Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Tarihi

Alevilik Tarihi Alevi toplumunun tarihi, tarihsel olaylar, kişiler, durumlar, değerlendirmeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 30.04.2015, 02:14   #21
Yazar
Ferhat Güneyli
Kontrollü Üye
 
Ferhat Güneyli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.03.2015
Mesajlar: 481
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 304
Ferhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üyeFerhat Güneyli sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 452
249 Mesajına 425 Kere Teşekkür Edlidi


Standart

Tdk konsepti...

Genelkurmay...

Babam tarihi kişilik değil...

Doğuştan korkusuzum...

Ceyhun'un meselesi...

Canım tehdit ediliyor...

***

Can tatlı demek. Babanız da aziz...

Seyit Rıza sahipsiz, öyle mi?

Küpeşteci sahte ismiyle dolaştığınıza kanıt gerekmez. Dahasını söylemeyi çok gereksiz buluyorum.

Ferhat Güneyli Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Ferhat Güneyli Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
Amistofes (09.06.2015)
Alt 30.04.2015, 14:31   #22
Yazar
deyişbeyi
Kontrollü Üye
 
deyişbeyi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.03.2015
Mesajlar: 73
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 13
deyişbeyi iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 124
51 Mesajına 100 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
haziran_AW Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
sözü döndürüp dolaştırıp yine şahsıma getiriyorsunuz.beni mi tartışıyoruz isyancı çetebaşı seyit rızayı mı.sen pir olarak görürsün,seversin,saygı duyarsın,savunursun.ben senin şahsına laf söylüyormuyum.işte bunun adı ikili tartışma olur ki ben bu tartışmalarda yokum.daha önce de söyledim.saygı sınırlarını aşmayın lütfen.

bir çok örnek vermişsiniz.her biri ayrı ayrı tartışılabilir.içinde dediğiniz gibi devlete isyan da olabilir,isyan olarak kabul edilemezler de olabilir.belki bende sizin gibi düşünüyorumdur.ama konumuz dersim isyanı ve sözde katliam.bu yüzden konuyu dağıtmayalım.ben görüşlerimi yazdım.karşıt fikriniz,deliliniz varsa buyrun meydan sizin.değilse ruh sağlığımı,inancımı,görüşümü kimin kapı kulu olduğumu bana bırakın siz.üzerinize vazife olmayan işlerle uğraşmayın.
Resmi ideolojinin yaptığı rezillikleri gizleme,üstünü örtme,halktan saklama adına ortaya attığı ama gerek Alevi aydın ve araştırmacılarının, gerek Kürt aydın ve araştırmacılarını ve dahi gerekse yansız tarihçi ve aydınların resmi görüşün kirli propaganda ve hilelerini pas pas edip çiğnemeleri yeni değil,hayli zaman önce idi. Foruma ara verilmeden önce bu konu burada çokça tartışılmış, kimin ne olduğu ortaya konmuştur...

Sizin kim olduğunuzu bilemeyecek insanları uyarabilmek amaçlı yaptığım şahsınızla ilgili kimi saptamalar, hakaret kesinlikle değildir ve elbette sizi ya da kişiliğinizi tartışmıyoruz. Bakın bu yaptığım uyarı işe yaradı ve sayın Ferhat Güneyli kim olduğunuza yakından bakma gereği duymuş.

Benim sizi ikna etme gibi bir derdim de yok amacım da yok. Siz insanların değerlerine hainane saldırırsasınız, biz de sizin en kutsalınızdan saldırırız bilesiniz. Pir ve masum kabul ettiğimiz insana bir daha "Çeteci" yakıştırması yaptığınızda şahsen ben pahası hangi yaptırım olursa olsun, en değerlinizi ağzıma pelesenk yaparım...

Haddinizi bilin,terbiyeli olun!

deyişbeyi Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
deyişbeyi Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Amistofes (09.06.2015), Ferhat Güneyli (01.05.2015), gencalevi (30.04.2015)
Alt 30.04.2015, 18:43   #23
Yazar
haziran_AW
yorgun savaşçı
 
haziran_AW - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler
Space Invaders Champion! Pacman Champion! Breakout Champion! Castle Defend Champion! Balloon Bomber Champion!
Tournaments Won: 1

Üyelik tarihi: 30.11.2006
Bulunduğu yer: ANKARA
Mesajlar: 3.603
Memleket: AMASYA
Cinsiyet:
haziran_AW - MSN üzeri Mesaj gönder
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 94
İtibar Puanı: 1415
haziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı varhaziran_AW görkemli bir forum yaşantısı var
haziran_AW - MSN üzeri Mesaj gönder

Ettiği Teşekkür: 3.577
1.695 Mesajına 3.780 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

dediğim gibi bu benim şahsi görüşüm.herhangi bir kurumun veya ideolojinin savunuculuğunuda yapmıyorum.kimsenin ailesine dil uzatmıyorum.her ne kadar mussolini için faşist yakıştırmasında bulunup tarihi bir gerçekliği saptayabiliyorsak seyit rıza için çeteci yakıştırmasında bulunmakta bir mahsurda görmüyorum.çeteci ve asi kelimelerinin anlamlarını yazdım örneklerle de açıkladım.ben bunu hakaret olarak kullanmazken siz hakaret olarak algılıyorsanız bu sizin algı probleminizdir.benim bu konudaki görüşüm değişmez.seyit rıza devlete ve cumhuriyet kazanımlarına başkaldırmış çeteci bir asidir.

___________________İMZA___________________
zaman her zaman haklı çıkarmıştır beni.dile kolay 10 yıl oldu bu imzayı atalı.

yılandan korkmam yalandan korktuğum kadar(korkmadım)

nokta kadar menfaat için,virgül gibi eğilme(eğilmedim)

http://hizliresim.com/Po3PZ6][img]http://i.hizliresim.com/Po3PZ6.png

haziran_AW Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
haziran_AW Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
bektaşksk (30.04.2015), VatanSever (01.05.2015)
Alt 30.04.2015, 19:24   #24
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alıntı:
**Yorum** Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
SEYİT RIZA MUSTAFA KEMAL’İN YÜZÜNE SÖYLEDİ: PİŞMAN DEĞİLİM, AF DA İSTEMİYORUM


Yeni Şafak gazetesi, Dersim katliamı sonrasında Seyit Rıza’nın idam gecesi Mustafa Kemal ile yaptığı görüşmeye ilişkin bir belge yayınladı. Belgede “Af dileme ve Türklük dayatması”nı kabul etmeyen Seyit Rıza için mahkeme kararından önce darağacı kurulduğu, idamdan sonra cenazelerin gazla yakıldığı ve gizli bir yere gömüldüğü bilgileri yer alıyor. Dönemin istihbarat teşkilatı MAH’ın (Milli Emniyet Hizmeti Riasiyeti ) bir belgesine dayandırılan haberde şu ifadeler yer aldı:
“MAH Başkanlığına
-Hususi-
Ankara’dan alınan şifreli talimatname ile İhsan Sabri beyle görüşülüp ve İhsan beyin vereceği emir ve talimatnamelere harfiyen riayet edilmesi gerektiği, bunlarla ilgili raporunda süratle Başvekalet’e iletilmesi emredildi.


Bunun üzerine İhsan Sabri beyle görüşüldü. Bize hafta sonu Seyit Rıza ile alakalı mahkemenin toplanacağı ve karar verileceği ve idamların hafta sonuna yetiştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yalnız en önemli nokta mahkeme kararını verdikten sonra Seyit Rıza ile Reisicumhurumuz’un biraraya getirileceğini, bunun çok çok gizli olması gerektiğini, bunun için lazım gelen tüm tedbirlerin büyük bir hassasiyetle yürütülmesi, ayrıca MAH bünyesinden Zazaca bilen en güvenilir görevlinin bu yolculuğa hazırlanması talimatını verdi.

7 SEHPA, 1 ÇİNGENE ÇOCUK


Biz de gerekli hazırlığı son süratle yapmaya başladık. Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer beyle görüşülüp, Şükrü beyin gerekli asayiş ve güvenliğin, gizliliğin azami dikkatle nasıl yapılması gerektiği konuşulup fikir teatisinde bulunarak hazırlıklarımızı süratle bitirdik. Tam bir teyakkuz halinde yola çıktık.
Mahkeme birkaç görüşmeden sonra gerekli yasal mevzuatlar yerine getirilerek idam kararları imzalatıldı. İdamların yapılacağı Buğday Meydanı’nı aydınlatmak için traktörler ve araçlar ayrıca idam edilecek 7 kişi için idam sehpaları ve küçük bir çingene çocuk temin edildi. Gün içerisinde bütün alınacak tedbirler, özellikle görüşmenin çok gizli kalması için her şey büyük bir dikkatle defalarca gözden geçirilerek bütün hazırlıklarımız tamamlandı.


ÇAĞLAYANGİL’İN JEEP’İ


Gece 12.20’de Seyit Rıza ve suç ortakları mahkemeye getirildi. Mahkeme verdiği kararı okumaya başladı ve 14 kişi beraatine ettirilirken Seyit Rıza dahil 7 kişi ölüme, diğerleri de çeşitli cezalarına çarptırıldı. Mahkemede idam kelimesi geçmediği için ölüm kelimesi ‘idam çino, idam tunne’ sesleri salonda duyuldu. Mahkeme takriben 1,5 saat sürdü. Aralarından Seyit Rıza alındı. Emniyet Genel Müdürü ile İhsan Sabri beyin jeepine bindirildi. Peşlerindeki 4 araç ile birlikte jeep hareket etti. Elazığ Merkez Tren İstasyonu’na gelindiğinde herkes araçlarından inmeye başladı. Asayiş için alınan tedbirler eksiksiz alındığı için tren istasyonu kapatılmış, görevliler evlerine gönderilmişti. İstasyonda MAH görevlileri dışında hiç kimse yoktu. Gizliliğe azami şekilde uyularak yapıldığından bu durumu bilmeyenler için her şey olağan gözüküyordu.

BEYAZ TREN KÖR MAKASTA


Reisicumhurumuz’un beyaz treni kör makasta bekliyordu. 8-10 dakika bekledikten sonra trene Seyit Rıza ile birlikte girdik. Reisicumhur’un yanında Alpdoğan paşa, Kazım Orbay ve Reisicumhur’un *****i vardı. Masada yemek yeniyor ve içki içiliyordu. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya kafasını kaldırarak, tepeden aşağı süzerek oturmasını söyledi. Seyit Rıza da oturmayı reddetti. Reisicumhur, Seyit Rıza’ya mahkemenin idam kararı verdiğini, bunun bu gece infaz edileceğini hatırlattı ve eğer pişman olduğunu söyleyip af dilerse idamların olmayacağını affedeceğini söyledi. Seyit Rıza da af dileyecek, pişman olacak bir şey yapmadığını, yaptıkları şeylerin kendi canlarını, mallarını, yerlerini, yurtlarını korumak için yaptıklarını söyledi. O ayları hep devlet görevlilerinden dinlediğini, kendisinin asıl gerçeklerini anlatmak istediğini söyledi.

‘AMACIMIZ İSYAN DEĞİL’


Reisicumhur başıyla onaylayarak anlatmasını söyledi. Seyit Rıza sakin bir dille Dersim’in Osmanlı döneminde büyük zulüm gördüğünü birçok baskıya rağmen Dersim’i koruduklarını, Osmanlı’ya asker vermediklerini, Milli Mücadele’ye birçok asker gönderdiklerini, cumhuriyete güvendiklerini, bilhassa halifeliğin kaldırılmasından sonra güvenlerinin daha da arttığını, silahların toplanmasına yardım ettiğini, silahların çoğunun toplandığını, isyan etmek niyetleri olsaydı silahları teslim etmeyeceğini, gerçekten Dersim’in cumhuriyete isyan etmek istemediğini söyledi.

‘BOMBALARLA PARÇALANDI’


Jandarmanın isyan ettirmek için halkı devamlı tahrik ettiğini, aşiretlerin arasında husumeti bilerek artırdığını, saldırmak için bahane icat ettiklerini söyledi. Birçok silahsız masum halkın tayyareden atılan bombalarla parçalandığını, kaçıp mağaralara sığınan kadın, çoluk çocuğun da topluca öldürüldüğünü söyledi. Alpdoğan paşa konuşmaya girmek istedi. Reisicumhur el hareketiyle Alpdoğan paşayı susturdu. Seyit Rıza’ya devam etmesini rica etti.

SULH İÇİN YEMİN ETMİŞTİ


(Seyit Rıza teslim olmadan önce kendisine söz verildiğini anlatıyor) “Benimle erkanı harp dairesinden bir subay görüştü. Sizin beni Erzincan Valiliği’ne beklediğinizi sulh için görüşeceğinizi söyledi. İnandım, büyük yemin etmişti, inanarak, yanıma üç arkadaşımı alarak Erzincan Valiliği’ne gittim, bizi tutukladılar. Sonra da Elazığ Hapishanesi’ne gönderdiler. Yine bana oyun oynamışlar, yine hile yapmışlardı. Sonra mahkeme başladı, büyük oğlumdan iki yaş küçük olan birinin şahitliğiyle yaşımı büyütüp oğlumun yaşını küçülttüler. (Burada MAH mensubu bir hata yapıyor. Rıza’nın yaşı küçültülmüş, oğlunun ise yaşı büyütülmüştü.) Bugün de sizin emirlerinizle idam kararı verdiler. Sözlere güvenerek kendi ayağımla gelmeme rağmen beni idam edeceksiniz. Sizlere daha nasıl güveneceğim” dedi.

TÜRKLÜK ŞUURU YENİDEN


Reisicumhur, bunları şimdi öğrendiğini tahkikat yaptıracağını söyleyerek, “Sana son olarak gel benden af dile, yaptıklarından pişman olduğunu söyle ki seni affedeyim. Eğer bunları yaparsan Dersim’e daha faydalı olursun. Bizimle işbirliği yaparsın. Cumhuriyet Dersim’e çok faideli işler yapacak, Dersimliler Horasan’dan gelmiş, Oğuz Türkleridir. Türklük şuurunu yeniden kazandıklarında, cumhuriyete çok faideli işler yapacaklar. Ben buna inanıyorum. Gel bu fırsatı kaçırma” dedi.

SON SÖZÜM: AF İSTEMİYORUM


Seyit Rıza, “Ben sulh için cumhuriyet için çok şey yaptım. Silah toplamaya yardımcı oldum. Silahlar toplandı. Şu adamlar teslim edilecek dendi, teslim ettim. Her istediklerinde ‘bu son’ dediler. Sonra daha fazla şeyler istemeye başladılar. İstekleri hiç bitmedi. Ben bunu önceleri anlayamamıştım. Sonra çıkan Tunceli Kanunu’ndan iyice anladım. Emin oldum ki biz Dersimliler ne yaparsak yapalım bu sizi durdurmayacak. Sizin de başından beri planınız Dersim’i toptan yok etmek, ortadan kaldırmaktı. Bunu çok geç de olsa anladım. Ben yaptığım hiçbir şeyden pişman değilim, af da istemiyorum, bu benim son sözlerim, başka da bir şey demeyeceğim” dedi.

SİZE BOYUN EĞMEDİM


Reisicumhur, sinirlenerek ayağa kalktı, eliyle Seyit Rıza’yı göstererek ‘götürün gereğini yapın’ emrini verdi. Seyit Rıza’nın koluna girip dışarı çıkarken birden durdu. Reisicumhur’a dönerek “Ben sizin hilelerinizi anlayamadım, onlarla başedemedim, bu yüzden görüşmek için geldim. Ölüme gidiyorum. Bu bana dert olsun, ama ben de size boyun eğmedim bu da size dert olsun” dedi. Reisicumhur eliyle işaret ederek ‘götürün’ dedi. Onu alarak kompartımandan çıktık. Araçlara geçtik. Trenden gelecek İhsan Sabri beyi bekledik. İhsan Sabri bey gelerek öndeki jeep’e geçti, hareket ettik. Bizler de peşlerinden giderek Buğday Meydanı’na geldik.

SANDALYESİNİ TEKMELEDİ


İdamlar bitmişti. Sıranın kendisine geldiğini bilen Seyit Rıza gitti. Oradaki Çingen çocuğu eliyle iterek uzaklaştırdı. Sandalyeye çıktı, çok gür bir sesle “Evlad-ı Kerbelayız, ayıptır, zulümdür, cinayettir” dedi. İpi boğazına geçirerek sandalyeyi tekmeledi. Bu kadar yaşlı adamın cesareti herkesi hayrete düşürdü. Sonuç olarak idamların hepsi tamamlanmış oldu. 15 Kasım Pazartesi tüm gün asılı olarak halka teşhir edildi. 16 Kasım ise tüm cesetler Elazığ içinde dolaştırılarak halka teşhir edildi.

CENAZELER GAZLA YAKILDI


İhsan Sabri bey saat 12.00’da valiliğe toplantıya çağırdı. 12’de valilikte Şefik bey, Elazığ Emniyet Müdürü İbrahim bey oradaydılar. İhsan Sabri bey bizlere, “Seyit Rıza’nın alelacele vakti idam edilmesi efkarı umumiyede merak hasıl olacağı muhakkaktır. Bizim devlet olarak Ankara’nın da talimatıyla herkese Seyit Rıza’nın Reisicumhur Elazığ’a gelmeden önce idam edilmesi mecburiydi. Çünkü Reisicumhur’un, Seyit Rıza’yı affetmesi ihtimali mevcuttu. Ayrıca cesetlerin yakılarak gizli bir yere azami gizlilik kurallarına riayet edilerek gömülmesi sağlanacak, bu görevide MAH bünyesindeki arkadaşlar gerçekleştirecek” diyerek toplantının bittiğini söyledi. Cesetler alınarak boş bir araziye gaz dökülerek yakıldı. Kalan kırıntılar da çuvallara konularak Elazığ Merkez Tren İstasyonu ile Yolçatı Tren İstasyonu arasında çukur kazılarak defnedildi. Gömülen yerin haritası ve tutanakları, trendeki konuşmalar, ses kaydı ile birlikte harita ile, İhsan Sabri beye teslim edildi. İş bu rapor iki nüsha hazırlanmış, 1. Nüshası Başvekalet, bir nüshası İhsan Sabri beye teslim edilmiştir.



[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]
Yeni Şafak gazetesi İhsan sabri Çağlayangil'in anılarını çarpıtmıştır.

Seyit Rıza gerçeğini idamın tanığı anlattı
Atatürk’ün Seyit Rıza ile öldürülmeden önce görüştüğünü ileri süren Yeni Şafak gazetesine yanıt, idamın gerçekleştiği sırada orada bulunan, dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Sabri Çağlayangil’in anılarını yazan Cılızoğlu’ndan geldi

22 Nisan 2015 Çarşamba 12:26
Seyit Rıza gerçeğini idamın tanığı anlattı
42 73 3


HÜKÜMETE yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak, önceki gün yine “belge”olduğunu iddia ettiği bazı kağıtlar yayımladı. Dersim isyanıyla ilgili dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı’na (MAH) sunulduğunu iddia ettiği bir raporda Mustafa Kemal Atatürk’ün, Seyit Rıza öldürülmeden önce kendisiyle görüştüğünü öne sürdü. Gazete, iddiaya konu olan söz konusu ‘belge’de, Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile yaptığı görüşmede, “Af dilersen idam edilmeyeceksin” dediği, ancak Seyit Rıza’nın, “Af dileyecek bir şey yapmadım” diye karşılık verdiğini öne sürdü. Söz konusu kağıt parçalarında idam sürecini takip eden Emniyet Genel Müdür Yardımcısı İhsan Sabri Çağlayangil’in adı sık sık geçiyor. Mahkeme sürecini takip eden, idam gerçekleştiği sırada orada bulunan, olayın sadece tanığı değil, aynı zamanda yetkili ismi olan dönemin Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Sabri Çağlayangil’in anılarını Aydınlık’ın deneyimli muhabiri Tanju Cılızoğlu kaleme almıştı. Cılızoğlu, Yeni Şafak’ın belgelerini şöyle değerlendirdi:
Yeni Şafak’ın Seyit Rıza’nın idamı ile ilgili manşet haber kurgusunu hayretler içinde okudum. Hemen belirteyim ki, Seyit Rıza’nın idamı ile ilgili Yeni Şafak’ın manşetinin gerçeklikle hiç ilgisi yok. Seyit Rıza’nın idamının görgü tanığı değil, bizzat olayı oluşturan yetkilisinin anılarını yazmış gazeteci olarak Yeni Şafak’ın haberinin tamamen saptırma- yakıştırma olduğunu söyleyebilirim.
Bu anılara Güneş gazetesinde Sayın Güneri Civaoğlu’nun yayın yönetmeni olduğu süreçte başladık. Civaoğlu gazetenin tirajını artırmak için neler yapılması gerektiğiyle ilgili bir toplantı yaptı. Bu toplantıda İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarını yazmayı önerdim.
Sayın Civaoğlu sordu:
-İhsan Sabri Bey’i tanır mısınız?
-Hayır, tanımam.
-Peki bu anıları yazmak için nasıl razı edeceksiniz?
-Sayın Demirel’den rica edeceğim. Bana referans olurlar, sanırım.
Bana, “Toplantı sonrası odama gel, hemen planlayalım” dedi.
O gece Ankara’ya gittim. Sayın Demirel beni kabul etti. Ricamı söyledim. “Çok da güzel olur” dedi ve hemen telefonda İhsan Sabri Bey’i aradı. Ertesi günü saat 12:00’de randevu verdiler.
Diplomasi ustası bu saatte randevu verdi mi ‘Yemekte birlikte olalım’ demekti. Eğer böyle ise isteğimize yaklaşmıştım. Ama diplomasi gereği de buluşmanın yemek daveti olduğunun belirlenmesi gerekiyordu. Belki de on-onbeş dakika görüşülerek, “Hayır” diyerek teklifi geri çevirecekti. Saat tam 12.00’de rahmetli Çağlayangil’in kapısını çaldım. Kapıyı hizmetçisi açtı ama Çağlayangil beni kapıda karşıladı, salona davet etti. Sevindim. Hürriyet, Milliyet gazetelerinin bu anıları almak için uğraştığını biliyordum. Sonunda kitabı yazmaya başladık.
Gelelim Seyit Rıza olayına...
İhsan Sabri Çağlayangil Malatya Emniyet Müdürlüğü’nden Ankara’ya Emniyet Genel Müdür Yardımcılığına atanıyor. Kendisi bu atama sonrası Ankara’ya giderken sıkıyönetim komutanı ile vedalaşıyor. Bu sırada Singeç Köprüsü’nde öldürülen askerlerimizin ve bir teğmenin katillerinin yakalanıp yakalanmadığını soruyor.
Sıkıyönetim kumandanı orada aşiretlerle faillerin tesliminin konuşulacağını, kırsal alanda bu amaçla bir toplantı yapılacağını belki de failleri getirip teslim edeceklerini vurgulayarak kendisinin de gelmesini istediğini söylüyor.
Daha sonra Seyit Rıza ve Singeç Köprüsü’nde öldürülen askerlerimizin failleri yakalanıyor. Çağlayangil’in anılarında bu olay etraflıca anlatılıyor. Seyit Rıza idam edildiğinde Çağlayangil Emniyet Genel Müdür Yardımcısı...
Mustafa Kemal, Singeç Köprüsü’nün açılışına gidecek. Hükümet istihbaratı “Beyaz donluların” Mustafa Kemal’in karşısına çıkarak Seyit Rıza için af isteyeceklerini öğreniyor. İhsan Sabri alelacele Elazığ’a gönderiliyor. Kendisinden Mustafa Kemal’in köprünün açılışına gelmeden önce mahkeme kararının yerine getirilmesini sağlaması isteniyor. Çağlayangil Elazığ’a gidiyor ve bu devlet görevini yerine getiriyor. Bu da kitapta uzun uzun anlatılıyor. Ve Mustafa Kemal, Seyit Rıza idam edildikten bir gün sonra trenle Elazığ’a geliyor. Bu son derece kesin.
Çağlayangil iyi ki bu anıları yazmış.
Tarihçi değilim. Ama Yeni Şafak gazetesinin haberinde bir ciddi hata daha var. Güya Mustafa Kemal, Seyit Rıza ile görüşmüş. “Af dile, seni affedeyim” demiş. Seyit Rıza da reddedince paşa, “Alın götürün, gereğini yapın” emrini vermiş. Yeni Şafak’taki meslektaşlarım, yakın tanıdıkları birtakım siyasetçilerle Atatürk’ü karıştırıyor. Bırakın bir Cumhurbaşkanını, parti yardımıyla kaymakam olmuş bir devlet görevlisi bile bu kadar kaba, diplomasi yoksunu olamaz. Mustafa Kemal’e atfen verilen bu cümle bile ne tarihe ne Mustafa Kemal zarafetine yakışıyor.
Siz 33 askeri ve teğmeni öldüreceksiniz ve hakkınızda idam kararı verilecek, Mustafa Kemal sizin ayağınıza gelecek ve siz canınızı, oğlunuzu, suç arkadaşlarınızı kurtarmak adına hareket etmek yerine dik başlılık yapacaksınız.
Bu bile haberin ne denli düzmece olduğunu ortaya sermiyor mu?


Ayrıca CHP Tunceli milletvekili Hüseyin Aygün'de Yeni Şafağın bu yazısının ancak AKP genel merkezinde yazılabileceğini belirtmiştir.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
slistre Kullanıcısına bu mesajı için teşekkür eden üyeler:
haziran_AW (30.04.2015)
Alt 30.04.2015, 22:40   #25
Yazar
deyişbeyi
Kontrollü Üye
 
deyişbeyi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.03.2015
Mesajlar: 73
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 13
deyişbeyi iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 124
51 Mesajına 100 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Budamı yalan!

VE SEYİT RIZA GÖRÜŞMESİ

DersimNews.Com/Özel

Dersim Katliamı’nın gündeme gelmesiyle beraber medya bir “Dersim” tartışması başını almış gidiyor. Gerek tv kanallarında gerekse gazetelerde Dersim Katliamı’na geniş yer veriliyor. Bir çok köşe yazarı bu konuda yazıp çiziyor. Ancak Dersim konusunda bir iki kitap okumuş okumamış kişiler kulaktan dolma yalan yanlış bilgilerle Dersim meselesinde “uzman” olarak karşımıza çıkıyorlar.

Dersim meselesinin tartışılırken bazı çevreler kasıtlı olarak gerçeklerin üstünü örtmeye çalışıyor. Dersim Katliamı’nın baş aktörü olan Mustafa Kemal Atatürk’ün rolünü görmezden gelmektedirler. Dahası bu çevreler Mustafa Kemal’in Dersim Katliamı’ndan bihaber olduğunu, “Mustafa Kemal yetişseydi Seyit Rıza ve arkadaşlarının idamını durduracaktı” yalanını topluma yutturmaya çalışıyorlar.

Oysa biz biliyoruz ki Dersim Katliamı’nın emrini veren, Dersim Harekatını bizzat yöneten Mustafa Kemal’in ta kendisidir.

1934 İskan Kanunu, 1935 Tunç-eli Kanunu ve 4 Mayıs 1937 tarihli Tunceli Tenkil Harekatına Dair Bakanlar Kurulu Kararı bizzat Mustafa Kemal’in emriyle çıkarılmıştır. Bu karar ve kanunların altında Mustafa Kemal’in imzası vardır.

4 Mayıs 1937 günü Dersim’in kaderini belirleyen bakanlar kurulu toplantısına Atatürk başkanlık etmiştir. 4 Mayıs’ta alınan bu kararla Dersim Tertelesi başlamıştır.

Trabzon Atatürk Köşkü’nde bulunan haritanın üzerinde asılan yazıda Atatürk’ün Dersim Harekatını bizzat yönettiği yazılmaktadır. Harita Dersim bölgesi işaretlenmiştir. Askeri planlar bizzat M.Kemal tarafından çizilmiştir.

Sabiha Gökçen’de anılarında Dersim’i bombalama emrini Atatürk’ün verdiğini anlatmaktadır.

Tüm bunlar bilindiği halde bazı çevrelerin bilinçli olarak Atatürk’ün bu katliamla ilişkisi yoktur demesi bir yalandan ibarettir. “Atatürk hastaydı haberi yoktu, olsaydı izin vermezdi” diyenler gerçeği bilmeyenler ya da görmek istemeyenlerdir.

Biz, tarihsel gerçekleri çarpıtmaya gizlemeye çalışanlara inat hakikatin gerçeğin peşini bırakmayacağız. O gerçeklerden biri de Mustafa Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesidir.

Mustafa Kemal, Seyit Rıza ve arkadaşlarının idam edildiği gece Elazığ’daydı. Seyit Rıza idam edilmeden önce Mustafa Kemal’le görüştürüldü. Elimizde bu iddiamızı kanıtlayacak deliller ve belgeler var.
Kanımızca Seyit Rıza, Mustafa Kemal’e yönelik söylediği o meşhur sözünü de Mustafa Kemal ile görüştürüldüğünde söylemiştir.

Kırmanciya Beleke dergisi Mayıs 2010 tarihli 4. sayısında konuyla ilgili bir makale çıktı. Makalenin yazarı Kırmanciya Beleke dergisinin Genel yayın yönetmeni Serhat Halis. Halis, makalesinde Seyit Rıza ile Atatürk’ün görüştüğünü yazmakta. İddiasını verdiği çarpıcı örneklerle ve döneme ilişkin yazılan anılar ve gazetelerde yer alan bilgilerle güçlendirmektedir. Şimdi Kırmanciya Beleke dergisinin Mayıs 2010 tarihli sayısında Serhat Halis’in makalesinden bazı bölümlere göz atalım.

…..
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

KEMAL , SEYİT RIZA’LARIN ASILAMASI İÇİN ÇAĞLAYANGİL’İ BİZZAT GÖREVLENDİRDİ

M. Kemal 12 Kasım 1937 günü Ankara’dan özel beyaz treni ile “Doğu Gezisi” ne başlar. İlk durağı Sivas’tır. 13 Kasım’da Sivas’ta bulunan M. Kemal, 14 Kasım’da Malatya’ya geçer. Malatya’da gerçekleştirdiği ziyaretlerin akabinde Saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a gitmek üzere yola çıkar. M. Kemal’in resmi olarak Malatya’dan sonra yol üstündeki Elazığ’a değil de, önce Diyarbakır’a geçmesi ve ters bir şekilde Diyarbakır’dan sonra Elazığ’a uğramasının sebebi, Sey Rıza’ların idamlarının yarattığı etki geçtikten sonra Elazığ’da olmak istemesinden başka bir şey değildir. Bakın bu konuyu Çağlayangil kitabının belirli bölümlerinde birkaç defa nasıl ifade etmiş; “Emniyet Genel Müdürü Şükrü Sökmensüer Bey bana diyor ki ‘Atatürk, Singeç Köprüsü’nü açmaya gidecek. Dersim harekatı bitti. Beyaz donlu altı bin doğulu Elazığ’a dolmuş. Atatürk’ten Seyit Rıza’nın hayatını bağışlamasını isteyecekler. Beyaz donluların Atatürk’ün karşısına çıkmalarına meydan vermeyelim.’” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 49, Yılmaz Yn), “Oysa, biz mahkemenin kararını Atatürk gelmeden evvel vermesini ve geldiğinde Seyit Rıza meselesinin kapanmış olmasını istiyorduk. Ben bunu halletmek için Hükümet tarafından buraya gönderilmiştim.” (age. s. 50)

“Fakat biz bu işleri belki zamanında halledemeyeceğiz diye, Atatürk bir gün sonra Elazığ’a geldi.” (age. s. 52)

Çağlayangil’in açıklamalarından aslında M, Kemal’in Malatya’dan Elazığ’a oradan Diyarbakır’a geçmesi planlanırken idamların gerçekleştirilmemiş olması ihtimali üzerine plan değiştirilerek önce Diyarbakır’a sonra Elazığ’a gidildiği sonucu çıkarılabilir fakat bu söylenen de yalandır çünkü M. Kemal zaten 14 Kasım gecesi Elazığ’dadır. Sadece bu durumu gizlemek amacıyla önce Diyarbakır’a gidip ardından Elazığ’a geldiğinin bilinmesini istemektedir. Yukarıdaki alıntılarda ortaya çıkan bir başka mesele daha var ki, Çağlayangil’in maniple etme yeteneğinin ne kadar zayıf olduğunu gösteriyor. İlk alıntısında altı bin beyaz donlunun Sey Rıza’nın idamını engellemek için Elazığ’da toplandığının belirtilmesi çok büyük bir yalandır. O dönem doğu bölgesinden Sey Rıza’nın idamını engellemek için toplanacak tek kesim Dersimlilerdir. Fakat 1937 yılının Kasım ayında o sayıda Dersimlinin Elazığ’da toplanabilmesi Dersim’deki işgal ve katliam koşulları sebebiyle imkânsızdır. O zaman Çağlayangil neden 6 bin beyaz donludan bahsetmektedir?

M. Kemal, idam edilmeden önce Sey Rıza’yı görmek istemektedir zira M. Kemal’e sunulan raporlarda ve Dersim’deki algılanışı itibariyle Sey Rıza, efsanevi bir lider olarak M Kemal’in karşısına hep çıkmıştır. O dönem Sey Rıza hakkında karalama içerikli haberlerin sürekli gazetelerin manşeti yapılması da Sey Rıza’nın devlet tarafından ne kadar önemsendiğinin veya ondan ne kadar korkulduğunun nişanesidir. Halk anlatımlarında, Sey Rıza’nın Erzincan’a M. Kemal ile görüştürüleceği teminatı üzerine gittiği ve ele geçirildikten sonra da Sey Rıza’nın devlet yetkililerine M. Kemal’le görüşmek istediğini sürekli belirttiği görülmektedir. “Ben senin hile ve yalanlarınla baş edemedim bu bana dert oldu, ben de senin önünde diz çökmedim bu da sana dert olsun” sözünü işte esir olduğu bu dönemde görüştüğü devlet yetkilileriyle M. Kemal’e ilettiği söylenmektedir. Bütün bunlar M. Kemal’in Sey Rıza’yı idam edilmeden önce görmek istemesine sebep olan etmenlerdir.

Bu görüşmenin gerçekleşmesi ve gizli kalmasını sağlamak için de her türlü yöntem ve karartma uygulanmıştır. En başta, görüşmenin gizlenebilmesi için gece yapılması gerekmektedir. Görüşme yapıldıktan sonra da Sey Rıza’nın görüşmeyi kimseye anlatmadan idam edilmesi şarttır. O nedenle idamların gece yarısı yapılması için hukuk dışı her türlü yöntem uygulanmış ve netice alınmıştır. M. Kemal’in Sey Rıza ile görüştürülmesi çabasına kılıf uydurmak için de Çağlayangil’in yalanları devreye girmiş ve 6 bin beyaz donlunun M. Kemal’in karşısına çıkmasını engellemek için gece yarısı idamları gerçekleştirdiklerini aymazca anlatmıştır.

Oysa M. Kemal’in Ankara’dan “Doğu Gezisi”ne çıktığı gün yani 12 Kasım 1937 tarihli Tan gazetesinde çıkan haberde “Seyit Rıza İle Suç Ortaklarının Kararı Pazartesiye Okunacak” başlığı atılmıştır. Bu da idamların, M. Kemal “Doğu Gezisi”ne çıkmadan önce hangi gün yapılacağının bilindiğini gösteriyor. 12 Kasım Cuma gününden önce kararın biliniyor olmasına rağmen neden 12 Kasımdan önce infazlar gerçekleştirilmemiştir de tam M. Kemal’in Elazığ’da olduğu gece uygulanmıştır? Sey Rıza’nın Eylül başında tutuklandığını göz önünde bulunduracak olursak ve yine o dönem şartlarında istedikleri her hangi bir gün idamları gerçekleştirebilme yetkileri ellerinde olmasına karşın M. Kemal’in “Doğu Gezisi” ile aynı döneme denk getirilmesi tesadüf değildir. Hem gezi hem de idamların tarihi belirli bir plan çerçevesinde hazırlanmış ve ona göre de uygulanmıştır.

Çağlayangil, M. Kemal’i hukuk dışı gerçekleştirilen idam olayından haberdar değilmiş gibi göstermek için de çaba sarf etmiştir. O sebepten, M. Kemal’i halka karşı vicdanlı bir devlet adamı gibi yansıtma uğraşısı ağır basıyor. “M. Kemal idamlardan önce gelseydi, idamlara engel olurdu” gibi bir sonuç oluşturmaya çalışıyor ama yukarda en son yapmış olduğumuz alıntıdan da anlaşıldığı gibi yine kendisi M. Kemal’in bu durumdan haberdar olup, Sey Rıza’ların idamı için görevlendirilenlerin idamları gerçekleştirememe ihtimali nedeniyle Elazığ’a bir gün sonra gittiğini söylüyor. Yakayı bariz bir biçimde ele veriyor. M. Kemal’i aklamak ve M. Kemal ile Sey Rıza görüşmesinin üzerini örtmek için 6 bin insanın Elazığ’da toplandığı gibi uçuk bir yalanı ortaya atıyor.

MUSTAFA KEMAL 14 KASIM 1937 GECESİ ELAZIĞ’DAYDI

M. Kemal’in “Doğu Gezisi” kapsamında Elazığ’a geliş tarihi 17 Kasım 1937 Çarşamba olarak bilinmektedir. Oysa M. Kemal o tarihten önce yani Malatya’dan ayrıldıktan sonra 14 Kasım Pazar günü de Elazığ’dadır. Elazığ il merkezine girmez fakat 14 Kasım gecesi merkeze yarım saat uzaklıktaki Yolçatı’da kalır. (M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Yoçatı’da mı yoksa Elazığ Merkezde mi geçirdiğini net olarak söylemek mümkün değil ancak o geceyi ikisinden birinde geçirdiği muhakkak). Dönemin yerel gazetelerine de yansıyan bu durum genel olarak çok belirgin bir şekilde haber yapılmaz, yapılanlarda da aynı gün M. Kemal’in Diyarbakır’a gittiği yazılmaktadır. M. Kemal’in Elazığ’a gelişini konu edinen bir kitapta da M. Kemal’in 14 Kasım’da Elazığ’da bulunduğuna dair bilgiler şu şekilde yer edinmiştir; “… Atatürk, Anadolu Gezisi ile 14 Kasım 1937’de trenle Elazığ’ın Yolçatı İstasyonuna gelir.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27, MT Yn.)



14 Kasım saat 14.00’da Malatya’dan Diyarbakır’a geçmek için yola çıkan M. Kemal, Diyarbakır’a 15 Kasım 1937 Pazartesi günü varmıştır. Demek ki 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirmiştir. Her ne kadar tarihi kaynaklar ve dönemin gazeteleri bu durumu açık bir biçimde yazmasalar da, M. Kemal’in güzergâhı ve gezi tarihleri dikkatlice takip edildiğinde 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiği görülecektir. Şöyle ki, M. Kemal’in aynı gün (14 Kasım) Diyarbakır’a ulaştığını iddia eden kaynaklar, onun Yolçatı’dan sonra Sivrice’ye oradan da Maden’e gittiğini bildirirler. “Atatürk 14 Kasım 1937’de Elazığ’ın Yolçatı İstasyonu’na gelir. Burada Elazığ’ın protokolü ve eşraftan kimseler tarafından coşkuyla karşılanır. Buradan Elazığ’a girmeden Sivrice ve Maden ilçelerinden geçerek Diyarbakır’a gider.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 6, MT Yn.)

Yine dönemin yerel gazetesi Uluova’da haber şu şekilde çıkmıştır; “14 Kasım 1937 günü Yolçatı’na gelen ve büyük bir törenle karşılanan Atatürk ile beraberindekiler o gün Elazığ’a geçmeden Diyarbakır’a gittiler. Diyarbakır’a giderken, Elazığ’ın Sivrice ilçesinde bulunan Gölcük gölünü gördüğünde beyaz treni göl kenarında durduran Atatürk, bu güzellik karşısında duygularını ‘Dünyanın en güzel memleketi Türkiye’dir’ diyerek dile getirdi.” (Ülker Ardıçoğlu, 17 Kasım 1937, Uluova gazetesi, Sayı: 13733)

Aynı gün Diyarbakır’a gitmiş olması durumunda M. Kemal’in tarih yaprakları yine 14 Kasım’ı gösterdiğinde Diyarbakır’da bulunması gerekirken, 15 Kasım günü Maden’de ve Diyarbakır’da olduğunu dönemin gazetesi Ulus arşivlerinden bulmak mümkündür. 16 Kasım 1937 tarihli Ulus gazetesinin manşeti şöyledir; “Atatürk dün akşam Diyarbakır’a şeref verdiler”.
Ayrıca M. Kemal’in 14 Kasım’da Malatya’dan Elazığ Yolçatı’ya oradan da hiç durmadan aynı gün içerisinde sırasıyla Sivrice, Maden ve Diyarbakır’a gittiğini söyleyenlerin bir çelişkisi daha mevcut. Zira M. Kemal Malatya’dan 14 Kasım Pazar günü saat 14:00’da ayrılmıştır ve Yolçatı’ya gittikten sonra hemen Sivrice’ye gitmiş olduğunu kabul ettiğimizde en erken akşam saatlerinde Sivrice Gölü’nün kenarından geçmesi gerekirdi. Oysa bakın M. Kemal’in Sivrice gölü yakınından geçerken, trenden inerek gölü izleme olayını Kemal Zeki Gençosman nasıl aktarıyor; “… rahmetli Atatürk Diyarbakır’a gidiyordu. Demiryolu gölün kıyısından geçer. Sabah serinliği idi. Hususi trenini durdurdu. Gölün kıyısına indi… …O sabah saatinde Atatürk’ün bu güzel su kenarında çocuklar gibi şen yüzünü…” (Kemal Zeki Gençosman, “Hazar Gölü Adını Atatürk Koydu” Dünkü, Bugünkü, Yarınki ELAZIĞ Dergisi, 1974 Özel sayısı, s.20)

M. Kemal’in bu alıntıdan da anlaşacağı gibi Sivrice’ye 15 Kasım sabah erken saatlerde gittiğini anlıyoruz. Zaten Ulus gazetesinin 16 Kasım 1937 tarihli sayısında “Atatürk öğle yemeklerini (…) Gölcükte yemişler ve trenlerinden inerek göl etrafında iki saat kadar devam eden tedkiklerde bulunmuşlar, alâkadarlara bazı emirler vermişlerdir. Atatürk’ün trenleri saat 14.10’da Maden’e varmıştır.” haberi yayınlandığı için tereddüde yer kalmadan M. Kemal’in 14 Kasım gecesini Elazığ’da geçirdiğini söyleyebiliriz.

Burada değinmeden geçemeyeceğimiz bir husus daha var. M. Kemal, 14 Kasım 1937 gecesini Elazığ’da geçirdiğinin bilinmesinin önüne geçmek uğruna her türlü yöntemi denemiştir. Bunu gizlemek için de en başta o dönem çevresinde bulunanların, yaptıklarına tanıklık edenlerin, gördüklerini ve yaşadıklarını gizlemeleri için gerekli uyarıları yapmasıdır. Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Öncelikle İhsan Sabri Çağlayangil’in ortaya koyduğumuz çelişkili ve yalan beyanatlarından çıkarıyoruz. M. Kemal’den olayların gizlenmesi yönünde emir alan Çağlayangil, bu emrin yerine getirilebilmesi için tarihleri değiştirmede veya hayal ürünü kalabalıklar toplamada bir sakınca görmüyor.



Manipülasyon konusunda emir alan tek kişi Çağlayangil değil elbette, şimdi de Doğu Gezisinde M. Kemal’in özel treninin makinistliğini yapan Mehmet Saygaç’ın gerçeklikle uyuşmayan açıklamalarına kulak verelim; “Trenle Malatya’da iken, benden 6 saat içinde Diyarbakır’da olmam istendi. ‘Olmaz’ dedim. ‘Atatürk’ün emri’ dediler. ‘İmkansız’ dedim. Çünkü bu hatta buharlı trenle saatte 30 kilometre hızla ancak gidebiliyorsunuz. (…) Atatürk’ün istediği gibi 6 saat içerisinde Diyarbakır’a kavuştuk. Atatürk beni yanına çağırdı ve sordu: ‘Madem gidebilirdin neden olmaz dedin?’ ‘Paşam bu devlet malı, hızlı gitsek devrilebilirdik. Ama siz emrettiniz ben de geldim.’ Bunun üzerinde bana Atatürk’ün talimatlarıyla 5 maaş ikramiye verildi.” (Mehmet Topal, Atatürk Elazığ’da, s. 27,28, MT Yn.)

Yukarda vermiş olduğumuz dönem gazetelerinden alınan haberler, M. Kemal’in 15 Kasım’da Diyarbakır’da olduğunu tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde ortaya koymasına rağmen Saygaç’ın 6 saatte Diyarbakır’a gittiklerini anlatmasının hangi amaçla yapıldığını ve Atatürk’ün ona neden 5 maaş ikramiye verdirtmiş olabileceğini okuyucularımızın yorumuna bırakıyoruz.

M. Kemal 14 Kasım Pazar günü Elazığ’da kalmadan Diyarbakır’a geçebilecekken, Sey Rıza’yı idamdan önce görmek için o geceyi Elazığ’da geçiriyor ve yukarda bahsettiğimiz gibi idamların Pazar’ı Pazartesi’ye bağlayan gece yapılmasını istiyor.

deyişbeyi Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
deyişbeyi Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Amistofes (09.06.2015), Ferhat Güneyli (01.05.2015), gencalevi (01.05.2015)
Alt 30.04.2015, 22:41   #26
Yazar
deyişbeyi
Kontrollü Üye
 
deyişbeyi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.03.2015
Mesajlar: 73
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 13
deyişbeyi iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 124
51 Mesajına 100 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

GÖRÜŞTÜRÜLDÜ

Artık M. Kemal’in 14 Kasım 1937 gecesinin üzerine bu kadar titremesinin ve o gece yaşananları gizlemek istemesinin nedenini tartışabiliriz. Sey Rıza’ların idam tarihi 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yapılmıştır. O geceyi Çağlayangil’in anlatımıyla dinleyelim;

“Gece 12.00’de hapishaneye gittik. Farlarla çevreyi aydınlattık. Mahkemenin 72 sanığı var. Sanıkları aldık. Mahkemeye götürdük. (…) Mahkeme kararı açıklandı. Yedi kişi ölüm cezasına çarptırılmış, sanıklardan bazıları beraat etmiş, bazıları da çeşitli hapis cezaları almıştı. (…) Biz Seyit Rıza’yı aldık. Otomobilde benimle Polis Müdürü İbrahim’in arasına oturdu. Jeep jandarma karakolunun yanındaki meydanda durdu. (…) Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu.” (İhsan Sabri Çağlayangil, Anılarım, s. 51, 52 Yılmaz Yn)

Yaptığımız araştırmalar neticesinde o dönemki mahkeme salonu, jandarma karakolu ve idamların gerçekleştirildiği Buğday Meydanı’nın hemen yan yana olduğunu tespit ettik. Eski jandarma karakolu ile mahkeme salonunun yerinde şimdi Belediye Çarşısı ile Ticaret ve Sanayi odası bulunmaktadır. İdamların gerçekleştirildiği meydanla mahkeme salonu arasında ise şu an Saray Camii vardır ve 1937 yılında mahkeme salonuyla idamların yapıldığı meydan arasında on adım bile yoktur.

Çağlayangil, alıntıda görüldüğü gibi Sey Rıza’yı mahkeme çıkışı otomobile bindirdiklerini ve o şekilde meydana götürdüklerini söylemektedir. Mesafenin on adımdan az olduğu bir yer için Sey Rıza’nın diğerlerinden ayrılarak otomobile bindirilmiş olması, meydandan önce başka bir yere gidildiğinin göstergesidir. Üstüne özel arabayla götürülüyor olmasına rağmen Sey Rıza 7 kişi içerisinde en son idam edilen kişidir. Bu durumda Çağlayangil’in anılarında belli bir zamanı anlatmadığı açıkça ortaya çıkmış oluyor.

Tarih 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gecedir ve tesadüfe bakın ki o gece M. Kemal de Elazığ’dadır. Otomobile binilecek bir mesafe olmamasına rağmen Sey Rıza’nın otomobile bindirilmesi ve bu sebepten ilk idam edilecek olanın Sey Rıza olması gerekirken son idam edilen olması sebebiyle arada en az bir saatlik zaman diliminin Çağlayangil tarafından anlatılmadığı açıktır. Peki, bu zaman zarfında Sey Rıza nereye götürülmüş olabilir?

Ebedi Şef M. Kemal o gece Elazğ’da. Sey Rıza’nın bir an önce idam edilmesini isteyecek kadar onu önemseyen M. Kemal’in, o gece Sey Rıza’yı görmek istediğini söylemiştik.

Sey Rıza o gece meydana getirilmeden önce M. Kemal’in yanına götürülmüş ve onunla görüştürülmüştür. Otomobil Sey Rıza’yı aldıktan sonra istikamet ya Yolçatı’dır veya M. Kemal o gece Elazığ Merkez Tren İstasyonu’nda, özel trenini kör makasa çekerek Sey Rıza’nın getirilmesini beklemektedir. Bu ihtimal doğrultusunda otomobilin istikameti Elazığ Merkez Tren İstasyonu’dur.

Görüşmede neler yaşandığı, hangi diyalogların geçtiği konusunda elimizde her hangi bir bilgi yok fakat görüşmede Sey Rıza’nın M. Kemal’e karşı net bir duruş sergilemiş olduğunu söyleyebiliriz. Zira o gece M. Kemal’in, Sey Rıza’dan affedilmesine yönelik aman dilemesini beklemiş olma ihtimali yüksektir. Böyle bir davranış yerine tam tersi bir tavırla karşılaşılması nedeniyle o gece özellikle gizlenmiş, diyaloglarının içeriğinin bilinmesi büyük bir ehemmiyetle engellenmiştir. Eğer Sey Rıza o gece affedilmeyi istemiş olsaydı, o görüşme gizlenmeyecek, gazetelerin manşetinde yer alacak hem Sey Rıza şahsında Dersim mağlup edilecek hem de M. Kemal bir zafer daha kazanmış olacaktı. Üstelik böyle bir haber, M. Kemal’in vicdanlı bir lider olduğunun en büyük göstergesi olarak bizlere sunulacaktı. Dönemin MİT arşivleri ve Genelkurmay arşivleri açıklandığı takdirde o gece Elazığ’da olan bu görüşmenin bütün ayrıntılarıyla ortaya çıkacağını düşünüyoruz.

Dersim tarihiyle ilgilenen tarihçi ve aydınların kulağına kar su kaçırmaya çalıştığımız bu yazının konusunun önemi ve etkisi nedeniyle sadece dergimizin ortaya çıkarmaya çalışacağı bir mesele olmadığı aşikârdır. O sebeple elinde o geceye ilişkin belge, arşiv, fotoğraf vb. kaynak bulunan bütün çevrelerin bu verileri herkesle paylaşmaları gerektiğine inanıyoruz.” (Kırmanciya Beleke Dergisi S.4, Mayıs 2010, Serhat Halis, )

…..

ÇAĞLAYANGİL’İN RÖPORTAJINDA NELER VAR KILIÇDAROĞLU AÇIKLAMALI

Yukarıda Serhat Halis’in makalesinden alıntılağımız bölümde Mustafa Kemal’in Seyit Rıza ile görüştüğü iddiasını doğrulamaktadır. İhsan Sabri Çağlayangil’in ses kaydını 2008 yılında ilk kez Dersimnews.com’da yayınlamıştık. Bakınız linki: [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

O görüşmede Çağlayangil Dersim Katliamı’na ilişkin itiraflarda bulunmaktadır. Dersim’de insanları nasıl zehirli gazla öldürdüklerini anlatmaktadır. Dersimnews.com’da yayınladıktan sonra bir çok gazete, tv, ve internet sitesi o ses kaydını alıp yayınlamıştı.

İhsan Sabri Çağlayangil ile o röportajı yapan kim? Bugün CHP Genel başkanı olan Kemal Kılıçdaroğlu’dur. O görüşme 1986 yılında Bursa’da İhsan Sabri Çağlayangil’in evinde yapılmıştır. O röportajın sadece bir bölümü yayınlandı. Görüşmenin diğer bölümlerinde neler konuşulduğunu sadece Kemal Kılıçdaroğlu bilmektedir. Tahminimce İhsan Sabri Çağlayangil, röportajında Dersim’e ilişkin her şeyi itiraf etmiştir. Muhtemelen M. Kemal ile Seyit Rıza’nın görüşmesini de anlatmıştır. Çünkü Çağlayangil artık yaşlıdır ve ölüme yakındır bu nedenle gerçekleri söylememesi için korkacağı bir durumda yoktur. Eğer Kılıçdaroğlu bu görüşmenin ses kaydının tamamını yayınlarsa neler konuşulduğunu herkes bilecektir.

Buradan iddia ediyoruz ki Sn. Kemal Kılıçdaroğlu o görüşmenin ses kaydını eksiksiz yayınlarsa Dersim Katliamı’na ilişkin karanlıkta kalan tüm gerçekler ortaya çıkacaktır.

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Haydi buyrun bu da yalan deyin.

deyişbeyi Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
deyişbeyi Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Amistofes (09.06.2015), Ferhat Güneyli (01.05.2015), gencalevi (01.05.2015)
Alt 30.04.2015, 22:52   #27
Yazar
deyişbeyi
Kontrollü Üye
 
deyişbeyi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.03.2015
Mesajlar: 73
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 13
deyişbeyi iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 124
51 Mesajına 100 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Faşist provakatörler sabrımızı zorluyor. Hodri meydan!

Bakalım çete;Dersimli pir Seyit Rıza ve mazlum Aleviler mi,, yoksa onlara ellerindeki devlet olanaklarıyla her türlü mezalimi reva gören Çakallar mı bu Tanıma uyuyor!


Konu deyişbeyi tarafından (30.04.2015 Saat 23:25 ) değiştirilmiştir.
deyişbeyi Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
deyişbeyi Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Amistofes (09.06.2015), Ferhat Güneyli (01.05.2015), gencalevi (30.04.2015)
Alt 01.05.2015, 01:39   #28
Yazar
gnost
Forumla Bütünleşmiş
 
gnost - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 21.02.2006
Mesajlar: 3.867
Memleket: ÇORUM
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 96
İtibar Puanı: 1138
gnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı vargnost görkemli bir forum yaşantısı var

Ettiği Teşekkür: 828
1.206 Mesajına 2.509 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Canlar,

Osmanlı Fetvaları birer belgedir.Bakın, o Fetvaların her biri Alevileri haksız ve suçlu gösterir. Bizler kaynağa değil kaynağı kimin yazdığına bakalım.

Çok Ucuz bir Provakasyon başlığıdır.

Dersim hep bir ağızdan mağduriyet haykırıyor, Aydınlık gibi ajan Faşist bir kaynağın ucuz bir alıntısı Dersim isyanından bahsediyor.

Gelin bu faşist zihniyeti bir kenara bırakalım.Dersim'i Dersim lilerden dinleyelim.

şahıs kendi başlığıyla oyun oynamaya devam etsin.

___________________İMZA___________________
[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]

Konu gnost tarafından (01.05.2015 Saat 01:42 ) değiştirilmiştir.
gnost Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
gnost Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
**Yorum** (03.05.2015), Amistofes (09.06.2015), gencalevi (01.05.2015)
Alt 01.05.2015, 15:10   #29
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 23
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Emperyalist güçlerin uşaklığına soyunanlar, 96 yaşındaki Saliha ninemizin anlattıklarını elbette kayda değer bulmazlar. Eğer kayda değer görürler ise, eşkiyalık yaptıracakları insan kaynakları kesilir. Halk uyanır. Ortaçağ karanlığından sıyrılır.
Modernizm (aydınlanma) ile tanışır.
Osmanlı zulmünden kaçarak dağlara sığınmış olan dünyadaki gelişmelerden bir haber şekilde eğitimsiz, sağlıksız bırakılmış canlarımızın, din ve ırk üzerinden toplumumuzdan soyutlanılarak eşkiyalığa zorlanılanlar yerine, İlmin ışıında halkına hizmet eden, onların tüm ihtiyaçlarını bilimsel bir şekilde çözen bir kuşağın oluşmasına çaba gösteren yurttaşlar olmayı seçerler.
Bu da Emperyalizm'in en çok korktuğu bir durumdur.
Bugün hala bu Ortaçağ zihniyetini savunanlar varsa bilin ki geçmişte İngiliz'e, Fransız'a uşaklık yapanların günümüzdeki kalıntılarıdırlar.

Atatürk ile Seyit Rıza'yı buluşturabilmek için, işlerine geldiğinde bir çok yerde anılarına başvurdukları İhsan Sabri Çağlayangil'i, işlerine gelmedikleri zaman hiç bir kaynakları olmadığı halde yalanlamakta dırlar.
Aydın olmak bu olsa gerek(!)


Konu slistre tarafından (01.05.2015 Saat 15:22 ) değiştirilmiştir.
slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
slistre Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
bektaşksk (01.05.2015), haziran_AW (01.05.2015), VatanSever (01.05.2015)
Alt 03.05.2015, 02:16   #30
Yazar
deyişbeyi
Kontrollü Üye
 
deyişbeyi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 12.03.2015
Mesajlar: 73
Memleket: İSTANBUL
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 0
İtibar Puanı: 13
deyişbeyi iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 124
51 Mesajına 100 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

1924'lerden başlayarak günümüze değin sürdürülen ve adına ekonomik-ikili antlaşmalar denilen antlaşmaların altında ağababalarının mı yoksa devrimci demokratların mı imzası var?

M. Kemal'le başlayan bu ikili antlaşmalar değil mi yoksul halkı ve üretip kazandıklarını başta ABD Emperyalizmi olmak üzere batılı sermayederlere peşkeş çekip,onların kucağına oturtan?
Sayet bir uşak ya da hizmetçi aranıyorsa kapısında gönüllü uşaklık yaptığınız eğemenlerinize yani ağalarınıza bakın!Papağanlar bir kaç kelime ezberleyecek kapasiteye sahiptirler ama beyin algıları çok gelişmiş değildir.Beyni gelişmemişlerin ne Emperyalime kafaları basar, ne de Emperyalizme kimlerin Hizmetçi olduğunu ayırt edebilecek beyin çapları vardır.Hafızladıkları birkaç kelimeyi tekrarlayıp tekrarlayıp dururlar.

deyişbeyi Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
deyişbeyi Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Amistofes (09.06.2015), gencalevi (03.05.2015)
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 02:32.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica