Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Toplumsal Konular > Siyaset/Politika

Siyaset/Politika Ulusal ve uluslararası politika ile ilgili tartışmalar burada yapılır

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 18.02.2009, 20:13   #281
Yazar
Linho
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler
Tournaments Won: 2

Üyelik tarihi: 17.05.2007
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 4.116
Memleket: SAMSUN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 100
İtibar Puanı: 1618
Linho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyor

Ettiği Teşekkür: 1.157
1.963 Mesajına 4.767 Kere Teşekkür Edlidi


Standart


Eser-semer...


Dünya büyüme rekoru kırdık.

Büyümede Çin'i geçtik.

OECD ve Birleşmiş Milletler'in ortak raporuna göre, Türk tarımı, büyüme rekorları kıracak, ABD ve Çin'le yarışacak, Hindistan'ı geçecek.

İhracatta rekor kırdık.

Özel sektör yatırım rekoru kırdı.

Otomotiv Avrupa rekoru kırdı.

Mağazacılık Avrupa rekoru kırdı.

Havacılık Avrupa'yı ikiye katladı.

Türkiye'nin yıldızı parlıyor.

Yabancı sermaye rekoru kırıldı.

IMF, Türkiye'yi örnek gösterdi.

Dünya bize hayran...

Japonya Ankara Büyükelçisi'nin de katıldığı toplantıda konuşan Japonya Sanayi Odası Başkanı, "Türkiye'nin gerçekleştirdiği büyümeyi biz Japonlar hayal bile edemeyiz, size müthiş hayranlık duyuyoruz" dedi.

Ekonomik istikrar perçinlendi.

Milli gelirde Cumhuriyet rekoru kırıldı...

Milli gelir artışında dünya rekoru kırıldı.

Hiç bu kadar zengin olmamıştık.

İşsizlik azaldı.

*

Hatırladınız bu başlıkları di mi?

*

Başbakan dün doğru söyledi...

Eşek ölür, kalır eseri!



NOT:

Hani Başbakan, "Ziya Paşa'nın güzel bir lafı var, eşek ölür kalır eseri" deyip de, sonra "Pardon, pardon, eşek ölür kalır semeri, insan ölür kalır eseri" diye düzeltti ya... Aslında düzelttiği filan yok. O laf, Ziya Paşa'nın değil. Mehmet Akif Ersoy'un!


YILMAZ ÖZDİL-HÜRRİYET

___________________İMZA___________________
Özlem benim kavga benim aşk benim
Linho Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Linho Kullanıcısına bu mesajı için 3 üye teşekkür etti:
Alt 20.02.2009, 12:30   #282
Yazar
35_58
Forumun Bir Parçası
 
35_58 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 11.06.2008
Bulunduğu yer: izmir
Mesajlar: 898
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 55
İtibar Puanı: 864
35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip35_58 parlak bir geçmişe sahip

Ettiği Teşekkür: 3.459
626 Mesajına 1.846 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

GÜNCEL
CÜNEYT ARCAYÜREK
Açıklamayan Namerttir
O ilden bu ile damdaki kızgın kedi gibi dolaşıyor, konuşuyor...
Dilinden eksik etmediği iki konudan biri muhalefetse, diğeri medya.
Fakat kimi yerde gerçek kimliğini dışa vuruyor. Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı gizlediği duygularını özetleyen ifadeleri kimi zaman ağzından kaçırıyor.
Yalnız bizim gazetede yer alan haberde, Sinop'ta



"Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk dönemini de işin içine katmaktan çekinmeyerek '79 sene bu ülkeye iktidar edenler' ne yapmıştır?" demek gafletinde bulundu.
Bu cümle, özenle gizlediği gerçek kimliğini açığa çıkarıyor.
85 yılı geride bıraktı Cumhuriyet. 79 yılını karalıyor. Kendi iktidarı olan 6 yılını karalamanın dışında bırakıyor.
Kafasında sadece ve sadece "başarılı" AKP iktidarı ve onun her türlü eleştiriye açık, artık her alanda maskesi düşen, ne mal olduğu ortaya çıkan icraatı var ama RTE mantığında Cumhuriyet'in 79 yılı yok!
Tam anlamıyla bir münkir. İmam hatipli kafası dün neyse bugün de o!
***
1993'te "İkinci Cumhuriyet Tartışmaları" kitabında şunu yazıyordu RTE:
"…Türkiye Cumhuriyeti'nin 70 yıllık tarihine baktığımızda rejimin yüz akı ile çıktığını söyleyemeyiz…"
Yıl 2009. Cumhuriyet'in 85. yılı: RTE altı yıllık AKP iktidarını dışında tutarak geride kalan 79 yılı, bu zaman içinde ülkeye önemli katkıları olan gelmiş geçmiş iktidarları ve nihayet Cumhuriyet yaptırımlarını, erdemini inkâr ediyor.
Bu kafa o kafa. O kafa bu kafa.
Değişmedi, değişmez!
***
Arada bir Gazi Mustafa Kemal Atatürk adını ağzına alması… sosyal hukuk ama laik devlet kavramını savunur görünmesi, gerçek kimliğini saklamak için kullandığı sözcükler, ifadeler…
RTE'nin en büyük yalanı gelişerek değiştiğini iddia etmesi.
Bir avuç karşı görüşten olanlar dışında ne yazık ki bu yalanını ülkeye, yandaş olmayan medyaya, hatta muhalefet partilerine yutturmayı başardı.
***
Gerçek kimliği 1993'te ne ise 2009'da da odur.
1993'te "…Türkiye, din konusunda da aynı şeyi seçmiş, kendisine din olarak Kemalizmi (Atatürkçülük, laiklik, devrimler) almış, başka hiçbir dine (Müslümanlık dahil) hayat hakkı tanımayarak kitlelere zorla dikte ettirmiştir…" diye yazdı.
Bugün bu yargısını açıkça dillendirmiyor. Zira tek başına iktidara geldiğinden beri kılık kıyafet başta olmak üzere Atatürk devrimlerine karşıtlığını; laikliğin içini boşaltarak, türbanı, örtünmeyi savunarak, üç-beş yaşındaki çocuklara Arapça Kuran kurslarını genişleterek, her mahalleye bir okul yerine bir cami yapılmasına önayak olarak zaten kanıtladı.
Ne yazık ki toplumu gericiliğe yönlendirme çabasını ana muhalefetin de katkısıyla gerçekleştirmeye devam edeceğe benziyor...
***
İkide bir "Medyada da her türlü yolsuzluk var. En sonunda bana onları da açıklatacaklar" diyor.
Açıklamazsan namertsin!
RTE'nin bıkkınlık veren tehditlerinden kim korkarsa korksun. Hesabı, kitabı, kafası, düşünceleri her denetime açık olmayanlar korksun!
Ama unutmasın. Bir gün gelecek RTE ve kadrosu bohçalarını toplayıp çekip gidecek iktidardan. İşte o gün:
Laik rejime vurduğu darbeler… refah yerine ıstırap, yoksulluk, açlık…
Ocak 2009'da işsizliğin yüzde 95, bütçe açığının yüzde 465 arttığı… kredi kartı borçlarının 114 milyar liraya ulaştığı… protestolu senet tutarının 7 milyarı geçtiği… elektrik, doğalgaz faturalarının halkı canından bezdirdiği ve… AKP döneminde yolsuzluğun A'dan Z'ye… ailesinden en küçük belediyeye kadar bulaştığı… evet, bütün bu rezaletleri…
RTE iktidarı… alnının ortasına vurulan kara bir damga gibi taşıyacak!

___________________İMZA___________________
Her YAĞMUR kendi iklimine düşer...
35_58 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
35_58 Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 25.02.2009, 17:02   #283
Yazar
Linho
Forumla Bütünleşmiş
 
Bilgiler
Tournaments Won: 2

Üyelik tarihi: 17.05.2007
Bulunduğu yer: Almanya
Mesajlar: 4.116
Memleket: SAMSUN
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 100
İtibar Puanı: 1618
Linho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyorLinho ışıl ışıl bir geleceğe gidiyor

Ettiği Teşekkür: 1.157
1.963 Mesajına 4.767 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Ahaliye Ceza çıkarmak için yarışıyorlar...

Ceza...

Rap'çi.

Gençler bayılıyor.

*

"Fark var" diye bi şarkısı var.
Bütün partiler peşinde.

AKP istemiş.

CHP istemiş.

Saadet istemiş.

Mitinglerde çalmak istiyorlar.

*

(Romantik AKP'nin "beraber yürüdük biz bu yollarda" filandan "ceza"ya dönmesi,
enteresan.)

*

E bütün partiler isteyince...

Acaba nedir bu "fark var" diye

Merak ettim, sözlerine baktım...

*

"Seninle iyi arasında fark var!"

"Yalancı şahitler çoğalmış..."

"Sanki herkes zan altında" diyor.

"Maymunlar cehennemindeyim..."

"Ayrılmış birbirinden millet..."

"Umudum kalmadı" diyor!

"İnsanlar yabancılaştı..."

"Ortamlar yabanileşti..."

"Kelamlar acayipleşti" diyor.

*

Memleketin geldiği noktayı bundan

daha iyi özetleyen şarkı olamaz...

Sanırım o yüzden hepsi peşinde!

*

Ama gel gör ki...

Ceza kabul etmemiş.

"Siyasetle işim olmaz" demiş.

*

Bu nedenle... Siyasi partilerimize İsmail YK'nın "Allah Belanı Versin" isimli şarkısını
Öneriyorum.


YILMAZ ÖZDİL

25/02/2009

HÜRRİYET

SAYGILAR...

___________________İMZA___________________
Özlem benim kavga benim aşk benim
Linho Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Linho Kullanıcısına bu mesajı için 2 üye teşekkür etti:
Alt 25.02.2009, 17:29   #284
Yazar
bade_aw
Forumun Bir Parçası
 
bade_aw - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 11.06.2008
Bulunduğu yer: ist
Yaş: 37
Mesajlar: 937
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 52
İtibar Puanı: 433
bade_aw gercekten iyi biribade_aw gercekten iyi biribade_aw gercekten iyi biribade_aw gercekten iyi biribade_aw gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 1.396
457 Mesajına 907 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Memleketin için bulunduğu bu durrum karşısında siyasetleri,stratejileri,birbirinen farklı olan partilerin bu şarkı sözlerinde hem fikir olması enteresan.

Yani bütün partiler peşinde yani birbirlerini bu sözler üzerinde suçlayacak,laf atacaklar

bade_aw Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
bade_aw Kullanıcısına bu mesajı için 1 üye teşekkür etti:
Alt 11.03.2009, 11:09   #285
Yazar
alev_2005_2005
... SESSİZ SİTEM ...
 
alev_2005_2005 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 13.05.2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 7.193
Memleket: TOKAT
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 140
İtibar Puanı: 2311
alev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahipalev_2005_2005 itibar puanıyla anlatılamayacak bir itibara sahip

Ettiği Teşekkür: 6.861
3.580 Mesajına 7.692 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

...

___________________İMZA___________________
***YAŞAMAK BİR AĞAÇ GİBİ TEK VE HÜR VE BİR ORMAN GİBİ KARDEŞÇESİNE...***

***Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yaşadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...***

***Kapansın el kapıları bir daha açılmasın, Yok edin insanın insana kulluğunu, Bu davet bizim...***


***Annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı...***

***Günler ağır. Günler ölüm haberleriyle geliyor.
Düşman haşin zalim ve kurnaz...***


*** NAZIM HİKMET RAN ***

Konu alev_2005_2005 tarafından (25.08.2016 Saat 23:52 ) değiştirilmiştir.
alev_2005_2005 Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 10.01.2016, 18:57   #286
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem.

Derslerinde çok başarısız ve sosyal hayatı sıfır ve çekingen pısırık ve kimseyle konuşamayan bir genç sonunda uykusuzluktan şikayetle doktora gelir.

Doktor hastasını yavaş yavaş konuşturur. Hasta genç, gerçek bir internet bağımlısı ve sanal oyun düşkünüdür.

Hasta çocuk, niçin oyuna kendini bu kadar kaptırıyorsun sorusuna, çünkü oyunda dünya kültürlerini öğreniyorum, diye cevap verir...

Ve çok geçmeden öğreniriz ki, hasta çocuk, aslında, oynadığı oyun içinde, askeri birlikler yöneten bir komutanmış...

Üstelik Heron adlı bir kadın kahramanla evlenmiş.. Evlilikleri açık denizde bir savaş gemisinde gerçekleşmiş ve kaptan nikahlarını kıymış...

Bu ‘hasta çocuğu’ iyi tanıyın, ülkemizde şehir savaşları ve cemaat operasyonlarının ‘kahramanı’ bu çocuktur..

Bir hasta olarak PKK’lı genç, bir hasta olarak cemaatçi genç, geçmişte ve çocukluğunda bir an bile ‘normal bir kişi’ değildi, olmadı...

Sanal bir dünyada hayallerini kudurttular...

Birinin şeyhi uzak denizlerden geliyor ve dünya İslam imparatorluğunu kuruyor ve bütün dünya insanları nizamı alemle yönetilip ilahi düzenle özgürleşip kardeşleşiyor. Diğerinin lideri kıstırıldığı adadan kurtuluyor ve Türkiye’nin bir yarısında bağımsız özgür eşitlikçi bölüşümcü bayraklı bir devlet kuruyor...

Hendek savaşlarının ve hukuksuz cemaat operasyonlarının sebebi, bu arsız kontrolsüz uçuk kaçık hayallerin on yıllarca üfürülmesidir...

BU ÇOCUKLARIN NORMAL BİR ÇOCUKLUKLARI OLMADI

Bir hastayı tedavi edebilmek için önce o hastanın içindeki çocuğu tedavi edebilmelisiniz...

Bu çocukların ‘örgütsüz’ ve ‘cemaatsiz’ normal bir çocuklukları olmadı.

‘Örgütsüz’ ve ‘cemaatsiz’ dediğimiz normal hal, bu çocuklar için 'işkencedir...'

Kendilerini örgütsüz ya da cemaatsiz düşünemezler...

Bu kıyas imam hatip ortaokullarından beri İslamcılık içre yetiştirilen İslamcı yazarlar için de geçerlidir...

Bu çocuklar için işkence ve nefret: laik devlettir, TC faşist devletidir, deccal Atatürk’tür..

Bu çocuklar için ‘halifelik’ ve bağımsız devlet rüyaların ta kendisidir, siyaset deyip dillerine kalemlerine doladığı bu hayali oyundur.

Örgüt-ideoloji-cemaat dışı bir hayatı hiç bilmiyorlar tanımamışlar yaşamamışlar..

Örgütsüz cemaatsiz ideolojisiz bir hayat onlar için düşünülmesi kabul edilmesi mümkün olmayan zehir zemberek işkence altında bir yaşamdır...

Bu yüzden İslamcılar, PKK ve cemaatçiler, filmin sonunda çok büyük felaketlere yol açan savaşlara girmeden duramayacak, durulmayacaklar, ok yaydan çoktan çıktı...

Bebek memeden ayrılırken, dudaklarının damağının dilinin de ağzından çıkıp memede kaldığını hisseder, yani memeyle ağzı damağı ve dilinin ‘aynı tek bir organ’ olduğunu sanır, anne karnındaki ilk günleri gibi, PKK, cemaat ve İslamcı, o anne karnından hiç kurtulamadılar, dışarıdaki dünyayı hiç tanıyamadılar.

Rızıklarını kim verdiyse onu Tanrılaştırılıp ilahileştirdiler, karınlarını kim doyurduysa onun silahını çektiler, yaşamlarını ona adadılar...

İktidar siyaset güç lider ana baba, PKK, cemaat ve İslamcılar için ‘kendi organlarının bir parçası tek bir organdır.’

Aynı hayaller aynı yiyecekler aynı savaş aynı kader, burası artık ‘ilahi bir topluluktur…’

PKK’lı ölümüne kendini adadığı ilahi bir topluluğun üyesidir, dünyada bütün iyiliklerin ve tek doğrunun şeyhi olduğuna inanan cemaatçi, ilahi bir topluluğun üyesidir, ‘ümmetçi’ İslamcı, aynı ‘ilahi topluluğun üyesidir...’

İslam felsefesi insanın ruh ve bedenini ayırır, beden toprağa girer ve çürür ancak ruh ölümsüzdür, der... Cemaat ve ümmetin üyesi için ‘cemaatin ruhu-ümmetin ruhuyla’ kendi ruhu ‘bölünmez ayrılmaz bir bütündür’ hepsi bugünkü kafir düzene değil kıyamet ve mahşerde ‘topluca’ ilahi yargıca hesap vereceklerine inanırlar.

PKK’lı cemaatçi ve İslamcı her üçü de ‘dünyayı, başkalarını’ kendi hukuklarıyla yargılar... Kendi hukuklarının ne olduğuna da bir tarafta liderleri diğer tarafta şeyhleri fetva makamları karar verir...

PKK mesela kendisine çalışmayana hain ve düşman yargısını verir...

Cemaatçi ve İslamcı mesela kendi hukukuna uymayanlara kafir günahkar yargısını verir...

İşte bu gençlere İslamcı aydınlar ve kumpasçı liberaller çok büyük tuzaklar kurdu...

Bu gençleri ‘modern toplum’un değerleriyle gerçekleriyle yüzleştirmediler...

MODERN TOPLUM İLAHİ BİR TOPLULUK DEĞİLDİR

Mesela bizler Spinoza’dan beri suçu tanımlarken kafirlik ve günahkarlık değil, iyi-kötü, zararlı-faydalı, gibi daha ‘soyut’ tanımlar yaparız... Böylelikle modern toplumda mesela komşuyu rahatsız etmek ‘kötü bir şeydir’, bu kötü şeye ‘günah’ demeyiz... Günah ve sevap ‘ilahi bir düzenin’ kavramlarıdır, iyi-kötü modern dünyanın kavramları...

Mesela sarayın bahçesinde kovaya tekme atıp mahkemeye düşen genç için, kamu malına zarar vermekten dava açarız.

Ama İslamcı, bu tekmenin Allah’a dine inanca atıldığına hükmeder ve şeriat bunu ‘günahkarlık’ tanımıyla kutsala hakaretten yargılar.

Modern toplum ‘ilahi bir topluluk’ değildir..

Mesela bizler Hobbes’den beri birlikte aynı ülke içinde yaşadığımız insanlara ‘yurttaş’ ‘vatandaş’ deriz...

Şimdi anayasanın en temel kavramlarını değiştirmeye çalışan kumpasçı liberallerin bugünlerde bizlerden şöyle bir ricaları var:‘Vatandaşlık tanımını değiştirmeliyiz...’

Başka tür vatandaşlık yurttaşlık tarifi yoktur, vatandaşlık ve yurttaşlığın çeşitleri türleri yoktur...

Ya müridsin ya yurttaşsın! Yurttaş olmak ayrıca kimsenin müridliğini kulluğunu engelleyen bir şey değildir.. İsteyen istediğine inanır ancak hukuk önünde hepimiz 'yurttaşız...'

İşte İslamcı şarlatanlar ve kumpasçı liberaller son bir final masalına başladılar bile, amaçları: vatandaşlık tanımını değiştireceklermiş..

Vatandaşlığı değiştirirsen her cemaatin her ümmetin her etnik yapının bir tarifi olur, ki, bu tariflerle ‘genel hukuk’ ve bir toplum inşa edemezsin..

Çünkü hukukun inşası için ‘herkes’ kelimesi elzemdir ve anayasa ve yasalar için ‘herkes’ kelimesi: en büyük şarttır..

‘Herkes’ soyut bir kelimedir, içinde ümmetten cemaatten etnik yapıdan insanlar olabilir ama hukuk önünde herkes soyutlanıp ‘eşitlenir.’

Tüm dünya tarihinde siyasi özgürlüklerin geldiği en zirve en mucize siyasi cümle şudur: ‘Herkes hukuk karşısında eşittir...’ Bu cümle Avrupa Anayasası’nın giriş cümlesidir...

Suudların, İran Şii rejiminin, İslamcıların ve cemaatçilerin baş edemedikleri cevap veremedikleri yerini dolduramadıkları işte bu cümledir: Herkes hukuk karşısında eşittir...

İslamcı aydınlar şeriatı ve İslam kültür ve medeniyetini günümüz şartlarıyla yorumlamayı beceremeyip bocalayıp mezhepler ve inançlar arası iç savaşlara sebep olmasının sebebi bu cümledir.

KİTAP BÖYLE YAZIYOR

Bu yüzden orta-doğu topraklarında kim iktidarı ele geçirirse, kendi şeriat hükmüne göre yargılıyor kendi şeriatınca bir düzen kuruyor, suç ve cezayı kendi şeri düzenince hükme bağlıyor...

Ümmet dedikleri cemaat dedikleri mezhep dedikleri, kendi şeri hukuklarını hayata geçirmeye çalışmak...

Yahudi Hristiyan türlü inançları olan ya da inançsız kitleleri hukuk önünde ayrım gayrım yapmadan eşitleyecek bir ‘gelenekleri’ ve bugün itibariyle yazdıkları bakarsak bir anlayışları hiç yok...

Mesela İran’a gidiyorsanız adınız inancınız ırkınız ne olursa olsun başınızı bağlamak zorundasınız, başkalarına ‘özel’ bir ayrıcalık hak hukuk yoktur...

Mesela dış politikadan gidelim, şayet Suudlarla İranlılar karşı karşıya gelmişse, siz ehli sünnete daha yakın diye Suud rejiminden yana olmak zorundasınız... Çünkü Şia mezhebi ehli sünnete göre, (sapık değil sapkın) ana yoldan ayrılmıştır, (hatta bu sapkınlığı sapık diye yorumlayan ehli sünnet alimleri vardır...)

Cevapları basittir: Kitap böyle yazıyor...

Oysa elektrik ve otomobil Kur’an’da yazmadığı halde hem İslamcılar hem Suudlar hem İranlılar elektriği ve otomobili ‘ayetlere dine hiç bakmadan’ kullanır..

Bu yeni icadlar Kur’an’da yazmıyor geçmiyor diye bir itirazları şikayetleri de yoktur.

Ancak sorun ‘yurttaşlık’ ‘vatandaşlık’ olunca, sorun büyük bir çıkmaza giriyor, çünkü İslamcı düşünce bizim ‘herkes’ dediğimizi ‘tebaa’ ve ‘ümmet’ yapmadan bir toplum inşa etmeyi bilmiyor, böyle de bir niyetleri henüz ortalıkta görülmüyor...

Gelgelelim...

Ancak bir İslamcıyla ya da İslam alimiyle konuştuğunuzda İslam telakkisinin insanları ayırt etmediğini, herkese aynı gözle baktığını size söyleyecektir.

Bu herkese aynı gözle bakan İslam telakkisi ‘şeriatta’ olmadığı halde İslam alimi neden böyle söyler, şundan, çünkü şeraitte değil ama İslam tasavvufunda insanlara ayrımsız gayrımsız üst-ast efendi köle imtiyaz ayrımı yapmadan bakabilen bir anlayış yüzyıllardır vardır..

Mesela Muhiddin İbni Arabi için nerdeyse İslam tasavvufunu kurucusu dersek yanılmayız, şeriatçılar karşı çıksa da bambaşka ilahi tanımlar yapmıştır, İslam tasavvufunun köklerini besleyen ana düşüncesi ‘vahdeti vücud’ felsefesidir..

Vahdeti vücud demek bütün yaratılmış ot bulut kaya insan böcek her şey Tanrı’nın vücududur. Ve yaratılmış ot böcek bulut insan can nefes, her şey kıymet olarak birbirinden üstün değildir... Hallac-ı Mansur’un ‘enel hak’ deyip yakılmasının sebebi budur, Tanrı her yerdedir hatta benim de bedenimdedir...

İbni Arabi’nin bu vahdeti vücud felsefesini yüzyıllar sonra Spinoza’da buluruz, Spinoza da dünyayı Tanrı’nın bedeni olarak görür, doğa-tanrı felsefesi..

Spinoza’nın doğa-tanrı felsefesi ahlak adalet siyaset açıklamalarına şöyle başlar: hepimiz ve dünya aynı Tanrı’nın bedeniysek, hiç birimizin birbirimize karşı üstünlüğü ayrıcalığı yoktur… Hepimiz insansak eşitiz ve adaleti ve nimetleri dinimize inancımıza bakmadan eşitçe bölüşebilmeliyiz, işte bu felsefe Anadolu’nun tasavvuf düşüncesine hiç de yabancı değildir, yüzyıllardır Anadolu’nun dervişi ve tarikatının da söylediği budur...

Elektriği ve otomobili dinimizce bir mahzuru var mıdır demeden kullanabilen İslamcı aydınlar, sıra herkesi hukuk önünde eşitleyen ‘yurttaşlığa’ gelince susuyor kafa yormuyor cevap vermiyorlar ve insanların bir arada yaşamasını cehenneme iç savaşlara çeviriyorlar, oysa bu topraklarda bu felsefeden gelen mesela Alevi Bektaşiler Cumhuriyet’le ‘yurttaşlık’ hukukuna hiçbir başkaldırı isyan şikayet göstermediler, aksine ‘yurttaşlık’ düşüncelerini kendi ‘eşitçi’ ‘bölüşümcü’ felsefelerine uygun gördüler...

İslamcılar cemaatçiler ise yurttaşlığın köklerine inmediler...

Hukuk önünde neden kendimize katolik ortadoks demiyoruz da ‘yurttaş’ diyoruz, insanoğlu yurttaş deme ihtiyacı ne zaman hissetti ‘yurttaşlık’ nasıl doğdu hiç dıngıllarında olmadı..

Batı siyasetinin yurttaşlığı inşası yüzyıl süren iç savaşlar sonrası başlamıştır, yeniden keşfeden Hobbes’dur...

Peşinden Aynı çağda 1600’lü yılların başında Spinoza da yukarda sözünü ettiğimiz doğa-tanrı felsefesini geliştirmiş ve mesela, günah ve sevap yerine, iyi ve kötü tanımlarıyla bir felsefe inşa etmiştir...

İSLAMCILAR NEREYE İKTİDAR OLDUKLARINI BİLMİYORLAR

İslamcılar Türkiye’de modern hukukla yönetilen bir cumhuriyette iktidar oldular, anlaşılan o ki, nereye iktidar olduklarını ya bilmiyorlar ya da bilmezden gelmek işlerine geliyor...

Hukuk ve cumhuriyet nedir, ‘herkes’ nedir, günah ve sevap hukuk ve toplum önünde neden iyi ve kötüyle yer değiştirmelidir, bilmek öğrenmek zorunda kendilerini hiç hissetmediler, laik tağuti putperest kafir düzen deyip çocuklarına imam hatip okulda böyle öğrettiler...

Ve laf uzamasın ama mesela batı siyaseti ‘kuvvetler ayrılığını’ neden inşa etti, bilmek zorundalar...

Ümmet ve tebaaya halife arayanlar, siyasi kuvvetlerin çokluğundan tabii ki rahatsız olur, şimdi Yargıtay Halife’ye şirk koşacak olacak iş mi, mesela İran’da tek siyasi güç Ayetullah’ın elinde, mesela Suudi Arabistan’da tek siyasi güç kral ailesinin fetvacısının elinde...

İslamcı aydınlar ve kumpasçı liberaller, siyasetin ve hukuk’un olmazsa olmaz işte bu en temel kavramlarına önümüze 2016 yılının bu ilk günlerinde getirdikleri ‘başkanlık’ tartışmasıyla savaş açtılar...

Hukuka ve en temel kavramlara açılmış bu savaşın altından iç içe patlayan dinamitler gibi bitmek bilmeyen iç savaşlar şimdi ülkemizde yolunu gözlüyor saatini bekliyor hale geldi...

İslamcı yandaşlar ve kumpasçı liberaller cumhuriyet’i ilahi bir topluluk ümmete dönüştürmek için çırpınıyorlar...

Bunun mümkün olmadığını bunun bir toplumun infilak ettirilmesi anlamına geldiğini, bunlara söyleyecek tek güvenilir akıl ortalıklarda kalmadı...

Kardeşlerim, bu çok tehlikeli bir toplumu infilak ettirecek umutsuz uğursuz dönemece nasıl geldik?

Şöyle geldik, yazarlar iki türlüdür: kabuklu yazarlar, kabuksuz yazarlar...

Kabuklu yazarlar bir ideolojinin bir örgütün bir cemaatin bir patronun korumasıyla yazar olanlar, kabuklu yazarlar, rızkını maaşını kimden alıyorsa onun adamı onun müridi olur onun inancı onun ağzıyla konuşur...

Korumasız yazarlar ‘eleştirel’ yazarlardır, onları koruyan cemaat ideoloji taraf arkadaş grubu patron ümmet yoktur, korumasız yazarlar evrensel hukuk değerleriyle konuşur, ülke medyası ve akademisi için eleştirel bağımsız yazarlar, her şeydir...

İşte geçtiğimiz on-on beş sene içinde hukuku herkesi ve toplumu koruyacak bu eleştirel yazarların nerdeyse tümüne yakını akademiden ve medyadan gözlerinizin önünde kovuldu, dışlandı, imha edildi, artık bir halifemiz olsun mu nasıl olur tartışmasını kendi aralarında yapacaklar...

Bu korunaklı yazarların hayat hikayelerine bir bakın, zirveye çıkan bir dağcı, uçurumda sallanıyor ve nihayet ayağını koyacak bir çukur tümsek nihayet bulabiliyor... İslamcı ve kumpasçı liberaller, kendi kişisel gelişimlerinde ayaklarını bulup koydukları tek çukur yer: İslamcılık!

İslamcılığa basıp yükseldiler İslamcılığa basıp iktidarın zirvesine çıkabildiler, ancak çıktıkları bu yükseklikte ‘herkes’ yok, ‘hukuk’ yok, ‘kuvvetler ayrılığı’ yok, çıktıkları bu zirvede sadece ‘halife’ var, başka da yol yok…

HER ŞEY GÖZLERİNİZİN ÖNÜNDE OLDU

Her şey gözlerinizin önünde oldu, zirveye adım adım çıktıkça insanlığı şaşkınlığa düşüren hukuksuz operasyonların yalanların iftiraların binlercesine şahit oldunuz ve yoruldunuz..

Yetmedi, zirveye çıkmak için Müslüman'ı Müslüman'a kırdırdılar... Yetmedi, ümmet içinde bir de iç savaş çıktı, mesela cemaat de Müslüman'dı. Neden Müslüman bir cemaatle dahi anlaşamayıp düşmanlaştılar ve birbirlerini imha etmeye başladılar... Yetmedi, Ortadoğu’da kim var kim yok düşmanlaştılar, birbirlerine ‘kafir’ demeye başladılar...

Artık ‘kuvvetler ayrılığından’ ‘herkes’ten ‘eşitlikten’ ‘yurttaşlıktan’ söz edenleri bu İslamcı yandaşlar ve kumpasçı liberaller çoktandır ‘kafir’ olarak yaftalayıp damgalamaya başladı bile..

Ama gözünüzden kaçmamıştır yurttaşlığı herkesi cumhuriyeti ve kuvvetler ayrılığını savunanları ‘kafir’ ilan eden bu islamcılar çıkarları gereği baş şeytanları İsrail’le kucak kucağa oturabiliyor, işte burasını hiç sormayın...

Hatta Suudlar da İran gibi müslüman bir ülkeyle düşman ama İsrail’in dostu, neden?

Cevabı çok basit: bir bakın Suudlar’ın Kızıldeniz’e açılan petrol boru hattına, o zaman Suudlar’ın Mısır’da Mursi’den bir anda vazgeçip neden Sisi’ye destek verdiklerini, o petrol hattının çıkarlarına ne kadar uygun olduğunu görürsünüz..

Söz konusu ‘çıkar’ olunca Suud rejimi ‘kafir’ demiyor, İran rejimi de demiyor, ülkemiz İslamcıları da demiyor...

O halde neden İslamcılar ya göründüğün gibi ol ya olduğun gibi, görünmüyorlar...

Sebebi basittir, açar Montesque’nun Kanunların Ruhu’nu okursanız anlarsınız, doğuda ve batıda, iktidarlar toplumu daha keyfince ve daha sorunsuz ve çok daha rahat yönetebilmek için toplumu ‘ilahi yasaların’ ümmet tebaa ve kafir günah gibi inanç kavramlarıyla, yönetirler... Yoksa bu kadar hırsız ve düz yalancının ve iftiracının bir Allah’a inandıklarına ben de sizler gibi inanmıyorum... Sorun, ‘kolay zahmetsiz yönetme’ sorunudur, Halifeliğin icadı, budur...

Çünkü ‘demokrasi’ zor zanaattır...

Onca denetlemeye onca hesap vermeye, onca mahkemeye ne gerek var, tek bir ilahi lider, her şeyi düzenler…

Ve başkanlık (halifelik) için yola çıkan İlahi liderimiz para yedirerek maaş vererek ‘ilahi topluluğun’ önder kadrolarını çalarak çırparak medyaya çoktan sürmüş ve algı operasyonlarına çoktan başlamıştır...

Yemezler pabucumun hünkarı, bu topraklar Anadolu...

Yüzyıllardır ‘insan’ı kutsayan bir gelenekten geliyor...

Yüzyıllardır halifesine zalimine isyan ediyor meydan okuyor..

Bir daha hatırlayalım Nesimi’yi, açıp youtube’u Selda’dan Ahmet Arslan’dan bir daha dinleyelim:

….

‘.. Sıratı müstakim üzere gözetirim rahimi

İblisin talim ettiği yola minnet eylemem…’

….

‘Zerrece tamahım yoktur şu dünya varına

Rızkımı veren Hüda’dır kula minnet eylemem…’

…

‘..Cümlelerin rızkını veren ol gani serdar iken

Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem…’

Ne diyor Nesimi, rızkımı veren Hüdadır, kula minnet eylemem, ne yaptılar Nesimi’ye, derisini yüzdüler, aradan yüzlerce yıl geçti...

Yine kaldığımız yerdeyiz, yine HEPİMİZİN DERİSİNİ YÜZÜLMEDEN kimse bu topraklarda ‘halife’ olamaz isyanındayız..

Bir daha hatırlatalım, Anadolu zavallı sahipsiz kimsesiz kültürsüz geleneksiz medeniyetsiz bir toprak parçası değildir...

Bu toprakların insan ve tasavvuf ve hukuk ve isyan kültürü, dıngılımın Suud bozması halifeliklerine asla müsaade etmeyecektir...

Bu kültürün bir çocuğu olarak, sayın Halife namzedleri, Halifeliğinizi daha oylanmadan şimdiden tanımıyorum, ve başımı Nesimi gibi uzatıyor: ‘İblisin talim ettiği yola minnet eylemem’ diyorum...

Nihat Genç

Odatv.com

[Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...]


Konu slistre tarafından (10.01.2016 Saat 19:17 ) değiştirilmiştir.
slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 15.01.2016, 16:01   #287
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

TERÖR KÖPEĞİNİ KULLANAN AVCI

Sultanahmet'teki terör saldırısından önce Türkiye, Ankara saldırısı ile sarsılmıştı. NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Türkiye'den "terör" saldırılarına "orantılı" karşılık vermesi çağrısında bulunmuştu.

Banu Avar'ın hatırlattığı gibi Türkiye'de büyük eylemler yapılacağını, CIA açıklamıştı! Ankara saldırısından bir hafta önce ABD, Türkiye'deki vatandaşlarına "Ülkeye dönün" diye çağrı yapmıştı. CIA'nın Türkiye uzmanı Henry Barkey de "Şehirler havaya uçacak. Yarın öbür gün İstiklal Caddesi'nde bomba patlarsa ne olacak?" diyordu! Barkey, eylemlerin Türk-Kürt çatışmasına sebep olacağı ve ülkenin bölünmesine yol açacağını iddia ediyordu.

Bu sözlerden Sultanahmet'teki saldırının ne amaçla yapıldığı belli olmuyor mu?

Gerçi, CIA, İstanbul'da turistlere yönelik eylem yapılacağını bildirmişti. Yapılan operasyonlar sonunda Ankara'da iki canlı bomba yakalandı ama İstanbul'da eylem yapan "Suriyeli canlı bomba", önceden tespit edilemedi!

Paris'te yaşanan IŞİD saldırılarından sonra da CIA Başkanı John Brennan, "Bu saldırılar bir defaya mahsus değil. IŞİD'in hazırladığı tek operasyonun bu olmadığını düşünüyorum" demişti!

***

Tayyip Erdoğan, Sultanahmet'teki saldırıdan sonra yaptığı konuşmada "Dikkat ederseniz bu bölgede faaliyet gösteren tüm terör örgütlerinin ilk hedefi Türkiye'dir" dedi.

Tespit büyük ölçüde doğrudur ama "Madem ilk hedef Türkiye'dir, bu örgütleri Türkiye'ye karşı kullanan devletler hangileridir?" sorusu cevapsız kalmıyor mu?

Öyle ya, terör örgütleri bağımsız kuruluşlar değildir. Hepsi devletlerin istihbarat servisleri tarafından kirli savaş aracı olarak kullanılıyor. Türkiye'yi yöneten siyasi ve bürokratik kadro, bunları elbette bilir ama bilmiyormuş gibi hareket ediyor! Bence Türkiye'de ve bölgedeki terörün ortadan kaldırılamamasının asıl sebebi bu pasif tutumdur!

Erdoğan, Ankara'da topladığı Türk büyükelçileri, "Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere terör örgütü ve müzahir kuruluşlarının etkinliği olan yerlerde, bölücü terör örgütünün gerçek yüzünü göstererek söz konusu ülkelerin kamuoylarına hakikati anlatmaktan bizi alıkoyacak bir şey yoktur" sözleriyle görevlendirerek terör destekçisi ülkelere karşı ne gibi bir mücadele verileceğini de göstermiş oluyor!

***

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, "İsmi, amacı, kaynağı ne olursa olsun terörizmle sonuna kadar mücadele edeceğiz, arkasındaki hesapları boşa çıkaracağız. Terörle mücadelede uluslararası dayanışma ve samimiyet şarttır. Terör üzerinden bölgeyi tanzim etme, ülkelere yön verme çabası ham hayaldir" diyor.

Peki ama terör üzerinden bölgeyi tanzim etmekte olan ABD, İngiltere ve İsrail gibi ülkelerle dayanışma yapılabilir mi? IŞİD'i, PKK'yı, PYD'yi kimin kurduğu, dünya kamuoyuna açıklanmadan, terörle mücadele edilebilir mi?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik de "Terör örgütlerinin hepsi bileşik kaplar teorisi gibi birbirini besleyen yapılar. Türkiye bunların tehdidi altında" tespitini yapıyor. Çok doğru da o bileşik kaplar zeminini oluşturan bir güç yok mu?

Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz ise hâlâ, "Terörle bir netice alacağını düşünenler kendilerini aldatıyorlar" diyor. Oysa terörle Afganistan, Irak, Libya ve Suriye paramparça edildi. Sıra Türkiye'dedir. Daha nasıl sonuç alacaklardı?

***

Dünya Müslüman Alimler Birliği Genel Sekreteri Ali el-Karadaği, "İslam ülkelerini ve Arap ülkelerini hedef alan bu saldırılar, güvenlik ve istikrarı hedef alma amacı gütmektedir" diye açıklama yaptı ve Türk halkına "teröre karşı tek yürek" olmaları çağrısında bulundu.

Karadaği de İslam ülkelerini hedef alan devletleri zikredemiyor!

Terör, avcının kullandığı köpek gibidir. Avını sürükleyip avcının önüne atar! Asıl mücadele edilecek olan köpek değil, avcıdır!

Arslan BULUT
YENİÇAĞ

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02.02.2016, 14:51   #288
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Zagros

Yılmaz Özdil (SÖZCÜ)
*******************
İki şehit.
Bir şehit.
Ertesi gün üç şehit.
Henüz onları toprağa bile vermeden beş şehit daha.

*

Her gün.

*

Zagros adı verilen uzun namlulu, dürbünlü keskin nişancı tüfeğiyle vuruyorlar. İki bin metre etkin menzili var, çok güçlü, bin 300 metreden tetiğe basıyorlar, çelik yeleği delip geçiyor.

*

Nerden çıktı bu zagros derseniz?
Sayın basınımız izah ediyor.
“Teröristlerin el yapımı zagros tüfeği, 12.7 milimetre çapında uçaksavar mermisi atıyor, atış mekanizması Kanas suikast silahından, namlusu Doçka’dan alınarak üretiliyor.”

*

Bu haberi okuyanlar ister istemez ne düşünüyor?
Vay be, teröristler keskin nişancı tüfeği icat etmiş!

*

Çünkü sayın basınımız lütfedip düşünmüyor… Böylesine etkili bir silahı icat etmek bu kadar kolaysa, biz niye hâlâ tırışkadan G3’leri kullanıyoruz? Pkk’nın el becerisiyle hallediverdiği teknoloji harikası silahı, koskoca Türkiye Cumhuriyeti akıl edemiyor mu?

*

Birincisi…
Kanas diye bir silah yok, o silahın ismi Dragunov… Rusça Dragunov kelimesine dilimiz dönmediği için, Türkçe “keskin nişancı silahı” denildi. Keskin nişancı silahının başharfleri, kısaca KNS’ye çevrildi. KNS’yi de kanas diye okuyup, sanki markaymış gibi kanas diye uydurdular, senelerdir öyle gidiyor. Genelkurmay bile kanas diyor!

*

İkincisi…
Kanas tabir ettiğimiz tüfek, 7.62 milimetre çapındadır. Doçka ise 12.7 milimetredir. Sanayi sitesinde Mercedes kasaya Tofaş motor monte etmeye benzer. Şekil olarak sırıtmaz ama, netice alamazsın. Kanas’ın atım yatağı, uçaksavar mermisinin basıncına dayanamaz. Atış yapsan bile, keskin hedef vurabilmen imkansızdır. Sıfırlama yapamazsın.

*

Üçüncüsü…
Zagros denilen silahta şarjör yok, şarjör yuvası yok, kıçtan dolduruluyor, her seferinde tek atış yapılıyor. Kundağın her iki tarafında, Doçka namlusundan farklı olarak, yedişer adet delik var, gaz tahliyesi ve soğutmaya yarıyor. Metal dipçik, kauçukla kaplanmış. İyi güzel de… İsabet yüzdesi bu denli yüksek, bu kalitede bir silah, bu hassasiyette, el tezgahında üretilebilir mi? Hangi hammaddeyle, hangi teknik malzemeyle, hangi mühendisle becerdiler bu işi? Diyelim ki, becerdiler… Seri üretimini nasıl yaptılar birader?

*

Peki nedir?

*

Zagros diye bi icat yoktur.
Kanas-Doçka palavradır.
El yapımı falan değildir.

*

BFG-50A’dır.
Amerikan malıdır.

*

Merkezi Florida’da bulunan Serbu Firearms şirketi tarafından üretiliyor. Protitipi 2002’de ortaya çıktı. 2011’den beri satılıyor. Amerikan ordusu kullanıyor. AB üyesi ülkelere ihraç ediliyor.

*

Amerikalı paralı askerlerden oluşan özel güvenlik şirketi Blackwater’ın en sevdiği silahların başında geliyor. Eski adıyla Blackwater, yeni adıyla Akademi, Irak’ta bu silahı kullanıyordu.

*

Suriye’de Işid’e karşı görev yapan Blackwater elemanlarıyla, PYD-PKK’nın cankuş olduğu… Bu silahın Kobani’de kullanıldığı biliniyor.

*

Az personelle, az riskle, çok zarar verdiren bu silah… İlk kez 2012 senesinde Pkk’lıların elinde görüldü. Kandil’de bu silahla poz verdiler, basına servis ettiler. “Zagros tüfeği” dediler. Bizim sayın basınımız da hiç tereddüt etmeden, hiç düşünmeden üstüne atladı. O günden itibaren “el yapımı zagros tüfeği” diye yazılmaya başlandı.

*

2013 senesinde Pkk’lılar Kobani’ye konuşlandı.

*

Asrın liderimiz ve sayın hükümetimiz, Kobani’nin PYD kontrolüne geçmesi için adeta elinden geleni yaptı, kapılarımızı açtı. Takvimde başka gün yokmuş gibi tam 29 Ekim’de, cumhuriyet bayramımızda, peşmerge güçleri topuyla tüfeğiyle topraklarımıza girdi, havayi fişek fırlata fırlata, halay çeke çeke, resmi geçit yapar gibi Kobani’ye geçti.

*

Arazi şartlarına alışık olan, şehir savaşını bilmeyen pkk militanları, Kobani’de idman yaptı. Teorik-taktik eğitim aldı. Gerçek şartlarda uyguladı. Şehir savaşını öğrendi. Göğüs göğüse çarpışmaktansa, hendekler kazmayı, her sokağı, her evi patlayıcıyla tuzaklamayı… BFG-50A’yla az personelle, az riskle, çok zarar verdirmeyi öğrendi.

*

(Bir bacanın deliğine, veya kiremitlerin altına, veya perdenin arkasına kamufle oluyor, 800 metreden 900 metreden tetiğe basıyor, hedefini vuruyor, kaçıyor, duvarları delinmiş koridorlar sayesinde koşarak yan binaya, oradan öbür binaya, oradan öbür binaya geçiyor… 800-900 metreden ateş edilen yeri tesadüfen tespit etsen bile, istersen tankla vur, binayı yık, artık orada kimse bulunmuyor.)

*

Kobani’de öğrendiler…
Sur’da Cizre’de Silopi’de uyguluyorlar.

*

Stratejik ortağımızdan (!) aldıkları silahı, bize karşı kullanıyorlar.

*

Ve, sayın gerizekalı basınımız hâlâ yazıyor, “el yapımı zagros” filan.

*

Maalesef iddia ediyorum… Amerikalılar pkk’ya savaş uçağı bile verse, bizim basın izah eder, “el yapımı F16’yla saldırdılar sayın seyirciler…”

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 21.02.2016, 12:22   #289
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Hendeklere gömülen Yeni Anayasa

Doğu Perinçek (Aydınlık)
-----------------------------

Bir: Türk milletini Anayasadan çıkartmaya kalkmışlardı.
İki: Özerklik yapıp vatanı bölme sürecini fitilleyeceklerdi.
Üç: Tarikatları cemaatleri yasallaştıracaklardı.
Bu üç noktada AKP ile CHP ve HDP arasında üstü örtülü bir anlaşma vardı. MHP ise, yalnız tarikatların yasallaştırılması konusunda bu Cumhuriyet ve Vatan karşıtı anlaşmanın içindeydi.
Anlaşmanın örtüsü ise, “Darbe Hukukunun temizlenmesi” diye özetleniyor. Burada da Ergenekon-Balyoz sürecinden bu yana birlik halindeler.
Dördüncü olarak, Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık Sistemi ısrarı var. Orada ayrılıyorlar, ancak Yeni Anayasa girişiminin esası, Başkanlık Sistemi değil, vatanı bölmek ve Atatürk Devrimini yıkmak.

MİLLETİN PARLAMENTOYA HAPSEDİLEMEYEN GÜCÜ
“Darbe Hukukunu temizleme” adı altında Millî Devletin temellerini yıkma konusunda el ele vermişken, ne oldu da Uzlaşma Masası devrildi?
Burada Türk milletinin Parlamentoya hapsedilemeyen gücünü görüyoruz. Parlamentodaki dört parti, sistem tarafından ele geçirilmiştir. Ama görüyoruz, güçleri yetmiyor. Vatan Partisi’nin 2002 yılından bu yana AKP’nin Yeni Anayasa girişimini cepheden göğüsleyen kararlı mücadelesi var. Millî Anayasa Hareketi (MAH) var. Daha önce Millî Anayasa Forumu’nun Türkiye ölçeğinde örgütlediği direnç var. Türk Ordusunun ve Güvenlik güçlerinin PKK’yı temizleyen büyük mücadelesi var. Bu mücadeleler, bütün partilerin tabanını oluşturan milletin kararlı duruşunu yansıtıyor. Artık söz Türk Milletinindir. Türk Milleti, üstünlüğü ele geçirmiş bulunuyor.

ABD SİLAHIYLA “YENİ ANAYASA” DAYATMASI
Türkiye’nin temelleriyle oynamak öyle kolay bir iş değil. Türkiye, emperyalizme karşı silahla kuruldu.
Silahla kurulan Türkiye’yi yine silahla yıkabilirlerdi. ABD silahlı kuvvetleri, bu girişim sürecinde geldi komşumuz oldu. Önce Irak’ın kuzeyine sonra Suriye’nin kuzeyine yerleşti. Üzerimize silahlandırdığı PKK’yı sürdü ve kaleyi içerden yıkmak için de AKP iktidarını getirdi, tepemize oturttu. Arkasından CHP’yi avucuna aldı ve en son PKK’yı da Meclise soktu.
Aslında Yeni Anayasa, Türkiye’ye Körfez Savaşı’nın başladığı 1991 başından beri ABD silahlarıyla dayatılıyor. Her anayasa gibi, Yeni Anayasa da, namlunun ucundadır. Çünkü bu Yeni Anayasa girişimi, aslında yeni bir devlet, daha doğrusu yeni bir devletçik kurma girişimidir. Nitekim AKP, “Yeni Türkiye”den söz ediyor. “Yeni Türkiye”ye yeni bir anayasa gerekiyordu ve o Yeni Anayasa da ABD silahlarının namlusundan çıkacaktı.

TÜRK MİLLETİNİN NAMLUSU
Ancak bu süreç içinde başka bir namlu ortaya çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Temmuz 2015 günü ABD’nin “Kara gücü” olduğu açıkça belirtilen PKK’ya karşı harekâtlara başladı. Aslında “Yeni Anayasa” girişiminin bozgunu o gün başlamıştır. Hava Kuvvetleri, dağı taşı vurmadı, PKK’yı vururken Yeni Anayasa girişimini de vurdu. Bölücü Terör Örgütü Türk Ordusu ve Polisi tarafından hendeklere gömülürken, “Yeni Anayasa” da hendeklere gömülüyordu.
Yeni Anayasa girişiminin Türk milleti ve vatanını hedef alan maddeleri, PKK’nın talepleriydi. Şimdi o talepler PKK ile birlikte toprağa gömülmektedir. Ve o talepleri hendekten çıkarabilecek güç bulunmuyor. Ancak olay bitmiş değil, Masanın devrilmesi yalnızca ilk devrenin sonucudur.

YENİ ANAYASACILARIN BÖLÜNME SÜRECİ
AKP, özellikle Tayyip Erdoğan, Yeni Anayasa sevdasından vazgeçmeyecek belli.
PKK/HDP, Bölücü Anayasanın asıl sahibidir. O da vazgeçmez.
CHP’nin Neoliberal yönetiminin en son 17 Ocak 2016 Genel Kurultay Bildirgesine bir kez daha bakınız, baştan aşağı AKP-PKK Ortaklığının Yeni Anayasasını göreceksiniz. Sorosçular da görevlerinden vazgeçmezler.
Ancak bu ortaklık, Türk Milletiyle karşı karşıyadır. O nedenle sürekli bölünmek zorundadır.

MİLLET İLE ORDUNUN BİRLİĞİ
Masayı deviren Türk Milleti ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin birliğidir. Türkiye’nin son iki yüzyılına bakalım, Millet ve Ordu yan yana geldiği zaman, Türkiye yeni bir karara yürüyor demektir. O yeni karar, Türkiye’yi bölme ve dağıtma girişimini bozguna uğratmanın ötesinde, Cumhuriyeti yeniden İstiklâl Savaşı temelleri üzerine oturtmaktır.
Türkiye’nin temelleriyle oynamaya kalkanlar, Türkiye’yi ayağa kaldırmışlardır ve şu anda işin daha başındayız. Devamı herkesi şaşırtacaktır.

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 02.03.2016, 11:01   #290
Yazar
slistre
Forumun Bir Parçası
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 30.04.2015
Mesajlar: 613
Memleket: KIRKLARELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 24
İtibar Puanı: 424
slistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi birislistre gercekten iyi biri

Ettiği Teşekkür: 349
202 Mesajına 255 Kere Teşekkür Edlidi
Standart Bahçeli, PKK ile anayasa yapacak!

Böyle bir kepazelik ne yapıldı ne duyuldu!
Türk milliyetçisiyim diyen bir partinin sözde lideri pardon müdürü ayrılıkçı PKK ile anayasa yapmak için aynı masa’da!
Peki bu Bahçeli değil miydi güya HDP ile yan yana görünmemek için 7 Haziran seçimleri sonrasında Meclis Başkanlığını AKP’ye bahşeden?
Oysa TBMM başkanlığı AKP’ye verilmeyip CHP’li Deniz Baykal seçilseydi bugün AKP kadroları bölükler halinde Yüce Divan’da yargılanıyor olacaktı.
Görüldüğü gibi Bahçeli’nin derdi HDP-PKK ile yan yana görünmek değil, her zaman yaptığı gibi AKP’ye stepne olup onu kuyudan çıkarmak!
Söyle Bahçeli, Deniz Baykal’ın Meclis’e başkan olması PKK ile beraber Anayasa yapmaktan daha mı tehlikeli!

Sebahattin Önkibar (YENİÇAĞ)

slistre Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 05:23.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica