Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevilik Genel

Alevilik Genel Alevilik üzerine genel tartışmalar, eleştiriler, sorunlar

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 12.12.2018, 13:41   #1
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Es Seyyid Ebul Vefa Menakıbnamesi Ve Alevilik

Anadolu Aleviliğinin kökenleri üzerine Tarihi kaynaklardan bölümler

Dikkatle okuyun, Cem ibadeti, semah, musahiplik, ramazan orucu ve daha birçok Alevi-bektaşi literatüründeki ibadetin 10. Yüzyıla ait tarihi bir kaynaktan izdüşümlerini görün. Meraklıları için tarihi kaynağı, nerede bulunduğunu ve günümüz cevirisinide aktardım:



Tacü'l Arifin Es Seyid Ebu'l Vefa, İmam Zeynel Abidin soyundandır. Miladi 1026 ( hicri 501) yılında Irak'ın Kusan kentinde doğdu.
Seyid'in soy seceresi Hz. Ali'ye bağlanır. babası Seyidleri takip edenlerden kurtulmak için, Kürtler arasına karışır. Kürt beylerinden birinin kızını alır, Ebu'l Vefa'ya bu yüzden Kürdi denmekte. ...
hemen hemen her seyidlik seceresinde adı yer alan Ebu'l vefa, Alevi-Bektaşi ekolünün öncüllerindendir.. çünkü kendisinden sonraki Anadolu Erenler'inden Hacı bektaş-ı veli, Baba ilyas, Geyikli Baba, Kul Himmet, Abdal Musa, Pir Sultan Abdal, gibi birçok eren evliya Seyid'in tasavvufi düşüncelerinden etkilenmiştir.

E'bul Vefa, kadın ve erkeğin birlikte ayin-i cem yapan Alevi/ batıni Erenlerimizdendir

Yaşadığı dönemde, Fıkhi ve Tsavvufi bilgilerde O'ndan üstünü olmadığı için, Çağdası olan, Ali b. heyti, Beka b. Batu, Macid-i Kürdi gibi birçok alim ders almıştır..
Seyid'te abbasi halifesi tarafından tuzak kurulması... ve İmtihana tabi tutulması, bunun yanında gösterdiği kerametler.. ve halkın Ona gösterdiği büyük sevgi ve bağlılıklık, Ebu'l Vefa Menakıbnamesi'nde çok güzel bir anlatım ile yer alır...

Menakıbname'nin orjinal hali, Süleymaniye Kütüphanesi'nde 992 No'da kayıtlı olarak yer alır.. günümüz Türkçesine ise birçok çeviri yapılmasına karşın en son çeviri, Dursun GÜMÜŞOĞLU tarafından yapıldı...
Bu Forum başlığı Altında Ebu'l Vefa'nın islam anlayışını ve menakıpnamesinden bazı bölümler sunacağız..


Konu Dede-baba tarafından (12.12.2018 Saat 16:15 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.12.2018, 13:42   #2
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Degerli canlar...

Bugün sizlerle Ehl-i Beyt'in nurlu soyundan gelen Es-Seyyid Ebu'l Vefa ve Halife Kaim bi-Emrillah'ın sarayındaki münazarayı ve bundan önceki yolculuğundan söz söyleyeceğim..


İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, hayırlar fet ola, şerler def ola Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine hu diyelim...

Evvelden Hakk' a selam getirelim... Peygamber ve nesli al-i abaya salavat getirelim...

Allahümme Salli Ala Seyyid'ina Muhammed-in ve Al'a Ali Muhammed...


"....Vakit tamam oldu...Ol yüceler yücesi Allah küfre sapmış halka acıdı... İçlerinden sıdk ile iman edenlerin.. Dualarına ve salatlarına karşılık verdi .. Gayp alemi Erenlerinden, bir kulunu gönderdi... Ceddi Muhammed... Nesli Ali'den... İmam Zeynel Abidin oğullarından Es-seyid Ebu'l Vefa, batın aleminden zahire doğdu...

Tac-ül arifin derledi Künyesine ... Sene tamam olunca Hakk'tan emroldu geldi fena alemine... Konuşurdu sadece lisanı Kürtçe, bilmezdi hem yoktu nasibi başkada ilimde ...

Bir gece rüyasına girdi ceddi Muhammed.. Ağzından verdi hem nasibini de.. gözünden perdeler kalktı... cümle eşya sırrını O'na açtı... hakikat ilminde bahri ummana daldı... Bir gece vaktiyde Ali sırrı verildiğinde...

Hakk'tan emrolunca cümle sırlar açığa vuruldu... Pek çok kürt mecusi, dini Muhammedi'yeye girip... Ehli Beyt'e gönül verip etrafında toplandı...Nerde kelam eylese.. Ceddi Ehli Beyt'en söylese, birçokları imana gelip tövbe ederdi...

İşte bu zamanlarda Halife, Kaim bi-Emrillah idi...Çevresindeki münkirler vede gerçekleri göremeyen Ehl-i Beyt düşmanı pek çoktu...Ebu'l Vefa'yı kötülediler halifeye... akıllarınca saraya davet edip rezil edeceklerdi Ehli sünnetin en tanımış alimlerince..

Halife Kaim bi-Emrillah'ın huzuruna çıktılar bu gösteriş islamını benimseyen küfr ehli ve dediler ki...

---"... Zeynel Âbidin oğlullarından bir kimse zahir oldu.. cümle ahali O'nunla Ehli Beyt'e iman eyledi... ve hilafet dahi benim atalarımınder imiş..Eğer şimdiden buna bir çare bulmazsak. fitne çıkar.. halifeliğin tehlikeye girer dediler...

Halife merak eyledi.. Es-seyidi görmek diledi.. haberciler gönderdiler.. Davete icabet dilediler...

Hazreti Seyid de davete icabet lazımdır diyerek... halifeden gelen bu daveti kabul eylediler.... Bu yolculuğa bir çok kabileden kimse de çıkmak diledi.. Hazret halkı men eyledi ama ne çare, birini men ederdi başka kabile daha gelirdi...

Seyyid dicle nehrinin yanına geldiğinde takip eden taliplerinin sayı için, kimisi der on bin idi, kimisi der onbinden fazla idi.. . sözün özü peşi sıra pek insan cem olmuş Hazretin izindeydi...

Ol sıralar Dicle nehrinden... öte tarafı ahaliyi geçiren gemiciler var idi...Cümle gemiciler bu kalabalığı görünce korkup kaçtı...gemicilerden "Osman Mabeyrâni" derledi... Bir er vardı... O'nun dışında kimse kalmadı... yerinden kımıldamadı.. merak eyledi.. Bu kimse kimdir? Bu kadar ahali peşindedir...Ve de gerçekten Hakk velisi midir, tecrübe eylemek diledi?...

Osman ileri geldi, Seyyid'e selam verdi:

--- Ya Seyyid! Ücreti peşin verin ondan sonra geçin... Dedi.

Ebu'l Vefa, hademine işaret eyledi.:

--- Hazırda ne varsa ver dedi... Hademi, yüz elli dinar var deyip...Yüz elli dinarı Osman'ın önüne koydu.. Fakat Osman onu almadı..

Osman:

--- Ben bu ücreti istemem dedi..

Hazret:

---Ya ne kadar ücret istersin? dedi

Osman:

---Ya Seyyit, isterim ki yarın sırratı geçirmeye kefil olasın... Ve bunun içinde bana ayrıca delil sunasın...

Hazret:

Osmanın bu kelamını işitti... Cenab-ı Hakk'a, hakkında dua ve salat eyledi..

----Hakk Teala'nın isminde ibret vardır...Sıratı geçersin inşallah dedi...

Osman:

---Ya Seyyid! Delil görmek isterim

Seyyid:

Mübarek dudaklarını kımıldattı...Bir takım sözler söyledi...Birden Osman'a bi haller oldu... Nara attı... Aklı başından gitti...Bir zaman sonra aklı başına geldi... Seyid'i ve cümle halkı geçirmeye razı oldu....

-- Rivayet odur ki..Seyyid'in beraberindeki kavimler üç türlü geçtiler... Bazısı su üzeri yürüyerek, bazısı hava üzreri yürüyerek, bazısı ise Es-Seyid ile bir adımda geçtiler....


Osman Maberani, Hazreti Seyid'den sonra tövbe etti... Ehl-i Beyt yarenleri arasına katıldı... Ömrü hayatını Ta'at ve ibadetle geçirdi... Sonunda ermişler arasına karıştı....Hakkında hikaye dillendi....Dicle kenarında Kummeti vardır... Oraya defnedilmiştir.... Kabri ulu bir ziyaretgahtır.

Bu mucizattan pek sonraları... Osman Muueyra'nın bir oğlu var idi O'ndan rivayet edilir ki....

"... Babamdan sordum ki, sana ne oldu da nara atıp yere düştün? Aklın başından gitti, ne gördün?

--".. Ya oğul gördüm ki... Kıyamet kopmuş, halk mahşere toplanmış, kimisinin yüzü kara ve kimisinin yüzü apak.. ve başta otururlar cümle erenler...Acep kime şefaat edecekler... Mizan kuruldu ve Sırrat gerildi, halk durmayıp geçer idi.. Ama çok az kimse geçebildi... Çoğu ayağını koyduğu gibi kaydı. cehenneme düştü.. Bu hali görüp korktum... Ansızın Tacu'l Arifin gelip elime yapıştı. Sırat katına getirdi ve dediki..

---"Bismillahirrahmanirrahim" de durma geç... Seyid'den bu kelamı işittikten sonra bir nida işittim ki, geçsin Osman Maberanı ve onun zürriyeti... Tacu'l arifin Ebu'l Vefa hürmetine...


Birinci bölüm sonu... (Devam edecek)

(Yazın oluşturulurken, Celal-Abbas Erenler Cemi ve Ebu'l Vefa Menakıpnamesinden Faydanılmıştır..)

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.12.2018, 13:43   #3
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

İsmi Şah Bism-i Şah Allah Allah, hayırlar fet ola, şerler def ola Hak-Muhammed-Ali yol göstericimiz ola, Gerçeğin demine hu diyelim...



Hazret-i Seyyid Bagdat Şehri'ne girdiğinde... Takip eden taliplerinin sayısı için, kimisi der on bin idi, kimisi der onbinden fazla idi.. . sözün özü peşi sıra pek çok insan cem olmuş Hazretin izindeydi... Rivayet odurki.. Bir o kadar daha büyük bir kalabalık.. karşı geldi... Seyyide bağlılıklarını sundu.. hep birlikte... Şehr-i Bagdat'a girdiler...

Her kim Seyid-i görse... Kelamına nail olsa tövbe eder.... Ehl-i Beyt kervanına dahil olurdu...Seyidi gören Cümle Bağdat halkı fikir birliği ettiler ki.. Hazret-i Seyid.. Evliyaların Büyüklerindendi....Seyid Bagdat sokaklarında bir mescide girdi... Halk o kadar etrafında cem olduki.. yukardan darı saçsalar yere düşmez idi..

Hazret-i Seyyid... Minbere çıktı... Evvel emirde Allah'ı zikretti.. Cedd-i Muhammed'i ve dahi Evlad-ı Resul'ü andı... salat-ı selam getirdi... cümle halkı tövbeye çağırdı... ve Nice Hakk'a kapalı gönüllerin kilidini açtı...Ehl-i beyt aşkına göz yaşı döküldü..

Günlerden Cuma.. vakitlerden Akşam vaktiydi.. Cümle erkan cem olup namaza durdu... Peygamber namazı eda edildi...12 İmam adına göz yaşı döküldü... Ol mescidde zikir hiç bitmedi... Daim-i bir zikir var idi...Durmadan yeni kullar gelir tövbe ederdi... bağlılıklarını sunarlardı...

Durumdan haberdar edilen Halife... Seyidi .. Tebdil-i Kıyafet içinde ziyeret etmek diledi...yanına Said İbni Nasr derlerdi Şafiii ulemanın en ileri gelenlerinden ve pek saygı gösterilenlerindendi. yanına aldı.
Seyid'in buluınduğu mescide girdiler. Ahaliye nazar eyledi. Gördü ki.. Seyid Nurlar içinde oturur... etrafında cümle azizler.. Hakk'ın ismini Okur... halifeye dehşet geldi... kalbine ikilik düştü... yanındaki Ebu Nasr'a dönüp:

----Ben Seyid-i imtihan etmek isterim ne dersin?

Said ibni Ebi Nasr:
---Ya halife! İmtihana ne hacet... Zira Bu Seyid'in Hakk üzre olduğu gün gibi ortadadır... dedi

Halife, Nasr-ı dinlemedi.. cematin arasına karıştı...hatunlar ve er kişiler birlikte cem olmuşlardı...yanlarına vardı... Bir hatunun eline yapışıp sıktı...

Hatun:

---Ya halife! Benden Uzak ol.... ki ben Hakk ile meşkulum.. dedi..
Halife hemen elini çekti.. başka bir yere gitti..Bir kız gördü, onun da yanına varıp elini sıktı...

Kız:
--- Ya Halife utanmaz mısın? ve Allah'tan korkmaz mısın?... evvel eline yapıştığın benim kız kardeşimdi.. seni rüsva eder, halife olduğunu halka bildirirdi... Yürü bizden uzak ol... Biz Allah'tan gayrısıyla meşkul değiliz...
Soyu temiz Seyid'in nuru itişamı, Halife'nin her tarafını sardı... zor durumda kaldı... ve sarayına geri döndü..

Said Halife'ye söyle hitap etti:

--- Ya Emir el mü'minin, ben size tecrübe etmemize gerek yoktur, O'nun nuru herkesi kaplamıştır demedim mi? malumdur ki, bu kişi veliullahtır. Eğer imtihan etmen şartsa ilmi konularda tartışabilecek, bu işin ehli kimseler bulalım, en zor soruları sorsunlar eğer yenilirse yalancı olduğunu anlarız, eğer bilirse O'na bağlanmak gerekir...

Halife'ye bu söz çok hoş geldi.. Bir elçiye yanında yedi tulum dolusu içki ile seyyide bir mesaj gönderdi...

Mesaj söyle yazıldı:

"... Halifenin sizlere selamı var, Duydukki içki içip cem olurmuşssunuz? Kadınlı erkekli toplanıp bu içkiden içesenüz, ol sebeten Bu yedi tulup şarap halifefen hediyedir...Sizler için!!!"

Halife'nin Mesajını taşıyan elçiye Muhammed kadiri derlerdi...Halife'nin en güvendiği ve has adamlarından biri idi...

Muhammed Kadiri, yedi tulum şarabı aldı, Hazret-i Seyid'in huzuruna vardır... korku ve dehşet baskın geldi... Mesajı söyleme kudretini gösteremedi...

Hazret-i Seyyid'e durum malüm oldu... Ve şöyle buyurdu:

-Ya Çaker ( Kul-hizmetçi), Bu tulumlarda baldan ve yağdan gayri nesne yoktur... halife dervişlere selam edip, hediye getirmiştir.. ve sözüne devam etti...

---Ya Dervişler! Çanaklarınızı getirin, Dervişler çanaklarını getirdiler...
Seyyid, Muhammed kadiriye döndü.

---Ya çaker sen kendi elinle taksim eyle! diye buyurdu.

Muhammed Kadiri, tulumun birini açtıki, şarap değil, bir bal varki.. beraklığından yüzü gözükür... Bir kokusu vardırki, misk-i anber...ve dahi birin dahi açtıki, şarap yağ olmuş.

Hakk'ın kudreti... Hazreti seyyid'in himmetiyle, bal ile yağ taksim edildi... bal-ü yağın kokusundan akıllar durdu, çaker bunu görüp kendinden geçti.. Hazret-i Seyid'in ayağına düştü...tevdi eyledi, pirin hizmetine girmeye destur istedi...

Seyyid, Bir tas getirdi...Bir tafarına, ateş... diğer tarafına pamuk orta yerinede kar koydu... Tasın ağzını kapadı... Çaker ile halifeye gönderdi...
Seyyid demek istediki. " erenler şehveti ateş gibidir, ve hatunların şehveti pamuk gibidir, ateş ile pamuk bir arada bulunmaz... Amma Ayin-i cemimizde seyid'in himmetiyle ateş pamuğu yakmaz..."

Nitekim... halife tası açtığında, ateş pamuğu yakmamıştı...halife anlatılmak isteneni anladı...tası boşalttı.. içine bir yılan yavrusu koydu... ağzını sıkıca kapatıp, içinde ne olduğunu kimsenin söylememesini tembihi ile, seyyide tası geri gönderdi...

Muhammed Kadiri, tası getirdi, Hazret-i Seyyid'in önüne koydu...

Hazret-i Seyyid:
---Ya çaker, utangaç halifeden, getirdiğin nedir?

Çaker;
---Ya Seyyid, Halifemiz, bu tasın içindeki nesneyi söylemenizi istediler...

Seyyid:
---Erenleri, böyle basit birşeyle mi denemek isterler, Bu düşük mertebedekilerin sınanmasıdır... Hemen yanında duran kardeşinin ağlu Seyid Matar vardı ve yaşı çok küçüktü, el ile Ona işaret buyurdu,

--Ya matar, bu tasın içinde ne vardır keşf ile bunlara bildir..

Matar:
---Ya seyyid, Cümle yerleri, gökleri ve cem-i makamları seyrettim, bir yılan yavrusunu anası yanında bulamadım. kaybolmuş,, Meğerki bu tasın içindeki kaybolan yılandır..

Çaker bunu iitince,nara atıp yere düştü, aklı başından gitti, Üzerindeki kıymetli elbiseleri çıkardı, çul ve kötü elbiseler giydi. Şan ve Rütbeyi terk eyledi. Tövbe diledi, Ona bağlandı...

Allah Eyvallah


Konu Dede-baba tarafından (12.12.2018 Saat 16:00 ) değiştirilmiştir.
Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.12.2018, 13:45   #4
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Seyid'in Şöhretini kıskanan Ehl-i beyt karşıtları Halifeyi Seyid'e karşı kışkırdır...

Sünni Alimler

--- Ey halifemiz! Şu Ebu'l Vefa'nın sizin tahtınızda gözü var. Şimdiden çaresine bakmalıyız..derler..

Halife, Bunun üzerine, Sryid'i sayara davet ederek, Sünni Alimlerin ve Ehl-i beyti sevmeyenlerin önünde sınava davet etti..

Bu toplantılardan birinde, hanifi, maliki, hanbeli ve şafii Alimlerin en namlılarından 40 bilgin bulunur..

Ebu'l vefa bunlara evvela, Caminin yanında demirden yapılmış bir minberi kızgın ateşle kor haline getirmelerini, bu minbere çıkarak kendisine soracakları tüm soruları yanıtlayacağını söyler.

Alimler isteğini yerine getirler.. Büyük bir kalabalık toplanmıştır.. önde Alimler arkada ahali....

Seryid evvela besmele çeker, sonra minbere çıkar oturur. Hz. peygamber'e, ve Ehl-i beyt'e salavat getirir... Oradakiler kızgın kor halindeki demirin Seyid'i yakmadığını görünce, şaşakına dönerler.

Seyid Kim soru soracaksa buyursun der?

Fakat bilginler soracakları soruyuda unuturlar.. Elleri ayaklarına dolaşır. Nasılsa Birisi o sırada aklına gelen şu soruyu Seyid'e yöneltir:

--- İslam nedir?

Ebu'l vefa:

---- Hangi islamı soruyorsun? Senin islamından mı soruyorsun? Yoksa Benim islam'ından mı?

diye söyleyince o zat:

--- İslam iki Türlü müdür diyorsun?

dedi. Seyid Ebu'l Vefa:

--- Evet iki türlüdür: Sizinm islamınız, imanınızın aynıdır. Sen, Allah birdir, eşi ve benzeri yoktur. Muhammed Mustafa ( S.A.V.) hak peygamber diye dilinle söyler, kalbinle buna inanırsın. Allah'ın ve resulü'nün emrini tutup, onunla amel edersin.

Amma Bizim islamımız bazı değişiklikler içerir. Şöyleki:

Biz imanın yanında, hiçbir zaman Allah Teala'dan gafil olmamak islamdır deriz. Sizin orucunuz Ramazan da fecrin ağarmasından güneş batıncaya kadar yemeden içmeden kesilmek ve akşam oluncada iftar etmektir. BİZİM ORUCUMUZ İSE: yiyeceklerden, giyeceklerden ve bütün kainattan uzak durmaktır. ZEKAT'a gelince; altından bu kadar, gümüşten şu kadar ve davardan su kadar deyip, fıkıh kitaplarında açıklandığı gibi verirsiniz.. BİZİM ZEKATIMIZ, mevcut olan herşeyi fazla fazla vermektir. Allah katında makbul olan nesnelerle zenginlik hasıl edip meydana getirip, dünyevi bütün varlıklardan el çekmektir.

Seyyid,, sonra Haccı ve diğer emirleri bir biri açıkladı, Bu anlattığım İslam'a kim sahiptir? diye sorunca hiç kimse cevap veremedi

Seyyid:

--- Ey Cemaat! benim için çok şiddetli bir ateş kızdırdınız, ama Allah'ü Teala söndürdü. Hani bana soru sormak için günlerdir hazırlık yapan kırk bilgininiz? gelsinler sorularını sorsunlar?

Kimse cevap vermeyince, Seyyid:

--- bana soru hazırlayıpta Allah tarafından size unutturulan soruları ben sorayım ve yanıtlarınıda vereyim dedi..

hepsini tek tek yanıtladı. herkes hayretler içinde kaldı. utancından ne yapacağını bilemeyen sünni bilginlere şöyle seslendi:

---".. Sizler hilafetin ve şeriatın medreselerinde öğrenim gördünüz. bunun hiçbir önemi yoktur. Öğrendikleriniz bilimsel olmadığından hepside birgün unutulacaktır. geçersizolacaktır. Amma, Ledun ilminin okulu yoktur. kağıdı gönül sayfasıdır. kalemi de insanın kalbidir. Bu ilmi öğrenen her iki dünyada mutlu olur..

dedi ve minberden indi... sünni bilginlerden, İbn-i Akil, ve ibn-i Hübeyre , seyidi kutladı.. ikinci bir vaaz verilmesini dilediler..

Seyid, Kürsüye çıktı.. Ehli beyt'in kutsallığını anlattı, Emevilerin zulmünü kınadı.. 12 İmam'a halkı çağırdı..

Devamı var..

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.12.2018, 13:46   #5
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ebu'l Vefa ve Musahiplik


Ebu'l Vefâ (d. 1026), onikinci kusaktan Ali'nin torunudur, seyyiddir. Ebu'l Vefâ'nin, Anadolu Aleviligin erken dönem pirleri arasinda yer aldigi tartisilmazdir ve özellikle bu nedenden dolayi Ebu'l Vefâ bizim acimizdan cok önem tasimaktadir. Kendisi bir Seyh (Mürsid) olup, Babai'lerin Pir'idir. Ebu'l Vefâ'yi görebilmek, ve onun tarikatina baglanabilmek icin, bir cok ülkeden ve yöreden insanlar gelmistir.

Ebu'l Vefâ, sem⒠(semah) dönen, 12 Imamlara inanan, Zahir ve Batin inancini benimseyen, âyinlerini kadin-erkek birlesik yapan bir mutasavvifti. Bunlarin disinda, Musahiplik olgusununda Ebu'l Vefa'da görmekteyiz, Nitekim Ebu’l Vefâ'nin, kendi müridlerini birbirine "muvahat-müsahip" (kardes) etmestirr. Bunu bir örnekle gösterelim:

Beyazid-i Bestami'nin tarikat üyeleri ve Ebu'l Vefâ'nin kendi tarikat müridlerinin beraber oldugu bir toplantida, Beyazid-i Bestami’nin tarikatindan yirmi kisiyi kendi tarikatindan yirmi kisiyle muvahat ediyor:

"...Andan sonra ashâb-i Bayezid'in muteberleri durub Hazreti Seyyid’in elin öpüb ve istigfar etdiler ve dahi iltimâs etdiler ki;

bu silsilenin ashâbi Hazreti Seyyid silsilesi ashâbiyla kardas olalar. Hazreti Seyyid bu iltimâsi Kabul idüb yirmi kisi ol tarafdan ve yirmi kisi bu tarafdan akdi muvahat idüb, ahiret kardasi oldilar...."

Yukaridaki alintida dört önemli noktaya rastliyoruz:

1- görüldügü üzere yukarida bahsi gecen kardeslik kurumu, Caferi ve Sünni kaynaklarinda da Arapca olarak gectigi gibi, akd-i muvahat ismiyle geciyor. Böylece, burada gördügümüz ve Alevilerin en büyük pirlerinden biri tarafindan uygulanan muvahat'in, Muhammed ve Ali'nin arasinda yapilan muvahat'a dayandigi anlasilmaktadir.

2- bugün Alevilerde bile kullanilan "ahiret kardesligi" tabirinin de yukarida gecmesidir, ki bu tabir bugün musahipligin ta kendisi icin kullanilmaktadir. Bu da muvahat'in Alevilikle olan iliskisini daha da güclendiriyor.


3- bu kardeslik kurumunun nasil uygulandigidir. Alintida gördügümüz gibi, kardeslik kurumu, tarikat seyhi tarafindan, yani Ebu'l Vefâ tarafindan uygulaniyor. Muvahat olmadan önce, muvahat olmak isteyen kisiler seyhin (Ebu'l Vefâ'nin) elini öpüp, ondan af diliyorlar, ve birbiriyle muvahat olabilmek icin, ilk önce ondan ricada bulunup, onun rizasini aliyorlar.

Günümüz Alevilerde uygulanan musahiplik erkânini çok ciddi bir sekilde cagristirmakla beraber, olayin baska bir boyutunu da hatirlatiyor bize:

4- Hem yukaridaki alintida, hem de Muhammed ve Ali'nin akd-i muvahat'inda, her insanda, baskasini muvahat yapma yetkisinin olmadigini görüyoruz. Ali'nin döneminde, insanlar arasinda muvahatligi sadece Muhammed uygularken (Alevi kaynaklarinda da bu sekilde geciyor), yukaridaki alintimizda da, muvahatligin sadece bir seyh tarafindan uygulanabilecegi göze carpmaktadir. Bu seyhin de ayni zamanda Oniki Imamlarin soyundan gelen bir seyyid olmasi, yine Alevi dedelerininin bugünkü durumuna götürüyor bizi.

Günümüzde de musahiplik sadece (seyyid olan) pirler/dedeler tarafindan uygulanabiliyor.

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12.12.2018, 13:47   #6
Yazar
Dede-baba
Forumun Bir Parçası
 
Dede-baba - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.07.2008
Mesajlar: 966
Memleket: ERZİNCAN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 51
İtibar Puanı: 346
Dede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üyeDede-baba sevilen bir üye

Ettiği Teşekkür: 199
815 Mesajına 1.397 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Tac’ül Arifin Seyyid Ebü’l Vefa’ya dervişlerinden Ebu Gamame sorar:

- Ey Efendim! Semah konusunda ne buyurursunuz, helal mıdır, yoksa haram mıdır?

Hz. Seyyid:

"...- Bu semah, semah edenin durumuna bağlıdır. Semah ateş gibi, gönüllerde odun gibidir.

O gönül ki temizdir, güzel kokusu vardır, güzel kokulu ağaçlara benzer. Bu ağaçlar ateşe bırakılınca güzel koku yayarlar. Başka bir gönül de vardır ki, temiz değildir, yaramaz kokusu olan ağaca benzer, bu ağacı da ateşe bıraksalar, fena bir koku yayılır.

Semah da bazı kalplere cila verir ve aşkını artırır. Bazı kalplere ise inkar verir, karanlığını artırır. Bazı ağaçlar da vardır ki, güzel ve kötü kokusu yoktur, kokusuzdur. Yakılınca iyi ve kötü kokusu çıkmaz, çabuk yanıp gider. Bazı gönüller de vardır ki, semahtan ne şevk duyar ne de inkar ve karanlık duyar. Kendi aleminin dışına çıkmaz.

Bu demektir ki,

semah; bazı kimselere mübah (uygun) bazısına mendup (beğenilen) bazısına vacip (yapılması gerekli) bazısına mekruh (istenmeyen) ve bazılarına da tehlikelidir. Her birinin ehli vardır. Sakın ola ki, kimse mertebesini aşmasın, zira tehlikelidir.” diye buyurdu...."""


Hz. Seyid Semah hakkında Yine buyurdu ki:

“...Allah-ü Teala’nın arif kulları için hazırladığı bir şerbet vardır. İçince sevinilir, tasalarını atarlar, sarhoş olurlar, vakitleri hoş olur. Vakitleri hoş olunca da gaip olurlar. Gaip olunca hazır Tanrı katında olurlar.

Hazır olunca nazar ederler, nazar edince talep ederler, talep edince bulurlar. Bulunca ondan başkasını yitirirler, yitirince ulaşırlar, ulaştıkları zamanda muttasıl olup (Gözünü Cenab-ı Hakk’ın vücuduna bağlı görmesi) meydana gelip müşahede edip (Hakk’ın birliğini varlıklarda görüp) şu sesi işitirler;

Rableri onları kendinden bir rahmet, razılık (ebedi hoşnutluk) ve kendilerini içinde sonsuz ve devamlı nimet bulunan cennetlerini müjdeler.

Evet semah budur.

Rableriyle bütünleşmenin, vahdet-i vücut olmanın adıdır.

Allah Eyvallah

Dede-baba Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.01.2019, 05:14   #7
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 524
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 14
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Saygideger Canlar,

Defalarca kaleme aldim, almaya da devam edecegim... Yer Yuzunun En Vahsi Dini, Cinsi Sapik, Uckur Duskunu ve Cinsi Sapik yapilanmasi olan ISLAM..
ALEVI YASAM FELSEFESININ YANINDA DUNKU COCUKTUR..
TABAN TABANA ZITTIR.
Birisi; Sevgi ve Insanlik Yoludur.
Digeri ise, Yer yuzunun en asagilik ve ahlaksiz yapilanmasidir...
Susmiyan Dillerimiz dun durmadigi gibi, bugun ve yarinda durmiyacaktir... Bunlarin 5 Sartini bunlarin igrenclikleri oldugu ve 5 Sartinin hic birisininde ALEVI YASAM FELSEFESINDE OLMADIGINI tarihler boyunca bedel odiyerek bunlarin yuzune tukurerek haykirdik.....

Yok Efendim MEVLANA Aleviymis!!!
Yok Efendim Ebü’l-Vefâ hazretleri Aleviyimis!!!
Yok Efendim Hz. Ali Aleviyimis!!!!
Yok Efendim Hz. Muhammed Aleviymis!!!

Bre utanmazlar, defalarca yazdik....
Hz. Muhammed Kizi Fatma`yi Amcasinin oglu olan Hz. Ali`ye Vermismidir? Evet.
Hz. Muhammed Kizini Verdigi Kisiye KARDESIM demismidir? Evet

ALEVI YASAM FELSEFESINDE BIRAKIN IKRARIN KIZINI ALMAK,(MISAYIBININ KIZINI ALMAK) 7 nesil bir birinden kiz alinip verilmez, verilmesi halinde DUSKUN SAYILIR.

Alin gidin Arap Muhammedinizi ve Arap Alinizi basiniza calin, Ikisi de birer suc makinasi ve insanlik dusmanidir.

Mevlananiz ve Ebü’l-Vefâ hazretleriz sizin olsun... Bu islam temsilcilerini getirip Alevi Kizilbas Komlegi giydirmeye calismayin...

EBUL`L VEFA HAZRETLERI KIMMIS BAKALIM.


Evliyanın büyüklerinden. Künyesi Ebü’l-Vefâ, ismi Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Zeyd bin Hasen el-Ârif bin Zeyd bin İmâm-ı Zeynel’âbidîn bin İmâm-ı Hüseyn bin Aliyy-ül-Murtezâ bin Ebî Tâlib’dir (radıyallahü anh). Lakabı Tâc-ül-ârifîn olup, Kakis diye de anılır.

Seyyid Ebü’l-Vefâ 1026 (H. 417) senesi Receb ayının on ikinci günü Irak’ın Kuşende mevkiinde dünyâya geldi. Seyyid Ebü’l-Vefâ, keramet ve hârikada asrının reisiydi. Zamanının bir çok âlimleri ondan istifâde etti ve feyz aldı. Binlerce talebesi vardı. 1107 (H. 501) senesi Rebî’ül-âhir ayının yirminci günü, seksen dört yaşında vefat etti. Cenazesini Adiyy bin Müsâfir yıkadı, kefenledi ve defnetti.

Seyyid Ebü’l-Vefâ hazretlerinin babası Seyyid Muhammed Arizî, zamanının büyük evliyasından olup, menkıbeleri ve kerametleri çok idi. Yaşadığı beldenin hâkimi, seyyidlere çok eziyet vermeye başlayınca, orayı terk ederek Benî Nercis kabilesinin bulunduğu köye yerleşti. Burada yaşayan insanlar, dînî bakımdan çok zayıf idiler. Seyyid Muhammed Arîzî, akşam, yatsı ve sabah (EZANLARINI ezanlarını (OKUYARAK)okuyarak, (NAMAZ KILDI)namaz kıldı. Ezan sesini duyan oradaki halkın, cenâb-ı Hakk’ın izniyle, kalbleri yumuşadı ve hepsi namaz kılmaya başladılar. Oranın halkı Seyyid Muhammed Arîzî hazretlerini göndermiyerek, köylerine yerleşmesini sağladılar. Beni Nercis kabilesinin reisi Ömer bin Şirküve bin Ebî Ammâr Naci’nin Fâtıma isimli bir kızı vardı. Seyyid Muhammed Arîzî bununla evlendi.

Seyyid Muhammed Arîzî, vefatı ânında bulunduğu beldenin halkını çağırarak; “Doğru yoldan ayrılmayın. Size gösterdiğim yol üzere olun ve bu yolda ilerleyin” diye vasiyette bulundu. Hanımına ise; “Yâ hâtûn! Erkek bir çocuk dünyâya getirsen gerek. Bu çocuk, büyüyünce yüce bir zât olur. Çok kerametleri görülür ve pek çok kimselere doğru yolu gösterir ve kerametlerinin bâzıları daha doğmadan görülür. Bunları bilesin ve bundan gafil olmayasın” diye vasiyet etti. Vefatından sonra, o beldenin halkı oradan göç ettiler. Bu göç esnasında, yolları bir bostan kenarından geçti. Kafileden bir kaç kişi, bostandan izinsiz kavun aldılar. Kesip kervandakilere dağıttılar. Bir parça da Seyyid Ebü’l-Vefâ’nın annesine verdiler. Annesi, o kavunun, sahibinden izinsiz alındığından habersiz olduğu için, verilen parçayı yedi. O kavun parçasını yedikten sonra, hemen karnında bir ağrı vâki oldu ve yediklerini çıkarmak için istifra etti. Bu durum kabilenin ileri gelenlerine anlatılınca, Seyyid Muhammed Arîzî hazretlerinin söylediği, doğum öncesi kerametlerinin görüldüğünü anladılar. Ebü’l-Vefâ hazretleri babasının vefatından iki ay sonra doğdu. Daha bebek iken, oruç tutmaya başladı. Gündüzleri annesinden süt emmez, geceleri emerdi.

Kendisine Ebü’l-Vefâ denilmesinin sebebi şöyle anlatılır: Ebü’l-Vefâ daha on yaşında iken, Şenbekî hazretleri onun vasıflarını işitip, görmek istedi. Seyyid Ebü’l-Vefâ hazretleri çoğunlukla tenhâ yerlere gider, buralarda Allahü teâlâya ibâdet ederdi. Şenbekî hazretleri, sık ağaçların bulunduğu ormanlık bir yerde onu ibâdet ederken buldu. Yanında, bir köpekle arslan birbirleriyle oynuyorlardı. Şenbekî hazretleri, Ebü’l-Vefâ’nın arkasından yanına vararak selâm verdi. Ebü’l-Vefâ hazretleri selâmı aldıktan sonra, Şenbekî hazretleri; “Sana bir suâlim vardı. Şimdi iki oldu” dedi. Ebü’l-Vefâ; “Buyur, kaç suâl sorarsan sor” deyince, Şenbekî hazretleri; “Arslanla köpek yaradılış itibariyle birbirine düşman birer hayvandırlar. Hâl böyle iken, nasıl oluyor da senin köpeğinle bu arslan oynuyor, bunun sebebi nedir?” diye sordu. Seyyid Ebü’l-Vefâ hazretleri; “Allahü teâlâ kudret ve inayeti ile kalbimi temizlediğinden beri, köpeğimle bu arslan dost ve arkadaş oldu” dedi. Şenbekî hazretleri; “İkinci suâlim ise, herkesin bir derecesi vardır. Sana selâm verdim. Selâmımı iade ederken niçin ayağa kalkıp, bana doğru dönüp de selâmımı öyle iade etmedin?” diye sorunca, Ebü’l-Vefâ hazretleri; “Yâ Şenbekî! Bu hususta Allahü teâlâ meâlen şöyle buyuruyor: “Evlere kapılarından gelin ve Allah’tan korkun ki, kurtulasınız” (Bekara sûresi: 189). Eğer sen karşımdan gelse idin, senin selâmını iade ederken ayağa kalkardım. Fakat sen, âdet olanın aksini yaparak arkamdan geldin. Ben de senin bu hareketinin karşılğmda, ayağa kalkmadan selâmını aldım” diye cevâb verdi.

Daha sonra Ebü’l-Vefâ hazretlerinin evine beraber gelip, bir süre sohbet ettiler. Sonra, Şenbekî hazretleri; “Ey Muhammed! Sende nihayetsiz bir nur müşahede ettim ve başının üzerinde Hak teâlânın nurundan bir alem gördüm ki, kıyamete kadar senin evlâdının kerametleri zahir olup, dillerde söylense gerektir. Sana bu müjdeyi vermeye ve talebeliğime davete geldim” dedi. Ebü’l-Vefâ hazretleri de; “Annemden izin alıp öyle gelevim” dedi. Bir süre sonra annesinden izin alarak, Şenbekî hazretlerinin yanına gitmek için yola çıktı. Yolda, bütün hayvanlar ona selâm verirdi. Huzuruna vardığında Şenbekî hazretleri; “Merhaba Ebü’l-Vefâ’ya! Ahdine vefa eyledi, sözünde durdu” dedi. Bunun üzerine ona, Ebü’l-Vefâ künyesi verildi.

Ebü’l-Vefâ hazretleri, hocasının izniyle Buhârâ’ya gitti. Orada zahirî ilimlerin hepsini tahsîl etti. Bu esnada nesebi hakkında kimseye bir şey söylemedi. Tahsilini tamamladıktan sonra, memleketine dönmek isteyince, arkadaşları ona; “Zahirî ilimlerin hepsini öğrendin. Memleketine gitmek istiyorsun. Buna şükran olmak için, bizlere bir ziyafet çekmen gerekmez mi?” dediler. Bunun üzerine; “İstediğinizi memnuniyetle yerine getirmek isterim. Fakat fakîrim, bu isteğinizi yerine getiremiyeceğim için üzgünüm” dedi. Arkadaşları; “Bu özrünü kabul etmeyiz, biz ziyafet isteriz” dediler. Bunun üzerine çaresiz, tekliflerini kabul etmek zorunda kaldı. Fakat ne yapacağını bilemiyordu. Ziyafet verecek parası yoktu. Bir süre düşündükten sonra, Buhara melikine yitmeye karar verdi. Melikin yanına varınca ona; “Ben İmâm-ı Ali’nin evlâdlarındanım. Buhârâ’ya ilim öğrenmek için gelmiştim. Tahsilimi tamamladım. Ve memleketime dönmek istedim. Arkadaşlarım, gitmeden önce kendilerine ziyafet vermemi istediler. Fakîr olduğumdan onlara ziyafet vermeye gücüm yetmiyor, bana yardımcı olmanı istiyorum. Bu yardımın şüphesiz ind-i ilâhîde boşa gitmez” dedi. Buhara meliki bu sözlere değer vermedi ve; “Burada Seyyid çok olur. Senin İmâm-ı Ali hazretlerinin torunu olduğun ne malûm?” dedi. Bu duruma çok üzülen Ebü’l-Vefâ, melikin huzurundan çok müteessir olarak çıktı. O gece melik rüyasında kıyamet kopmuş gördü. O sırada kendisi, anlatılamıyacak derecede susamıştı. Peygamber efendimiz, Kevser havuzunun başında bölük bölük gelen ümmetine su dağıtmakta idi. Buhara meliki kevser şarâbından içmek için havuzun başına vardı ve; “Yâ Resûlallah! Ben de senin ümmetindenim, bana da Kevser şarâbından ihsan eyle. Çok susuzum” dedi. Peygamber efendimiz de; “Burada bana ümmetinim diyen çok olur. Fakat bana gerçek ümmet olanlar bildirilir” buyurdular. Melik; “Yâ Resûlallah! Ben de gerçek ümmetindenim” deyince, Resûl-i ekrem; “Benim neslimden Ebü’l-Vefâ, kendisini sana bildirdiği zaman, sen ona îtimâd etmedin. Bana gerçek ümmet olan, benim neslime hakaret nazarıyla bakar mı?” buyurdu. O sırada melik uykusundan uyandı. O kadar korktu ki, hemen adamlarını sağa sola göndererek, Ebü’l-Vefâ hazretlerini aramalarını emretti. Fakat Ebü’l-Vefâ hazretlerini hiç bir yerde bulamadılar. Bunun üzerine kendisi, Ebü’l-Vefâ hazretlerini bulmak için yola düştü. Onun arkasından yetişip tövbe etti ve önüne kırk yük mal koydu. Sonra fakirlere sadaka dağıttı.

Daha sonra, Tâc-ül-ârifîn Ebü’l-Vefâ hazretleri, Kalmine’ye geldi ve orada yerleşti. Burada halka hakîkî müslümanlığı anlatmaya ve talebe yetiştirmeye başladı.

Ebü’l-Vefâ hazretleri şöyle anlatır: “İlim öğretmekle meşgul olduğum sırada, bir gece rüyamda Peygamber efendimizi gördüm. Rüyada Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, bana dönerek; “Yâ Ebe’l-Vefâ! Sana yedi yâren verdik. Kim bunlara ihlâs ve sıdk ile riyasız muhabbet besler ve mürîd olursa, kıyamet gününde benim bayrağım altında haşrolunur. Benim evlâdım olan seyyidlere kim hürmet ederse, aynen bana hürmet etmiş olur. Bana hürmet eden, Allahü teâlâya hürmet etmiştir. Allahü teâlâya hürmet eden, Cennet’i kazanmıştır. Benim evlâdıma kim hürmet etmezse, bana hürmet etmemiş olur. Bana hürmet etmiyen, Allahü teâlâya hürmet etmemiştir. Allahü teâlâya hürmet etmeyenin yeri ise Cehennem’dir.

Ey Ebü’l-Vefâ! Sana ve yârenlerine vasiyetim olsun. Kıyamete kadar kimseyle kavga ve anlaşmazlık çıkarmayın. Çünkü kavga ve anlaşmazlık karışan silsilenin nesli helak olur. Ey Ebü’l-Vefâ! Benim sünnetimi yerine getirip bu yedi yâreninin eteğine yapışan saadete ulaşır. Bunlardan uzaklaşan, benden uzaklaşmış olur” buyurdu. Ben bu ahde sâdık kalacağımı söyledim ve yedi zâtı da cânu gönülden yârenliğe kabul ettim. Peygamber efendimiz dua ettiler. Kapı çalınmasıyla uyandım.

Kapıyı açınca, o yedi zâtı gördüm ve onları içeriye davet ederek yemek yedirdim ve; “Gelmenizin sebebi nedir?” diye sordum. Onlar da; “Rüyamızda Peygamber efendimizi gördük. Bize; “Tâc-ül-ârifîn Seyyid Ebü’l-Vefâ sizin zahiren ve bâtınen atanız oldu. Ona gidin” buyurdu” dediler. Ben de onlara gördüğüm rüyayı anlattım. Onlar zahiren de bana bî’at ettiler.” Seyyid Ebü’l-Vefâ hazretleri bir müddet Bağdâd’a gelip halîfe Kâim biemrillah’a nasîhatte bulundu.

Seyyid Ebü’l-Vefâ hazretleri buyurdu ki: “Az yiyip, az uyuyun. Çok tefekkür edin. Geceyi ibâdetle geçirin! Çok yemek, insanı uyuşuk yapar. Uyuşuk olan gafil, gafil olan da mahzun olur. Bu ise insanı felâkete götürür.”

“Takva bir ağaçtır. Bu ağacın kökü Peygamber efendimizdir. Budakları Sahabe ve Tâbiîndir. Meyvesi ise sâlih ameldir.”

“Nerede olursanız olun, ne yaparsanız yapın, Allahü teâlâ sizi görür. Onun için, yasaklanan yerlerde değil, emredilen yerlerde bulunun.”

“Talebenin dikkat etmesi gereken ve kendine lâzım olan şeyler şunlardır: 1) Kalbini ve niyetini kötülüklerden temizlemek, 2) Farz ve sünnetleri yerine getirmeye çok hırslı olmak, 3) Bid’atlerden ve fitnelerden uzak bulunmak, 4) Tevazu ehli olmak, 5) Devamlı iyi düşüncelerle meşgul olmak, 6) Yimeye, içmeye ve giyime çok dikkat etmek, 7) Dînin hudûdlarından bir zerre bile dışarı çıkmamak, 8) Ahdine vefa etmek, asla yalan söylememek, 9) Kendini beğenmişlerden olmamak, 10) İbâdet ve tâatinden dolayı gururlanmamak.”

“Vaktini boş yere harcayan kimse câhildir.”

“Dünyâya aşırı düşkün, mağrûr ve fitneci kimselerle dostluk kurup onların bulunduğu yerlere gitmeyin. Bunlarla birlikte olanın gideceği yer Cehennem’dir.”
NURDAN TAÇ!..

Ebü’l-Vefâ’ya Tâc-ül-ârifîn lakabımı verilmesi şöyle anlatılır: Seyyid Ebü’l-Vefa hazretleri ile hocası, bir gün inzivâya çekildiler. Üç gün kimse ili görüşmeden sohbet ettiler. Dördüncü güı hocası; “Yâ Ebe’l-Vefâ! Her yıl bu gece bütün ricâl-i gayb ehli, falan yerdeki sah rada hazır bulunurlar. Orada Peygambe efendimiz de onlarla beraber olur. Şayet o gecenin mânevi feyzlerindet nasibini almak istersen, bu gece ora da hâzır bulunalım” dedi. Seyyid Ebü’l-Vefa bu teklifi kabul etti. Gece vaki olunca, hocası ve Seyyid Ebü’l-Vefâ sahraya çıktılar. Orada bir çok evliyamı ibâdet ettiklerini, niyazda bulunduklarır gördüler. Onlar da bu grubun içine gire rek, ibâdetle meşgul olmaya başladılar.

Bu esnada gök gürültüsünü andıra, bir ses duyuldu. Ondan sonra, nurdan bı taç zahir oldu. Onun ışığı her tarafı aydınlattı. O nurdan taç, Allah dostu velîler doğru geldi. Orada bulunanlar ona ellerini uzattılar ise de, ona erişemediler. Nurda taç, en sonunda Ebü’l-Vefâ hazretlerim mübarek başına indi. Hocası bunun üzt rine; “Cenâb-ı Hak’dan gelen bu taç san mübarek olsun, ey Tâc-ül-ârifîn” dedi. Orada bulunanlar da Ebü’l-Vefâ’ya, Tâc-ül-ârifîn dediler. Tâc-ül-ârifîn ismini ala ilk zât, Ebü’l-Vefâ hazretleridir.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.01.2019, 05:24   #8
Yazar
Raya Haq
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 524
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 14
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yakın bir zamana kadar Aleviliği İslam'ın çağdaş bir yorumu olarak görüyordum. Ama köyümde cami yoktu. Namaz kılınmazdı. Oruç tutulmazdı. Haca gidilmezdi.Tüm bunlara rağmen Alevilik nasıl oluyor da İslam oluyordu. Bu hususlar kafamda soru işareti oluşturdu ve bir araştırma yaptım.

Alevilik islamın etkisinde kalmakla birlikte özü itibarıyla İslamla taban tabana zıt unsurlar içeren bir inanç sistemidir. Alevilik islamın özüdür şeklindeki görüşlerin gerçekle bir ilişkisi yoktur.

Alevilikle İslam arasındaki farkı anlamak için önce en temel kavram olan Tanrı kavramı üzerinde durmak lazım. Tek tanrılı dinlerde yaratan ve yaratılan olmak üzere ikici görüş hâkimdir. Yaratan Tanrıdır ve öncedir. Yaratılan sonradır. Bu yaratılanların içindeki insanlara kul denir. İslamda Allah ve kulları vardır. O her şeye kadirdir. O kullarını yoktan var etmiştir. O kullarını sınava çeker. Kimini cennetle ödüllendirir. Kimini cehennemle ödüllendirir. O yücedir. Bu yüceliğini kullarını korkutarak gösterir.

Alevilikte ise insanla Tanrı birlik içindedir. (Vahdeti vücut) Yaratılış, Tanrı'nın evreni ve insanı yoktan var etmesi değil, kendisini görünür hale getirmesidir. Dolayısıyla ölüm yoktur, sürekli bir var oluş vardır. Alevilikte Tanrı korkusu yerine Tanrı sevgisi vardır. İnsanı kamil aşamasına ulaşan kişi, artık Tanrı olmuştur. Tanrıya kulluk anlayışını red etmiştir.

Ancak benzer kimi özelliklerine karşın Aleviliğin Tanrı anlayışı Hıristiyanlıktan da temelde farklıdır; çünkü Alevilikte vahdet-i vucut bağlamında insan suretinde bir Tanrı algılayışı söz konusudur. Ve bu özgünlük, Hıristiyanlıktan da temel ayrımla, Alevi bireyin Tanrı ile arasındaki ikiliğin kalkması anlamında Ene-l Hak anlayışına varır.''

Alevi dünya görüşüne uygun olarak Aleviliğe kabul edilecek bireylerin geçmek zorunda oldukları ‘kapı’lar vardır. Bu durum doğrudan yaşayarak öğrenmeleri gereken süreçleri kapsar. Bunlar kuralları Bilme-Öğrenme (Şeriat), Örgütlenme ve yol alma (Tarikat)dır. Seçilen dervişler ile uygulama (Mağrifet), gerçeklerle bütünleşme, paylaşma ve insan-insan ile doğa-insan arasındaki ilişkiyi teklik içinde birlik (Hakikat) olarak algılayan aşamalardır. Şeriat-Tarikat-Marifet-Hakikat diye bilinen her kapının on (makamı) basamağı vardır. Bütün bu eğitim sürecinin toplamı olan Kırk (Makam) Basamak gizlilik altında yürütülür.

Alevilik insanın insan üzerindeki egemenliğine karşı çıkışın bir ürünü olarak cinsiyet ve yaş ayrımına da karşıdır. Bu ayrım insanın parçalanmasıdır. Alevilik aynı zamanda ırk-milliyet-din ayrımına karşı çıkışın da kendisidir.Diğer yandan yöneten yönetilen diye ayrılan iş bölümüne karşı çıkışın da kendisidir.

Esasen alevi araştırmacısı Nejat Birdoğan’ın ifadesiyle anımsatacak olursak: ''Tanrısal köklerine bakıldığında, yani Alevi tapınmalarında ve inanmalarındaki ritüellerine bakıldığında, hiçbir özelliklerinin İslam dairesinden gelmediğini görüyoruz... cemlerdeki müzik, şiir ve semahın İslam kaynaklarında reddedildiğini bilmekteyiz. Ruh göçü, tanrının insanda tecelli etmesi, halka namazı, Kıbleye değil insana secde, vb. davranmalar da bizi İslam dairesinin dışına taşımaktadır. Ehl-i Beyt yandaşlığı ise Şah İsmail Hatayi’den sonra, yani XVI.yy başlarından sonra bir takiyye, yani kimlik saklama ... çabasından ileri gelmektedir.”

Hz.Muhammed’in tebliğ ettiği ve Hz.Ali’nin de aynen uyguladığı İslam’da namaz, ramazan orucu, hacc gibi ibadetler vardır. Ama alevilikte bu ibadetler yoktur. Alevilik’te var olan cem, 12 hizmet, semah, müzik, dede, Muharrem orucu, müsahip vb. kavramlardan hiçbiri Kuran’da bir kez bile geçmez. Alevilik'teki Muharrem orucu, halka namazı, cem, semah, 12 hizmet, okunan duazlar vb. gibi adet ve ritüellerin, sonradan alınmış bazı İslami motifler içerme dışında İslamiyet'le hiçbir ilgisi yoktur. Aslında bunlar da Alevilğin şeriatıdır.

"Alevi İslam"cıların, "O Sünni yorumudur. Biz İslam'ı böyle yorumluyoruz" gibi tezleri mantıklı değildir. O dine inananlar onun kitabını ve peygamberinin uygulamalarını esas alır. Kuran'daki açık hükümleri de başka türlü yorumlama imkanı yoktur. İslam dünyasında (Sünni, Şii ) kabul gören bir tek Kuran var. Kuran'ın temel hükümleri konusunda itilafları yoktur.(Aleviler hariç) Müslüman olduğunu söyleyenlerin, Kuran’ı Allah kelamı kabul etmesi ve ona aynen uyması gerekir. Ama görüyoruz ki aleviler biz islamı böyle yorumluyoruz deyip işin içinden çıkıyorlar. Bu yaklaşım gerçekçi bir yaklaşım değildir."

Alevilik; Şamanlık, Zerdüstlik, ateistlik, manicilik vb. olmadığı gibi Müslümanlık da değildir. Peki o zaman niye Alevi erenleri, pirleri, hep “Allah, Muhammed, Ali, 12 imamlar” demiş? Öncelikle Alevilik adı yaklaşık 200 yıldır kullanılan bir terimdir. Selçuklu'ya karşı Babai isyanını gerçekleştiren Alevilere Osmanlı döneminde Işıklar dendi. Daha sonra Safevileri destekleyen bu halka siyasi anlamda Kızılbaş adı verildi. Çünkü Safeviler askerlerine kızıl taç giydiriyordu. Kızılbaş sözcüğüne yüklenen kötü anlam nedeniyle, daha sonra bu ad terkedilerek, Alevi adı benimsendi.

Hz. Ali kültü anlayışı Alevilik inancına 15. yy ila 16. yy arasında geçiyor. Daha önceden Alevilik inancında Hz. Ali diye bir şey yok. O halde Ali sevgisi Alevilik inancının özü veya temeli olamaz. Nitekim 15. yy öncesi Alevilik inancını incelediğimizde örneğin 1270 yılında ölen Bektaşı Veli'de Ali kavramı geçmez. Ali sevgisi Alevilik inancına 15. ve 16. yy da safevilerin etkisiyle geçer. Ali sevgisiyle beraber, Şii inancındaki 12 imam sevgisi de Aleviliğe entegre olur. Bunlar öylesine entegre olur ki bugün birisinden Aleviliği tanımlaması istendiğinde ilk akla gelen Ali olur. Alevilik 15 yy. sonrası 12 İmam ve Ali’yi Osmanlı baskısı karşısında Aleviliği meşrulaştırma araçlarından birisi olarak kullanmıştır. Bu politikayı Alevi Şiirlerinde de görmek mümkündür. Yoksa Aleviliğin 12 İmam’la bir politik bir ilişkisi yoktur.

Yeri gelmişken bir gerçeği belirtmekte yarar var.Osmanlı tarihçileri Hacı Bektaşi Veli’nin de Nakşibendî Şeyhi Ahmet Yesevi’den destur aldığını yazmaktadır. Aynı zamanda Hacı Bektaşi Veli’nin hacca gittiği de yazılıdır. Halbu ki Ahmet Yesevi ile Hacı Bektaşi Veli aynı zamanda yaşamamışlardır. Çünkü yaşadıkları tarih çok farklıdır. Diğer yandan Hacı Bektaş Veli hacca gitmediği gibi onun ismini niteleyen sıfat Hacı Bektaşi Veli de değildir. İsmi niteleyen sıfat Hace (Önder- Öğretmen) Bektaş Veli’dir. Böylece tarih çarpıtması ile Alevilik içinde yer alan Hace Bektaşi Veli din ile politik olarak ilişkilendirilmiştir.

Alevilik inancının kökenini Muhammedin ölümü sonrası Ali'nin başından geçen olaylarla açıklamak aleviliği değil şiiliği tanımlar. Oysa şiilikle alevilik arasında dağlar kadar fark vardır..Alevilikte namaz,oruç ve hac yoktur ama şiilikte vardır. Alevilikte müsahiplik vardir,şiilikte yoktur..Alevilikte cem ayini vardir,şiilikte yoktur.Alevilikte semah vardir,şiilikte yoktur. Alevilikte kadin-erkek eşittir.Toplumsal yasamda etkin rol üstlenir ve cemlere birlikte katilir. Şiilikteki temel anlayış şeriattır. Ayrica şiilikte gecici nikah olan " muta " vardır..Alevilikte yoktur ve tarihte görülmez.

Bakınız ünlü araştırmacı Melikof alevilik hakkında ne diyor: "Asla Şii olmadı"

Melikoff, Aleviliğin "senkretik" bir inanç sistemi, yani çeşitli inanç unsurlarını bir araya getiren bir sentez olarak nasıl geliştiğine bakarak, hem Orta Asya'dan kaynaklanan Şamanizm unsurlarının, hem de Anadolu halk sufiliğinin Aleviliği oluşturmadaki rolünü vurguluyor.

"Göçmen Türkmenlerin Müslüman olması bir dakikada gerçekleşmedi" diyor. "Müslüman olmak için birkaç asır lazım, kültür lazım. Şehirdeki insanlar mezhep biliyorlar, kültür alıyorlar. Fakat göçmen Türkmenler böyle bir kültür almıyor. Müslümanlığı kendi inaçlarına uydurmaya çalışıyor. Alevilik böyle oluştu." Bu şekilde Anadolu'ya göçeden bir Türkmen dervişi (ve Mevlana 'nın çağdaşı) olan Hacı Bektaş 'ın Aleviliğin ortak başlangıcı olduğunu, ama sonradan ayrı iki cereyan oluştuğunu söylüyor. "Bektaşilik zaman içinde büyük önem kazandı; Bektaşiler yerleşik düzene geçti. Osmanlılarla ilk Bektaşiler arasında yakın ilişki vardı; aynı Türkmen boyundan geliyorlardı. Osmanlıların Trakya ve Balkanları fethetmesinde Bektaşiler büyük rol oynadılar, Gazi oldular. Anadolu'da kalan göçmen Alevilerle aralarında inanç farkı yoktu, ama büyük sosyal farklar vardı." Anadolu Alevilerinin, daha sonraki yüzyıllarda Şiiliği ve 12 İmam inancını İran'da resmi devlet dini haline getiren Safevilerden etkilendiğini, fakat "asla Şii olmadıklarını" savunuyor Melikoff: "Türkmen alevilerin Hz. Ali'yi tanrılaştırmasının, Şiilikle hiç bir ilgisi yok. Bu bambaşka bir şey.

Bunu anlamam tam 25 yıl sürdü."

Ne sonuca vardınız diye sorduğumda, Melikoff'un cevabı ilginç: "Ali, aslında eski Türklerin gök tanrısı. Yani Şamanizm'in izleri var. Müslüman olduktan sonra bu gök tanrısı büsbütün yokolmadı, Hz. Ali ile birleşti. Daha sonra tabii ki Şiiliğin bazı tesirleri oldu. Başka unsurlar girmeye başladı."
Osmanlı İmparatorluğunun Alevilere yönelik saldırılarına karşı Alevilerin bizde İslam’ın bir mezhebiyiz diyerek Sünni-Osmanlıya karşı meşrulaşma çabaları vardı. Bektaşilik içindeki Babağan kolu Osmanlıyla işbirliği yaparak ‘şeriat kapısı’ politikasını siyasi bir ilke haline getirmiştir. Oysa Alevilik bu politika doğrultusunda davranan insanları düşkün insan olarak niteler. Bu düşkün politikaların izleri bugün hala vardır. “Kızılbaş” halkının ser çeşmesi Dedegan kolu ise bu uzlaşmaya evet dememiştir. Bu iki politik çizginin izlerini günümüzde hala görmekteyiz.

Sonuç olarak bu inancın önderleri (Horasan erenleri, Rum erenleri, ) bu inancı "sır" olarak, İslam inancının içine saklamak zorunda kalmış, bir nevi takiyye yapmışlardır. Yoksa yaşama olanakları kalmazdı. Asıl bilgileri sır olarak, anlayana ve mürşid seviyesine gelene açıklamışlardır. Sıradan Aleviler inancın sadece zahiri yönüyle, şeriatıyla yetinmiş, "Allah Muhammed Ali" deyip semah dönmüştür. Zaten Alevi adı da bu gizlenmenin bir parçasıdır. Hristiyan Bizans'ın ve İslam'ın gaddarca kıyımlarına karşı, bu inancı devam ettirmenin başka yolu da yoktu. Bugünkü Alevilik dediğimiz de aslında kendini İslam içine gizleyerek gelen Batıniliktir. Dıştan bakanlar onu İslam sanabilir.

Yine Erdoğan Aydın'ın ''Alevilk ile islamiyet ilişkisi ''makalesindeki bir tespitini paylaşmak istiyorum: '' Aleviliğin “İslam'ın bir yorumu” olduğu şeklindeki açıklama da bilimsel çözümlemede geçersizdir. Aksine, karşımızda duran gerçek, kendi içinde mükemmel bir tutarlılık sergileyen bir inanç bütünlüğünün, kendini İslami kavramlarla, daha açığı İslami bir kılıf içinde ifade etmesidir. Peki böylesi özsel bir farklılık niçin kendini İslami kılıf içinde ifade etmektedir? Bu sorunun çok açık ve tartışma götürmez bir yanıtı vardır; bu da kendisini kuşatan İslami baskıdır. Kendini kuşatan sistematik baskı ve ideolojik saldırıyla İslamlaştırılmaya çalışılan Alevi-Batıni anlayış, kendini koruyabilmek ve sürdürebilmek için, kendi farklı teolojisini İslami kavramlarla kılıflamaya ve bu yolla söz konusu basınca karşı esneklik elde etmeye ve o basıncı püskürtmeye çalışmıştır. Dolayısıyla, İslami söylem zorlanarak Aleviliği “İslam'ın bir ifadesi” olarak göstermeye çalışılan tüm açıklamalar birer safsatadan ibarettir.''

Eğer bu gün alevilik çağdaşlık çizgisini korumak istiyorsa bu asimilasyona karşı çıkılmalıdır. Daha düne kadar solla birlikte ezilen,çeşitli yer ve zamanlarda katliama uğratılan, köylerine zorla cami yapılan, çocuklarına zorunlu din dersini getirerek zorla asimile etmek isteyen bu islami zihniyete entegre olmak aleviliğin ''72 millet de birdir'' insancıl düşüncesine ters düşmek değil midir? ''Benim kabem insandır.'' düşüncesine ters düşmek değil midir? Çizgisini mümin-kafir ikilemi üzerine kurmuş suni ve şii islama uymak uğruna bu insancıl değerlerden vaz geçmek kendi özlerine ihanet değil midir? Ve tüm bunlardan daha önemli olarak Atatürk'ün Laik ve Demokratik Cumhuriyet'inin kesintiye uğramasının tarihi sorumluluğunu üstlenmek değil midir? Onun çağdaşlık ve uygarlık seviyesine ulaşma hedefinden sapma değil midir?

Alevilik çirkin iftiralara, baskılara ve katliamlara rağmen varlığını koruyarak günümüze kadar gelmiştir. Alevilik Anadolu'nun kültürel bir zenginliğidir. Onu zorla sünileştirmek yerine inanç özgürlüğü temelinde saygı gösterip yaşatmak ülkemiz için daha yararlı olacaktır.Aksi taktirde onları başka arayışlara yöneltmiş oluruz ki ülkemiz zararına olacaktır.Eğer bu gün Alevilerin bir kısmı PKK'ye destek veriyorsa, ezilenin, somurulenin ve haksizliga ugriyanin yanindan olusudur veya geçmişte izlenen yanlış politikalar yüzünden olmuştur.

Sonuç olarak tüm bu gerçeklerden hareketle diyorum ki Alevilik İslam değildir. Var olan baskılar karşısında İslami bir kılıf içerisinde kendilerini ifade etmeleridir. Aleviliğin özü itibarıyla İslamla taban tabana zıt bir inanç olduğunu görüyoruz.Tarihi gerçekler de bunu doğrulamaktadır.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
ebul vefa


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 07:59.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2019, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica