Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > İnsan/Yaşam > Televizyon ve Radyo

Televizyon ve Radyo Televizyon ve radyo programları, yıldızları, kanalları hakkındaki görüş ve yorumlarınız

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 30.01.2016, 20:56   #1
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Mehdilik tartışması

Mehdilik ve Mehdiyet nedir, İslam’da mehdilik inancı var mıdır?..

Bugün dünyada ve Türkiye’de bir “mehdi cemaati” var mıdır?..

Mehdi kimdir, özellikleri nedir, nerede ortaya çıkar?..

Mehdiyi bekleyenler ve “mehdi geldi” diyenlerin kaynağı nedir?.. Mehdiliği meşrulaştırmak için sahte hadisler mi üretiliyor?..

Mehdiliği savunan Dr. Oktar BABUNA, Altuğ BERKER ve mehdilik inancına karşı çıkan Sadık GÜNER ve Prof. Dr. Ali COŞKUN canlı yayında Ceviz Kabuğu’nda mehdiliği tartışıyor...

Bilgilenmek ve bilinçlenmek için mutlaka izleyin.

CEVİZ KABUĞU, 30 Ocak 2016 Cumartesi saat 21.00’de ULUSAL KANAL'da.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 31.01.2016, 05:34   #2
Yazar
SahtePeygamber
Forum Katılımcısı
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.05.2015
Mesajlar: 217
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 17
İtibar Puanı: 238
SahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcutSahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcutSahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 51
65 Mesajına 89 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ey Silistre Aranizdayim!

Davud Peygambere ozlem besleyip onun sesini duymak isteyen korler gibi olmayin! Hani o kor, davut peygamber icin agliyordu hergun! Dualari rabbin huzuruna kavustu. Davut korun yanina varinca, onu tanimadi, davut ona ogut verdiysede, o davudu incitip, kovdu.

Aranizda horlanan biri olarak size su ogudumu veriyorum! Gozler kor olabilir, fakat gonul gozu kor olanlar, dipsiz kuyulara duserler.

Ben guclu sozlu peygamberim, incildeki adim zulfikar dilli, simgem iki catalli zulfikar, ofkem iki basli hancerli kaslarlar. Bedenim tuncdan, Kanim kaynayan lav, kaslarim zirhelmuv, Cismanim hakkelnur. Kurandaki adim Levhi-hafiz, yerin babasi, ve soyleki bagislamaya, yargilamaya yetkisi olan! Cennet ve cehennem bu senin al diyen!

Ey silistre ve ben kuranda bahsedilen babaniz ve cocugunuz kadar taninan sahisim! Soyleki ben sizin bir ev uyenizim! O beni sahdamariniz kadar size yakin kildi! Onun icindirki sizin ruhunuza islemekteyim!

Ey silistre davudu gormek icin yalvaran kor gibi olma! Onu gormeden, goren, acik gozlu gibi ol!

Senin Mehdin burdadir baska yerde arama!

SahtePeygamber Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.02.2016, 14:41   #3
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Mehdi-Diyanet İslam Ansiklopedisi

posted in MEHDİ-MESİH |
a- A+
Dünyanın son zamanlarında ortaya çıkıp doğru inancı ve adaleti yeryüzüne hâkim kılacağına inanılan kurtarıcı.
Sözlükte “doğru yolu bulmak; yol gös_termek, rehberlik etmek” anlamındaki hüdâ (hedy, hidâyet) kökünden türemiş bir sıfat olup “hidayete erdirilmiş, kendisi_ne doğru yol gösterilmiş kişi” demektir. İleride gelecek bir kurtarıcı (mesîh, mehdî) inancı büyük dinlerde olduğu gibi ilkel dinlerde de görülmekte. Bu inanç bir bakıma tarihte ve günümüzde bazı dinî-siyasî hareketlerin güç kaynağını oluştur_maktadır. Kavramın içeriğindeki âhir za_man, hükümdarlık, dini yenileme, kurta_rıcılık gibi ana özellikleri değişmemekle birlikte içinde bulunduğu dinin karakteri_ne göre ayrıntılarda farklılıklar görülmek_te, bu kavramı ifade eden kelimeler de dînlere ve kültürlere göre değışmektedır. Meselâ Avrupalı araştırmacılar, Yeni Gine ve çevresindeki halklarda görülen mehdîlik hareketleri için kargo kültü, Kuzey Amerika yerlileri için ghost-danc tabirini kullanmışlardır. Eski Amerika yerlilerin_den Aztekler mehdilerine quetzalcoatl, Eski Mısırlılar ameni demişlerdi. Kavram için Hinduizm kalki, Budizm maytreya (maitreya, mettaya), Mecusîlik saoşyant, yahudi ve hıristiyanlar mesîh kelimesini kullanırlar. Mehdî, farklı kültür ve dinlere göre dünya tarihinin sonunda (âhir za_man) Tanrı tarafından yeryüzüne gönde_rilecek ve yeryüzünü hâkimiyetine alacak bir hükümdar, insanlara doğru yolu gös_terecek bir peygamber, dinî bir lider veya Hinduizm’de olduğu gibi bir tanrıdır.
İslâm Öncesi Din ve inançlarda. Mehdî kavramının kökleri ve gelişmesi konusun_da Batılı araştırmacılar iki görüş ortaya koyarlar. Bunlardan birincisi mehdî inan_cının Sumerler’de doğduğu, Bâbilliler’de ve Mısırlılar’da geliştiği ve bu iki kanal_dan dünyaya yayıldığı düşüncesidir ki ilk örnekleri Kral I. Sargon’da (m.ö. 2350 yıl_ları) ve Hammurabi’de (m.ö. 1728-1686) görülmektedir. İkinci görüş mehdî inan_cının her dinin kendi içinde, kendi tarihî, psikolojik ve sosyolojik şartlarına göre doğup geliştiğidir. Meselâ Hinduizm’de mehdîliğin menşei Tanrı Vişnu’nun Kalki ismiyle müstakbel avatarasına ve Hint zaman tasavvuruna dayanırken İslâmi_yet’te Hulefâ-yi Râşidîn devrinin arkasın_dan başlayan iç savaşların tarihî, siyasî ve psikolojik tezahürleri buna sebep ol_muştur.
Dinlerin çoğunda insanlığın maddî ve manevî sıkıntılarını sona erdirecek, içti_maî ve dinî hayatı ideal olgunluğa ulaştı_racak bir otoritenin geleceği inancı vardır. Geleceği beklenen ideal zamanın vakti ve süresi her dinde merak konusu olmuştur. Genelde bu süreç dünya hayatının sonla_rına doğru öngörülmüştür. Mevcut du_rumda ideal mutluluğu bulamadıklarına inanan insanlar kendi dönemlerini güz mevsiminin son zamanlarıyla karşılaştı_rırlar ve hayatın daha da kötüye gidece_ğinden endişe ederler. Ancak mevsimle_rin birbirini takibi, gece ve gündüzün pe_riyodik akışı gibi sosyal bozulmaların da kışı sayılan karanlık devri bir aydınlık ba_harın ve yazın yahut karanlık bir geceyi aydınlık gündüzün takip edeceği düşü_nülmüştür. Karanlık süreç tabii, içtimaî ve dinî hayattaki bozulmalar olarak tasvir edilir. Meselâ Eski Mısırlılar’a göre Nil nehri ve göller kuruyacak, içindeki bank_lar ve etrafındaki kuşlarla beraber kaybo_lacaktır. Güneş kendini insanlardan uzak_laştıracak, günde yalnız bir saat görüne_cek ve öğle vaktinin olduğunu kimse farketmeyecektir. Sosyal felâketler de yo_ğunlaşacak, ülkeyi bedevîler ve yabancı_lar istilâ edecek, ülkeye karmaşa hâkim olacaktır.
Hinduizm’e göre ülke barbarlar tarafın_dan istilâ edilecek, dinin inanç öğretisi yok olacak, barbar hükümdarlar halkı soy_maktan başka bir şey düşünmeyecektir. Halkın kıymetli eşyalarını, karılarını, kızla_rını ellerinden alacaklar, asaletin tek şartı zenginlik olacaktır. Aile bağları çözüle_cek, kimse evlenmek için bakire arama_yacak, kadınlar kocalarına sadakat gös_termeyecek, çocuklarını henüz ana rah_minde iken öldüreceklerdir. Aileye kadın hükmedecek, sayıları erkeklerden çok ola_cak, hiçbir dul kendini kocası ile beraber yaktırmayacaktır. Tabiatın düzeni de bo_zulacak, mevsimlerin ahengi kalmayacak, yağmurlar zamanında yağmayacak, ne_hirler ve dereler kuruyacaktır. Devrin so_nuna doğru ağaçlar otlara dönüşecek, in_sanlar kıtlık korkusuyla yaşayacaktır. Hinduizm’deki bu felâket tasvirlerinin benzeri Mecusîlikte, Yahudilik’te ve diğer dinler_de de vardır.
Mehdî devrinin açılış ve başlangıcına bazı olaylar olağan dışı görüntüleriyle ka_tılır. Hindular’ca mehdinin gelişinde gü_neş ve ay, Tfeya ve Jüpiter birbirlerine ka_vuşacaktır. Mecûsîler’e göre güneş otuz gün otuz gece semanın ortasında dura_caktır. Hıristiyanlarca İsâ Mesîh’in gelişin_de gün ortasında hava kararacak, gün ne geceye ne gündüze benzeyecek, gece de hava kararmayacaktır. Yine o gün beklen_medik bir soğuk, arkasından beklenme_dik bir sıcak olacaktır. Bu olağan üstü za_manın takvim hesabını yapanlar da var_dır. Çeşitli dinlerde yer alan bu hesaplar, inananlarını daima hayal kırıklığına uğ_ratmasına rağmen dar çevrelerde gün_celliğini sürdürmektedir. Meselâ eski Şîa rivayetlerine göre mehdî on ikinci ima_mın gaybı ihtiyar edişinden altmış gün, altmış ay veya altmış yıl sonra, Muhyiddin İbnü’l-Arabî’ye göre 1284′te, Yahova Şahitleri’ne göre mesîh 1975′te görüne_cektir. Bu hesaplar diğer dinlerin inanan_ları arasında da yaygındır. Mehdilerin ik_tidar süreleri Hinduizm, Mecusîlik ve Hı_ristiyanlık’ta biner yıl olarak düşünülür_ken Budizm’de 84.000 yıla kadar çıkarıl_mıştır. Bu süreç Yahudilik’te kırk, yetmiş veya dört yüz yıl öngörülür, İslâmî riva_yetlerde ise iki yılla kırk yıl arasında çe_şitli sayılar nakledilir.
Kimlikleri her dinin kurucusunun özel_liğini taşıyan mehdiler kurucunun soyun_dan gelir. Saoşyant Zerdüşt’ün, mesîh Davud’un, mehdî Hz. Muhammed’in soyun_dan olacaktır. Bunlar ya Sünnî müslümanlarda olduğu gibi müstakbel bir şahsiyet_tir veya Şiî müslümanların inandığı gibi daha önce yaşamış, vaad edilen dönemin zamanı gelmediği için bekleme süresini insanlardan gizlenerek tamamlamaya ça_lışan, zamanın olgunlaşmasını bekleyen tarihî şahsiyetlerdir. Nitekim Hz. İsâ bu süreyi gökte Tanrı’nın sağında oturarak beklemektedir. Tanrı’nın enkarnasyonu (avatara) inancının hâkim olduğu Hinduizm’de ise mehdî Kalki, Tanrı Vişnu’nun avatarası olacak, Kali Yuga’da gelecek, Sambhala şehrinde (Delhi’nin yaklaşık 130 km. doğusunda) Yâjnavalkya mezhe_bine ait bir Brahman ailesinden doğacak, babasının ismi Vışnuyaşas, annesinin is_mi Sumati veya Vişnukirti olacaktır. Genç_lik çağına geldiğinde önce Seylan Kralı Brhadraha’nın kızı Patmavati ile, ardın_dan Bhallâta şehri hükümdarı Şaşidhva-ya’nın kızı Rama ile evlenecektir. Patma-vati’den Yaya ve Viyaya, Rama’dan Meg-lamâla ve Valâkaha isimli oğulları doğa_caktır. Maceralarla dolu bin yıllık bir ha_yattan sonra Himalayalar’da inzivaya çe_kilecek, oradan da tekrar semaya yükse_lecektir.
Mehdîler’in doğumu da peygamberle_rin doğumu gibi olağan üstü olaylarla do_ludur. Quetzalcoatl, Saoşyant ve İsâ er_keksiz olarak hamile kalan bakire anne_lerden doğar. Doğan bebeği semavî var_lıklar, yüksek şahsiyetler, bilge kişiler ziya_rete gelir. Bebekler mucize gösterirler. Meselâ Budistler’in inancına göre Ayita Maytreya’nın annesi Brahmavati hami_leliğinin onuncu ayında bir çiçek bahçesi_ne gidecek ve orada çiçekli bir ağacın ya_nında dururken hiç acı duymadan Ayita’-dan kurtulacaktır. Ayita annesinin normal rahim yolundan değil karnının sağ tara_fından güneşin buluttan çıktığı gibi dün_yaya çıkacaktır. Bedeni anne vücudunun kirleriyle kirlenmeyecektir. Saçtığı nur üç âlemi aydınlatacak ve hemen yürüyüp yedi adım atacak, ayağını bastığı yerden mücevher lotos çiçekleri fışkıracaktır. Mehdîlerin varlığı da bazan normal insanlarınkinden ayrı, sıfatları olağan üstü olarak tasavvur edilir. Onların tanrısal benliğe sahip olduğuna veya üzerlerinde Tanrı’nın özel rahmetinin bulunduğuna inanılır. Genellikle mensubu oldukları di_nin kurucusuna benzerler. Hata yapmaz_lar, diledikleri zaman mucize gösterirler, eğitimlerinde silâh kullanma sanatlarını, mensubu oldukları dinlerin kutsal kitap_larını öğrenirler. Yeni bir meseleyle karşılaştıklarında Tanrı onları vahiy ve ilhamla aydınlatır.
Konfüçyüsçülük’te mehdî Çin kültürü_nün özelliklerini taşır. O yüksek bir azizdir, kâinattaki her şeyi işitir, görür ve bilir. Ge_niş kalpli, açık elli, yumuşak huyludur. Se_maya göre yaratılmış, hakikati kavramış ve ona nüfuz etmiştir. Gök onun örneği_dir. Üstadı hakikattir. İsterse kendini her_hangi bir eşyaya dönüştürebilir. Ruhu yeri göğü doldurur, kâinatı ihata eder. Onun nereden geldiği, nereye gittiği bilinmez. Öyle büyüktür ki onun dışında hiçbir şey yoktur ve yüksek Tao vahyinin taşıyıcısı-dır.
Mecûsîler’e göre saoşyant Tanrı Ahura-Mazda’nm ilkyaratıklarındandır ve ölüm_süz kutsallardandır. Manevî yiyeceklerle yaşar. Vücudu güneş gibi parlar. Olağan üstü bir güce sahiptir ve etrafı altı gözle görür.
Yahudiler mesîhin Hz. Dâvûd soyundan geleceğine, meshedilmesi dolayısıyla kut_sal bir güce sahip olacağına, Tanrı’nın hi_mayesi sayesinde günah işlemeyeceğine inanırlar. Mesîhi diğer insanlardan ayıran özellik onun Tanrı’nın yeryüzündeki vekili olması, Tanrı’nın özel lutfuna sahip bu_lunmasıdır. Yahudilere göre mehdî dev_rinde Kudüs ve çevresi cennet bahçeleri_ne benzeyecek, çöller ormanlara dönüşe_cek, hayvanların tabiatı değişip vahşilik_leri kaybolacak, kurt ve kuzu beraber bulunacak, yılanın ekmeği toz ve toprak olacaktır. Bu tür beklentiler diğer mehdî telakkilerinde de vardır.
Mehdîlerin yaşayacakları ve faaliyetle_rini gösterecekleri bölgeler mensubu bu_lundukları dinlerin merkezî yayılma alan_larıdır. Dünyaya hâkim olacakları söyle_nirse de yer isimleri dinlerin bilinen coğ_rafyalarının dışına çıkmaz. Meselâ Eski Mısırlılar’a göre ameni Yukarı Mısır’da Hn-hn’da doğacak ve kendisine Memphis’i başşehir seçecek, saltanatı Mısır’da ola_caktır. Hindular’a göre Kalki Hindistan’da Sambhala şehrinde doğacak, Sambhala’yı başşehir edinecektir. Mücadelesini Hin_distan’a saldıran ülkeler ve milletlere kar_şı yapacaktır. Yahudilerce mesîh Kudüs’ü başşehir yapacak, hareket alanı Filistin ve çevresi olacaktır.
Ülke içinde halkına cennet saadetini tattıracak olan mehdî ideal bir devlet adamı, sosyal reförmcu, dinin ıvuraharını hayata geçirecek peygamber ve rahip ola_rak tasavvur edilir. Meselâ sömürge altın_daki Yeni Gine halkının ve Amerikalı Kızıl_derililerin inancına göre gelecekteki kurtarıcı yabancıları ülkeden kovacak, eski dinî hayatı geri getirecek bir kahraman_dır. Hindular’da Kalki dinin zayıflayan öğ_retisini yenileyecek, kutsal kitap Vedalar’ı zamana göre tefsir edecek ve şeriatı uy_gulayacak olan insan suretine girmiş bir ilâhtır. Yahudilerce mesîh Kudüs’ü put_perestlerden temizleyecek, dağılmış İsrâiloğullan’nı tekrar toplayacak, diğer din mensuplarını ve dünyayı hâkimiyeti altı_na alacak, Ye’cûc ve Me’cûc ordularını im_ha edecek, Roma’yı ele geçirecek, Habe_şistan’ı, Mısır’ı ve Araplar’ı vergiye bağ_layacak, Tevrat’ı yahudi olmayan millet_lere de öğretecek, Süleyman Mâbedi’ni tekrar yaptıracak ve dinî kanunları uygu_layacak bir kraldır.
Mehdî sonrası devir parlak bir günü ta_kip eden karanlık bir gece gibi düşünü_lür. Hindular’a göre mehdînin ardından tabiatın ve insanların durumu tekrar kö_tüye gidecek, insanlar arasında maddî ve manevî hastalık ve kötülükler salgın hale gelecektir. Dönemin sonuna doğru gökte yedi veya on iki güneş doğacak, sıcaklığı bütün insanları öldürecek, nehirleri ve de_nizleri kurutacak, otlan ve ağaçlan yaka_caktır. Gökten yağmur yerine taş yağa_cak, bunları kuvvetli bir rüzgârla Samvar-taka ateşi (kâinatı yakan ateş) takip ede_cek, yaşaması muhtemel her türlü hayat sahibini yok edecektir. Mesîhler kendi dönemlerinin sonuna doğru hâkimiyeti Tanrı’ya bırakacaktır. Bu olayları ölenle_rin dirilişi ve hesap günü takip edecektir. Müslümanlara göre de mehdî dönemini sosyal ve tabii felâketler takip edecek, kıyametle dünya hayatı son bulacak, ar_dından haşir ve hesap günü gelecektir.

İslâm İnancında Mehdî. Kur’ân-ı Kerîm’de hidâyet kökünden türeyen fiil ve isim kalıbında birçok kelime bulunmakla birlikte mehdî kelimesi yer almamakta, genelde hidayet kavramı Allah’a, Kur’an’a ve Hz. Peygamber’e nisbet edilmekte, ay_rıca “insanın hidayeti benimsemesi” an_lamında da kullanılmaktadır (M. F. Abdülbâki, el-Mu’cem, “hdy” md.).
Mâlik b. Enes, Buhârî ve Müslim gibi ti_tiz davranan hadis âlimleri mehdî kelime_sinin geçtiği rivayetlere yer vermezken Ahmed b. Hanbel, İbn Mâce, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Hâkim ve Taberânî gibi muhaddisler eserlerinde bu tür rivayetleri nakletmişlerdir. Hz. Peygamber’e atfedilen ve râvileri güvenilmez bulunan (İbn Haldun, II, 787-789; İsmail Hakkı, sy. 285 (! 329], s. 390-391) bazı metinlerde belirtildiğine göre dünyanın ömründen bir gün bile kal_sa Allah bu günü uzatıp mutlaka bir meh_dî gönderecektir. Hz. Hasan veya Hüse_yin’in neslinden gelecek olan bu kurtarı_cının adı Resûl-i Ekrem’in adına, babası_nın adı da onun babasının adına uygun olacak (Muhammed b. Abdullah) ve zu_lümle dolu olan dünyayı adaletle doldu_racaktır. Beş, yedi veya dokuz yıl hüküm sürüp bütün müslümanları hâkimiyeti altına alacak, iktidarı sona erince de kıyamet kopacaktır <Wensinck, el-Mu’cem, “hdy” md.). Süyûtî, Sünnî kaynaklarında nakledilen mehdî rivayetlerinin kırktan fazla olduğunu söyler {el-Hauî, II, 213). İsnâaşeriyye Şîası’na ait kaynaklarda bun_lara 200′ü aşkın rivayet eklenir. Bu riva_yetlerde daha çok mehdînin on ikinci imam Muhammed b. Hasan olduğu iddia edilir. Ona Mehdî el-Muntazar da denilir.
Mehdî nitelemesi ilk defa Hassan b. Sâbit’in bir şiirinde Hz. Peygamber’e yö_nelik olmuş, daha sonra Hulefâ-yı Râşidîn’in yanı sıra Hüseyin b. Ali ve bazı Emevî halifeleri için de kullanılmıştır. Ancak bu nitelemeler kelimenin sözlük anlamın_da olup bu kimseleri Allah’ın hak yola eriştirdiğine vurgu yapmayı amaçlamış_tır. Mehdî kelimesinin terimleşerek bir inanç konusuna dönüşme süreci oldukça erken dönemde başlamıştır. Tesbit edile_bildiğine göre ilk defa Abdullah b. Sebe’ mensupları, Ali b. Ebû Tâlib’in ölmediği_ni ve kıyametin kopmasından önce dün_yaya dönüp zulümle dolan yeryüzünde adaleti hâkim kılacağını ileri sürmüştür (Eş’arî, s. 15). Bununla birlikte mehdî inancının, daha çok Hz. Hüseyin’in Kerbe-lâ’da şehid edilmesinin ardından Kâ’b el-Ahbâr’ın Yahudilikten İslâm dinine taşı_dığı sanılan rivayetlerin etkisiyle ortaya çıktığını ve hilâfetin Ali b. Ebû Tâlib’in soyundan gelenlere ait bir hak olduğunu savunan gruplar arasında yayıldığını söy_lemek gerekir. Hüseyin’in şehid edilmesi üzerine Muhtar es-Sekafî ve Keysân’ın öncülüğündeki Keysâniyye’ye bağlı bir grup, Ali b. Ebû Tâlib’in oğullarından Mu_hammed b. Hanefiyye’nin müslümanların gerçek halifesi ve yegâne kurtarıcısı olduğunu iddia etmiş, vefatında Medi_ne’deki Cennetülbaki Kabristanı’na def_nedildiği halde onun ölmediğini ve Radvâ dağında yaşadığını, kıyametin kopmasın_dan önce mehdî olarak geri gelip dünya_da adaleti hâkim kılacağını ileri sürmüş, böylece mehdîlik ilk defa Keysâniyye ta_rafından 1. (VII.) yüzyılın ikinci yarısında ortaya atılmış ve diğer Şiîler’e intikal ede_rek müslümanlar arasında yayılmaya baş_lamıştır (Abdurrahman Bedevî, II, 71-82; Ali Sâmîen-Neşşâr, II, 56-77). Şiî fırkala_rından Nâvûsiyye ise Ca’fer es-Sâdık’ın vefatından sonra onun ölmediğine ve mehdî olarak bir gün zuhur edeceğine inanmıştır. Ortaya çıktığı erken devirde mehdî inancı sadece Şiî zümreleri arasın_da rağbet görmemiş, Emevîler de Süfyânî adını verdikleri kendi mehdilerini icat etmişler ve buna dair hadis uydurmuşlardır. Muhtemelen ilk defa Hâlid b. Yezîd halkı Emevîler’in mehdîsi Süfyânî’ye inanmaya çağırmış ve bunu yaymaya ça_lışmıştır. Emevîler’den sonra iktidara ge_len Abbâsîler’in yöneticileri de mehdînin kendilerinden çıkacağına dair hadis uydu_rup insanları buna inanmaya davet et_mişlerdir (Ahmed Muhammed el-Havfî, s. 71-73). Abbasîler bir taraftan kendi meh_dilerinin çıktığını söylerken diğer taraf_tan âhir zaman mehdisinin gelecekte zu_hur edeceğini de kabul etmişlerdir. Mehdî inancı Haricîler arasında da görülmüş ve onlar Ali b. Mehdî’yi kendi mehdileri ilân etmişlerdir (Muhsin Abdünnâzır, s. 506-507).
Mehdî telakkisi III. (IX.) yüzyıldan iti_baren İsnâaşeriyye arasında kökleşmiş ve bu fırkayı diğerlerinden ayıran önemli bir inanç esası haline gelmiştir (Goldziher, s. 191-193). İsnâaşeriyye’nin benimsediği mehdî inancında, zuhur ettiği anda Ehl-i beyt düşmanlarından intikam alma fikri_nin yanı sıra gaybet döneminde bulun_duğu ve zuhur edeceği ana kadar taraf_tarlarına, mazlumlara, düşkünlere ve hastalara yardım ettiği telakkisi de bü_yük önem taşır (Ca’fer Sübhânî, II, 633-650).
Önce Şiîler, ardından Emevîler ve Ab_basîler arasında yayılan mehdî inancı, III. (IX.) yüzyılda hadislerin toplanıp kayda geçirilmesi ve hadislerin sıhhati konu_sunda titiz davranmayan muhaddislerce mehdî rivayetlerinin mecmualara alın_masının ardından Sünnîler arasında da benimsenmeye başlanmıştır. Ancak er_ken devir Sünnî literatüründe bu inanca hemen hemen hiç temas edilmemiş, ko_nu daha çok hadisçilerin dahil olduğu Selefiyye’ye ait eserlerde yer almıştır. Geç dönemde oluşan Sünnî kelâm literatürü ile “fiten ve melâhim” türü eserlerde ise mehdî telakkisinden genellikle kısaca bahsedilmiştir.
Mehdî inancının menşeiyle müslümanlar arasında ortaya çıkışının sebepleri hakkında ileri sürülen farklı görüşleri şöy_lece özetlemek mümkündür: 1. Mehdî telakkisi her toplumda yankı bulan bir sığınma mekanizmasıdır. Sosyal şartların bozulup zulmün arttığı dönemlerde halk bir kurtarıcı beklentisi içine girmiş, daha sonra bu beklenti dinî bir inanca bürüne_rek mehdî inancı şeklinde ortaya çıkmıştır (M. İbrahim Ebû Salim, s. 1; Ahmed el-Vâilî, s. 174-175). 2. Mehdî anlayışı Yahu_dilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm gibi din_lere ait bir inanç olup Kâ’b el-Ahbar ile Vehb b. Münebbih tarafından Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler yoluyla müslümanlar arasında yayılmıştır. Meh_dî kelimesinin mesîhin Arapça’ya tercü_me edilmiş şekli olması bunun kanıtını teşkil etmektedir (Goldziher, s. 193-195; Muhsin Abdünnâzır, s. 501). 3. Mehdîlik, iktidar mücadelesinde yenilgiye uğrayan veya mevcut iktidarını güçlü kılmak iste_yen siyasî zümreier tarafından ortaya atılmış, önce aşırı Şîa (Gâliyye), ardından mutedil Şîa ve Sünnîler tarafından İslâm dinine mal edilmiş siyasî kökenli bir inanç_tır (Ahmed Emîn, III, 241-243). Şiî düşüncesinden etkilendiği kabul edilen tasav_vuf ehlinin mehdî inancını benimsemesi bu akidenin müslümanların çoğunluğu arasında yayılmasına zemin hazırlamış_tır (M. İbrahim Ebû Salim, s. 2). 4. Mehdî inancı İslâmî bir akîde olmakla birlikte yabancı kültürlerden etkilenmiştir. Zira sahih hadis mecmualarında yer alan ri_vayetlerde mehdînin çıkacağından bah_sedilmiş ve mehdî tabiri I. (VII.) yüzyılın ilk çeyreğinden itibaren müslümanlarca bilinmiştir. Hulefâ-yi Râşidîn’e mehdî un_vanının verilmesinin yanı sıra Sıffîn Savaşı’nda Ali b. Ebû Tâlib’e mehdî diye hitap edilmesi ve Muâviye b. Ebû Süfyân taraf_tarlarınca Osman b. Affan’ın aynı unvanla anılması bunu kanıtlar (Hüseyin Atvân, s. 138-139).
Tarih boyunca sosyal sarsıntılara ve zulme mâruz kalan toplumların bir mo_ral kaynağı olarak benimsedikleri anlaşı_lan kurtarıcı ve mehdî telakkisi hakkında İslâm tarihinde değişik görüşlerin ortaya çıktığı görülmektedir. 1. İsnâaşeriyye Şîası, dünyanın son zamanlarında belli bir sülâleden belli vasıf ve yeteneklere sahip bir mehdînin geleceğini kabul eder. Ta_savvufla teşeyyu’ arasındaki ilişki sebe_biyle olacaktır ki Ferîdüddin Attâr, Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Sadreddîn-i Konevî ve Abdurrahman Câmî gibi mutasavvıflar veya mistik ruhlu kişiler de aynı kanaate sahiptir. Bu anlayışa göre kıyametin kopmasından önce müslümanlan içinde bulundukları kötü durumdan kurtaracak bir mehdî çıkacaktır, bu da “Sâhibüzzamân” olarak da anılan on ikinci imam Muhammed b. Hasan el-Mehdî’dir. Babasının vefatından (260/874) sonra insanlardan gizlenen Mu_hammed el-Mehdî ölmemiştir. Deccâl’in ortaya çıkışının ardından Mekke’de zu_hur edip iktidarı ele geçirecek, zalimleri cezalandırıp adaleti hâkim kılacak, ilâhî emirlere itaat edilmesini sağlayacak ve müslüman olmayanları öldürecektir (M. Bakır es-Sadr, s. 10; Seyyid Cevâd eş-Şah-rûdî, s. 245-266)… 2. Mehdînin zuhuru hakkında nakledi_len birçok rivayetin etkisiyle olacaktır ki Selefiyye ile hadis âlimleri, Şîa’nınkinden farklı da olsa âhir zamanda bir mehdînin geleceğini kabul etmişlerdir. Onların te_lakkisine göre kıyametin büyük alâmet_lerinden biri olan mehdî, Hz. Hasan veya Hüseyin’in soyundan gelen bir ailenin ço_cuğu olarak Medine’de doğacak, Mek_ke’de mehdîliğini ilân edecektir. Adı Mu_hammed b. Abdullah’tır… Yedi yıl süren bir iktidardan sonra Hz. İsâ gökten inecek ve deccâli birlikte öldürdükten sonra yönetimi ona devredip otuz beş veya kırk yaşlarında ve_fat edecektir. Kesinlik ifade eden hadis_lerle sabit olduğundan bu olayların kabul edilmesi zaruridir… Sünnî kelâmcıları ise eserlerinde mehdî inancına ya hiç temas etmemiş veya kıyamet alâ_metleri arasında kısaca değinip bunun aslî bir inanç konusu olmadığına dikkat çekmişlerdir (Teftâzânî, II, 307; Goldziher, s. 196).
Dünyanın son zamanlarında adı, so_yu, nitelikleri ve icraatı belli bir kurtarıcı_nın geleceğine dair açık bir nas bulun_madığı, aklın da bunun mevcudiyetine hükmetmediği düşüncesinden hareket_le mehdînin zuhurunu kabul etmeyenler arasında Kâdî Abdülcebbâr, İbn Haldun, M. Reşîd Rızâ, Ahmed Emîn, Ferîd Vecdî, Abdullah es-Semmân ve Abdullah b. Zeyd gibi eski ve yeni âlimler yer almaktadır. Bunların değerlendirmesine göre mehdî hakkında rivayet edilen hadisler ya zayıf veya uydurmadır (Kâdî Abdülcebbâr, eZ-Muğnî, XX/2, s. 183; Ali Sâmî en-Neşşâr, II, 227; M. Bakır el-İlâhî, XIV/53-54 (14191, s. 53-54)…
Mehdî hakkında ileri sürülen görüşler çeşitli yönlerden eleştiriye tâbi tutulmuş_tur. İsnâaşeriyye Şîası ile Sünnîler’ce be_nimsenen birinci ve ikinci görüşler rasyo_nel ve reel bilgilere aykırı bulunmuş, Ya_hudilik, Hıristiyanlık ve Maniheizm’e ait inancın yansımaları olarak kabul edilmiş, kanıt diye gösterilen âyetler konuyla alâ_kasız, hadisler ise zayıf veya uydurma ola_rak değerlendirilmiş, mehdînin kimliği, soyu, nitelikleri hususunda nakledilen bil_gilerin çelişkili olması ve her mezhebin kendi mehdîsini icat etmesi bunun kanıt_ları arasında gösterilmiştir (Ahmed Mu_hammed el-Havfî, s. 77-83). Ayrıca rüşdünü idrak etmemiş bir çocuk olan Mu_hammed b. Hasan’ın on iki asırdan beri yaşamakta olması ve ortaya çıkacağı za_mana kadar yaşayacağı iddiasının bilim_sel yönden tutarsız olduğuna dikkat çe_kilmiş, Allah’ın vazettiği tabiat kanunla_rını bu kişi için geçersiz kıldığına dair her_hangi bir dinî ve aklî gerekçenin bulun_madığı bildirilmiştir. Eğer Allah, sâlih bir kulu vasıtasıyla zulmün kaldırılıp insan_lar arasında adaletin hâkim kılınmasına yardım edecekse O’nun bir çocuğu asır_larca yaşatması yerine bu değişimin vuku bulacağı zamanda murat edeceği bir kişi vasıtasıyla bunu gerçekleştirmesinin da_ha mâkul olduğu belirtilmiş, sonuçta in_sanların aldatılmasına ve dolayısıyla fit_neye sebep teşkil eden bu tür telakkilerin yanlışlığına hükmedilmiştir (M. Bakır es-Sadr, s. 12-15). Ayrıca nesep âlimlerinin Hasan el-Askerî’nin bir çocuğu olmadığını söyledikleri ifade edilmiştir (Takıyyüddin İbn Teymiyye, IV, 87). Mehdî’nin Hz. Hüse_yin veya Hasan’ın soyundan çıkacağı id_diası da soyla övünmeyi ön plana çıkaran Câhiliyye düşüncelerini çağrıştırdığı için eleştirilmiştir.
İsnâaşeriyye Şîası’nca benimsenen mehdî inancı ile muhafazakâr âlimlerin baskısı altında Ehl-i sünnet çoğunluğu_na sirayet eden mehdî inancı arasında -mehdînin Muhammed b. Hasan olması, halen hayatta bulunması Ve Hz. Hüse_yin’in muhaliflerinden intikam alması dı_şında- fonksiyonları açısından özde bir farkın olmadığı görülür. Bu durum meh_dî inancının Ehl-i sünnet’e Şîa’dan intikal ettiği ihtimalini güçlendirmektedir. İsnâ-aşeriyye’nin, iddialarını temellendirmek için dayandığı âyetlerin muhtevasında mehdî inancını destekleyici bir beyan bu_lunmamaktadır. Muhammed el-Mehdî’-nin 260 (874) yılından beri yaşadığını ka_nıtlamak için Hz. Nuh’un 950, Ashâb-ı Kehf’in 300 küsur yıl yaşadığını delil ola_rak iieri sürmek de isabetsizdir. Çünkü sözü edilen kişilerin asırlarca yaşadığı âyetle sabittir. Halbuki Muhammed el-Mehdî ile ilgili herhangi bir âyet yoktur. Şiîler’ce on iki asırdan beri yaşamakta ol_duğu iddia edilen Mehdî el-Muntazar’ın ortaya çıktığı zaman mücadele vereceği ordu ve silâhın, dünyada mevcut strate_jik organizasyona karşı nasıl başarı elde edeceği gibi sorulara tatminkâr cevap verilememiştir. Mehdî adı ister geçsin is_ter geçmesin Hz. Peygamber’e atfedilen rivayetler, Muhammed b. Hanefiyye gibi lider kabul edilen kişilerin mehdî olarak ilân edilip buna inanılmasından ve III. (IX.) asırda bir inanç esası haline getiril_mesinden sonra ortaya çıkmış olmalıdır.
Mehdî inancı, dinî deliller açısından sübut bulmamasının ötesinde İslâm tarihi_nin akışında birçok olumsuzluğun kaynağı olmuştur. Siyasî iktidara göz diken pek çok kimse mehdî olduğu iddiasıyla ortaya çıkıp müslümanların sosyal birliğini par_çalamış ve savaşlara yol açmıştır. Hareket noktası olarak ileri sürülen iddiaların ak-.sine mehdî inancı insanların zulme karşı eyleme geçmesini sağlamak şöyle dursun harekete geçilmesini engellemiş, kitleleri mehdîyi beklemeye itmiş, zulmü mehdî dışında birinin yok edemeyeceği düşün_cesini zihinlere yerleştirmiş ve müslü-manları çözümsüzlüğe sürüklemiştir (bk. MEHDÎLİK). (DIA, İslam Ansiklopedisi, Mehdi maddesi)

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.02.2016, 17:39   #4
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

''Mehdî, farklı kültür ve dinlere göre dünya tarihinin sonunda (âhir za_man) Tanrı tarafından yeryüzüne gönde_rilecek ve yeryüzünü hâkimiyetine alacak bir hükümdar, insanlara doğru yolu gös_terecek bir peygamber, dinî bir lider veya Hinduizm’de olduğu gibi bir tanrıdır.''
Tanrının insan bedeninde dünyada yaşaması suretiyle 7 kez dünyaya geldiğine inanan Ehl-i Hakk'ların Hz. Ali'yi de bu yedi kişiden biri olarak bilmesi ve serencamlarında, ''Ali Allahımdır'' demeleri Hint mistik anlayışından etkilendiklerinin de bir göstergesidir.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.02.2016, 01:04   #5
Yazar
1959
Forum Katılımcısı
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 19.03.2015
Mesajlar: 108
Memleket: AFYON
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 17
İtibar Puanı: 299
1959 sevilen bir üye1959 sevilen bir üye1959 sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 99
66 Mesajına 96 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Bence Mehdi,İsa gelecek düşüncesi saçmadır.2000 yıl önce geldi İsa neyi başardı?
12 çamaşırhane işcisini etkileyebildi,biriside onu sattı..
Bizim mehdi kendi canını kurtarmak için kayıplara karıştı..
İsa bugün gelse 12 kişi bile bulamaz..
Bence Mehdi insanların ortak barış bilinci ile ortak evrensel bir akli ekonomik,siyasi sistem geliştirmeleridir...yani komünal sisteme
ulaşmaları,polisin,jandarmanın,hakimin,savcının olmadığı İnsani bir sistem...

1959 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
1959 Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
slistre (27.02.2016)
Alt 27.02.2016, 14:26   #6
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
1959 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bence Mehdi,İsa gelecek düşüncesi saçmadır.2000 yıl önce geldi İsa neyi başardı?
12 çamaşırhane işcisini etkileyebildi,biriside onu sattı..
Bizim mehdi kendi canını kurtarmak için kayıplara karıştı..
İsa bugün gelse 12 kişi bile bulamaz..
Bence Mehdi insanların ortak barış bilinci ile ortak evrensel bir akli ekonomik,siyasi sistem geliştirmeleridir...yani komünal sisteme
ulaşmaları,polisin,jandarmanın,hakimin,savcının olmadığı İnsani bir sistem...
Mehdiyani düşünce her ne kadar günümüzde kendisine yaşam sahası bulamasa da belli mihraklar bu inanışı canlı tutmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bizim inancımızda da mehdi fikriyatının oluşması iran ve hint akidelerinin etkisinde uzun zaman kalmamızın sunucudur. 16. yy la kadar 12 imamcılık gibi bir inancımız yoktu, haliyle Muhammed Mehdi'de...
Bektaşilerin balkanlar'daki tekkelerinin kubbelerinin 7 köşeli olmasında, Hacı Bektaş'ın soyunun Musa-ı Kazım'dan gelmesi aklımıza bir takım sorular getirmekte..Acaba hacı bektaş mehdi fikriyatını yaşadığı topluma uygun bulmamış mı idi?
Yoksa henüz türkler arasında bu düşünce yer edinememiş mi idi?

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
slistre Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
1959 (08.03.2016)
Alt 31.03.2016, 03:42   #7
Yazar
SahtePeygamber
Forum Katılımcısı
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.05.2015
Mesajlar: 217
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 17
İtibar Puanı: 238
SahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcutSahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcutSahtePeygamber hakkında olumlu dusunceler mevcut

Ettiği Teşekkür: 51
65 Mesajına 89 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
slistre Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Mehdiyani düşünce her ne kadar günümüzde kendisine yaşam sahası bulamasa da belli mihraklar bu inanışı canlı tutmak için var güçleriyle çalışmaktadırlar. Bizim inancımızda da mehdi fikriyatının oluşması iran ve hint akidelerinin etkisinde uzun zaman kalmamızın sunucudur. 16. yy la kadar 12 imamcılık gibi bir inancımız yoktu, haliyle Muhammed Mehdi'de...
Bektaşilerin balkanlar'daki tekkelerinin kubbelerinin 7 köşeli olmasında, Hacı Bektaş'ın soyunun Musa-ı Kazım'dan gelmesi aklımıza bir takım sorular getirmekte..Acaba hacı bektaş mehdi fikriyatını yaşadığı topluma uygun bulmamış mı idi?
Yoksa henüz türkler arasında bu düşünce yer edinememiş mi idi?
Ey Slistre Turkiye elden gidecek!

Ya guzelliklen verirler, yada Zafer Rabbin olacak!

Sufyan oglu Recep Onsa savas acacak!

Sen Devletimmi diyeceksin?

SahtePeygamber Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 06:28.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica