Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Merak Ediyorum

Merak Ediyorum Alevilikle ilgili merak ettikleriniz, kafanıza takılan sorular

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 26.07.2018, 17:44   #11
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

İbranice Eve, Arapça Havva olarak ilk insan Adem'in eşi olduğuna inanılan Havva, eski Ahit'te anlatılan yaratılış öykülerinde ilk kadın olarak algılansada Musevi ve Hiristiyanlara göre ilk kadın değildir.

Yaşam anlamına geldiği iddia edilen Havva tanımlamasının İbrani yazıtlarında yeralması ve hakkında değişik görüşlerin ortaya atılması, araştırmacılar ve din bilginleri dünyasında tartışma yaratmıştı.
Çünkü bu tanımlama İbranice bir sözcükten gelmiyordu. Bu ismin Musevi ve Hiristiyanlık inancında Adem'in ilk eşi olduğuna inanılan Lilith gibi İbranilerde olmayan olgulardan alıntılandığını gösteriyordu.
Tevrat 2.7 : "Sonsuz olan Tanrı, insanı dünyanın tozundan yarattı" Bu tanımlamada Sümer efsanelerinden alıntılanmıştı, İbranice "Toz"a "tit" denilir, Sümerlerde ise "Ti it" yaşayan anlamına gelmekteydi.
İbranice toz anlamına gelen "Tit" tanımlamasının bile kökeni Sümercedir.
Tevrat 2:14, göre insanlar aynı Tevrat yazarları gibi ortadoğuda, fırat nehri kenarında yaratılmıştı, tesadüfe bakın !!!
Araplar ise Adem'i Arapların atası yapabilmek için çeşitli öykülerle Kabeyi inşa eden ve Adem'in arap yarımadasında vefat ettiği yalanını yaymışlardı.
İbranilerin ve Arapların aksine homo Sapienslerin ataları Afrikadan dünyaya yayılarak çeşitli bölgelerde homo Erectüslerden evrilmişlerdi.
Lilith ise Sümer yazıtlarında anlatılan Gılgamış destanında kutsal Hulupu ağacının dalları arasında evinde yaşayan "gök yüzünün bakir saf, temiz kızı" anlamına gelen "Kısıkıl lilla" Akadlarda "Lilitü" ismiyle diğer Sümeri olguları gibi değişikliğe ugramış, kötülüklerin anası olarak betimlenen destanımsı bir varlığa dönüştürülmüştü. İbraniler ise Akadlardan aldıkları bu tanımlamayı Lilith ismiyle baştan Adem'in ilk eşi, sonra yılan kılığında Havva'nın kandırılmasını sağlayan sapkın bir kadına dönüştürmüşler, sonrada hakkında insanın miğdesini bulandıran uyarlamaları Tevrat ve kabalalarına yazmışlardı.
Tevratta anlatılan yaratılış öykülerinde Tanrı, insanı kendi görüntüsünden yaratmıştı.
2500 yıldır Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığı inancı günümüzde akla,bilime ve mantığa uygun olmamasından dolayı gerçekliğini yitirmek üzereyken bu inaçsal söylemlerinden kurtulmak için Vatikanın imdadına gene Sümerler yetişti.
Hiristiyanlık ve Yahudi inancında Adem ve Havva ile ilgili öykülerin bire bir Sümer yazıtlarında anlatılan Enki ve Ninhursag arasında geçenlerin öyküsü edildiği destandan alıntılandığını Sümerologlar meydana çıkarmışlardı.
Enki ve Ninhursag ile ilgil destanın anlatıldığı yazıtlarda, dünyada olduğu anlaşılan İbranice Eden cenetti, Sümer yazıtlarında Dilmun olarak geçmekteydi. Üstelik Ahitlerde anlatılan öykü, Sümer yazıtlarındaki gibi aynı yer, aynı ırmak, aynı acı, kadının yaratılışı dışında benzer olgu öyküler anlatılıyordu.
Sümerler için cennet, ölümün ve hastalığın olmadığı, Dilmun isminde kusursuz bir ülke idi. Fırat ve dicle ırmaklarının ortasında bulunan bu kusursuz ülkede kadınlar sancısız doğum yapıyor, aslanlar öldürmüyor, kurtlar kuzuları yemiyordu. Sadece yaşamın, barışın ve huzurun olduğu bu yerde yağmur yağmıyor, yer altından çıkan buhar bahçeleri suluyordu.
Sümer yazıtlarında anlatılan efsanede, Enki ile Ninhursag Dilmun cennetinde muhteşem sekiz bitki yetiştirirler. Bitki meyvelerinin tadlarını merak eden Enki, bitkilerin meyvelerinden yer. Enkinin bu tutumuna sinirlenen Ninhursag Enki'ye lanet eder. Ölüme terk edilen Enki'nin bedeninin sekiz yerinde hastalıklar oluşur.
Dilmun ülkesinde bir tilkinin kendisi için değilde Enki için Tengri'ye dua etmesi sonucunda Ninhursag tekrar acı içinde kıvranan Enki'nin yanına gelir ve hastalıklarını iyileştirmesi için sekiz iyilik perisi yaratır.
Burada ilginç olan Enki'nin kaburgalarını iyileştirecek olan perinin isminin Ninti olmasıdır.
Sümerce "Nin" kadın "ti" kenar,kaburga anlamına gelmesinin yanı sıra "ti" sözcüğü yaşatmak anlamına da geliyordu.
Sümerce iki anlamı olan bu sözcükten "kaburga kadını" ve "yaşatan kadın" anlamları çıkıyor.
Babillilerden kulaktan dolma duydukları inanç efsanelerini Sümerce bilmemeyen ibrani rabinler yanılmaları sonucunda inançlarınıda ilk baştan yanlış zemine oturtmuşlardı.
Sümerlerde hatayı yapan Enki'yi affeden Ninhursag, sevginin ve aşkın gücüyle Enki'yi ölümcül hastalıklarından tekrar yaşama döndürmüştü. Sümerce bilmediklerinden dolayı çeviriyi yanlış yapan İbraniler kulaktan dolma söylemlerinde etkisiyle kadının erkeğin kaburgasından yaratılmış olacağını düşündükleri için Havva'yı Adem'in kaburgasından yaratıldığını Ahitlerine yazmışlardı.
Tevrat'ın eski Ahit olarak yeni Ahitle beraber İncili oluşturmasından dolayı Hiristiyanlarda bu biçimde iman etmişlerdi.
Sümer Dilmun/Cennet anlatımlarından yararlanan İbraniler efsanedeki olguları bire bir kopyalayarak tevratı oluşturan 5 kitaptan ilki olan Yaratılış bölümü Tekvine yazmışlardı.
Bunlar;
Yaratılış 2:5-6 Cennete yağmur yağmaz, bahçeyi sulamak için yer altından buharlar çıkar.
Yaratılış 2:9 Cennet Fırat ve dicle ırmakları arasındadır.
Yaratılış 2:16-17 Bu bahçenin meyvelerinin bazıları ölüme sürükler.
Yaratılış 3:16 Cennette kadınlar sancısız doğum yaparlar.
Yaratılış 2:21-22 Kadın erkeğin kaburgasından yaratılmıştır.
Sümer ve Akad yazıtlarının çözümlenmesinden sonra yazıtları okuyan bilim insanları, inançlar üzerine daha kapsamlı araştırmalar ve çalışmalar sonucunda eski ve yeni Ahit'in genelinin Sümer efsanelerinden ve Akadlarda değişikliğe uğramış olgulardan ibaret olduğunu gördüler.
Günümüzde ise Vatikan Havva'nın Adem'in kaburgasından yartılmamış olacağını Sümer yazıtlarındaki çevrilerden öğrenerek patavatsızlıklarını göstermektedirler.
Birde hiç utanmadan asırlar sonra Sümer yazıtlarından tekrar yararlanarak reform üzerine reform yaparaktan Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratılmamış olasığını söyleyerek İncil'de bunlar yazmıyor iddiasinda bulunuyorlar.
Yukarda verdiğim Tevrat'ın ilk bölümünü oluşturan "yaratılış" anlatımları İncili oluşturan eski Ahit bölülümü değilde ne pekiyi !!!
Lilith'in yaratılışı ile ilgili Vatikan temsilcileri cılız sesleriyle İncil'de böyle şey yok demeyede başladılar, Lakin 1956 yılında İncil konusunda en uzman kişilerce çevrisi yapılan Fransada en yaygın, en açık İncil olarak görülen Kudüs İncil'inde, 1800-1882 yıllarında yaşamış İngiliz Protestan John Nelson Darby İncil'inde ve 1970'de İncil'in çevrisini yapan André Chouraqui İncil'inde Lilith'in geceleri musallat olan bir yaratık olduğu yazıyordu...
İncil'i oluşturan eski Ahit Tevrat'ta, Enlil ve Ninhursag efsanesinden esinlenen çölden yeni çıkan, ileri uygarlıkla yeni tanışan bedevi ibraniler Havva'nın Adem'in kaburgasından yaratıldığını açık biçimde babil sürgününden önce (m.ö. 587) Musa'nın anıları olduğuna inanılan Yahwist bölününede yazmıştılar.
Kendi bedevi efsanelerini dahada zenginleştirmek için Sümeri "Kısıkıl lila" ya Akadların Lilitu olarak yaptıkları yozlaşık tanımlamaları dahada bir zenginleştirerek Lilith'i Adem'in ilk eşi yapmışlardı.
Ama bu tanımlamalarda gitmeyen birşeyler vardı !!!
Adem'in kaburgasından yaratılan ilk kadın Havva olduğuna göre Lilith nasıl Adem'in ilk eşi oluyordu !!!
Adem'in kaburgasından yaratılmamış olan Lilith nasıl dünyaya gelmişti ?
Chabat(şabat) günününde her gün okunan Tevratın başlangıcında Lilith'in Cehennem tozundan yaratılmış dişi bir şeytan olduğu yazıyor.
M.ö. 180 yıllarında yazılmış, hakaret ve iftiralarla dolu "Ben Sira yazımlarında (ben sira alfabeside denilir)" midraşh isimli yahudi kabalasını(tasavvufunu, düşüncesini) oluşturan kitapta ise şunlar yazmaktadır; "Lilith, Adem gibi aynı topraktan yaratıldığı için kendisinin Adem gibi aynı seviyede olduğunu düşünür. Sevişirken Adem'in altına yatmayı istememesinden dolayı büyük kavgalar sonunda Tanrı'ın sonsuz ismini söyledikten sonra kanatları çıkar ve Adem ve Eden cennetini terk eder. Adem'in Tanrı'ya yakarmasından sonra Lilith'i ikna etmeleri için Tanrı üç melek görevlendirir, lakin Lilith geri dönmeyi istemez, meleklerin önerilerini geri çevirir. Lilith hem kendisiyle barışmak isteyen erkeğin, hem de Tanrı'ın tekrar erkeğin egemenliğine girme emrini red etmiştir. Cezalandırmak için Tanrı Lilith'ten doğacak olan bütün çocukları doğumlarında ölüme mahkum eder. Çaresiz kalan Lilith intihar etmek üzereyken melekler doğacak olan çocukları sünnet çağına varan süre içinde Lilith'e öldürme gücü verirler. Bu süre erkekler için sekiz, kızlar için yirmi gündür. Lilith sonra şeytan Samael ile karşılaşır, onunla evlenir ve Jehanum vadisine yerleşirler. Öcünü almak için Lilith Ademi cennetten kovulmasını sağlayan yılan kılığına girer, sonra Kabil'in Habili öldürmesini sağlar. Çocuklarının birbirlerini öldürmesi sonucu Adem Havva ile 30 yıl cinsel ilişkiye girmez. bu zaman sürecinde toprağa düşen Adem'in spermlerinden Lilith şeytanlar doğurur."
Eski Ahitin ilk bölümü olan yaratılış kıssasında Havva Lilithin eminde olan "Na'hash isimli yılanın kandırması sonucunda iyi ve kötülük ayrımına vurgu bilgelik ağacının yasak meyvesini yiyor. Daha sonra bu meyveyi Ademe yedirmesi sonucunda işlemiş oldukları günahtan dolayı ölümlüler olarak Eden cennetinden kovuluyorlar.
Bu öykününde nereden alıntılandığıda ortada.
40 bin yıl öncesi tarihi olan Anu uygarlığında Atana/Etana öykülerinin anlatıldığı damgalarda kartal ve yılan anlatımları vardı.
Bu öykülerde, Insanlara daha Tengri tarafından sorumluluk verilmediği bir çağda yaşam ve bilgelik ağacında kartal ve yılan barış içinde yaşamaktaydılar. Bir gün kartalın beyninde kötü düşünceler oluşur ve yılanın yumurtalarını yavrularıyla yemeye karar verir.
Yumurtalarını kaybeden yılan öcünü almak için Tanrı'dan yardım ister. Tanrı yardım eder ve bir hayvan leşinin içine gizlenmesini söyler.
Leşi yemeye gelen kartala leş içinde saklanan yılan saldırır .
Kartaldan intikamını alan yılan, yaralı kartalı bir çukura atar.
Kartal ile yılan öyküsüne vurgu olgular Gılgamış destanında, Sümer yazıtlarında da anlatılmaktadır.
Gılgamış destanında Uruk kenti hakanı Dumuzi'nin eşi İn Anna selden kurtardığı ve sonra bahçesine diktiği Hulupu isimli ağacın kökleri arasında hiç bir büyünün işlemediği, yavrularıyla yaşayan yılan yuvası ve Hulupu ağacının gövdesinde kartal ve aslan bileşimi olarakta betimlenen ünlü fırtına kuşu "İn-Gugu" yaşamaktadır.
Bu ağacın dalları arasında evi olan Akad ve İbranilerin Lilith isimli şeytani varlığa dönüştürdükleri "Kısıkıl Lilla" gök yüzünün bakir saf kızı da yaşamaktadır.
İn-Gugu sözcüğünün anlamı gerçekten muhteşemdir.
"İn" tanımlaması Tengri'nin pirine/kağanına vurgudur "Gugu" saka kuşu, serçe kuşu gibi tanımlamalardaki benzerlik gerçekten şaşırtıcı. Bu sözcükten "Tengri'nin kuşu" anlamı çıkmaktadır.
Anu uygarlığından kalma damgalarda anlatılan bu öyküler insanlık kadar eskidir. 10 binlerce yıl sonra dilden dile dolaşarak çeşitli eklemelerle başka anlamlar yüklenerek uygarlık inançlarına ve örflerine girmişti.
Damgalarda anlatılan yaşam ve bilgelik ağacında başta barış içinde beraber yaşayan yılan iyilik, kartak kötülük olarak betimlenmişti. Bu aynı biçimde Sümerlerden alıntılanarak eski Ahit'te iyilik ve kötülüğe vurgu bilgelik ağacına dönüştürülmüştür.
Kartalın yavrularıyla yılanın yumurtalarını yemesi sonucunda Tanrı'nın yardımıyla öcünü alan yılan, kartalı yaşam ağacından kovarak bir çukura atma öyküsünü İncil ve Tevrat'ta anlatılan Adem ve Havva'nın yasak meyveyi yemeleri sonucu cennetten kovulma öyküsünde de görmekteyiz.
Sümer yazıtlarında ve karakum damgalarında Adem/Atana ile ilgili bir sürü bilgi olmasına rağmen Adem ve Havva'nın işlemiş oldukları hata ile ilgili cennetten kovulduklarına dair bir bilgiye henüz ulaşılmamıştır.
Belkide damgalarda anlatıldı, lakin bu damgaları okuyan bilim insanlarından henüz bu konuda bir bilgi edinilememiştir.
Karakum Göksuri damgalarında ve Tengri inancını taşıyan eski Türklerde yaşam ve bilgelik ağacıyla ilgili öykülerde Adem'in, yani insanın işlediği günahtan dolayı insanların kirlediğine dair bir iz yoktur.
Kuran, Taha:116-117-120'de Allah Adem ile ilgili bölümde cennette olduğu anlaşılan bir ağaçtan söz ediyor. Taha: 120'de şeytanın Ademe "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" diye bahsi geçen ağacın Allah'ın dokunulmasını yasak ettiği, barış ve yaşam ağacı olduğu anlaşılmaktadır.
Anu, karakum damgalarında bu ağaç ile ilgili efsanede insanların henüz varolmadıkları bir çağda barışı ve yaşamı simgeleyen ağacın öyküsü anlatılmıştı. Gılgamışın destanda ölümsüzlük iksirini simgeleyen ağacı aramasıyla ölümsüzlüge erişme arayışının öyküsünde Ereşkikal isimli şeytan, ağacın cehenneme düşmesini sağlar. Gılgamışın hüsrana ugraması sonucunda can yoldaşı Enkidu cehenneme inerek ağacı tekrar yeryüzüne çıkarma girişimi sonucunda orda,cehennemde yaşamını kaybetmiş olması anlatımları, Gılgamışın Tengri'ye isyanını göstermektedir.
Destanda can yoldaşını kaybeden Gılgamış uğraşından vaz geçer. Arkadaşının tekrar gelmesi için o dönem ilahi güçleri olduğuna inanılan kağanlara ve göksel varlıklara yalvarmış yakarmış, lakin hiç birinden cevap alamamış, hepsi sessiz kalmışlardı.
Taki An-nu-na'nın Absu tapınağında duaları kabul olan Gılgamış, Enkidu'nun ruhuyla konuşur.
Destanda duaların, Abu yaşam suyunu içenlerin ve yerin ve göğün tek hakimi Dingir anlamlarına gelen An-nu-na tapınağında kabul olması daha anlamlıdır.
Gılgamış destanı ile ilgili bölümde öykü daha kapsamlı verildiğinden dolayı ayrıntılarına girmeden destanın sonlarında Enkidu'nun Gılgamışa Tengri'nin taktirinden kaçılamayacağından, onun emir ve yasaklarına uyulması anlatılır.
Sümer yazıtlarında, Kuran'da da konusu edilen şeytanın Adem'e sonsuzluk ve çökmesi olmayan saltanatı simgeleyen ağacı aramanın sonuçsuz bir uğraş olduğunu, şeytana uyarak Allahın taktirinden kaçılamayacağı anlatılmaktadır.
Kuran'da Adem Allah'ın yasağına uymaz, dokunulmasını istemediği ağaca dokunur, zalimlerden olur. Daha sonra Adem, Allahtan aldığı söylemlerle af dilediği ve af edildiği yazar.
Kuran'dan anladığımıza göre öyle veya böyle şeytanda Allaha isyan ederek sonsuzluğa kavuşmuş olmakla beraber kendi çapında bir üne ve saltanata sahip olmuştur.
Gılgamış destanı efsane olmasına rağmen Adem/Atapa ile ilgili ip uçları vermesi, ilk insan olarak algılanan Adem peygamberinde buna benzer bir kandırmayla hüsrana uğramış olması olasılıklar arasındadır, lakin böyle bir bilgiye Anu damgaları ve Sümer yazıtlarında şimdiye kadar ulaşılmamıştır.
Gılgamış'ın ise Tengri'den aldığı kağanlık ünvanı yoktur, ilk insanda değildir. O sadece Ur kentinde belli dönem hakanlık yapmış tarihi efsanevi bir kişidir.
Kuran'da bahsi geçen şeytanın Adem'e çökmeyen saltanat vurgusunu Gılgamış'ın yaşam ağacıyla bir taht yapma ve ölümsüz olma isteğiyle örtüşmesini Gılgamış'ın isyan ederek ölümsüzlük bitkisini veya ağacını aramaya çıkma öyküsünde görmekteyiz.
Gılgamışın Sümeri olması ve aynı Adem peygamber gibi aynı vaad, aynı olgularla şeytan tarafından kandırılarak Tanrı'ın emir ve yasaklarına karşı gelmesinin aynı biçimde anlatılıyor olması, bize Sümer öykülerinde de Atana'nın bu tür bir hata islemiş olacağına dair şüphe versede buna benzer bir bulgu Sümer ve Anu yazıtlarında şimdiye kadar bulunamamıştır.
Buna benzer olguları sadece kartal ve yılanın yaşam ağacı ile ilgili öyküsünde görmekteyiz
Anu uygarlığından son temsilcileri Türklere kadar samimi ve iyi huylu,bir ana gibi şefkatli, insanlara yaşamında iyilik ve güzellik, öldükten sonrada cennetinde yaşatan Tengri'ye kötülerin ve zalimlerin cezalandırıcısı olarak inanılmasının aksine Allah,İsevi, Musevi ve bir kısım İslami anlatımlarda Adem'in işlemiş olduğu günahtan dolayı, günahsız masum bütün insanlara ızdırap çektirten, zalim bir ilah olarak karşımıza çıkmakta.
İsevi ve Musevilerde bu korku ve zalimlik o kadar abartılmıştıki, kadınların doğum yaparken çektikleri sancının bile Havva'nın hemcinsleri olmalarından dolayı Havva'nın yasak meyveyi yemesinden kaynaklandığını iddia etmişlerdi.
Oysa Anu'daki damgalardaki öykü bu biçimde anlatılmamış, bu biçimde inanılmamıştı.
Efsanede ilk günahı islemiş olan kartal, Tengri'nin ilk kağanı Atana sayesinde işlemiş olduğu günahlardan kurtulmasına bir fırsat verilmiş, Atana'yı Tengri huzuruna çıkartmış olmasında görmekteyiz.
Tengri inancında bu ilk günahtan dolayı kartaldan hariç kimse bu bedeli ödemek zorunda bırakılmamış, aksine Tengri'nin kuşu olarak bilgelik ve yaşama vurgu Hulupu ağacında barış içinde yaşadığı Sümer yazıtlarında anlatılmıştı.
Kuran'da ise Adem'in işlediği günahtan dolayı kimse ne günahkar nede kirli ilan edilmiştir, Adem Allah'tan özür dilemiş ve kabul edilmişti fakat özrü kabul edilen Adem ve sonradan olacak çocukları birbirlerine düşman olmaları için dünya ya sürülmüştü !!!
Hiristiyanlık ve Musevilik inancında ise bu inançlardan olmayanlar Lilith'in doğurduğu, şeytanın zürriyetinden gelen sapkın insanlar olduğuna iman edilmektedir.
Yani Adem'in işlemiş olduğu günahtan dolayı İsa'nın kendini feda etmesi bile bizi kurtaramıyor.
Kurtulmak için güneş kültü olgularının anlatıldığı yeni ahit'e, Babil efsanelerini araklayarak kendilerine uyarlayan ibranilerin yazmış oldukları eski ahite bile iman etmemiz bizi kurtarmıyor.
Musevilere göre bizler Lilith'in zürriyetinden gelenleriz, geçmişi tekrar geriye döndürerek Havva'dan doğmamıza olanağımızın olmamasından dolayı rabinlerin yazdıkları Tevrat'ında oluşturduğu İncile iman edersek ancak kurtuluşa erebiliriz !!!
Vatikan için bu kadar kolay...
Birde İncil ve İsa etrafında toplanarak ancak insanlık kurtulur diye fetvalar veren Prensilvanyada Cia korumasında yaşayan hoca efendinin fetvasınınıda göz ününe getirdikten sonra kurtuluş dahada kolay oluyor.
Kurtuluşumuz ancak, Sümerlerden Akadlarda tahrifata uğrayarak geçen Tengri inanç olgularını araklayarak kendilerine uyarlayan İbrani rabinlerin söylemlerininde anlatıldığı, Ms 325'de pagan kral Konstantin'in yazdırdığı İncile iman etmekten geçiyor!!!

Kuranda Allah, Araf 189'da insanın bir nefisten/özden yaratıldığını ve aynı öze vurgu olarakta ondan da eşinin yarattığını söylüyor.
Lakin insan ırkı bir atadan gelsede bizim gibi insanların farklı yerlerde evrimleştiği ve zamanında da başka insan ırklarıyla eşleşmiş olmaları gerçeği Adem'den eşinin yaratılma ihtimalini zayıflatıyor.

İslamiyet içinde Havva'nın Adem'in sol kaburgasından yaratıldığı öyküleri.
İslamiyetin ilk günlerinde böyle anlayışın, hatta Havva'nın adı bile geçmezken birkaç asır sonra eski Arap-İbrani inanç olgularını içeren Peygambere istinaden uydurulan hadisler mantar gibi heryerden çıkmaya başlamıştı.
Bu hadisler o kadar çoğalmıştıki Peygamber yemeden, içmeden, uyumadan bu hadisleri söylemiş olsaydı bile bunları dillendirebilmesi için doğumundan konuşmaya başlayarak 120 yaşına kadar yaşaması gerekirdi. Oysa 40 yaşından sonra peygamberlikle görevlendirilen hz Muhammed doğal olarak günlük işleriyle, ticaretle uğraştı, doğal olarak bir insan gibi yaşadı.
23 yılılk peygamberlik döneminde günlük insani ihtiyaçlarını karşılayan bir insan gibi yaşamış olmasınıda göz önünde bulundurursak Peygambere istinaden uydurulmuş hadislerin boyutunuda görmüş oluruz.
İbn-u Kesir, "Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim", I, 112'de Adem bir ara uykuya dalıp uyanınca başucunda, Allah'ın, kaburga kemiğinden yarattığı bir kadın görür. Allah Kuran'da bu tür bir yaratılış öyküsünü unutmuş olmalıki İbn-u kesir bu eksikliği gidermiş !!!
İbn-u Kesir'e bu bilgileri Allah vahyetmediğine göre bu tanımlamaları ibranilerden arakladığı ap açık ortada.

Kuran'da Allah, insanın yaratılışı ile ilgili çoğul tanımlamasını kullanmış olması ve yukarda verdiğimiz tarihi bilgilerde Adem'den önce ve çağında da farklı insan ırklarının binlerce yıldan beri yaşamda yer almış olmalarına rağmen Tabâtabâî, IV, 146'da birinci batında ikiz doğan bir erkek ve bir kızın, ikinci batında yine ikiz doğan bir kız ve bir erkekle evlendiklerini, o tarihte başka yolu bulunmadığı için Allah’ın farklı batınlarda doğan kardeşler arasında evlenmelerini uygun bulduğunu söylüyor. Bu sapık görüşü destekleyen İbn İsak ise rivayetinde Havva'nın yirmi batında kırk çocuğu olduğunu söyleyerek kesin bir rakamda veriyor !!!
İbn-i Abbas ise rivayetinde Allah, Havva'yı Adem’in sol kaburga kemiğinden yaratığını Musevi ve İsevilerden araklayarak iddia ediyor. Bu rivayeti Kuran'i gösterilebilmek için yalanlar o kadar süslenmiş püslenmiştiki Meleklerin Adem'e ona dokunma (sanki İbn-i Abbas ordaydıda duydu), nikahın kıyılmadı gibi uyarmalarının ardından eski Arap-İbrani anlayışını peygamberi gösterebilmek için hz Muhhammed de kullanılmıştı. İbn-i Abbas, Allah'ın huzurunda Hz Muhammede salavat getirildikten sonra ancak nikahın kıyıldığını söylemine eklemişti !!!
Bu hadiste İbn-i Abbas, uydurmasına Muhammedi cıla vurayım derken aslında cahilliğini göstermiş, farkında olmadan kendini ele vermişti.
Peygamberin ölümünden sonra galiba uzun yaşamasından olacak, durmadan rivayetlerde bulunarak hadis fabrikasına dönüşen Ebu Hüreyre Peygambere istinaden rivayet ettiği hadisde kadının kaburga kemiğinden yaratılması sonucunda eğri ve kusurlu olduğuna vurgu yapıyor ve kadının aşağı derecede kusurlu bir varlık olmasından dolayı kadına ne yapılırsa yapılsın dostoğru olamayacağını ve hep eğri kalacağını rivayetlerinde söylüyordu.
Söyleminin devamında erkeklerin arzularına göre kadıni ehlileştirmelerinin imkansız olmasından dolayı kadından ancak bu biçimde mal gibi yararlanmalısın diye birde öneride de bulunuyordu.
"(Buhârî, Enbiyâ, 1, Nikâh, 80; Müslim, Radâ, 60; Ibn Mâce, Tahâre, 77; Dârîmî, Nikâh, 35; Ahmed b. Hanbel. V, 8.)

Peygamberin ölümünden 200 yıl sonra doğan Müslüm, arada onca kuşak olmasına rağmen hocalarımdan duyduklarım diye 300 bin hadisi kitabına yazmıştı. Bu tür saçma uydurulmuş rivayetleri rüyasında Peygambere onaylatıyorum diyen ünlü hadis yazarı Müslüm'ün bu iddiası gerçekten düşündürücü.
Çünkü Peygamber sözlerinin yazılmasını yasaklamıştı. İkinci halife Ömer, bu yasağa uymayan, Kuran harici Peygamberin sözleri diye uydurulan bu tür söylemleri kitaplaştırma gerekçesiyle toplamış, hepsini yok etmişti.
Birkaç asır sonra Allah, Peygamberi görevlendirerek Muhammed, ben baya eksik bilgiler vererek hatalar yapmışım, Müslüm bunları bulmuş, git Müslümün rüyasında onaylamı diyordu yani !!!
Müslümün rüyasında hz Muhammed, bu İbrani kökenli Emevi-Abbasi yalanlarını gerçekten onaylıyormuydu ?
Yukarda verdiğimiz hadislerin bilimsel gerçekliği olmadığı gibi kısmi olarak Kuran öğretisiylede taban tabana zıt anlayışlardır.
Günümüzde ise bunun gibi binlerce hadis Müslüman kitlelerinin inanç omurgasını ne yazıkki oluşturmuştur.
Bu tür anlayışların Hak ve hakikate uygun olmamalarından dolayı Kuran'sal ve akılsal bir dayanaklarıda yoktur.
Bu inanç olguları bilimsel olarak gerçekliklerini yitirmiş olmalarından Vatikan ve Museviler bile kadının Adem'in kaburgasından yaratılmış olmasının yanlış yorumlandığını iddia ederek bu tür saçmalıklardan kurtulma yolları ararlarken bir kısım cemaatçı ve ilahiyatçılar hala bu eski Arap cahileye ve İbrani inanç geleneği olan yüzbinlerce hadisi Peygamberin sünneti diye körü körüne savunuyorlar.
Bilimsel yolları kullanarak sorgu ve yargılarla gerçeğe ulaşan, fikri hür vicdanı hür aydın bireyler yerine cemaat okullarında inançlı nesiller yetiştirtilmelidir söyleminin altındaki esas gerçek ezelden beri var olan inancın ve evrensel gelişimin yerine Arap putperestliğiyle bezenmiş İbrani inanç olgularıyla gerçekleri kavrayamayan, Akıl ve bilim ile yol alma yerine efendilerine itaat eden, düşünce ve algılama yetisini kaybetmiş kuklalar yetiştilmek istendiği görülmektedir.
Çünkü 2.5-3 milyon civarında olan bu uyduruk hadislerde sorgusuz sualsız,hiç düşünmeden sözde din alimlerine kayıtsız şartsız inanmaları ve sorgulamadan bu insanlara biat edilmesi emrediliyordu. Bu tür sözde din alimleri inanç adına ne derlerse desinler İslamı temsil ettikleri için eleştirilemez oluyor hatta bazılarının saçma sözleri Kuran'la eşdeğer hatta üstünde bile görülüyordu.

Alinti;

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.07.2018, 17:55   #12
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Sayin Yazar,
Alevi Yasam Felsefesinin Bilincinde Olmadigi icin, Alevi Yasam Felsefesini, Arap Ali ve Onun devami olan sozde Muhammed`in Ehli-Beyiti (Muhammed`in Ev Halki, Ev Efradi, Akraba Sulalesi) Bu Inancin temsilcisi ve savunucusu ALEVILER degildir.
SIA VEYA DIGER ADI ILE CAFFERI MEZSEBIDIR.

Alevi Yasam Felsefesinde Caferi inancina benziyen bazi geleneklerden dolayi Cinsi Sapik ve Uckur duskunu bir inancin yakinindan ve uzagindan bile gecmez...

Tamamen farkli ve inanc ve yasam tarzlari olmasi bunun en guzel kanitidir...

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.07.2018, 19:32   #13
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Islam Din`i Uckur duskunlugu uzerine kurulmus bir dindir. bir cok ayet Hz, Muhammed`in uckuru ile ilgilenmis, kiminle yatacagini, kiminle evlenecegini, kiminle bosanacagini, hangi esir cocuklarla cinsel iliskiye girilecegini, hangi cariye ve koleye zorla tecavuz edilecegini, Sayin Allah hic yorulmadan elci ile Hz. Muhammed`e gondermekten bikmamistir.

Guya Hz. Muhammed Put Pereslerle savas`mis, Allahtan aldigi emirlerle, insanlarin kellesini ucurmus, isgal ettigi yerlerin butun mallarini yagmalamis, Kiz cocuklarin en guzelini cadirina atmis, digerlerinide askerlerine armagan etmis.....

Kimmis bu put perestler, kendisi Arap yarim adasinda iken, Afrikada, Avrupada, Amerikada yasiyan Put Perestlerelemi savas`mis?
Elbette degil, Kendi geldigi kabile ve cevresindeki insanlarla savasmis nice katliamlar ve cinayetler islemis.....

Kendisini Peygamber ilan etme adina nice insanin kanina girmis, Insanligin kabul edemiyecegi zulum ve haksizliklar yapmistir.....

Gercek Tanri Olan Kadin, Ana-Erkil Toplumundan, Ata-Erkil Toplumuna donusumunden sonra, Kadinin tanriligini yok etmek, kadini istedikleri gibi kullanmak icin, farkli nice tanrilar uretildi, En son Ibrahim Peygamberin Cok Tanrilari Tek Tanrili Dinlere cevirmesi ile, Katliamlar ve Insanligin kabul edemiyecegi haksizliklarin boyutu yukseldikce yukseldi....

Yaratici ozellige sahip olan Kadin iken, her ne hikmetse, Adem Ata`nin sag kaburgasindan dusen Havva Ana ile cinsel iliskiye girerek, insanligin cogalmasini saglamismis!!!! Yani kendi kaburgasinda dusen, kendi vucudunun parcasi olan kisi ile iliskiye girmis...
Yetmezmis gibi, Cocuklarini bir biri ile evlendirmis, Yani Baci Kardes ile evlendirmis!!!!!

Alevilere Mum sondu iftirasi atip karaliyan ve karalamaya calisan CINSI SAPIK ISLAM kendisinde olan ve savunduklarini ort bas etmek icin, kendisine gelebilecek boylesi bir yakistirmayi da onceden tedbirini almaya calismasi... Muhammeden gelen kurnazlikmi desek...

Yagmaladigi, gasp ettigi, isgal ettigi yerlede, Esir Aldigi insanlarin kucuk yastaki cocuklarina 4.5.6 7.8 yaslarindaki cocuklara tecavuz etmesinin bir aliskanlik hale gelmesinden dolayi En yakin arkadaslarindan biri olan Ebu Bekir`in 6 yasindaki kizina cinsel isteginin en guzel gostergesi degilmidir?
NEYMIS EFENDIM..... HIMAYESI ALTINA ALMISMISMIS!!!!!!
HIMAYESINE ALDIGI BIRINI GOSTERIN?
YAPTIKLARIN HEPISI ALCAKLIK, SAPIKLIK VE INSANLIK DUSMANLI IKEN....
HORTLATTIGI INANCIN ALLAH KORKUSU ILE INSANLARA YUTTURMASI KURNAZLIGIN EN GUZEL ACIKLAMASI DEGILMIDIR?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.07.2018, 19:40   #14
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

BAKIN CINSI SAPIK VE SUC MAKINASI ADEM ILE HAVVA YI NASIL SAVUNUYOR!!!!

İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in de Habil’le beraber doğan kızla evlenmesini istedi. Fakat Kabil buna razı olmadı, kendisiyle doğan güzel kızı Habil’e vermek istemeyerek kendisi almak istedi. (bk. Taberi, İbn Kesir, Razî, Maide, 5/27. ayetin tefsiri)

Hz. Âdem buna müsaade etmedi ve meseleyi Allah’a havale etti. Cenab-ı Hakk'tan gelen emir üzerine her ikisinin de Allah’a birer kurban takdim etmelerini, hangisinin kurbanı kabul edilirse Kabil’in bacısının ona ait olacağını söyledi. Bunun üzerine Kabil bir demet buğday, Habil de bir koyunu kurban olarak takdim etti. Gökten inen bir ateş Habil’in kurbanını aldı, Kabil’inki olduğu yerde kaldı. Bu durumda Habil haklı çıkmış ve kızı almaya hak kazanmıştı. Fakat Kabil iyice çileden çıkmıştı. Bu hâdise Kur’ân’da şöyle anlatılır:



“Onlara Âdem’in iki oğluna dair haberi hak ile oku. Onlar birer kurban takdim ettiklerinde, birisinin kurbanı kabul olunmuş, diğeri kabul olunmamıştı. Kurbanı kabul olunmayan diğerine, ‘Ben seni öldüreceğim.’ dedi. O da ‘Allah ancak takva sahiplerinin kurbanını kabul eder.’ diye cevap verdi."

“Habil şöyle devam etti: ‘Eğer sen öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi kaldıracak değilim. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım. Dilerim ki, sen benim günahımı yüklenesin de cehennem ateşinin ehlinden olasın. Bu da zalimlerin cezasıdır.' "

“Sonra nefsi, kardeşini öldürmeyi ona kolay ve hoş gösterdi; o da kardeşini öldürüp hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra Allah, kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstermek için, ona, yeri eşeleyen bir kargayı gönderdi. Kabil, ‘Yazıklar olsun bana!’ dedi. ‘Şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim!’ Artık o yaptığına pişmanlık duyanlardan olmuştu.” (Mâide, 5/27-31)


Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmelerinin dindeki yerine gelince; Hz. Âdem (as)’den Peygamber Efendimize (asm) gelinceye kadar bütün peygamberler hak dini tebliğ etmişlerdir. Dinin temeli olan îman esasları hep aynı kalmıştır. Fakat şeriat dediğimiz, ibadet ve dünyaya ait işlerde Hz. Âdem’den Peygamberimize kadar her devrin icaplarına, insanların ihtiyaçlarına göre bazı hükümler değişerek gelmiştir. Cenab-ı Hak her devrin insanının yaşayışını ve menfaatini gözeterek her ümmete ayrı bir şeriat göndermiştir. Mâide Sûresinin 48. âyetinde bu hususta, “Sizin her biriniz için Biz bir şeriat ve açık bir yol tayin ettik.” buyurulur.

Bediüzzaman da bu meseleyi şöyle izah eder:


“Asırlara göre şeriatlar değişir. Belki bir asırda kavimlere göre ayrı ayrı şeriatlar, peygamberler gelebilir ve gelmiştir. Hâtemü’l-Enbiya’dan (a.s.m.) sonra şeriat-ı kübrası (büyük şeriatı) her asırda, her kavme kâfi geldiğinden muhtelif şeriatlara ihtiyaç kalmamıştır.” (Nursi, Sözler, s. 454)

Meselâ, Yahudiler ancak havralarda, sinagoglarda, Hristiyanlar sadece kiliselerde ibadet edebilirlerken, biz Müslümanlar her yerde namaz kılabiliyoruz. Yine sığır ve koyun gibi hayvanların iç yağları Hz. Musa (as)’ın şeriatında haramken, bizim dinimizde helâldir.

Hz. Âdem (as) ise ilk insan ve ilk peygamberdir. Allah ona da bir din ve bir şeriat göndermiş ve öğretmişti. O da Allah’ın kendisine gösterdiği şekilde hareket ediyordu. Cenab-ı Hak, Hz. Âdem’in çocuklarının birbirleriyle evlenmesini de bir zaruretten dolayı helâl kılmıştı. Çünkü insan neslinin artması gerekiyordu. Başka insan da olmadığına göre, bir zaruret olarak kardeşlerin birbirleriyle evlenmesi gerekiyordu. Bu âdet bir süre devam etti, fakat insanlar çoğalınca böyle bir evliliğe ihtiyaç ve zaruret kalmadı ve bu tatbikat da kalkmış oldu.

Allah, nasıl ki Hz Adem'in eğe kemiğinden Hz Havva'yı O'na eş olarak yarattıysa, değişik seferde doğan bu kardeşleri de birbirine yabancı suretinde yaratabilir. Daha sonra ise insan nesli çoğaldı ve Allah bundan sonra farklı ikizlerden de olsa kardeş evlenmesini yasakladı.

Bunun helal olması ise temelde Allah'ın emriyle alakalıdır. Çünkü bir işin kötü olması Allah'ın yasaklamasından dolayı, iyi olması da emretmesinden ya da serbest bırakmasından dolayıdır. Yani Allah emreder güzel olur, Allah yasak eder kötü olur. Esas olan da budur.

Ayrıca, konuyla ilgili Nisa Suresi 1. Ayet kapsamında yapılmış farklı bir bakış açısı için aşağıdaki açıklamaları da okumanızı tavsiye ederiz:



"Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan Rabbinize itaatsizlikten sakının. Adını anarak birbirinizden dilek ve istekte bulunduğunuz Allah’tan ve akrabalık haklarına riayetsizlikten de sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir."(Nisa, 4/1)

GOZETLIYEN VE BUNCA HAKSIZLIGA GOZ YUMAN VE YAPTIRAN O ALLAH`A BIR MILLIYON KEZ LAHNET OLSUN.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.07.2018, 19:43   #15
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

CINSI SAPIK ISLAMIN ADEM HAVVA IDDASININ DEVAMI.


Ayetin Tefsiri;

Kur’ân-ı Kerîm’de “Ey insanlar!” hitabının hedef kitlesi yalnızca müminler değil, bütün insanlardır. Bu sebeple âyette “Allah’tan sakının” yerine “Rabbinizden sakının” meâlinde bir ifade kullanılmıştır. Çünkü insanların yaratıcı ile kulluk ilişkisine “Allah ve ilâh”, insan olarak yaratılma ve geliştirilme ilişkilerine ise rab ismi uygun düşmektedir. Zira bu isim, yaratmayı ve yaratılana belli özellikler içinde var oluş imkânı vermeyi ifade etmektedir.

Hitabın, arkadan gelecek hükümler bakımından, hiçbir fark gözetmeksizin bütün insanları hedeflemiş olmasının ikinci delili de insanlar arasındaki ilişkilere -biri geniş, diğeri nisbeten dar olan- iki unsuru temel kılmış olmasıdır:

a) Bütün insanların asıl maddesi, özü olan “nefis”,

b) İlk rahimden (bütün insanların annesi olan Havvâ’nın rahminden) son rahime (her bir insanın annesinin rahmine) kadar gelen rahimler. Yaratanı bir, özü ve aslı bir, ilk oluşta anası babası bir, sonraki oluşlarda da soyu ve ailesi bir olan insanların yalnızca bu birlikten kaynaklanan birtakım hakları ve ödevleri (bu mânada insan hakları) olacaktır, olmalıdır; Nisâ sûresi de bu hakların ve ödevlerin önemli bir kısmını açıklamak üzere gönderilmiştir.

Kur’an’da nefis (çoğulu enfüs), “insan, insanın veya başka bir şeyin kendisi, insanın hayatta iken insan olmasını sağlayan (insanın onun sayesinde, ona sahip olduğu için insan olduğu), ölünce de ebedî varlığını devam ettiren unsuru” mânalarında kullanılmıştır. Bazı âlimler, filozoflar ve sûfîler ruh ile nefsi aynı varlığın iki adı olarak açıklamışlar (Meselâ bk. Gazzâlî, İhyâ’, III, 2 vd.), bazıları ise nefis ile ruhu farklı mahiyetler olarak tanımlamışlardır.

İkinci tanımlamaya göre Allah Teâlâ her bir insan için tıpkı bedeni gibi bir de nefis yaratır, Şah Veliyyullah’ın “neseme” adını verdiği bu nefis, insanın hayatı boyunca yapıp ettiklerine göre mânevî bir yapı ve kişilere göre farklı özellikler kazanır. Ruh ise şahsî değil umumidir; tek bir enerji merkezinden gelip ampülleri aydınlatan elekrik gibidir ve ilâhîdir, Allah’a aittir, halk âlemine değil emir âlemine dahildir, nefis için Allah’ın rızâsına götüren yolu aydınlatır veya onu bu yola çeker.

İnsanın tabiatında ve yapısında Allah’ın rızâsına aykırı yola çeken güçler de (heyecanlar, güdüler, ihtiyaçlar) vardır, ayrıca şeytanın da işi, insanı Allah yolundan saptırmaya çalışmaktır. İnsan (nefis), aldığı eğitim ve iradesi sayesinde bu iki çekim merkezi arasında mücadele ve imtihan vererek dünya hayatında kulluğunu ve tekâmülünü gerçekleştirmeye çalışır; “emmâre” (kötüye çeken, kötüyü emreden) nefis olmaktan kurtularak, “levvâme” (kendini tenkit eden, kınayan), “mülheme” (ilâhî ilhama mazhar olan), “mutmainne” (şüphelerden ve geçici zevk bağımlılığından kurtularak huzura eren), “râdıye” (Allah’ın takdirine razı olan), “merdıyye” (Allah’ın rızâsına mazhar olan) nefis basamaklarına veya derecelerine tırmanmak için çabalar (Şah Veliyyullah, et-Tefhîmâtü’l-ilâhiyye, I, 222; II, 216 vd.; Hüccetullâhi’l-bâliga, I, 38-40, 58-61).

Âyette önce “sizi bir tek nefisten yaratan” denilmiş, sonra “ondan da eşini yaratan” buyurulmuştur; insanlardan her birinin babası ve anası bulunduğuna, her birey üreme kanunları çerçevesinde meydana geldiklerine göre burada “nefisten, ondan yaratan” sözünü “onun bir parçasından” (meselâ kaburgasından) şeklinde değil, “onun özünden, ona benzer (misli) olan asıldan ve kökten (buradaki ifadeye göre nefisten) yaratan” şeklinde anlamak gerekir. Nitekim “Onlara ısınıp kaynaşasınız diye size kendi türünüzden (nefislerinizden) eşler yaratıp aranıza sevgi ve şefkat duyguları yerleştirmesi de O’nun kanıtlarındandır.” meâlindeki âyette de bu kelime aynı mânada kullanılmıştır (Rûm, 30 / 21). Nahl, 16 /72 ve Şûrâ, 42/11 sûrelerinde de benzer ifadeler vardır.

Bütün bu âyetlerde “nefsinden yaratmak”, “vücudunun bir parçasından yaratmak” mânasında değildir. Buna göre meâli ve numaraları verilen âyetler, Havvâ’nın aslının, Âdem’in kaburgası olduğu şeklindeki yaygın inancın delili olamaz. Havvâ’nın veya kadınların eğri kaburgadan yaratıldığını ifade eden hadisler, kadınla erkeğin tabii (fıtrî) olan ve değişmemesi gereken farklılıklarını ve özelliklerini anlatmak üzere yapılmış bir benzetmedir, mecazî bir anlatımdır. Nitekim bazı rivayetlerde açıkça “Kadın kaburga gibidir.” buyurulmuştur (Buhârî, “Nikâh”, 79, 80; Müsned, V/151). Hadislere göre kadınları erkeklere benzetmeye, tabii özelliklerini yok etmeye kalkışmak, eğimli yaratılmış kaburga kemiğini düz hale getirmeye uğraşmak gibidir. Kaburga ancak kavisli olduğunda uygun, sağlam ve kâmildir, fonksiyonunu yerine getirir; düz olsaydı akciğerin şekline uymaz ve onu koruyamazdı. Şu halde onu düzeltmeye çalışmak bozmaya ve kırmaya çalışmak demektir.

Âdem ile Havvâ yaratıldıktan sonra bunlardan birçok erkek ve kadının meydana getirildiği ve yeryüzüne dağıtıldığı ifade buyurulmaktadır. Bazı müfessirler dünyada yalnızca bir erkekle bir kadının bulunduğu bir zamanda bunların çocuklarının nasıl çocuk meydana getirebilecekleri üzerinde durmuş ve “birinci batında ikiz doğan bir erkek ve bir kızın, ikinci batında yine ikiz doğan bir kız ve bir erkekle evlendiklerini, o tarihte başka yolu bulunmadığı için Allah’ın farklı batınlarda doğan kardeşler arasında evlenmeyi câiz kıldığını" ifade etmişlerdir (Tabâtabâî, IV/146). Bize göre böyle bir tasavvur zaruri değildir; çünkü Allah Teâlâ’nın insanı nasıl yarattığını açıklayan âyetlerde topraktan, çamurdan, nefisten ve Allah’ın ruhundan üflemesiyle yaratıldığı kayıtları ve şekilleri vardır.

Son şekil Hz. İsa (as)'ın yaratılmasıyla ilgilidir. Meryem, bir erkekle beraber olmadan Allah’ın ruhun dan üflemesi (Enbiyâ, 21/91; Tahrîm, 66/12) ve bunun açıklaması mahiyetinde olan “ruhun insan şekline bürünüp Meryem’e görünmesi”yle (Meryem, 19/17) hamile kalmış ve Allah’ın ona ulaştırdığı bir “kelimesi” (Nisâ, 4/171) olarak Hz. Îsâ’yı doğurmuştur.

Kezâ Hz. Zekeriyyâ (as) bir zürriyet vermesi için Rabbine dua etmiş, rabbinin de duasını kabul ederek Yahyâ’yı ona vereceğini müjdelemesi üzerine “kendisinin yaşlandığını, eşinin de çocuktan kesildiğini” ifade ederek bunun nasıl olacağını" sormuştu. Rabbin ona cevabı şöyle olmuştur:



“İşte böyle; Allah dilediğini yapar.” (Âl-i İmrân, 3/40);

“... O, bana kolaydır; daha önce, sen hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım.” (Meryem, 19/9).


DOGRU. COCUKLARA TECAVUZ ETMESI ICIN MUHAMMED DE PEYGAMBER ILAN ETTIKI, ISTEDIGINE RAHAT RAHAT TECAVUZ ETSIN DEGILMI?


Hz. Âdem (as)’in yaratılmasında ana da yoktur baba da;

YOK YAA.. NASIL YARATILDI VEYA DUNYAYA GELDI? BU KADAR APTALCA MANTIGIN KABUL ETMEDIGI BIR IDDA OLABILIRMI?
ISLAM OLUNCA OLURMU OLUR...

Hz. İsa (as)'ın yaratılmasında yalnızca ana vardır;

MERYEME ALLAH DENEN KISIMI TECAVUZ ETTI? DE ISA DOGDU?

Hz. Yahyâ (as)’ın yaratılmasında ana ve baba vardır, fakat çocuk yapma kabiliyetleri mevcut değildir.

EVET DOGRU COCUK YAPMAK DA BIR KABILIYET ISTER DEGILMI?
SALAK SALAK YORUM YAPAN BU CINSI SAPIK DIN MIDE BULUNDURMAKTAN BASKA BIR SEY YAPTIGI YOK..
EVLI OLAN KADIN VE ERKEKTEN NEDEN COCUK OLMADIGINI TIP DA ACIK VE NET NEDENI VAR....
LAHNET OLSUN SIZE, INANDIGINIZ DINE VE ALLAHINIZA.

Kur’ân-ı Kerîm’de ve sağlam rivayetlerde “kardeşlerin birbiriyle evlendikleri” bilgisi verilmediğine göre ilk yaratılan erkekle kadından birçok erkek ve kadının türetilmesinin nasıl olduğunun bilinmediğini, yukarıda zikredilen şekillerden birisine göre veya bir başka şekilde yaratma ve çoğaltmanın olabileceğini ifade etmek de mümkündür. (bk. Kur’an Yolu, Nisa Suresi 1. Ayetin tefsiri)


PEYGAMBERIN DENEN MUHAMMED KENDI MANEVI KIZI ZEYNEP ILE EVLENMESI DE NORMAL DEGILMI?
KIZI ILE EVLENIP TECAVUZ EDEN MUHAMMEDIN ENIKLERI VE COCUK TECAVUZCULERI SIZI....

SIZI INSANLIK ADINA KINIYORUM


Konu Raya Haq tarafından (26.07.2018 Saat 19:50 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 26.07.2018, 20:02   #16
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

KUFURBAZ KURAN`DAN ALINTILAR.

فَقَدِ اسْتَمْسَكَ بِالْعُرْوَةِ الْوُثْقَىَ لاَ انفِصَامَ لَهَا وَاللّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, rüşd (doğruluk) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu inkar /red edip Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.” (Bakara:256)


“(Resûlüm!) Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorlayacak mısın?

Allah'ın izni olmadıkça hiç kimsenin inanması sözkonusu değildir. Allah, aklını kullanmayanları en yüz kızartıcı iğrençliğin / pisliğin / kirliliğin kucağına atar. ”

(Yunus: 99)

Yani Allah`a inanmiyanlari En Yuz Kizartici, Igrencligin, Pisligin ve Kirliligin kucagina atar, Yani Allaha inanmiyanlar, Allah tarafindan butun igrenc cezalara carptirilir!!!!!!!


وَالآخِرَةِ وَأُوْلَئِكَ أَصْحَابُ النَّارِ هُمْ فِيهَا خَالِدُونَ

“…Sizden kim dininden döner de kâfir olarak ölürse, öylelerin bütün yapıp ettikleri dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir. Bunlar cehennemliklerdir, orada sürekli kalacaklardır.” (Bakara:217)


Doğrusu, imanlarından sonra inkâr edenler, sonra inkârlarını arttıranlar; bunların tevbeleri kesinlikle kabul edilmez. İşte bunlar, sapıkların ta kendileridir.” (Ali İmran: 86-90)


“Allah ve Rasulü bir şeye hükmettiği zaman; ne mü'min erkekler için ne de mü'min kadınlar için artık işlerinde bir seçme hakkı olamaz. Kim de Allah'a ve Rasulüne isyan ederse; şüphesiz ki apaçık bir sapıklıkla sapmış olur.” (Ahzab: 36)


أَن يَتَحَاكَمُواْ إِلَى الطَّاغُوتِ وَقَدْ أُمِرُواْ أَن يَكْفُرُواْ بِهِ وَيُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلاَلاً بَعِيدًا

وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْاْ إِلَى مَا أَنزَلَ اللّهُ وَإِلَى الرَّسُولِ رَأَيْتَ الْمُنَافِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا

“Sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını öne sürenleri görmedin mi? Bunlar, tağut'un hükmüne / hakimiyetine başvurmak istemektedirler; oysa onlar onu reddetmekle emrolunmuşlardır. Şeytan da onları uzak bir sapıklıkla sapıtmak ister.
Onlara: Allah'ın indirdiğine ve Resûl'e gelin (onlara başvuralım), denildiği zaman, münafıkların senden iyice uzaklaştıklarını görürsün.” (Nisa: 60-61)


بِمَا تَعْمَلُونَ
وَلَا تَكُونُوا كَالَّذِينَ نَسُوا اللَّهَ فَأَنسَاهُمْ أَنفُسَهُمْ أُوْلَئِكَ هُمُ الْفَاسِقُونَ

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve herkes, yarın için önceden ne göndermiş olduğuna baksın. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendilerine kendilerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar fasık kimselerin ta kendileridir.” (Haşr: 18-19)


Islam inancina gore Fasik Ne Demektir?


Haram işleyene, günah işlediği bilinene, açıktan günah işleyene fâsık denir. Mesela namaz kılmayan, içki içen, kumar oynayan, yabancı kadınlara bakan, hanımını, kızını açık gezdiren fâsıktır. İşlediği günaha da fısk denir. Küçük günaha devam eden de fâsık olur. Fâsıklar hakkında hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:
(Fâsık övülünce, Rabbimiz gadaba gelir.) [Beyheki]

(Dinin afeti üçtür: Fâsık âlim, zalim idareci, cahil sofu.) [Deylemi]

(Fıskı aşikâre olan fâsıka lanet olsun.) [Deylemi]

(Fıskını ilan eden fâsık, hürmeti kaybetmiştir.) [Deylemi]

Burada yiginla ornekler verebiliriz, Islam kendisine inanmiyan herkese kufur ve igrenc ihtamlarda bulunurken,
Biz Hz Muhammed ve Diger Halifelerin bir birlerinin kizlarini 9 ile 12 yas aralarinda iken bir birlerine vermeleri,!!!!! ozellikle Islam Dinin Peygamberi olan Hz. Muhammed`in resmi rakama gore 39 cariye ve digerleri ile birlikte 68 Kadin`a tecavuz etmisse... Buna meslek olarak ne diyebliriz, vaya gunumuzde boylesi birine ne ad verilir?

Gunumuzde Baci ile Erkek kardesin evliligi hangi toplumda bulabilirsiniz? Bunlar Insanligin Adem ile Havva`nin evlenmesi ve olan cocuklarini bir birleri ile evlendirerek, insanligin cogaldigini savunuyorlarsa!!! Islam Peygamberi ve onun devami olan Butun Islam Ulemalari ayni sapikliklar yapiyorsa!!! Bunu soylemek suc olmazsa gerek...

Saygi ve Insani Sevgilerimle

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 27.07.2018, 06:26   #17
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Latincede ve günümüz batı dünyasının dillerinde “Matriarka” olarak telaffuz edilen ve Türkçe’ye “Anaerkil” olarak Fransızca’dan geçmiş olan terimin kabaca anlamı ‘kadının etkin olduğu bir örgütlenme-toplumsallaşma düzeni’dir. Egemenliğin kadınlarda olduğu, soyun kadınlar tarafından belirlendiği, kadınların erkeklerden daha saygın oldukları kısacası temeli kadının üstünlüğü fikrine dayanan bir düzendir. Bu konuda çok geniş bir mutabakat sağlanamamışsa da, günümüz antropologlarının önemli bir kısmının, birçok aşamasında hemfikir olduğu ve erkek egemen sistemi olan “ataerkil” düzenden önce yeryüzündeki toplulukların önemli bir kısmında anaerkil sistemin egemen olduğu, olmayanların ise cinsiyet özneli herhangi bir vurgusu olmayan yaşam biçimlerini benimsediklerini kabul edilmektedir.



Mevcut düzenin değişmesi ve erkek egemen sisteme geçişimizin tarihsel olarak hangi zaman dilimlerine denk geldiğini, bu değişimin hangi sebeplerden ötürü meydana geldiğini henüz bilememekteyiz. Bu değişimin doğal yollarla gerçekleştiğini iddia eden bilim insanlarının özellikle vurguladıkları, kadının cinsiyetinden ötürü erkekle farklılar gösteren fiziki yönlerinin ilkel dünyanın çetin yaşam koşullarına uygun olmadığı ve sürdürülen “hayatta kalma mücadelesi” referansıyla yürütülecek bütün işlere erkeğin daha yatkın olduğunun keşfi ile yaşanan doğal değişimdir. Ancak işin içinden çok kolay kurtulmayı hedeflediklerini düşündüğüm için böylesine saçma bir teoriyi geliştirdiklerine inandığım bilim insanlarının acaba bir çocuğun bile sormadan edemeyeceği kadar basit olan şu soruya da kendi aralarında cevap olup olamadıklarını merak etmekteyim; Peki binlerce yıl süregelen anaerkil sistemde ve üstelik yaşam koşulları daha ağırken hayatta ve ayakta kalan kadın nasıl oldu da aniden bu yükün altından kalkamayacağını düşünmeye başladı?



Erken Neolitik Dönem’den (M.Ö. 4000) bile günümüze ulaşan ve herhangi bir konuda veri mahiyeti taşıyabilecek neredeyse hiçbir şey bulunmamaktadır. Oysa antropologlar, özellikle bu dönemlerde kadınların üstün ya da en azından erkeklerle eşit role sahip olduklarını ve ana soyluluğun var olduğunu düşünmektedirler. Bunun kanıtlarını bulmak her ne kadar zor olsa da hayat geçimine baktığımızda; o dönemde insanların hayatlarını avcılık ve toplayıcılıkla sürdürdükleri için farklı bir sosyal yapı içinde yaşadıklarını tahmin edebilir ve bu sayede toplumsal cinsiyetçiliğin bu dönemde var olmadığını tahmin edebiliriz. Araştırmalara göre eski topluluklar yaşamak için gereksinimlerini duydukları besin maddelerini %20 avcılıkla ve %80 toplayıcılıkla karşıladıkları bilinmektedir. Bundan; toplayıcılıkla uğraşan kadının hayatın idamesinde sahip olduğu rol göz önünde bulundurulduğunda avcılık yapan erkekten üstün bir konumda olmadığını varsayarsak bile en azından eşit oldukları neticesini kolaylıkla çıkarabilmekteyiz. Eski toplumdaki sınıfsal cinsiyetçilik hakkındaki fikirlerimizi biraz daha güçlendiren bir başka husus da doğum olayıdır. Cinsellik ve üreme konusunda çok kısıtlı bilgilere sahip olan insanlar, doğumdaki rolü sebebiyle kadına daha fazla önem vermekte ve soyun devamını sağladığı için çoğu zaman tanrıça olarak sıfatlandırmaktaydılar.



Anaerkil toplumun kültürüne baktığımızda cinselliğin baskısız ve doğal bir olgu olarak algılanmakta olduğunu ve kuralların doğal olanlarla ilintili olduğunu bilmekteyiz. Bulunan resim ve figürlerden, uzmanlara göre o dönemde cinselliğin bastırılmasıyla ilgili hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Vücut çıplaklıkları ve cinsel organların yansıtılması o dönemin cinsi serbestîsinden kaynaklanmaktaydı. Eric Fromm; anaerkil düzendeki insanlar oral kişiliğe sahipken ataerkil toplumdaki bireylerin anal kişilik dediğimiz kişiliğe sahip olduklarını söylemektedir. Detaylarını “Anaerkil Toplum ve Kadın Hakları” isimli kitabında genişçe anlatan Fromm’a göre; yaşadığımız ataerkil toplum düzeninde “anal toplum”da yaşamaktayız. Anal Toplum ise kapitalizm toplumu, yani doymak bilmeyen, hırslı, etnosentrist, bireysel ve geleceği pek düşünmeyen, erkeği yücelten ve aynı zamanda ayrımcılığa en yatkın toplumdur.



Anaerkil toplumda toplumsal sınıflandırma konusunda bilim çevrelerinin elinde hatırı sayılır verilerin olmaması bizleri sadece tahminler yaparak kimi neticeleri elde etmeyle alternatifsiz bırakıyor. Ama tahminlerin de doğruluğa yatkınlıklarının bulunduğunu söylemek gerekir. Ataerkil düzenle geliştiğini düşündüğüm, toplumsal cinsiyetçiliği oluşturan öğelerin; üretim araçları, ekonomi, din, töre, aile düzeni olduğunu biliyoruz. Bundan yola çıkarak eski toplumda üretim araçlarının her iki cins tarafından kullanılmakta, ekonomik pazar oluşmadığına göre, kâr olmadığı gibi ekonomik çıkarların da olmamasından ötürü dayanışmanın söz konusu olduğu düşünülmektedir. Bugünkü toplumda insan-doğa ilişkisi olarak tanımladığımız kaidelerin tamamının eski toplumda mevcut olmadığını, doğayla hukuki ya da akitsel bir ilişki biçimini benimseyen “modern” insanın aksine eski toplumdaki kültürün tamamen doğayla uyum felsefesi etrafında şekillendiğini tahmin etmekteyiz. Bütün kaideler ve inançlar doğayla bütünleşmekteydi.



Sebebini bilmediğimiz ve insanlık tarihinin en büyük sosyal değişimi olarak kabul edilen anaerkil toplumdan ataerkil topluma geçiş evresinin şüphesiz birdenbire ya da tek veya birkaç olay ve sebeple gerçekleşmediği malumdur. Bu sebepleri bilemeyişimizdeki esas etken tarihin kaydının tutulmaya başlanmadığı o eski zamanlara ait elimizde “kesin” sayılabilecek değerde bulguların olmamasıdır. Günümüzde arkeoloji, antropoloji ve tarihlendirme bilimlerinin geçmişe nazaran çok daha ileri bir safhada olmalarına rağmen hala birçok tarihsel olgu hakkındaki bilgimiz sadece tahminler, iddialar, savlar üzerinden yapılan değerlendirmelerle sınırlı kalmaktadır. Mısır hiyeroglifleri ve Mezopotamya kalıntıları söz konusu olduğunda aynı bilim çevrelerinden farklı bilim adamlarının aynı toplantıda ve aynı olgu üzerinde birbirine tamamen zıt sayılabilecek teoriler geliştirmeleri ve ellerinde yeterli veri olmaması sebebiyle iki tarafında eşit ölçüde haklı-haksız olduğu gerçeği bize bu durumun doğrulunu yeniden tescillemektedir.



Ataerkil Toplum ise kendisine yön verdiği, içinde bulunduğumuz heteroseksüel toplum düzeninde erkeğin her konuda imtiyazlı olmasını kabul eden sosyal durumdur. Gerek binyıllar boyunca bu toplumsal düzenin hâkimiyeti altında yaşıyor olmamızın getirdiği kanıksama ve bununla beraber bu düzenin kendini hayatımızın bütün detaylarında hissettirmesi ve gerekse de erkeğin bu imtiyazlı konumunu kaybetmemek için gösterdiği direnç artık bu toplumsal hastalığın sorgulanmasını bile engellemektedir. Hatta öyle ki artık insanlar böyle bir toplumsal durumun varlığından bile bihaber bir hale gelmiş ve sanki içinde yaşadıkları “babasoylu” durumun alternatifsiz tek düzen olduğunu düşünmeye başlamışlardır. Tek olmadığını düşünse bile “anasoylu” düzenin “babasoylu” düzenle kıyaslandığında çok daha ilkel, vahşi, barbar olduğunu düşünmektedirler. Oysa bu savlarının tamamen gerçek dışı olduğunu, gerçeğin bunun tam aksi olduğunu bilimsel çalışmalar kanıtlamaktadırlar. Özellikle ülkemizde yapılan arkeolojik kazılardan elde edilen bilgiler bunu açıkça ortaya koymaktadır.



İnsanlığın en önemli sosyal dönüşümü olan babasoylu düzene geçişten önceki yıllara ait olduğu saptanan (M.Ö. 6500 – 5700) ve Çatalhöyük’te bulunan çok sayıda mağara resimleri, ev ve tarım aletlerinin yanında yine çok sayıda tanrıça figürüne de rastlanmıştır. İlginç olan ve deminki tespitimizi doğrular nitelikte kabul edilebilecek bir başka husus ise bu döneme ait olduğu saptanan hiçbir savaş aleti, savunma aleti, savaşı tasvir eden hiçbir resim ve figüre rastlanmamış olmasıdır. Resimlerde silah ve zorba sahnelerin bulunmaması ya da savaşçıların zafer sahnelerini yansıtacak hiçbir kalıntıya rastlanmamış olması bu dönemin barışçıl olduğunu göstermektedir. Uzmanlara göre mezarlıklarının durumu göz önünde bulundurulduğunda buradan kadın ve erkeğin eşit bir statüye sahip oldukları sonucunu da çıkarabilmekteyiz. Yine Batman’ın Kozluk ilçesi çevresinde yapılan ve henüz bitirilememiş kazılardan şimdiye kadar çıkan neticenin bununla paralellik arz ettiğini bilmekteyiz. Bu da söz konusu tespitimizin bir bölge, bir kabile, bir çevre için değil, o dönemin bütün dünyası için geçerli olduğunu gerçeğini doğurmaktadır. Söz konusu yerlerde yapılan kazılarda ortaya çıkan alet ve resimlerden bu toplumların doğaya ve tarıma önem verdikleri bilinmektedir.



Anasoylu düzenin değişmesinde etkili olduğu varsayılan ama kesinlikle müsebbip bunlardır diyemeyeceğimiz bazı temel başlıklar bulunmaktadır. Bu başlıklar her ne kadar elimizdeki tek teorinin bileşenleri olsalar bile bu sosyal değişimin izahı için kesinkes doğru diyememekteyiz. Bunlar;



- Değişen hava koşullarının sebep olduğu göçler.

- Özel mülkiyetin oluşması.

- Tek tanrılı (erkek tanrılı) dinlerin oluşması.



Ataerkil düzene geçiş veyahut kadının saygınlığının kaybolduğu zaman yaklaşık M.Ö 4000-3500 yıllarına rastlamaktadır. Halen devam etmekte olan ve “çağdaş” dünyanın ilkeleri çerçevesinde bile erkeği imtiyazlı konumundan alamayan ataerkil düzenin, erkeğin egemenliği üzerine kurulmuş olan sisteminin ortadan kolay kaldırılamayacağı malumdur. Bu toplumsal olgunun, karşısına kendisiyle eşdeğer sayılabilecek ve daha tutarlı, makul, kabul edilebilir bir gerçeklik konulmadığı sürece devam edeceği de kuşku götürmez bir husustur. Onun için değişen toplumların yaşam biçimlerinin, yönetim şekillerinin, hukuklarının, dinlerinin, kültürlerinin günümüz dünyasında bakıldığında “olumlu” yönde değişmesi ya da bizim olumlu olarak kabul etmemiz, bu durumu değiştirmemektedir. Dünyanın en demokratik ve eşitlikçi toplumunda bile babasoylu düzen üzerine kurulu olması sebebiyle kadın-erkek eşitliğinden söz etmek mümkün değildir. Esas amacımız maviye boyanmış bir masanın renginden kurtulmaksa eğer ne o masayı beyaza boyayarak ne de üzerine farklı renkte bir örtü örterek mavi renkten kurtulabiliriz. Maviyi istemediğimiz zaman masayı baştan aşağı yenilememiz gerekir.



Erkek toplumu hükümranlığını elde ettiği zamandan beri birçok yönetim, yaşam, hukuk ve din çeşit ve kaidelerini benimsemiştir. Yönetim biçimleri ve dinler kapsamsallıkları açısından bakıldığında tesir ettikleri kişi sayısının diğerlerinden fazla olması sebebiyle erkek zihniyetinin kendini en çok bu alanlarda hissettirmeye çalıştığını görebilmekteyiz. Kendi gücünün kaynağı olan bu her iki kaleyi asla kaptırmaması gerektiğini bilen erkeğin bu kolektif soyut aklı bu her iki kutba da neredeyse eşit ölçülerde “kutsallık” atfetmiştir. Babasoylu düzenle birlikte insanların keşfettiği hiyerarşi ise erkeğin dünyasının her alanında kendini korumuş ve kurulan tüm sistemler bunun üzerine kurulmuştur. Feodalizm, teokrasi, monarşi, aristokrasi, demokrasi, komünizm, sosyalizm, anarşi, bu güne kadar ki bütün dinler, dinsizlik, sanat, kültür, tarih, ikili ilişkiler, aşk ve aklınızın alabileceği her şey ya tamamen erkeklik olgusunun ilkeleri çerçevesinde şekillenen ya da bu babasoylu düzenin belirli yerlerinden referansları olan durumlardır. Özcesi hayatımızın bütününü oluşturmaktadır. Ancak ne yazık ki bunun farkında olmadığımız gibi sözde kadın erkek eşitliği konusunda kadınlığa verilecek en küçük hakkı bile lütuf gibi görmekteyiz. Ve belki de en trajik tarafı ise bu babasoyluluğun artık fiziksel cinsiyetçiliğin ötesine geçmiştir. Yani günümüzde kadınlar bile “erkek”leşmişlerdir.

Sahi ya,
Adem Ata, Havva Ana uydurma yalaninin temel sebebi Erkek egemenliginin sabitlesmesi ve barbarlasmasinin en guzel aciklamasi degilmidir?

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.07.2018, 02:00   #18
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Anaerkillik, toplumda kadının, özellikle "ana"nın etkin (baskın-başat) olma halidir.

Matriarka veya maderşahilik olarak adlandırılan bir tür toplumsal örgütlenme düzeni.
Bu düzenin temelini kadının üstünlüğü fikri oluşturur;
soy kadınlar tarafından belirlenir, hakimiyet kadınlarındır.
Bu toplumlarda kadınlara erkeklerden daha çok saygı gösterilir.
Bu kadın üstünlüğü ilkesi etrafında, toplumun kültürü, adetleri, inancı ve mitolojisi, ataerkil düzenli toplumunkinden farklı bir biçim oluşturur.

Anaerkillik kelimesi Türkçe olup. Türkçeye Fransızca'dan geçmiş olan ve batı dillerinde anaerkillik manasında kullanılan matriarka kelimesi ise Latince mater (anne) ve Yunanca achein (hükmetmek) kelimelerinden türemiştir. Anaerkilliğe dayanan, ana erki temelli olan oluşumlara "anaerkil", "maderşahi" veya "matriarkal" denir.

Çoğu zaman anaerkillik ile karıştırılan çeşitli terimler vardır; jinekokrasi (kadınların yönetimi) ve matrilokalite (evlilikte kadın veya anne tarafına yerleşme) bu terimlerden bazılarıdır.

Yasadigimiz Erkek Egemenligi olan ATAERKIL toplumunda, yani yasadigimiz cirkin ve cirkef dunya duzeninde Anaerkilliğin hakim olduğu toplumlar bulunmamaktadır.
Bazı tarihçilere göre ataerkillik (partiyarka) dünya toplumlarına egemen olmadan önce anaerkil toplumlara rastlamak mümkündü.

Bunun Ilkel toplumda ve daha onceki toplumlarda yasanmis olabilecegi ve bu yasanmisligin kanitlarinin halen bazi toplumlarda Kadina verilen degerlerden ortaya cikmaktadir.

Hindistan, Kuzey Amerika, Latin Amerika ve ozellikle ALEVI toplumunda kadina verilen deger ve kadinin kutsal gorulmesi, RAHIM ILE RAHMAN, GURUHU NACIYE gibi temel felsefe icerikleri bunun en guzel kanitidir.

Ilk caglarda KADIN TANRI OLARAK BILINIRDI. TANRICA.
Erkek avlanmaya gider avlanip gelir, butun kontrol Kadinin elinde olmasi, Yaratan ve Yaradan da KADIN olarak kabul edilmesi, Kadinin Tanricaligi karsisinda Erkeklerin kadina saygi duymasinin yanisira, Kadini Bir Yaratici Olarak Gormesi de KADIN EGEMENLIGI Adalet ve Vicdanin esit paylasimin olmasi ANAERKIL toplumlarda savaslarin, katliamlarin, soykirimlarin, iskenclerin, yozlugun ve yobazligin olmadigi, Olmiyan tanrilarin, Onlarin Cennet ve Cehennemlerinin olmadigi bir insanlik duzeninde ILKEL KOMINAL toplumda Ozel mulkiyetin olmamasi, YASAMAK BIR AGAC GIBI TEK VE HUR VE BIR ORMAN GIBI KARDESCESINE ilkesi yasanmissa guzelliklerin oldugu bir ortam olsa gerek...

Ozel mulkiyetin ortaya cikmasi ile, basliyan guruplasmalar, liderlikler, kralliklar, beylikler vs vs... Kadinin Tanriligini (Tanricaligini) yok etmeden kendi egemenliklerini rahatca kullanmalarininda mumkun olmiyacagini anliyan barbar ve bagnaz Erkek toplulugu, Farkli Tanrilar Ortaya cikarmaya basladi.
Gok Tanrisi, Yildiz Tanrisi, Deniz Tanrisi vs vs Cok Tanrili Dinlerin, Tek Tanrili dinlere donusmesi, Cennet ve Cehennem yapilanmasini heves ve korku olgusunu bir afyon gibi dogan her cocugun beynine yerlestirerek, Gercek Tanrinin Kendisi Olan KADININ tanriligini tamamen lav etmesi, Gercek Tanri Olan Kadinin Evde Cariye, Yatakta Sex Aleti, Cocuk Dogurma Makinasi, Egemenlerin Butun is alanlarinda ucuz is gucu olarak kullanildi ve kullanilmaya devam ediliyor....

San Olsun Gercek Tanrinin Kendisi Olan Yaratan ve Yaradan Ozelliklere Sahip Olan KADIN ve KADINLARIMIZ....

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.07.2018, 02:26   #19
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ütopya Değil Gerçek: Kadınların Tam Anlamıyla olmasada Egemen Olduğu 6 Modern Bölge


Toplumların tarihsel süreçlerine baktığımızda, erkek egemen bir toplum düzeninde yaşadığımızı görüyoruz. Ancak bu durum en azından dünyanın 6 yerinde farklı düzende işliyor.
En basit tanımıyla anaerkillik, toplumda kadının baskın olma halidir. Antropologlar ve feministler, kadınlar için daha spesifik sınıflandırmalar yapmak için çaba sarfediyorlar ki anaerkillik de bu tanımlamalardan birisi. Anaerkillik, sadece annelik yoluyla kişinin soyunu izlemeyle değil, toplumsal olarak da kadın soyunun mirasını almak anlamına da gelir. Amazon toplumu (muhtemelen bilinen en anaerkil toplum) bir efsane haline getirilmişken, şu an dünyada -en azından bilinen- sadece bir avuç kadın egemen toplum vardır.


Mosuo

Tibet taşrasında yaşayan bu toplum, büyük ihtimalle bilinen en meşhur anaerkil toplumdur. Çin hükümeti bu toplumu, Naxi olarak bilinen başka bir etnik azınlığın parçası olarak sınıflandırmıştır.

Mosuo'lular geniş ailelerle büyük evlerde yaşarlar ve aile reisleri kadınlardır. Soy, kadın tarafı üzerinden takip edilir ve mülkiyet anaerkil bir şekilde aktarılır. Kadınlar iş konusunda kararlar alırlar, erkekler ise politikada etkindirler. Çocuklar anne yanında büyüyüp, annenin soyadını alırlar.

Dünyayı Kadınların Yönettiği Anaerkil Topluluk: Mosuolular

Kadınların yönettiği toplumlarda, erkeklerin de daha iyi bir hayat sürdüğü ve şiddetin azaldığı bilinen bir gerçektir. Ancak günümüz dünyasnda anaerkil toplulukların sayısı oldukça azalmış durumda. Mo...


Minangkabau

4 milyonluk nüfusuyla Endonezya'da bulunan Minangkabau, bilinen en büyük anaerkil toplumdur. Kabile hukukunun anneden kıza geçen miras düzenlemesinin yanı sıra, Minangkabau halkı anneye ve anneliğe toplumda en fazla değer veren kabiledir.

Deyim yerindeyse kadınların krallıklarının hüküm sürdüğü bu topraklarda, erkekler ise politika ve din konularıyla ilgilenirler. Ancak her iki cinsiyette de güçler ayrılığı eşit olarak sağlanmaktadır. Evliliklerde her kadının kendisine özel yatak odası vardır. Kocası onunla uyuyabilir ancak sabah erkenden uyanıp annesinin evine kahvaltıya gitmek durumundadır. Erkek çocukları 10 yaşına geldiğinde, annesinin evinden ayrılır ve erkekler tarafında kalarak hem hayat hem de din üzerine eğitimler alırlar. Kabile şefleri genelde erkek olmakla beraber, şefleri kadınlar seçer ve başarısız olduklarını düşündükleri an onları görevden alabilirler.

Akan

Akan halkı, ağırlıklı olarak Gana'da yaşarlar. Sosyal hayatın anaerkillik üzerine inşa edilmesine bağlı olarak, kişinin kimliği, siyaset, miras ve zenginliğiyle belirlenir. Yine sistemin kurucuları kadınlardır ama erkekler topluma liderlik ederler. Bu kalıtsal roller, anne soyundan kalmadır. Bu toplumda bir erkekten beklenen sadece ailesini değil, akrabalarına da destek olmasıdır.

Bribri

Bribri, 13.00 kişilik nüfusu olan, Kosta Rika'da yaşayan küçük bir halktır. Diğer birçok anaerkil toplumda olduğu gibi, Bribri'de de kabile tipi bir toplum yapısı vardır. Her kabile geniş ailelerden oluşur, bunların seçimlerini kadınlar yapar. Miras yoluyla toprakların kadınlara kaldığı bu kabilede, kutsal ayinlerde kullanılan kakao da kadınlar tarafından sağlanır.


Garo

Garo toplumunda da diğer kadın egemen toplumlardaki gibi mülk ve siyasi miras anneden kızına geçer ve en küçük kız mirası devralır. Toplum anne soyundan gelir ancak anaerkil değildir. Erkek toplumu ve mirası yönetir.

Çoğu zaman, en küçük kızın düğünü onun için ayarlanır. Ancak miras kalmayan kızlar için süreç çok daha karmaşık hale gelebilir. Garo geleneklerine göre, müstakbel damattan evlilik teklifi sırasında kaçması beklenir. Müstakbel gelinin ailesinden de damadı yakalayıp, gelinin köyüne geri getirmesi beklenir. Bu süreç, gelinin vazgeçmesi ya da damadın teklifi kabul etmesiyle sonuçlanır (gelinin damada sadakat yemini etmesi ve tekliflerini kabul etmesi de gerekir). Evliliğin başlarında, damat gelinin evinde kalır. Evlilik sürsün ya da sürmesin, bu durum bir sosyal damgalama olmadığı gibi evlilik de bağlayıcı bir sözleşme değildir.


Nagovisi

Nagovisiler, Yeni Gine'nin batısındaki Güney Begonvil adasında yaşarlar.Antropolog Jill Nash'in hazırladığı rapora göre, Nagovisi topluluğu iki matrilineal(anne soyundan gelen) gruba ayrılmıştır. Bu gruplar da anaerkil kabilelere ayrılmıştır. Nagovisi kadınları yönetim ve seremonilere katılmalarına rağmen, en gurur duydukları özellik, sahip oldukları toprağı işlemeleridir.

Nash'in gözlemlerine göre Nagavisi kadınları evlilik için bahçıvanlık ile cinselliğe eşit önem vermektedirler. Eğer bir çift beraber görülür, beraber uyur ve erkek kadının bahçe işlerine yardım ederse, evli sayılırlardı.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 06.08.2018, 16:47   #20
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 961
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 19
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 26
35 Mesajına 37 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

GERCEK TANRININ KENDISI OLAN KADIN`IN TANRILIGINI YOK ETMENIN YOLU, UYDURMA BIR ALLAH VE PEYGAMBERI NASIL HORTLATTIKLARINA,
ASAGIDAKI CINSI SAPIK VE UCKUR DUSKUNU OLAN MUHAMMED KURNAZIN UYDURMALARINA BAKALIM..

(İnsanlar Hz. Âdem’le Hz. Havva’dan doğarak çoğalmışlardır. Havva anamız hep ikiz doğum yapıyordu. Bunlardan birisi erkek, diğeri de kızdı. Hz. Âdem, aynı anda doğan ikizleri, bir önce veya bir sonra doğan ikizlerle evlendiriyordu. Habil’le beraber doğan kız çirkin, Kabil’le birlikte doğan kız ise güzeldi. Bu durumda Hz. Âdem, Habil’in, Kabil’le beraber doğan kızla, Kabil’in de Habil’le beraber doğan kızla evlenmesini istedi. Fakat Kabil buna razı olmadı, kendisiyle doğan güzel kızı Habil’e vermek istemeyerek kendisi almak istedi. (bk. Taberi, İbn Kesir, Razî, Maide, 5/27. ayetin tefsiri) !!!!!!!!!


Pekki bu dusunceyi veya inanci savunan bir yapilanmanin adina NE DIYEBILIRIZ?

Bu inancin kendisi degilmidirki,
ALEVILER ICIN ANA BACI TANIMIYAN!!!,
MUM SONDU YAPAN!!!
olarak karalamaya calisan ve onursuzca kendisine ayit olan, Adem ile Havva nin cocuklarinin bir biri ile evlenmesini savunan, Allahin emrine siginarak bunu dogru olarak kabul eden.
Yine bu cinsi sapik dinin Lideri olan Hz. Muhammed`in Kendi Manevi Kizi Zeynep ile evlenip, Kendi Manevi Kizina tecavuz etmesi!!!
Cinsi Sapiklik uzerine kurulmus Islamin ANA BACI TANIMIYAN MANTIGA SAHIPKEN...
BASKASINA BOYLESI AHLAKSIZCA VE ONURSUZCA KARALAMAYI YAPMASI. KENDI PISLIKLERINI ORTBAS ETME POLITIKASI DEGILMIDIR?

sadece ve sadece Kadin`in tanriligini yok etmek, (Anaerkil toplumunu, Ataerkil topluma) donusturmek, kadini yok sayip istedigini istedigi sekilde tacavuz etmek, istedigi sekilde yasamin her alaninda kullanmaya calismaktan baska bir amac tasimadiginin en acik gostergesi degilmidir?

Madem boyle bir yaratici vardi, Bu yaraticinin gerek CENNETIN`DE, GEREK CEHENNEMIN`DE, yiginla insan vardi ise... Adem ata, Havva Ana`nin yani sira, Yer ata ile Toprak Ana gonderemezmiydi, bunlardan dogan cocuklarin insanligin cogalmasini ve insanligin dogusu olarak uydurmasi daha mantikli olmazmiydi???

Olurdu olmasina ama kafasi uckuruna calisan, Barbarliktan baska bir sey dusunmiyen birilerin fazla mantikli olmasi beklenemez..
Tek amaclari, `Gercek Tanrinin Kendisi ve Yartma gucu olan KADIN`IN tanriligini yok etmekti.

Hem Allahin gonderdigi Adem ve Havvan`in cocuklarini bir birleri ile evlendirmesini onayladigini ve boyle bir emir gonderdigini idda ediyorsun!! Akabinde Kardeslerin bir birleri ile evlenmesini yasakladigini idda ediyorsun!!!!
Nasil aptal ve geri zekali bir ALLAH imis bu?

Ben boyle bir Allah`a binlerce kez lahnet okurum ve onu lagim cukurana gomer bir daha cikmamasi icin butun imkanlarimi kullanirim cunku sozde yaptirdigi hersey INSANLIGIN KABUL ETMEDIGI igrenc ve cirkinliklerdir...

Yok degilse , Hz. Muhammed denen uckur duskunu ve cinsi sapik kendi MANEVI KIZI ILE EVLENIP TECAVUZ EDERMIYDI?????

Islam denen suc makinasinin ALEVILER ICIN KULLADIGI KARALAMA kendilerin inandigi CINSI SAPIK VE UCKUR DUSKUNU HZ. MUHAMMED`I KORUMA VE KOLLAMA AMACLI OLABILIRMI?

Bacisi ile evlenip insanlarin cogaldigini savunan bir inanc, kendi manevi kizina tecavuz eden bir Peygamberleri tamda kendilerinin ne amaca hizmet ettiklerini acikliyan mantigin kendisidir.......

Saygilarimla.


Konu Raya Haq tarafından (06.08.2018 Saat 18:22 ) değiştirilmiştir.
Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 16:51.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica