun anlamı "Keçi Bayramı"dır; bu ülkelerde sıklıkla kurban edilen hayvan keçidir. Bakra Eid Güney Afrika'da da kullanılan bir isimdir. Bangladeş'te kullanılan yaygın isimlerse Id-ul-Azha ve Korbani Id'dir. Türkçe ismine benzer bir şekilde Bosna-Hersek, Bulgaristan da Koç bayram, Arnavutluk'ta Kurban Bajram şeklinde anılır. Nijerya'da Babbar Sallah, Somali'de ve Kenya ile Etiyopya'nın Somalice konuşan bölgelerinde ise Ciidwayneey.

Tevrat'a göre İbrahim'in Eşi Sara'dan bir çocuğu olmuyordu ve İbrahim Sara'dan bir çocuğu olması durumunda bunu Allah'a Kurban olarak adadı. Tanrı, "İshak'ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya bölgesine git" dedi, "Orada sana göstereceğim bir dağda oğlunu yakmalık sunu olarak sun.", 8-9-10-11-12-13: İbrahim, "Oğlum, yakmalık sunu için kuzuyu Tanrı kendisi sağlayacak" dedi. İkisi birlikte yürümeye devam ettiler. Tanrı'nın kendisine belirttiği yere varınca İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi. Oğlu İshak'ı bağlayıp sunaktaki odunların üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp bıçağı aldı.Ama RAB'bin meleği göklerden, "İbrahim, İbrahim!" diye seslendi. İbrahim, "İşte buradayım!" diye karşılık verdi. Melek, "Çocuğa dokunma" dedi, "Ona hiçbir şey yapma. Şimdi Tanrı'dan korktuğunu anladım, biricik oğlunu benden esirgemedin." İbrahim çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi. Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak sundu."(Yaratılış: 22:2-8-9-10-11-12-13)

Kur'an metinlerinde bahsi geçen çocuğun "yumuşak huylu bir erkek çocuk" olmasından bahsedilip ismini belirtilmemiştir (Sâffât Sûresi: 101). Fakat genelde İsmail olarak tefsir edilir ve müslümanlar çocuğun İsmail olduğuna inanırlar.

Diğer İslami kaynaklara göre, İbrahim Peygamberin eşinin kısır olması nedeni ile bir çocuğu olmayınca (bazı rivayetlere göre 125 yıl[kaynak belirtilmeli] ) Allah'a yalvarır, dua eder. Kendisinin ve eşinin yaşlı olduğu bir zamanda mucizevi bir şekilde oğlu olur. [1] Çocuk biraz büyüdüğünde, İbrahim peygamber rüyasında onu kurban etmesi gerektiğini görür. Oğluna "Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın” der [2] Peygamberlerin rüyaları normal insanların rüyalarından farklı olduğundan bu bir emir olarak kabul edilmiş ve İbrahim peygamber oğlunu kurban etmeye götürmüştür [kaynak belirtilmeli]. Ancak Allah'ın emriyle bıçak çocuğu kesmez. [kaynak belirtilmeli] Bu esnada Cebrail kucağında bir koç[kaynak belirtilmeli] ile gelir. Bu imtihan [3] başarı ile geçildikten sonra tüm İbrahimi dinlerde Zilhicce ayının 10. günü aynı şekilde kurban kesilerek kutlanan bayram olmuştur. İslam peygamberi , Hac gibi terkedilen İbrahim' geleneği, tekrar hayata geçirmiştir.)

Yukaridaki Alinti ve kaynaklardan goruldugu gibi, sozde Ayet adi altinda,
Allah icin bireyin her seyini feda edebilecek olmasini, Allah'a teslimiyeti ve ona karsi sukran ve sukur icinde olmayi ifade etmektir anlamina geliyor diye algilanmasi, Yine Yobazligin ve Gericiligin verdigi Allah inanci, Cennet Hevesi, Cehennem Korkusu, Her sene belli bir gunde Toplu Olarak Hayvan Katliami Yapilmamaktadir......

Her sene Hayvanlarin kacismalarini caddelerde kacislarini yakalanmamak icin verdigi caba sonucunda Insanlarin vahsice hayvanlara yonelik acimasizligini gormek kendisine insanim diyen her birey icin oldukca uzucu ve esef verici bir durumdur.

Bildigimiz gibi Hayvanlarda HIS olayi oldukca buyuktur, dolayisiyla Hayvan kesilecegini veya yasamina son verilecegini sezdiginden dolayi yasamak icin direnmek amacli imkan ve olanak buldugu zaman kacmayi yegeler, Suru halinde olupta surden tek olarak kurtulma cabasi bir cok gercegi ortaya koymaktadir,
Bir cok dinde bunun bir bayram olarak kutlanmamasi ve buna son verilmesi, hayvanlara yonelik olan toplu katliam olgusundan kaynaklandigi gerceginide gorebiliyoruz.

Islamligin Ibrahim Peygamber ile ne ilgisi olabilir, Ibrahim Peygamber Islamin hangi sartini yerine getiriyordu?
Nasil olmusta Hz. Muhammed bunu Islamin bir Bayrami olarak gelenek haline getirmistir?

Su gercegi bir kez daha gormekte yarar var, Islam kendisinden once olan Dinlerin gunumuzdeki yasa digisikligin bir gercegidir.
Dolayisiyla Kurban Bayrami Allah tarafinda gonderilen Ilahi, Vahi, Ayet ve benzeri yalanlarin gerceklikten uzak oldugunu gosteren en guzel orneklerinden biridir.

Yobazligin, Bagnazligin ve Her Turden Gericiligin Guzel Dunyamizda Son Bulsun Umutlari ile.
Allah` yaklasmak ve Allah`in rizasini yerine getirmek, toplu hayvan katletmekse!!!! Insanliga dusen gorev.... Oyle bir Allah`a ne yaklasmak nede rizasini almak icin hayvanlari toplu katletmek icin caba harcamamalidir....
Sonuc olarak insanlar ihtiyaci disinda topluca hayvan katlediyor.. amac neymis efendim Allah`a yakin gitmek ve rizasini almakmis...
Cennetide, Cehennemide onun olsun.....
Insanlik`ta Varolus ozelligine sahip olan Insanlarin olsun.....

Hayvan Katliam Bayramina Son.....
Baskoylu.

Saygi ve Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 05:52   #2
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İNSANI KURBANLIK YAPANLAR ELBETTE HAYVANLARI DA KURBAN EDİP KATLEDERLER


İşte bir kan gölü. Sözde inançları uğruna bugün dünya ölçeğinde milyonlarca insan milyonlarca hayvanı ya da başka bir canlıyı katletti. Üç gün daha sürecek bu katliamla belki bir yıl içinde katledilen canlı kadar canlı katlediliyor. TV’de de bir haberde İstanbul Boğazının suları bile kan kırmızı olmuş idi.

Dinler sözde canlı yaşamını savunurlar, sözde canlı kıyımına karşı dururlar. Dediğimiz gibi bu sadece sözdedir. Gerçekte ise dinlerin ve başta da İslamiyet çerçevesi tam bir kıyıcılık, katliamcılık, ayrımcılık, aşağılama, horlama, düşmanlık, vahşetle özdeş bir yerde durmaktadır diğerlerine göre. Bu vahşetin bir tanesi de elbette senede bir yıl dört güne sığdırılan tam bir vahşettir. Kurban adı altında canlıların katledilmesidir.

Bu vahşet çokta anlamsız değildir esasen. Bir yanda dört bir yanda kan, dört bir yanda vahşice, çocukların gözleri önünde işlenen canlı cinayet ve ardından da bunun din, iman, inanç adına yapılması tam bir riyakarlık örneğidir.

Normalde bir yılda tüketilmeyen et miktarı üç-dört gün içinde tüketilmeye çalışılıyor. Sözde kurban kesip yoksullara dağıtmak adına tam tersine buzdolaplarının buzluğunda kendisi için saklanan riyakarlıkta cabası.

Güya cennetin kapılarını açacaklar kan dökerek, bir başka canlıyı katlederek, cinayet işleyerek. Böyle bir vahşet hangi din, inanç adına olursa olsun cinayettir, katliamdır. İbadeti kanla, vahşetle, kıyımla, katliamla yapmak ilkelliğin dik alasıdır. Bir başka canlının katli ile ibadet yapmak çağın gerisinde olmanın ötesinde ilkel çağa dönüştür.

Bir de ismine Bayram deniliyor işin ilginç tarafı. Hem katliam yapacaksın, bir başka canlıyı katledeceksin ve de ardından da bunun bayram olduğunu söyleyeceksin. Bir başka canlıya zarar vererek Bayram kutlamak kadar vahşice, insanlık dışı bir şey yoktur sanırız.

Bir de tabiî ki diğer yanı var işin. Bu din ve yaşanan gerçeği zaten insana değer vermezken; bir başka canlıya nasıl değer versin? Tüm dinlerin özünde var olan adaletsizliği ortadan kaldırmak yerine sadaka vermek, zekat dağıtmak var. Yani sınıfları meşru gören bir anlayış. Ya da kıyam, savaşı kutsal ilan edip, şehitlik, şehadet vs gibi şeylerin ardına sığınan dinler ve özelde de İslamiyetin başkaca canlılara zarar vermemesi olanaklı mıdır ? Elbette değildir.

İnsan merkezli olmayan, insan ve yaşadığı ortam içinde anlamlı olacak tarzın yerine; çevre-doğa-canlı düşmanı bir yıkım faaliyetini kutsayan bir düşünce ve eylemin içeriğinin İnsancıl ya da canlıcıl olması olanaklı değildir. Hem bir şeyleri yıkacaksın, kıracaksın, katledeceksin ve bunu bayram ilan edip ibadet edeceksin.

Toplumsal bir huşu ve insanlık dışılığın yansımasıdır olanlar. Kurban Bayramı adı altında başka canlıların katledilmesi ve bunun adının bayram ilan edilip İbadet olarak savunulmasını kınıyoruz. Bu türden vahşetler, bu korkunç görüntüler ancak ve ancak sosyalizm ile komünizmde ortadan kalkacaktır.


16.11.2010


Mahmut Halil CAN ( Sendiren )

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 05:53   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kurban adayarak, kan akıtarak Tanrı’yı hoşnut kılmak, ona yaklaşmak, eski çağlardan beri süregelen bir ibadet şeklidir ki, bugün artık çağdaş uygarlığa ters düşen bir gelenek olarak görülür. Böyle olduğu içindir ki, “aydın” din adamı rolünü üstlenmiş görünen bazı mollalarımız, her konuda olduğu gibi, kurban geleneği konusunda da İslam şeriatını “şirin” gösterme yolunu ararlar ve bu amaçla birtakım laf cambazlıklarına başvururlar. Kurban kesimine karşı değillerdir, ama kurbanın ibadet amacına yönelik olmadığını anlatmak için her türlü kurnazlığa hazırdırlar. Bu nedenle, koyunları boğazlayarak, yani kan akıtarak, kurban sunmanın, Allah’ı “kan” ve “et” ile ilişkili kılmak olduğunu, oysa böyle bir geleneğin Kur’an’a ters düştüğünü öne sürerler. Daha başka bir deyimle, bu tür bir ibadetin, uygar toplumlar tarafından artık “ilkel” bir gelenek olarak görüldüğünü anladıkları içindir ki, Kur’an’daki verilere göre kurban kesmenin “ibadet” değil, “sosyal bir yardım türü” olduğunu söylerler. Güya Kur’an, kurban kesimini kan akıtılsın diye değil, sadece yoksula yardım sağlansın diye öngörmüştür; güya kurban ameliyesinde “ibadet” olan konu sadece yoksula yardımdır. Ve işte bu noktadan hareketle bizim mollalarımız, “eğer yoksulun korunması, ona et vermek yerine başka bir şey vermekle daha iyi sağlanacaksa, o şeyi kurbana tercih etmek gerekir” derler.(1)

Oysa mollalarımızın bütün bu söyledikleri gerçek dışı olup, sırf Şeriatı “insani” kılıkta gösterme gayretkeşliğine dayalı şeylerdir. Çünkü, Kur’an, kurban kesimi ameliyesini, Tanrı’yı yüceltemeye yönelik bir ibadet olarak gören ayetlerle doludur. Ne Kur’an’da ne de Kur’an olmayarak konmuş kurallarda, kurban kesiminin sadece yoksulları doyurmak ve korumak amacıyla gerekli görüldüğüne dair bir şey yoktur; ya da yoksula para veya mal şeklindeki yardımın, Tanrı’ya kurban sunmaktan daha hayırlı bir iş sayılabileceğine dair hüküm yoktur. Kuşkusuz ki, yoksulu yedirmek ve içirmek, yoksula yardım etmek hayırlı bir iştir, ama Kur’an, bu tür bir yardım şeklini, ne kurban kesiminden daha hayırlı bir iş olarak görmüştür ne de kan akıtarak ibadeti önlemek için. Nitekim, din bilgini sayılan yorumculara göre “kurban kesmek, zekat ve sadakai fitr vermekten daha fazla bir fedakarlık ifade eden bir ibadettir”(2).

Bütün bunlar bir yana, Kur’an’da, kurbandaki amacın her ne şekilde olursa olsun kan akıtmayı önlemek olduğuna dair bir işaret de yoktur. Çünkü, bir kere kurban, eski çağlardan beri “Tanrı ‘yı hoşnut kılmak ve yüceltmek amacıyla” uygulanmış olan bir gelenektir ki, genellikle kan akıtılmasını koşul bilir ve Kur’an bu geleneği bu amaçla benimsemiştir. O kadar ki, Muhammed’in söylemesine göre, “Bu cemaatin (Müslüman cemaatinin) mümeyyiz vasfı, kurbanın kendi öz kanı olmasıdır (kurban olarak, din şehitlerinin katımı sunması)”? Öte yandan Kur’an’da, biraz ileride göreceğimiz gibi, kan akıtma şeklindeki kurban kesimi ameliyesinin, başlı başına “ibadet” niteliği taşığını belirleyen birçok ayet vardır.(3) Fakat, bunları incelemeden önce, “kurban” anlayışının dayanağı olan kaynağın Kur’an’daki yerini inceleyelim.

1) Kurban Geleneği’nin Kur’an’a Alınışında Rol Oynayan Dinsel Etkenler

Kurban geleneğinin Kur’an’da alınışında rol oynayan dinsel olayların incelemesi bize şunu gösterecektir ki, Kur’an’a göre kurban kesimindeki amaç, esas itibariyle yoksula yardım değil, Tanrı’ya bağlılığın, kan akıtımı yoluyla saptanmasıdır. Adem’in oğullarının acıklı hikayesi bunun böyle olduğunun ilk kanıtlarındandır.


A) Adem ‘in Oğullarının Hikayesi anlatılmıştır ki, Tanrı’nın, kurban kesiminden başka bir şekilde kendisine sunulan kurbandan pek hoşnut olmadığını, kurban ameliyesini yoksullara yardım şeklinde anlamadığını ortaya koyar. Gerçekten de ayette şöyle yazılıdır:

“Ey Muhammed! Onlara, Adem’in iki oğlunun kıssasını doğru olarak anlat, ikisi birer kurban sunmuşlar. Birinin kabul edilmiş, diğerininki edilmemişti. Kabul edilmeyen (kurban sahibi),‘Andolsun seni öldüreceğim!’ deyince, kardeşi, ‘Allah ancak sakınanların takdimesini kabul eder’ demişti.” (Maide Suresi, ayet 27).

Ayette açıklık yok, fakat anlatılmak istenen şey. Adem’in oğullarından birinin koyun keserek, diğerinin de toprak ürünlerinden (buğday) vererek Tanrı’ya kurban sundukları, Tanrı’nın koyun şeklindeki kurbanı kabul edip diğerini reddettiğidir. Kur’anı’daki bu hikayeyi Muhammed Tevrat’tan almıştır. Tevrat’ın “Tekvin” kitabında anlatılan şekliyle hikaye kısaca şöyledir:

Adem’in iki oğlu olmuştur ki, adları “Habil” ve “Kabil'dir. Bu iki kardeşten biri olan Habil, koyun sürüsü güden bir çobandır. Diğer kardeş Kabil ise çiftçidir. Beraberce yaşayıp giderlerken bir gün Habil, gütmekte olduğu sürünün ilk doğanlarından bir koyunu kesip Tanrı’ya kurban olarak sunar. Çifçilikle uğraşan Kabil ise, Tanrı’ya kurban olarak toprak ürünlerinden (buğday) sunar. Tanrı, Habil’in sunmuş olduğu kesilmiş koyunu kurban olarak kabul eder, fakat Kabil’inkini kabul etmez. Bunun üzerine Kabil, kıskançlığa kapılıp kardeşi Habil’i bir vuruşla öldürür (Tevrat, Tekvin, Bap 4, 19).

Aslı Tevrat’ta bulunan bu hikayenin, hadislerde ve Kur’an yorumlarında anlatılan şekli aşağı yukarı böyle. Dikkat edileceği gibi Tanrı’yı hoşnut kılan şey, toprak ürünü olan “buğday” şeklindeki kurban değil, kan akıtılarak sunulmuş olan “koyun” şeklindeki kurbandır. Belli ki, Tanrı kendi adına kan akıtılmasından hoşlanmıştır. Ve bu işi yoksullara yardım olsun düşüncesiyle değil, Habil’in “takdimesi”nden hoşlandığı için yapmıştır; Habil’in takdimesi ise. biraz önce gördüğümüz gibi, kanı akıtılan koyundur. Eğer Tanrı kan akıtılmasından hoşlanmamış olsa, kurbandan amacın yoksula yardım olduğunu düşünmüş olsa, bunu açıkça bildirirdi. Oysa böyle yapmamıştır. Belli ki insanların kendisine olan bağlılıklarını “Tanrı adına” kan akıtılmasına göre değerlendirmek istemiştir! Bundan dolayıdır ki, din adına cihata çıkılmasını, kafirlere karşı savaşılmasını, kılıçla vuruşulmasını (kendi adına kan akıtılmasını) “kutsal” bir şey olarak görmüştür. Yine bundan dolayıdır ki, bu savaşlarda ölenleri “şehit” olarak en büyük mükafatlara layık bilmiştir.

B) İbrahim (“Peygamber”) ile Oğlu İshak’ın Hikayesi

Kurban geleneğinin, “kan akıtma yoluyla ibadet” demek olduğunun kanıtı sadece Adem’in iki oğluyla ilgili yukarıdaki hikaye değildir. Tevrat’tan aktarma olarak Kur’an’da, yer alan bir başka hikaye vardır ki, İbrahim “Peygamber”in, ibadet yoluyla Tanrı’ya bağlılığını ispat amacıyla kendi öz oğlu İshak’ı kurban etmek istemesiyle ilgilidir. Güya Tanrı, İbrahim’in imanını denemek için ondan büyük bir fedakarlığı göze alıp oğlunu kurban etmesini istemiş ve onun bunu yapmaya hazır olduğunu görünce iman sahibi olduğunu anlamış, bunun üzerine ona bir koyun gönderip, İshak yerine koyunu kesmesini emretmiştir. İbrahim de öyle yapmıştır; yani kendi oğlunu boğazlayacak yerde, koyunu boğazlayarak Tanrı’ya karşı ibadetini tamamlamıştır. Koyunu boğazlaması ve kan akıtması, Tanrı’ya ibadet için kendi öz oğlunu feda etmeye hazır olduğunun sembolik bir ifadesidir. Söylemeye gerek yoktur ki, bu olayda “sosyal bir yardım” amacı diye bir şey yoktur.

Sırf Tanrı’ya bağlılığın kan akıtımı yoluyla kanıtlanması vardır. Tevrat’taki bu hikayeyi Muhammed, ufak bir iki değişiklikle Kur’an’a yerleştirmiştir; yaptığı değişiklik, özellikle, hikayede geçen İshak adı yerine İsmail adını koymak olmuştur. Bilindiği gibi İsmail, İbrahim’in diğer bir oğludur. Cariyesi Hacer’den olmuştur. İshak ise İbrahim’in, kendi eşi olan SaRadan doğma oğludur. Muhammed, kendi kavmi olan Arapları, İbrahim’in ve İsmail’in soyundan bildiği içindir ki, böyle bir değişiklik yapmayı uygun bulmuştur. Fakat, hemen ekleyelim ki, Kur’an’a koyduğu ayetlerin içeriğini anlayabilmek için, İbrahim ile oğlunun Tevrat’ta anlatılan hikayesine göz atmak gerekir. Tevrat’ın “Tekvin” kitabında yer alan hikayenin özeti şöyledir: Tanrı, İbrahim’i denemek ister ve ona şöyle der: “Ey İbrahim! Şimdi oğlunu, sevdiğin biricik oğlunu, İshak’ı al ve Moriya diyarına git ve orada sana söyleyeceğim dağların biri tilerinde onu yakılan kurban olarak takdim et” (Tevrat, Tekvin, Bap 22: 13).

Bu emir üzerine İbrahim, uşaklarından ikisini ve oğlu İshak’ı alır, eşeğine palan vurup Allah’ın söylemiş olduğu yere gitmek üzere yola koyulur. Üç günlük bir gidişten sonra İbrahim, gözlerini kaldırıp, Tanrı’nın belli ettiği yeri uzaktan görür. Uşaklarına, “Siz burada eşekle beraber kalın, ben çocukla beraber oraya gideceğim; secde edip yanınıza döneriz” der. Ve sonra bir miktar odunu İshak’ın sırtına yükler. Eline bir bıçak alarak o belli edilen yere doğru yol alır. Yolda İshak babasına sorar: “Ey baba! İşte ateş ve odun, fakat yakılan kurban için kuzu nerede?” İbrahim, “Oğlum, yakılan kurban için kuzuyu Allah kendisi tedarik eder” der. Nihayet, Tanrı’nın belli etmiş olduğu yere varırlar, orada İbrahim bir mezbah yapıp odunları dizer ve İshak’ı bağlayarak odunların üzerine yatırır. Sonra eline bıçağı alır ve tam oğlunun boynunu kesmek üzereyken Tanrı’nın meleği göklerden seslenir: “Elini çocuğa uzatma ve ona bir şey yapma; çünkü, şimdi bildim ki, sen Allah’tan korkuyorsun ve kendi biricik oğlunu benden esirgemedin” (Tevrat, Tekvin, Bap 22: 412). Bu seslenme üzerine İbrahim gözlerini kaldırıp baktığında görür ki, çalılıklar içinde bir koyun (koç) boynuzlarından tutulmuş durmaktadır. Hemen gidip oradan koyunu alır ve oğlunun yerine koyunu “yakılan kurban” olarak takdim eder (Tevrat, Tekvin, Bap 22: 13). Az geçmeden Tanrı’nın meleği ikinci kez göklerden İbrahim’e seslenir ve şöyle der:

“Mademki her şeyi yaptın ve biricik oğlunu esirgemedin, seni ziyadesiyle mübarek kılacağım ve senin zürriyetini... deniz kenarındaki kum gibi çoğaltacağım, senin zürriyetin düşmanlarının kapısında hakim olacaktır... çünkü sözümü dinledin” (Tevrat, Tekvin, Bap 22)

Şimdi bu hikayenin Kur’an’da yer alan şeklini görelim: Tevrat’ta anlatılan hikayeyi Muhammed, Saffat Suresi’ne şu şekilde sokmuştur:

İbrahim, kendi kavmini putlara tapmaktan alıkoyamayınca, “Doğrusu ben Rabbim uğrunda sizi bırakıp gidiyorum. O beni doğru yola eriştirir” der (Saffat Suresi, ayet 99). Sonra Tanrı’ya yalvarıda bulunarak kendisine “irilerden” bir çocuk vermesini ister (Saffat Suresi, ayet 100) ve Tanrı da ona “yumuşak huylu bir oğlan” verir (Saffat Suresi, ayet 101). Fakat, İbrahim, Tanrı’ya olan bağlılığını kanıtlamak için, oğlunu (İsmail’i) ona kurban etmek ister. Ve bir gün çocuğunu alıp yola çıkar. Yolda giderlerken oğluna şöyle der: “Ey oğulcuğum! Doğrusu ben uykudayken seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin?” Yani anlatmak ister ki. Tanrı kendisini denemek istemiş ve oğlunu kurban etmesini emretmiştir. Bu beklenmedik soruya oğlu (İsmail) şöyle cevap verir: “Ey babacığım! Ne ile emrolundunsa yap, Allah dilerse, sabredenlerden olduğumu göreceksin” (Saffat Suresi, ayet 102). Bunun üzerine İbrahim, boğazlamak için oğlunu alnı üzerine yatırır. Fakat, tam bu sırada Tanrı seslenerek, İbrahim’i denemek için böyle yapmasını emrettiğini, iyi davrananları ödüllendirdiğini bildirir ve fidye olarak kendisine büyük bir kurbanlık verir. Kur’an’da şöyle yazılıdır:

“Böylece ikisi de Allah’a teslimiyet gösterip, babası oğlunu alnı üzerine yatırınca, biz, ‘Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın; işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırız’ diye seslendik. Doğrusu bu apaçık bir denemeydi. Ona, fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik” (Saffat Suresi, ayet 103,197).

Görüldüğü gibi bu ayetlere göre Tanrı, İbrahim’in teslimiyetini denemek istiyor ve bu amaçla ona oğlunu kurban etmesini emrediyor. İbrahim’in bunu yapmaya hazır olduğunu görünce, onun tam bir “iman” sahibi olduğunu anlıyor ve oğlunun yerine kesilmek için ona “fidye” olarak bir koyun gönderiyor. İbrahim de kendi öz çocuğunu boğazlayacak yerde koyunun boğazını kesiyor! Dikkat edileceği gibi burada söz konusu olan kurban kesiminin, yoksullara yardım gibi sosyal bir amaçla ilgisi yok.

Tanrı “fidye” olarak İbrahim’e koyun verirken, kesilecek olan bu koyunun etiyle yoksulları doyursun diye vermiş değildir. Sadece oğlunu kesecek yerde, bir hayvanı kessin diye vermiştir. Eğer kan akıtılmasını istemiyor ve bundan hoşlanmıyor idiyse, neden İbrahim’e, kesip kan akıtması için koyun verir. “Fidye” denen şeyin başka şekli yok mudur? Evet, neden dolayı Tanrı İbrahim’e, kurban olarak ille de bir canlı bir hayvan, bir koyun vermiştir? Esasen İbrahim, kendi oğlunu kesmeye hazır olduğunu ortaya koyarak zaten Tanrı’ya olan teslimiyetini (iman sahibi olduğunu) kanıtlamış değil miydi? Ve Tanrı bundan dolayı, “Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın” diyerek onun sınavdan başarıyla çıkmış olduğunu bildirmiş değil miydi? Bu durumda “fidye”nin anlamı ne? Yani neden dolayı Tanrı İbrahim’e, “fidye” olarak koyun verir ve ille de kan akıtılmasını ister? “Fidye”denen şey “kurtulmalık’”demek değil midir? Örneğin, “ibadet sırasında islenen suçtan, günahtan kurtulmak için verilen şey değil midir?”(4)

İbrahim’in işlediği bir günah yoktur ki, fidye yoluyla kurtulsun! Aksine, kavmini ve hatta babasını putperesttirler diye terk etmiş, iman sahibi olduğunu bildirmiş, üstelik kendi oğlunu kesmeye hazır olduğunu ispat etmekle Tanrı’ya teslimiyetini ortaya koymuştur. Ve nitekim bundan dolayıdır ki, Tanrı ona, biraz önce belirttiğimiz gibi, “...Ey İbrahim! Rüyayı gerçek yaptın, işte biz iyi davrananları böylece mükafatlandırız” diye seslenmiştir. Şu durumda İbrahim’in günahkar bir durumu yoktur; olmadığına göre neden dolayı Tanrı ona, günahtan kurtulmak üzere “fidye” olarak koyun vermiştir?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 05:54   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Kur’an yorumcularına göre, güya İbrahim, eğer bir oğlu olacak olursa onu Allah yolunda Tanrı’ya kurban edeceğine dair kendi kendine söz vermiş (yani oğlunu Tanrı’ya adamış), fakat sonra bu sözünü unutmuştur. Ve işte “rüya” bunu ona hatırlatmıştır. Her ne kadar çocuğunu boğazlamaya kalkışmakla Tanrı’ya olan teslimiyetini kanıtlamışsa da, kendi kendine verdiği sözü yerine getirmemiş durumdadır. Yani bir bakıma günah işlemiş durumdadır. Ve işte Tanrı ona, bu günahtan kurtulmak üzere fidye olarak koyun vermiş, o da koyunu boğazlamıştır. Bundan dolayıdır ki imamı azam’ın, “Çocuğunu kurban etmeyi nezredene (adayana) bir koyun kesmek vacip olur” dediği söylenir.(5)


Bütün bu yukarıda söylediklerimizden anlaşılıyor ki, Kur’an’a göre Tanrı, kullarını denemek için “kan akıtma” ölçeğine başvurma yolunu seçmiştir. Kan akıtılmasından hoşlanamasa, İbrahim’e koyun yerine cansız bir şeyi “fidye” olarak sunmasını emrederdi. Hatta biraz önce dediğimiz gibi, aslında böyle bir şey istemesine de gerek yoktu. Çünkü, İbrahim’i denemiş ve onun mutlak şekilde boyun eğen bir kul olduğunu öğrenmişti. O halde artık ondan, başkaca bir şey beklemesi gerekmezdi. Öte yandan İbrahim’e kesilmek üzere koyun verirken, bunu, yoksullara yardım olsun diye vermiş değildir.Sırf “fidye” olarak vermiştir. “Fidye” deyimi ise, “kurtulma karşılığında verilen bir şey” anlamına gelir. Oysa ortada, İbrahim’in kurtulmak ihtiyacında olduğu bir günah yoktur. Bütün bunlar bir yana, Tanrı’nın İbrahim’i denemek için bu yollara başvurması da pek anlaşılır gibi değil! Çünkü, eğer Tanrı, her gizli şeyi bilen bir “yaratan” ise, kullarının yaptıklarından ve yapacaklarından haberli ise, o halde İbrahim’i denemek niye? Nasıl olsa onun ne şekilde hareket edeceğini zaten biliyor değil miydi?

Öte yandan eğer Tanrı kan akıtma amacına dayalı kurbandan hoşlanmasa ve kurban denen şeyi sadece yoksulun korunması amacına bağlamış olsaydı bunu açıkça belli etmez miydi? Şu durumda bizim mollalarımızın kalkıp da, “Yoksulun korunması başka bir şey vermekle daha iyi sağlanacaksa, o şeyi kurbana tercih edin” demelerinde anlam olur mu? Bunu söylemekle Kur’an’ ters düşmüş olmuyorlar mı? Ve Tanrı’yı, hani sanki amacını açıklayamamış da, onların bu şekildeki açıklamalarına muhtaçmış gibi bir duruma düşürmüş olmuyorlar mı?

Bu vesileyle ekleyelim ki, aradan 1400 geçmesine ve bu 1400 yıl boyunca insanlık anlayışında nice gelişmeler görülmesine rağmen, İslam ülkelerinde hala, İbrahim’in yukarıdaki davranışına özlem duyup, oğullarının boğazını kesmek isteyenler vardır. Bunun utanç verici bir örneğine, bundan 30 ,40 yıl kadar önce Türkiye’de rastlanmıştır. Askerden kaçmak isteyen bir kişi, eğer bu mükellefiyetten şu ya da bu şekilde kurtulacak olursa, Mızrap adındaki oğlunu kurban etmeye karar vermiş, gerçekten de askerlikten kurtulur kurtulmaz oğlunun boğazını ekmek bıçağıyla kesmiştir. Olay ortaya çıktığında savcılık işe el atmış ve dava sonucunda bu kişi layık olduğu cezaya mahkûm olmuştur. Ne esef vericidir ki, o zamanın yargıtayı, söz konusu cinayetin “dinsel inançlar” etkisiyle işlenmiş olduğunu, dolayısıyla bu inançların “cezayı hafifletici sebep” (“esbabı muhaffefe”) olması gerektiğini bildirerek mahkeme kararını bozmuştur. Olay adalet tarihimizde “Mızrap Çocuk” olayı olarak yer almıştır.

2) Tanrı’ya İbadet Türü Olarak Kurbanla İlgili Ayetlerden Diğer Bazı Örnekler

Yukarıda gördüklerimizden başka, Kur’an’da, kurban kesiminin “ibadet” türü olduğunu kanıtlayan hükümler vardır ki, hepsinde amaç Tanrı’ya teslimiyetin, Tanrı’ya bağlılığın ifadesi olarak yer alır. Hani sanki Tanrı, kendi yüceliğini ve güçlülüğünü kanıtlayabilmek için hayvan boğazlatarak kan akıttırma yollarını seçmişe benzer. Bazı örnekler şöyle:

1) Hac Suresi’ndeki Hükümlere Göre Kurban Kesimi Ameliyesi, Tanrı’yı Yüceltmek İçin İbadet Anlamını Taşıyor; Bu Nedenle Kurban Keserken Tanrı’nın Adının Anılması Gerekiyor (Hac Suresi, Ayet 36)

Hac Suresi’nin 35, 36. ve 37. ayetlerinden anlamaktayız ki, kurban kesimindeki asıl amaç, Tanrı’yı yüceltmek ve ona şükürler etmektir; bu bakımdan kurban ameliyesi Tanrı’ya ibadettir. Her ne kadar Kur’an, kesilen hayvanların yiyecek işini görmesini, isteyen ve istemeyene verilmesini emretmekle beraber, hayvan ve kurban kesimindeki asıl amacın, yoksulu doyurmak değil, Tanrı’yı yüceltmek olduğunu bildirmekte. Çünkü, güya Tanrı, insanlara doğru yolu göstermiştir ve işte bu iyiliğinin karşılığı olarak insanlardan kendisine şükretmelerini, kendisini yüceltmelerini beklemektedir.Bunu yapabilmeleri için de, hayvanları (develeri, sığırları) insanların buyruğuna vermiştir ki, bu hayvanları kessinler de ibadetlerini yerine getirebilsinler!
Ve kullarından kurban kesmelerini isterken, Tanrı, bu hayvanların ne etlerinin ne de kanlarının kendisine ulaşmayacağını söyler; daha başka bir deyimle kurban kesiminin kendisi için maddi bir çıkar sağlamadığını, sadece kendisini yüceltici bir ibadet olduğunu anlatmak ister. Yani kurban kesiminde Tanrı’nın güttüğü amaç kendisinin ibadet yoluyla yüceltilmesini, kendisine şükredilmesini sağlamaktır. Bunun böyle olduğunun iyice anlaşılması için, kurban keserken, hayvanın ön ayaklarının bağlanması ve Tanrı’nın adının anılması gerekir (Hac Suresi, ayet 35,36). Daha başka bir deyimle kurban kesimi ameliyesi Tanrı’ya yapılan ibadetin ta kendisidir. Bu konu, Hac Suresi’nde şöyle belirtiliyor:

“İşte kurbanlık gövdeli hayvanları, deve ve sığırları, Allah’ın size olan nişaneleri kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Ön ayakları bağlı halde keserken üzerlerine Allah’ın adını anın. Kesilince onlardan yiyin, isteyene de istemeyene de verin. Şükredersiniz diye onları böylece .sizin buyruğunuza verdik. Bu hayvanların ne etleri ne de kanlan Allah’a ulaşacaktır. Allah’a ulaşacak olan ancak sizin ona yaptığınız ibadettir. Size doğru yolu gösterdiğinden, Allah’ı yüceltmeniz için onları böylece sizin buyruğunuza vermiştir...” (Hac Suresi, ayet 36,37)

Görülüyor ki, kurban kesimindeki amaç, yoksulu doyurmak değil; asıl amaç Tanrı’yı yüceltmek, Tanrı’ya şükretmek. Daha başka bir deyimle, Tanrı, sırf kendisini yüceltilsinler, kendisine şükretsinler diye kullarına kurbanlık hayvanları, develeri, sığırları vermiştir. Ve verirken de istemiştir ki, bu hayvanlar, ayaklan bağlı olarak ve “Tanrı” adı anılarak boğazlansın, kanlan akıtılsın; yani kurban kesimi işi, Tanrı’ya ibadetin bir ifadesi olsun.

2)Tanrı, Vermiş Olduğu Nimet Karşılığı Olarak, Kendisi için Namaz Kılınmasını ve Kurban Kesilmesini Emrediyor (Kevser Suresi, Ayet 12)

Biraz önce gördük ki, Kur’an’da Hac Suresi’nde, kurban kesimi ameliyesi, Tanrıyı yüceltmek, Tanrı’ya şükretmek amacına yönelik bir ibadet olarak belirtilmiştir. Aynı şey Kevser Suresi’nde de tekrarlanmakta. Fakat orada Tanrı’nın Muhammed’e hitabı olarak şöyle yer almaktadır:

“(Ey Muhammed.’) Kuşkusuz biz sana Kevser’i verdik. Şimdi sen Rabbine kulluk (namaz kıl)et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir” (Kevser Suresi, ayet 1)

3) Görüldüğü gibi, ayete göre Tanrı, Muhammed’e hitap etmektedir; ona “Kevser”i verdiğini bildirmekte ve verdiği bu nimet karşılığında Muhammed’den, kendisine namaz kılmasını ve kurban kesmesini istemektedir. Burada geçen “Kevser” sözcüğü, esas itibariyle “çokluk” anlamındadır ve yorumcular bunu “çok büyük nimet” olarak ya da “cennetteki bir havuz” ya da “cerınetin bütün ırmaklarının kaynağı olan bir nehir” şeklinde tanımlarlar. Şimdi sorulacaktır: Neden acaba Tanrı, Muhammed’e böylesine büyük bir nimet (“Kevser”) vermiştir, verdiği bu nimet karşılığında ondan namaz kılmasını ve kurban kesmesini istemektedir? Sorunun İslam kaynaklarına göre karşılığı şöyledir: Muhammed’in, Mekke’deyken ilk karısı Hatice’den dört kızı ve iki (bazı rivayete göre dört) oğlu olmuş, fakat oğlan çocukların hepsi de küçücük yaşlarda ölmüşlerdir.

Her ne kadar Muhammed Tanrı’ya, oğlan çocuk vermesi için yalvar yakar olmuşsa da, bir türlü oğlan çocuk edinememiştir. Medine’ye geçtikten sonra Marya adındaki cariyesinden bir oğlu olmuş ve ona İbrahim adını koymuş, fakat az geçmeden İbrahim de hastalanarak ölmüştür. Kendi neslini sürdürecek bir oğlan edinemediği için olağanüstü üzülürken, bir de çevresindeki kişilerin kendisi hakkında “ebter” (nesli kesik) diye konuştuklarını görünce yukarıdaki ayetleri Kur’an’a koymuştur. Yani anlatmak istemiştir ki, Tanrı, oğlan çocuk yerine kendisine, büyük bir nimet olmak üzere “Kevser” vaat etmiştir. Bunun karşılığında da, kendisinden namaz kılmasını ve kurban kesmesini istemiştir. Çünkü, “namaz”, kalp, dil ve bedenle yapılan şükrün kendisi olarak önemli bir ibadet türüdür. Her ne kadar namaz, “ibadetin başı” ya da “bütün ibadetlerin ruhu” ve. “dinin temeli” sayılırsa da, sadece namaz yollu ibadet yeterli değildir.

Tanrı’yı hoşnut etmek için namaz kılmaktan başka kurban keserek de ibadet edilmelidir; kurban kesmek, biraz önce değindiğimiz gibi yorumculara göre, zekat ve sadaka vermekten daha fazla fedakarlık ifade eden bir ibadettir. Bu “fedakarlık” sadece mali bakımdan değil, sembolik anlamda kan akıtma bakımından da söz konusudur. Şu nedenle ki, vaktiyle İbrahim “Peygamber”, Tanrı’ya bağlılığını kanıtlamak için en büyük bir fedakarlık olarak kendi öz oğlunun boğazlayıp, kanını akıtmaya hazır olduğunu Tanrı’ya anlatmıştı. Onun böylesine büyük bir fedakarlıkta bulunacağını anladığı içindir ki, Tanrı ona koyun göndermiş ve oğlu yerine koyun keserek bu işi görmesini bildirmişti. Bundan dolayıdır ki, kurban kesimi, büyük bir fedakarlığın ifadesi olmak üzere, en büyük bir ibadet türü sayılır.

Bütün bunlardan anlaşılıyor ki, Kur’an’a göre Tanrı, kendisine “tefekkür” anlamına gelen ve sırf yüceltilsin diye kendisi için kurban kesilmesini emrediyor. Daha başka bir deyimle, yoksullara yardım amacıyla değil, asıl kendisine ibadet edilerek mirınettarlık gösterilsin diye kurban kestiriyor.

4) Tanrı, Ateşin Yiyeceği Bir Kurban Getirmedikçe Hiçbir Peygambere İnanılmamasını Emretmiş (Ali İmran Suresi, Ayet 183)

“Kurban” öğesinin “peygamberliğin” bir işareti olduğuna ve “ateşin yakıp kor edeceği bir kurban getirmedikçe” hiçbir peygambere inanmamak gerektiğine dair Kur’an’da, şöyle bir ayet vardır:

“... ‘Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahit verdi’ diyenlere, sen. Ey Muhammed de ki, ‘Benden önceki peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz?’...” (Ali İmran Suresi, ayet 18.)

Bu ayeti Muhammed, Medine’deki Yahudilerin kendisini “peygamber” olarak kabul etmemek amacıyla, “Doğrusu ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahit verdi...” şeklindeki iddialarını çürütmek için koymuştur. İslam kaynaklarına göre hikaye şöyle: Medine’deki Yahudilerin önemli kişilerinden bazıları ki aralarında Ka’b İbni Eşref, Malik İbn Sayf, Vehb İbn Yahuza, Zeyd İbn Manuh, Finhas İbn Azura, Huyey İbn Ahtab gibi kişiler bulunmaktaydıgelip Muhammed’e şöyle derler:

“Sen, (Tanrı’nın) seni bize bir Resul olarak gönderdiğini ve sana bir kitap (indirdiğini) iddia ediyorsun. Halbuki Allah bize, Allah tarafından gönderildiğini iddia eden bir Resul bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe kendisine iman etmemekliğimize dair ahit vermiş, yani böyle (emreylemişti). Dolayısıyla, sen böyle bir mucizeyi gösterirsen seni tasdik ederiz.”

Yani anlatmak isterler ki, gökyüzünden inen bir ateşin yakıp kor edeceği bir kurban getirmedikçe, Muhammed’i “peygamber” olarak kabul etmeyeceklerdir. Onların bu sözleri üzerine Muhammed, istenilen mucizeyi gösteremeyeceğini bildiği için, Tanrı’nın yukarıdaki ayeti indirdiğini ve bununla şunu anlatmak istediğini söyler:

“Muhammed' den önce size, o söylediğiniz kurban ve nar mucizesiyie peygamberler geldi. Bunlar arasında Zekeriyya, Yahya ve diğer İsrail peygamberleri vardı. Fakat, siz onları öldürdünüz. Eğer siz, sözünüzün delaleti veçhiyle, ‘Bu kurban mucizesi gösterilirse iman edeceğiz’ demekte sadık ve ciddiyseniz, o peygamberleri niçin katlettiniz. Yani sizin ecdadınız onları katlettikleri gibi siz de bugün hala onların düşündüğü gibi düşünüyorsunuz. Onların işledikleri bu cinayetleri hala onaylıyorsunuz. O peygamberlere iman etmiyor ve o cinayetlerden tevbekar olmuyorsunuz. Oysa Muhammed’e iman etmek için, bütün bu peygamberlere iman etmek şarttır. Siz onları tasdik etmeden ve o günahları tevbe etmeden Muhammed’i onaylamış olamazsınız. Ve mademki onlar kurban mucizesini de gösterdikleri halde hala iman etmiyorsunuz, o halde muhakkaktır ki, bugün talep ettiğiniz bu mucizeye yine iman etmeyeceksiniz. Dolayısıyla, ahit davanız iftira olduğu gibi, bu talebiniz de yalandandır. Bu iftirayı onaylayacak nitelikte bir mucize olamaz... “

Dikkat edileceği gibi Muhammed’in söylemesine göre “kurban mucizesi”, daha önce İsrailoğullan’na gönderilmiş olan peygamberlerin “peygamberlik” belirtisi olduğu halde, Yahudiler bu peygamberler ki Muhammed’e göre hepsi de “Müslüman” olarak gönderilmişlerdir inanmamışlardır, hatta onları öldürmüşlerdir. Şu durumda eğer kendisi de “kurban” mucizesi göstermiş olsa Yahudiler ona inanmayacaklardır.

5) Allah’a Karşı “Hac ve Umre” Şeklindeki ibadetin, Kurban Kesmek Şeklinde Yerine Getirilmesi (Bakara Suresi, Ayet J96) Kur’an’ın bildirmesine göre, Mekke’deki Kabe, “insanlar için ilk kurulan” ve insanlara “doğru yolu gösteren ev”dir, orada Müslümanların ilki olan İbrahim’in makamı vardır ve Kabe’yi “hac” biçiminde ziyaret Tanrı’nın insanlar üzerindeki hakkıdır (Ali İmran Suresi, ayet 95 97). Ve bu hakkını Tanrı. İbrahim’e yaptığı şu çağrıyla belli etmiş, şöyle demiştir:

“(Ey İbrahim!)... insanları hacca çağır! Yürüyerek ve arık develere binmiş alarak gelirler sana ki, o develer, her bir uzak yoldan kopup gelirler. Kendi yararlarına olanları görsünler. Tanrı’nın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların belirli günlerdeki kurban edilmeleri sırasında Tanrı ‘nın adını ansınlar. Yiyin bunlardan. Ve güç durumdaki yoksulu da doyurun... “ (Hac Suresi, ayet 26, 29). Yani Tanrı, Müslüman kullarını Kabe’deki evine çağırıyor ki, gelsinler de, orada, Tanrı’nın kendileri için yaptığı iyilikleri anlayıp kendisine şükretsinler, kurban kessinler diye. Öyle anlaşılıyor ki Tanrı’nın hakkı, sadece insanlara birtakım nimetler sağlamasından değil, bir de İbrahim’e, oğlunu kurban edip onun kanını akıtacak yerde, koyunun kanını akıtma olasılığını sağlamasından doğmuştur. Hani sanki Tanrı, “Ey insanlar! Ben sizi, bana şükretmeniz için kendi çocuklarınızı kesme zorunluluğundan kurtarıp, hayvan kesme olasılığına kavuşturdum. Bu nedenle sizin üzerinizde bu bakımdan da hakkım var. Benim adıma kurban kesin” der gibidir.

Bu itibarla Kabe’ye hediye edilen kurbanlar, Tanrı’ya şükür anlamında ibadet etmektir (Elmalılı Hamdi Yazır, age, c., s.714). Bundan dolayıdır ki, kurbana “hürmet” gerekir (Maide Suresi, ayet 12). Kuşkusuz ki, kesilen kurbanın eti yenecektir. Fakat, kurban kesimindeki asıl amaç, Tanrı’ya şükranda bulunmaktır ki, ibadetin ta kendisidir. Öte yandan hac görevini ya da “küçük hac” denen umreyi (omreyi) yapmaktan alıkonan kimselerin Kabe’ye kurban hediye etmeleri gerekir. Yine bunun gibi hastalık vd... gibi nedenlerle hac ziyaretini yerine getiremeyenler, fidye olarak kurban keserler, oruç tutarlar ya da sadaka verirler. Bakara Suresi’nde şöyle yazılıdır:

“Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban, yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin, içinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak da oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir...” (Bakara Suresi, ayet 196). Görüldüğü gibi burada kurban kesimi, hac ve umre şeklindeki ibadetin yerine getirilmiş olmasını sağlıyor; yani yoksula yardım, yoksulu doyurmak için öngörülmüş değil; sadece Tanrı’ya ibadetin şekillerinden biri olarak belirtiliyor. Bunun dışında “oruç tutmak” ya da “sadaka vermek” var ki, bu sonuncusu yoksula yardım öğesini de kapsar nitelikte. Ancak, asıl önemli olan şey kurban kesmektir, yani Tanrı için kan akıtmaktır. Fakat, herkesin mali durumu buna yeterli olmadığı için, kurban kesemeyenlere diğer kolaylıklar sağlanmıştır ki, bu. yoldan Tanrı’ya şükranlıklarını belli etsinler diye.

6) Kabe’ye Kurban Hediye Etmek Yoluyla Tanrı’ya İbadet Usulü (Maide Suresi, Ayet 2, 95)

Kurban kesiminin, sosyal yardımlaşmanın bir türü olmasından çok, esas itibariyle kan akıtmak şeklinde Tanrı’ya ibadet olduğunun diğer bir kanıtı, Kabe’ye kurban hediye etmekle ilgili hükümlerdir ki, bunlar arasında Maide Suresi’nin 2. ve 95. ayetleri bulunur. Gerçekten de Maide Suresi’nde “kutsal” olarak nitelendirilen bazı şeyler vardır ki, bunlara “hürmet” edilmesi emredilmiştir. Örneğin, “Tanrı’dan bol nimet ve rıza” dileyerek Beyti Haram’a gelenlere “hürmet” edilmesi gerekir. Fakat, bir de Kabe’ye hediye edilen “kurbanlığa” da “hürmet” gösterilmesi emredilmiştir: hatta sadece kurbanlığa değil, kurbanlık belirtisi olmak üzere herhangi bir şeyden takılan gerdanlıklara da “hürmet”gerekir. Ayet şöyle diyor:

"Ey inananlar!... (Kabe'ye) hediye edilen kurbanlığa, gerdanlıklar takılan hayvanlara, Rablerinden bol nimet ve rıza talep ederek Beyti Haram'a gelenlere sakın hürmetsizlik etmeyin..." (Maide Suresi, ayet 2).

Daha başka bir deyimle Kabe'ye hediye edilen kurbanlık, ibadet aracı olarak "hürmet" edilmeye layık bulunmuş olmaktadır.

Yine Maide Suresi'nde kurban kesiminin, bazı günahlardan (örneğin, ihramlıyken avı öldürmek gibi günahlardan) kurtulmak için iş gören bir ibadet yolu olduğunu gösteren bir ayet vardır:

"Ey inananlar! ihramlıyken avı öldürmeyin. Sizden bile bile onu öldürene, ehli hayvanlardan öldürdüğü kadar olduğuna içinizden iki adil kimsenin hükmedeceği, Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödeme ya da düşkünlere yemek yedirmek şeklinde keffarei veya yaptığının ağırlığım tatmak üzere bunlara denk oruç tutmak vardır..." (Maide Suresi, ayet 95).

Görülüyor ki, ihramlıyken "avı öldürenler" (eğer bu işi bile bile yapmışlarsa) günah işlemiş oluyorlar. Günahtan kurtulabilmek için ya düşkünlere yemek yerdirmeleri ya oruç tutmaları ya da Kabe'ye ulaşacak bir kurbanı ödemeleri gerekir. Dikkat edileceği gibi, burada kurban kesimi, yoksulu doyurmak için öngörülmüş değildir. Çünkü, ayet, yoksulu doyurma işini, günahtan kurtulmanın bir başka yolu olarak belirtmiştir. Ayette geçen "kurban ödeme" deyimi, Tanrı'ya "takdimede" bulunarak günahtan kurtulmayı öngörmektedir ki, bu da ibadetten başka bir şey değildir.

7) Tanrı, Kendi Yüceliğini ve Güçlülüğünü Kanıtlamak Amacıyla Musa'nın Kavmine İnek Boğazlatıyor; Boğazlattığı İneğin Kemiğiyle Ölü Diriltiyor (Bakara Suresi, Ayet 67,73) Bakara Suresi'nde Musa ve kavmiyle ilgili bir hikaye var ki, Tanrı'nın sığır boğazlatarak ölüleri diriltebilir olduğunu anlatır. Hikayenin özeti şöyledir: Musa bir gün kendi kavminin insanlarına, "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" der (Bakara Suresi, ayet 67). Onlar, "Bizi alaya mı alıyorsun?" diyerek önce itiraz ederler. Çünkü, akıllarından Tanrı'nın kendilerinden inek kurban etmelerini isteyebileceği ihtimalini geçiremezler.7 Bununla beraber az sonra fikir değiştirirler ve ne cins bir sığır boğazlamaları gerektiğini sorarlar: "(Ey Musa) Rabbine bizim adımıza yalvar da onun (sığırın) mahiyetini bize bildirsin" (Bakara Suresi, ayet 68). Musa'nın sorusu üzerine Tanrı, kesilecek sığırın "ne kart, ne körpe, ikisi ortası yaşta, kusursuz, alacalı ve tarlada fazla kullanılmamış" olmasını ister. Tanrı'nın istediğine uygun bir sığır bulunup boğazlanır. Bunun üzerine Tanrı, Musa'nın kavmine hitaben "Siz bir kimseyi öldürmüş ve bunu birbirinize atmıştınız: oysa Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır" der ve "Sığırın bir parçasıyla ona (ölüye) vurun" diye ekler. Dediği gibi yaparlar ve sığırın bir parçasıyla ölüye vururlar; ölü dirilir. Tanrı onlara şöyle der:

"İşte böylece Allah ölüleri diriltir ve aklınızı kullanasınız diye size ayetlerini gösterir" (Bakara Suresi, ayet 69 ,73).

Kur'an, öldürülen kişinin kim olduğunu ve neden Tanrı'nın boğazlattığı bir ineğin parçasının vurulmasıyla ölüyü dirilttiğini açıklamıyor. İslam kaynaklarına göre rivayet şöyledir: Musa'nın kavminden çok zengin bir adam varmış; bu adamın bir oğlu ve birçok yeğeni bulunuyormuş. Bu yeğenler zengin amcalarının mirasına konmak için onun oğlunu gizlice öldürmüşler, sonra cenazesini kapıya koyup bağırıp çağırmaya ve cinayeti onun bunun üzerine atmaya kalkışmışlarmış. Katil bulunamadığı için toplumda fitne çıkmış. Ve işte katili meydana çıkarmak amacıyla Tanrı, Musa'nın kavmine sığır boğazlamalarını ve sonra sığırın bir parçasıyla ölünün üzerine vurmalarını emretmiş imiş.8 Pek güzel, ama bütün bu işler için ineği boğazlatıp kan akıtmak niye? Eğer Tanrı, yüceliğini ve güçlülüğünü kanıtlamak için ölüleri diriltebilir olduğunu ortaya koymak istiyor idiyse, mutlaka sığır boğazlatıp onun kemiğiyle ölüye vurdurtması mı gerekirdi? Bu işi sığırı boğazlatmadan ve ölüyü oracıkta canlı duruma getirmek yoluyla yapamaz mıydı?

Her ne olursa olsun, yukarıdaki konular şu gerçeği ortaya koymaktadır ki, “kurban kesimi”, esas itibariyle yoksula yardım amacına dayalı bir gelenek değildir; bu gelenek, esas itibariyle Tanrı adına girişilebilecek fedakarlıkları ortaya koymak üzere Tanrı adına kan akıtmak, böylece Tanrı’yı hoşnut edip günahlardan kurtulmak gibi bir amaca dayalıdır. Kur’an’daki yeri de bu anlamdadır.

Dipnotlar:

1 Mahiyat fakültelerinden birinde öğretim üyeliği yapan bir kişinin, “Kurban ‘Kesmek’ ‘ibadet mi?” başlıklı yazısı için bkz. Hürriyet gazetesi, 2 Nisan 1999.
2 Bu alıntı için bkz. Elmalılı H. Yazır, age, c.8. s.6197.
3 Turan Dursun, Kur’an Ansiklopedisi, “Kurban” maddesi. Kaynak Yayınlan, birinci basım. Ekim J994. c.7, s.307.
4 Turan Dursun, Kur’an Ansiklopedisi. “Fidye” maddesi. Kaynak Yayınlan, bilinci basını. Temmuz 1994. c.5, s.l 19 vd.
5 Yorumcuların bu konudaki açıklamaları için bkz. Elmalılı H. Yazır, Hak Dini. Kur’an Dili. Bedir Yayınevi, 1993. c.5. s.4063.
6 Elmalılı H. Yazır. age, c.2, s. 1243.
7 Elmalılı H.Yazır, age, c.l.s.381.
Elmalılı H. Yazır, age. c.l, s.386 vd; ayrıca bkz.İlhan Arsel, Şeriat'tan Kıssa'lar, Kaynak Yayınları, birinci basım. Temmuz 1996.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 16:17   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

En Tehlikeli Canlının İnsan Olduğunun 11 Kanıtı!

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Sizin uydurup hortlattiginiz sonra inandiginiz Korku ve Heves ten baska bir anlami olmiyan, hic bir gercekle bagdasmiyan olmiyan hayali ALLAH ve onun dinlerine lahnet olsun...

Insan olma ozunu kavramiyanlar, yer yuzunun en vahsi hayvanidir...

Saygi ve Insani Sevgilerimle.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 16:24   #6
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Seha Aksü

Bayram, çeşitli önemli gün veya olaylardan yola çıkılarak, çeşitli şekillerde yapılan kutlamalara verilen genel isimdir. Bayramlar, millet, kabile veya toplulukların tüm bireyleri tarafından benimsenen ve zamanı gelince ortaklaşa kutlanan âdetlerdir. Dünyada kutlanan bütün bayramların dinî, millî bir inanıştan veya o toplumu derinden ilgilendiren ortak bir hatıradan doğduğu bilinmektedir.

İbadet ise yaradılışımızın gayesi Allah'a tazim ve saygı göstermek ve O'nun verdiği nimetlere karşı şükran borcunu yerine getirmektir.

Kurban Bayramı ise; Müslümanlar tarafından Hicri Takvime göre Zilhicce ayının onuncu gününden itibaren dört gün boyunca kutlanan bir dini bayramdır. Bu bayram adını Müslümanların Allah rızası için büyük baş veya küçükbaş hayvan kurban etmesinden alır. Kurban, İbraniceden Arapçaya, oradan da Türkçeye geçmiş bir sözcüktür. Ku-r-b kökünden türemiş olup, sözlükte “yaklaşmak” anlamına gelir.

İnsanlık tarihine bakıldığında bütün toplumlar şöyle veya böyle kurban kesmişlerdir. Ancak bu kurbanların bazıları akıllara durgunluk verecek boyuttadır. En değerli yiyecek ve içeceklerin takdiminden tutun da, genç ve güzel kızları nehirlere atarak veya çocukları ateşten geçirerek ya da keserek kurban etmeye kadar vardırılmıştır.

İnsanlar buna neden ihtiyaç duymuşlar, şuuraltı derinliklerinde neler yatıyor, anlamak ve anlatmak zordur. Bu konuda ortaya atılmış farklı teoriler vardır.

Ya doğaüstü güçlere, tanrılara sevdiği şeylerden adamak, sunmak, onlarla kaynaşmak veya gazaplarından korunmak; ya da kan akıtılarak bir hayat kurtarmak ve hatta kan akmasından Tanrı’nın zevk aldığına inanmak gibi…

Dolayısı ile kutsal kitapların kurbana yaklaşımını, insanoğlunun bu bağlamdaki geçmişini de dikkate alarak anlamaya çalışmak gerekir…

Aynı zamanda bir yardımlaşma, sosyal bir dayanışma açısından da değerlendirildiğinde Kuran’ın önemle üzerinde durduğu bir insanın sahip olduğu malını ve imkânlarını Allah yolunda kullanması demek olan infak ibadetini de içinde barındırır. (aysesucu@sözcüm.com)

Bütün bu bilgiler ışığında özellikle göç alan büyük şehirlerdeki vahşetin hiçbirine İslam’ın onay vermesi mümkün değildir.
Çocukluğunun ve gençliğinin bir bölümünü Anadolu’da diğer bölümünü de İstanbul antik yarımadasında geçiren biri olarak ben Kurban bayramlarında bırakın sokağa çıkmayı, televizyon dahi seyredemiyorum.

Benim anılarımda kurban bayramı, çocuklara karınca kararınca satın alınan yani giysiler ve bayramdan en az 10-15 gün önce satın alınarak özenle ve sevgiyle bakılan kınalı koçlardır.

Biz hala uykuda iken bayram namazından hemen sonra kesilen kurbanlar ile bizim hiçbir kesim anımız olmazdı.

Biz ancak kurban kanlarının bile temizlenmiş olduğu bir bahçelerdeki etrafa iştah açıcı kokular salan kavurma şenliğine katılırdık. Ve çocuk aklımızla da afiyetle yediğimiz o kurban etinin dün bahçede arkadaşlık ettiğimiz, öpüp kokladığımız tosuna ait olduğunu hiç düşünmezdik.

Çok sık kullanılan bir cümle ile “ Hani nerede o eski bayramlar?”
Yaşlar ilerledikçe insan hep geçmişine özlem duyar.

Yaş dediğin şey 25`ine kadar geçmez. 30 dedin mi lise yıllarını, 40 dedin mi aşık olduğun yılları, 50 dedin mi güçlü olduğun yılları, 60 dan sonra ise geçmiş her şeye özlem duyar ve onların hatırasıyla yaşarsın.

Peki, eski bayramlara duyulan özlem ne?

Bence eski bayramlara duyulan özlem adap, edep ve görgünün erozyonuna duyulan bir başkaldırıdır.

Görgü toplumda bireyler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesinden doğan töre, adet, gelenek-görenekler, din kuralları gibi görgü kuralları da yazılı olmayan normlardır.

Her toplumun kendine göre görgü kuralları olduğu gibi, bu kurallar o toplum içindeki bölgelere göre de az çok farklılıklar gösterebilir.

Ama yaşanan vahşet de hayvanların kaçmasın diye bacaklarının kırılması, odunlarla kafasına vurması, vince bağlayıp ayağından asılması ne güzel Anadolu’mun küçük yerleşimlerine ne de büyük kent sakinlerinin örf, adet ve görgüsüne uymaktadır.

Kim acaba güzelim boğaz içinin mavi sularının kan gölüne dönüşmesine bayram diyebilir?

O zaman kim bunu yapanlar?

Böyle bir vahşet ne bayram olabilir, ne de ibadet.

Yine de iyi bayramlar.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 16:37   #7
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

KURBAN'IN BAYRAMI
CAN BAŞKENT
0.

Meşhur hikayedir. Tolstoy, bir arkadaşını akşam yemeğine davet eder. Arkadaşı davet üzerine, yemekte tavuk istediğini belirtir. Akşam, konuk Tolstoy’un çiftliğine vardığında yemek masasındaki sandalyelerden birine bir tavuğun bağlı olduğunu görür ve sorar, bu nedir diye. Tolstoy da, ‘Yemekte tavuk yemek istemiştin, işte tavuk’ der.

Bu hikaye, mezbahaya tanık olanların hemen vejetaryen olacağını iddia eden tezin en bilinen anekdotlarındandır. Zira, bilinci olan bir canlıyı ellerimizle öldürmek bir vahşettir, bu vahşete tanık olanlar da et yemekten vazgeçeceklerdir, bu teze göre.
1.

Peki, neden bu tez Türkiye’de işe yaramıyor kurban bayramının keskin acımasızlığı düşünüldüğünde. Hepimizin çocukluğu, sokaklarda kesilen hayvanların izleyerek, üstümüze sıçrayan kanı koklayarak, sokaklardaki kan gölünün üstünden atlayarak, kafası kesildikten sonra kıpraşan hayvanların biyolojisini anlamaya çalışmakla geçti. Peki neden hala çoğumuz otobur değil? Üstüne üstlük, mezbahanın aksine, Kurban Bayramı’nın bir de akla zarar bir öyküsü var. Cebrail’in getirdiği koyunu kurban etmemizi tanrı istemiş, bunu peygamberlerden birinin adak olarak kendi oğlunu kurban etmesine yeğlemiş. Böyle saçma bir hurafeye dayanarak bu işi yapıyor olmamıza rağmen, neden hala çoğumuz otobur değil? Bu çoğunluğu otobur yapmak için neye ihtiyacımız var?
2.

Öncelikle şimdiye dek denenen ve kitlesel olarak pek işe yaramayan bir iki yönteme değineyim. Bu yöntemlerden birincisi, mezbahadaki vahşete tanıklık etmektir. Sokakların mezbaha olduğu memleketimde bu açık bir şekilde işe yaramıyor, geçelim.

İkincisi, meselenin sağlık boyutudur. Zira et yemek herkesin hem fikir olacağı bir şekilde sağlığa zararlıdır. Ancak, herkesin sağlığa zararlı olduğu konusunda daha da hem fikir olduğu bir mesele var, sigara içmek. Sigara tiryakiliğinin bile bu kadar yaygın olduğu bir toplumda, aman damarların tıkanır demek, bir çok insanın ciddiye almadığı bir argüman.

Üçüncüsü, ahlaki argümanlardır. Ancak, bu argümanların Türkiye toplumunda işe yaramayacağı hepimize malumdur sanırım. Açın anaakım gazetelerin üçüncü sayfalarını, ikna olmadıysanız.

Dördüncü işe yaramayan argüman ekolojik/iktisadi argümandır. Et yemenin ekosistem üzerindeki zararlarını, iktisadi manada çok pahalı olduğunu anlatmak, işe yarama umudu en az olan argümandır, özellikle bencilliğin kısa vadeli ganimetçilik olarak idrak edildiği bir toplumda.

İşin ilginci, bu dört ana argüman, otobur hareketin ekseri başvurduğu argümanlardır. Bireysel manada, elbette küçük bir azınlığı bu argümanlarla etkileyebilirsiniz. Ancak, kitlesel bir dönüşümü bu argümanlar sağlamıyor. İnanmıyorsanız, pencerenizden dışarı bir bakın.

Kitleyi suçlamaktansa, bu sefer, argümanları geliştirip ilerletmeyi, hatta muhatap olduğumuz topluma uyarlamayı denemenin zamanı gelmiştir.
3.

Asıl mesele bu vahşetin ve mantıksızlığın arkasındaki irade, yani devlet ve devlet benzeri otorite ve idare mekanizmalarıdır. Et tarımının ekolojik olarak sürdürülebilir olmamasından tutun da, et/süt çiftçilerine verilen teşvikler, kredi afları, vergi indirimleri gibi global ekonomik trendler, et sanayini ayakta tutmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla, kurban da et sanayi de küreseldir.

Nasıl, bireyleri silah almamaya, silah kullanmamaya ikna etmek savaşları ve orduları engellemiyorsa, tikel ve bireysel manada vejetaryenlerin sayısını ikiye katlamak da et sanayisini yok etmeyecektir. Bu çok açık.

Hemen her hippi hareket gibi, otobur hareket de ‘otkökü’ (grassroot) örgütlenmeyi yanlış anlamış ve odağını sadece ve sadece otobur insan sayısını, kafa sayısı olarak arttırmaya yöneltmiştir. Ancak, gıda politikaları, hükümet politikaları, lobi örgütleri gibi güç odaklarının, otobur politikaları ezip geçtiği, korkakça göz ardı edilmektedir. Ilımlı olalım hadi, otobur sayısını arttırmaya yönelik eylemlilikler, kitlesel ve küresel politikaları değiştirmeye yönelik politikalarla dengelenmelidir.
4.

Otobur hareketin demek ki kullanacağı en önemli argüman, kapitalizmin bizatihi tanımından gelen bir argüman olmalıdır. O da şudur: Et sanayisi bu işi, et yemenin faydalarına inandığı için değil, kar getirdiği için yapıyor. Dolayısıyla, liberal argümanları anımsayalım, nasıl Burger King vejetaryen hamburger satmaya başladıysa, Maret’i de et ürünü dışında bir şeyler satmaya, yavaş yavaş et sahasından çıkmaya ikna etmek mümkün. Bunun en önemli yolu da, gene kapitalist sistemde bu şirketlerin yararlandığı teşviklerin, kredilerin ve vergi indirimlerinin kaldırılmasıdır. Et, gerçek fiyatına satılınca, bir nevi yukarıdaki dördüncü argümanın bir yansıması olarak, et tüketimi azalacaktır. Bu işe yarayan ve kitlesel bir argümandır. Nasıl herkes havyar yemiyorsa, kitlesel olarak kuzu budu yemek için bir gerekçe yoktur ekonomik olarak. Zira, madem kapitalist bir yaşama mahkumuz, bunu tam kapitalistçe yapalım, devlet desteğinin, kamu fonlarının et ve yan sanayisine akıtılmasına engel olalım.

Aceleci bir yorum, bu yaklaşımın kapitalizmi olumladığı intibası yaratacaktır. Kibarca, kapitalizmi kendi kurallarıyla alt etmek olarak yorumlayacağımız bu stratejinin politik ve ahlaki meşruluğunu tartışma lüksümüzün, vaziyetin aciliyeti düşünüldüğünde, var olmadığını hissetmeye başlıyorum. Politik doğruluk çabamızın, verimli bir politik hareketin oluşmasını ve hedeflerine erişmesini engellemesine izin verme hakkımız artık yok.
5.

Dini manada ise, bilhassa kurban bayramı düşünüldüğünde, elbette bu argüman işe yaramayacak. Ne kadar pahalı olursa olsun, maddi yükünü bölüşerek de olsa, insanlar kurban kesmeye devam edecek. Öykünün mantıksızlığına inansalar da, sosyal kabulün ağırlığı artık eskisi gibi olmasa da, kurban kesmeye devam etmek isteyen hatırı sayılır bir çoğunluk var ve var olmaya devam edecek.

Benim görebildiğim kadarıyla, kuru kalabalıkların dini aktivitelere iştirakının iki temel nedeni var. Biri sosyal kabul görme ihtiyacı, ikincisi de Pascal’ın terazisi diyebileceğimiz meşhur argüman.

Dolayısıyla, başarı uman her hareketin bu iki noktaya dair söyleyebileceği bir şeyler olmalıdır. Kurban kesmenin sosyal kabulünün azaltılmasının en önemli yolu, kurbanın kesiminin kolaylaşmasını sağlayan faktörlerin, örneğin kamunun sokakta kurban kesilmesini hoş görmesi, ilgası için çalışmaktır. Bu yazıda, bu idari meseleye çok değinmek istemiyorum.

Asıl değinmek istediğim, Pascal’ın terazisinin kurban bayramında nasıl bu kadar verimli bir şekilde işlediği. Pascal’ın terazisi, imanlı olmayı ve imanlı olmamayı terazinin iki kefesine koyup tartmamızı salık veren argümanın adıdır. Bu argümana göre, önümüzde bir kaç ihtimal var. Eğer imanlı değilseniz eğer ve yanılırsanız (yani iman etmeniz gerektiği halde iman etmiyorsanız), cezanız büyük olacaktır, zira cehennem sizi beklemektedir. İmanlı değilseniz ve haklıysanız (yani tanrı yoksa), kazancınız minimaldir, bu dünyada dini aktivitelerden sakınmış olmanızın sefasını ve gururunu sürersiniz. Eğer imanlıysanız ve yanılırsanız (yani tanrı yoksa), kaybınız yine minimaldir. Tanrının varlığını kabul etmenin yükünü çekmişsinizdir ve ibadete zaman harcamışsınızdır. Eğer imanlıysanız ve haklıysanız, öte yandan, kazancınız maksimumdur zira cennette ebediyen sefa süreceksinizdir. Bu ihtimalleri karşılaştırdığımızda, en mantıklı seçim imanlı olmaktır, zira en az riski alıp, en büyük kazancı hedeflemişizdir - tanrı olsa da olmasa da. İmansızsanız, belki kazancınız o kadar büyük değildir, ancak kaybınız olma ihtimali büyüktür. Hele kaybederseniz, cezanız da büyüktür.

Kurban vahşetinin ardındaki en önemli argümanlardan biri, hatta belki en öne çıkanı, bence Pascal’ın terazisidir. Zira, kurban kesenin aslında reel bir kaybı yoktur. Allah yoksa, kurban vardır ve insanlar et yiyecektir. Allah varsa, eh kurban yine vardır ve insanlar hem et yiyecek, üstüne üstlük de sevap kazanacaktır, hatta sevabın ötesinde konu komşuya, fakire fukaraya et dağıtmış olmanın huzuru da bünyeye intikal edecektir. Kurban, kolay ve basit bir şey olduğu için riski azdır, mezbahanın toplumsal kabul gördüğü toplumlarda. Dolayısıyla, tanrı eğer, koyun değil de, Eski Yunan mitlerindeki gibi genç kız kurban etmeyi emretseydi, başarı şansı çok daha az olurdu (Hoş, bu topraklarda yılda 1200’ü aşkın kadının namus cinayetlerine kurban edildiği düşünüldüğünde, bu argüman pek de gerçekçi olmuyor, farkındayım).

Dolayısıyla tüm mesele, kurbanın değerinin az olmasından kaynaklanmaktadır. Riski düşük, bir ihtimal mükafatı büyük bir eylemdir kurban kesmek. Bu nedenle otobur hareket, bu noktayı hedef almadıkça başarıya ulaşamaz.

Demek ki yapılması gereken ya mükafatın büyük olduğu mitinin yıkılması ya da düşük riskin, yani düşük fiyatın arttırılmasıdır.

Birinci hedef, cennet/sevap mitinin yıkılmasıdır. Bunun bir kaç yolu var. İlki, ateist hareketin ilerlemesi için çabalamaktır. Zira, İslam’ın şartlarından biri olan kurbanın terk edilmesini talep etmek, ateist hareketin amaçlarıyla nispeten örtüşmektedir. Bunu korkakça bir şekilde ortaya koymanın doğal tedirginliğini atmak için, ateizmin cesaretlendirici tezlerinden faydalanmak elzemdir.

Kuşkusuz, sivri dilli politikalar, kitleyi hareketten soğutacaktır. Ancak, argümanların net ve tereddütsüz olması, bunların sert ve küstah bir dille ifade edilmesini gerektirmemektedir. Kısacası, tüm bu iddialar rahatlıkla kibarca dile getirilebilir. Bunun nasıl yapılacağını bilmiyorum, ama eminim bir bilen vardır.

İkinci nokta ise ciddi bir politik irade gerektirmektedir. Zira ikinci nokta, ‘halkımızın et yemesine’ karşı çıkan, Türk halkının köylü/çiftçi kimliğini reddeden, modernist bir argümandır. Et yetiştireceğine, soya yetiştir de tofu yapalım dediğiniz vakit bir reaksiyonla karşılaşacağınız çok açık.

Gerçekten bu kadar açık mı bu reaksiyon? Çay bitkisinin, muzun, kivinin, tütünün bu topraklara gelmesi acaba böyle bir reaksiyon yarattı mı? Şu anda mutfağınızda bulunan yiyeceklerin çoğunun (domates, patates vs) 16.-17. yüzyıldan önce Avrupa’da bulunmadığını dahi düşünürseniz, aslında çözümün o kadar da uzakta olmadığını görebiliriz. Kapitalistin silahını, kapitaliste karşı kullanacaksak, eh madem aynı kazancı daha az riskle elde edeceğim, neden soya yetiştirmeyeyim, neden besi hayvancılığının dertleriyle uğraşayım, diyecek çiftçilere ihtiyacımız var. Memleketimin çiftçilerini organik tarıma ikna etmeye çalışan örgütler, kuşkusuz bu projede de yer almalıdır. ‘İnek yetiştireceğine, organik çilek yetiştir, derdin az olsun, paran çok’ tezini duyulur kılmalıyız. Zira, öyle ya da böyle organik tarıma geçebilecek çiftçiler yaratan ekonomik yapı, benzer bir zihniyetle, kar getiren bitkileri yetiştirmeye yönlendirilebilir.

Dahası, bu proje, farklı bir niyetle zaten yapılmakta. Soya tarımının şaşırtıcı bir şekilde yaygınlaşması, hatta hatta, ekolojik felakete neden olacak kadar saldırganlaşması, madalyonun arka yüzüdür. Bu soyanın çoğunun, fast food zincirlerinde et dolgusu olarak kullanıldığı, kalanının da besi hayvanlarına yem olarak verildiği düşünüldüğünde, bu soya tarımının aslında ‘tarım’ olmadığı anlaşılır.

Elbette, bitki yetiştirelim derken, endüstriyel tarımın yarattığı ekolojik felakete çanak tutalım demiyorum. Bu noktanın altını belirgin bir şekilde çizmekte fayda var.
6.

Türkiye’nin ilk vejetaryen yemek kitabı mercimekçi teyze Ayşe Baysal’ın akademisyen öğrencileriyle yazdığı kitaptır. Mercimekçi Teyze’den hepimizin öğrendiği etin pahalı olduğu ve et yerine, mercimek ya da diğer bakliyatları yemenin denk olduğuydu. Hepimizin hafızasında, mercimekli karnıyarık, mercimekli börekler o yıllarda işlenmişti.

Ancak, Mercimekçi Teyze’den öğrenemediğimiz, etin pahalı olmasının nedeninin sadece Türkiye’nin rezil ekonomisi değil, et üretiminin iktisadi yapısı olduğuydu. Eğer ite kaka, eti ucuzlatmak için devlet desteği vb yöntemlerle bu katliam desteklenmezse, et, hiç olmazsa lüks tüketim mertebesine yükselecektir. Bu, iyi bir ilk adımdır. Zira, et, eski zamanlardaki gibi, ayda yılda bir yenen bir şeye indirgendiğinde, her ne kadar manevi değeri önce artsa da, modernist toplumlarda bu manevi değer, et tüketimini arttırmayacaktır.

Kısacası, ilk amaç, et tüketimi kolaylaştıran mekanizmaların önünü kesmektir - kah dini, kah iktisadi.
7.

Tüm bu iktisadi argümanlar, politik ve felsefi tezlerle desteklenmedikçe güçlenemeyecektir. İslam’ı eleştirmekten korkmayan otoburlara, otobur hareketle omuz omuza mücadele edebilecek ateist bir harekete ihtiyacımız var. Hep beraber dememiz gereken de şudur.

‘Allahınız koyun gönderdiyse, ben de koyunu kurtarmak için pırasa gönderiyorum!’

Kurban’ın bayramı ancak o zaman kutlanacaktır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 16.08.2018, 16:42   #8
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

“Kasaplık Bayramı ve Havada Uçan Kelleler!”


Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal ilan edilmesi, fışkıran kanlarla küçük çocuklara adeta banyo yaptırılması bayram mı?! “Kurban” ve “bayram” sözcüklerinin yan yana kullanılması bile şizofrenik bir durum…

qırwan2Kasaplık Bayramı ve havada Uçan Kelleler:

Kan ve Bayram kelimelerinin yan yana getirilişi bile mantıksal bir çöküşe işaret ediyor. ‘kurban’ denilen kavram ilkel taş devrinden kalan bir soyutlamadır ve İnsanların mağaralarada yaşadığa döneme taekabül eder. Bu dönemlerde insanlar sadece hayvan avlayarak yaşıyordu! Şimdi bunun en mantıksal karşılığı Kasaplar bayramıdır ve belli bir gurubun mentalitesine denk düşen bu eylem modern bir devletin bayramı yapılamaz!

Kasaplık kan bayramının 9 güne uzatılması, her kişiye bir imam sloganın atılması, geleceğin karanlıklarını şimdiden haber veriyor. Ufacık çocukların alınlarına birer kan damlası kondurularak bu vahşetin kutsanmasından rahatsız olmayanlar başı dönmüş cellatlardır. Kanı, öldürmeyi kutsayan bir bayram, bayram olamaz!

Hayvanı keserken ona gel bak deden koyunu kesecek şimdi büyünce sende kesicen denilerek çocukların kasap ruhlu yetişmelerinin temelleri atılıyor. O kadar mı bu etki hep sürecek yaşamlarında. Onlar büyünce kendilerini baş kesen birer malkoçoğlu, yeniçeri, Avrupayı fethedecek akıncılar olarak görecek ve masum insanların canlarına da acımasızca kıyacaklardır.

En çok insan kafasının kesildiği İslamcı ülkeler, ‘kurban bayramı’ denilen kanlı rituellerin topluma büyük birer bayram diye empoze edildiği ve topluca kutlandığı ülkelerdir. Hayvan kafasının kesilmesinin Kutsal diye ilan edildiği, fışkıran kanlarla adeta küçük çocuklara banyo yapıldığı barbar kültürlerde, bunu daha küçük yaşta görüp yaşayarak kanlar arasında büyüyen bu çocuklar cellat olmaktan öteye gidemiyor…

Bu piskolojik bir alıştırma ve şartlanmadır. Hele elde satır, bıçak, özellikle çocukların psikolojisini bozan görüntüler uzmanların görüşüne göre de hiç de iç açıcı ve olumlu değil. Bu tür sahneleri küçük yaştan beri kutsallık diye algılayan küçük çocuklar birer ruh hastası olarak büyüyor ve sonradan işkence yapan, kafa kesen birer cani olup çıkıyorlar. Cahil kitle, bayram kutlama adına, bilinçlice tüm çocukları bu kasaplık ortamına zorla getiriyor ve onları yüzlerine kanlar fışkırtıyor. AKP yönetimince daha da uzatılan bu vahşet bayramı, zavallı çocukların beyinlerinin yıkanması için daha büyük bir fırsat oluyor.

Kurban bayramında hayvan kafaları havada uçarken, küçük çocukların bilerek topluca can çekişen hayvanın boğazına kadar yaklaştırılması, alınlarına bu kanın sürülmesi ve ellerine keskin bıçaklar verilmesi, İslam kasaplığının bariz bir örneğidir ! Bunu kutsal ve iyi eylem diye algılayan Müslüman çocuklar büyüdüklerinde rahatlıkla her canlının kafasını kesmeye muktedir olup, şimdiki gibi AKP’nin desteklediği Cihatçı örgütlerin potansiyelini oluşturmaktadırlar.

“Bayram ve doğayı tekbir ruhuyla imha etmek!”

Müslümanlar, dinlerinin insanları nasıl işkenceci tipi sapık, kaba, seksist, küfürbaz, parazit haline getirdiğini anlayıp bununla hesaplaşmak zorundadırlar.
Tekbir ve Allahuekber nidaları her geçen gün artan cami sayısı nedeniyle yaşam çekilemez hale geliyor. Piskolojik işkence derecesini alan imam haykırışları sistemsiz olarak birbirine karışıyor ve sanki Anadolu yeni işgal edilmiş de kafirlerlerin Müslümanlaştırılması yeni başlamış intibasını veriyor.

Arapça ezan okuma adına diğer insanları anormal derecede rahatsız eden imam_hacı hoca takımında birazcık aile terbiyesi olsaydı, bu yaptıklarının inanç ve tanrı ile bir alakasının olmadığını, sadece petrol şehlerinin yayılmacı hedefleri için piskolojik savaşa katkıda bulunduklarını itiraf edip, ibadetlerini terbiyelice ve kimseyi rahatsız etmeden yaparlardı.
Kurban bayramına tekbirli savaş naraları ile giren milyonlarca beyni yıkanmış insan neden bu kadar çok hayvanın canına kıydığını bile bilmez! Müslümanların çoğu henüz cehalet dönemini yaşıyor: gözü dönen, ağzında salyalarla nârâlar atan göçebe çobanlar, Allah ekber diyerek her yeri kana buladılar.

Kurban Bayramı büyük kentlerde m.ö 3 000 yıllarına benzemiyor, görüntüler eski çağlardan daha geri gidiyor. Öyle sahneler TV ekranlarında yansıyor ki şaşmamak mümkün değil, sokaklarda akan kanlar, kaçan danalar, koçlar ve kendini yaralayan bir sürü acemi kasap binlerce yıl öncesinden de geriye gidiyor.

Milyonlarca hayvanı bir kaç gün içinde vahşice yokeden, tüm bir kültürü, türban, çarşaf, yüksek cami minaresi, namaz, ramazan, sünnet ve ‘kurban kesme’ ile betonlaştıran Türkiye’deki post modern Türk İslam sentezi, özünde bir kültürsüzleşme, bir sanatsızlaşma, bir felsefesizleşme/fikirsizleşme, vasatlaşma (ve odunlaşma!) demektir. ”Kurban bayramı”, toplumları şiddete yöneltmektedir. Öldürmeye, kesmeye, kan akıtmaya vicdanı rahatlıkla elveren insanlar, öldürmeyi kanıksamış insanlar, savaşların terörün, cinayetlerin de başlıca sorumluları oluyorlar. Kasaplar bayraminda hayvanları boğazlayanlar, ölümü öldürmeyi kanıksamış insanlar başka insanları da rahatlıkla öldürebiliyor. Ölüdürmenin, can almanın, kan akıtmanın, işkencenin, normal ve olağan sıradan bir şeymiş gibi gösterilmesine karşı çıkıyoruz.
kurbanBir canlıyı öldürüp, parçalamaya alıştırılmış bir çocuğun, gelecekte kendi türünün de katili olabileceği şüphesizdir.
AKP İslamiyeti hoşgörüsüz, lanet, kötücül, dogmatik ve siyasi birşey olarak uygulamada Osmanlı kafasını örnek almaya devam ediyor. Anadolu insanlarının ruhunun/kültürünün/uygarlığının Kur’an kursuna indirgenmesi, kadınların çamaşırlarına, din-ahlak adına, onların sağlığını bozacak derecede müdahale edişlmesi, tek tip islamist insan tipinin hortlatılması, kültür fakümü yaratmaktan başka bir şey değildir. Boşluğun bu kadarı klinik bir vak’adır ve bu çevrenin kültürel boşluğunun neden uzaydan daha boş olduğuyla da kimse cidden ilgilenmemiştir…

Yeni sistemin başı Erdoğan’ın bütün işi Cami ve İslamın yayılması dır: dünyanın her yanına cami kurmayı ana amaç edinen Selefici Erdoğan İŞİD ve El Kaide gibi İslamın mutlak hakimiyetine soyunmuş durumda!
Moskova’ya büyük cami kuran Seleficiler iyice palazlanarak vahşi ideolojilerini hakim kılmaya hız veriyorlar.. Bu türden İslami anıtlar, her tarafa kurulan ve gösterişi ile çevreye hükmeden yüksek cami minareleri eski zamanların put kültürünün biçim değiştirmiş hallerinden başka bir şey değildirler.

Bu durum, haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

AKP’nin temsil ettiği İslam fetih ve yağma ideoljisidir. Osmanlı’nın devr aldığı İslam-Arab istilaları hızla yayılarak ilkel milletleri hakimiyeti altına almış ve dünya uygarlığına büyük bir darbe vurmuştur. İslam; Cihad/istila/vahşet/dehşet/soygun/vurgun/talan/çapulculuk ve eşkiyalık ile tek din haline getirilmiştir…

AKP’nin Suriye topraklarını ele geçirmek için son olarak kurdurttuğu Al Nusra+Fetih Şam cephesi, eski Osmanlı Cihat felsefesinin tekrarıdır…
Savaşta ele geçen ülkeler fetih toprağı, öldürülen insanlar Allah’ın takdiri, ele geçirilen kızlar ve kadınlar (köle-cariye-seks işçisi-hizmetçi) erkek çocuklar köle (esir pazarında sermaye) İslam’ın şerefi; köle pazarında satılan insanlıktır. İslam; haktan, hukuktan, adaletten, insanlıktan nasip almadan dünyanın başına bela olmuş bir ilkelliktir…

AKP çetelerinin propogandalarının merkezinde olan isimler İslam’dan önceki Putperest isimleridir. şimdi Allah dediğimiz put Abdallah, Allah’ın kulu demektir ve İslam öncesi Ay tanrısı (el-ilah) ismidir. Muhammed Kabe’de 360 put içerisinde geriye sadece Allah putunu bırakmıştır, çünkü biyolojik babasının adı Abdallah idi!
AKP’nin en büyük silahı olan Cihad nedir ? İslam Dinini tebliğdir. Sözle tebliğ edersin. Kabul edene itaat ettirir. Etmeyen ile ise savaşırsın. Savaşamayacak ve vergi verecek parası olmayan milletler İslam’ı kabul etmek zorunda kalırlar.

Şimdi gelelim Osmanlı Ocakları denilen çetelere: AKP’nin Özel Harekatı Osmanlı Ocakları İŞİD’leşiyor!

Cenaze timleri adı altında da hareket eden ve kriminal bir geçmişi olan, bunalım geçirerek sonradan Müslüman olan gençlerden oluşan, hayatını düzene sokmakta zorlanmış ve kendisine yeni bir sistem sunan İŞİD ve diğer Cihatçıların hayranı, Erdoğan tipinde otoriter bir güç arayışındaki gençlerden oluşan bu çeteler, zaman içinde TC’nin ana savunma gücü olarak tasarlanıyor…
Bu çeteler daha önce AKP propaganda çalışmalarında kefen giydirilip, ellerine palalar verilerek meydanlara sürülmüştü.
AKP cenaze timleri, Şam cephesi-Nusra -Fetih ordusu ve IŞİD’in başarısı ve antisemitizmin, Sünni İslam dışındaki yönelimlerin yok sayıldığı, Batı nefretinin tetiklendiği, demokratik değerlerin tehdit olarak gösterildiği resmi devlet politikalarının hüküm sürdüğü köklerin bulunduğu Türkiye’de taban buluyor.

qırwan“Uyan Artık!”

Kurtuluşun, ilkel Arap kabilelerinin yaşam biçimlerinden doğan AKP, İŞİD veya AL- Nusra gibi örgütlerin felsefesi ile değil, aksine onların senin üzerinde yarattığı kültü yırtıp atmandan geçer!
Uyan artık ilkel çağların çöl İŞİD’çisi Muhammed’in ve Türkiye’nin her tarafına cami kurarak Arapça bağırma, çağırmalarla hayatı çekilemez hale getiren AKP çetlerinin kafesinden kurtul artık!! 7.yüzyıla ait ilkellikler, çöl saçmalıkları ile bir yere varılamayacağını gör artık!
Muhammed; Erdoğan ve diğer tüm Arap diktatörleri gibi despot bir Arab lideridir. 7.yüzyılda putperest ilkel Arab kabilelerini kendi liderliği altında Millet haline getirerek kendi devletini kurmuştur. Putperestliği tek tanrılı dine dönüştürmüştür. Kur’an; Muhammed’in emirleri, devşirme bilgilere yaptığı felsefi yorumlardır. İlk İslam Devleti anayasasıdır. İŞİD’in şimdi yaptığı Muhammed’i aynen kopyalamakan başka bir şey değildir…
İŞİD, Muhammed döneminin en güzel kopyasıdır. İŞİD Müslüman değildir demek, İslam’ın doğuş ve gelişmesi konusunda zır cahil olmak demektir.
İslam’ın tüm ibadetleri, Kurban bayramı vs.. Putperestlik ibadetleridir. Muhammed İslam ile Putperestliği tek tanrılı din haline getirmiştir. Muhammed feodal İlkel Putperest Arab kabilelerini millet haline getirip ilk islam devletini kurup lideri olmuş ve devşirdiği bilgilerle yazdığı Kur’anı bu devletin anayasası yapmıştır…
İlkel bir Arab’ın ve onun takipçisi AKP’nin yalanlarına daha fazla inanma artık. Bilim ve teknoloji üretmek için uyuşmuş bir beyin değil, uyanık bir beyin lazım. Muhammed denilen ilkel Arab’ın bu putun en sevdiği kulu ve en sevdiği peygamberi olduğu iddia edilir. Namazda bu puta eğilip, yerlere kapanarak yardım, iyilik, merhamet, esirgeme, koruma, yüceltme, zenginlik ve bereket istenir. Modern zamanda akıl dışı bir ilkelliktir.

1400 Seneden Beri Devam Eden Barbarlık Manzaraları”

Hacı olma derdindeki milyonlarca ilkel Müslüman Kurban bayramı namazı kılıp şeytan taşlama ritüeli yaparken birbirini ezmeye devam ediyor…
Mekke’de ki son şeytan taşlama ve zalimce birbirini ezme eylemi, İslamın ne kadar geri kaldığını, Müslümanlarda genel bir beyinsel yıkılma ve cinnet halinin yaşandığını, hatta ve hatta 4 000 sene önce Mezopotamya ve Anadolu uygarlıklarını kuran halkların yaşam seviyesinin daha gerisine gidildiğinin ispatıdır…
İslamda ki bu feci geri kalmışlık durumu, bu dinin etkisine giren halkların beyinsel ve ruhsal gelişmelerinin tamamen geriye çekildiğini, uygarlık dışı bir oluşumla, evrensel bütün pozitif gelişmeyi yadsıdıklarını gösteriyor..

HacHAC’da Yaşanan Bazı Katliamlar: *(!)

1987: Suudi yetkililer, gösterilere müdahale ederken 400 kişi öldü.
1990: Putçu Kutsal bölgelere çıkan tünellerde bin 426 hacı öldü.
1994: İzdihamda 270 kişi hayatını kaybetti.
1997: Çıkan yangında 343 hacı öldü, bin 500 kişi yaralandı.
2006: “Şeytan taşlama” esnasında yaşanan kazada 364 hacı öldü.
2015: Cami minaresi çöktü, 107 ölü
24-09-2015 : Şeytan taşlama adına birbirini taşlama ve ezme, ilk belirlemelere göre en az 780 ölü.

İslami yapının geldiği nokta, bu ideoloji ile beyinleri yıkanmış 100 milyonlarca cahil insanın bu gezegen için bir tehlike oluşturmaya başladığı gerçeğini vurgulamakta yarar var!
Beyinleri çöl dogmaları ile körleştirilmiş ilkel barbar kitleler şeytan taşlama adı altında birbirlerini acımasızca ezerek, şeytanlığın en kötü örneğini sergilediler…Hacılar, küçük, orta ve büyük şeytana yedişer taş atma sırasında katliama yol açtılar. Şeytan diye birbirlerini taşladılar…

Karanlık çağlara son vermek için:

1- Cami değil, Köy Enstitüleri kurulmalıdır. Arap’ça ezan alçak sesle ve semt başına en fazla 1 tek camiden okunmalıdır. her taraf zaten camilerle dolduğu için, yeni Camilerin kurulması yasaklanmalıdır.
2- Diyanet dağıtılmalıdır. Diyanet işleri başkanlığının ilke olarak ülke içindeki bütün inanışlara eşit mesafede olması, gerekirken, şimdi sadece Sünni İslam’ın temsilcisidir. Günümüzde ise, 9 milyar ytl ye yaklasan bütçesi, birçok bakanlığın önündedir. Başkanlık 100 binin üzerinde imam ataması yapmakta yine bir o kadar camiyi bünyesinde bulundurmaktadır. Din kurumu özelleşmeli diyaneti finanse etmek için devlet tarafından yapılan soygun bitmelidir..
3- Zorunlu din dersleri ve nüfus kağıtlarındaki ”İslam” hanesi kaldırılmalıdır. Devlet okullarında din dersi okutulmamalı,kuran kursu vs resmi kurum olmamalı. Nüfus cüzdanlarından din hanesi kaldırılmalıdır. İnsanların inançlarına göre bu veya başka yöntemlerle fişlenmesinin önüne geçilmelidir.
4- Hac denilen, Arap şehlerini milyarder etmek ve her türlü çöl bakterisini yaymaktan başka bir şeye yaramayan milyarlar akıtan kurnaz ve ebedi Turizm tuzağına son verilmeli, halk, Mekke’ye düşmüş olan ve hem Allah hem de şeytan diye adlandırılan bu Meteor taşı konusunda bilimsel alanda aydınlatılmalıdır.

Sevgi ve Saygılarla
Entegrasyon Komitesi İsviçre- Vevey

…

(Bu yazı (bildiri) ekinde bulunan imzacıların isimleri, çok fazla sayıda ve uzun yer tuttuğundan burada bu isimlere yer verilmemiştir!)

haber: Vedat Konak (v.konak@hotmail.com)

* editör notu: Bu yıl, bu ay içinde içinde Mekke’de, bir tek Türk hükümetini temsilen Erdoğan’ın “fıtrat” zihniyetli düşünme biçimiyle yaşanan bu katliamı “normal” saydığı, ancak Mekke’de Hac’da “kötü, ilkel ve çağdışı yönetim” sebebiyle yaşanan izdiham sonucu, can kaybının en az 4.000 (dörtbin) kişi olduğu İran tarafından 29.Eylül günü tüm dünya kamuoyuna duyurularak iddia edildi. Hindistan ve Pakistan ise, bu rakamın binleri aştığını ifade ederek İran’ın bu iddiasını destekledi. Suudi yönetiminden ise, bazı haber kanallarında yer alan bu iddiaları “red etmediği” bilgisi gelmektedir. Şayet bu bilgi doğru ve saklanıyor ise; vahim ve de vahim olduğu kadar Suudi yönetiminin Türkiye’ye bu tür “cinayetlerin örtbas edilmesi” konusunda ne kadar benzediği ise dikkat çekici bir durum. Müslümanlar ve insanlık ailesi için de büyük bir ayıp!

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 19.08.2018, 04:37   #9
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Hiç düşünür müsünüz, insanoğlu hayvan yemeyi nasıl öğrendi acaba? Dünyada ilk var olduğu zamandan başlayarak, açlığı ilk hissettiğinde, ağzına neyi götürüp çiğneyeceğine ve yutacağına nasıl karar verdi? İçgüdüsel bir şey olmalı, ağız denen delikten, bedenin içine sıvı veya katı bir şey göndermek. Önce su içmeyi akıl etmiştir. Ağzı kuruyunca suyla ıslatmayı ve yutmayı öğrenmiştir. Sonra da o suyun vücudunun ortasına doğru bir yere gittiğini fark etmiştir. O tam ortadaki yer içten içe kazınmaya başladığında, orayı katı bir şeylerle doldurması gerektiğini anlamıştır. Büyük bir ihtimalle, ilk yediği şey bitkidir. Yakın çevresinde bulunan, rengiyle, şekliyle kendisini cezbeden bir bitki...

Ve ağza alınan her şeyin bir tadı olduğunu anlamış, zaman içinde doyma ihtiyacını, aldığı tadın verdiği zevke göre seçimler yaparak gidermeye başlamıştır. Bence bu seçimler önceleri hep bitkilerden olmuştur. Çünkü insan denen yaratık, bana göre, bitki yemek üzere programlanmıştır. Yoksa dişleri sivri olurdu. Oysa bizim dişlerimiz otoburlar gibi düzdür. O köpek dişleri yumru bitkileri ısırabilir ancak. Peki, ne oldu da hayvanları yemeye başladı? Nereden öğrendi?

Bence başka hayvanları gözlemleyerek öğrenmiştir. Bakmıştır ki güçlü hayvan güçsüz hayvanı yiyor, kendisi neden yemesin? Ama o güç denen şey hiç de eşit değil. Herhalde bir yaban domuzunun üstüne atlayıp, dişleriyle parçalamış olamaz. Yakalayabileceği kadar küçük hayvanlardan başlamıştır. Böcek gibi, balık gibi... Uygarlık denen şey geliştikçe, keskin aletler yapmayı, ateş yakmayı falan öğrenince işi kolaylaşmış tabii.

O gelişen uygarlıkla birlikte, damak zevki denen şey gelişmiştir. Hani çocukken hiç sevmediğimiz yiyecekleri, büyüyünce, hatta belli bir eğitim düzeyine gelince, öğrendikçe severiz ya, öyle. Bu, tattan zevk alma işi ince bir iş. Zamanla gelişiyor. Belli bir konforla da ilişkisi var. Hayvanlar arasında bile öyle. Mesela doğada yaşayan hayvan ne bulursa onu yer, ev hayvanı yemek seçer.

İnsanın eğitimle değil de parayla gelişen damak zevki, belki tatminsizliğin ya da bol bulmanın neden olduğu, değişik tat arama merakı ise, vahşet düzeyinde. Bazısı da iğrenç. Gerçi bu iğrençlik kavramı kültürlere göre farklılıklar gösteriyor. Mesela kedi, köpek, yılan, örümcek, kertenkele, çekirge, akrep, at, eşek gibi hayvanların yendiği kültürler var. Hatta karafatma, böcek larvası falan... Biz bunları yemeyi nasıl düşünemezsek, onlar da bizim yediğimiz etleri yemeyi düşünemiyorlar.

National Geographic kanalında bu konuyla ilgili bir belgesel izlemiştim. Günlerce aklımdan çıkmadı. Her yıl, dünyanın her yerinden zenginlerin bir dolu paralar vererek bir yıl önceden yer ayırttıkları, dünyanın en garip yemeklerinin yendiği bir organizasyon yapılıyor. Neler yiyorlar ama, aklınız durur. Akrep, örümcek falan en basitleri. Canlı maymun beyni, canlı ahtapot ve solucanlar, ayı pençesi, bilumum hayvan, özellikle yılan penisi, ördek dili turşusu, sinek larvası pilavı gibi şeyler. O sinek larvası bin dolardı. Bana göre bunların hepsi iğrenç ama daha önemlisi, her birinin hazırlanması, vahşet düzeyinde ve katliam niteliğinde.

Gelelim tüm bunların yanında bize masum görünen, et, tavuk, balık yeme alışkanlığına. Her birinin üretimi ve tüketimi kendi içinde birer soykırım. Hangi koşullarda üretildiklerini ve ne şekilde katledildiklerini bilseniz bir daha ağzınıza sürmezsiniz. Jonathan Safran Foer’in ‘Hayvan Yemek’ adlı bir kitabı var (çev. Garo Kargıcı, Siren Yay, Temmuz 2012). Bence herkes okumalı. Ben daha yarısına bile gelmeden sarıldım kaleme.

Ayrıca bu konuya eğilmeye, biraz da bir dostumun Kurban Bayramı ertesinde yazdığım yazıdan sonra bana söyledikleri yüzünden karar verdim. “Sen vejetaryen misin?” diye sormuştu önce. Pek sayılmam. Eti kırk yıl yemesem aramam ama adada büyüyen biri olarak deniz ürünlerine zaafım var. O yüzden sayılmam. “O halde böyle şeyler yazmaya hakkın yok” dedi. Çünkü Kurban Bayramı’nın katliama dönüşmesini eleştirirken, kasaplık et kesimine pek itiraz etmiyorum. Çünkü hangi şartlarda yapıldığını bilmiyorum. Çünkü biz, tabağımızdaki etle, o sevdiğimiz hayvanları ilintilendirmeden büyütüldük. Bahçemizde beslediğimiz güzelim kuzu kesilirken ağladık. Ama tabağımızdaki etin o kuzu olduğunu aklımıza bile getirmemeye şartlanmış büyüdük.

O halde çocuklarımıza öğretmeliyiz. ‘Çocuk mutlaka et yemeli’ düşüncesi kural olmamalı. Ete denk başka besinler var. Bir de, Tanrı’nın tüm hayvanları insanlara hizmet etsinler diye yarattığı inancından vazgeçmeliyiz. Tanrı tüm doğayı yarattı. Biz de onun bir parçasıyız. O kadar. Sanırım bundan sonrası artık başka bir yazı konusu.
Alinti;

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.08.2018, 18:58   #10
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 336
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 11
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 11
27 Mesajına 29 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

VAHSI VE CINSI SAPIK DININ YORUMLARI TISKINDIRICI VE MIDE BULANDIRICI..
ASAGIDAKI ALINTIYA GOZ GEZDIRDIKCE BU VAHSI DININ CIRKEFLIGI VE VAHSILIGI DAHA DA ACIGA CIKIYOR.

(ALINTI-Her Mart ayında kuzu bayramı yaparak, mum söndüren ama müslüman görünen Sabetayistler, bu milletin dinine karışmayın, aksi halde günü gelince canınız çok yanar. Mert olun çıkın ve deyin ki; '' Biz Müslüman değiliz, Türk'te değiliz. '' Ama bir Yahudi'den mertlik beklemek, biraz zor.

-Kutsal kase'den şarap içen ve ekmek yiyen ve bu şarabı (haşa) Hz.İsa'nın kanı sayan ve ekmeği de onun eti sayan, insan suretindeki gizli Hristiyanlar, işinize bakın ! Sizin pisliklerinizi çok iyi biliyoruz. Gün gelir bu ihanetlerinde hesabını sorarız.



Kurban Bayramı hakkında bazı açıklamalar

Yukarıda da bahsettiğimiz bazı art niyetli ve aslen bizden olmayanların şöyle bir bahanesi var; '' Müslümanlıkta hayvana acımak yok mu? Bıçakla kesmek acımasızlık değil mi? ''

Onlara ise şunu söylemek gerekir; '' Müslümanlık Allah’ın dinidir. Allah’ın dininde hâşâ merhamet olmazsa başka kimde, nede merhamet olur ki ? Bugün Avrupa’da büyük baş hayvanların başına tokmak vurularak, küçük baş hayvanlar da elektrik şokundan geçirilerek bayıltılıp kesiliyor. İskandinav ülkelerinde yüzlerce balina kesiliyor, televizyonlarda fok balıklarının nasıl canice sopalarla öldürüldüğüne şahit olduk ve oluyoruz. Hayvanların başına tokmak vurmak ve elektrikle şoklamak eziyet olur. Ateistler, Sabetayist ve Pakraduni kökenliler, hayvan kesimine değil kurban kesimine karşıdırlar. Kendileri et yemiyor mu ? Hayvanları öldürüp kürklerini giymiyorlar mı ? Müslümanlığa olan düşmanlıklarını hayvana acıma perdesi altında yürütüyorlar. ''

Hayvanların bıçakla kesilmesini emreden Allah’tır. Allahü teâlâ hayvanlara eziyet edilmesini hiç ister mi ? Hayvanlara acınmasını bildiren Peygamber efendimiz buyuruyor ki:

'' Yerdeki mahluklara acımayana, gökteki melekler acımaz. '' [Hadis-i Şerif / Taberani]

Ayrıca, eğer kesmek, hayvana eziyet olsaydı, dinimiz hayvanların kesilmesini emretmezdi. Dinimiz savaşta şehidin ölüm acısı çekmediğini bildiriyor. Bir kolu kesildiği halde farkında olmadan savaşan insanların bulunduğunu kitaplarda okuyoruz. Bunlar acı duymadığı gibi kurbana da Allahü teâlâ acı hissettirmez. Allah’ın kudretinden kim şüphe edebilir ? Hazret-i Yunus’un kırk gün balığın karnında ölmeden kalması, Eshab-ı kehfin üç yüz sene uyumaları Allahü teâlânın kudretiyle olmuştur. Şehide de Allahü teâlâ ölüm acısını hissettirmiyor. Hadis-i şerifde buyuruldu ki:

'' Şehid, ölüm acısı duymaz. '' [Hadis-i Şerif /Beyheki]

Ermeni olduğu kuvvetle muhtemel ünlü bir kadın; '' Hayvan keserek bayram yapan bir dini aklım almıyor '' dedi. Niye yılbaşını hindi keserek kutlayanlara bir şey denmiyor ? Kendisi et yemiyor mu ? Yılbaşlarını hindi keserek, çam devirerek, kumar oynayarak kutlayanlara bir şey denmediğine göre, maksat, kurban ibadetine saldırmaktır.

İslâmiyet'e karşı olanlar, hiç bir zaman biz İslâmiyet'e karşıyız diye açıkça söylemiyorlar. (Biz gericiliğe karşıyız) diyorlar. Müslümana gerici diyorlar. Yani açıkça (Biz Müslümanlığa ve müslümana karşıyız) demiyorlar, (Biz gericiliğe ve gericilere karşıyız) diyorlar. Biz dinin kurban emrine karşıyız demiyorlar, (Biz hayvan keserek bayram kutlamaya, hayvan katliamına karşıyız) diyorlar. Yılbaşında milyonlarca hindi keserek yılbaşını veya Noel’i kutlamaya, kumar oynayarak, içki içip sarhoş olarak aygırlık yapmayı uygarlık olarak kabul ediyorlar. Dine hep şaşı bakıyorlar, dinî emirlerin her birine bir kulp takıyorlar.

Ayrıca Zekeriya Beyaz gibi ilahiyat fakültelerinden çıkan bazı profesör ve doçent gibileri kurban yerine; '' fakirlere ve çocuklara ayakkabı dağıtarakta kurban ibadetini yapmış olursunuz veya horozdan kurban olur '' gibi saçma ve islam dışı sözler söylemeye ve fetvalar da vermeye kalkmışlardır. Böyle bir şey dinimizde yoktur. İslam’daki zekat, sadaka ve fitre gibi hayırlardan habersiz olan ve bunları vermeyenler, Kurban Bayramında pek bir yardımsever oluyorlar.

Kurban ibadetinin nasıl ve ne şekilde olacağı, hangi hayvanların Kurban edilebileceği ve edilemeyeceği ayet ve hadislerde açıkça belirtilmiştir. İşte bazı deliller;

(Başladığınız hac ve umreyi Allah için tamamlayın. [Bir mazeretle] alıkonursanız, kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Kurban yerine ulaşıncaya kadar, başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizde hasta olan veya başından rahatsız bulunan varsa fidye olarak ya oruç tutması, ya sadaka vermesi ya da kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olursanız, hacca kadar umreden faydalanabilen kimseye, kolayına gelen bir kurban kesmek, bulamayana, hac esnasında üç gün ve döndüğünüzde yedi gün ki, o tam on gündür, oruç tutmak gerekir.) [Bekara Suresi 196. Ayet]

(Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği dört ayaklı [kurbanlık] hayvanlar üzerine, belirli günlerde [kurban bayramında] Allah’ın adını ansınlar. Bu kurbanlıklardan kendiniz de yiyin, yoksullara da verin.) [Hac Suresi 28. Ayet]

(Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızk olarak verdiği kurbanlık hayvanların üzerine, Onun adını anarak kurban kesmeyi meşru kıldık.) [Hac Suresi 34. Ayet]

(Kurbanlık deve ve sığırları, Allah’ın size olan nişanelerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Şükredesiniz diye, onları böylece sizin buyruğunuza verdik.) [Hac Suresi 36. Ayet]

(Allah, hürmetli ev olan Kâbe’yi, hürmetli ayı, kurbanı, boynu tasmalı kurbanlıkları insanların faydası için ortaya koydu.) [Maide Suresi 97. Ayet]

(O kâfirler, Mescid-i haramı ziyarete ve kurbanların yerlerine ulaşmasına mani oldular.) [Fetih Suresi 25.Ayet]


(Rabbin için namaz kıl ve kurban kes!) [Kevser Suresi 2.Ayet]

Kurban kesmek hâşâ katliam olsaydı, Allahü teâlâ kurbanın meşru olduğunu bildirir miydi? Peygamber efendimiz vefat edene kadar kurban kesmiştir. Bir hadis-i şerif meali şöyledir:

(Kurban kesmek, atalarınızdan İbrahim’in sünnetidir.) [Hâkim]

(Bayramda kurban kesmekten daha faziletli bir amel yoktur. Ancak sıla-i rahm (akraba ziyareti) bundan müstesnadır.) [Taberani]
)ALINTI



SAYGIDEGER DOSTLAR.
YUKARIDAKI YAZI ISLAM YOBAZLARI TARAFINDAN YAZILMIS.. INSANLIK DUSMANI, COCUK TECAVUZCUSU, KENDI KIZINA TECAVUZ EDEN, ARAP YARIM ADASINDA YAGMALAMA, TALAN, KATLIAM VE INSANLIGIN KABUL ETMEDIGI VAHSILIKLERIN MIMARI OLAN, SADECE KURBAN BAYRAMINDA HAYVANLARI VAHSICE KATLETMELERI ILE SINIRLI KALMADIKLARI, AYNI ZAMANDA YER YUZUNDE INSAN BOGAZLIYAN, OLMIYAN ALLAH ICIN KELLE UCURAN, KOL VE EL KESEN BU MANTIK KENDISINI AKLAMAK ICIN ELINDEN GELEN BUTUN IMKANLARI KULLANMAKTADIR.

SURE VE AYETLER VEREREK SOZDE ALLAHIN EMIRLERI OLDUGUNU SAVUNAN BU SUC MAKINASINA, ONUN AYET, SURE VE VAHILERINE TEK TEK CEVAP VERMEK BILE ZAMAN KAYIBINDAN BASKA BIR SEY DEGILDIR...
BASTAN SONA KADAR KENDILERI ILE CELISEN, INANDIKLARI ALLAH`A, PEZEVENKLIK VE ISKENCECILIGI YAKISTIRIP, ONA INANAN BU MANTIGIN BASLICA BIR INSANLIK SUCU OLDUGUNU GORMEMEK ICIN KOR OLMAK GEREKIR.

ELBETTE ISLAMI LAGIM CUKURUNA BATIRDIGIMIZ GIBI, DIGER TEK DINLERIN OLUMSUZLUKLARINA DA KARSIYIZ...
HINDI BAYRAMI DEDIKLERI YILBASI BAYRAMI KURBAN BAYRAMI VS VS BUNLAR DONEM DONEM INSANLARIN KENDILERI ICIN CIKARDIKLARI TICARET ALANLARINDAN BASKA BIR SEY DEGIL...

NEYMIS EFENDIM PEZEVENKLIK VE ISKENCECILIK GOREVINI YAPAN SOZDE ALLAHLARI, MUTLAKA YER YUZUNDEKI MAHLUKLAR BICAKLA KESMESI GEREKIYORMUS!!!!!!!
DUYAN VARMI?
GOREN VARMI?
EN ONEMLISI NERDE BU VAHSI VARLIK?
NIYE ORTAYA CIKMIYOR?
CAMILERDE KUCUK COCUKLARA TECAVUZ EDEN BU ISLAM SAPIKLARINA NEDEN GOZ YUMUYOR?
GALIBA O DA SOZDE ELCI ILAN ETTIGI HZ. MUHAMMED GIBI CINSI SAPIK..
IYI DE 6 YASINDAKI AYSE YI KENDISINE ALSAYDI NEDEN MUHAMMED`E SUNDU?

BUNLARIN YAPTIKLARINA DAHA FAZLA YORUM YAPMAYI ISTERDIM LAKIN NE AHLAK NEDE TERBIYEMIZ EL VERMIYOR...

SAYGI VE INSANI SEVGILERIMLE.


Konu Raya Haq tarafından (20.08.2018 Saat 19:00 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:42.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica