Go Back   Aleviweb.com - Alevi Alevilik ve Aleviler Forumu > Aleviler ve Alevilik > Alevi Araştırmaları

Alevi Araştırmaları Alevilik üzerine araştırmalar, teorik yazılar, düşünceler, incelemeler

Cevapla
 
Seçenekler Arama Stil
Alt 16.11.2017, 16:09   #1
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 465
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi


Standart Alevılık bır yasam felsefesıdır, ıslam ıle taban tabana zıttır.

Saygideger Canlar,

ALEVI YASAM FELSEFESI, Suc makinasi Islam tarafindan 1400 yillik cirkin asimile politikalari kismi olarak Ehl-i Beyt yolu ile basarili olmussa da, ALEVI YASAM FELSEFESINI lav etmeye gucu gitmemistir

Ben`de bir cok Alevi gibi, Aleviligin Caferi- Sii Mezsebin bir kolu olup, Hz. Ali ve onun soyunun devami olduguna inandirilmis biriydim.

Bunun baslica nedeni; hic kuskusuz 1400 yildan beri islam tarafindan surudurulen cirkin asimile politikasi, ozellikle yasadigimiz YASSAKLAR diyari Turkiye sirinirlari icinde arasirtirarak dogrulari ve gercekleri bulma gibi bir yapilanma olmadigindan dolayi, zorla adapte edilen, baska bilmiyeceksin, bunu boyle bileceksin!! mantigindan oteye gitmiyen baski ve zulumlerin sonucu insanlar Inandiklari gerceklerden uzaklastirma, kendi inanclarini zorla bir baskasina empoze etme cabasindan baska bir sey degildir.

En basit ornegini Dedelerimiz ve halaa yasiyan insanlarimizin bizzat kendilerinin yasadigi Soykirim, Katliam, Zulum ve insanligin kabul edemiyecegi, Yer yuzunde yasiyan ve yasamis olan, Vahsi dedigimiz Hayvanlardan daha vahsice yapilan yiginlarla uygulamalari, yine zorla bu insanlara toz pembe gosterilmeye, suclu degilmis gibi gosterilmeye, suclu baskasiymis gibi gosterilme vs vs cirkin Hile ve Yalan Politikalari ile gunumuze kadar surdurulmus olup. Kendi katilini sevdirme politikasini ALEVI halki icine yerlestirilme cabasi ile Bol, Parcala ve Yonet onursuzluklarini yiginlarla halklarin uzerinde uyguladiklari gibi.... Alevi Halki Uzerinde`de bu igrenc uygulamalar yasatilmistir.

Ilerici, Aydin, Demokrat ve Butun Duyarli insanlarin, Insanliga yonelik yapilan butun haksizliklara tepki gosterirken, yine duzen tarafindan yetistirilmis veya gorevlendirilmis olup Demokrat, Aydin, Ilerici ve Duyarli forumlarda kargasa yaratmak ve bir yigin olumsuzluklari beraberinde getirmek icin gorevli olan bu duzenin gorevlileri.... burada oldugu gibi baska forumlarda`da ayni gorevlerini yapmaktadir.

Bazilari Alevi olmayip, Alevilikle ilgi ve alakalari olmamasina ragmen, Alevi Yasam Felsefesinde Hizir olgusunun bile olmadigini, bilmedigini, ilk kez duydugunu vs vs soyliyen kisi ve kisiler Alevi oldugunu, Aleviligi bugune kadar boyle yasadiklarini, Aleviligi farkli kiliflar icine koyan bu kisilerin Kominist ve Ateist olduklarini vs vs gibi iddalarla kendilerini Alevi kabul ettirip, yazdiklari yorum ve yazilarla Alevi Yasam Felsefesini Karalama ve Asimile etme politikalarini en iyi sekilde yapan, Duzenin Gorevlileri, gorevlerini yerine getirmek icin butun cabalarini harcamaktadirlar.

Bunlarin cabalari belirli bir yere kadar basarili gorunsede, Alevi Yasam Felsefesinde var olan gercekleri bugune kadar yok edemedilerse... Alevi halkini Camiye gonderemedilerse, Namaz Kildirmadiylarsa, Oruc tutturmadilarsa, Hacca gonderemedilerse.....
Dun oldugu gibi, Bugunden sonra cabalari yine bosunadir.
Islam Yer Yuzunun En Vahsi ve Yobaz Dini iken...

ALEVI YASAM FELSEFESI ILE BIR ALAKASI VARMIDIR ONA BAKALIM.

ALEVILIK NEDIR?

Alevilik : İnsanlığın doğuşundan beri gelen ve menzil nerede bilinmez ama menzile kadar gidecek olan kadim bir yoldur. Bu ne demek? Alevilikte yaradılış yoktur doğuş vardır. Doğuş ilk ne zaman olmuştur? Alevi öğretisi buna cevap veremez. Çünkü bu bilimin işidir. Fakat insanlık tarihini güruhu Naci Naciye ile yani doğuşla başlatır. Neden Adem ile Havva değil? Çünkü Adem inanç söylencesine göre, çamurdan yaratılmıştır, Havva kaburgasından ve şeytan vardır hikayesinde.

Oysa Alevilikte şeytana yer yoktur. Nereden biliyoruz? Şeytan kötülüğün aldatmacanın simgesidir. Kötülük ve aldatmacanın yolumuzda yeri yoktur. Şeytan ikiliğin simgesidir. Alevilikte ikiliğe yer yoktur. O yüzden Cemlere şeytan, herkes giremez. Cemde sorgu sual vardır. Hakk yolundan çıkanlara hesap sorulur. Şeytan insanları yoldan çıkarmak için vardır. Yoldan çıktım şeytana uydum Alevilikte yoktur. Çünkü akıl devreye girer. Yol öğretisi devreye girer. “Hakk Erenlerinin ise dini ve mezhebi yoktur. Yol vardır. Yol din değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Allah’a bağlı değildir. Hakk Erenlerinin Yol’u Hakk’a bağlıdır. Hakk Yol’unda dinin ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda Şeytan’ın ne işi var? Hakk Erenlerinin Yol’unda doğruluk vardır. Yani doğruluk Hakk’tır”
Doğru, iyi, güzel, gerçek olan haktır.

Hakk yolunda yürümekle sorumlusundur. “Hakk, evrenin hakimi doğrudur. Hakk ikrardır”. . (eğilip doğrulmak ile, aç kalmakla, iki yardım etmekle olmuyor) Rızalık razılık öğretisi bireylerin birbirinden razı gelmesi ve rızalık vermesini şart koşar. Bu ne demek kişinin hem kendini hem de toplum içindeki bireyleri denetlemesi demek kötü birine razılık verebilir miyiz? Her zaman yazıp söylerim. Aleviliğin nerden geldiği, tarihsel köklerinin, ne olmadığının zerre kadar önemi yok. Çok basit gibi görünen yol öğretisinin özün dışa yansıması olan sözlerini yani felsefesinin derinliğini doğru kavramak gerekir.

Bunun içinde öncelikle bize verilmiş öğretilmiş değerleri kendi içimizde yıkmalıyız. Araştırmalıyız. Araştırmalarımızı, okuduklarımızı yaşam kültürümüzle karşılaştırmalıyız velhasıl sentez-analiz sentez doğruları alıp yanlışları atabilmeliyiz. Alevi yaşam zor zanaattır. Herkesin harcı değildir. Mangal gibi yürek ister. Bu yüzden Alevilikte yola çağrı yoktur, yola duruş vardır. Kendisine güvenen, gönülden yürekten yolu yürümek isteyenler, ikrar verip, talip olup, yola dururlar.

Aleviliğin doğuş ve birlik yol öğretisi çok doğru kavranılmalı. Yolun özü ve temelidir. Neden Irk,millet, din, inanç-inançsızlık, cins ayrımı yok ? Neden 72 millete aynı nazarda bakarız. Yine söylenceye göre neden eşit.? Neden kırklar cemi büyüğümüz, küçüğümüz bir. Neden sadece insan? Neden bir gömlekte ikiliği, birbirini yemeyi kabul etmez. Yolumuzun temeli üzerine oturmayan hiçbir görüş teori yaşam biçimi alevi öğretisinde uzun süreli olamaz. Popülist ve geçici olmaktan öteye gitmez.

Sonuc olarak Alevi Yasam Felsefesi tarihler boyunca Haklinin, Dogrunun ve Guzel olan her olusumun yaninda yer almis, gendisini gelistirmek ve yenilemek adina insanlik icin dogru olan ve insanliga hizmet eden butun guzellikleri alarak insanliga hizmet etmeyi kendisine amac edinmis bir yasam felsefesidir.

Ne Cennet hevesine nede Cehennem korkusuna kapilmistir, elinin tersi ile itmis,
Cennet denen yerin hayali ve gercekle bagdasmadigini, varsa oyle bir yer Edep ve Erkandan uzak insanligin kabul edemiyecegi bir yasam olup, uckur duskunlerin ve cinsi sapiklarin ihtiyac duydugu bir yer oldugunu.... Eline, Beline ve Diline sahip olanlarin boylesi sapik bir iddadan medet ummasi ve umut bagliyarak hayali bir dunya aramasi INSANLIK ISI olmadigini kavramis olup, Cinsi sapik ve uckur duskunlerine meydan okumustur......

Cehennem denen Iskence haneyi yine elinin tersi ile itmis, Ben zaten senin zulumunden, adaletsizliginden, insanliga yonelik butun haksizliklarindan gerektigi kadar iskence cekiyorum, senin Cehenneminde gorecegim iskence bana viz gelir,
Iskence Insanlik Sucudur. Insanlik Onuru Iskenceyi Yenecektir... slogani ile sozde var olan O Allah`a meydan okuyorsa, Insanlik Kendisini hem Cennetinde hemde Cehenneminde yargilayip hak ettigi yere gonderecektir..... Diyorsa....

DINIM SEVGIDIR.
OKUNACAK EN BUYUK KITAP INSANDIR.
INSANLIKTAN DAHA GEGERLI BIR VARLIK YOKTUR.
YARATAN VE YARADANDA INSANIN KENDISIDIR.
SEVGI VE INSANLIK YOLUNDAN BASKA BIR YOL YOKTUR.
DUSUNCE KARANLIGINA ISIK TUTANLARA NE MUTLU.
BILIMLE GITMIYEN YOLUN SONU KARANLIKTIR.
BENIM KABEM INSANDIR.
BIR OLALIM, IRI OLALIM, DIRI OLALIM.
GELIN CANLAR BIR OLALIM, ZALIME KILIC CALALIM.
HAKKIN VE DOGRUNUN OCUNU ALALIM.
MADDE KARANLIGI, AKIL OLGUSU ILE.
CEHALET KARANLIGI, BILIM OLGUSU ILE.
NEFIS KARANLIGI, MARIFET VE BELINE SAHIP OLMAKLA
GONUL KARANLIGI, SEVGI ILE AYDINLANIR....
HARARET NARDADIR, SACDA DEGILDIR.
KERAMET BASTADIR, TACDA DEGILDIR.
HER NE ARARSAN KENDINDE ARA, KUDUS`DE MEKKE`DE HAC`DA DEGILDIR.

Yukarida saydiklarimiz ve sayamadiklarimizi goz onunde bulundurursak....
Alevi Yasam Felsefesinin;
Tarihi ve Dogusu Savaslarla Ortaya Cikmis, Kendi Inancini Zorla Baskasina Kabul Ettirme Adina, Nice Soykirim ve Katliamlara Imza Atmis, Sozde Allah Adina, Bas Kesen, Kol Kesen, Yakan ve Insanligin Kabul Edemiyecegi Haksizliklara Imza Atan, Islam Denen Suc Makinasi ile Ne Ilgisi Olabilir?

Saygilarimla.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 20.01.2018, 10:06   #2
Yazar
Garipmusasultan
Forumu İyi Bilen
 
Garipmusasultan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 26.04.2008
Bulunduğu yer: Ankara
Mesajlar: 424
Memleket: SİVAS
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 43
İtibar Puanı: 50
Garipmusasultan yakında sevilen bir üye olabilir

Ettiği Teşekkür: 583
261 Mesajına 527 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Forum iyice sahipsiz kalmış bu kişi terör örgütü mensubu ve ermeni çetecidir. Bizzat kendisi forumda itiraf etmiştir. Forum yöneticileri epey zamandır aktif olmuyorlar aktif olduklarında bu kripto ermeni teröristi engelleyiniz.

___________________İMZA___________________
“Allah’ın dini kişilerle tanınmaz; hakkın nişaneleriyle tanınır. Öyleyse hakkı tanı, hakka uyanları tanırsın.”

İmam Ali Aleyhisselam

YA ALLAH YA MUHAMMED YA ALİ
Garipmusasultan Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 28.06.2018, 05:47   #3
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 465
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Alevi ismi, Hz.Ali’den yüzyıllarca sonra ortaya çıkan bir kavramdır.Hz.Ali döneminde ve sonraki yüzyıllarda, tarihsel kaynaklarda Alevi ismine rastlanmaz.Ta ki, 1000’li yıllarda tek tük aydın isimlendirmesi ve 18.yüzyıllardaki genel bir adlandırılmaya kadar(1) .. .

Türkçe, dil olarak özellikle de Osmanlı döneminde Farsça ve …Arapça’dan fazlasıyla etkilenmiştir. Köken olarak Farsça olan Alev kelimesinin Farsça’daki karşılığı ‘Alaw’ dır.’Allawi’ kelimesi, Farsça olarak ‘Işığa ait olan, ateşten olan, ışığa veya ateşe tapan’ anlamlarına gelir(2) .

Konuyla ilgili olarak şunu ifade etmekte yarar vardır. Alevilikte ‘IŞIK / IŞK / NUR’ kavramı, genel öğretinin içinde önemli bir yer tutar. Bunu Alevi nefeslerinde SIKLIKLA görmek mümkündür. Bu konuda sayısız örnek verilebilinir.Zira Kaygusuz Abdal’ın deyişiyle: ‘İnsan Nur-ı Kadimdir.’

Ayrıca Osmanlı döneminde (henüz Alevi isminin bilinmediği dönemlerde) , Osmanlı kaynaklarında Aleviler için ‘IŞIKLAR, IŞIK TAİFESİ, IŞIK İNSANLARI, IŞIK MEZHEBİNDEN OLANLAR’ tanımlamaları kullanılmıştır. Baki Öz’ün bu konudaki çalışmasından bir alıntı yapmakta yarar vardır.

23 Ramazan-Hicri 966-Miladi 1558 tarihli bir padişah fermanı şöyledir;

‘SEYDİGAZİ IŞIKLARININ YOLA GETİRİLMESİNE DAİR

Eskişehir kadısına hükümki; Şu sıralarda mektup gönderip, yüce hüküm gelip, kutlu anlamından kavranıldığı gibi, Eskişehir ve Seydigazi kazalarında yaşayan SEYDİGAZİ IŞIKLARI’nın bazılarının fesat ehli olup, böylelerini yakalayıp, güvenilir…’ (3)

‘Aleviliğin Gizli Tarihi’ adlı eserinde Erdoğan Çınar, konuyla ilgili, Osmanlı belgelerine dayanan bir çok aktarım yapmıştır ve örnekler çoğaltılabilinir. Özellikle de 16.Yüzyıl tarihli bu belgelerde, Alevilere IŞIKLAR dendiği görülmüştür.

Alevi teriminin 18.yüzyıl itibariyle genel olarak kullanılmaya başlanması ve daha önce IŞIK TAİFESİ olarak adlandırılmaları, IŞIK kavramının Alevi öğretisinin en temel öğesini oluşturması (…ki Alevi öğretsinin kalemsiz kitabı olan Nefesler, buna en güzel örnektir) , ALİ isminden ALEVİ sözcüğünün Türk dil kurallarına göre türetilemeyeceği gerçekleri, Alevi isminin konusunda bizi gerçeğe en yakın yerde tutacaktır.

Erdoğan Çınar’ın bir başka tezine göre ise, Alevi terimi M.Ö.2000 yıllarında Anadolu’da yaşamış gizemli bir halk olan LUVİLER’e dayanmaktadır. LUVİLER, Hİtit tabletlerinin okunmasıyla gün ışığına çıkmış bir halktır. Bu konuda Safa Taşkın’ın kaleme aldığı ‘Mysia ve Işık İnsanları’ adlı eserinde şu cümlelere rastlarız;

‘İ.Ö. 2000’li yıllardan sonra Hititlerin bıraktığı yazılı ve resimli belgelerin bizlere tanıttığı Luviler adı verilen halkın, yanlız Anadolu’nun değil, insanlığın derin geçmişi ile ilgili önemli gizler taşıdığı, günümüzde yeni yeni ayırt ediliyor…'(4)

İlginç olan yan ise, Luvi isminin IŞIK anlamı taşımasıdır.Bu sebeple Erdoğan Çınar’ın tezine göre Alevi ismi, LUVİLER’den gelmektedir.

Sonuç olarak, hangi tezin doğruluğuna inanılırsa inanılsın, ALEVİ sözcüğünün ALİ isminden türetilmediği ve türetilemeyeceği açıktır. İster kelime kökünü farsça kabul edip ‘ALAW’ veya ‘ALLAWİ’ sözcüklerinin Alevi teriminin kökenini oluşturduğunu düşünelim, ister LUVİLER’e dayandıralım.Bunların hepsi bilimsel ve nesnel tezler olur.Lakin ALİ’den ALEVİ sözcüğünü türetmek / türediğini düşünmek, bilimsel anlayışa sığmaz ve Turan Dursun’un ifadesiyle ‘MAVAL’dan ibarettir.

Alevi isminin ALİ den türemediği ile ilgili bu iki savı pekiştirdikten sonra, Aleviliğin öğretik tanımına geçebiliriz. Öncelikle Aleviliğin İslami bir mezhep olup olmadığını araştıralım.

Alevilik Bir İslam Mezhebi midir?

Alevi öğretisine genel manada bakıldığında, İslamiyet’in en temel gerek ve şartlarının dışında olduğu görülür. Gerek yaratılış anlayışı, gerek ibadet ve ritüel farklılıkları ve gerek öte dünya inanışı, İslamiyet’ten çok büyük farklılıklar gösterir. Fakat, Alevi deyiş ve öğretilerinde geçen İslami kavramlar dolayısıyla, Alevilik İslam’ın bir mezhebimi yoksa İslam dışı mı olduğu, Aleviler içinde dahi tartışma konusudur.

Bu konu, sadece Alevi öğretisinin objektif olarak irdelenmesiyle bir sonuca bağlanabilir veya gerçeğe yakın bir duruş elde edilebilir.

Şunu belirtmekte yarar vardır ki, Alevilik kapalı bir toplum anlayışına sahiptir.Öyleki ALEVİ olabilmek için, Alevi ana ve babadan doğmak gerekir. Aslında bu bile yetmez ve 4 kapı 40 makam denen öğretiye uygun bir hayat tarzı ile yaşamak lazımdır. Aleviliğin kapalı bir toplum oluşu ve OCAK sistemine bağlı kalışı, Aleviliğin tanımı konusunda yapılan bilimsel araştırmaları zorlaştırır. Fakat bu zorluk, yeterince objektif olunduğunda ortadan kalkar.

Aleviliği araştırmak için, bizzat Alevi öğretisini içinde barından Alevi deyişlerine / nefeslerine başvurmak gerekir.Çünkü Aleviliğin özü, anlayışı, bizzat bu deyiş ve nefeslerde gizlidir. Elbette bu deyiş ve nefeslerin hepsini burada yayımlamaya imkan yoktur.Biz de, belirli başlıklar halinde, nefes ve deyişlerdeki anlamı yorumlayıp, İslam ile karşılaştırmasını yapalım.

Öncelikle inanç kavramının temelini oluşturan Tanrı / Yaratan tanımını incelemek gerekir ki, aslında bilinenin aksine, Alevilik, bu konuda İslam’dan ayrılır.

1) Tanrı / Yaradan: Alevilikte, tanrı konusunda, insanla Tanrı’nın birliğine inanılır. Bu öğreti VAHDET-İ VÜCUD olarak adlandırılır ve ALİ kavramı (dolayısıyla bizzat insan) Tanrı’laştırılır ve deyişlerde Tanrı olarak geçer. Kısacası Alevilikte Tanrı = Ali dir. Ali, insanla ‘bir’ olandır.Mesela şu ünlü Alevi deyişi, Alevilik öğretisini baştan sona tanımlar;

‘Ali şeriatta aslandır
Tarikatta Şah-ı Merdandır
Marifette büyücüdür
Sırr-ı Hakikatte Ali’den başka Allah yoktur'(5)

Alevilik, ‘4 kapı 40 makam’dan oluşur. Bu ‘kapı’ ve ‘makam’ kavramları, her bir Alevi’nin öğretik olarak geçmesi gereken, geçmek için çaba harcaması gereken kavramsal süreçlerdir. Aleviliğin özünü oluşturan ‘Sırr-ı Hakikat’ kapısında ise ALİ ismi, bilinen İslami anlamının aksine Allahlaştırılır ve İslam’ın hiçbir şekilde kabul edemeyeceği bir boyut kazanır.

Kısacası İslam’ın Tanrı’sı Allah, Aleviliğin ise ALİ’dir.Ünlü Alevi ozanı Genç Abdal’dan bir örnek daha vererek, diğer ayrılık noktalarını inceleyelim.

Yoğ iken yerle gökler zelden
Kudret kandilinde pünhan Ali’dir
Kün deyince bezm-i elestten evvel
Alemi var eden sultan Ali’dir

Öyleki bu deyiş, bu ifade, neredeyse Anadolu’nun tüm Alevi Ayin-i Ceminde tekrarlanır ve gerçeğe / ışığa dair yeminler edilir, andlar içilir.

2) Cennet ve Cehennem İnancı: Cennet ve cehennem inanışı, bilindiği gibi İslam’ın en temel inanışlarından biridir. Fakat gelin görünki Alevilikte asla ama asla bu inanışa yoktur ve hayatın gerçekliğini yadsıyan, bilimdışı olan bu inanca itibar edilmez. Tersine Alevilikte insanın cenneti de cehennemi de yaşadığı dünyadır.

Alevilikte, temel konudaki bu felsefe ‘Devriye’ olarak adlandırılan ve insanın kamilleşmesini / olgunlaşmasını öngören felsefeye itibar edilir. İtibar edilmekle kalmaz, Devriye inanışı, Aleviliğin temel taşlarından birini oluşturur.

Devriye, konusunda her ne kadar reenkarnasyon denilen bilimdışı benzetmeler yapılsa da, DEVRİYE inancının reenkarnasyon ile ilgisi yoktur. Devriye inancı, insanın yaşadığı hayatta, daha önce bahsini ettiğimiz 4 KAPI’dan Sırr-ı Hakikate ulaşarak olgunlaşması, Yaradanla / Ali’yle birleşmesini ve BİR olmasını öngörür. Bu birliğin anlamı, insan-ı kamildir.

Bu karşılaştırmadan sonra, Alevilik ile İslamiyet arasındaki büyük fark, derin bir uçurum haline dönüşür ve savlananın aksine bir din ile o dinin mezhebini değil, sanki iki farklı dini karşılaştırma durumu doğar.

3) Evrenin Yaratılışı: Diğer tüm temel inanışlarda olduğu gibi, Alevilik ile İslam, bu konuda da farklı inanışlara sahiptir.İslama göre ‘yerler’ ve ‘gökler'(6) Allah’ın ‘OL’ deyişiyle birlikte 6 günde yaratılmıştır. Alevi inanışında ise bu inanış mevcut olmamakla birlikte, evrenin oluşumu hususunda çok farklı bir inanış mevcuttur.

Alevi inanışına göre evrenin / varlığın oluşumu IŞIK / Enerji ile olmuştur.’İnsan, Nur-u Kadimdir’ inanışı, Alevilikteki varlık ve oluşumun temelidir. Bu inanışa göre insan öz itibariyle ışığa (genel tanımıyla Alev’e) aittir ve ‘ışıktan olan’ dır. Zira ‘Alev-i’ sözcüğünün kökeni, objektif olarak bakıldığında bu inanışla temellendirilebilinir.Bu inanışı, ALİ ismiyle özdeşleştirilir ve Ali, Tanrılaştırılır. Bunu, ünlü Alevi aşığı Devrani’nin bir nefesiyle inceleyelim;

‘Hakk’ın kandilinde gizli nihanda
La mekan elinde sır idi Ali
Künt-ü kenzin esrarı andadır,
Dünya kurulmadan var idi Ali

Feriştahlar kendi munundan oldu
Sen kimsin diye cibrile sordu
Cibril bilemedi kanadı yandı
Ol zaman kandilde Nur idi Ali’

Bu örnekler fazlasıyla çoğaltılabilinir ve neredeyse IŞIK ve NUR kavramları, tüm alevi nefeslerinde geçer.Bir kaç örnek daha vererek, bu konuyu pekiştirelim.

‘Kudret kandilinde bir ışık iken
Ta ol zaman aşık oldum nura ben

(Pervane)

Kandilde nur iken sevmiştim seni
Güzel pirim, sultan pirim, şah pirim

(Genç Abdal)

Ziyasından halk eyledi toprağı
Vücut buldu bu eşyanın menbaı

(Pervane)

Hu diyelim gerçeklerin demine
Gerçeklerin demi nurdan sayılır

(Hatayi)

Kandil asılırken Nur-u meskende
Bülbül idim, gonca gülünde idim

(Yeksani)

Işık oduna yananların
Tüm vücudu Nur olur

(Yunus Emre) ‘ (7)

Neredeyse her Alevi ozanında, Nur ve Işık kavramı önemli bir yer tutar. Bu bağlamda diyebiliriz ki, Alevi öğretisinde Işık, çok önemli bir merkezdir.İnsanın, evrenin, kısacası OLUŞ zincirinin ilk zinciri Nura / Işığa bağlanır ve ‘İnsan Nur-u Kadimdir’ sözü gerçek anlamını bulur.

4) İnsanın Yaratılışı Konusu: Bu inanç temeli de, Alevilikte, İslamiyet’ten çok büyük farklar gösterir. İslam’da insanın yaratılışı kavramı, Alevilikteki mitolojik KIRKLAR benzetmesinden çok farklıdır.Biribiriyle alakası dahi yoktur.

Alevilikte insanın yaratılışı, ‘KIRKLAR MİTOLOJİSİ’ ile anlamını bulurken, İslam’ın kutsal kitabı Kuran’da bu mitoloji asla geçmez..Peki KIRKLAR MİTOLOJİ si ile insanın yaratılışı nasıl olmuştur.Şimdi bu önemli konu ve farka değinelim, ve yine bizzat Alevi öğretisinin özünü içinde barındaran NEFESLER’e başvuralım.

Kırklardan birine neşter vuruldu
Aktı kan, varlığı ispat olundu
Anda hak mevcutta mevcut görüldü
Huvallah çağırdı irfan hu deyü
Kul Himmet

Kırklar; Alevi-Bektaşi mitolojisinde Tanrısal varlıklar olarak geçerler.Yani insanüstü varlıklardır. Efsaneye göre, Kırklar’dan biri birgün Yaradan’a;

‘Sen kimsin? Ben kimim? ‘

…diye sorar ve asi olur.Bu tarif, nefeslerde şöyle geçer;

Yerin göğün binasını kurunca
İptida hidayet arife indi
Sen kimsin, ben kimim diye sorunca
Sorduğu ol demde kana boyandı
Aşık Veli

Bunun üzerine Yaradan’a sorduğu soru yüzünden asi olan Kırklar’dan biri, ondörtbin yıl boyunca firari olarak gezer, kaçaktır. Bu dönem, Alevi-Bektaşi nefeslerinde pervanelik olarak tanım bulur..

Ondört bin yıl kaldım pervanelikte
Sıdkı ismim buldum divanelikte
İçtim şarabını mestanelikte
Kırkların ceminde dara düş oldum
Sıdkı Baba

Pervanelik olarak tanımlanan bu dönemde, asi olan varlık, nefes anlatımıyla ‘yeşil bir kandil’de saklanır.Şunu belirtmek gerekirki, Alevi mitolojisinde kandil, gezegen veya yıldız demektir.

Sorma ne hacet bizleri sofu
Ta ezelden künyede ismimiz vardır
Dünya kurulmadan yüzbinyıl evvel
Ol yeşil kandilde cismimiz vardır
Aşık Devrani

Asi olan Kırklar’dan biri, bu süreç sonunda tekrardan sorduğu soruya yine cevap vererek teslim olur.Verdiği cevap; ‘Sen yaratansın,ben yaratılanım’dır.Bu cevaptan sonra teslim olan ve diğer Kırklar tarafından sorguya çekilip cezası kararlaştırılan Kırklardan biri, böylelikte pervanelik dönemini kapamış olur.

Kırklar meclisinde alınan karara göre, asi olana neşter vurulacak ve kanı akıtılacaktır.Bu kan, Dünya’da seçilmiş varlık olan Güruh-u Naci’ye hayat verecek, böylelikle Yaratan ve yaratılan ‘bir’leşmiş olacaktır.

Yine Alevi nefeslerine göre bu seçilmiş varlığa katılan asinin kanı, Adem’i yaratmıştır.

Adem olup insan içine geldim
Hak nasip eylerse kandan içeri
Behlül gibi kandan kana gezerken
Bir kana uğradım kandan içeri
Virani

Böylelikle Adem de beliren yaratılan ve yaratan birliği, insan soyunun çoğalmasıyla anlamını bulmuştur.Kırklar’ın ilahi varlıklar oluşu ve onlardan birinin kanıyla insanın oluşumu, Tanrı ile insanın ‘bir’liğini oluşturmuştur.

Bu açıklamalardan sonra, tüm önyargı ve tutumlardan sıyrılarak kendi kendimize şunu soralım; ‘Hangi toplumsal süreç ve uygulamalar, Aleviliğin İslam kökenli olmasına rağmen, ondan bu kadar farklılaşmasına sebep olmuştur? ‘

Eğer Aleviliğin kökeni İslamiyete bağlanıp, Aleviliğin İslami bir mezhep olduğu konusu kabul edilirse, hiçbir bilimsel tez, bu sorunun cevabını veremez.Çünkü böyle büyük farkların olduğu iki inanç sistemini karşılaştırdığımızda, birinin diğerinden tarihsel süreçlerle oluştuğunu söylemek bilimdışıdır.

Görünen odur ki Alevilik, bir yön dışında hiçbir yönüyle İslam ile alakası yoktur. Tek ortak yan, bazı İslami kavramların Aleviler tarafından da kullanılmasıdır.

H.Ince

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 13.08.2018, 15:48   #4
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 465
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

ALEVİ AÇILIMLARI ÜZERİNE


Düzenin değişik cenahlardan güçleri, habire Alevileri açıp duruyor ya da Alevi açılımı adı altında,”Alevi-Kızılbaşları düzen içinde nasıl öğütürüz ve düzene yapıştırırız”ın hesabını yapıyor.Alevi-Kızılbaşlar,bu açılımların ve bu açılmaların ne anlam ifade ettiği noktasında oldukça deneyim sahibidirler.Zira Cumhuriyet kuruldu kurulalı zaman zaman düzen geleceği hakkında sıkıştığında hep Alevi Açılmaları yapmıştır.Düzen özellikle ,kendi elleri ile bizzat besleyip büyüttüğü Dinci Gericilik karşısında bir yandan Alevi-Kızılbaşları kendisinden yana taraf yapmak- korku ile karışık öcüyü Alevilere göstererek-;aynı zamanda düzene karşı tepkilerini yine düzen içinde bir başka güce karşı tutarak bir taşla birkaç kuş vurmak amacı taşıdı.Alevi-Kızılbaşları,tarihi geçmişi boyunca kırıp,kılıçtan geçirmiş bir mirasın sahibi olan TC bu mirasın devamlılığından hiç şaşmamıştır.
Sanki Maraşları,Çorumları,Sivasları,Dersimleri yaratan ve yaşatan bu pis ve iğrenç düzen değilmiş gibi Alevileri açımlamaya çalışıp,kullanmaya çalışıyor.İşin enteresan tarafı, bu çabaların yoğunlaştığı zaman,hükümet tamı tamına dinci gericilik kisvesindedir.Ve bu ellerin sahiplerinin üzerinde kan izleri daha 15 yıl geçmemiş ciddi bir katliam ve Sivas orta yerde dururken.Bu gerçekte Alevi-Kızılbaşlar ile alay etmekten başka bir anlama gelmemektedir.Alevi-Kızılbaşlar,hem ciddi bir oy potansiyelidirler ve hem de sistem açısından sübap diye görülmektedirler.”Alevi-Kızılbaşlar, bu aralar kafalarını kaldırıp kendi istem ve talepleri uğruna Ankaralarda büyük eylemler yapmışlardır.Ve giderek sistem dışına çıkma eğilimleri vardır.Bu bakımdan onları susturmak,önlerine oyalanacakları,uğraşacakları ve mümkün kılınabilirse birbirlerine girecekleri bir zemin oluşturulmalıdır.”İşte düzenin hesabı bundadır.Yoksa Alevi-Kızılbaşları sevdikleri !,onların sorunları ile muhatap oldukları ve çözme iradesi göstereceklerinden değil.Nitekim aynı hükümetin Bakanı olan Sait Yazıcıoğlu yine provokatif bir söylemle Alevi-Kızılbaş nüfusunu olduğundan az göstermeye çalışarak sorunu başka yönlere kaydırmak için çaba içine girmiştir.Bakana eğer bakarsanız bu ülkede aşağı yukarı 7 milyon Alevi varmış.O da bilmiyor ya.Atıyor.Sanki 7 milyon ile 25 milyon olsa gerçekte içerikte ne değişecektir ? Zira azınlık-çoğunluk meselelerinin özü sayı ile değil;tamı tamına demokratik bir biçimde haklarını kullanmaları ile ölçülür.Demokrasinin ölçüt,kriter noktası burasıdır.
Bu demektir ki , ne bu hükümet ne de bundan sonraki burjuva düzen hükümetleri;düzen değişmediği ve devrim olmadığı sürece Alevi-Kızılbaşların sorunlarını çözemez.Böyle bir iradeyi gösteremezler.Daha sayılarla ilgili spekülatif değerler üzerinden pis bir politika yapanların sorunun kendisi hakkında zerre bilgilenmedikleri,bilgili olsalar bile çözmek iradesi noktasında tavır alamayacakları dünden bellidir.Ayrıca,sorunun kendisini azınlıklar ve kültür meselesi olarak görmeyip dinsel çerçeve içerisinde boğarak,yine baskıcı ve düzen örgütleri olan Diyanet İşleri Başkanlığı gibi göstermelik ve de tek bir tarikat,cemaat etkinliğinin egemen olduğu bir yapının insafına bırakmak;beri yandan da Cemevlerini kültürel yerler olarak benimseyip ve ardından maaşlı dedeler ile Alevi-Kızılbaşları satın almaya çalışmak ancak ahlaktan,kimlikten yoksun,düşkünlükten yerlerde sürünenlerin işidir ve kesinlikle bu anlamdadır.
Cem Vakfı ve onun liderliğinde öteden beridir Alevi-Kızılbaşları kendi siyasal-sosyal-kültürel amaçları uğruna kullanan Hınzırlar Alevi-Kızılbaşları temsil edemezler,zaten kabul de görmüyorlar.Alevi-Kızılbaşların kendilerine ihanet eden ,”keklik soyundan” Hınzırlara değil;tam tersine yeni Pir Sultanlara ihtiyacı vardır.Alevi-Kızılbaşların sorununu,ancak yeni Pirler çözmek için mücadele içinde yer aldıklarında mesafe alabilirler.Kendi soyunun düşmanı olan “keklik takımından” İzzettin Doğanlar ve hempaları,ancak ve ancak bu düzenin uşaklığında yarışırlar.
Alevi-Kızılbaşlar talep ve istemlerinde nettirler aslında.Bu talepler açık ve nettir.Demokratik bir ülkedeki ,gerçek bir laiklik istemekten başka bir üst talepleri yoktur aslında.Gerçek bir laiklikte,kesin ve net olarak Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurum yoktur.Din dersi zorunlu değildir.Devlet din işlerine karışmadığı- denetleme işlevi dışında- gibi ,din işleri yürütücüsüne maaş da vermez.Devlet,tüm din ve mezheplere eşit mesafededir.Hiç bir din ya da mezhebin kayırılması ve öne çıkarılması gibi bir durum yoktur.İşte Alevi-Kızılbaşların net olarak istemleri bunlardır.
Bu istemler, faşist ve gerici TC rejiminin altından kalkacağı ve karşılayacağı şeyler değildir.Alevi-Kızılbaşlar da bunu kavramak zorundadır artık.Yıllar boyu kendisine kıyım,katliam,redd-i inkar yapan,her fırsatta karalama,aşağılama yoluna giden ,sadece ve sadece sözüm ona “laik” TC’yi korumak uğruna “asker “ etmek isteyenler tarafından hatırlanan,bugünkü faşist-gerici hükümet tarafından da sadece oy ve tepkileri boşaltmak uğruna “açılımlar” yapmak için sahneye konan oyunlara aşinadır Alevi-Kızılbaşlar.Alevi-Kızılbaşların yeni Hınzırlara vereceği prim yoktur.Yeni Hınzırları beslemek,yetiştirmek,devşirmelerle kaybedecek zamanı yoktur.
Alevi-Kızılbaşların emperyalist kapitalizm ile hesapları vardır.Bu aşağılık-iğrenç-karanlık düzen ortadan kaldırılmadan Alevi-Kızılbaşlar,tüm diğer ezilen,sömürülen,baskı altında inletilen milyonlar gibi gün yüzü görmeyeceklerdir.Sözde Alevi Açılımları,mevcut durumda Alevi-Kızılbaşları düzen içinde tutmak,oyalamak,kandırmak,oylarını kazanmak,yeni Hnzırlar ile soyunu tüketmekten başka bir işlev ve amaca sahip değildir.
Alevi-Kızılbaş geleneğinde Hınzırlar değil;Pir Sultanlara yer vardır.Pir Sultanlar Alevi-Kızılbaşların yolunu açmış ve gelenek,kültür,değerler ve ahlakını yaşatmış ve geliştirmişlerdir.Alevi-Kızılbaşlar ,dün olduğu gibi bugün de devrimci değerler,ahlak ve kimliğe yakındırlar.Ve de bundan zerre taviz vermemelidirler.Kendi içinden çıkmış Hınzırlara gereken yanıtı her zaman olduğu gibi bugün de vermelidirler.Hınzırları yaratan,yaşatan,var eden sisteme,düzene karşı mücadele edilmeden Pirlerin yolundan gidemeyeceklerini bilmelidirler.Zaten söylediklerimizin ne kadar doğru olduğunu Alevi-Kızılbaşlar da biliyorlar.
Alevi-Kızılbaşlar,bu ne menem Alevi Açılımlarına yabancı değildirler.Yüzyıllardır bu açılımlar,kıyım,katliam,yok edim,red edim,yok sayma vs oldukları konusundan oldukça net fikirlere sahiptirler.Düzenin bu kirli güçlerinin bile içine sindirmeden,günü kurtarma kabilinden yatıkları bu sözde “açılımlara” ,sayılarla,kelle sayımları ile karşılık vermelerine karşın mücadeleyi yükseltmek,taleplerinin ardında durmak,mücadelede kendileri ile aynı yolda olanlaral buluşmaktan başka şansları yoktur.
İstem ve taleplerinin hepsinin çözümleme yeri ve mercii ,kesin olarak sosyalizm ve komünizmdir.Özgürlük,devrim ve sosyalizm mücadelesi başarıya ulaşmadan ,Alevi-Kızılbaşların sorunlarının çözülmesi,ortadan kaldırılması olanaksızdır.Bu bakımdan Alevi-Kızılbaşların Sosyalizmin kızıl bayrağı altına toplanmaktane ve mücadele etmekten başka çare ve umarları yoktur.Kapitalizme ve onu uşaklarına,hınzırlara verilecek en iyi yanıt ; yeni Pir Sultanlar olmaktır,yaratmaktır.İsyanı,özgürlük,devrim,sosyal izmi,mücadeleyi tek çıkar yol saymaktır.Alevi-Kızılbaşların tüm talep ve istemleri ancak ve ancak devrim ve sosyalizmde çözülebilir.Açılımları açmak ve aşmak görevi;tüm toplumsal mücadele eksenlerinin ötesinde Alevi-Kızılbaşlarındır.AÇILIMLARI AÇMAK,AŞMAK,TAŞMAK,DEVRİMLE KUCAKLAŞMAK ALEVİ-KIZILBAŞLARIN NİHAİ DAVASININ,NİHAİ ÇARESİDİR.PİR SULTANLAR OLUNMADAN HINZIRLAR ORTALIKTA OLACAKTIR.HAYDİ SAVAŞA,MÜCADELEYE….


Mahmut Halil Can (Sendiren)

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.09.2018, 17:20   #5
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 465
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Yaratan ve Yaradanin kendisi olan INSANDIR.
ENEL-HAQ dedikleri icin, Yer yuzunun en vahsi dini olan Islam tarafindan hunarca katledilmisler.
ENEL - HAQ dedikleri icin, Yer Yuzunun En Vahsi Dini Olan Islam tarafindan Karalama, Iftira, Yalan ve Turlu Hilelere Bas Vurarak Igrencliklerini kusmus, kusmaya devam etmektedir...

EY VAIZ EFENDI,
HARABI DERKI DINLE BU NUTKUMU,
BILMEZSIN CUNKU,
BEN OYLE BIR MUKADDES BIR KABE`YIM KI,
KABE GELSIN BENI TAVAF EYLESIN
HARABI.

ISLAM DUNYA TARIHIN EN CIRKEF VE IGRENC DINLERINDEN BIRIDIR.
HAL BOYLE OLUNCA ISLAM DENEN SUC MAKINASINI,
DINI, SEVGI OLAN,
KITABI, INSAN OLAN.
TANRI, KENDISI OLAN
ELINE, BELINE VE DILINE SAHIP OLMAYI TEMEL AMAC EDINEN.
BIR YASAM FESLEFESINI,
CIRKEF VE IGRENC ISLAM YOBAZI ILE UFAK BIR BENZETME, INSANLIK SUCUDUR.

Başlıktaki soruya yanıt verebilmek için evvela Aleviliğin teolojisini incelemek gerekir.

İslamın, Hıristiyanlığın ve Museviliğin dahil olduğu teist dinlerin bazı ortak noktaları vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz;

1- Evrene aşkın, onun dışında ve üstünde, onu tasarımlayarak yoktan yaratan, insan gibi kişiliği, duyguları, düşünceleri olan, insanlarla ilgilenen bir yaratıcı Tanrı anlayışı.
2- İnsanın bu Tanrı tarafından sınanmak üzere dünyaya kovulduğu inancı.
3- Tanrının emir ve yasaklar verdiği, bunlara uyup uymamaya göre günah işlendiği veya sevap kazanıldığı inancı.
4- Tanrıyı memnun etmek üzere onu öven ve yücelten tapınışlarda bulunmak ve bu ibadetleri aksatmamaya dikkat etmek gerektiği inancı.
5- Bu Tanrının başta hukuk alanı olmak üzere çeşitli toplumsal kurallar koyduğu ve insanlardan bunlara uymasını beklediği inancı (teokrasi).
6- Tanrının insanları kıyamet günü bedensel olarak dirilteceği, hesaba çekeceği, benlikleri ölümsüz kılacağı, ödüllendirmek istediği kullarının benliklerini cennet adlı bir yerde yedireceği, içereceği, cinsel ihtiyaçlarını karşılayacağı, dinlendireceği ve cezalandırmak istediği kullarının benliklerini ise cehennem adlı bir yerde sonsuza dek süren bir eziyet ve işkence ile tutsak edeceği inancı.
7- Tanrının, Cebrail adlı bir melek aracılığıyla peygamber seçtiği kullarına cümle cümle vahiyler ilettiği inancı.

Bu inançlar teist dinlerde ortaktır ama başka konularda farklar olduğu için Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam birbirinden farklı dinler sayılır. Alevilikte ise üstte sıralanan temel inançlar dahi yoktur!

Şimdi Alevi itikadına bir göz atalım;

1- Evrene içkin, onun içinde ve onu kendi içinde tutan, onu varından var eden (türeten, südur ettiren, doğuran), benliği olmayan, evrende olduğu gibi insanda da bulunan, insanın kendi benliğini aştıkça erebileceği bir Gerçeklik (Hakikat) inancı.
2- İnsanın benliği dolayısıyla bu Hakikatten uzak düştüğü inancı.
3- Hakikat insanda bulunduğu için onu bilen mürşitlerin (Hak Erenlerinin) daha alt seviyedeki kitlelere öğretmenlik ettiği, değişmez buyrukların olmadığı inancı.
4- İbadetin zorunlu ve Göklerdeki bir Efendiyi övmeyi merkeze alan uygulamalar değil, yola giren kişinin benliğini aşıp algısını geliştirerek Hakikat’i fark etmesini sağlamayı temel alması inancı.
5- Hakikat insanda bulunduğu için teokrasiye yer olmadığı, mürşitlerin yönlendiriciliğinde kendi kendini yöneten bir toplumsal yapı (doğrudan demokrasi) ve Hakikat benliğin aşılmasıyla bulunabileceği için ‘senin-benim’ ayrımının (özel mülkiyetin) olmadığı komünal yaşam.
6- Cennet ve cehennemin mecazi anlatım olup gerçekte olmadığı, kıyametin Hakikate eren kişinin aklında koptuğu, her şeyin ve benliğin silinip her şeyde Hakikatin görülür olmasını ifade ettiği, insanda düşmüş olan Hakikatin kâmil insan olunmasıyla kıyam etmesi (dirilmesi) düşüncesi, Hakikate erenlerin ‘Hakla Hak olacakları’, eremeyenlerin ise tekrar dünyaya gelecekleri (dondan dona geçme – devriye) inancı.
7- Cebrail’in (Cibril) ‘’40’lardan biri’’ kabul edilmesi, bencilce davranması sonucu düştüğü, özünün insana katıldığı, insanda Cibril’in bulunduğu, olgunlaşanların kendi yüreklerinden vahiy aldıkları, daha da pişenlerin Hak Ereni olup Hakla birleştikleri inancı.

Görüldüğü gibi Aleviliğin teolojisinde hiçbir madde Sünniliğe benzememektedir. Sünnilik ve Alevilik iki apayrı dine işaret ediyor. İslam adını kullanmaya kimin hakkı olduğu ise ayrı ve bence lüzumsuz bir tartışmadır. Ada, biçime, zahire takılmamayı temel alan Alevi inancı Sünnilikle farkını koymak için –İslam adını almaya kendisinin hakkı olduğuna inansa bile– bu addan feragat edebilmelidir.

Alevilik, panteist yapısıyla bırakın İslamı, semavi dinler grubunun bile dışında kalmaktadır. Yaratıcı, kişilik sahibi, sınayan Tanrı inancı, cennet, cehennem v.b. inançları ortak olduğu halde Hıristiyanlık ve İslam ayrı dinler sayılıyorken Tanrı-evren-insan ayrımını kabul etmeyen, Hakikati insanda bulan, reenkarnasyona (devriye) inanan Aleviliğin İslam içi görülmesi abesle iştigaldir. Alevilik İslama, örneğin bir Katolik Kilisesinin İslama olduğundan daha uzak kalmaktadır. Kısacası mesele Alevilikte namaz, Ramazan orucu v.b. ibadetlerin olmamasından ibaret değildir. Taban tabana zıt teolojik inançlar söz konusudur. Aleviliğin teolojisi Budizme, Hermetizme, Neo-Platonizme, Hıristiyan Gnostisizmine çok daha fazla benzemektedir ve bunlarla akrabadır.

Gnostisizm çok geniş bir öğretidir. Paganizmde (Hermesçilik, Eleusis, Attis, Adonis, Osiris ve Baküs Gizem Kültleri, Mazdekçilik, Orfecilik v.b.), Hıristiyanlıkta (Valentinyanizm, Katharizm, Bogomilizm, Pavlikanizm, Messalianizm, Marcionizm v.b.) ve felsefi okullar arasında (Pisagorculuk, Platonizm, Neo-Platonizm v.b.) dalları vardır. Bağımsız bazı dinler de (Sabilik ve Maniheizm gibi, ki ‘’Eline, beline, diline hakim ol’’ mottosunun kökü Maniheizmdir) Gnostik özellik gösterir. Çeşitli Gnostik tarikatların öğretileri yer yer birbirine zıtlaşabilmektedir. Anadolu’da Aleviliğin kökü sayılan Babailerin ortaya çıkmasından hemen öncesine dek var olan Gnostik ekol Pavlikanizm idi. Pavlikanlar reenkarnasyona inanıyor, İsa’nın esas amacının Gnosis’i (Hakikat Sırrını) öğretmek olduğunu savunuyor, bu sırra eren herkesin birer İsa haline gelebileceğini iddia ediyor, panteist bir inanç taşıyordu. Onlar kendilerinin ‘’gerçek Hıristiyanlar’’ olduklarını, bu inancın özünü bildiklerini söylüyor ve Kilise dışında ‘dua evleri’ dedikleri yerlerde toplanıp ibadet ediyorlardı. İbadetleri müzikli, danslı ve kadın-erkek karışık oluyordu. Kadınlar erkeklerle eşit sayılıyor ve öğreticilik yapabiliyordu. Pavlikanlar Bizans Ortodoks Kilisesi tarafından sapkınlıkla suçlanmış, ‘dua evlerinde’ ensest ve toplu ilişkiye girmekle itham edilmişlerdi. Tüm bu inanç ve davranışlar, hatta maruz kaldıkları iftiralar size tanıdık geldi mi? Ha bu arada, Pavlikanlar monisttir, ‘’Her şey birdir’’ diye kabul ederler ve et yer, şarap içer, cinsellikten de uzak durmazlardı. (Başka pek çok Gnostik tarikat ise çileci bir yaşam sürdürür, et yemez, evlenmezlerdi).

Alevi teolojisinin kökü Gnostisizmdedir. Alevilik için ‘’İslam zahirini giyinmiş, antik ve evrensel özellikli, 15.yy.’dan günümüze gelen Anadolu Gnostisizmi’’ dersek herhalde en isabetli tanımı yapmış oluruz. Bu inanç özü itibariyle bir felsefedir. Bir coğrafyaya gittiğinde oradaki yerleşik inancın karşısına çıkıp, ‘’Sizin inancınız yanlış, bizimki doğru, hadi bizimkini kabul edin’’ demez. Bu inanç yapısı gereği karşılaştığı diğer inancın içinden hareket eder. Karşılaştığı inancın öğretilerinin aslında bu inancın zahir kısmı olduğunu, özü olmadığını, batın olan özü kendilerinin bilip öğrettiğini iddia eder. Gnostik inanç eski Yunan dinine girip Orfizm adını almıştır, eski Mısır dinine girip Hermetizm adını almıştır, eski Zerdüşt dinine girip Mazdekçilik adını almıştır, Yahudiliğin içine girip Mesih beklentisinden hareketle İsa hikâyesini yaratmış ve Hıristiyanlığı kurmuştur. Son olarak da İslamın içine girip Alevilik olarak karşımıza çıkmıştır.

Bu inançta Hakikat sözlerle anlatılamaz, sembollerle ve alegorik hikâyelerle mesaj verilir. Talip, kabının yettiği kadarını alır. Bu yüzden yerleşik efsane ve dinler bu inancın kendi Hakikatini gizlediği ve anlatmak için kullandığı malzemeye dönüşür. Bu inanç esasında bir felsefedir. Bu inancın uluları (Hak Erenleri) Hakla Hak olmuştur, yani en yüksek seviyede birlenmişlerdir. Ve Hakka erme kapısı herkese açıktır. Yani bu inanca göre herkes bir İsa, herkes bir Ali olabilmektedir. Tam da bu yüzden, yani yerleşik dinlerdeki peygamber figürlerini esasında birer eren kabul etmesinden ötürü bu inanç tüm dinleri onların özünü temsil etme iddiasıyla birleştirme yöneliminde olan, böylece her dini makbul görebilen, senkretik (bağdaştırmacı) bir özellik taşır.

Buna göre dinler kabuktur ama aynı özü taşırlar, bu da Gnosis’tir. Gnosis, Alevilikteki ‘Sırr-ı Hakikat’in tam karşılığıdır; kendinin bilgisi, Tanrının bilgisi ve her şeyin bilgisi gibi anlamlara gelir. Sezgiye dayanır. Bu inancın bilenleri (mürşitleri), söz konusu inancı daha alt seviyedekilerin anlaması için hikâyelendirmişlerdir. Bunu yaparken mevcut hikâye ve efsanelerden, eski dinsel anlatılardan yararlanmışlardır. Bu noktada felsefe dinleşir. Üst kapılarda (inancın esasında) felsefe olan ‘şey’, alt kapılardaki insanların algısında din hüviyetindedir. Bu durum bu inanç için, din sahibi olmanın çok önemli olduğu eski zamanlarda bir kalkan görevi de görmüştür. Fakat bu inancın kendini kendi özüne göre tanımlaması ve günümüze uygun biçimde, korunma kaygısını aşarak daha açık davranması gereklidir.

Bu inanç bir din olmayıp dinler üstü bir felsefe olduğunu ilan etmelidir. ‘’Bizim için her din makbuldür’’ (Yunus Emre) demek ile ‘’Bizim için hiçbiri makbul değildir’’ demek arasında mantıken fark yoktur.

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Alt 29.09.2018, 17:21   #6
Yazar
Raya Haq
Forumu İyi Bilen
 
Bilgiler

Üyelik tarihi: 10.10.2016
Mesajlar: 465
Memleket: TUNCELİ
Cinsiyet:
 
Fikirler Tecrübe Puanı: 12
İtibar Puanı: 10
Raya Haq iyi yolda gözüküyor

Ettiği Teşekkür: 13
30 Mesajına 32 Kere Teşekkür Edlidi
Standart

Gayrıdır her milletten
Şu bizim milletimiz
Hiçbir dinde bulunmaz
Din ve diyanetimiz
Yunus Emre

Bir de Harabi’nin meşhur Vahdetname’sine göz atalım mı?

Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk’a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik

Kendisinin ismi henüz yok idi
İsmi şöyle dursun cismi yok idi
Hiçbir kıyafeti resmi yok idi
Şekil verip tıpkı insan eyledik
Edip Harabi

Harabi henüz Allah da yokken ‘biz’ dediği Hak Erenlerinin var olduğunu anlatıyor. Yani benliklerin ötesinde olan ve kişileştirilemeyecek olan Hakikat’i erenlerin –kitleler anlasın diye– kişileştirip Tanrı-Allah haline getirdiklerini ‘şekil verip tıpkı insan eyledik’ diyerek belirtiyor. Yani Allah (ve dolayısıyla din kapısının) gerçek olmadığını, algı seviyesi arttıkça bunların aşılacağını anlatıyor. Vahdetname’nin devamında peygamberin hikâyelerini de hep Hak Erenlerinin oluşturduğunu açıkça anlatıyor. Her şeyin Birliğini fark etmeyi temel alan Kadim Gnostik Felsefe, kendi üstatları eliyle kitlelere hikâyeleştirilerek sembollerin ardından sunulup dinleşiyor. Ama din burada bir kabuk olmanın ötesine gitmiyor ve her din aynı Hakikat’i gizleyen bir kabuk olarak kavranıyor. Dolayısıyla Alevi yolunu herhangi bir dinin (örneğin İslamın) içine sıkıştırmak mümkün değil. Bu felsefe yapısı gereği tüm dinleri içeriyor ve aşıyor. Alevilik İslamın değil ama İslam Aleviliğin içindedir; tıpkı Hıristiyanlık, Musevilik ve Paganizmin olduğu gibi!

Üstte bu inanışta Hakka eren herkesin bir İsa veya bir Ali olabileceğini söylemiştim, örnekleyeyim;

Pir Sultan’ım şu dünyaya
Dolu geldim dolu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Ali’yim Ali benim
Pir Sultan

Ayine tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
Nazar eyledim özüme
Ali göründü gözüme
(Şahkulu Dergâhı son Postnişini Mehmet Ali Hilmi Dedebaba)

‘’44. … O yerden biraz görürsen ondan olursun. Ruhu gördün ve Ruh oldun. Mesih’i gördün ve Mesih oldun. Babayı gördün ve Baba olacaksın. Böylece (burada) her şeyi görüyorsun fakat kendini göremiyorsun. Fakat (orada) kendini göreceksin; ne görürsen o olacak(sın).’’ (Gnostik Filip İncili)

Hakikatin insanda bulunması ve insanın tanrılaştırılmasını örnekleyelim;

Adem’de tecelli eyledi Allah
Kıl ademe secde olma gümrâh
Nesimi

Gnostik inançta Hakikate Erenler gerçeklik üzerine ve yol göstericilikte rehber olurlar. Hakikati kişileştirip Allah eden ve dinlerin hikâyesini yazan onlardır. Dolayısıyla onların sözleri (Kelam-Logos) birer ayet sayılmaktadır. İsa’nın beden almış Tanrı Sözü (Logos) sayılması bunu ifade eder. Alevilikte de benzer bir durum vardır. Örnekleyelim;

Gönül ne gezersin kırda bayırda
Dört kitap içinde Kur’an sendedir
On altı ağ hattı, on altı kara
İncil, Zebur, Tevrat, Furkan sendedir
Harabi

Ol kadir-i kün felakun, lutf edici Rahman benem
Kesmeyen, rızkını veren, cümlelere sultan benem

Hem batınem hem zahirem, hem evvelem hem ahirem
Hem ben Ol’um hem Ol benem, Ol kerim ü süphan benem

Yoktur arada terceman, andaki iş bana âyan
Bin bir adı vardır Yunus, ol sahib-i Kur’an benem
Yunus Emre

Ey vaiz efendi Harabi der ki
Dinle bu nutkumu bilmezsin çünkü
Ben öyle mukaddes bir Kâbe’yim ki
Kâbe gelsin beni tavaf eylesin
Harabi

Osmanlı döneminde ‘millet’ sözü dinsel cemaatleri ifade ediyordu. Örneğin ‘’İslam milleti’’ ifadesi gibi… ‘’72 millete bir nazarda bakmak’’ demek, tüm dinleri aynı görmek demektir. Böyle bir inancı sadece bir dinin içine (İslam’a) sıkıştırmaya kalkmak bu inancı anlamamaktır. Alevilik İslam içi değildir. İslamdan çok daha eskidir. İslamın Allah’ını kendi erenlerinin kurguladığını ima etmektedir. Hal böyleyken nasıl olur da Sünnilik ile aynı din çatısı altında görülebilir?

Sonuç: Alevilik İslam içi değildir. İslamdan ayrı, tüm dinleri içerebilecek ama hepsinden gayrı, bambaşka bir felsefesi olan bir inançtır. Bence kendine özgü bir din saymak da tam doğru olmayacaktır. Din dışı bir felsefe saymak daha yerindedir. Zira dinlerin tanrısını dahi kendi Hakikat algılarının kişileştirilmesi olarak görmeyi ima etmektedir. Hak Erenleri bir tür “filozof-öğretmenlere” benzemektedir. Zaten mürşit olmanın anlattığı da bu değil mi esasında?

Fırat Bayram

Raya Haq Ã?evrimdıÅ?ı   Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler Arama
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:15.


Powered by vBulletin® Version 3.7.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Yazılan yazılar ve yayınlanan resimlerin tüm hakları yazan kişiye aittir. Site hakları Aleviweb.com adına saklıdır.

Yandex.Metrica